Nesilleri yargıya güvene kavuşturmanın yolu mutlaka bulunmalı…

40

İlk Selda Bağcan’dan dinlemiştik sanıyorum; sonraları başka sanatçılar da söylediler ama benim kulak hafızamda hala onun sesiyle duruyor:

“Adaletin bu mu dünya? 

Ne yar verdin ne mal dünya 

Kötülerinsin sen dünya 

İyileri öldüren dünya…”

Hukukta ilk çağlardan bu yana en genel ilke “Bir kişi yanlış yere bir gün hapis yatacağına, bin suçlu serbest kalsın” çarpıcı cümlesidir.

Bir insanı haksız yere özgürlüğünden mahrum etmek en fazla adalet kurumuna zarar verir.

Çağımızda idam cezasının pek çok ülkede kaldırılmasının, hala o cezayı uygulayan ülkelerde infazların nadiren yerine getirilmesinin en önemli sebebi de yanlış yargılama ihtimalidir.

Reklam

Ağır-hafif cezalara çarptırılmış ve hayatlarının önemli bir bölümünü cezaevinde geçirmeye zorlanmış azımsanmayacak sayıda insanın nice sonra suçsuzluklarının kanıtlandığı türden olaylar çoktur.

Teknolojide sağlanan ilerlemelerin tıp alanına katkılarıyla, vaktiyle suçlusu bulundu diye ağır cezalar verilerek kapatılan dosyalar yeniden açılınca, pek çok cezaevi konuğu özgürlüğüne kavuşabildi.

İdam edilmediyseler tabii…

Adaleti her ülkede yargı kurumu dağıtıyor. Birkaç aşamalı denetim mekanizmaları olsa ve verilen kararı yeniden gözden geçirmenin yolları bulunsa da, hem yargılananın hem de kamunun vicdanını rahatlatmaktan uzak cezalar yine de verilebiliyor.

Kamuoyunun vicdanının tatmini de önemli.

Türkiye ceza hukukunda çağdaş dünyayı takip eden bir ülke. Yargı kurumu içerisinde her düzeyde görevli bulunanlar yalnız üniversitelerde hukuk eğitimi almışlardan oluşmuyor, her yıl önemli miktarda yargı üyesi değişik ülkelerin deneyimlerini yerinde görsünler diye yurtdışına da gönderiliyor.

Savcılar ve yargıçların aldıkları eğitim ve görev süreleri içerisinde artırmış olmaları beklenen gözlem ve deneyimlerinin mahkeme süreçlerine yansıması beklenir.

Oysa hala en ciddi şikayet alanlarımızdan biridir adalet konusu…

Reklam

Cezaevleri özgürlükleri kapıda bıraktırılmış insanlarla dolu; onların önemli bir bölümü kendilerinin haksız yere cezalandırıldığına inanıyor. 

Kamuoyunun da yakından ilgilendiği davalarda yargılananların ve onları savunan hukukçuların medyaya da yansıyan itirazları adaletin her zaman yerine gelmemiş olabileceğini düşündürüyor.

“Adaletin bu mu dünya?” şarkısının hala kulaklarda çınlayıp durmasının sebebi de bu zaten.

En kötüsü ise, yargılananlar arasında farklılıklar gözetildiğine dair örneklerdir. Aynı davadan yargılanan kişilerin büyük bölümünün tutuksuz yargılandığı ve az ceza aldığı halde, ‘suç’ tanımı bakımından onlardan daha az sorumlu olduğu düşünülebilecek birilerinin cezaevlerinde ömür tükettikleri, ağır cezalara çarptırıldıkları durumlar olabiliyor.

Bu yazıyı bana yazdıran bu hafta içerisinde tanığı olunan iki olay…

İlkinde, FETÖ davalarından birinde ‘tek tutuklu sanık’ olarak yargılanan genç bir işadamına ceza verildi. Davanın sanıklarının büyük bölümü firarilerden oluşuyordu; kaçmamış olanların da zaman içerisinde tutukluluk halleri kaldırılmıştı.

Genç işadamı karar duruşmasında son savunma olarak bu garip durumu dile getirmeden edemedi.

Onu davada yargılanan diğerlerinden ayıran vaktiyle önemli bir görevde bulunmuş bir iktidar mensubunun damadı olması…

Kendisiyle birlikte yargılanan hayli yaşlı babasıyla birlikte ağır bir cezaya çarptırıldı genç işadamı.

Son duruşmayla ilgili haberi okurken tüylerim ürperdi.

Bir diğer gelişmeden hemen herkes haberdar: Üç yıla yakın süre cezaevinde tutulan bir sivil toplum önderi yargılandığı davadan beraat etti. Tahliye edilmesi gerekirken, daha önce başlatılmış, ancak yeterli kanıt bulunmadığı için mahkeme safhasına intikal ettirilmemiş bir başka suçlama diriltilerek cezaevinden çıkmasına izin verilmedi.

Düşünün: Üç yıl hapiste yatıyor bir insan ve yargılanması sonrası kendisine “Pardon, yanlış yapmışız” denilerek beraat ettiriliyor.

Hayatından üç yılın üzerine sünger çekilerek…

Yetmiyor, hakkında muhtemelen aynı şekilde sonuçlanacak bir yargı süreci başlatılarak yeniden cezaevine gönderiliyor.

Akıl alır gibi değil, ama ülkemizde bunlar oluyor.

Bu iki olayla benzerlik taşıyan başka olaylar da meydana geliyor ve davaları yakından izlenmediği için yargılanmaları sırasında neler olup bittiğinden haberdar olunamayan bazı insanlar haksız yere hapislerde yatıyor olabilir mi?

İnsan bunu düşünmeden edemiyor.

Oysa bu tür düşüncelere imkan vermemesi gerekir yargının…

Elinde terazi tutan bir melek olarak canlandırılır adalet; yargıladığı insanlar arasında ayırım yapmadığı anlaşılsın diye de gözü bir şalla örtülüdür. 

Galiba gözü açık bizde adaletin, buna karşılık kulakları kapalı.

Üstelik adalet kurumunun siyasi sahibi olan bakanın ‘reformcu’ çabalarına rağmen…

“Bir kişi yanlış yere bir gün hapis yatacağına…” ilkesine daha sıkı sarılmalı ve adaletin yara almasına müsaade edilmemeli.

ΩΩΩΩ  

40 YORUMLAR

  1. Lat, Uzza bir de üçüncüsü … Değişen fazla bir şey yok. Hz. Muhammed’in vefatından kısa sayılacak bir süre sonra ümmet gemisinin dümenine yine bunlar geçti. Ebu Süfyan’ın oğlundan bahsederken Hz. Muaviye diyenler ile uğraşıyoruz.

    Hristiyan dünyası da dinci-dinbaz Vatikan kiliselerinden az çekmedi. Ancak onlar 1517’de başlattıkları reform (dinde özüne dönüş) hareketi ile ve nesiller boyu mücadele ederek dinci-dinbaz takımını zapt-u rapt altına alabildiler. Darısı başımıza diyeceğim ama daha başlamadık ki. Kral çıplak çıkışını önce yozlaştırılmış dine karşı yapmak lazım.

    En büyük tehlike dincilik-dinbazlıktır. Görüldüğü yerde başı ezilmelidir.

    • Lat, Uzza vs kadar eskilere gitmeğe ve hatta 1517lere falan gitmeğe ne luzum var… TR-CHP tarihinin sorunlarına odaklanalım yeter. Öncelik bu olmalı. O sorunlardır ki şeriat yobazlık diye diye baltayı kaç sefer taşa vurmadılar mı. Artık o terimler kullanılmıyor. Dincilik-dinbazlık siyaseten yeni moda oldu! Laikçilik mezhebi TR-CHP döneminde farklı bir dine aitti.

      Başını ezme meselesi kapitalistlerin komunistler için geliştirdiği bir slogan değil miydi? Komunizm Gorbaçovla iflas edeli beri yeni moda malum! Peki, bu tavrınız Almanyadaki son olaydaki cahil kahraman “Tobias (= Christian martyr and saint)”. Yani, isim olarak hristiyan şehit ve erenlerinden biri)” için de geçerli mi?

    • Vatikanı kimler “zapt-u rapt altına” almıştır bilemiyorum ama kilisenin yediği haltlar kırdığı cevizler yüzünden artık katolik müminler canlarından bezmiş vaziyette, çocuklarını komünya merasimine götürmeye bile korkar oldular… darısı başımıza mı dediniz?

      • Dinle geçinenlerden uzak durmak lazım diyorum. Herkesin geçimini sağladığı din dışı bir işi/mesleği olmalı. Ruhban sınıfı Kuran’a aykırıdır.

        • Tamam olmalı tabi. Peygamberlerin dahi mesleği olanları yok değildi. (Dindarlar sünnet olması bakımdan işin en başında bu konuya uymalıyken “nefs”en buna pek uymazlar). Peki bizdeki, mesleği sadece dinden geçinmek olan (maaşlı dindarları) ilahiyatçı mesleğini kimler başlattı, laikçi mezhebinden olan softalar değil mi? haydi bunu geçtik…

          Herkesin geçimini sağladığı din dışı bir işi/mesleği olmalı, tamam. Peki, mesleği olan herkesin dine sahip çıkmasını (Alla’hın sahip çıktığı gib) TR-CHP laikçilik mezhebi kolaylaştırdı mı? yoksa milleti dinden gevşetip/soğutup dinden uzak durmasını mı kolaylaştırdı? Haydi bunu da geçtik..

          Ruhban sınıfı Kuran’a aykırıdır, tamam. Peki, başka şeyler yok mu aykırı olan. Misal, faiz aykırı mıdır yoksa değil midir? Bu konunun Kuran’a aykırı olmasından ne anlıyorsunuz? ve ne yapmalı? Kuran Kuran diyorsunuz sorum ondan. Faizsiz düzen, adil düzen alternatifini ortaya atan eğitimli/meslekli kişiyi ülke yönetimine sahip çıkmağa çalıştığında makaraya saran/alan işini zorlaştıran, ve hatta bir kaşık suda boğmaya kalkanlar, TSK’da yetiştirilen laikçi mezhebi softaları değil miydi? Daha neler neler sözkonusu edilebilir, ama uzatmak istemiyorum.

          • Diyanet personelinin ruhban sınıfı olduğunu hanginiz söyüyor? Fkt başlatmış hk el arttırmış galiba; neyse ikinize de söylüyorum: 657ye tabi olmakla ruhban olunmaz! Yoksa dindersi öğretmeninden savaş pilotuna kadar herkes ruhban sayılır, okej? İtirazı olan..!

  2. *******
    ….
    Adalet temsilcisi, kadına bak kadına…..
    Epey çıplak olsa da, melek denmiş adına,
    Böylesi adlandırma, lüzumsuz iş cancağzım,
    Adalet hanım densin, boşverin endamına!

    Adaletin sembolu, kadınlar içimizde?
    Hakim karar veremez, çünkü korkuyor bizde,
    Ne hakimler var bizde, kadınlar kadar değil!
    Hapisten çıkarsalar, girme sırası kimde?

    İşin temeli korku, mantık “Ya biz, ya onlar”
    Güvensizlik hissi bu, böyle gelişmiş zanlar…
    Adalet kaygısı ne! devlet elinde maşa…
    “Etkin müdafa hücum”, böyle bu partizanlar…

    Korkuları gidermek! bunu kim yapacak?
    Pensilvanya hatalı, bu iş nasıl olacak?
    Suçsuzluk duyguları, laf ebesi kesilmiş,
    Darbeye alet olmuş, sütten çıkma kaşık ak!
    ….
    *******

  3. Konu yargımı? Bağımlı yargımı? Bağımsız yargımı? Bağımlı ise kime bağımlı? Bağımsız ise kimden bağımsız? 1960 Darbesinde başbakanları asan yargı bağımsız mı? Her darbede darbecileri alkışlayan yargıçlar ,28 Şubatta seçilmiş başbakana omuz atan generalleri alkışlayan yargıçlar bağımsız mıydı? bağımlı mıydı? meclisin seçtiği Cumhurbaşkanını beğenmeyip anayasaya aykırı deyip medya ile bir olup bunu kabul ettiren yargıç bağımsız mıydı? Bağımlı mıydı? Ergenekon davasında tuttuğunu içeri atan sonrada bırakan yargıç bağımsız mıydı ? Bağımlı mıydı? 15 temmuz’dan sonra bir sürü insan tutuklandı ve hayla tutuklanmaya devam ediyor sonrada kimisi beraat ediyor, bu yargıçlar ise bağımlı mı? Bağımsız mı? Ben bağımlıyı bağımsızı bilmem ama 1960’da astıkları başbakanın mezarını türbe yaptı bu millet. 1997’de siyaset yasağı koydukları başbakanın mezarını da türbe yaptı bu millet. Doğayen yargıçların TBMM’YE seçtirme’dikleri kişiyi Cumhurbaşkanı seçti bu millet. Sahi bu cezaları ven yargıçların mezarını bilen kaç kişi var Türkiye’de? şimdikilerde yanlış ceza veriyorsa’da bunlarda tarihte kötü yerini alacaktır.Biz bu saydığım yargıçları uzaydan mı getirdik? Sipariş mi aldık? Bu milletin düşüncelerine ,fikirlerine,ters bakıyorlar.

  4. Türk halkının adalet anlayışı ve devlet anlayışı bu kadar. Sonuçta herkes şikayet ediyor gibi görünüyor. Ancak değişimin olmadığını görüyoruz çünkü nihayetinde çoğunluğun devlet ve adalet seçimi bu. Devlet yönetimini hadi değiştirelim deyince iki yıl önce çoğunluk hop değiştirelim dedi hiç düşünmeden. Evet belki birileri manipüle ediyor şu bu ama millet de kolay manipüle edilen basit bir halk. İleri bir halk değil. Örneğin İsviçrede oylama yapıldı. Herkese minimum bir geçinme maaşı verilsin diye. Halk reddetti. Bizde sorsanız hemen kabul eder halk. İlerisini düşünmez. Bugünü düşünür. Sonuçta ileri milletler var ve az gelişmiş milletler var. Seçimlerine göre de az gelişmiş ve çok gelişmiş ülke oluyorlar. Emperyalistler şunu bunu yaptı hepsi yalan. Kendi seçimleri ve kabiliyetleri bu. Önce gerçeği görmek sonra çözüm aramak gerekiyor. Adaletimiz ve yönetimimiz bu şekilde çünkü “necip” milletimizin tercihleri bu yönde. Çünkü herşeyi değiştirmenin mümkün olduğunu defalarca gördük. Neden iyiye doğru değişmiyorun sebebi bizleriz. Başka hiç bir sebep aramayalım. Şikayet etmeyi de bırakalım.

    • Bi tek her şeyi sen biliyorsun değil mi bi okur? İyi yetişmiş, iyi eğitim almış, sorgulayan, evrensel değerleri filan da özümsemiş, yalamış yutmuş badem bıyıklı mutemetlerden başka kimsecikler hiçbi şeyden anlamazlar zaten değil mi? Hepimizin hem babası hem de anası olan asil türk milletine yapmış olduğunuz bu hakaretlerin elbette hesabını da vereceksiniz, er ya da geç..! Mercimek kadar beynini de götürüp bir sümüklü psikopata teslim etmiş mankurtlar; itin sahibi varsa kurdun da allahı var! Milli iradeye uzanan eller nasıl kırıldıysa dilleri de kurusun..!

      • Fetönün iyi yetişmiş elemanlarının da bir şeyden anlamadığını kabul ediyorum. İradesini bir gruba veya kişiye emanet etmiş kişilerden bir şey olmaz. Modern ve ileri bir toplumun ve devamında böyle bir ülkenin ancak hür ve bağımsız düşünen ve sorgulayan bireyler tarafından kurulabileceğini düşünüyorum. Otoriteye ve kişilere itaat eden halklar tarafından değil. Milletimizin asilliği diye bir şey de asla düşünmem. Her millet asildir, insanız hepimiz sonuçta. Bir milletin asilliğini de insanlığa yaptığı katkı ile ölçerim. Her türlü milliyetçiliği de ayaklarımın altına aldığımı bu vesile ile ifade etmiş olayım. İyi veya kötü milliyetçilik olmaz.

        • 4milyon mülteciye öff bile demeden ev sahipliği yapıp onları yedirip içirmekten büyük insanlık mı olur bi okur? İnsanlığa katkıymış..!

  5. Adam devletin tepesinde. Bilmem kaç çeşit istihbarat teşkilatı elinin altında bilmem kaç yıldır. Yanıltılıp aldatıldığını söylüyor, ‘Allah affetsin’ diyor. Sonra, tutuyor aldatıldığını söylediği aynı konunun “Allah’ın bir lutfu” olduğunu söylüyor. Başbakanı el artıyor kelle gibi sırıtararak: “Bizim en büyük projemiz 15 Temmuz!” Adamın aldatılmasının karşılığı 263 olduğu söylenen insan hayatı (köprü üzerinde insanda kusma hissi uyandıran karanlık bir canavarlıkla köy çocuğu erlerin bedenlerini parçalayan kudurmuş güruhun öldürdükleri çocukların hayatı hayat değil, onların bir sayı kadar bile değeri yok, kudurmuş manyakların sergiledikleri vahşeti yaşandıktan hemen sonra unutup yaşanmamış saymakta uzlaştı bütün ahali, manyaklar aramızda gündelik hayatlarını sürdürüyorlar insan kisvesi altında).

    Bütün yumurtaları Trump küfesine dolduruyor. Aldatıldığında, gidip bu kez Putin’in kucağına oturuyor. Parası ödenmiş F35’den ve F35 projesinden çıkarılmamızın karşılığı 2,5 milyar dolar. Aldığı s400’leri nereye soktuğu belli değil. Emekliye zam diye verdiği para, alaycılık da değil, resmen aşağılama.

    “Ya Allah aşkına sen Rusya’da ne yapmaya çalışıyorsun?” diye sorsan, önünde prompter yoksa, birisi ne söyleyeceğini yazıp eline tutuşturmamışsa, söyleyebileceği üç cümle yok. Sayısı 13 olduğu söylenen şehitlerin niye öldüğünü, neden 4 milyonu aşkın Suriyeli göçmene kapılarımızı açmak zorunda kaldığımızı bilen yok. Yanındaki dünyadan haberi olmayan, benim bir bakkal dükkanını teslim etmekte tereddüt edeceğim bir diğeri, Türk’ün asil kanından söz ediyor, akıl hastalığının işareti laflardan sonra, “Hadi gidip Şam’a dayanalım!” diyor.

    Ne hukukundan, hangi yargı düzeninden söz ediyoruz Allah aşkına?

  6. Hepimiz otoriteye saygılı olmayı öğrensek nasıl olur? Güneydeki sevdiğimiz ülkeninki otorite de bizimkisi bostan korkuluğu mu? Yargı serbest bırakınca inanıyorsun da tekrar tutunca mı inanamıyorsun..? Çürük elmalar ayıklandıkça yargıda olduğu gibi diğer tüm devlet kurumları da altın çağına geçmiş olacaktır; orduda ve emniyette yapılan arındırmalardan sonra da tek bir terör olayı duymaz olduk, farkında mısınız mollalar..???

    • Kendimizi kandırmayalım. Daha öncekiler de PKK ile mücadele etmiştir. PKK’lıların pek çoğu Suriye Kürdistanı kurmak için Suriye’de bulunuyorlar.

  7. Güdümlü yargıyı diktatörlüğünün devam sigortası olarak gören Erdoğan,yargıya müdahale ederken,yargı baımsızlılğı ve yargıya güveni beklemeyin.Ortam tam Erdoğan ın istiediği şekilde tutuluyor kendisi tarafından. AKP cenahına göre,AKP fetöyü kucağında bulmuş.Peki kucağındaki fetö yü niye besledi ,büyüttü,devletin kılcal damarlarına kadar niye yerleştirdi?Acıdığı için mi,arkasına saklandığı için mi?Yıllarca fetö nün arkasına saklananlar yine fetö tarafından sobelendi.Açıkları ortya dökülen AKP cephesi,kendileri hariç herkesi fetöcülükle suçluyor.Herkes kusurlu ,hatalı bir onlar kusursuzmuş.Öyle diyor kendileri. Yine AKP cephesi,kızdıklarına sen filanın siyasi ayağısın demeye başladı.Filan Soros un,filan Fetö nün,filan Esed in siyasi ayağı etiketlerini yapıştırıyorlar.Bir zamanlar ortada bir ayak vardı, tamam.O ayakalar başta din olmak üzere yaptıkları bütün istismarlardan sonra iktidar oldu. O dünkü ayaklar ,18 yıldan beri baş oldu.Baş oldu da; kafa atmadık ,yıkmadık,yakmadık,soymadık yer bırakmadı.Şimdi ayak edebiyatı yapıyor.

  8. Genellikle kız çocuklarına “melek” ismi verdiğimize göre aslında konu net olarak anlaşılmış gibi; ama aksine ne kadar melek adı varsa hepsini erkek çocuklarına veriyoruz: mikail, israfil, cebrail, azrail, israil… yani aslında unisex bi durum da yok değil gibi; ama burda sanki ona da uyulmamış! Çünkü yaşar, ümit, ufuk vb.isimler kıza da oğlana da verilir..? Batı dillerinde konu baştan tatlıya bağlanmışa benziyor; tanrı baba tamam ama melek isimlerinde bi ayrışma söz konusu: şöyle ki bazen erkek melek bazen de dişi melk şeklinde kullanımlar söz konusu; mesela erkek formu: cebrail/gabriel, dişil formu: gabriela/cebraile… melek isimlerinin bazen kız bazen erkek adı olması bizdeki çelişkili duruma göre sanki daha doğal bir durum… neyse çocuklar sağlıklı olsun da; havva anamızın yanında melek dediğin nedir ki..:)

  9. Yargıyı ikiye ayırmak gerekir. 1-Adli yargı (asli görevi), 2-Siyasi yargı (tali görevi).

    Örneğin devlet teröre bulaşmamak kaydıyla KCK üyesi olmak suç değildir derse yargı onları tutuklamaz, tutuklu olanları serbest bırakır. Fakat şartlar değişip de devlet her halükarda KCK üyesi olmak suçtur politikasına dönerse yargı onları tutuklar ve mahkum eder. Yani siyasi yargı bazı konularda neyin suç teşkil edip etmediğine devletin tutumuna göre karar vermek zorunda kalır. Benzer şekilde devlet 15 Temmuz kalkışmasında bizzat yer almayanlar suçlu değildir politikasına dönerse yargı da kararlarını ona göre alacaktır.

    Fakat siyasi yargı bu denli devlete bağımlı olunca da yargı olmaktan çıkıyor bir çeşit mafyatik hesaplaşma aracı oluyor. Yargının siyasi konularda mevcut yönetim ile bir iktidar savaşı vermemesi gerekir fakat hukuk devleti ilkeleri ve temel insan hakları bağlamında da devletten talimat almamalıdır. İşte bu ölçü fena halde kaçmıştır ve bazı yargı mensuplarının XYTÖ’cü olmakla suçlanıp önümüzdeki dönemde yargılanacağını görür gibiyim.

    Siyasi davaların yürütülüş ve sonuçlanma şekli o ülkenin demokrasi ligindeki yerini belirler. Az gelişmiş ülkelerde siyasi yargı, iktidarın muhalefeti bastırmak için bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bu durum az gelişmiş ülkelerin neden gelişememiş olduklarının da açık bir göstergesidir. Fakat sadece bir göstergedir, olayın nedenini açıklamaz.

  10. *******

    Öğretmen anlatsa da, anlaması epey zor,
    Bakın şu manzaraya, şu ikisi uyuyor!
    Birinin önlüğü var, öbürküsü önlüksüz,
    Anlaşıldı mı? diye, uyandır da soru sor!

    https://tr.sputniknews.com/foto/202002191041433539-mezarlikta-bulunan-findik-okulun-maskotu-oldu-derslere-de-katiliyor/

    Önlükleri takıp ta, sınıfları doldursak,
    Kalkınamayız böyle, yan gelip te yatarsak!
    Motivasyon olmazsa, farkeden ne ki beyler?
    Acınacak haldeyiz, işe burdan bakarsak!
    ……
    Her işin başı bilgi, eğitimle bu mümkün,
    Eğitimin pek yoksa, yok zaten pek bir hükmün!
    Adaletli olalım, adilleri sever O!
    Doğru karar verelim, Allah indinde üstün!….
    …..
    *******

  11. Asılırsan ingiliz sicimiyle asıl demişler; türk yargısını beğenemeyenleri ingiliz yargısına havale edelim de görsünler hem hanyayı konyayı..! Meleklerin durumuna gelecek olursak; kesin teşhisi koyduktan sonraki niyetinize de bağlıdır biraz bu cinsiyet meselesi, şahsen dişi olmalarını diğer ihtimallere tercih ederim..:)

  12. Hayatınızın bir haftasını ilgilendiren nezle-grip için doktora gittiniz.
    Doktor tam reçete yazacak iken “AKP ilçe başkanını arayıp ona göre yazayım” dese ne dersiniz?Yüzünüzün şekli ne olur?
    Yargı bir hafta, bir ay,bir yıl değil bir ömür için bunu yaparsa ne olur?
    Müebbetler havada uçuşuyor.

  13. Ne yargısı?Yani yargı içler acısı da.Yargyı çoktan geçtik ye.
    Millet hayatta ve ayakta kalma derdinde.
    Gün geçmiyor ki geçim sıkıntısı ve işsizlik yüzünden bir intihar olmasın.
    Bugün de Denizli’ den.

    • Yanlışlar iğne deliğinden geçer ama doğrular kapılara sığmazmış, demişti vaktiyle sevgili didem:) Asla bi ortasını bulamiicaksınız asım bey..?

  14. AHI ALANLAR ÜSKÜDAR’I GEÇİYOR.
    Ahlar yükseliyor, yine birşey değişmiyor.
    Meslektaşlarına iftira atıp ispiyonlayanların işleri tıkır tıkır.
    Deizm boşuna yükselmiyor.
    Müslümanlar (sözde muhafazakarlar) adaletin, hukukun, demokrasinin, vicdanın katili durumunda.
    Olmayan suçlar uydurularak her yerde Osman Kavalalar üretiliyor.
    Sen filanın canını sıktın.
    Akademisyenlik yapamazsın, öğretmenlik yapamazsın.
    Çocuğun okula gitmiş. 750 TL taksit ödemişsin örgüt üyesisin.
    O bankayı okulu sen açmadın mı?
    Bankanın ortakları beraat etmiş en yüce makamlarda ağırlanmıyor mu?
    Adalet Bakanı’na birisi bakmalı.
    Açıklamaları ne, olanlar ne?
    Milletin aklıyla alay ediyorlar.
    Memlekette adalet bitti.
    Devletin dini adalettir.
    Adalet tuzla buz edildi.
    Devlet de bitti.
    Adaletsizlik bir insanı mahvetmiyor.
    Aileleri, sülaleleri mahvediyor.
    Adamın ayağına bastığı bir kuduz it iftira atıyor, tanıklık yapıyor. Adama veriliyor 6.3 yıl hapis.
    Hayır, burasının Müslüman bir ülke olduğunu, burada hukuk olduğunu kimse iddia etmesin.
    Hayır, artık kaderimize teslim olalım ve ölümü bekleyelim.
    İçerideki adaletsizliği, işsizliği, hukuksuzluğu konuşturmamak için yeni Suriyeler, Libyalar bulunur nasıl olsa.
    Allahın adaleti mutlaktır. Ama sanırım çoğu ahirete kalıyor.

    • İsmail bey yargıdaki iş yükünün ağırlığına da bakılacak olursa bi kısım dosyaların ahirete kalması da doğaldır; geçen gün buralarda birisi emekli bi hakimin twitini paylaşmıştı: halkımızın adalet talebi yokmuş..! Görevdeyken de eminim sürekli “çok çalışıyoruz, işler de birikti…” deyip duruyormuştur! İsterseniz ebediyete göçmeden bi de kendisyle görüşün derim; belki vekaleti kabul eder:) salak olduğum için böyle yazmadım, kainat imamının da buyurduğu gibi; “avukat değil hakim tutun” diye, emi..?

  15. Ankara hukuk fakültesinden iyi bir dereceyle mezun olan ve çok sayıda avukatın çalıştığı bir hukuk brosunda stajını tamamlayıp türkiyenin önemli kurumlarından birinde mecburi avukatlık süresini tamamlayıpta hakim savcı sınavlarına hazırlanan biriyle konuşurken şunları anlatmıştı;

    Savcılar genelde şikayet doğrultusunda iddianame hazırlayan kişilerdir. Şikayetin kimden geldiğine bakmaz, şikayetçi cumhurbaşkanı da olabilir kimsesiz bir vatandaşta. Savcıların sorumluluk üstlenecekleri bir durum yoktur. Sorumluluk yargıçların üzerinde birikir mevcut yargı sisteminde. Savcı iddianame dosyasına normal bir vatandaşa göre çok saçma sapan delil niteliği olamayacak şeyleri de dosyaya koyarak hakimin değerlendirmesine sunabilir, bunun için hakim tarafından azarlanabilir de. Savcının sana göre saçma delilleri dosyaya koymasının mantığı tarafların yalan söyleme ve davanın seyrinin değişme ihtimalidir. Sorumluluk yargıçların dır,  karar yetkisi onlardadır çünkü.

    Öteden beri iş yükünün de etkili olduğu alışılagelmiş bir düzen vardır, savcı da bu düzeni devam ettirir.
    – peki bütün ülkeyi ilgilendiren önemli davalarda da böylemidir?

    Büyük davalarda daha dikkatlidir tabiki ama sonuçta alışılagelmiş bir düzen vardır ve savcı DONKİŞOT değildir.

    -haliyle hakimler de DONKİŞOT değildir!

    E tabi, yani hakimler de kendi alışageldikleri düzen içinde DONKİŞOT değildirler.

    ÇÜNKÜ SİSTEM(ALIŞILAGELMİŞ) DONKİŞOTLUK YAPMAYA MÜSAİT DEĞİL. KONJONKTÜR ÖNEMLİ BİR  FAKTÖRDÜR.

    • Baran ilk kez aklıbaşında biriyle konuştuğunu görüyorum, en son bi kaçıkla psikiyatrdaydın, ondan önce bilmem ne saadet zincirinin bağlısı bi hacı abiyle düşüp kalkıyordun… avukat doğru konuşmuş, yalnız o konjonktür olmamış; daha dün buralarda ona kısırdöngü deyip ağlaşanlarınız vardı..:) hukukun işlerlik kazanmış olması “konjonkturel” değil rutindir; sizinki biraz da dervişin fikri neyse zikri de oymuş durumu yani..!

  16. Merak ettim araştırdım adalet simgesi : Roma adalet tanrıçası Justitia ve Yunan mitolojisinde ilahi düzeni, hukuku ve gelenekleri kapsayan tanrıçası Themis’in birleşimi imiş. Bir yorumda meleklerin erkeklik ve disiliklerinden bahsedilmiş de… Yazarın, meleklerin cinsiyetsizliginden haberdar olmadığı ima edilmiş ki mümkün olamaz söz; konusu abla zaten tanrıça terkibiymiş 🙂 Bu durumda yazar açık istiare yapmış. (Tüh mesleğimi ele verdim…)

  17. Her Cuma hutbesinin sonunda “Allah adaletle emreder” diye başlayan ayet okunuyor. Mahkemelerin hemen arkasında da “Adalet mülkün temelidir” yani “Adalet devletin temelidir” yazıyor. Yazı tabii yanlış yere yazılmış. Hakimler okuyabilecek şekilde onların karşısındaki duvarda yazması gerekirken sanıklar bu yazıyı okuyor.

    Adalet talebi zayıfların talebi aslında. Güçlülerin adalet işine gelmiyor. Çünkü onları sınırlıyor. Her yaptıklarını onaylamıyor. Oysa onlar rahat hareket etmek istiyor. Hele bir de dediklerini hakim ve savcı görünümlü kişilere yaptırabildilermi hayat onlar için tadından yenmez hale geliyor.

    Bundan dolayı AK Parti iktidara gelirken adalet ve kalkınmayı bayraklaştırdı ve adına ekledi. Partinin kitlesi birçok haksızlığa uğramıştı. Kanunda açık açık “üniversitelerde kılık ve kıyafet serbesttir” yazmasına rağmen çocukları ve kendileri okullara başörtüsü ile sokulmamıştı. Buna da Anayasa Mahkemesi karar vermişti. Katsayı değiştirilmiş ve yüzbinlerce meslek lisesi mezunu üniversiteye giremez hale gelmişti. Kendilerine önüne gelen “mürteci”, “gerici”, “yobaz” diyor ama hiç kimse hakaretten dolayı cezalandırılmıyordu. İktidara gelince de 367 garabetini yine yargı eliyle uyguladılar. Daha sonra da kapatma davası açıldı.

    Aradan çok zaman geçti. Bugün adalet ve kalkınma adına bunları almış partiden talep ediliyor. Parti de kendi seçmenini 28 Şubat sonrası zulme uğratanlarla müttefik oldu. Sanki çok matah bir şey yapmış gibi “28 Şubat bildirisini ben yazdım” diyen kişi iktidar ortağı. Gün aşırı tv programlarının gediklisi. Bir gün bile “o dönemki gençlere yazık ettik. Yüzbinlercesi bizim de desteklediğimiz politikalarla perişan oldu. Hayatta gelmeleri gereken yere gelemediler” demedi. Bugünkü iktidarın müttefiki diğer parti ise o dönemki uygulamaların uygulayıcısı koalisyonun parçası idi. Yüzbinlerce genç o dönem katsayı adaletsizliğine maruz kaldı; binlerce kız okulu kılık kıyafetinden dolayı terk etmek zorunda kaldı ise bunda şu anda o partinin o dönemde de başında bulunan zatın da önemli payı var.

    Dünya adalet endeksinde Türkiye bu yıl 124 ülke arasında 109uncu sırada. İktidar açısından İki haneli rakamlarla aldığı ülkeyi buralara getirmek bir başarı (!) aslında. Ondan dolayı atalarımız (Ziya Paşa) “ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, kişinin görünür rütbe-i aklı eserinde” diyor.

    Peki buradan bir çıkış var mı? Var ama bu çukura düşürenlerle değil.

    • Tarihte kritik dönemeçlerde meleklerin cinsiyetlerini tartışan din bilginleri olduğu tarih okumalarında komik bir anekdot olarak anlatılmaktadır. Halbuki pire derisinden yapılan namazgah üzerinde ibadet olur mu? naifliğinde ki bu tartışmalar günümüzde meleklerin değil Allah’ın varlığını ve tasarrufunu red eden ateizm ve deizm akımlarına karşı ne kadar etkili olur bilinmez. Kör Themis bile adalet temsilciliğinde bizde ki gözü açıklara bir örnek teşkil edecek durumda ise adaletin geldiği şahdı şahbaz oldu makamı müsebbiblerine hayırlı olsun. İslam mefkuresi açısından adaletin ehemmiyetini konuşmak gerekirken meleklerin cinsiyeti bahsi sabah sabah a-haber tadında oldu.

    • senin gibilerin derdi bu mu?
      bana ne melek erkek mi, dişi mi.
      İnsanlık, islam, müslümanlık öldü, öldürülüyor.
      Adaletsizlik ocaklar söndürüyor.
      Gençlikler öldürüyor.
      Bir ülke ve kültür ölüyor.
      sen git meleklerin cinsiyetini düzelt.
      hey Allahım.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız