Dünyada “Bu kadar özgürlük fazla” düşüncesi yaygınlaşıyor.. Facebook kesintisi hayra alamet değil…

63
Reklam

Ödüm kopayazdı.

Görüşlerimi açıklamam için bana ara sıra imkan tanıyan YouTube üzerinden yayın yapan bir kanala dün akşam için verdiğim sözü az kalsın tutamayacaktım.

Kanallar genellikle Zoom üzerinden bağlantı sağlıyor. Kanalın bir görevlisi yayına az bir zaman kala Whatsapp üzerinden Zoom linkini gönderiyor, görüş açıklayacak kişi de, o linki kullanarak, cep telefonu, tableti veya bilgisayarı üzerinden kanala bağlanıyor.

Büyük kolaylık. Bu kolaylıkla her ev bir TV stüdyosu işlevi de görüyor.

Dün akşam Medyascope’un saat 19.00 ana haber programı öncesinde bu akışın ilk bölümünde sıkıntı yaşadım. Kanal görevlisinin Whatsapp üzerinden gönderdiğini telefonla bildirdiği bağlantı bana bir türlü ulaşmadı. Whatsapp’a giriyorum, ‘bağlanıyor’ bilgisi tepede dönüp duruyor, ancak o linkin mesajı bir türlü düşmüyor.

Bağlanamayacağım.

Durumu açıklayan benim Whatsapp mesajım da muhatabıma ulaşmıyor.

Aklım duracak.

Reklam

Uyarım üzerine yeniden -bu defa e-mail hesabıma- gönderilen linkle yayına birkaç dakika kala bağlantı kurulabildi.

Ne olduğunu anlayamadığım için kendi cihazlarımda ve Whatsapp hesabımda bir sorun olduğumu düşündüm.

Meğer tam da o sırada Whatsapp’ta -yalnız onda da değil eş-zamanlı olarak Facebook ve Instagram’da da- dünyayla ipler kopmuş; kimse kimseyle görüşememiş, mesajlaşamamış…

Dijital hayatın bir bölümü altı saatten fazla bir süre susmuş…

Facebook şu sıralar yakın zamana kadar şirkette üste yakın bir düzeyde görevli bir eski çalışanının dehşetengiz saldırısı altında. Önce kimliğini gizleyerek, sonraları televizyonda açıkça Facebook’u suçlayan açıklamalar yapıyor eski çalışan. Şu günlerde ithamlarını Kongre çatısı altında da tekrarlaması bekleniyor…

Instagram ve Whatsapp da Facebook şirketine ait programlar…

Kesinti, zamanlaması yönüyle dikkat çekici.

Şirkete yönelik en etkili itham, kamu yararı ile kişisel çıkar karşı karşıya geldiğinde kendi çıkarını kamu yararının önünde tutuyor olması…

Reklam

Amerika “Vay be” modunda…

Oysa, kamu yararı ile kişisel veya kurumsal çıkar karşı karşıya geldiğinde şirketlerin kendi çıkarlarına öncelik tanıması, ABD’den bütün dünyaya hediye kapitalizmin doğal sonucu. 

“Kamu yararını politikacılar ve bürokratlar düşünsün, hatta onlar da benim çıkarlarımı gözetsin, benim çıkarım ülkenin ve devletin çıkarı demek” anlayışı değil midir kapitalizmin mantığı?

Nereden çıktı bu çıkar çatışması iddiası o halde?

Politikadan…

Dijital platformlar politik hayat üzerinde yerleşik medya düzenini zorlayacak kadar fazla etkiye sahip. İnsanlar gazete okuyacaklarına, haberlerini televizyonlardan alacaklarına, birbirleriyle doğrudan ilişki kurmayı yeğlemeye başladılar.

Olaylar habere dönüşmeden önce dünyanın dört bir tarafında duyuluyor artık.

Medyanın etkisine tahammül etmeyi neden sonra kabullenebilmişti politikacılar, medya konusunda tedbirliler; ancak bu yeni -dijital- hayat her ülkede politikacıları zorluyor.

Sosyal medya için bir ‘iyilik’ yapılması gerekiyor.

Çin bu konuda öncü. Onu Rusya takip ediyor. Ülkeler yönetimleri, kimi yasaklayarak kimi de kendisine hizmet edecek hale getirmenin yollarını arayarak -ve genellikle de bularak- sorunun üstesinden gelmeye çalışıyorlar.

Bu konuda da başı Amerika çekmeli. 

Facebook’la ilgili ‘içeriden’ gelen iddia ve ithamlara kulak kabartılması, sorunun ABD’de de politikacılar eliyle kendilerine daha az zarar verecek bir biçimlendirme girişimine yol açabilir.

Sosyal medya fazla ileri gidiyor çünkü.

Üzerinde dünyanın değişik köşelerinden bir çok gazetecinin emeği bulunan yeni bir ifşaat dalgası, ‘Pandora Papers’, yerleşik medya eliyle başlatıldı. Krallar, cumhurbaşkanları, başbakanlar ve bakanlar servetlerinin önemli bölümünü kendi ülkeleri dışında koruma altına almışlar…

İş dünyasından bilinen isimler de öyle…  

‘Pandora Papers’ kimlerin bu yola başvurduğunu isim isim ve kalem kalem açıklayan dev bir gazetecilik olayı…

117 ülkeden 600’den fazla gazeteci, 12 milyonu bulan belgeler ve dosyalardan hareketle, ‘gizli’ -ve çoğunlukla da ‘kirli’– paraların sahiplerini sergilemekte.

Vladimir Putin de var önemli miktarda bir parayı ülkesi dışında değerlendirenler arasında; Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın da adı geçiyor, Çekya başbakanı Andrej Babis’in de. 

Paralarını kimi para olarak tutuyor yurtdışı –offshore– hesaplarda, kimi o paraları Batı başkentlerinde, yabancı turizm beldelerinde çok sayıda emlak satın alarak değerlendirmekte…

Tam 35 halen görevde veya emekli olmuş dünya liderinin adı geçiyor yayınlanan belgelerde…

Belgeleri dünyanın öndegelen gazeteleri -sözgelimi ABD’de Washington Post, İngiltere’de Guardian– yayınlıyor; ancak adı geçen paralı devlet adamları ve bürokratların yaşadığı ülkelerde halkın o yayınlardan haberi olmuyor.

Gazeteler yazmıyor, TV kanalları haber olarak vermiyor…

Ancak sosyal medya üzerinden haber oralara da ulaşıyor.

Facebook, Instagram ve Whatsapp bu işe yarıyor.

Twitter da öyle…

Youtube da…

Onlar ve benzerleri bir yol bulunup susturulabilse, tekrar gazeteler ve TV kanallarından ibaret eski medya düzenine dönülebilse, pek çok devletlu ve iş insanı rahatlayacak…

Dün beni de çıkacağıma söz verdiğim kanalla irtibat kuramayacağım endişesine sürükleyen kesinti, sanıyorum teknoloji yoluyla buna dair bir ilk denemeydi, kısmen başarılı oldu. 

Fişi çekince hizmetler duruyormuş, görüldü…

Hukuk ve yargı yoluyla, siyasi etki ve yetkiler kullanılarak yasaklama yolları da aranacaktır.

Zorlu bir dönemecin eşiğindeyiz.

ΩΩΩΩ

Reklam

63 YORUMLAR

  1. Sabah yazarın yazısını okuduktan sonra siteye yeni girebildim. Gördüm ki ahlak abidesi Ender Bey “Daha önce “din ahlak üretemiyor” dediğimde bazı arkadaşlar yerlerinden hoplamışlardı. Olur mu ne demek, o sizin çarpık değerlendirmeniz, örnek isteriz örnek demişlerdi. ” deyu beyanlarımızı da çarpıtarak güya hikmet yumurtlamaya kalkmış ve yine sapları samanları birbirine karıştırıp,yayılmaya başlamış…İşte benim yazdıklarım da senin yazdıkların da aşağıda duruyor. https://fehmikoru.com/eldeki-bulguru-koruyalim-derken-sahiplenilen-degerleri-kaybetmek-de-var/ Din ahlak üretemiyorsa Hz. Peygamber’den Yunus Emre’ye,Hz. İsa’dan, Musa’dan Mevlana’ya binlerce ahlaklı insan nereden geldi,sen de karşı örnek ver” mealindeki delilleriyle yazdığımız onca şeye karşı yazabildiğin şey münafıklardan,Çin’deki yüzde 85 ateistin ahlak abidesi insanlar olduğundan falan dem vurmaktan başkaca birşey olamadı.
    Son yazdığına da bir sonraki günün platformunda bir karşılık verdim. Cevap niyetine suskunluğa büründün,şimdi günler sonra aklın sıra o günkü altta kalmışlığının hıncını çıkarmaya çalışıyorsun. Sahi,sen hangi ahlakı ürettin de bol keseden ahkam kesiyorsun? Sürekli konu saptırarak mı ahlak üretiyorsun böyle?

    İşin doğrusu sen de en azından fikir ahlakı denen birşey olsaydı,kaç gün sonra fikren altta kalmışlığının hıncını böylece çıkarmaya kalkmazdın. Bir kere şu ortaya döktüğün halinle sen,herşeyden önce iyiniyetli bir insan olmadığını, körkütük saplantılı önyargılarının mahkumu olduğunu ispatlamış oldun. Ve bu halinle bir de ahlak sorgulamaya kalkışıyorsun; o halde hakkımdır,sorarım ben de “sen hangi ahlakla birilerinin ahlakını sorgulamaya kalkıyorsun,ahlaklı birisi olsan şu yaptığın yola başvurmazdın.”diye.

    O gün de yazdım:”Dinin,münafık olarak nitelediği dindar görünenlerin kabahatlerini dine yüklemek mantıksızlıktır.” diye,lakin anlamadın veya anladın ama işte anlamamazlıktan gelme yüksek ahlakına sığınıyorsun.
    Ve bugün de aynı yüksek ahlak üzere olanı farklı gösterme gayretiyle mantıksızlık zirvelerinde geziniyorsun . İşin doğrusu bugünkü yazdıkların da o günkü yazdıklarıma bir cevap niteliğinde değil ve senin içini de soğutacak nitelikte değil…

    FKT/Mim ikilisi (ki ben ta en başından beri ikisinin de aynı kişi olduğu kanaatindeydim) yorumcular köşesini terkettiler ve sonrasında ikisinin karışımı fakat mantık yürütme açısından onlardan haylice geride biri olarak Ender’i bulduk. Bu kendileri için de haylice bir geriye gidiş demek…yazık…

  2. Virüs eliyle hem fon toplayan hem de Devletleri çaresiz bırakacağını düşünen küresel sermaye ve bunu besleyen sektörlere (ilaç, elektronik, finans) ufak bir el atıldı. Petrol krizi sonrası ortaya çıkacak yüksek fiyatlar ise ikinci darbe olacak.

    • gelişmiş ülkeler alternatif üretebiliyorlar, o darbeyi en şiddetli yaşayacak olanlar bizim gibi üçüncü dünya ülkeleri olacak.

  3. Ender bey!
    “Dinin ahlak üretmesi” konusuna kısaca açıklık getirmeliyiz.
    Dinden kastedilen ülkemiz bağlamında İslamiyet.
    Daha doğru ifade ülkemizdeki müslümanlar.
    Ülkemizdeki müslümanların ahlaka daha doğrusu ahlaki değerlere etkisi için üç ihtimal var:
    1- Olumlu ve pozitif;
    2- Etkisiz ve nötr;
    3- Olumsuz ve negatif.
    Olumlu ve olumsuz ihtimallerin de dozu yönüyle üç ihtimali var:
    1-Az;
    2- Orta düzeyde,
    3- Çok, yüksek oranda.
    Ülkemiz Müslümanlarının “genel olarak ” ahlaki değerlere etkisine gelir isek, olumlu katkıyı muhal, nötrü geçiniz, olumsuz etkilerinin olduğunu düşünüyorum.
    Olumsuz etkilerinin de yüksek düzeyde, yıkıcı ve tahrip edici boyutta olduğunu düşünüyorum.
    Hırsızlığı, yolsuzluğu, haksızlığı Dünya markası haline getirdik hamdolsun!

  4. “Kredi kartı, cep telefonu, internet kullanan herkes robottur. ” Bu cümleyi bankalar, gsm şirketleri vb. aradıklarında kullanıyor, “bunu başımıza kakmayın” diye de ekliyorum. Dün akşam internet bağlantılarında sorun çıktığında Şahsım Cumhuriyeti’nde ne yapıldığını bilen var mı? Hiç bir şey yapılamadığını ben biliyorum. Akşam olması nedeni ile pek gürültü çıkmadı. Mesai saatleri içinde bu durum yaşanabilirdi ve hayat dururdu. Makam aracı kapısını açamayınca balyozla otomobil camı kırmaya benzemiyor bu işler. 2023 vizyonuymuş; sevsinler. Büyük bir merada otlayan, çoban köpeğinin komutları ile sağa sola savrulan koyun sürülerinden farkımız yok. Merayı uçan balondan izlediğinizi düşününüz…

  5. Daha önce dediğim gibi yabancılara konut satışı hayatı pahalandırıyor. Ev fiyatları ve kiralar uçtu artık hayatı zorlaştırmaya başladı.

    Hükümet yabancılara konut satışını durdurmalı yoksa hayat pahalılığı herkesi vuracak.

    • cumhur başkanının hakaretlerden kazandığı tazminatlar azalmasın sonra Fatih, yüzlerce fenomen sosyal medya üzerinden hakaret nedeniyle çok yüksek gelir elde ediyor. Netflikş diyemeyarek ünlenen Murat Övünç bile avukatının 7 kişi ile tespit ettiği 400 kişiye kendisine hakaret ettikleri gerekçesiyle açtığı toplu davadan kendi belirlediği piyasa fiyatı olan 3 bin liradan toplamda 1milyon200bin lira elde ettiğini duyurdu. büyük para, kolay gelir. bence siyasetçiler bu gelirden mahrum olmak istemezler.

    • Osman bey yabancılara bedavaya ev mi dağıtılıyormuş, neymiş bu?
      Sürekli türk ırkına sövüp saymalarınız yetmiyormuş gibi şimdi bir de bu yabancı düşmanlığı mı çıktı başımıza?
      Yıllardır ülkemizde yığınla alman yaşar, ingiliz yaşar, ruslar gelir yazlık alır, tatil yapar, kimisi iş bulup kurar çalışır, ne zararlarını gördün de nefret söylemi yapıyorsun?
      Ayıptır, günahtır!!!
      İki lafınızdan biri ülkeye yabancı sermaye gelmiyor, pahalılık var, ipini kıran memleketi terkediyor, zart zurt…
      Geleni de senin gibiler beğenmiyor, suçluyor…
      Ulan bi dediğiniz de öbürünü tutsun bee!!!

      • sakin ol şampiyon, senlik bir şey yok ki, niye celalleniyorsun hemen!

        SSCB dağıldıktan sonra Rusya’dan ayrılan devletlerin Rusya ile bağı devam eden vatandaşları Rusya’ya gelip uzun süreli kalmaya devam ettiler. bu insanlar gurbetçilerde görülen bir gayretle zor işlerde çalışıyorlar, küçük çaplı da olsa ticari hayata katkı sağlıyorlardı. meşhur Rus mafyaları daha çok bu insanların sırtından geçiniyordu.

        Putin iktidara gelince mafyayı kenara çekti gurbetçilere vatandaşlık verdi, vatandaşlık verdiği her yabancıya da 50.000$ ile 150.000$ arasında değişen oranlarda nakit kredi desteği verdi. bununla ticari hayatı hareketlendirmeyi hedefledi. planın başarılı olduğunu görünce kredisini geri ödeyemeyenlerin borcunu da sildi. siz yeterki iş yapın, istihdam sağlayın dedi. Böylece nüfusun artışını da sağlamış oldu. bu gün 150 milyona ulaştı Rus nüfusu.

        bunu duyan Reyiz 3 çocuk kampanyası başlattı, katıldığı nikah törenlerinde evlilik cüzdanını verirken çiftlerden en az 3 çocuk sözü aldı. amacı nüfusun artışını sağlamaktı. çünkü nüfus artarsa konut ihtiyacı doğar, siyasilerin ve yakınlarının sahip oldukları inşaat şirketleri aracılığıyla çok para kazanabilirlerdi. zira inşaat sektörünün sürükleyici gücünü öğrenmişti.

        fakat 3 çocuk hesabı nüfus artışında ihtiyacı olan yükselişi sağlamaya yetmiyordu, o da afrikalılara kapıları açtı. gelen afrikalılar işportacılardı ama konut ihtiyacını doğuruyorlardı sonuçta.

        Ato başkanı Sinan Aygün’ün akıl almaz kişi başı 50 liradan 1500 lira hesabıyla kayıt dışı ekonomiye neden oluyorlar diyerek bir kanunla işporta yasaklandığı halde afrikalı işportacılara kimse dokunmuyordu. çünkü onlar reisine ve inşaat firmaları olan siyasilere konut ihtiyacı doğuruyordu.

        ancak işportacı afrikalılar da yeteri kadar piyasa oluşturamıyorlardı ki, tam o esnada reisini seven bir akıldane dahiyane bir strateji geliştirerek “jeo-politik”in* gereği olarak göçmen kabulünü “jeo-politik bir strateji” olarak reisine sundu. artık her milletten göçmenlere kapılar ardına kadar açılmıştı. inşaat şirketleri konut yapmaya yetişemiyorlardı. derken dağdaki çobanlar bile sürülerini satıp müteahhitliğe soyunmuşlardı.

        devasa gokdelenler dikiliyor, mahalle aralarına avm’ler yapılıyordu, zira reis ihtiyacı olan nüfusu yakalamayı başarmıştı.
        250$ getirip ev alan herkese vatandaşlık verilmesi için kanuni düzenleme de yapıldı. zira reis putin gibi üstüne para verecek kadar aptal değildi. o hep almaya alışkındı çünkü vermeye değil.
        ihtiyaca göre konut yapmaya kim hayır diyebilir, lakin sırf inşaat yapmak için akılalmaz yöntemlerle ihtiyaç oluşturmak tam bir yolsuzluktur. 19.57’deki cevap yazına bir cevap olmuştur herhalde.

        *bu “jeo-politik”, “jeo-strateji” kavramlarına da bayılıyorum, bu gün konuşmasında Devlet Bahçeli de kullanmış bu kavramı. bütün politikalarını bu kavram üzerine oturanlara bir uyarım var ama;

        jeo-politik öyle bütün planlarınızı üzerine oturtabileceğiniz bir zemin değil, bu sadece göz önünde bulundurulması gereken bir detaydan ibaret.

        • Baran bey bu yazdıklarında temel olarak ne gibi bir yanlışlık vardır bilemiyorum, bana iktidarımız açısından gayet de makul göründü anlattıkların;
          çünkü senin de veciz bir şekilde belirttiğin gibi:
          “mahalle aralarına avm’ler yapılıyordu,”
          Ee, noolmuş???

          • Daha ne olsun, on binlerce müteahhit bir o kadar mimarlik firmaları dağa taşa her yere inşaat yaptıkları halde gene de konut ihtiyacını katşılayamadılar, konut kiraları tarihin en fahiş fiyatlarına yükseldi. Üniversite öğrencileri ev bulamadıkları için açıkta kaldılar, yurt da bulamadıkları için kayıt yaptırmayıp köyüne dönen öğrenciler oldu.

            Biri tarihe.dönüp baktığında bunlar çıkacak karşısına işte.

  6. Facebook eski çalışanı Frances Haugen’in, sosyal medya devinin kamu yararı ile şirket karı arasında bir çatışma olduğunda kendi çıkarını seçtiği yönündeki açıklamalarından sonra Beyaz saray sözcüsü
    Psaki, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisinin de tartışıldığını anımsatarak, bu konudaki federal düzenlemelerin de gündemlerinde olduğunu söylemiş.

    Demek ki sosyal medya terörü Biden yönetimini de vurmaya başlamış. Sosyal terör medya bu kadar pervasız davranmaya başlayınca bir yerden başlamak lazım düzenlemelere. ABD nin bu konuya önem vermesi önemli.

    Fehmi beyin korkmasına hiç gerek yok. Kendi sitesinde hoşuna gitmeyen yorumları yayınlamıyor mesela. Kendince haklı. Fehmi beyin kendi sitesinde uyguladığı sansür kadar devletler de sosyal medya terörüne bir sınır getirmeli. Özgürce küfür etmek, iftira atmak, yalanı yaymanın bir cezası olmalı veya engellenmeli.

      Sosyal medyayı tekelinde bulunduran Abd de bu gibi düzenlemeler başlayınca, diğer devletler takır takır düzenlemere başlar.
    Fehmi beyin otosansüründe olduğu kadar,
    Biden yönetimini bu konuda destekliyorum.

  7. bugün müsaade ederse çıtayı yükselten ender beyin yorumundan başlamak istiyorum. geçen din ahlak üretemiyor tartışması başarılı bir tartışma idi, gerek ender bey, gerekse isim-ler kullanmaktan hoşlanan yorumcu bana göre son derece doğru noktaların altını çizdiler yine bana göre ikisinin de çok ciddi haklılık payları vardı.
    din ahlak üretmiyor demekten çok,
    din anlayışı-dinden ne anladığımız-ahlak üretmiyor demek daha doğru ki ender beyin asıl gayesi de bu zaten diye anlıyorum.
    dinin tanımı güzel ahlaktır.
    buradan ne anladığımız dini değil, kişiyi bağlar.
    haramlar belli, helaller bellidir,
    buradan ne anladığı da kişiyi bağlar.
    anladığına göre yaşar, kimi helale harama dikkat eder, kimi etmez.
    inananlar ahirette bunun karşılığını göreceklerini düşünürler, en büyük yanılgı burada başlar. O, bize kendini seriülhisab olarak tanıtıyor. öyleyse ahiret uzak bir gelecek olabilmenin yanı sıra içinde bulunduğumuz bir sonraki andır aynı zamanda. yani şu an her ne yapıyorsak onun ahiretini yaşayacağız demektir. yine O bize müminlerin korunduğunu söyler, insan haram yiyebiliyorsa ve bu konuda meleke kazanmışsa koruması da kalkmış demektir, öyleyse niyetinin sonuçlarını görmeye başlamıştır bile, yan, şimdinin. yanlış yapmaktan çok yanlış yaptığını anlamamak ya da ısrar etmek sorundur. mühür meleke kazanınca vurulur.
    bir gün varılacak ama sonra olan “ahiret inancı” haramzadeye bir rahatlama getirirken bugün de yaptıkları karşısında vicdanlarını rahatlatacak, onlara alan kazandıracak argümanları kurgular dururlar.

    halkının büyük bir kısmının müslüman olduğu ülkemizin dünyanın en çok yolsuzluk üreten ülkelerden biri olması yazık ki bu yolsuzluğun hayatımızın bir parçası olmasıyla açıklanabilir. gerçek sorun yolsuzluğu sorun etmiyor ve vicdanımızı rahatlatmak için argüman üretiyor olmamızdır. tıpkı enderin “yolsuzsa bizim yolsuzumuz” argümanına dikkat çektiği gibi, ya da yolsuzluğu başka yerde görmek istemek gibi. oysa sorumlu olan başta olan yöneticilerdir, başkasının yolsuzluğundan da yöneticiler sorumludur çünkü engel olma gücü onlara verilmiştir.

    bay melik dine ve dindarlara güvenin zayıfladığını kabul ediyor mesela.
    ama bunun sorumluluğunu birilerine atıyor, böylece desteklediklerini ise aklamaya çalışıyor. en azından sıkıntıyı dağıtıyor kendince, vicdanını rahatlatıyor da olabilir.
    oysa emaneti ehline verin emrine uyulsaydı, hak hakkaniyet gözetilseydi, takiye yaparak ve gizli ajandalar üreterek devlete adam yerleştirmelerine bırak engel olmayı, yardım edilmezdi değil mi?
    zamanın iç işleri bakanı 81 ilin emniyet müdüründen 74 ü fetöcü çıktı diyemezdi. her 10 kadronun 9u fetöcülere peşkeş çekilmiş olmasaydı.
    yolların altına bombalar yerleştirilmesine, şehirlerin hendeklerle çevrilmesine izin verilmezdi mesela eğil mi? bugün dünya birinciliğine yolsuzlar olarak koşmazdık mesela değil mi? bunlar kimin suçu peki?
    erbakanın dizinin dibinde yetişmiş olanların “bilmiyorduk, yanıldık” deme lüksü var mı ayrıca, pardon da.

    müslüman ülkelerin benzer bir durumda olması ise gerçekten son derece utanç verici. sözün bittiği yer.

    • panama merkezli hukuk firması mossack fonseca’ya ait 11.5 milyon belge “panama kağıtları” adıyla altında alman “süddeutsche zeitung” gazetesine servis edilmişti de ülkelerinden para ve vergi kaçıranlar, devlet liderleri, politikacılar, büyük firmalar, tanınmış iş adamları, sanatçılar, sporcular, hukuksuzluklar, adaletsizlikler, yaptırımların nasıl bertaraf edildiğine dair belgeler ortaya dökülmüştü.

      şimdi de pandora papers yani pandora belgeleri gündeme düştü,
      düşürüldü tabi ki.
      washington DC deki uluslararası araştırmacı gazeteciler konsorsiyumu ve 117 farklı ülkeden 600’den fazla gazeteci katılımı ile…
      pandora belgeleri panama belgeleri gibi yine dünyanın en zengin ve güçlü kişileri arasında yer alan bir grup insanın servetlerini nasıl gizlediğini, vergiden nasıl kaçındıklarını ve bazı örneklerde de nasıl para akladıklarını yani dünyanın ne kadar büyük bir karanlık içinde kaldığını gösteren yaklaşık 12 milyon sızdırılmış belgeden oluşuyor.

      listede şimdilik öne çıkan rönesans oldu.
      kamudan milyarlarca liralık ihaleleri alan, saraylarımızı inşa eden ve doğal olarak holdingleşen şirket.
      belgelerde tabi ortaya çıkanlarda vergi cennetindeki off shore hesaplarına 210 milyon dolar gönderdiği belgeleniyor ve bu 210 milyon doların yarısı, 105 milyon doların “bilinmeyen bir hesaba” bağış olarak gönderildiği ortaya çıkıyor.
      bunun hukuksal yönü ayrı bir konu ki kitabına uydurulduğuna hiç şüphem yok,
      konumuz etik.
      devlet tarafından koruma aracı, korumalar verilen, kamudan bunca ihale alan, dünyada da üst düzey devlet ilişkileri sayesinde pek çok ihale alan bir şirketin en azından vergisini ödeyerek ülkeye fayda sağlamak, destek olmak yerine parasını vergi cennetlerine kaçırması ve kime olduğunu bilemeyeceğimiz şahıslara bağış yapmayı tercih etmesinin etikteki karşılığı nedir?
      vergi cennetine aktardığı 210.8 milyon doların yüzde 40’lık gelir vergisi ödenmiş olsa türk hazinesi’nin kasasına 750 milyon TL girecek-ti.
      ülkenin bu zor zamanında ve ağırlaşmış şartlarda bir parça hizmet sunmak hepimizin boynunun borcu değil mi?
      bu şirketler zaten ülkede ciddi vergi indirimi ve kolaylıklara tabi tutuluyor değil mi halihazırda.
      çocuğuna süt almakta zorluk çekenden vergisini alırken büyük ihaleler sahibi kazanç belli, kar belli olanlardan almamak etik mi, ahlaki mi?

      bizim belki de en büyük problemimiz vatan sevgisi geliştirememek olabilir.
      oysa vatan sevgisi imandan gelir derler, iman da ne kadar sorunlu bir konu, üzerinde dönüp dolaşıyoruz durmadan. her şey birbirine yakından bağlı ama görene…
      okullardan andımızın kaldırılmasının ne kadar yanlış bir tutum olduğunun altını çizmeye gerek var mı?

      • KAPAK gibi:
        “… Ve bu halinle bir de ahlak sorgulamaya kalkışıyorsun; o halde hakkımdır,sorarım ben de “sen hangi ahlakla birilerinin ahlakını sorgulamaya kalkıyorsun,ahlaklı birisi olsan şu yaptığın yola başvurmazdın.”diye.”
        İvan pavlovun deney köpekleri gibi okul önlerinde çocuklara ant içirmenin yarattığı “yurtseverlik” mi yoksa hıyaneti vataniyye midir?
        Umarım bu sefer de “çıtayı” hemen indirmeye kalkmazsınız:)))

        • kapaktan çok yine saçmalık gibi,
          nuh nebiden kalmış, modası geçmiş yeşil kart yavesi bile bu güya vodvilden iyiydi, biraz yardım alsan diyorum.

    • o zamanının iç işleri bakanı hendeklerin kazılmasına seyirci kalamadıkları için operasyon yapmak isteyen güvenlik birimlerine “şimdi barış görüşmeleri yapılıyor ne yaparlarsa yapsınlar, müdahale etmeyin” diyerek operasyon izini vermeyen iç işleri bakanı değil mi ddm hanım? 17-25 aralığa nasıl gelindi sanıyorsunuz.

    • Didem hanım siz bir de güneyamerikanın katolik ülkelerini veya kimi maniheist toplumları bir görseniz çıtayı o kadar da fazla yükseğe kaldırmazsınız bence:))))

    • Ahlak abidesi Ender o günkü beyanında “din,ahlak üretemiyor” demişti,Didem Hanım. Yazdıklarımız karşısında sıkışınca da bugün dün “din”dediğini,bugün din anlayışına çevirdi ve ben o gün bu çarpık din anlayışını savunmuşum gibi bir saptırma yoluna gitti. O gün “din” kavramına özel,ahlak üretemiyor vurgusunu yapmasaydı,ben onun yazısına -yeminle söylüyorum- dokunmadan geçerdim. Ben kendisinde iyiniyet göremiyorum,çok kıvırtıyor…

      • gerçekten çok acı bir tablo var önümüzde.
        insanların dinden uzaklaştığı bir gerçek.
        öyleyse bunun faturası maalesef bir şekilde dine kesiliyor. bu durumda ifadesinin toplumda bir karşılığı var, bunu yadsıyamayız.
        ama ben yine de ender beyin din ahlak üretmiyor ifadesinden
        “dinbaz ahlak üretmiyor” anlamında bir ifade kastettiğini sanıyorum ve ben bu şekilde anladım.
        sonuçta bize tanınan bu geniş alanda kendimizi ifade etmekte bir güçlük yaşamıyoruz. bir kaç karakterle derdimizi anlatmak zorunda hiç değiliz değil mi?

  8. SANALA DÜNYA SANAL ÖZGÜRLÜK

    Türkiyede sosyla medyayı özgürlük alanı olarak gören- gösteren kesimin sıklıkla unuttuğu şey bu alanı onlara sunan aktörlerin batılı kapitalist ticari firmalar olduğu. Sizin zannettiğiniz gibi onlar sizin ifade özgürlüğünüz, mor kahkülünüz için hizmet vermiyor, kar amacı ile bu alanı size açıyor. Aldıkları kardan vergi isteyen yahut kendi iç işlerine müdahale saydıkları konularda sesini çıkaran hükümet olunca basıyorlar “özgürlük elden gidiyor” yaygaralarını. İşin ilginci sayın yazar dahil bütün muhalefet hep özgürlük alanını işliyorlar, işlesinler fakat bu şirketlerinde yüzünün ak olmadığını arada sırada hatırlasınlar. Örneğin müslümanlar aleyhine yazdığınız şeyleri bir de yahudiler aleyhine yazmayı deneyin özgürlük ortamı ne kadarmış. Türkiyeden bir örnek vermişti konunun uzmanlarından birisi. Ekşi sözlük isimli mecrada ak parti aleyhine yazılan yazıları alıp sadece ak parti yerine chp yazıp tekrar yayınlamak istediğinde sitenin bunlara izin vermediğini örnekleri ile göstermişti.
    Beden in Türkiyedeki muhaliflere nasıl yardım edeceğini soruyorlar, bunun sırıtacağını veya tepkiye yol açacağını zannediyorlar. En büyük yardım sosyal ağlar üzerinden yapılıyor yapılacak. Seçime doğru daha büyük sansasyonel haberlere hazır olun, yayılan bilgilerin sonunda yanlış olduğu anlaşılır ama bade harabül bosna.
    Sonuçta özgürlük mü güvenlik mi ikilemine düştüğünde insanoğlu daima güvenlik der. Güvenlik olmadan özgürlüğünüzü nasıl kullanacaksınız.

  9. Seçim çalışmaları yapan bir milletvekili adayı , ziyaret ettiği köyün kahvehanesine uğrar .
    Etrafına toplanan köylülerle propaganda sohbetine başlar .
    Köyün muhtarına sorar ,
    – Muhtar efendi köyünüzde ne gibi problemleriniz var ?
    Muhtar saymaya başlar,
    – Efendim , birinci derdimiz köyümüzdeki sağlık ocağının kapalı olmasıdır !
    Milletvekili adayı hemen cep telefonuna sarılır ve birini arayarak bu konuyu konuşur.
    Konuşması bittikten sonra da muhtara müjdeyi verir,
    – Tamam , bu iş bitti sayılır , yakında sağlık ocağınız açılacak ! Diğer dertleriniz nedir?
    Muhtar devam eder ,
    – Efendim , diğer bir derdimiz , telefonlarımızın çekmemesidir ; köye bir baz istasyonu lazım!
    Selamlar ,iyi günler

  10. 128 MİLYAR- 542 MİLYON
    Dünyayı sarsan Pandora belgelerindeki en yüksek rakam 400 milyon sterlin karşılığı 542 milyon dolar.
    Bizde 128 milyar dolar gitti lafı bile olmadı.
    Özgürlükler fazla mı?
    Olayın özeti şu:
    Hırsızın işini bitirmezsen hırsız senin işini bitirir.
    Hırsız için “hırsızlık yapmayan ” herkes tehlikeli ve yok edilmelidir.
    Hırsız için görmedim duymadım demen bile yeterli değildir. Gün gelir konuşacağını düşünür ki, kendine göre haklıdır.

  11. Sır değildir. İnsanlar artık birebir iletişim kuruyor muş yazar öyle diyor.
    Ortalığa pislik saçmasalar sonunda, isterlerse içlerine kapansınlar. Fakat, daha bir kindar daha bir öfkeliler!😠
    Bazan iletişim yolu keşke komonizm gelse de herkes bir masa etrafında!..
    Diye düşünürdüm.🤔 Bu Kılıçdaroğlu meğerse tam gomonismiş galiba sanırsam zannımca.
    Yıllardır bize fotomotöcülerle birlikte neleri kitlemişler😠 potin bizden biriymiş meğerse.🤗
    Çinliler Seddi yapmış yine girmiş atalarımız. Şimdide onlar giriyor içimize içimize.
    Kağıdı bulmuşlar name name.. güvercinler uçurmuşlar yinede.
    Ne kadar yasaklarsan yasakla, bacadan girer Kapıyı kapatsan da. Ofşor güvensiz dersen, bulurlar kasaya saklasanda.

  12. islamcilar son 20 yilda hak etmedikleri bir gucu ellerinde tuttular. bu gucu hak adalet ve din dil ırk fark etmeksizin mazlumdan yana kullanmak yerine dunyevi maksatlari icin kullandilar. Sonuc islama ve muslumanlara zarar oldu. Bu nasil telafi edilcek zaman gosterecek. Muslumanlarin inandiriciligi kalmadi. bu nedenle gencler maalesef islamdan ve muslumandan uzaklasiyor… boyle olmamaliydi..

    • İslamcı siyasetçiler ve FETO İslam anlayışına çok zarar verdiler.Bedelini hepimiz ödeyeceğiz İnsanların bakışı bile değişti.Oysa gerçek müslüman böyle mi olmaliydi.Uzuluyor ve bu algıyı değiştirmek için herkes elinden geleni yapmalıdır.

  13. Daha önce “din ahlak üretemiyor” dediğimde bazı arkadaşlar yerlerinden hoplamışlardı. Olur mu ne demek, o sizin çarpık değerlendirmeniz, örnek isteriz örnek demişlerdi.

    Çıtayı yükseltiyorum. Bizdeki din anlayışı bırakın ahlak üretmeyi, çok temel “haram-helal anlayışını bile üretemiyor”. Ötesi var mı?

    Gördük bir yandaş “hoca” çıktı ve kurtlu bulgur yiyin bu yolsuzlara da yol verin dedi resmen açık seçik müstehcen bir şekilde. Küçük dilimizi yuttuk, ama yandaşlar da resmen dört köşe oldular evet aynen öyle dediler. Ne kınama, ne ayıplama, yolsuzluğa dört şerit son gaz devam.

    Şimdi tek tek bakalım. Ülkemiz dünyanın en fazla yolsuzluk yapılan ülkelerinin başında geliyor. Dünya Bankası liste yaptı. Dünyada en fazla devlet ihalesi alan 10 şirketin 5’i Türkiye’den. Malum beşli. Her Pandora’nın Panama belgelerinin kapağı açıldığında Türkiye baş listede. Siyasilerin en yakınları uzak adaları kapı komşusu yapmışlar. Milyarlarca dolarlar sürekli yürütülüyor. Bunlar ortaya çıkıyor da ne oluyor. Başka ülkelerde siyasiler koltuklarını terkediyor. Bizdekiler yüzsüz takımı hiç umurlarında değil. Çünkü hesap soran yok. Dava yok, soruşturma yok. Yürütmeye son gaz devam. Yandaş gazeteler haber dahi yapmıyor. Şimdi olduğu gibi. Tüm dünya medyası çalkalanıyor. Bizde bir tane haber yok.

    Şimdi bu kadar açık yolsuzluklar varken, dini bütün halkımız, koskoca hocalar ne yapıyorlar. Resmen sahip çıkıyorlar. Yürütün diyorlar açık açık. Yolsuzsa da bizim yolsuzumuz diye bağırlarına basıyorlar. Oylarını da esirgemiyorlar.

    Şimdi soruyorum. Ahlakı bıraktık. Bu din anlayışı bu kadar açık yolsuzluğu nasıl kabul edilebilir gösteriyor. Nasıl oluyor da bir tane itiraz gelmiyor. Hiç bir taraftar tayfa çıkıp, yetti artık, bu kabul edilemez demiyor. Bu din anlayışı nasıl bir anlayış ki haram-helal anlayışını takipçilerine hiç bir şekilde benimsetmiyor.

    Bu sadece ülkemize ait bir durum değil. Müslüman ülkelerinin tamamı aynı. Son çıkan belgeler isim isim hepsini listelemiş.

    • Ender arkadaş, hristiyan ve yahudi memleketlerinde neymiş yolsuzluk durumları, bir de oralara gözatsaydınız keşke?
      Kesin, yatıp kalkıp “ahlak üretiyorlar” dır:))))))
      Şintoist ve budistlere hiç dokunma;
      üretebilseler ekmek üretirlerdi…

      • En azından demokrat ülkeler haber yapıyor, önemsiyor, hesap soruyor, ayıplıyor. Bizim dini bütünler ise fetva ile yıkama temizleme peşinde. Aradaki fark burada herhalde. Yüzün üzerinde gazete inceliyor milyonlarca belgeyi. “Müslüman” ülkelerde ise ne gazete var bunları inceleyecek, ne cesareti ne de özgürlüğü olan gazeteci. Utanç verici.

    • Sn Ender bey bir kişinin veya grubun yaptığı yapacağı hataları yanlışları herkese mal edemezsiniz. İslam inancı olanların kahir ekserisi en az sizin kadar hatta daha fazla ahlaki değerlere sahiptir.

      • öyle olsaydı yapılan haksızlıklara, zulümlere ve yolsuzluklara ses çıkarırdı. müslüman toplumda bunlara ses çıkaran ve kalben buğzeden çok küçük bir topluluk var. onun dışında ‘yolsuzluk yapsa da bizden’ veya ‘bize de yararı dokunur’ düşüncesi hakim.

    • Bu kapıyı Fethullah Gülen açmadı mı ? Takiyye yaparak , gizli ajandalar ile devlete adam yerleştirerek. İnsanların dine ve dindara olan güvenlerinin zayıflamasına sebep olmadı mı ?

      • Elbette bütün kötülüklerin anası onlardı. Ama ne ilktiler ne de son. Beraber yürüyenler ise fersah fersah aştılar kendilerini, artık ustayız diyorlar. Hiç bir sınır tanımadan.

    • SayınEnder din, ahlakında edebinde hayanında anayasasını yazar öğretir. Yeterki öğrenmek isteyen olsun.
      Kimseye zorla şapamazsın ama, sen düzgün olursan diğerleri de sana bakar senin gibi olmak ister!
      İşte İslam’ın gizli ajandası şifresi sırrı burda saklıdır. Yani herşey apaçık ayan beyan ortada.
      Bak ofşorada saklasan saklasanda kasaya koysan, oradan alıp götüremiyon mezarına!
      Onun için kısa paslaşmalar gelir seni yakalar.
      Yanlış yapanı da yakalar yardım yataklık yapanıda.
      Dünya fani, İslam, doğruluk dürüstlük iyilik güzellik ebedi.

    • Dinin görevi ahlak üretmek değildir. Kim böyle bir iddia ile ortaya çıkıyorsa yanılır. Din kurallar manzumesidir ve tabilerini istikamete davet eder, kendi ihtiyarı ile bu yola giren kişiler kurallarına uyarak ‘hulukul Kuran’ ve ‘ahsenül halikın’ sırrına mazhar olurlar. Örnekleri çoktur ve din burada icbaren değil istidaden bu yolu açar. Her insan evladı doğumu ile birlikte safi ve ari bir fıtratta yaratılır anne ve babası, çevresi, örfü onu farklı itikada sevk eder. Dolayısı ile çevresel etkiler örneğin bu zamanda sosyal medya üzerinden yapılan ahlaksızlık ve din aleyhinde yayınlar, etraflarına baktıklarında dini temsiliyeti olan kişilerin sui ahlak ve sui tesir ile yaptıkları, söyledikleri İslam fıtratlarından uzaklaşmalarına neden olur. Dünyevilik akımları ne yaparsan yap kendin için yap, nasıl yaparsan yap başarıya ulaş gibi klişeler ile başkasının hakkını, hukukunu çiğneyerek dahi olsa sonuca ulaşmayı mübah sayar böylelikle ahlakın en temel öğeleri olan edep, merhamet, sadakat, saygı ve doğruluk büyük yara alır. Bu akımların neticesinde bencil, hak hukuk tanımaz islam ve hrıstiyan toplumları içinden nesiller çıkar. Burada masum çocuklara gerek toplumsal olarak dahilde ve hariçte neden iyi bir ahlak numunesi olmadık veya olamadık demesi gereken ebeveynler, toplum önderleri, dini temsiliyeti olan kişiler, İslam ahlakını kendi keyfine göre eğip büken ehli irşadın ve bizatihi İslam toplumlarının özeleştiri yapması ve sonrasında tövbeyi nasuh ile tövbesi gerekir. Din, ahlak üretmez din ahlakı uygulanması halinde hedefler. Tedaviyi doğru saat ve dozda uygulamayan hasta iyileşmediğinde, reçeteyi veren hekimi itham edemez. Din reçetedir, uygulaması gereken insanlar teviller ile o dinin reçetesini bir zehire dahi dönüştürebilirler.

      “İlaç ile zehir arasındaki fark dozudur, haddi aşan şey zıddına tebdil olur.”

      “…kendilerine apaçık gerçekler geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden, o kitap hakkında anlaşmazlığa düşenler de onun kendilerine verildiği kimselerden başkası değildi. Sonra Allah onların, üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeği, kendi izniyle müminlerin bulmasını sağladı. Allah dilediğini doğru yola iletir.” Bakara-213

  14. Dün akşam sadece Instagram ve Whatsapp da Facebook değil tamamen internette saat 18 de sonra yoktu. Bağlı bulunduğum operatör müşteri yetkililerine uzun uğraş sonucu belli aralıklarla iki defa ulaştım söyledikleri tek şey elimizde olmayan nedenlerle kesinti yapıldığını söylediler. Ben tepki göstermedim gayet normal karşıladım fakat hemen ardından benimde elimde olmayan nedenlerden dolayı ben iş den çıkarıldım işsizim bu ay faturayı ödeyemeyeceğimi söyledim işte o zaman müşteri temsilcisi isyan etti öyle bir şey yapamazsınız bu bedeli her türlü alırız dediler. Evet alırlar hem de söke söke kanun yoluyla alırlar almaları da gayet normal, bir hizmet vermiş karşılığında bedelini almak hakları. Ben de son zamanlarda ki internet kesintilerini hatırlatarak şunu hatırlattım siz hizmet sunucular hizmeti bir ay tam olarak mı hizmet vermek için bu bedeli alıyorsunuz yoksa bazı ay 30 gün bazı 29 gün bazen de 25 gün hizmet verebilirim mi diyorsunuz dedim. Hayır bir ay tam olarak hizmet verdilerini söyledi, ama bu ay internet kesintileri yüzünden eksik hizmet verdiğiniz için bu ay faturayı %30 eksik ödemem gerekmiyor mu dedim evet haklısınız ama böyle bir uygulama yok deyip, biz müşteriler kanun yoluna da gitsek her zaman haksız olduğumu fark ettim.

    Bir başka konu dün akşam bazı tv lerde tartışma programlarını izlerken katılımcıların heyecanı, öfkesi giderek arttığını fark ettim özellikle iktidar yanlısı katılımcılar köşeye sıkıştıkca daha da agrasifleşiyorlar ve aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlar yol yaptık köprü yaptın bilmem dünyanın kaçıncı havalimanını yaptık, her sıkıştıklarında aynı şeyi tekrarlıyorlar. Bu durumu en güzel şu hikaye izah eder sanırım.
    Adamın biri cuma günü ölmüş ve gömmüşler. Oğlu hocaya gitmiş ve
    “babam cuma günü öldü öbür tarafta nasıl karşılanır?” diye sormuş. Hocada sormuş
    “namaz kılarmıydı?”
    “hayır! ama cuma günü öldü”.
    “Kumarı içkisi varmıydı?”
    “Vardı ama cuma günü öldü”
    “Yalan söylermiydi?”
    “Evet ama cuma günü öldü”
    “Hovardalığı varmıydı?”
    “Evet ama cuma günü öldü”
    Hoca sonunda sinirlenmiş ve
    “Cuma günü ellemezler ama Cumartesi anasını bellerler” demiş ……

    • Ben o yorumcu! ları hiç izlemem fakat yanlarındaki boş koltuktakiler! hiç şu soruyu sormayı akıl edemezler mi:
      İyi hoşda yaptında! Niçin 10 araç geçen yere yada hasta garantisi olayını kat kat fazlası veya 2 -3 yıldaki ödediğin parayla….
      Gibi teknik araştırma yapıp bu soruların cevabını merak etmezler?
      Masaya yatırın bakalım! Açın defterleri.!
      Ben duymadım! Çünkü sadece laf kalabalığı yada siyaset yapıyoruz zannı😠
      (Tiyo:50 yıl olsaydı!…)???

    • hepimiz internet sorunları yaşıyoruz, alt yapı sorunlu olduğu için. yol, köprü, alan yapıyormuşuz, milletin yıllarca dolara bağlı ödeyeceği inşaatı herkes da yapar. gel yap dersin, davetiye yollarsın, gelir yaparlar. teknoloji çağına ise dünyanın en geri kalmış internet alt yapılarından biri ile giriyoruz işte bunu herkes başaramaz. hayli yakın olan gelecekteki yenilik ve teknolojik devrimle bu yollar ve köprüler çöp olunca işin vahametini daha bir iyi kavrayacağız.
      geçmiş olsun ahmed bey,
      yakın gelecekte her şey gönlünüzce olsun.

      • “hayli yakın olan gelecekteki yenilik ve teknolojik devrimle bu yollar ve köprüler çöp olunca işin vahametini daha bir iyi kavrayacağız.”
        Didem hanım binlerce yıllık yollar(ipekyolu) ve köprüler için dünya devleri birbirini boğazlıyor siz de daha çiçeği burnunda çanakkale köprüsü, boğaz köprüleri ve yeni havaalanlarımızı çöpe mi atıyorsunuz?
        Ee, yerine ne yapsaydık; dron alıp kesin çok pahalı bulduğunuz patates ve soğan çuvallarını havadan balkona mı getirtseydik?
        Siha yaptık ama kimseye yaranamadık daha…
        Didime bronzlaşmaya giderken osmangazi köprüsü ve marmara otobanını kullanmayı biliyorsunuz ama? Neyse, güneş kreminizi unutmayın:)

        • ipek böceği bile bir zaman sonra yeri değil,
          göğü kullanıyor değil mi?
          ipek yolunun kara yolu kalması yakın gelecekte işlevsel olabilir mi?
          pahalı kurslara gidemiyorsan,
          bari bir kaç teknoloji dergisine abone olsan diyorum.(◔◡◔)

  15. tırnak içindeki cümleyi görür görmez unutmayım diye acele etmişim ama yazının devamını okuduğumda da kaygım yok olmadı.

    benim itirazım çıkar çatışması tartışmasının kapitalizm üzerinden yapılıyor olması. halbuki bu çok basit, fıtri bir mesele. herkes kendine ister, nereye kadar isteyebilir, istemenin imkan dahilinde sınırı yok ki? imkansız diye bir şey yok, o halde kişi ne için kim için fedakarlık yapacak da kendi isteklerini sınırlayacak?

    • Baran arkadaş “benim itirazım çıkar çatışması tartışmasının kapitalizm üzerinden yapılıyor olması.” demişsiniz de;
      komünizm üzerinden yapılıyor olsaydı bir itirazın olmazdı heralde, değil mi?
      Dün gelmiş burada “boru düzeneği”nden bahsediyordun, bakıyorum şimdi de “fıtri bir mesele.” döndürmüşsün işi, ne iş???

      • ben özellikle senin de dahil olduğun düşünce gruplarından herkes bu tartışmaya katılsın ve geniş kesimlerce etraflıca tartışılsın diye yazdım ama senlik bir şey yokmuş gibi davranıyorsun.

    • İsteyen sınırlar istemeyen sınırlamaz. Kimseyi sınırlamaya zorlayamazsınız. Bu tür despotluklar çalışmıyor. Kanunları çalıştırabilirsiniz. Çok sıkarsanız kaçar sermaye, çok gevşetirseniz sosyal denge bozulur. Dengeyi bulmak zorundasınız.

  16. Üstadım bu cümleyi doğruluğuna inandığınız için mi yazdınız yoksa ilk aklınıza gelen ifade bu olduğu için mi?

    “Oysa, kamu yararı ile kişisel veya kurumsal çıkar karşı karşıya geldiğinde şirketlerin kendi çıkarlarına öncelik tanıması, ABD’den bütün dünyaya hediye kapitalizmin doğal sonucu. ”

    ben bu cümlenin doğruluğuna inanmıyorum, bu çok yanlış bir ifade. daha doğrusu bu güne kadar bu konuda kapsamlı bir tartışmaya rastlamadım ama bana göre kişisel çıkarlarla kamu çıkarı karşı karşıya geldiğinde, kişinin ait olduğu grubun çıkarı ile tüm kamuoyu çıkarı karşı karşıya geldiğinde, bir ülkenin milli çıkarları ile o ülkenin bir parçası olduğu ve tek tek maddelerle oluşturulmuş uluslar arası anlaşmaların güçlü tarafının çıkarları karşı karşıya geldiğinde…. şeklinde uzayıp giden, (bir şirketin çıkarı ile o şirketin faliyet yürüttüğü sektörün çıkarları karşı karşıya geldiğinde gibi) neredeyse bütün sistemlerde kişiler kendi çıkarlarını düşündüklerine inanırım ben. benim gözlemim böyle en azından.

    şimdi facebook skandalı ile yinelenen bu tartışmayı bir fırsata dönüştürmek varken amerikanın kapitalizmi ile sınırlandırmak en iyimser ifadeyle yazık olur.

    bu konu her alanı, her kesimi, her ülkeyi kapsayacak şekilde tartışılmalı bence. çünkü bu uluslar arası bir tartışma.

    • Liberal demokrasilerde herkes kendi karını maksimize etmekte özgürdür. İnsanın doğası böyle. Şirketler de böyle davranır. Kendi çıkarlarının maksimize edilmesini tercih ederler. Bunu sınırlandırmaya kalkarsanız komunizme dönersiniz ve o da çıkar yol değil defalarca görüldüğü gibi. Kapitalizmi sınırlayan tek şey elbette sosyal politikalar ve kurallar. Kimsenin kendinden özverili ve diğergam olmasını bekleyemezsiniz ve güvenemezsiniz de. O yüzden denge denetleme mekanizmaları geliştirilmiş. Devlet için de aynısı geçerli. Devlet en güvenilmezi çünkü en fazla güç orada toplanmış. Bunun tartışması yeterince yapıldı. Liberal demokrasi çalışan tek sistem dünyada. Diğer hepsi sefalet.

        • Facebook liberal demokraside gelişmiş kapitalist bir firma. Serbestçe gelişmiş ve dünyanın en önemli teknoloji firmalarından birisi ve bir güç odağı olmuş. Bu yeni bir güç ve nasıl sınırlandırılacağı bilinmiyor. Şimdi tartışılan bu. Nasıl sınırlandıralım ki, hem kapitalizme hem de liberal demokrasiye zarar vermeyelim. Bir yol bulunacak. Liberal demokrasi de deneye yanıla böyle bulundu. Devlet sınırlandırılacak ama bu onu tamamen öldürerek olmamalı. Eli de çok serbest olmamalı. Denge ve denetleme. Zaman zaman denge bir yöne kayıyor olsa da açık tartışma ile tekrar dengeye geliyor sistem. “Kesin” çözümler çözüm değil hiç bir zaman.

          • peki amerikanın dünyaya kafasına göre uyguladığı gücü kim sınırlayacak, gördüğünüz gibi tartışma facebook’u sınırlamakla bitmiyor.

  17. Anladığım kadarıyla tüm verilerin incelemesi bitmemiş. Sadece emin olunanlar listelenmiş. Türkiye’den sarayın inşaatçısı Rönesans, aynı zamanda pek çok devlet eliyle dağıtılan ballı ihaleleri kapan şirket, vergi kaçırmak için uzak off-shore hesaplara para kaçırmış. Bunlar üç beş milyon değil yüz milyonlar ve milyarlarca dolar.

    Bizdekiler o kadar yüzsüz ki, böyle gizli gizli para kaçırmıyorlar sadece, devlet bunların görünen ve verecekleri vergileri de affediyor. Onlar da yüzmilyonlar ve milyarlar. Bu kadar yolsuz ve yüzsüz bir rejime sahibiz. Hepimiz adına utanılması gereken, demokrasi adına yüz karası, yetimin hakkını hukukunu tanımayan hırsızlar bunlar. Kimse hesap soramıyor, haber bile yapamıyor.

    Ancak umudumuz bitmiş değil. Sonunda demokrasi kazanacak.

    • Kutlu Yol hareketi diye bir hareket varmış, bu hareket Kutlu Yol Partisi adıyla partileşme çalışmalarını tamamlayıp kuruluş dilekçesini de iç işleri bakanlığına verdikleri halde kabul edilmemiş. onlar da iç işleri bakanlığının kapısında bir aydır baskı yapıyorlarmış. KYP’nin onursal başkanı Semih Tufan Gülaltay imiş.

      Sedat Peker vidyo yayınlayamıyor ama Ş.T.Gülaltay YouTube’da Sedat Peker’i de fidücü yapmış yargı mensuplarından tut da bürokrat kadrolarının tamamına, iç işlerinden dış işlerine, Yılmaç Özdilden Uğur Dündarına kadar herkese sektiriyor. “yarın sakın ola bize gelip de yok biz de milliyetçiyiz, yok biz de ülkücüyüz, biz de kuvayı milliyetciyiz demesinler, yemezler. hepsini not aldık, askeri istihbarat da kayıtları var” diyor.

      Ş.T.Gülaltayı ciddiye alıp almayacaklarını ben bilemem tabii ama halat inceldiği yerden kopar diye de bir laf var.

    • Hizmet hareketi diye kandırılan insanlardan himmet adı altında toplanan paralar Amerika ya kaçanların sefa sürmesi için harcanmıyor mu ?

      • Ahmet Melik bey, siz tanımayıp anlama çabasına girmeden sırf kendi ön yargılarınızla konuşuyorsunuz. ben burada hizmet hareketine mensup olmadığımı dolayısıyla da kimseyi tanımadığımı bir kaç defa yazdım ama siz önyargınızla gene bana soruyorsunuz. ben uzaktan izleyebuldiğim kadarıyla sefa süren kimse görmedim. ihtiyaçlarını kendi karşılayamayacak kadar hasta insanları ve 4.derece kanser hastasını hapse atarak adeta işkence ederek idam infazı yapılıyorken sefa sürenler insan olamazlar.

        hakkında konuştuğumuz insanları önce bir tanıyacak iyice anlayacak ondan sonra konuşacağız, bu Din’e uygun bir tutum değil mi?

        • Baran bey “hakkında konuştuğumuz insanları önce bir tanıyacak iyice anlayacak ondan sonra konuşacağız, bu Din’e uygun bir tutum değil mi?” diyorsunuz; elhak öyledir!
          Peki şu alttaki satırların yazarının tutumu da “dine uygun” mu sence?

          “halkının büyük bir kısmının müslüman olduğu ülkemizin dünyanın en çok yolsuzluk üreten ülkelerden biri olması yazık ki bu yolsuzluğun hayatımızın bir parçası olmasıyla açıklanabilir. gerçek sorun yolsuzluğu sorun etmiyor ve vicdanımızı rahatlatmak için argüman üretiyor olmamızdır.”

  18. istiklal marş inini ilk kelimesi KORKMA dir. bu kelime ile koca bir millet dirilmis ve TÜRKIYE CUMHURİYETİ kurulmuştur. KORKUNUN ECELE ETKİSI (faydasi) YOKTUR… Dogrudan kacmak dogruyu gizlemeye calismak beyhudedir…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız