İki inşaat işçisinden tarih bilinci edinmek.. Roma, Bizans ve Osmanlı tarihleri.. Okuya okuya…

36

Londra’daki King’s College İngiltere’nin üçüncü en eski üniversitesi olmasıyla övünür. Bir diğer özelliği ülkesindeki üniversiteler sıralamasında ilk 10’a girmesidir. Her alanda üst düzey insanlar yetiştirmesiyle de ünlüdür King’s College.

Onu konu olarak seçmemin sebebi biraz garip, ama yine de anlatayım: 

Üniversitede tamirat yapılmakta, bu sebeple koridorlarında sürekli ustalar koşuşturmaktadır. Öyle bir gün hocalardan birinin kapısı çalınır, içeriye inşaat işçisi oldukları her hallerinden anlaşılan iki kişi girer. Hoca elden geçirilme sırasının kendi odasına geldiği düşüncesiyle biraz tedirgin olur. “Yok, yok” der iki usta ve dertlerini hemen anlatırlar.

Hocanın odasının kapısında ismi ve altında da ‘Bizans Tarihi Profesörü’ ibaresi yazılıdır. İnşaat işçisi o iki kişi, Bizans’ın okutulacak ne gibi bir tarihi bulunduğunu merak etmişlerdir. Biri “Türkiye’yi mi okutuyorsunuz?” diye de sorar. 

‘Bizans’ Türkçe’de olduğu gibi dünyanın bütün dillerinde de ayak oyunları, dessaslık, karanlık ilişkiler gibi anlamları yansıtmak amacıyla kullanılan bir sözcüktür; belli ki, ustalar Bizans’ı öncelikle bu anlamıyla algılamış, sonra da düşününce İstanbul ve Türkiye ilişkisi de kurmuştur. İşte o kadar. Merakları onları odanın sahibine “Ne okutuyorsunuz?” sorusunu yöneltmeye sevk etmiştir.

Prof. Judith Herrin iki ustayı oturtur ve onlara Bizans’ın tarihini özet olarak aktarır. Konukları anlatılanları kavradıktan sonra, kalkarken, “Neden bunları yazmıyorsunuz?” diye sorarlar…

Tabii Bizans ve tarihiyle ilgili onlarca belki yüzlerce bilimsel kitap vardır; ancak Prof. Herrin iki inşaat işçisinin ne demek istediklerini anlar; onlar kendilerinin de anlayabileceği şekilde yazılmış bir tarih kitabı istemektedirler.

‘Bizans: Bir Ortaçağ İmparatorluğu’nun Sürpriz Hayatı’ (Byzantium: The Suprising Life of A Medieval Empire) kitabı Judith Herrin imzasıyla beş yıl sonra kitapçı vitrinlerinde yerini alır.

Reklam

[Bu arada. Prof. Herrin Bizans’ın ‘ayak oyunları’ ve ‘dessaslık’ ile ilişkilendirilmesinin hatalı olduğu kanaatindedir. Bizans’ta olanın diğer coğrafyalarda ve günümüzde yaşanan o tür olaylardan daha ileri olmadığını kayda geçirir.]

Roma’dan Bizans’a okuma yolculuğum

Önce Roma İmparatorluğu dönemini merak etmiş ve konuyla ilgili kitaplarda yolculuğa çıkmıştım. İlginç bir serüvendir Roma İmparatorluğu’nun tarihi. Dünyanın bu ilk ve belki de günümüze kadar en geniş alanı işgal etmiş en büyük imparatorluğu herbiri değişik özelliklere sahip yöneticilerin elinde sınırlar aşırı bir büyük askeri varlığa dönüşmüştür. Merkez Roma olsa da hakimiyeti bizim coğrafyamıza kadar uzanmıştır.

Herbiri ‘Sezar’ diye de anılan imparatorların hayatını okurken günümüzde değişik ülkelerin yönetimlerinde onların karakter izlerini keşfetmek bana keyif vermiştir.

Bizans, bilindiği gibi, ‘Doğu Roma’ adıyla da anılır. Arada yakınlarda kaybettiğimiz tarihçimiz Prof. Halil İnalcık’ın ‘Tarihe Düşülen Notlar’ adıyla iki cilt halinde toplanmış değişik dönemlerde yayınladığı makaleleri ve bilimsel toplantılarda yaptığı konuşmalarından oluşan kitabında, hocanın Bizans’la ilgili tespitleriyle karşılaşınca, Roma’dan sonra sıranın ona geldiği kanaatiyle, adı beni çağıran Prof. Herrin’in kitabını okumaya başladım. Daha kitabın girişinde anlattığı iki inşaat işçisiyle görüşmesini de önemsedim.

Prof. Herrin hem tarihçi, hem arkeolog. Ülkemizde de bazı arkeoloji çalışmalarına katılmış. İstanbul’daki Kalenderhane Camii onlardan biri. Tabii o çalışmayı yürütürken esas ilgi alanı olan Bizans’ı ve İmparator Konstantin’in kenti İstanbul’un tarihine dönük araştırmalarını da sürdürmüş.

Yaşadığımız kentin Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilene kadarki tarihini neden merak etmeyiz ki?

Tarihimiz yanlışlarla dolu

Reklam

Halil İnalcık 2011 yılında Ankara’da düzenlenen bir bilimsel toplantıya sunduğu tebliğinde, açıkça, tarihimizin yanlış yazıldığını birkaç kez vurguluyor. “Osmanlı tarihi” diyor İnalcık, “Bir bakıma Bitinya’dan Çanakkale Boğazı’na, İstanbul Boğazı’na ve İstanbul’a hakim olmak için yapılan mücadelenin tarihidir.” Osmanlı devleti kurulur kurulmaz gözler Boğazlar’a çevrilmiştir. “Boğazlar o devirde Bizans için Karadeniz’deki kolonileri dolayısıyla çok önemlidir” diyen Prof. İnalcık, fethe kadar geçen sürede Osmanlı-Bizans takışmalarını ayrıntılı biçimde anlatıyor. Sonra da şu tespitini paylaşıyor:

“Fakat Boğazlar’ı geçiş ve Avrupa’da yerleşmeyle ilgili gelişmeler maalesef tarihimizde ‘bir mehtaplı gecede, kırk gazi, bir sala binmişler, ilk defa bir Bizans kalesini almışlar ve Trakya’yı, oradan da Avrupa’yı fethetmişler’ şeklinde gülünç masallar ve hurafelerle yer almış durumdadır.”

Gerçekten de öyledir.

Aynı konuşmada Prof. İnalcık, Türkiye ile Rusya arasındaki Boğazlar eksenli çelişkiye de işaret etmek ihtiyacı duyar. Konuşmasını “Bugün Türkiye stratejik bakımdan Osmanlı’nın sahip olduğu imtiyazlı durumdan çok uzaktadır” tespitiyle bitirir (s. 131).

Roma İmparatorluğu hakkında fazla bilgimiz yok. Bizans hakkında da bilgimiz o iki İngiliz inşaat işçisinden pek farklı değil. Dahası, Osmanlı tarihi hakkında bildiklerimiz de yanlış.

Galiba siyasi hayatımız bu yüzden pek parlak değil.

ΩΩΩΩ

36 YORUMLAR

  1. Bugün “Bakan” düzeyinde olan insanlar ilkokul seviyesinde tabiri içinde engelli diye tabir edilecek söylemlerde bulunuyor.. Tüm haber kanalları, yazarlar, sosyal medya herkes dalga geçiyor yazık değilim bu güzelim memlekete.

  2. Arkadaşlar hepimiz aynı geminin yolcusuyuz.. Batarsa da hepbirlikte batarız.. Şu nki mevcut durumda; TV kanalları milleti uyutur içerikler yayınlıyor, haberler sanki çok iyiyiz gibi programlar yapıyor.. Millet olarak bizde sadece tartışıyoruz.. Çözüm üretme iz gerek çözüm.. O NE DEMİŞ BU NE YAPMIŞ DEMEKLE OLMUYOR.. BİRİLERİNİN ÖNCÜLÜK EDİP ÇÖZÜM YOLUNU BULARAK BU SIKINTILI BUHRANDAN KURTULMALIYIZ.. başka çaremiz yok.!!!

  3. Toplumunun ozunu benligini boylesine asagilamak nedendir anlayamiyorum.Size bir iki ornek vereyim .
    Biz kis aylarinda yabani hayvanlar ac kalmasin diye kasabanin disinda belli noktalara yiyecek birakacak kadar dusunceli bir toplumuz.
    Biz eskiden kervansaray vb yerlere kutu koyarak icersine ac insanlar utanmadan karinlarini doyursunlar diye para birakan , ihtiyac sahiplerinin de sadece karin doyuracak kadar icersinden para aldigi bir milletiz.
    Bu sikintili gunlerimizde 5 milyon Suriyeli kardesimizi sirf zarar gormesinler diye ensar muhacir anlayisiyla sahip cikan bir milletiz.Hangi bati ulkesi kac kisiyi barindirdi.Adamlar ulkelerine gelmesinler diye kanun cikarip insanlari olume terkettiler.
    Siz milyonlarca yahudiyi firinlarda yakan almanlar veya kizilderelileri kokten yokeden abd ve benzerlerine ozenip ecdad ve asliniza boylesine saldiriyorsaniz size soylenecek bir sey bulamiyorum.El insaf

  4. Dün akşam 19.00 sularında siteye girdiğimde 6 yorum vardı.22.30 sularında bir daha girdim 24 yorum gördüm,sevindim.Fakat yorumlar sağlam bilgiye dayanıp,üzerinden fikir geliştiriliyorsa faydalı oluyor.Kulaktan dolma bilgilerle yapılan (veya bilgi eksikliği olan konuda sırf akıl yürütmeyle yapılan) değerlendirmeler -yorumcu ne kadar zeki olursa olsun,kalemi ne kadar kuvvetli olursa olsun,egosunun verdiği hamaset,cerbeze ne kadar kuvvetli olursa olsun,-tatmin edici olmuyor.Birşey yazmadan yatmak istedim,fakat uyuyamadım.Bazı yazılanlar kafamı sürekli meşgul edip duruyordu. Baktım hiçbir şey yazmasam uyuyamayacağım,bir iki satır da olsa karalayayım dedim.

    Tarihin bilinmesinin en önemli faydalarından biri ibret teşkil etmesi,geçmişten çıkarılan derslerle benzer hatalara düşülmemesine yardımcı olmasıdır.Tarih geçmişin doğrularıyla,yanlışlarıyla değerlendirilip muhatabına bir muhasebe imkanı sunar.Doğru veya yanlışları da sağlam bilgi kaynaklarından öğreniriz.Peki biz böyle mi yaparak hüküm kuruyoruz?Maalesef ki hayır!O halde şunları söylemek zorundayım:

    Kusura bakılmasın ama”Tarih okumama gerek yok “diyerek 600 yıllık tarihin en büyük devletlerinden birini,yıkılma döneminde küçük bir köyde yaşayan Femo ana gibi insanlardan dinlediklerimizle ilkokulda oluşturduğumuz tezler üzerinden değerlendirmek haksızlıktır.Günümüzde yaşadıklarımızı ve bize bunları yaşatanları geçmişe örnekleyerek bunun üzerinden geçmiş hakkında yüksek perdeden genellemeler yapmak haksızlıktır.Her olay kendi şartları üzerinden değerlendirilir ve “kimse kimsenin günahından/suçundan sorumlu tutulamaz”(Fatır 18,Necm 38).

    Yine 600 yıllık sürecin farklı farklı dönemlerinde çok farklı askeri,politik…uygulamalar olduğunu gözardı edip teke indirgeyip genellemek haksızlıktır.Bazı yanlış uygulamaları esas alıp bütünü yanlış ilan etmek haksızlıktır. Gayrimüslimlerden vergi alınmadığını söylemek doğru değildir.1402 Ankara savaşına kadar devlet içerisinde kardeş mücadelesinin olmadığı hatırlanmalıdır.Fetret dönemi mücadelelerinin sonrasında devlet ve toplumun güvenliği kaygısıyla İstanbul’u fetheden komutan olarak sahih hadisle övülen Fatih’in çıkarttığı kanunnameyi savunacak değilim,keşke olmasaydı, ama belli bir sıkıntı vardı.Ortaasya kültüründen gelen kardeşler arası iktidar mücadelesinden kaynaklı bir iç savaş sürekli devam edip duracaktı.Bunun uygulaması da sadece Yavuz ve Kanuni dönemlerine münhasır kaldı diye hatırlıyorum;1.Ahmet’le birlikte uygulama kaldırıldı.Bu sınırlı (tasvip etmediğim) uygulamayı “kan içmekten zevk alan”diye tasvirleyip genellemek haksızlıktır,manevi sorumluluk ta gerektirir.
    Osmanlı’nın ilk dönemlerinde savaşlarda Hristiyan unsurlar da kullanılmıştır.Son dönemlere kadar da zaten maaşlı özel askerler vardı.Yıkılma döneminde mecburiyetten vatandaşlar savaşlara alındı ve bu da padişahın keyfi için değil,ülke savunması içindi.

    Osmanlı’nın doğruları da vardır,yanlışları da.Keşke tüm halka yönelik sağlam bir eğitim sistemi kurabilseydiler;benim görebildiğim en önemli eksiklerden biri bu,eğitimin yaygınlaştırılamaması. Eğitim yaygınlaştırılsa kültürel,bilimsel,teknolojik gelişmeler de peşinden gelirdi.O dönem için padişah kardeşlerinin yönetime farklı statülerde dahil edilmeleri de kazanç olurdu.Keşke padişah etkisinin daha az,daha güçlü (olumsuz uygulama sonuçları asma/kesme sistemi olmayan)sağlam istişare Meclisleri kurulabilseydi vs.bilindik şeyler…

    Sonuç olarak bilgi önemlidir.Sınırlı çevremizin,sınırlı bilgiye dayalı dar görüşleri genelleme yapılacak objektiviteye sahip değildir ve işinin uzmanlarınca da ciddiye alınmaz.Hak,haktır.Yiğit öldürülse de hakkının verilmesi Onun hakkıdır;aksi durumsa haksızlıktır.Bile bile hakka girmek te manevi mesuliyet gerektirir.İsteyen bana istediği gibi de kızabilir;içimde tutmanın sıkıntısını yaşayamazdım.Vesselam.

  5. Bizans
    Kur’an Rum Suresinde Bizans’ı anlatır ve onu bizden sayar. Perslere farklı mağlupken galip geleceğini bildirir. Osmanlı İmparatorluğu Bizans’ı yıkmamıştır. Bizans Justinianus’u yetiştiren bir imparatorluktu. Ayasofya tüm İslami mabetlere örnek olmuştur. Roma hukuku İstanbul’da oluşmuştur.
    Türkler Avrupa’ya Bizans’ı korumak için girdiler. Bizans’ı fetheden Fatih kan akıtmamıştır. Bizanslıların tüm özgürlüklerini korumuştur. Hala İstanbul’da onlar en varlıklı kimselerdir. İmparator intihar etmiştir. Etmeseydi onu elbette Fatih öldürmeyecekti. Birçok alim Roma’ya gitti. Biz Rumlarla kardeş kardeş yaşadık. Hala da yaşıyoruz.
    Biz Anadolu’da yaşayanlarla uygarlığı kurduk. Sermaye bunları yanılttı. Bizimle savaştırdı. Sonra da onları Türkiye’den uzaklaştırdı.
    Bizim yapacağımız nedir?
    Nasıl Osmanlı hanedanının Türkiye’ye gelmesine izin verdiysek Türkiye’den tehcir edilen Rum ve Ermenilerin de Türkiye’ye dönmelerine, işyerleri kurmalarına ve iş hayatımıza katılmalarına izin vermeliyiz. İsteyenler yeniden vatandaşımız olabilmeliler. Aralarında anlaşarak İstanbul yeniden Ortodoksluğun merkezi olmalıdır. Ben Ayasofya’nın müze olması yerine kilise olmasını tercih ederim. Sermaye mabetlerimizi müzelere dönüştürdü. Biz tekrar mabetlere dönüştürmeliyiz. Mabetler arasında savaş değil barış esas olmalıdır.

  6. “İnsan kendini beğenmezse çatlar.” şeklinde bir atasözümüz var.Bu atasözümüzün doğruluğunu sabahki yorumuma cevap yazan hamza akyol isimli yorumcunun haline bakınca anlıyorum.

    Nurdan isimli yorumcuya bakınca daha da iyi anlıyorum.

    Atalarımız boş konuşmamışlar vesselam.

  7. Fehmi bey merhaba! gündem dışı konular seçme becerinize şapka çıkarıyorum. Gerçekten de bu konuda çok iyisiniz.
    – Yukardaki cümlemi övgü olarak mı yoksa yergi olarak mı alırsınız bilemiyorum.
    – Ayrıca, nerdeyse hiçbirşey söylemeyip, pekçok şey söylemiş olma yeteneğinizi de takdir etmiyor değilim. Belki bu ifade; okurlarınız, yazılarınızda, kendi düşüncelerine yakın düşünceler buluyorlar, diye de ifade edilebilir.
    – Fakat yukardaki yeteneğiniz, okurlarınızın beyinlerini zorlayıcı bir işleve dahil değil maalesef. Okurlarınız, daha önce ne düşünüyorsa yine aynılarını düşünüyorlar, aynılarını yazıyorlar. Düşüncelerinin yanlış olabileceği konusunda herhangi bir şüpheye düşmedikleri gibi, sizin yazınızı okuyup, düşüncelerini daha sağlam temellendirme ihtiyacı bile duymuyorlar. Bu durum sadece troller için değil, diğer okurlarınız için de geçerli bir durum maalesef. Kuşkusuz ki, bir yazı ile okurların doğrularından şüpheye düşmesini sağlamanızı beklemiyorum. Bunu çok az kişi, çok nadir durumlarda yapabilir. Fakat, yazılarınızın içinde öyle şeyler olmalı ki, okurlar, kendi düşüncelerini ifade ederken daha bir beyinlerini zorlamalı, diye düşünüyorum.
    – Yukardaki tespitlerim, güncel olan konular için olduğu kadar, güncel olmayan konular için de geçerli.
    – Yazdıklarımın hepsinin birtek istisnası var o da akpye dokunan yazılarınız. Akp’ye dokunan konularda hem daha net düşünceler ortaya koyuyorsunuz hem de sizi okuyanlar, trolleri de dahil, sizin yazdıklarınızı doğru anlayıp, kendi düşüncelerini daha bir temellendirme ihtiyacı duyuyorlar. Beyinlerini bir miktar yormak zorunda kalıyorlar ama çok çok az bir miktar çünkü o konudaki yaklaşım zaten ortamalı olmuş. kişiye has bir yönü kalmamış.
    – Sizi, birkaç yıldır takip ediyorum. Daha önceden de bu şekilde mi yazıyordunuz bilemiyorum.
    – Sizin yazınızdan bağımsız olarak, tarih konusunda söylenecek, yazılacak yığınla şey var:
    – Bu yığınla şey içinde en önemli konu: tarihe yaklaşımımız, tarihten beklentimiz. Tarihten beklentimiz üzerinde düşünmemiz gerekir. Tarihe niçin ihtiyacımız var, neden bilmeliyiz, tarih neden önemli vb. sorulara cevap aranması gerekir diye düşünüyorum.
    – İşin bu yönünü gerçekten doğru zemine oturtabilsek, tarihi yanlış da bilmeyiz, tarihten doğru sonucu da çıkartırız, doğru dersi de alırız.
    – Tarihten beklentimizi doğru zemine otutturduğumuzda; “bizim tarihimiz değil” diyerek eti, hitit, urartu, likya, lidya, bizans vb.lerini ötekileştirmeyeceğimiz, hor davranmayacağımız gibi, bizim tarihimiz olarak gördüğümüz osmanlı, selçuklu vb eserlerinin restorasyonunda mermerler ya da beton bloklar kullanmayız da.
    – Temel yanlış olunca, üzerine yapılan bina da doğal olarak yanlış oluyor.
    – Tarihi yaklaşım konusunun ötesinde, daha genel birşeyler söylemek gerekirse, ki gerekiyor:
    – Türkiye toplumu (yani türkiye türkleri, kürtleri vb), bütün dünyada çok az bulunan, yağmacı, talancı, kuralsız nadir topluluklardan birtanesidir. Ahlakımız, din anlayışımız, tarihe bakışımız, insana bakışımız, trafiğimiz, iş yaşantımız, devlet yönetimimiz vb. hiçbir kurala, hiçbir düzene, hiçbir sistematiğe sahip değil.
    – Böyle bir kültürün, “bizim tarihimiz” dediği osmanlı ve selçuklu, hatta islami eserlerin restorasyonunda mermer kullanması, sundurma yapması, doğal dokuyu bozacak başka ilaveler veya eksiltmeler yapması gayet normaldir. Bence, esas üzerinde düşünülmesi gereken nokta da burasıdır.

    • Toplumunun ozunu benligini boylesine asagilamak nedendir anlayamiyorum.Size bir iki ornek vereyim .
      Biz kis aylarinda yabani hayvanlar ac kalmasin diye kasabanin disinda belli noktalara yiyecek birakacak kadar dusunceli bir toplumuz.
      Biz eskiden kervansaray vb yerlere kutu koyarak icersine ac insanlar utanmadan karinlarini doyursunlar diye para birakan , ihtiyac sahiplerinin de sadece karin doyuracak kadar icersinden para aldigi bir milletiz.
      Bu sikintili gunlerimizde 5 milyon Suriyeli kardesimizi sirf zarar gormesinler diye ensar muhacir anlayisiyla sahip cikan bir milletiz.Hangi bati ulkesi kac kisiyi barindirdi.Adamlar ulkelerine gelmesinler diye kanun cikarip insanlari olume terkettiler.
      Siz milyonlarca yahudiyi firinlarda yakan almanlar veya kizilderelileri kokten yokeden abd ve benzerlerine ozenip ecdad ve asliniza boylesine saldiriyorsaniz size soylenecek bir sey bulamiyorum.El insaf

      • ahmet bey! harikalar diyarında yaşamak için yaşınız biraz büyük diye düşünmüştüm.
        – bilseydim size gerçeklerden bahsetmezdim.
        – umarım bunu okuyunca düşüp bayılmazsınız: osmanlının son dönemlerinde, savaşa giden insanların asker kaçağı gösterilerek, ailesi dahil malının alındığını gösteren osmanlı arşivleri var.

  8. Sadece siyasi tarih okumak, tarihi yanlış yorumlamaya neden oluyor. Tarih bir bütün olarak okunmalı ve okutulmalıdır.
    1) Siyasi tarih
    2) Kültür-sanat tarihi
    3) Bilim-teknoloji tarihi

    Böyle yapılmadığı için derin ve zarar verici tartışmalar yapıyoruz. Örneğin Osmanlı neden yıkıldı ? Kimileri bunun nedenini dini taassuba bağlarken kimileri de Batılılaşma adı altında dinden uzaklaşmaya bağlıyor. Halbuki sorunun doğru cevabı şudur : Osmanlı Devleti bilim-teknolojide geri kaldığı için yıkıldı, ana neden budur diğer nedenlerin hepsi de talidir.

    Son Osmanlı Meclisi’nde alınan kararlardan birisi de kibrit ithal edilmesiymiş. Uygun bir ağaçtan küçük tahta parçaları yapacaksın üzerine de sürtünce tutuşacak bir kimyasal madde süreceksin. 1920 yılında bunu yapamayan bir devletin/milletin imparatorluk neyine ! (Böyle bir cümle kurmak çok acıtıcı fakat gerçekleri kabul etmeyenin geleceği de kötü olur)

    Osmanlıcılar vakit geçirmeden kültür-sanat ve bilim-teknoloji tarihi de okusunlar (tabi ki bilimsel kaynaklardan). Laikler bu konuda daha iyi durumdalar, fakat onların da pek çoğu sınıfta kalır.

    • Sayın FKT Osmanlı bilim ve teknolojide geri kaldığı için yıkıldı tezi tam doğru değildir.oyle olsa idi 70 li 80 li yıllarda bilim ve teknolojide en ust seviyede olan SSCB yıkılmazdı.700 yıl süren bir imparatorluğun yıkılışında çok çeşitli neden vardır. O kuruluşundaki yüce davadan uzaklaşmak, yoneticilerinin zevk ve sefaya dalışı, değişen zamana ayak uyduramamak , milliyetçi akımların yukselişi vs vs bir çok neden sayabiliriz.
      Şunu da unutmamalıyız ki doğadaki herşey gibi devletler de doğar buyur gelişir ve sonunda yok olur Osmanlı kurduğu sistemle 7 yuzyıl yaşamayı başarmiştir.Yerine kurulan cumhuriyetin yapılan hatalardan ders çıkarması en buyuk kazancımız olacaktır.Bunu başarabilirsek ne mutlu bize .

      • Ahmet beye, Osmanlının sadece bilim ve teknolojide geri kaldığı için yıkılmadığı noktasında hak veriyorum. Vereceğim hak, bundan bir kuruş fazla değil maalesef.
        – Evet, osmanlı, sadece bilim ve teknolojide geri kaldığı için yıkılmadı, fakat yıkılma nedenleri arasında “yüce dava”dan uzaklaşmak gibi saçmalıklar değil, çağa uygun sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel vb. gelişim ve dönüşümü sağlayamadığı için yıkıldı.
        – Ahmet beye sovyetler hakkında da hak veremiyorum maalesef. Çünkü:
        1- Sovyetler bilim ve teknolojide en üst seviyede değildi. sadece askeri alanda teknolojide ileri, diğer pek çok alanda ise teknolojinin zirvesinde olduğu iddia edilemezdi. Ayrıca, sovyetlerin yıkılması konusunda da “yüce dava”dan uzaklaştığı için yıkıldığı söylenemez. Yani, osmanlının yıkılışındaki gerekçeler sovyetlerin yıkılışında da geçerli. sovyetler, bilim ve teknolojinin yanısıra, çağın gerektirdiği sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik vb. vb. dönüşüm ve gelişimi yakalayamadığı için yıkıldı.

        • İlave!
          – Osmanlının ve sovyetlerin yıkılışında bahsettiğim dönüşüm, bilim ve teknolojide geri kalmasına ilave olan gerekçeler olarak sıralanmıştır. Bilim ve teknolojide geri kaldığı için yıkıldığı tezine alternatif olarak ileri sürülmemiş, onlara ilave gerekçe olarak yazılmıştır. Yanlış anlamayı önlemek için bu ilaveyi yapmak istedim.

        • Belki Sovyetler’in sadece askerî teknoloji’de geliştiğini değil, devlet yöneticilerince bütün kaynakların yoğunlaştırılma tercihine uygun teknoloji geliştirdiğini ifade etmeli.

        • Osmanlı’nın yıkılışı elbette sadece bilim ve teknolojide geri kalmakla açıklanamaz. Eğer tek sebep arıyorsanız Bilim Düşüncesi’nin reddedilme veya yasaklanmasını (bu daha uygun) kabul edebilirsiniz. Evet Osmanlı kurulmadan önce bilim düşüncesi reddedilmiştir. Siz isterseniz “hayır felsefe reddeilmiştir” diyiniz: Anakronizme düşmeden Felsefenin tarifini yaparsanız “O ZAMAN” için felsefe veya falsafa’nın tıp hariç bütün ilimleri kapsadıını görürsünüz. Bunun için tarihe dikkatli bakmak, bir cümleyi anlamadan öbürüne geçmemek gerekiyor. Bu son ifadeyi Fehmi Bey’den yürüttüm: fi tarihinde <> diye yazmıştı ; bu cümle benim için bir motto’dur.

      • Bilim-teknolojide geri kaldığı için Osmanlı’nın yıkılması ana nedendir diyorum, tali nedenleri ret etmiyorum. / Sovyetler Birliği bilim-teknolojide sadece askeri alanda iyiydi, diğer konularda zayıftı. / Bilim-teknolojide topyekun geliştiğiniz zaman sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik konularda da gelişiyorsunuz zaten. / Osmanlı Devletinin kuruluşunda ‘yüce bir dava’ falan yoktu, onlar da birçok toplum gibi bir devlet kurup kendilerini korumak ve geliştirmek istiyordu.

  9. BÖLÜNMEK İSTEMİYENLER, AKP’yi YAŞATMAK İSTİYENLER, ADALET ARIYANLAR,
    İSLAMDAN bir nebzecik NASİBDAR olanlar, Lütfen ellerini Vicdanlarına, İMANLARINI Gözlerinin önüne koysun, İSLAM ETİKETİNİ formalarından SİLİP, AYET ve SÜNNETE ve en basit gördükleri İslam Ulemasını
    Hatırlayıp ve PEŞİN HÜKÜMDEN, Grup taassubundan SIYRILARAK – sürekli okuru olmadığım –
    MİLLİ GAZETEnin bugünkü yazarlarını ve bilhassa Fatih YILMAZ ve Abdülaziz KIRANŞALIN
    yazılarından başlayıp. okuyarak bir VCDAN MUHASEBESİNE GİRİŞSİN ve değerleme yapsınlar.
    Millet NEDEN yeni bir Partiye HASRET duyuyor ? Ortada %50’lere varan bir oy potansiyeli
    sahibi AKP, daha yakın geçmişte, % 20’lerle Büyükşehir Belediyeleri kazanmış ve Hükumetler
    kurmuş bir Refah Partisi varken ……
    Bilinsin ki, ben partici değilim, bir pati MİLİTANI hiç olmadım, olmam da. Ben,
    ” HAKKI TUTUP kaldıran”, “Dinini YIKMIYAN”, kul Hakkı da ne imiş ? demiyen, kişisel menfaati
    peşinde koşmıyan MÜSLÜMAN-İNSAN arıyorum. SEÇMENİN de hep Ona hasret olduğuna inanıyorum.
    ” Bir ömür boyu Allah rızası için çalıştım, diyerek, sanarak, NEFSE – farkında bile olmıyarak, başka
    şeylere – hizmet etmek…ücret alamadan, hak etmeden terk-i diyar etmek”. Ne acı, ne kadar üzücü
    “Cahil dost yerine, alim düşman yeğdir”. RUS Kumandan, düşmanı olan ALİM ŞEYH ŞAMİL’e
    HAYRAN Kalmıştır. Sadece, Bosna-Hersek halkı değil, onu tanıyan çoğu kimse, ” Düşmanın Yaptığını
    BİZ YAPARSAK, NE FARKIMIZ KALIR ” diyen “Bilge Kral” Ali İZZET Begoviç’e NEDEN HAYRAN ?
    ÜMİT’in tükendiği yerde, gene de Yüce ALLAH Onu MAHCUP ve ebedi MAHZUN etmemiştir ! …

    Eğri yerde otursak bile, doğru düşünüp, DOĞRU OLMALI, doğru yaşamalıyız. Şu KISA Dünya
    hayatı Nefsin ve ŞeytanIn peşine takılmayı DEĞMEZ.
    Bölünmek, parçalanmak istemiyenler – merhum Osman Yüksel’in dediği gibi Titremeseler
    de KENDİLERİNE DÖNMEĞİ tekrar tekrar DÜŞÜNMELİLER. BOŞA kürek sallamanın anlamı yok, şu
    kısa dünya hayatında : KİME yaranmak gerektiğini, kime döneceğimizi UNUTMAMAK gerek.

    Parti kurmak istiyenlert de iki değil, üç düşünüp, hareket etmeliler. Zira, her terazi
    ” BU SIKLETİ çekmez”.

  10. Fehmi bey, bugünkü yazınız gibi yazılardan arada bır yazabilirseniz, bizler ve bizim insanlarımız için faydalı olabilecağine inaniyorum. Tartışmaya ve eleştırlere açık olan ülkelerın insanları bizim gibi ülkelerın insanlarından huzurlu ve daha fazla gelişmişler, ve gelişmeyede devam edıyorlar.

    Osmanlı impartorluğund bazı padışahlarının en sevdiği vede 600 yıl boyunca zevkle yaptğı işlerın başında insan kanı akıtmak olmuş. Onun için bölgesini savaşlarla
    Ceheneme çevıren Saraylarını kendileri için adate yalancı Cennet yapip bol bol genç ve güzel jarıyeler (kızlar) haremlerınde kullanarak kendılerı zevkle yaşarken onlarada hayatı zehır etmışler.

    Zamanında! Osmanlı insan kanı akıtarak toprak işgal etmek yerıne insanları yaşatmak için, teknoioji, tıp ve bilim ile uğraşsaidiler, şuan miras olarak Dünyaya barış torunlarında huzurlu bır dünya bırakmış olurdular.

    Bizm 21. Y Y saraylılarının kurduğu Osmanll ocaklaride 300 sene öncesı Osmanlının yabancılara yaptıklarının aynısını, şu an Avrupadaki Türkyelilere uyguliyorlar.

    Bizim en büyük hatamız, insanları yüceltip hatalarını görmemek hatta onların hatalarını, başkalarına yüklemek.

    Bizler büyüklerimizden, onlarda kendı büyüklerınden, hep savaşlarda çektıkleri açlık, sıkıntılar ve kayıp ettikleri yakınlarını acılarının öykülerini dınlerdık ve halen dahada dınlemeye devam ediyoruz.

    İnsanları Ululaştırıp, Yücelterek, onlara adeta kul köle olurken hatalarınide kapatmak için kendı kardeşelerıne dahı düşman olacak kadar yalanlara ınanan yer yüzünde bizim millatten başka bir milleti mumla arasak bulamayız.

    Zaten bizim insanlarımız için doğruları yazip konuşanlarda vatan haını ve bilmem kımlerın d…..

    • Osmanlıyı zevk için İnsan kanı akıtmakla suçlamak bilgisizlik değil ise affedilmez bir hatadır.Size osmanlı tarihini okumanızı tavsiye ederim.Insan kanı akıtanları görmek istiyorsanız yaşadığınız ülkelerin tarihine bir bakıverin .İkibinli yıllarda kaç milyon ıraklı öldürüldü, 2. dünya savaşında kaç milyon insan yok edildi kaç milyon yahudi fırınlarda yakıldı.Oysa eleştirdiğiniz o osmanlı ve günümüzün TC si kaç milyon insana kucak açtı. Bu nefret niye anlamakta zorlanıyorum.

    • Osmanlı Tarihinı okumama gerek yok ben bu tezimi ilk okuldan bu tarafa savunıyorum.
      Aynı zamandada o dönemi yaşamış ve kendısini Rus askerlerınln tecavüzundan korumak için ahıra girip insan ve hayvan pisliklerını yüzüne ve bütün vucutuna sürüp deli rolu yapark koruyan rahmetli annemın anasıdan dlnleyerek büyüdüm.
      93 harbınde babamın savaş gıdıpde dönmeyen 5 dayısınln küçük bacıları kardeşlerini ve daha sonra büyük oğlunun savaşa kurban vermiş ve onların acısından iki büklüm olmuş nınemden dinledım.

      Osmalınln 600 senelik imparatorluğu dönemınde, Türklerı cephelerdee şehit ettırırp kafalarını 1 altın karşılığı satan arapların torunları ve babasınında ayni akibeti yaşamış hemen arkasından 3 aylık bebekken anasıda gencecık kocasına dayanamiyarak acıdan ölan dünyada hıç bır kimsesı olmaya benım çocukluğumda 90 yaşınd olan Femo neneden dınledım.

      Siz osmanlı tarıhıni ıyı bildiğinize göre! Hangı padışahların sırf tah için kardeşlerini öldürtenlerıde be zahmet…… Sizden öğrenelım.
      İkinci bir soru! Osmanlı neden gayrı müslümlerden vergı almayıp, savaşada götürmezdi?
      Sakın İslama göre yasak demeyın… Çünkü, İslamda saldırma yok savun var.

      Pekı bazı padişahlar kandan zevk almiyordu iseler, neden, çevrelerındkı sevmedıklerı insaları ortadan kaldırıyordular?

      Şu an tarıh tekerür edıyor. Demekkı o zamanda şimdiki havuzdan ve saray fetvacılarında epeyce varımış.

  11. 400-500 yıl hükmettiği Libya Fas Tunus Cezayir e bir kelime bile Türkçe öğretemeyen Osmanlı nın torunu olmak garip bir duygu.
    Elin Fransızı 40-50 sene hükmetmiş şimdi oralarda okullarda eğitim dili Fransızca.
    Osmanlı Bizansı ve daha bir çok ülkeyi fethetmiş ama kendi yayacak kültürü olmayınca fethettiği ülkelerin kültürünü almış.
    Bizdeki sonu gelmez Bizans oyunlarının kaynağını daha iyi anlıyorum şimdi.

  12. daha bizansın mirası ayasofyaya sahip çıkamamış, bundan bile faydalanamamış,
    konstantiniyeyi yeniden kuracaklaar diye yaygara koparılırken..
    sen ne diyon be abi?
    başıma fes takıp
    keşke bizanslı teo şimdi tahtında olsaydıda bi el tavla atsaydık diyesim geldi!..

  13. Çoğu zaman burada kendi görüşlerimi ifade ediyorum.Arada sırada bir köşe yazısını paylaştığım da oluyor.Böyle yapınca bazı yorumcular kendi fikrimiz
    olmadığı için bu yola başvurduğumuzu
    söylüyorlar.Halbuki aynı şeyi Fehmi Bey
    de yapıyor.Zaman zaman bazı köşe yazılarından alıntılar yapıyor,ya da yazının
    linkini veriyor.İyi de ediyor.Bir yazının bir
    bölümünü,ya da linkini vermekle tamamını
    vermek arasında fark yok bence.Ancak
    Fehmi Bey kendi köşe yazısının arasına
    bir başka köşe yazısını tümüyle alıntılayamaz,bu uygun düşmez.İsteyen verdiği linkten yazının tamamına ulalabilir.
    Bir yorumcunun bir köşe yazısını tümüyle
    paylaşması ise böyle değildir.Bu gün bahsettiğim itirazlara peşin bir cevap olması için bu açıklamayı yaptım.

    Sibel Erarslan’ın bu günkü köşe yazısı:

    “Bölünme istemiyoruz…”

    “Hayatlarımız, hiç de kolay geçmedi bizim. Ömrümüz; bizleri çepeçevre kuşatan yasakları savmakla, engelleri, ötelemeleri, dışlanmaları, yok sayılmaları göğüslemekle geçti. Yeni nesil için bir eski zaman masalı olan tüm bu mücadeleleri, alnımızın, sırtımızın teriyle, hayatın içinde dupduru tutmaya azmettiğimiz niyetimizle, fedakarlıklarla, adanmışlıklarla verdik. Nice isimsiz-isimli kahramanlar gördük, tanıdık, sular seller gibi nice emekler verildi, sabırlar tutuldu dağlar gibi sapasağlam ve Ferhat gibi dağlar delindi, sevildi hiç karşılık beklenmedi, dimdik bir çınar gibi, dosdoğru durularak yıldızlar gibi, beklendi ve vazgeçmedik, hiç vazgeçmedik. Biz inandık.

    Bu işin rüzgarı, karşılıksız sevmekten doğar. Ne zaman ki karşılık beklenir oldu, işte o zaman rüzgarımız gitti, yerine yakıcı ateş düştü.

    ……………………………………….

    Siyaset büyük ve zor bir iş. Kimseye akıl verecek halimiz de yok haddimiz de değil. Ne ki, büyüklerimiz, önden gidenlerimiz bizden ne istediler de yapmadık, hangi vazifeyi verdiler de savsakladık, ne söylediler de yolun yarısında bıraktık… Yarın şurada miting var dendi, yüzlerce, binlerce, milyonlarca gitmedik mi? Kışın karda, yazın güneşin altında günlerce beklemedik mi? Havalimanlarına, ana caddelere çıkın dendi, çıkamadık mı? Tankların önüne bu millet yatmadı mı, nineler, dedeler, gelinler, oğlanlar, babalar mermilerin önünde durmadı mı, çatılara çıkıp hain uçak saldırısına karşı levye sallayanlar kimlerdi… Diyeceğim o ki, Türkiye’de siyaset varsa, millet onun içinde ana aktördür. İkincil, edilgen, ilgisiz, alakasız, sözsüz bir kitle veya teb’a değil, bizatihi siyasetin öznesi olan, etkin bir tabandan bahsediyoruz…

    Hal böyle olunca bize de bir çift söz düşüyor ki, o da “bölünmeyin’’dir…

    …………………………………….

    Peki ne olacak? Yanlış gidenleri hiç mi söylemeyeceğiz? Elbette söylenecek sözümüz, daha iyiye dair beklentimiz, karşı çıktıklarımız, tenkit ettiklerimiz, tedirgin olduklarımız, mesafelerimiz, şerhlerimiz, ümitlerimiz, hayallerimiz hep olacak. Ama bunların hepsini kendi evimizde gerçekleştireceğiz. Dışarıda değil. Evet istişare var, ama son sözü de Başkan söyleyecek, bu yüzden Başkan var. Dolayısıyla tashih ve tecdid hep olacak ama bu asla fesih veya kopuş olmayacaktır…

    …………………………………….

    Bazı yazar arkadaşlarımız ısrarla AK Parti’den koparak yeni bir parti kurulması macerasını özendirici yazılar yazıyorlar. Ve bu durumu adeta çarpıtarak, Ak Parti’nin Fazilet’ten kopuş serencamına benzetmeye kalkıyorlar… Bu mukayese yanlıştır, hatta hakikati ters yüz etmektir. Bazı gazeteci arkadaşlarımız tarafından övgülerle dillendirilen bugünkü kopuş senaryoları, Has Parti’nin, Saadet Parti’sinden ayrılarak kurulduğu zemine de benzemiyor…

    Daha evvel üyesi olduğum iki parti kapatıldı, bu çok ağır, üzücü bir tecrübedir. Refah ve Fazilet Partileri kapatılırken, bugünkü gibi güçlü bir oy potansiyeli yoktu. Üst üste aldığımız kapatma kararlarıyla ağır darbeler yemiştik, bir çıkışa ihtiyacımız vardı… AK Parti’yi canları sıkıldığı için kurmadı insanlar… Kuruluşu gerektirecek bir sosyoloji ve kuruluşu güncelleyecek bir liderlik ve toplumsal karşılığı vardı AK Parti’nin. Bugünden bakıldığında,17 yıldır girdiği her seçimi kazanan, %52’lik oy potansiyeli yakalamış, 600 kişilik Mecliste 295 sandalyeye sahip bir AK Parti var karşımızda.

    Asla bölünmekten yana değilim. AK Parti’nin bölünmeye değil, bilgece dile getirilecek tezkiyelere, vicdan muhasebesine, sevgiyi ve dostluğu yeniden keşfedişe ihtiyacı var…”

    • Son cümleniz ile ilgili en ufak bir gayret görüyor musunuz? Hep ötekileştirici, tepeden bakan, aşağılayan bir tavır var. Bugün anneleri başörtülü bine yakın çocuk cezaevinde. Böyle mi kardeşlik sağlanacak. Daha neler neler yazılabilir ama bu kadar bile çok…

    • Düzenden beslendiği için AKP=Erdoğan’ı destekleyenlerin beş kuruşluk değeri yoktur. Menfaati olmaksızın samimi olarak destekleyenler ise fanatik bir futbol kulübü taraftarı gibiler. Allah aşkına AKP=Erdoğan’ı hala desteklemek için hangi nedeniniz var ? Aman CHP gelmesin diyorsanız anlarım ama A.Babacan liderliğindeki partiye neden karşı çıkıyorsunuz, onların da Erdoğan’a biat etmeleri gerektiğini nasıl savunabiliyorsunuz ? Yani Marksizm desen anlarım adam nice kitaplar yazmış, yahu Erdoğanizm de ne demek !

    • Bekir bey! Siz AKP yi Mehmet Metiner kadar savunamazsınız, o da AKP yi mezara gömdü, yeni parti kurulması lazım diyor. Yok mücadelenize bir şey diyemem de yalnız dikkat dağitiyorsunuz. Sizin yüzünüzden yazıda geçen Bitinya kelimesini Britinya okudum.:))

      • Baran bey merhaba!
        İyi ki Bekir isimli şahıs yorum yazıyor. Yoksa ben de Bitinyayı farketmeyecektim.
        – Fakat, bekir isimli yorumcuyu okumanın nasıl bir ruh hali gerektirdiğini tahmin edemedim. Hani hem korkup hem de korku filmi izleyen insanların psikolojine benzer bir psikoloji olmalı diye düşünüyorum. Tabii, filmin korku filmi olduğunu bilmeme durumu hariç.
        – Ben de, bekir isimli yorumcunun, bir cinayet karşısındaki tavrının, “insan öldürmek kötü birşeydir. kuşkusuz katilin yaptığı doğru değil fakat bir sor bakalım, katil, maktülü niye öldürdü” şeklinde olduğunu anlayana kadar onu okuduğum gibi, cevap bile yazdım.
        – Ben de Bitinyayı Britanya olarak okudum ama şimdi bekir isimli yorumcu böyle bir yanlışlığın nedeni bile olamıyor.

        • Merhaba, değerli sıte yorumculari!
          Bilmem siz farkındamısınız, trol ordusunun dağılmasından sonra erdoğanın avukatlığını yapanlardan birisi sürekli havuzun kirli sularını buraya taşiyip duruyordu, dığer ıkısıde bayağı atağa geçmiştiler.
          Bende hazır onları bulmuşken, madencıye, Kaz Dağiarını, Çin ile İş yapan iş adamlna Uygurların gambazlamasını, gene diğer bir hava yoiari temizlik şirket olan iş adamında Avrupadaki fışlemeleri sormaya hazırlanıyordum…. Üçüde birden ortalardan kayıp oidular.

          Yoksa buaların görevlerinemi son verdiler bir bilen varmı?
          Bundan sonra burada yazan erdoğan’ın hayır sever ünlü ve şanlı iş adamlari olsun, genel müdürleri olsun burada okuduğum zaman hiç birşey yazmadan direk soracak soruları soracağım.
          Çünkü cevaplamakdansa oradan kaıp oiumayı, tercih edıyorlar.

          • nurdan hanım merhaba! işin doğrusu aynı şey benim de dikkatimi çekti.
            – Yani daha önce “en büyük reis bizim reis” diyenlerden epey bir kısmı şimdi toz oldular. nedenini ben de merak ediyorum doğrusu.

      • Haklısınız Baran bey!Benim yorumlar
        sadece dikkati değil,bazılarının kimyasını da dağıtıyor.

        Bunu,sizden sonra bana cevap
        yazanların yorumlarına bakınca daha iyi anlarsınız.

    • Iyide sana imkan verilmiyorsa birileri illa ben bilirim diyorsa sorumlu insan neden yanlisin arkasinda saf tutsun ?zaten en buyuk hatayi tek adam rejimine gecmekle yaptiniz meclis yasa yapamaz durumda hayati milletin tumunu ilgilendiren meseleler mecliste gundeme gelir tartisilir karara baglanir ulke savasa giriyor mufalefetin haberi yok onlarda yalan yanlis basindan øgreniyorlar cok garip

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız