‘İktidar medyası’ sınıfta kaldı.. Bu iddia benim değil, iktidar medyasının…

34
Reklam

İktidarı iyi günde olduğu kadar kötü günde de desteklemeyi iş edinmiş kalemlerden son günlerde ilginç yazılar okuyoruz.

Yazılanların ilginçliği, kendilerinin de içinde yer aldıkları iktidarın iletişim çevresinden duydukları memnuniyetsizliği okurlarıyla paylaşmalarından kaynaklanıyor.

İktidara ait 20 yıllık başarı listesini resmi sözcülerinin bile becermede zorlanabilecekleri bir yetkinlikle uzun uzadıya aktarmış bir yazar; sonra da yazısını bütün bunların ‘mezarlıktaki ibrik kadar ya da vapurdaki karton bardak kadar’ gündem oluşturamadığını belirterek bitirmiş.

Okuyalım:

“Çok tuhaf değil mi? 

Hükümet mi yaptıklarını anlatamıyor, muhalifler mi algı oluşturmayı daha iyi beceriyor bilemedim. 

Ancak şu bir gerçek ki… İletişimde algı ve aktarma modelinde sıkıntı var. İletişim, algıyı yönetmek, davranış biçimleri oluşturmak ve hedefe ulaşmak için bir araç değil mi? O halde, kitlenin zihninde yer edecek, onların algısını etkileyecek faaliyetlerde bulunmak gerekmez mi? Ya da muhalefetin oluşturduğu algı insanlar tarafından gerçek olarak kabul edilmeden müdahale etmek?”

Muhalefetin kitleleri ikna etmede iktidardan daha başarılı olduğu itirafı bu.

Reklam

Gazetede köşesi, bir kanalda birden fazla programı bulunan, muteber başka kanallarda da görüşlerini açıklama fırsatını sıkça bulan bir başka yazar da, iktidarın etki alanındaki medyanın başarısızlığını kabullenmiş durumda. “AK Parti medyası(nın) genel olarak etkisi eskisi gibi değil” cümlesi bunun itirafı. Yazar yazısına, “Bu gerçeği kabul etmek lazım. Gazete satışları, internet tıklanmaları ve televizyon izlenmeleri ortada” diye devam ediyor.

AK Parti’ye bu çemberi kırmak için verdiği akıl itirafçının hüznünü de içeriyor.

Okuyalım:

“Ben AK Partili vekillerin yerinde olsam teke tek muhalif vekillerin karşısına çıkarım. Halk TV’ye çıkın, FOX TV’ye çıkın. Çatır çatır fikirlerinizi, hizmetlerinizi, yapacaklarınızı anlatın. Hatta en uç kanal hangisiyse ona bile gidin.”

İktidar medyası – muhalif medya açmazı

Medyamızın yüzde 90’a yakını şu anda iktidar cephesinin kontrolü altında. O alanda varlık gösteren gazeteler ile televizyon kanallarına tam da bu görevi yerine getirmeleri için büyük kaynaklar akıtılıyor. Gerçek buyken, öylesine seçtiğim bu iki yazıya sinen hava, ringe havlu atmaktan, yenildiğini kabulden başka bir anlam taşımıyor.

Aralarında suya sabuna karışmaktan kaçınanların da bulunduğu medyanın geri kalan yüzde 10’unun yüzde 90’dan daha etkili olduğu tespitine dayalı bu yakınmalar bence de gerçeği yansıtıyor.

Kurulduğu dönemde medyada yalnızca bir-iki gazete ve bir TV kanalından sesini duyurabilen, medyanın geri kalanının saldırılarına maruz bugünün iktidar partisi, zaman içerisinde ülkedeki medya tablosunu kendi lehine değiştirmeyi başardı.

Reklam

Vaktiyle kendisine saldıranların neredeyse bütünü bugün iktidar adına muhalefete saldırıyor.

Yukarıda örnek olarak sunduğum yazılardaki itiraflar ve iç çekmelerden anlaşıldığı kadarıyla, sayıca çokluk etkileme açısından fazla bir işe yaramıyor ama.

Çare olarak önerilen, iktidar adına ortalıkta görünenlerin aynı zamanda muhalif medyada da boy göstermeleri işe yarar mı?

Sanmıyorum.

Yine de o yolu denemelerinde yarar olabilir.

Medyada çok sesliliğin artmasına katkıda bulunmuş olurlar.

İnsanlar tek taraflı şartlanmalardan duymaya başladıkları rahatsızlık yüzünden ve kendilerinden saklandığını düşündükleri gerçekleri öğrenmek için farklı medya mecralarına kulak vermeye başlamış durumda; tamam da, aynı insanların muhalifler yanında iktidara mensup olanları da dinlemeye hakları olmalı.

Global bir gazetecilik başarısı: Pandora Papers

Bugünlerde dünya, üzerinde aylar ve yıllar boyu çalışılmış belgelerin gazeteci süzgecinden geçtikten sonra habere dönüştürülmüş halini gazetelerde okuyor, ekranlardan takip ediyor.

‘Pandora Papers’ (Pandora Belgeleri) genel başlığı altında yapılan yayınlar daha ilk günden pek çok ülkedeki yerleşik düzeni sarsmaya başladı. Krallar, eski-yeni politikacılar, yüksek bürokratlar gizli kalacağını sandıkları servetlerini gizledikleri hesaplarıyla yüzleşiyorlar. Ne yolla kazandıkları bilinmez dolar cinsinden milyonlar -hatta milyarlar- sayısız hesaplara yatırılmış, ismi duyulmamış şirketler oluşturularak başka ülkelerde yatırıma dönüştürülmüş…

Bu bir gazetecilik başarısı…

Medya adını aldığı son dönemde gazetecilik, biraz da politikacıların geriletme çabalarının sonucu olarak, işlevini yerine getiremez olmuştu. Pek çok ülkede hayatını gazetecilikten kazanan gerçeklerin peşindeki meslek erbabı bir kenara itilmiş, haberi eğip bükmekten geri durmayan gazeteci görünümlü tipler ön plana çıkmaya başlamıştı.

Beş yıl önce (2016) ‘Panama Papers’ (Panama Belgeleri) , şimdilerde de ‘Pandora Papers’ ile kenara itilmiş gazetecilerin yeniden meydana çıkışlarına tanıklık ediliyor demokratik ülkelerde.

Özellikle haberlerde adı geçen yöneticilerin iş başında olduğu ülkelerle ilgili sarsıcı haberlere o ülkelerin medyası yer vermiyor.

Ancak haberler o ülkelere de ulaşıyor.

Sarsıcı haberlere sansür uygulanan ülkelerin insanları, kendilerini yönetenlerin parasal ilişkilerini, başka ülkelerin medya araçlarından öğreniyorlar.

Hiçbir şey bugünün dünyasında gizli kalmıyor.

Bizde “İktidar başarılarını anlatamıyor” tarzındaki tespit ve o tespit üzerine yapılan “İktidarı savunacak kimseler muhalif medyaya da çıkmalı” türü öneriler, medyamızda gerçek gazeteciliğin ön plana çıkmasının kaçınılmaz olduğunun ilk işaretleri sayılabilir.

O tespit ve öneriler, onları sütunlarında dile getirenler farkında olmasalar bile, bir süredir tek-sesliliğe dönüştürülen yanlış medya düzeninden vazgeçilmesine ve çok-sesliliğe birer davet aslında.

Türkiye değişiyor, medyası daha önce değişecek; kaçınılmaz bir durum bu.

ΩΩΩΩ

Reklam

34 YORUMLAR

  1. Didem hanım
    “vatan, millet sakarya o hain, bu fetöcü, şu ajan tutmuyor artık, değil mi?” diye sormuşsunuz da;
    tutmaz olur mu hiç, hem de cuk oturuyor!
    Bakın yukarda yahya beyin paylaştığı onca “kopilediği vidyo” linklerinin arasına nasıl da kıvrakça sıkıştırdığı şu gevişine:
    “Aylık ücreti Bank Asya’ya yattı diye süründürülen binler…”
    Ne kadar da tanıdık değil mi?
    Sonra da “her olumsuzluğu dine bağlamamı eleştirip dine toz kondurmadığınız için yazdıklarımdan bir şey anlamayacaksınız. Anlayanlar sağ olsun.” da demiş:)
    Papucumun ahlak zabıtası fetöcü ateyizleri!
    Sizden olmayan herkes akpli oluyor değil mi?
    Şimdi tutar mı tutmaz mı siz söyleyin didem hanım?
    Sonuçta bankacılık bilen de sizsiniz yani:
    “bankacıların müşterileri hakkında bilgi paylaşmasını sınırlandıran bilinen ilk düzenleme 1713’te cenevre büyük konseyi’nde yapılmış…”

    • “vatan, millet sakarya o hain, bu fetöcü, şu ajan tutmuyor artık”
      yerel seçimlerde anlamadıysan genel seçimlerde anlarsın artık.¯\_(ツ)_/¯

  2. “…kenara itilmiş gazetecilerin yeniden meydana çıkışlarına tanıklık ediliyor demokratik ülkelerde.”
    buyurmuş sayın yazar, elhak öyledir!
    Demek bi aralar “demokratik ülkelerde” gazeteciler kenara itilmiş ve şimdilerde ise tekrardan ortalıkta boy göstermeye başlamışlar?
    Acaba testereli arabistan prensinin dolayında filan da acar muhabirler dişlerini göstermişler midir yoksa oralar yine eskisi gibi süt liman mıdır?
    Efendim?
    Biraz sıkar mı?
    Anladım…

  3. “Ben AK Partili vekillerin yerinde olsam teke tek muhalif vekillerin karşısına çıkarım. Halk TV’ye çıkın, FOX TV’ye çıkın. Çatır çatır fikirlerinizi, hizmetlerinizi, yapacaklarınızı anlatın. Hatta en uç kanal hangisiyse ona bile gidin.”
    Yandaş aklıyla iş yapanın sonu:
    Binali yıldırım imamoğluyla aynı programa katıldığı için istanbulu kaybetti!
    Bu türden sivrizekalıların aklına kalırsa, daha çok işler gelir sağ olan başa…

  4. “ismail
    5 Ekim 2021 At 12:09
    Devlet fabrika Çalıştırmaz deyip Sümerbankı kapattılar , market açıyorlar 😅

    Yorumu Cevapla
    H. Gayret
    5 Ekim 2021 At 19:14
    Sümerbankı kim kapatmış ismail bey? Sümerbank fabrika mıydı banka mıydı?

    Yorumu Cevapla”

    • “Sümerbank, özel bütçenin temelini oluşturan katma bütçeli idare uygulamasının başladığı 1933 yılında kurulmuş, ticari nitelikte mal üreten kuruluş.

      Tekstil sanayisi ile aynı anda banka konumunda.🚩

      Atatürk tarafından yapıldı.
      Atatürk’ün “Her fabrika bir kaledir”🚩 sözleriyle açtığı son fabrikaydı.
      Aydın’daki Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, Türkiye’nin devlet eliyle kurulan ilk basma fabrikasıydı. Sadece üretim yapılan bir fabrika değildi. Hastanesi, okulu, kültür sanat etkinliklerinin, baloların yapıldığı, sinema filmlerinin gösterildiği bir kültür merkezi, golf sahası, basket ve futbol sahalarının, boks ringi, tenis kortu ve paten pistinin olduğu spor kompleksi, rekreasyon düzenlemeleriyle bir yaşam merkeziydi. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün tüm yurda yaygınlaştırmayı hayal ettiği, buna fırsat bulamadan aramızdan ayrıldığı “Sosyal Fabrika Projesi”nin ilk örneğiydi.
      Fabrika, bir dönem hem kendi elektrik ihtiyacını hem de Nazilli kentinin elektrik ihtiyacını kendi bünyesindeki bir elektrik santraliyle sağlıyordu.
      Fabrikanın su ihtiyacını karşılamak için bir de su santrali bulunuyordu. İlk yıllarda dışarıdan getirilen fabrika yedek parçaları, kurulan atölyelerde üretiliyordu.
      “Sümer Halkevi” adıyla kurulan halkevinde halk bilinçlendiriliyor, kurslar düzenleniyordu. Fabrika çalışanları klasik müzik grubu oluşturup halka konserler veriyordu. Fabrikadaki desinatörler, kentte resimlerini yapıyor, sergiler açıyordu.”
      Sümerbank 21 Aralık 1999’da TMSF’ye devredildi.
      Ardından 9 Ağustos 2001 tarihinde Oyak Grubuna satıldı.

  5. iletişim başkanı Fahrettin Altun’dan memnun olmadıklarını belli edenlerin sayısı bir hayli fazla.

    işlerine karışmak gibi olmasın ama bence Fatih Tezcan bu iş için biçilmiş kaftan, sanki iletişim işleri için doğmuş biri o.

    mükemmel oyunculuk, olağan üstü rol yeteneği;

    https://twitter.com/fatihtezcan/status/1444336094452097030?t=kfsHmXjPKkeY8MfgS42gXw&s=09

    analiz tv kapsamlı çalışmaları için çok paraya ihtiyacı varmış, partilerin desteğini reddettiği için bağış topluyormuş, az çok demiyelim boş geçmeyelim. en iyi erkek oyuncu dalında aday gösterelim.

  6. Dünden devamla, “Sapla saman …”a yanıttır.

    Sonuca bakalım diyorum. “Din ahlak üretemiyor” dedim evet. Bunu “din anlayışına” çevirdim ama bu yeni değil. Daha önce cevap verirken de, din özünde evet iyi ahlakı öğütlüyor diye hakkı teslim ettim. Şimdi farklı bir şey söylemiyorum. Din sistematik olarak ahlak üretmekte yetersiz diyorum. (Hadi bir şans daha verdim.)

    Dinler tarihine ve dinlerin yayılmasına baktığınızda, özellikle Haçlı seferleri, yeni dünya ve diğer kıtaların keşfi sırasında, bunu cihatçı yayılmacı müslüman devletlere de uzatmak mümkün, evet din ideoloji olarak bu hareketlerin ana motivasyonu. Ama sonuç iyi değil bence ve günümüzde asla kabul edilemez şeyler. Bu yayılmacı hareketler sırasında yerel halklara yapılan zulümler, din adına da insanlık adına da doğru şeyler değil. Bugünkü insanlık anlayışımızdan çok uzak. (Ancak bazı Taliban zihniyetlerin hala o kafada olduklarını da gayet iyi görebiliyoruz. )

    Bugün dini motivasyonu olan insanların genel hali ve anlayışı da,
    biraz yumuşamış olsa da, bu. Farklı şekillerde güç temerküzü, kendi ideolojisini diğerlerine zorla kabul ettirme, biat ettirme, zorla ikna etme gibi farklı şekiller alıyor. Sonuçta bunların ahlakla alakası yok. İnsanlığın ahlaki düzeyini yükseltelim gibi bir hedef de yok. Ve tabii dini önceleme ile birlikte, bu genelde gücü öncellemek oluyor, ahlak da tamamen unutuluyor ve çok ahlaksız durumlar bizzat dindarım diyenlerin elinden çıkıyor.

    Siz de aynı şeyi yapıyorsunuz. Din, en güzel ahlaklıları ortaya çıkarır, insanlığın geri kalanından bir ahlaklı da siz gösterin gibi garip bir yarışa girmeye çalışıyorsunuz. Ben de orada milyarlık Çin var, hiç mi ahlaklı yok diyerek kısa bir örnek verdim. Ahlaklı olmak için din gerekmeyebilir dedim.

    Sonuca bakmak lazım diyorum yine. Din ve dindarlar var ve pek çok. Ama ahlak çok ortada görülmüyor. Dünyanın en yolsuz ülkeleri hala müslüman ülkeler. Demokrasinin de en uzak olduğu ülkeler bunlar. Arada bir ilişki var diyorum. Şayet din yeterli olsaydı ahlak da üremiş olurdu. Örnek olurdu diğerlerine. Böyle bir durum yok. Dinin ahlak üretmede sistematiği günümüzde yetersiz diyorum. Bu kadar İlahiyat fakülteleri, yıllarca din okuyan okutan okullar cemaatler kuruluşlar vs vs. Korkunç büyük bir ekonomisi var. Ama yolsuzlukta en önde olan bir ülkeyiz. Ahlak nerede. Dinin nasıl bir söylemi var buna karşı çıkan. Her cuma ülkenin köşe bucağında halka nasihat eden hocalar var. Çalmayın, yolsuzluk yapmayın diyen var mı? Deseler farkeder mi? Aksine yolsuzluğu sahiplenen üst düzey hocalar var.

    Diğer müslüman ülkeler de aynı durumdalar. Hepsi yolsuzlukta, insan hakları ihlallerinde, adaletsizlikte birbirleriyle yarışıyorlar adeta. Ve en
    ön sırayı kimseye bırakmıyorlar. Herkes münafık olmadığına göre, kısaca bu din (anlayışı) ahlak üretemiyor diyemez miyiz? Sonuca bakarak.

    Hadi aslına dönelim demeyin. Bunu diyenler en köktenci ve en acımasızları oluyor genelde. Taliban örneğin. Orada ahlakı bıraktık, insanlık da toptan rafa kalkıyor.

    Çin demişken, Çin’de dünyanın gözü önünde milyonlarca müslümana açık işkence yapılıyor. Bunu kınayanlar yaptırım uygulayanlar ise müslüman olmayan ülkeler. “Daha adil bir dünya mümkün” diye kitap yazmış birisi. Filistin’den Myanmar’a kadar sayıyor döküyor. Çin’deki zulme bir kelime etmiyor. Maaşlı imamları da medyası da osu da busu da başlarını öbür tarafa dönüyorlar. Hangi din, hangi ahlak?

    • Yazdığı kararnameyi iki defa düzeltip tekrar kararname olarak yayınlayan birisi nasıl kitap yazıyor diye merak ediyor olabilirsiniz. Yazmıyor tabii ki. Aynı zamanda kitap okumayan birisi (arkadaşlar özetliyor demişti 🙂 nasıl kitap yazıyor diye de merak edebilirsiniz pekala. Yine yazmıyor …

    • Didem hanım dün her ne kadar
      “ama ben yine de ender beyin din ahlak üretmiyor ifadesinden
      “dinbaz ahlak üretmiyor” anlamında bir ifade kastettiğini sanıyorum ve ben bu şekilde anladım.” diyerek
      eteklerinde bir yığın meşe odunuyla fitne ateşine doğru koştuysa da işte bugün yine depişen bir şey olmadı:
      “Şimdi farklı bir şey söylemiyorum. Din sistematik olarak ahlak üretmekte yetersiz diyorum. (Hadi bir şans daha verdim.)”
      Kapakçık!

      • burası geniş ve özgür bir alan,
        bırakalım fikirler tartışsın.
        bir ara kelime hazineni gözden geçirsen diyorum
        işe yaramayanlardan kurtul istersen.
        kapasiteyi arttıramadığına göre yenilere yer açarsın. ̄︶ ̄

    • Yanıtmış;Fesüphanallah ya! Arkadaş kusura bakma da, ben senin bana cevap niyetine yazdıklarında (yazdıklarıma karşılık olmaları münasebetiyle) bir mantık göremiyorum. Önceki yazdıklarında da şimdiki yazdıklarında da doğru şeyler var elbette.Misalen; “…Bu kadar İlahiyat fakülteleri, yıllarca din okuyan okutan okullar cemaatler kuruluşlar vs vs. Korkunç büyük bir ekonomisi var. Ama yolsuzlukta en önde olan bir ülkeyiz.” cümlesindeki gibi. Cümle doğru ama,kurduğun sebep sonuç ilişkisi yanlış. Sen yolsuzluğun,kötülüklerin sebebini getirip dine bağlıyorsun ve işte tam da burada saçmalamaya başlamanın adımlarını atmış oluyorsun.

      İşin doğrusu yazında yukarıdaki tırnak içindeki beyanın gibi bir sürü doğru görünen cümleyi aklına geldiği gibi gelişigüzel sıralamışsın ve bunlardan da bir mahkumiyet hükmü çıkartıp cezayı da dine kesmişsin yine. Laf kalabalığı ama tüm yazdıkların gerçekte. Herhalde böylece laf kalabalığına getirerek zırvalarını gözden kaçıracağını sanıyor olmalısın. Ama ben böyle abidik gubidik işlere müsaade etmem bilesin. Yani din konusunda cahil de olsan,cahile laf anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor da olsa,kutsalım olan dinime yine dil uzatarak,birşeyler yazmaya zorlamış oldun beni yine…

      Öncelikle bir kere daha söylemeliyim ki sapı samanı birbirine karıştırıp sonra da o yığının üzerinde keyifle yuvarlandığın müddetçe doğruya ulaşman imkansız…

      Daha önce de kaç defa yazdım ama sana bir türlü anlatamadım; yine de bir daha tekrarlayacağım,belki bu sefer anlarsın diye. Ender kardeş! ne olur kulaklarını iyi aç ve şu bir kere daha tekrarlayacağım cümleyi lütfen anlamaya çalış:Din başka birşeydir, dini kafasına göre,keyfine göre,ezberden körü körüne tabi olduklarından öğrendiklerine göre şekillendiren insanların uygulamaları ise dinden başka birşeydir. Şu yazdıklarında bile kaç yerde gerçekte dindar olmayan kişilerin yanlış uygulamalarını dine bağlayıp ve hatta bunlara “din” bile demişsin… Örneğin yine “Din ahlak üretemiyor” derken de,”Din sistematik olarak ahlak üretmekte yetersiz ” derken de bunu yapmışsın. Yine fırak-ı dalle denilen dinden sapan grupların uygulamalarını din olarak kabul edip,dine aykırı bu yanlış uygulamalardan dini mahkum etmeye kalkışmışsın. Bu şekilde vahim bir mantık hatası içindesin ama ya farkında değilsin,ya da bunu hususen yapıyorsun. Baştan düştüğün bu mantık hatası ise tıpkı gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemekte olduğu gibi senin yazdıklarını da karmakarışık hâle getiriyor.. Şimdi bak! İslam dininin rehberi ve ana öğreticisi olan Hz. Peygamber “Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehenneme girer.” buyurmuş, o kurtulan fırkayı da “Benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olanlar.” olarak tarif etmiştir. Yani bu beyan “bu dine hakkıyla uyan grup dışındakilerde dinden sapma vardır” anlamına geliyor.

      Bu sebeple dinden sapma varsa,o sapanların dine aykırı olan uygulamaları da öyle veya böyle dine mal edilemez,onların kabahatleri dine yüklenemez,bu haksızlıktır,bu mantıksızlıktır diyoruz sana ama hâlâ aynı yaveleri benzer örneklerle önümüze getirip getirip sanki farklı bir şeyler söylüyormuş gibi yapıyorsun. Yaw arkadaş,sorması ayıp değil,sen bizim aklımızla alay mı ediyorsun,maytap mı geçiyorsun bizimle; Taliban’ın ,Işid’in,Mışid’in uygulamalarını burada savunan mı var ki cevap niyetine bize burada “bunların uygulamaları bugünkü insanlık anlayışımızdan uzak” gibi laflar edip duruyorsun. Bu minvaldeki sözlerin dolayısıyla seninle müttefikiz zaten,hâliyle biz de bu konuda farklı düşünmüyorken sanki bunları sahipleniyormuşuzcasına “ne anlatıyor gibi oluyorsun” şimdi sen? Israrla dediğimiz şu bizim: bu herifler dini yanlış anlamışlarsa kabahat dinin değil onlarındır…diyoruz da yine anlamayacaksın,yine aynı şeyleri yeni yeni söylermiş gibi önüme getirip dayatacaksın biliyorum.Yine bu herifleri dindar diye,uygulamalarının kaynağı da dindir diye getirip dayatacaksın bana, biliyorum…

      İşte Hz. Peygamber tarafından “ilmin kapısı” olarak gösterilen dini en iyi bilenlerden biri olan Hz. Ali’ye karşı ayaklanan zihniyet gibiler size göre dindar oluyorlar, hareketlerinin motivasyon kaynağı da din oluyor. Hayır bu mantık işleyişi doğru değil, gerçekte onlar taa İslamiyetin ilk günlerinden beri çok çeşitli sebeplerle dini keyiflerine göre yontup şekillendirmek isteyen ve gerçek dindarlarca da din uğruna kendileriyle mücadele edilen kimselerdir ve bu heriflerin hareketlerinin temel motivasyonu da din değildir;öyle görüntü verdikleri için bu durum sizin gibilerin zihninde oluşan bir algı yanılmasından başka birşey değildir.

      Yine şu”çok ahlaksız durumlar bizzat dindarım diyenlerin elinden çıkıyor. ” cümlen gibi cümleleri hep aynı şeyleri farklı bir şey yazıyormuş gibi cevap diye önümüze getirip getirip koymaktan da vaz geç artık. Çünkü kaç defa dedik ki “dini bilmeyen,keyfine göre yorumlayan,dinin ıslah etmeye uğraştığı münafıklar gibi dalalete düşmüş grupların amellerini dine mal etmeyin” diye…Kaç defa hem de…ama sanki bunu hiç söylememişiz ki hep aynı nakarat,aynı nakarat,yakışıyor mu bu sizin düşünme melekenize?

      30 Eylül tarihinde “işin esası benim yukarıda ahlak örnekleri yüksek şahsiyetleri göstermemin sebebi de sizin “din,ahlak üretemiyor” beyanınızın doğru olmadığını göstermek içindi. Din,ahlaklı insanlar yetiştirir;hem de en üst seviyede,bunu göstermek için ben o örnekleri verdim,yoksa durup dururken kör bir tartışma başlatmak için değil.” demiştim yine…Böyle bir beyanım ortadayken sanki konuyu açan sen değil de benmişim gibi,beyanını tekzip eden örneklendirmeme bozuluyor, kendi beyanını desteklemek üzere somut örnek çıkartamayışının morartısını laf salatasıyla gidermeye çalışıyorsun..Ne yani,sen şimdi tutup işkembeden “din ahlak üretemiyor” diye sallayacaksın da,biz de o sallamanı örnekleriyle,sebepleriyle ispatlamayacak mıyız yani,niye bozuluyorsun ki? Sonra da hiç utanıp sıkılmadan durumu çarpıtarak,benden niye örnek istiyorsun demeye getiriyorsun ki? ( Sordum ama lafın gelişi işte,cevabı cümlenin içindeydi zaten;utanıp sıkılma bilsen niye böyle birşey yapasın ki,değil mi?) Ayrıca ben zaten dinsizlerden de ahlaklı insanlar çıkabilir demiştim,bunu da görmezden gelmişsin. Laf dolandırıyorsun boyuna…

      • Yine senin de vatandaşı olduğun,dolayısıyla senin de herkes kadar pay sahibi olduğun ülkemizdeki neredeyse hemen herkes sana göre dindar niteliğinde görünüyor,oysa daha önce defalarca burada da yazdığım üzere bana göre gerçek dindar sayısı çok çok az. Ve hatta ben dini emirlere elinden geldiğince uymaya çalışan bir insan olmama rağmen kendimi bile dindar kategorisinde değerlendirmiyorum. Hatalarım, günahlarım, ayıplarım çoktur ama bunların hiç biri de benim ve benim gibilerin yüzünden dine mal edilemez. Tersine anlamak ise tamamen böyle değerlendirme yapanların hamakati,eblehliği olarak yorumlanabilir ancak…

        Yine dine kestiğiniz cezanın gerekçelerinden saydığınız “dünyanın en yolsuz ülkeleri hep Müslüman ülkeler…” falan gibi iyice cıvıklaşmış kalıp teraneleri bırakın artık!(Çokluktan kinaye) yüz kere,bin kere,milyon kere anlattık,siz de ısrarla yüz kere,bin kere,milyon kere anlamamazlıktan gelerek hep aynı yaveleri yumurtlamaya devem ettiniz. Size samimi tavsiyem önce dini bir öğrenin kardeşim. Dine dair hiçbir şey bilmiyorsunuz ve bilmediğiniz hâlde,”fikrin de bir ahlakı olur yahu!” demeden ve hiç utanıp sıkılmadan “Şayet din yeterli olsaydı ahlak da üretmiş olurdu” benzeri zırvalarınızla dine dil uzatıyorsunuz

        “…yolsuzlukta en önde olan bir ülkeyiz. Ahlak nerede. Dinin nasıl bir söylemi var buna karşı çıkan. ” Bilmiyorsan senin cahilliğin. Şu sitede bile kaç kişi tarafından bu konuda kaç kere yazıldı. Daha geçen günkü (30 eylül) sana olan cevabımda bile verdim bir örneğini,ama tabii hususen görmezden gelirsin,diğer beyanların gibi tekrar tekrar aynı şeyleri uzata uzata sündüre çarpıtmaya kalkarsın. Önce iyiniyetli olmak lazım. Yine de (Peygamber beyan ve uygulamalarıyla birlikte) sayısız örnekler arasından iki örnek vereceğim.
        1.Örnek ( yolsuzluğa ilişkin):Al-i İmran suresi 161. ayet:”Bir peygamberin hıyanet etmesi olacak şey değildir. Kim emanete hıyanet ederse, kıyamet günü hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir.”Sonra herkese, asla haksızlığa uğratılmaksızın, kazandığı tastamam verilir.”
        2.Örnek:Enfal suresi 53.ayet: Bu cezalandırmanın sebebi şudur: Bir toplum, kendisinde bulunan güzel ahlâk ve meziyetleri değiştirmedikçe Allah da onlara verdiği nimetleri değiştirmez…”
        Şimdi din mi diyor yolsuzluk,ahlaksızlık yapın diye? Yazının neresinden tutsam dökülüyor ve cevap da hâliyle uzuyor. Burada keseceğim;kısacası,bilmiyorsun kardeşim,din konusunda fevkalâde cahilsin. Tavsiyem önce araştır,birşeyler öğren de bilmediğin bir konuda gelişigüzel sarf edilmiş cümlelerle böylece zırvalamış olma konumuna da düşmemiş ol…

  7. Bence AKP’lilerin medyaya çıkığ hizmetlerini anlatmadıkları doğru. Yirmi yılda çok şey yaptılar. Ama son sekiz yılda esas yaptıklarını yaptılar. Bunları burada anlatmak ne mümkün. Keşke medyaya çıkıp birazcık bu hizmetlerini anlatsalar.
    Mesela nasıl Suriye’deki muhalifleri kışkırtıp ayaklandırdıktan sonra organizasyonsuz, yüzüstü bırakıp perişan ettiklerini, sonra da yerli muhalifler başarısız oldular diye dünyanın her tarafından cihatçıları Türkiye üzerinden bu ülkeye doluşturduklarını ve IŞID denen canavarı beslediklerini anlatsalar keşke.
    2011’de PKK askeri olarak silinmeye giderken MİT marifetiyle Roboski’de 33 kaçakçıyı nasıl öldürtüp sonra da PKK’ya cansuyu verdiklerini anlatsalar keşke. Bu tezgahın devamında adı Çözüm olan bir süreçle bölgeyi PKK kontrolüne bıraktıklarını, Kuzey Suriye’de bir PKK devletçiği kurulmasına destek olduklarını ve hiç birşey olmamış gibi davrandıklarını anlatsalar ne hoş olurdu.
    Ülkede işleyen hukuku nasıl katlettiklerini, MİT’in başına getirdikleri “sır küp”ü ile nasıl küp doldurduklarını, ülkeyi nasıl bir muhaberat devleti haline getirdiklerini anlatsalar bir de.
    Daha o büyük yandaş müteahhidlere verilen garantili-garantisiz yağmaları ve bu paraların yukarı nasıl gittiğini, o yukarının neresi olduğunu da anlatsalar. Hani şu İranlı vatansever Rıza’nın “yukarı” diye not aldıkları vardı ya. Keşke bunları da anlatsalar bak nasıl oyları tavan yapardı.
    Haydi bekliyoruz, daha anlatacak çok şeyleri var. Yaptıkları hapishaneleri vs. de anlatabilirler ya neyse.

    • Eli kalem tutan ile eli silah tutan teröristlerin sonunu getirdi şimdi de enflasyonun sonunu getirmek için çalışıyor, terör ve enflasyon. Anladın mı?

      • 13 bin dolar milyoneri ülkeyi terketmiş. Milyonerlerin de sonunu getirecek galiba.

        İyi de dünyanın en yüksek faizini niye veriyor. Madem enflasyonu bitirmek istiyor, indirsene faizi. Teori öyle değil miydi?

      • Sayın Dr Factor !
        Bimediğin konuda ahkam kesmeyi bırak.
        Bazı vatandaşlarımızın elinde,
        – kalem yerine kaleş;
        – bilgisayar yerine bomba tercihinde kim bulundu?
        Yada kim bu tercihte bulunanların yanında yer aldı?
        Bir de yolsuzluk hırsızlık mıdır?
        Amasız, lakinsiz, evet yada hayır şeklinde cevabınızla bizi aydınlatırsanız seviniriz.
        Garantili projeler,
        – hizmet projeleri midir?
        – cezalandırılmama garantili hırsızlık projeleri midir?

  8. HER MESlek
    Her meslek mutlaka terörist, bölücü “yaftası” yiyecektir.
    Kebapçılardan önce en son patates, soğan üreticileri mi?
    Artık takip edemez hale geldik.
    İşini dosdoğru yapan tüm meslek mensupları bu damgayı yedi. Ve yiyecek.
    Kimler tarafından yaftalandı?
    50 bin dolarlık çanta taşıyanlar tarafından.
    Tabii ki çakmasını taşıyan, yani marka hırsızlığını destekleyenleri destekleyenler tarafından.

  9. Medya bir kitlesel iletişim aracı, doğru; ama bir yerden sonra işe yaramıyor medya gücünü elinde bulunduranların -muhalif medya da dahil- toplumu ikna etmek için yaptıkları yayınlar. Çünkü ondan da daha etkili “toplumsal iletişim aracı” herhalde ekonomidir!..

    Bilinmez bir el halkın cebine dokundu mu, onun ihtiyaçlarını gidermede bir zorluk ortaya çıkardı mı, bütün “cepler” kendi arasında sanki otomatikman bir iletişime geçer; toplumsal bir kanaat oluşur “yönetilememek”le ilgili ve artık kendi ile ailesinin geçiminden başka hiçbir şey onu ikna etmez, edemez…

    Ne köprüler yollar, tüneller, ne yüksekçe binalar ile saraylar(!) ve ne de parklar bahçeler, “Millet Bahçeleri”…

    İç politika, dışişleri; uluslar arası ilişkiler ve belki de terör…

    İşsizlik ekonomik bir veri de olsa öyle ya da böyle halk cebindekiyle geçinebiliyor mu ona bakar. Burada bir temel kanaate sahip olduktan sonra, medya, sosyal medya ile yapılan iletişim ancak o kanaatini güçlendirir halkın. Nitekim (yandaş) medyanın etkileme gücü ile ilgili veriler de bunu gösteriyor.

    Bu saatten sonra, “Ben AK Partili vekillerin yerinde olsam teke tek muhalif vekillerin karşısına çıkarım. Halk TV’ye çıkın, FOX TV’ye çıkın. Çatır çatır fikirlerinizi, hizmetlerinizi, yapacaklarınızı anlatın. Hatta en uç kanal hangisiyse ona bile gidin.” demesinin de bir faydası olmayacaktır. Ters tepebilir bile.

    Hayat pahalılığı aldı başını gidiyor; neredeyse her ürüne yüzde 100’ün üzerinde zam var, gelecek zamlar da cabası. Kış kapıya dayandı, fiyatı yüzde 100’ün üzerinde artan kömüre alternatif tezek yok -bir zamanlar doğalgaza alternatif tezek önerilmişti de-; doğalgaza gelecek zamlar da kapıda. Neymiş, zamlar en iyi iletişim aracı imiş; sürekli ve aşırı miktarda zamlar bir şeylerin iyi gitmediğini, ülkenin yönetilemediğini göstermiş olmuyor mu? Nitekim hep böyle de ola gelmiştir. Ülkemizde yapılan tüm seçimlerin öncelikli ana konusu zamlar, hayat pahalılığı, geçinme derdi, dolayısıyla ekonomidir. Kötü ekonomik şartlar ve vatandaşın geçim derdi, bir iletişim ve iktidar hakkında kanaat oluşturma aracı olarak medyadan önde geliyor.

    Pandora Belgelerine gelince, ondan evvel de bir çok kereler bu tür belgeler arz-ı endam etti yeryüzünde… Panama Belgeleri, WikiLeaks Belgeleri… Sonda gelen ilk geleni arıtır cinsinden.

    Sonuç?

    Yapanın yanına kar kalıyor. Öyle bir düzen ki köküne inemiyorsunuz.

    Offshore hesapları koruyan, gizliliğini sağlayan sistem/düzen devletler ile onların -hele demokrasisi daha gelişmiş ülkelerin- yargı sisteminden daha güçlü ve güvence verebiliyor.

    Panderes Belgelerinde bir gazetecilik başarısına imza atan uluslararası gazeteci-yazarların bir de offshore hesapların açıldığı merkezleri, kimlerin -hangi devletlerin- himayesi altında olduğu, nasıl çalıştığı konularında bir başarı göstermelerini bekleriz.

  10. SERUM DAHİ KABUL ETMEDİ
    Herşeyin bir doyum noktası var.
    Örneğin bir litre suya belirli bir miktar tuz yada şeker koyarsanız malumunuz erir. Ancak bir aşamadadan sonra erimemeye başlıyor. Ben denemiştim.
    Neden çünkü bir doyum noktası var.
    Faydalı şeylerin bile belirli bir orandan sonrasını bünye kabul etmiyor.
    Bir tanıdığım uzun yıllar yarı felçli idi. Daha sonra hastaneye kaldırıldı. Hastanede bir süre sonra yemek yiyememeye başlayınca serum ile beslemeye başladılar.
    Bir süre sonra vücudu serumu da kabul etmedi.
    Doktorlar “bizim bu aşamadan sonra yapabileceğimiz bir şey yok. Hastayı evine götürün. Son nefesini evinde versin” dediler.
    Ve iki gün sonra evinde vefat etti.
    Algı, algı, algı…………..gına geldi.
    Bıktırdılar, usandırdılar, tiksindirdiler, iğrendirdiler.
    Bunları, serum kabul etmediği gibi,
    Toprak ta kabul etmeyecek.

  11. Sayın yazar
    Severek takip ediyoruz. İyi varsınız. Sizin gibi tarafsız yansız sadece doğru bildiğini söyleyen yazan kaç tane deha kaldı.

    • Hasan valla siz de bi nalına bi mıhına vuruyorsunuz, daha geçen gün sayın yazarı toptan ev hasine atmıştınız, maşallah bakıyorum bugün göklere çıkarmışsınız, ne iş???

  12. Algı yönetimi, propaganda, reklam… Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Masada üretilmiş ekonomik rakamlarla, gelirini, işini, cebindekini kaybedenleri kandıramazsınız. Yalnızca iktidar medyasını izlemeyenlere geçilmeyen köprüler, uçulmayan havaalanları, kullanılmayan otoyollar için on yıllarca ödenecek bedelleri açıklayamazsınız. Başta komşularımız olmak üzere gereksiz, anlamsız, kendini bir halt sanma hastalığı nedeni ile kavgalıysak, kavgalı olmasa bile iyi ilişkilerimiz olan devlet sayısı bir elin parmak sayısını geçmiyorsa Dünya beşten büyük mü küçük mü kimselere anlatamazsınız. Dünya insanlarının mutluluk sıralamasında, eğitimde, özgürlüklerde, adalet dağıtmada son sıralardaysan kimse seni takmaz; takmıyor zaten. Hasta adam denilen Osmanlının adeta son versiyonuyuz. Diyeceksiniz ki sen hep karamsar tablo çiziyorsun. Artık lise bile değil ortaokul seviyesindeki öğretim görevlisi olmayan üniversitelerinin kontenjanlarını dolduramıyorsan, üniversite mezunlarının yarısına bile iş bulamıyorsan, her 100 öğrenciden 70 i yarın endişesi ile geleceğini yurt dışında arıyorsa karamsarlık hafif kalıyor. Başkalarını bilmem; Türkiye ve geleceğini baktığımda tek tesellim; önümde geride bıraktığım kadar yıllar kalmadığını bilmek.

    • Yahya bey keramet buyurmuş “Gerçeklerin bir gün ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır.”
      Kalan yıllarınız da hemen tükenmeden; hayatınızda bu şekilde ortaya çıkmış/rastladığınız büyük ve önemli birkaç gerçeği bir çırpıda yazabilir misiniz efendim, çemkirmeden lütfen?

      • 1- https://www.dailymotion.com/video/x5zaqi0
        2- google amcaya yerli uçak göklerde yaz; ne çıktığına bir bak
        3- https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/s-400lerin-gelisindeki-kritik-donemecler-41294454
        kıvırıp yanıt veremeyeceğin için diğer dostlara bilgi olarak paylaşayım;
        1- Üç saatte Emevi camisinden namaz kılmak yerine üç milyondan fazla ne idüğü belirsiz (içlerinde İŞİD, El-Kaide, Taliban, PKK, YPG olabilir) mültecimiz oldu.
        2- Her seçim döneminde AKP afişlerini gösteriyor verdiğim link.
        3- Hiç kullanılmayacağı (kullanılacak duruma getirilmeden depolarda çürütüleceği) baştan belli S 400 ler kimin poposuna kaçtı acaba? Bir yılı aşkın nerede oldukları bile belli değil. (Uyanıklık edip zaten bildirilmez deme; artık ayağımızdaki iç donun markası bile bilinebiliyor)
        Demokrasi amaç değil araç dediklerini,
        Ne istedilerde vermedik deyip yanıldık kıvırmalarını,
        Aylık ücreti Bank Asya’ya yattı diye süründürülen binler yerine bakanların, başkanların, patronların, damatların, parsel parsel verenlerin saltanatını söylememe gerek yok.
        Hoş kör olduğunuz için ay pardon kör olmak işinize geldiği için, Hayrettin Kahraman’ı aşacak ölçüde iktidara zarar verecek doğruları söylemek caiz değildir anlayışınız için, her olumsuzluğu dine bağlamamı eleştirip dine toz kondurmadığınız için yazdıklarımdan bir şey anlamayacaksınız. Anlayanlar sağ olsun.

        • Yahya bey iyi de bunlar zaten gazete okuyan herkesin bildiği şeyler! Hani ortaya çıkmış gerçekler nerde?
          Mumcunun katil/leri, yeşil, ü.garihin katilleri, kenedy suikastinin failleri nerde?
          Efendim?

  13. farklı dönemlerde de olsa bu ülke halkının büyük bir bölümü akp yi destekledi. hepimiz iyi çıksınlar istedik, hatalar olur dedik, imkanlar zor dedik, vesayet var dedik, dış güçler dedik, düzelecek dedik, düzeltecek dedik. olmadı.
    niyet hayır, akıbet hayır.
    niyet bozuk olunca akıbette bozuk oluyor.
    bugün hizmet adı altında pazarlananlar milletin parasının betona gömüldüğünün resmidir. şeffaf olmaktan çok uzak, kapalı davet usulü, tanıdıklara kaç para olduğu devlet sırrı ihalelerle garantili müşteri yükümlülüğü nedeniyle milletin 20-25 yıl, dolar üzerinden borçlanarak ödeyeceği ödemezse ingiltere de mahkemelerden parasının söke söke alınacağı inşaatlardır.
    bunu anlatmakta zorlanıyorlar işte.
    ‘mezarlıktaki ibrik kadar ya da vapurdaki karton bardak kadar’ gündem oluşturamamasının nedeni hizmet gibi görünenin altındaki millete atılmış kazık olabilir mi?
    ülkeyi yönetenler akıl almaz lükslerine astronomik paralar öderken, yolsuzluklar almış başını giderken ve durmadan para bastıkları için enflasyon fırladığından halk yüksek enflasyonun altında ezilirken, işsizlik, yüksek faz, yüksek kur nedeniyle her geçen günü bırak her geçen saat fakirleşirken ekranlara hangi yüzle çıkacaklar,
    millete ne anlatacaklar?
    vatan, millet sakarya o hain, bu fetöcü, şu ajan tutmuyor artık, değil mi?
    hangi yüzle çıkacaklar?
    1 ocak 2009 da 200 tl lik banknot tedavüle çıktı.
    o gün bu banknotla 130 dolar alınıyordu.
    bugün 22,5 dolar alınıyor.
    dünyada parası en çok değer kaybeden ülkelerden biriyiz.
    milletin parasını lüksüne, şatafatına harcayabilenlerin de ülkenin parasını bu hale getirip sonra nasıl ekran karşısına çıkabilenlerinde konuşmaya nasıl yüzü oluyor, ben gerçekten hayret ediyorum.
    çarşı, pazarda en son ne zaman bir akp li gördünüz?
    “İktidarı savunacak kimseler muhalif medyaya da çıkmalı” diyor sayın koru.
    hangi yüzle?
    kendilerinin gidemediği her yere şimdi diyanet başkanı gidiyor.
    müjde şöyle;
    fakirler cennete zenginlerden önce girecek.
    kurtlu bulgur o kadar kötü bir seçenek değil yani.
    sonuna bak, sonuna…

    • millet bahçesi?

      “Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Ataköy’de millet bahçesi olacağını söylediği 286 bin metrekarelik alanı imara açtı. Sık sık yatay mimariyi desteklediğini söyleyen Erdoğan imara açtığı arazide 20 kata kadar yapı yapılmasının da önünü açtı. ”

      “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde 19 Şubat 2019 İstanbul Ataşehir’de miting düzenledi. AK Parti’nin Ataşehir ile ilgili vaatlerini sıralayan Erdoğan “Erenköy Gümrüğü ile İETT garajlarını kaldırıyor. Yerine 300 bin metrekarelik bir millet bahçesini inşa ediyoruz” vaadinde bulundu. ”

      “21 Ağustos 2020 günü Resmi Gazete’de yayınlanan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasını taşıyan karar ile alan özelleştirme programına alındı. Özelleştirme işlemlerinin 31 Aralık 2023 yılına kadar tamamlanmasının planlandığı arazi için geçtiğimiz günlerde imar değişikliği gerçekleştirildi.”

      “30 Eylül 2021 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararla mülkiyeti Maliye Hazinesi adına kayıtlı olunan Kayışdağı Mahallesi 1252 ada 10 parselde bulunan arazide imar değişikliği yapıldı.”

      “Uygulamaya giren 1/5000 ölçekli yeni nazım imar planına göre 286 dönümlük araziye 20 kat yüksekliğinde konut, otel, ofis binaları inşa edilebilecek. Araziler üzerinde emsal hariç parsel büyüklüğünün iki katına kadar inşaat yapılabilecek. Büyük bir bölümü yapılaşmaya açılan arazinin bir bölümünde kamu binaları, meslek ve teknik öğretim lisesi, ilkokul ve cami yer alacak. Yapılardan geriye kalan alan ise millet bahçesi, park, otopark ve yol olacak. ”

      bu haber doğru mu acaba?
      değildir diyen?

    • rönesans holdingten sonra çalık holding te off-shore listelerinde ortaya çıkmış.
      hangi çalık holding?
      “MSF’nin 2007 yılında el koyduğu sabah-atv grubunu nisan 2008’de 1,1 milyar dolara satın alan,
      bu rakamın 750 milyon dolarlık kısmı, iki kamu bankasından, halkbank ile vakıfbank’tan sağlanan 375’er milyon dolarlık krediyle karşılanması tartışmalara yol açan çalık holding.
      ahmet çalık türkiyenin en zengin 5. kişisi.
      yeni sızdırılan belgelerde tam dört off-shore şirketle yer alıyormuş.

      vergi kaçırmak suçtur.
      vergiden sakınmak değil.
      paranızı bir ülkeden diğerine aktararak vergiden sakınabilirsiniz.
      bankacıların müşterileri hakkında bilgi paylaşmasını sınırlandıran bilinen ilk düzenleme 1713’te cenevre büyük konseyi’nde yapılmış, bu parlak fikir ve sonuçları gören üretimin ve tarımın fazla gelişme imkanı olmayan adalar da ilgilerini finansal faaliyetlere yöneltmişler ve vergi sakınma cennetleri olmuşlar. off-shore adı buradan geliyor.
      mesela afrikanın servetinin % 30 u off-shore bankalardaymış.
      bunun afrika’ya zararı yıllık 14 milyar dolarlık vergi kaybı. bu parayla kaç tane okul ve hastane yapılabilir? kaç afrikalı açlıktan korunabilir?
      ne kadar acı değil mi?
      seni servet sahibi yapan ülkeden vergini sakınıyorsun…
      vergi cennetlerinin varlığını sürdürmesinin en büyük nedeni finansal elitlere hizmet etmeleri. bunların arasında pek çok siyasetçiler ve onların bağışçıları da bulunuyor.
      bizde yasal bir sıkıntı yok,
      vergi kaçırmak suç ama,
      vergiden kaçınmakta hiç bir sıkıntı yok.
      bu hesapları mercek altına almak için düzenlenen bir yasa var,
      lakin yasa yıllardır mecliste bekliyor?
      neden bekliyor?
      fikri olan?

  14. LEVİETHAN

    Yıllar önce, daha da önce yani ki ak parti iktidarından önce hükümetler gazetecilerin evinde kurulur, gazete patronları başbakanları pijama ile uğurlarlardı. Manşetlerle iktidarı değiştirme gücüne sahipti medya patronları. Gel zaman git zaman bu güçlerini yitirdiler. Sayın yazarında manşetinde vurguladığı terimden yola çıkalım. “İKTİDARIN MEDYASI” oysa eskiden MEDYANIN İKTİDARINDAN bahsedilirdi. Hatta orhan pamuk kar romanında medyanın bu gücünü çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Oradaki mahalli gazete sahibi “Bul ülkede olacak her şeyi önceden biliriz hatta çok şey biz önceden yazdığımız için olur” mealinde bir cümle kuruyordu.
    Hadi iktidar gücünü belirli dönemlerde yapılan seçimler vasıtası ile halktan alıyor, medya kaynağı belirsiz yahut g.meşru bu gücü nereden alıyordu.
    Günün özeti medyanın iktidarından iktidarın medyasına geçmek demokratikleşeme adımı sayılabilir. Hele de “sınıfta kalmış” sa.

  15. Akpartinin kendini iyi anlatamadığı algıyı çok kötü yönettiği bir gerçek.yaptığı hizmetleri anlatmaktan aciz bir kadro.Vekilleri neden TV lere göndermiyorlar sizce?Çünkü oy getirmez götürürler.Çok büyük çoğunluğu bir mücadeleden gelmiyor,sadıklar diye vekil olmuş insanlar.Berat beyin yada Bilal beyin adamları.Bu durumu en iyi Tayyip bey biliyor o nedenle programlara göndermiyor.Gerçi merkez sağın klasik sorunudur bu.Sağ gazeteler az satar az okunur.Bu hep böyleydi.AKparti kendisi farketmese de islamcı bir parti değil artık.merkez sağ bir parti.Devir eski devir değil.Algıyı yönetemeyen ülkeyi yönetemez.Kaybeder.

  16. Yandaş yazar ne demek istemiş:”artık niye algı oluşturamıyoruz,ühü ühü ühü!” Cevap verelim:Haksızsınız da ondan. Yalan dolanla bir yere kadar da ondan.
    Haklıysanız,o hak er geç kendi algısını oluşturur zaten. Ama sizler o kadar haksızsınız ki,durduğu yerde duran korkak ve yeteneksiz muhalefet bile sadece sizin yanlışlarınızı mırıldanmakla puan toplayabiliyor.
    Öyle ümitvarım ki,siz de,çakma muhalefet de bundan sonra çoook değişecekseniz çok…ve sonrasında hepiniz bu günlerinizden dolayı kendi kendinize esefler üstüne esefler edeceksiniz…hepiniz…
    “Seyreyle güzel kudret-i Mevla neler eyler…”

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız