İktidar güçlüdür, isterse baroları böler; ama bunu yapmalı mı?

27
Adaleti temsil eden genç kadının gözlerinin bağlı olduğuna dikkatinizi isterim..

Bir şeyden ne kadar çok söz ediliyorsa, buna onun varlığından ziyade yokluğu sebep oluyordur.

Giriş cümlemin doğruluğunu herkes kendi özelinde test edebilir. Hepimiz neye aç isek onu zihnimizde taşır, en küçük fırsatta onu gündeme getiririz.

Son zamanlarda en fazla konuşulan ve yazılan konuların başında ‘adalet’ geliyor ve hakkında konuşup yazanlar her ne kadar varlığına vurgu yapıyorlarsa da, ne zaman bu alanda bir konuşma dinlesem, yazı okusam, yazan ve konuşanın aslında onun yokluğundan etkilendiğini düşünmeden edemiyorum.

Hükümette bir adalet bakanı da var; o varsa ülkede adalet de var mı demektir?

“Berlin’de yargıçlar var”

Adaletin gerçekten var olduğu toplumlarda adalet kurumu ile o kurumun içerisinde yer alanlardan fazlaca söz edilmesi gerekmez. Kurum adalet dağıtmak için oluşturulmuştur ve bu görevini kendini fazla ön planda tutmadan yerine getirir.

Mahkeme önüne çıkarılanlar, adaletin işlediği toplumlarda, mekanizmanın adil işleyeceğine güvenir. Karar yanlış da tecelli etse, bunu, adalet kuruma değil, başka sebeplere bağlarlar. 

Zaten adalet mekanizması içerisinde yanlışlığın düzeltilmesine yarayan itiraz ve düzeltme mekanizmaları da bulunmaktadır.

Reklam

Eskiden “Şeriat’ın kestiği parmak acımaz” denirdi; bununla kast edilen, adalet mekanizmasının vardığı sonucun hakka uygun olduğudur. 

Hiç kimsenin, konumu ne olursa olsun, adalet kurumu tarafından olumlu veya olumsuz hiçbir ayrımcılıkla karşılaşmayacağını ifade eden “Berlin’de yargıçlar var” deyişi de vardır.

Fatih Sultan Mehmed’in davalı olarak önüne çıktığı mahkemede hakim tarafından suçlu bulunmasına dair kendi tarihimizden bir rivayet sıklıkla anlatılır. Davacı farklı bir dinin mensubu olmasına rağmen, hakim, Sultan hakkında en ağır cezayı verebilmiştir.

Günümüzde adalet sözcüğü hiç dillerden düşmüyor. Konunun ele alınışı, genellikle adaletin uygulanmasına yönelik şikayetlerle ilgili oluyor. 

Benim başımdan geçen

2000’li yılların başlarında -o zaman ‘devlet güvenlik mahkemesi’ adını taşıyan kurumlar vardı- garip bir davadan dolayı o mahkemede yargılandım. Adı üstünde devletin güvenliğini bireyin özgürlüğünden önemli gören bir anlayışın kurumlaşmış biçimiydi o mahkemeler; yargıladıklarını genellikle mahkum ettirirlerdi.

Bir çok kez o mahkemenin önüne çıktım. Beni yargılandığım konuşmayı yaptığım Kanal-7’nin avukatları savundu. İki avukatım da İstanbul Barosu’nun yönetiminde yer alan insanlardı. Biri -kadındı o değerli avukat- sonradan siyasete AK Parti saflarından girdi ve Meclis başkan vekilliği koltuğuna oturacak kadar da ilerledi.

Şimdi de Cumhurbaşkanlığı’nda danışman olduğunu sanıyorum.

Reklam

Beni savunmak için kullandıkları bireysel hak ve özgürlükleri ön planda tutan hukuki gerekçelerin bugünlerde süregiden tartışmalar açısından da değerli olduğuna inanıyorum.

Devlet zaten güçlüdür, devleti temsil edenler -seçilmişler ve atanmışlar- devletin gücünü kullanırlar ve onlar karşısında esas korunması gerekenler bireylerdir. Adalet her şeyden önce bireylerin kendilerini korunma altında hissetmesini sağlamalıdır.

“Yakın ve somut bir tehlike” teşkil etmiyorsa, sözleri, yazıları ve eylemleri sebebiyle bireylerin hak ve özgürlükleri kısıtlanmamalıdır. Sonunda “Pardon” denilebilecekse, hiç kimse, zindanda bir gün bile geçirmemelidir. Cezaevi ancak ceza kesinleştikten sonra suçlu bulunanın yeni adresi olmalıdır. Bir kişinin yanlış yere bir gün cezaevinde tutulmasındansa bin suçluya hak etmediği iyi muamele yapılması yeğdir.

İdeolojik kimliklerle adalet olmaz

Aslında bu yazıyı yazmak üzere masaya oturduğumda işlemeyi düşündüğüm konu, Meclis’in ‘adalet’ ismini taşıyan komisyonundan geçirilmiş olan ‘çoklu baro’ düzenlemesinin yanlışlığıydı. Aynı ilde birden fazla baronun varlığı ve bunların ideolojik kimlikler taşımasının adalet kurumunu zedeleyeceği görüşümü açıklayacaktım.

Mahkeme önüne çıkan kişi kendisinin bulunduğu yerden daha yüksekte oturan adalet kurumu temsilcilerinin her türlü bağlayıcı kimlikten azade olduğuna inanmak ister. Kendisini savunacak kişinin tek düşüncesinin müvekkilinin adil yargılanmasını sağlamak olduğundan da emin olmayı bekler. 

Karşısındakilerden beklediği de aynı davranış tarzıdır.

Hakkında verilecek kararın hukuk dışı mütalaalar sonucu olması ihtimalini düşünmek bile istemez.

Şahsen ben istemem.

Adalet kurumu içerisinde yer alan kişilerin, -yargıçlar, savcılar ve savunmanların-, yakalarında kimlik belirtisi olan rozetler taşıması adalet düşüncesine temelden aykırıdır. 

Konuya bu yönüyle girecektim, ama adalet ile ilgili daha önemli gördüğüm yönler öne çıktı.

Barolar konusunda söyleyeceğimin özeti şu: İdeolojik kimliklere göre bölünmüş barolar görüntüsü adalete aykırıdır. Uygulamalar sırasında ortaya çıkacak türden adalete bakışı olumsuz etkileyebilecek düzenlemelerden kaçınmak gerek.

Lütfen.

ΩΩΩΩ

27 YORUMLAR

  1. Bir CHP milletvekilinin iki HDP’li milletvekili ile aynı gün vekilliğinin düşürülmesi, CHP İstanbul il başkanına 9 küsur yıl hapis cezası verilmesi, muhalif bazı gazetecilerin tutuklanması, Baroları bölelim çoklu olsun kanunu … Bunların ve benzerlerinin amacı CHP’yi sokağa dökmek ve ajanları vasıtasıyla HDP’lileri de bu eylemlere ortak etmektir. Ondan sonra gerisi kolay diye düşünüyorlar.

    CHP bu oyuna gelmeyerek sokağa dökülmüyor. Fakat Avrasyacı-dinci ortaklığı macerada sınır tanımıyor. CHP sokağa dökülmedikçe çıtayı yükseltebilirler. Mesela Ekrem İmamoğlu’na veya Mansur Yavaş’a bazı tezgahlar kurup sonra da İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alıp yerine kayyım atayabilirler. Belki Adana-Mersin tarafından da operasyon çekebilirler.

    Bence 2023’den önce erken seçim var ve bu seçimi kazanmaları imkansız. Bu nedenle tek çareleri karakuşi tezgahlar kurmaktır. Fakat bu tezgahlar bir işe yaramaaazzz. Avrasyacı-dinci ittifakı (yeni İttihat Terakki) çökecektir, hem de büyük bir gümbürtüyle.

  2. Sn Koru tekrar yazdığınızı bugun internette dolaşırken gördüm ve son derece mutlu oldum.Anlamsız bulmuştum zaten bırakmanızı. Siz ve sizin gibilerin pes etme lüksünüz yoktur.İyi günde de yazacaksınız kötü günde de çünkü bu memleketin dürüst insanlara ,
    korkusuz insanlara , eğilip bükülmeyen insanlara ihtiyacı var .
    Size kavuşmak çok güzel.

  3. Evet ,şimdiye kadar olan sistem eleştirildiği gibi çok da makbul ve matah değildi; oldukça ideolojik ve muhalifti .Ancak yeni sistemin de tam tersi bir durum yaratacağı yani makbul ve matah olmayacağı belli ; bir hizipleşme ve bölünmeye yol açacağı ayan beyan görünüyor. Sonuç olarak tefritten ifrata savruluyoruz ! Adam gibi bilimsel bir komisyon oluşturarak en ideal bir taslak hazırlayamıyoruz çünkü bizde demokrasi kafası yok ! Selam ve saygılarımla

  4. adı ne olursa olsun bir meslek birliğinin ayarını, kuralını belirlemek kime düşer? kimin işidir? kim nasıl yapmalı? ne yapmalı?
    o kadar meslek mensubu bu iş kotaramaz sa bana ne..
    ya da siyaset çilere bırakırsın o da bildiği gibi! yapar.
    bir site yönetimini bile örnek alsalar 15 dk. da iş çözülür belkide.
    isterse 5 baro olsun, önemli olan konulacak kurallardır. ha A ili barosu ile B ili barosu arasındaki durum, ha ist. daki iki baro..
    herkes kendi işini tıkır tıkır yürütür. önemli olan xyz BİRLİĞİ ve kurallardır.
    hukuk büroları çatısı, ihtisas yapmış hukukçular, yabancı dil bilen zehir gibi avukatlar, bir vatandaş bir hukuk bürosundan girdiğinde güvenle ”tam da sorunuma bakacak ve ekonomik olacak yer” e gelmişim!!! algısı…
    işte bütün mesele budur belkide.

  5. Barolar bölününce Türkiye’nin de bölündüğü tescil edilmiş olunacak. Adlarında açıkça yazmasa da CHP Barosu, AKP Barosu, HDP Barosu … olacak.

    Denebilir ki Türkiye zaten bunun gibi bölünmüş değil mi, Barolar da bölünsün tam olsun! Teşbihte hata olmazmış deyip şöyle bir örnek vereyim.

    Homoseksüellik de hayatın bir gerçeğidir ve her devirde vardır. Fakat birçok ülke homoseksüel evliliğin yasallık kazanmasına izin vermez. Zira gayri ahlaki şeylerin kendisinden ziyade onların meşruiyet kazanması tehlikelidir.

    Son cümlenin konuyla bağlantılı olarak devamını getirmeyi okuyucuya bırakıyorum.

    • Yorumunuzu beğendim.

      Toplumlarda bugün gayri ahlaki bulduklarımız zamanla normal görülebiliyor. Sonuçta, hor görülenler çektikleriyle, hor görenler de vicdanlarıyla (varsa) baş başa kalıyorlar.

    • Sayın fkt, almanyalı arkadaş yorumunuzu beğendiği gibi kendi meşrebince son cümlenizin devamını da getirmiş zaten.
      Evet, bence de bu baroların bi marifetleri yoktu, yapılan operasyonla inşallah asıl fonksiyonlarına da dönmüş olurlar…

  6. Bir zamanlar yanlışlarını “fıtrat” ile izah ediyorlardı.
    Şuan yanlışlarını izah zahmeti de görmüyorlar.
    Girilen yolun fıtratı da şu: Her konuda en yanlış olanı yapmak.
    Yanlış yapmaya mecbur ve mahkumlar.

  7. “DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti genel merkezinde Medyascope canlı yayınında konuştu. “Büyük kongreden sonra kuruluş ilkelerimizi korumak amacıyla kuracağımız ve üyelerine 1 dönem siyaset yasağı getireceğimiz, genel başkanın üzerinde bile yaptırım gücü olacak bir yapı olan İlkeler ve Değerler Kurulu’nu kuruyoruz.”
    Bu pasajı, anasayfada dönüp duran bir holding partisi haberinden aldım, vesayet rejimi nedir ya da vesayet partileri nasıldır deseniz ancak bu kadar güzel açıklanabilirdi, iranda da benzeri bir yapı sözkonusudur, güler misin ağlar mısın?
    Sayın koruya akıl vermek harcımız değil de, bu soytarılıklarla ilgili ne düşünüyordur kendisi, adalet şu bu mevzularından bi fırsat bulduğunda belki bir çift kelam eder belki…

  8. Nurdan abla konuyu çok güzel özel özetlemiş, eski türkiyeden kalma vesayet rejimi artıkları da temizlenmeden bu çekişmeler bitmez, o yüzden yalınkılıç, ne kadar eski rejim artığı varsa deliğe süpürülmelidir, yoksa virüs zayıf anlarda hortlar!

  9. Bu düzende ki baro….28 Şubat’ta beni atılırken adeta suçlu buldu….ve vuralsavas….. brifing aldı….sisi…aczmendi..vs vs…..28 Şubat’ta suçum neydi…neydi irtica….irtica neydi.

  10. Eskiden halk sosyal aktiviteler yapardı. Dışarıda yemek yerdi, kafelerde çay kahve içerdi, tatile çıkardı. Şimdi ise ekonomik nedenlerden dolayı sadece acil temel ihtiyaçlarını alabiliyor. Gündem Adalet, barolar ama; gerçekler: Ekonomik kriz…..

    • Nusret bey, sayın koru daha dün mü ne yazdı, bikaç ay yeni araba üretilmedi diye piyasada ikinci el arabalar sıfırının fiyatını geçmiş, sen hala kriz muappeti yapıyorsun bilader, kim alıyo bu arabaları?

      • Kim alacak, sizinkiler. Sen alamadın mı yoksa araban yeni mi zaten?
        Kriz, AKP=Erdoğan cemaatine henüz uğramadı. Fakat öyle bir uğrayacak ki. Kenara iyi bir para atmışsan anca idare edersin, o da bir süre haa!

      • 4 maaş alıp da ne iş yaptığı belli olmayanlar araba alıyor. Sana bir teklifim var ha gayret bey: sen eline bir mikrofon al ben de kamera alayım; halkın içine girelim 100 kişiye soralım: Ekonomik olarak iyi konumunda mısınız? Diye soru soralım.

  11. İşin temelinde, mevcut Türkiye Barolar Birliğinin (en azından uzun süredir yönetiminin), kendini “ideolojik” olarak konumlandırması yatar. Bir zamanlar -çok uzun bir süre- ülkemizdeki Yargı erki de, yargıçlar da, bu şekilde bir konuma sahiplerdi ki; bu tam olarak ortadan kalkmış da değil… “Sol” tandaslı, kendini, adalet dağıtmanın yerine, yine kendi ideolojisine göre şekillen(diril)miş devleti halkına karşı koruyan, bir “görev tanımı” içerisinde addeden bir yargı anlayışı…

    Şimdilerde de, yine siyasete ram olan bir “Yargı erki” var ve beraberinde Barolar Birliğinin de aynı mecraya sokulması isteniyor. Yani onların değil “bizim olsun, bizden olsun” çalışması….

    TBB başkanı Metin Feyzioğlu’nun o meşhur, başbakanın cumhurbaşkanını arkasından sürükleyip toplantıyı terk ettiren konuşmasının aksine, bu günlerde iktidar sahiplerine güzellemeler sunmasına rağmen, iktidar, bu emelinden vazgeçmiş değil; ele geçirmeyi başaramadıkları TBB yönetimini, Baroları ayrıştırarak, 1 Barolar Birliği sizin 1 Barolar Birliği de bizim olsun ameliyesi içerisindedir iktidar.

    Her iki durumda yargının ve adaleti tesis etmede hukuksal katkı sunan “savunmanların”, yani avukatların siyasallaşması, ideolojik yaklaşımlara teşne olmaları, hem kabul edilebilir değil hem de etik değildir… aslında meslek ahlakına, etiğine ters düşülen bir durumdur bu. İllede bir birlikleri olacaksa, bu birlik, ideolojik ve siyasi yandaşlık olmadan adalet dağıtma ve onu tesis etme adına kurulmalıdır.

    Çözüm; yargı mensupları ve avukatların elindedir. Kendi kıymet-i harbiyesini koruyup meslek ahlakına uygun etik değere sahip olmaları gerekiyor. Yargıçlara -avukatlara da- bu değer kazandırılmalıdır.

  12. “Barolar konusunda söyleyeceğimin özeti şu: İdeolojik kimliklere göre bölünmüş barolar görüntüsü adalete aykırıdır.”
    Böyle diyor sayın yazar, peki
    bugüne kadarki yapısından kim ne hayır görmüş ki baroların?
    Sonsuza dek aynı baro düzenini devam ettirmezsek adalet ellerimizden kayıp gidecek mi?
    Eski türkiyeden kalma refleksler bunlar;

    Türk yargısı altın çağını yaşıyor; bugün ne dgm ler kaldı, ne gözaltında işkance ve kayıplar, ne de faili meçhuller…
    Erbakanın çok hukuklu adil düzenciliğinden önder savın tek tip baro avukatlığına kadar düşmüşlük gerçekten ibretlik bir durum.
    Artık takiyye de sökmüyor, ne yana dönerseniz dönün hep eski türkiyedesiniz, bize bulaşmayın da…

  13. adalet kavramı tüm dünyada top yekün tartışılması gereken bir noktada artık maalesef. halklar sokaklara dökülüyor ve ilk talepleri adalet oluyor. bu görüntüler önümüzdeki aylar ve yıllarda giderek artacak ve şiddetleneceğe benzer. bir ülke de iktidar milyonlarca doları,milyonlarca dolar değerinde silahı bir terör örgütüne boca ediyorsa ve o ülkede 50 milyon kişi aş evinden yemek bulabiliyorsa adaletten söz etmek mümkün mü?
    adalet anka kuşu gibi,adı var kendi yok…
    konumuz çoklu baroydu değil mi?
    nerden çıktı bu çoklu baro şimdi?
    belki bazı baroların baro adı altında muhalefet yapmasından çıkmıştır, baro kimliğinin arkasına geçip siyasi bir duruş göstermelerinden çıkmıştır, baro adı altında sınır dışı operasyonların durdurulması istenmiştir mesela…veya diyanet başkanının açıklamasına baro olarak suç duyurusunda bulunduğu için çıkmıştır yani Korunun dediği gibi İdeolojik kimliklere göre bölünmüş barolar görüntüsü gibi değil de tek bir muhalefet gücü görüntüsü gibi olduğu için çıkmıştır.
    mesela istanbul barosu dünyanın en büyük barosu galiba,ya da en büyüklerinden biri, böyle bir gücün doğru kanalize edilmesi gerekir, akla mantığa uygun olmayan, toplumun enerjisini gereksiz tüketen söylemler tartışmalı konular için kullanılmaması önemli diye düşünüyorum.
    iktidar da bir kararla şimdi bu gücü bölmüştür.
    bu karara destek çıkmak ya da savunmak son derece anlamsız bana kalırsa. sistemin nasıl işletileceği önemli. adalet mekanizması tüm dünyada zaten sorunlu demiştik,buna rağmen dışarı bakarsak bazı ülkelerde, hatta aynı ülkenin farklı eyaletlerinde çoklu baro sistemi var, kullanılıyor.
    bu sistem türkiye için uygun mu bir fikrim yok, ama herkesin işime bakayım,doğruyu yapayım diye uğraşmaktansa bir çatı altında siyaset yapayım diye uğraştığı bir ülkede hangi sistem doğrudur, uygundur onu da bilmiyorum…

    • Didem hanım, her ağızlarını açtıklarında gakguk atalet, ifade özgürlüğü cart curt diyenler niyeyse barolar arasında çoksesliliğe karşı yekvücut olmuş karşı çıkıyorlar, doğal olarak bize de desteklemek düşüyor, teksesli tek baro yerine çoksesli çoklu baro karahalkın menfaatine değilse ya nedir?

      • H.gayret bey,bugünkü yorumlarınıza ve eleştirilerinizi takdir ediyorum.Sayın üstadın yorumuna da pek katılmıyorum.Bu barolar konusunda tekli baroyu savunanların aklına şaşıyorum.Tekli baro bugüne kadar olmuşta Türkiye de hangi haklı konuyu savunmuşlar.Bunların yaptığı açıklamaları çok gördük.Bizim ülkemizde her 10 yılda bir darbe olur.Bunlar darbe şakşakçılığı yaptılar.28 şubatta aynı hava,27 nisan bildirisinde aynı hava.Barolar ve avukatlar denen kişiler bir parça tuzu kuru ve elit kesim bunlar.Halktan kopuk bunlar.Hiç olmassa çoklu baro olsun da belki içinde doğru söyleyenler çıkar.Türkiye de çoklu parti var,çoklu sendika var bırakın da bir de çoklu baro olsun.Meclis te bir sürü parti var,her görüşe sahip milletvekili var türkiye bölünüyor mu?Hiç bir şey olmaz korkmayın.

  14. “İktidar güçlüdür, isterse baroları böler; ama bunu yapmalı mı?”

    İktidar Güçlümü?
    Güçlü olan korkmaz.
    Güçlü olan böl parçala yönet taktığıne ihtiyaç duymaz.
    Güçlü olan,eski dostlarının
    Gölgelerinden korkmaz.
    Herkese EEEYYYY diye bağırırken yaptığı A Şener gibilerinin gölgelerinden korkmaz.

    Bu aralar! Güçlü’nün özgeçmişini, ve dokunulmazlığı’nın dokunul hale geleceği’nin yazı dizileri’ni yaziyorlar.

    https://www.artigercek.com/yazarlar/ahmetnesin/erdogan-in-sunnetten-beri-devam-eden-para-hareketliligi

    https://www.artigercek.com/yazarlar/ahmetnesin/giderayak-1-erdogan-secim-kaybedince-hapse-girdi

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız