İran’la sorun gerçekten bitti mi? Âmâ kadının Amerika kehaneti tutacak mı yoksa?

34
İran’da TC Tebriz başkonsoloısluğu önünde protesto gösterisi..
Reklam

Neyse sonunda iki ülkenin dışişleri bakanları görüştü ve Türkiye ile İran arasında patlak veren şiir krizi sona erdi. Bizim dışişleri bakanlığının bu yoldaki açıklamasını İran’ın Ankara’daki büyükelçiliği de teyit ediyor.

Eğer sorun gerçekten bittiyse üzerinde konuşulup yazılacak bir şey yok demektir.

Gerçekten bitti mi sorun?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Bakü’da düzenlenen ‘zafer töreni’ sırasında okuduğu şiir İran tarafından kendi topraklarına yönelik kötü niyetli bir iddia olarak yorumlandı. Şiirde geçen ‘Araz-Aras’ sözcüğü yüzünden… 

Aras Türkiye’de doğup Nahçivan, Azerbaycan ve İran üzerinden Ermenistan’a ulaşan nehrin adıdır. İran ile Azerbaycan’ın sınırını da Aras belirliyor. Aras’ın iki yakasında Azeriler yaşıyor. İki tarafta edebi eserlere de yansıyan birlikte olma güçlü duygusuna dayalı niyet ve temennilerin varlığı biliniyor.

İran’ın hassasiyetinin ardında bu coğrafi ve siyasi gerçek yatıyor.

Aynı şiirin içinde geçen “Ah Laçin” ifadesi ise Türkiye tarafından şiiri okumaktaki hedefin Ermenistan olduğuna gerekçe yapıldı. 26 yıl boyunca Ermenistan işgali altında bulunan Laçin koridoru son savaş sırasında Azeri birliklerinin eline geçti, ardından anlaşmayla Rus barış gücünün himayesine bırakıldı.   

“Şiirle hedef alınan Ermenistan’dı” demenin böyle bir dayanağı var.

Reklam

Anlaşılan iki ülke sorunu daha fazla büyütmenin şu aşamada tarafların çıkarına olmadığı kanaatine varmış.

Yine de Tahran’dan yükselen tepkinin boyutunu hiç akıldan çıkarmamak gerekiyor. Sorunu geride bırakmak için sonunda kullanılan dışişleri bakanlarının görüşmesi mekanizması en başta akla gelmeli ve Türkiye’de “Cumhurbaşkanına saygısızlık” olarak alıgılanacak tepkilere mahal verilmemeliydi.

Tepkinin boyutu Ankara’yı daha önce hiç görülmediği biçimde rahatsız etti.

Aklıma ilk anda gelen bir soruyu sizlerle paylaşmadan edemiyorum: “Acaba o şiir Azerbaycan’ın 1994’te elinden alınan Karabağ’ı geri almak için başlattığı askeri harekattan önce -hatta yine Bakü’da- Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından okunmuş olsaydı İran’dan şimdiki kadar tepki çeker miydi?”

Sanmıyorum.

Nedeni de şu: Türkiye ile Azerbaycan arasında kendini gösteren askeri işbirliğinin son operasyona yansıyan boyutu her iki ülkeye ve birlikteliklerine farklı gözle bakılmayı getirdi.

Bu birliktelik çevre ülkelerini -özellikle Rusya ile İran’ı- tedirginliğe sevk etmiş olmalı.

Gazetelerde çıkan haber ve yazılar, televizyonlarda dile getirilen yorumlar dışarısı tarafından da izleniyordur. Moskova ve Tahran’da Türk medyasını -özellikle de AK Parti’nin itibar ettiği gazeteler ve kanalları- günü gününe takip etmekle görevli devlet birimleri olduğunu varsaymamız gerekir. 

Reklam

Neler yazılıyor gazetelerde?

Hadi buyrun, birini bugünkü bir gazeteden aktarayım:

“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, sosyal medya hesabından Türkiye’de eğitim gören Azerbaycanlı askerlerin videolarını paylaştı. Altun ‘Türkiye’nin Azerbaycan’la geliştirdiği üst düzey siyasi, ekonomik ve askeri ilişkiler bölgenin huzur ve refahı için son derece önemlidir. Bu ilişkiler, bölgesel barışı arzulayan herkes için korkulması gereken değil desteklenmesi gereken adımlardır’ mesajını verdi.

“Videoda Azerbaycanlı subaylardan Ruslan İmamoğluyev ’44 günlük bir harpte, 28 -30 yıllık bir başarıyı alt üst edebilmek için sadece teknoloji yeterli değildi. Bunun arkasında derin bir geçmiş, eğitilmiş personel var. Ta 90’lı yıllardan bugüne Azerbaycan askerleri Türkiye’de eğitim almaktadır. Bugün sayısı 100 bin olan Azerbaycan ordusu için ciddi bir katılımdır. Tatbikatları da katarsak Türkiye’de eğitim almamış Azerbaycan askeri ve subayı yoktur’ dedi. Bir başka subay Ali Kerimov da ‘Ben bugün hayattaysam ve Azerbaycan ikinci Karabağ zaferini kazandıysa Türkiye’de aldığım eğitimler sayesindedir. Türkiye’de eğitim alan askerler her zaman ön safta savaştı ve en az kayıp verdi. Düşmanın bütün kuvvetlerini mahveden bu askerlerdi’ ifadesini kullandı.”

Türkiye ile Azerbaycan arasında askeri eğitim alanında kapsamlı bir işbirliğinin varlığı herhalde Ruslar ve İranlılar tarafından biliniyordur. Ancak yine de işbirliğinin bu haberde yer alan güçte olduğunun bilindiğini sanmam.

Siz Rus ve İran karar verici mekanizmaları içerisinde bulunan biri olsanız, bu yeni bilgiyi nasıl değerlendirirsiniz?

Rahatsızlık duyuluyordur. İran’dan şiire gelen tepkilerin aşırılığının altında o rahatsızlık yatıyorsa şaşırmam.

“Gerçekten bitti mi bu sorun” sorumun sebebi işte bu görüntü.

“Trump ABD’nin son başkanı” kehanetine ne oldu?

Baba Vanga adı birkaç kez yazılarımda geçti. “Bulgaristan’ın Nosradamus’u” lakaplı bir kâhin Baba Vanga. Gözleri görmeyen kadın 1996’da vefat etti. Ölmeden önce kayda geçirdiği son kehaneti ABD ile ilgiliydi. Ülkenin 44. başkanının ‘siyahi biri’ ve ondan sonra seçilecek 45. başkanın da Amerika Birleşik Devletleri’nin ‘son başkanı’ olacağını söylemişti Baba Vanga.

Barack Obama ülkenin 44. başkanı oldu. Siyahiydi, Baba Vanga’nın beklediği gibi.

Donald Trump da 45. başkan. 

“Joe Biden seçildiğine göre, kadının kehaneti tutmadı” demeye hazırlanıyordum ki, dün, Fox News ilginç bir haberi duyurdu. 

Trump’ın adayı olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Teksas eyaleti lideri Allen West, 106 Temsilciler Meclisi üyesi ile birlikte Trump’ın sandıkta önde çıktığı 17 eyaletin yöneticilerinin imzalarını taşıyan seçimde hile yapıldığına ve aslında kendi adaylarının seçildiğine dair başvuruyu Anayasa Mahkemesi’nin (Supreme Court) reddetmesini kabul etmeyeceklerini açıklamış. 

Kabul etmeyip de ne yapacaklar?

“Biz, başta Teksas olmak üzere, 17 eyalet olarak, Amerika Birleşik Devletleri’nden ayrılmayı düşünüyoruz” diyor West

Trump’ın yandaş kalemlerinin öndegideni Rush Limbaugh da, programında, “Hayata bakış açısında, yönetmeye yaklaşımda, ilişkilerimizi nasıl sürdüreceğimiz algısında birbirinden müthiş farklı olanlar varlıklarını bir arada sürdüremez. En iyisi birlikten ayrılmak” görüşünü ifade etmiş.

Fox News de bunu “Yasalara saygılı eyaletler yeni bir birlikte buluşmaya hazırlanıyor” müjdesiyle sunuyor.

İş bu noktaya kadar varır ve 50 eyaletin sayısı 17’sinin ayrılmasıyla 33’e düşer mi? Sanmam. Ancak bildiğimiz anlamda Amerika Birleşik Devletleri’nin “Çokluk içinde birlik” (unity in diversity) diye tanımlanan ana özelliğinin Trump’tan sonra kalmayabileceği de ortada.

Galiba haklı çıkacak kehanet.

ΩΩΩΩ

Reklam

34 YORUMLAR

  1. Allah (c.c.), Baba Vanga’ya görmeyen gözleriyle geleceği görmeği nasip etmişse etmiştir. Ne olacağını içinde yaşadığımız, mekan olarak içine sığındığımız bizleri kucaklamış götüren “zaman” yolculuğu gösterecek. Aklın rehberlğinde gelişmiş bir toplum olan Amerika’nın bölünmesi zayıf ihtimaldir. İç savaştan sonra birleştiler. Birlik halinde çalışarak ABD’yi dünyanın süper gücü haline getirmeyi başardılar. Bu seviyeyi disiplInli çalışmalarının yanısıra, fakir ve sorunlu ülkelerin insanlarını beyin göçüyle kendilerine çekerek, zenginliklerini para dedikleri kağıt parçasıyla kendilerine malederek te başardılar. Bölünme olayı olsa da Çekoslavakya’nın bölünmesinde olduğu gibi, amitoz bölünmmeden ziyade, mitoz bölünmeye benzer bir şekilde gönül birliği ile olur.

    Umalım ki Türkiye ve Azerbaycan Türkleri kavga gürültüye gerek olmadan gönül birliği ile birleşir. Bu tür bir iş ancak ve ancak halklar birleşmeyi karşılıklı isterlerse olabilir. Kötü mü olur? Başarırlarsa, bence iyi olur. Bu ne zaman olur, belki ABD iki parçaya ayrıldığı zaman, muhtemelen hiçbir zaman…

    İki tarafta da birleşmeye can atan çok Türk var kanımca. Ancak, şimdiki Türkiye’de de bariz olarak gördüğümüz gibi Türklerde kendi aralarında birlik beraberlikte çalışma kabiliyeti, sabrı ve olgunluğu pek yok. Tarihten de görülüyor. Tarihin bu afacan çocukları güç ve ihtirasla neticede nefslerinin mağlubu olmuşlar, birbiriyle de savaşmışlar. Kafası bozulan gruplar birbirine meydan okuyarak başka bir isim altında dağılmış gittikleri her yerde eriyip neticede kaybolmuşlar. Bunu nereden anlıyoruz. Tarihte o kadar yayılmış olmalarına rağmen önem teşkil edecek nitelikte Türkçe gelişememiş. Eriyip gitmiş. Misal, Macarlar Atillanın çocukları olduklarını kabul ediyorlar. Peki Türkçeleri var mı? Yok. Dil birliği kalmamış, ilave bir etken din birliğinin Türkiye’de bile olduğu şüpheli. O halde, zorlama şartlarda bunun başarılması pek mümkün değil. Azerbaycan Türkleri başka. Coğrafya olarak da çok yakın. Ancak, yine de kolay değil. Önce, DiN’in ne olup olmadığı konusuna bir açıklık getirilmeli, bu layıkla yapıldığında bakarsın İran bile birleşir. Çünkü, aynı din kalplere, muhayyile ve beyne indikçe muazzam bir iç kohezyon oluşturur. Böylece bütün insanlar kardeştir. Gerisi, adam gibi disiplinle çalışmak. Hiç bir şüphe yok ki her yöreden, Biyontek yuvasındaki gibi şahinler, türeciler türeyecektir ve bütün insanlığın hayrına….

  2. Trump! gider ayak Erdoğana büyük bir ihtimale geçersíz sayılabilecak
    kıyağın haberini duyurdu

    Trump, içinde Türkiye’ye ilişkin kararların da bulunduğu savunma bütçesi tasarısını ‘Çin’e yarayacağı’ gerekçesiyle veto edeceğini açıkladı.

    Tasarı hem Senato’dan hem de Temsilciler Meclisi’nden üçte iki çoğunlukla geçtiği için başkanın vetosu geçersiz sayılabilecek.

  3. İran’la veya diğer ülkelerle sorunlar bitmeyecek. Katlanarak devam edecek, eğer mevcut yönetimin politikaları devam ederse. Bu politikalar aslında İran’ın takip ettiği politikaların aynısı. Yayılmacılık politikası denebilir buna kısaca, Osmanlıcılık da. Fakat bu politikaların amacı, gerçekten bunu yapmak değil elbette. Çünkü ülkenin kapasitesi belli. Bunun tek amacı var, içerdeki itirazları yok etmek, daha baskıcı bir yönetime evrilmek, ve tek adam yada zümre iktidarını sürdürmek. Ciddi bir silah kaçakçılığı ile de birilerini zengin etmek. Bunu yapan İran’daki mollalar halka ne refah, ne mutluluk, ne de dünyada saygınlık kazandırıyorlar. Halkın bir kısmı bu hikayeyi yutuyor ve sürünmeye devam ediyorlar. Aynı politikalar Türkiye’de de yıllara yayılarak sürdürülegeldi. Eğitim alanında yapılanlar, cemaatlere ve tarikatlara verilen imtiyazlar, geniş bütçeli diyanet yönetimi, kamuda imam hatip mezunu ve ilahiyatçı yönetici bolluğu aynı yoldan gitmeye çalıştıklarını gösteriyor. Ekonomik olarak bunları sürdürmeleri mümkün değil. O yüzden daha çatışmacı politikalara oynayacaklar. Umarım halkımız bu safsataları, uçuyoruz kaçıyoruz dünyaya meydan okuyoruz yalanlarını yutmayacak ve gereğini ilk seçimde yapacak. Ve bu karanlık dönemi ve aktörlerini ilelebet tarihin çöplüğüne süpürecek.

  4. Erdoğan ve İran birlikte gene bir şeytanlık pilanı yapiyorlar.
    Birinciyi Başardílar.

    Tıpkı 2010 yılında Mavi Marmara pilaní gibi… 2010 pilaní 2011 de yapılan seçimlerden erdoğan’ín zaferle cıkması İran ile birlikte tuzağa dúşrdúkleri mavi marmar gemisi sayesinde olmuştu.
    Al birini vur öbürüne.

    İranlı mualif gazeteci Ruhollah Zam’ín İğdamını rahat yapabilmek için mollalar erdoğandan yardím istediler oda emirlerini yerine getirdi.

    Esas bizde yapílacak erken seçim içín İran ile birlikte yapacakları
    2.plandan korkmak gerek. Busefer’ki mavi marmara’dan daha tehlikli olacağından dolayí şimdiden tedbir almak lazım…
    Yoksa Erdoğan o olayda kahraman olduğu benzeri bir kahrananlığa erişir.. fakat busefer Türkiye’ye çok pahalıya mal olur.
    Çünkü Beyaz Sarayda arkasínda yıllarca gerçek yúzúnü gizleyerek kullandığı Obama yok…

    Trump’a gelince! Trup ABD Başkanı değilde T C başkanı olsa’idi ABD çoktan Trump State of Amerka olmuştu.
    Yalnız son başkan olmaz’sa dahi sistemi allak bullak eder hatta etti bile,

    • İranla sorunun bitip bitmedığını yazmamışım!

      Cevap tabii’ki hayır bitmedi.. hatta dahada artacak; taki mollalar ve erdoğan kahraman oluncaya kadar.
      .mollalar Cumhurriyeti ve Tayıp Cumhurriyeti sorunları büyütecekleriki gündemi iyice çarpıtabilsinler.

      Yüzlerine gõzlerine bulaştırarak batırdıkları ülkelerin halklarını iyice uyutabilsinler.
      Uyutamazlarsa millet kalkar onlardan bilim adamlarının hesabını sora.
      Bunlardan birisi Bilim adamlarını terörist ilan ederek diğeride öldürup suçu başkalarına atarak kurtardı ve kirtarmaya devam ediyorlar. Tabii õğle zannediyorlar.

      Ikiside Arkalarını Rusya ve çine dayamışlar ulkelerinde ali kıran baş kesenlik yapiyorlar.
      Şeytanın Atliları.

      Çindeki Uygurlara yapılan soy kırımına tek laf etmeyen hatta destek veren erdoğan cumhurriyeti kalkmış İrandakı azerileri savuniyor.
      Üstelik İranın en zenginleride Azeriler. En rahat hayatide onlar yaşiyorlar.

      Ikiside Çinden aşı aliyorlar.
      Not:Çinli şirket Sinopharm’in aşısının test edildiği Peru’da bir kişide nadir görülen Guillain Barré Sendromu tespit edilmesi üzerine aşılama şimdilik durduruldu….?????

  5. «MAĞCAN CUMABAYOĞLU VE “ALISTAĞI BAVRIMA” ŞİİRİ

    Uzaktaki Kardeşime

    Uzakta ağır azap çeken kardeşim!
    Kurumuş lale gibi çöken kardeşim!
    Etrafını sarmış düşman ortasında
    Göl kılıp göz yaşını döken kardeşim!
    Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim!
    Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim!
    Hor bakan,yüreği taş,kötü düşman
    Diri diri derini soymuş kardeşim!…
    Ey pirim! Değil miydi altın Altay
    Anamız bizim?Bizlerse birer tay,
    Bağrında,yürümedik mi serazat?
    Yüzümüz değil miydi ışık saçan ay?
    Alaca altın aşık atışmadık mı?
    Tepişip bir döşekte yatışmadık mı?
    Anamız olan Altay’ın ak sütünden
    Beraber emip beraber tatışmadık mı?
    Altay’ın altın günü nazlanarak
    Gelende,sen pars gibi bir er olarak,
    Akdeniz,Karadeniz ötelerine,
    Kardeşim,gittin beni bırakarak!…
    Ben kaldım yavru balaban,kanat açamam,
    Uçam diye davramsam bir türlü uçamam,
    Yön bulduran,yol gösteren can kalmadı;
    Yavuz düşman koyar mı şimdi beni vurmadan?
    Kurşunlar genç yüreğime saplandı,
    Günahsız taze kanım su gibi aktı;
    Kansız kalıp,kuruyup bayıldım,
    Karanlık mahbese sıkıca kapattı.
    Görmüyorum artık gece gezdiğimiz kırı,ovayı,
    Gündüz güneşi,gece gümüş nurlu ayı;
    Nazlı nazlı ipek kundaklara sarmalayıp
    Bizi büyüten altın anam Altay’ı
    Ey pirim!Ayrıldık mı ulu bütünden?
    Dağılmayıp yılmayan yağan oklardan
    Türk’ün pars gibi yüreği varken
    Gerçekten korkak kul mu olduk sinip düşmandan?
    Kudretli olmak isteyen Türk’ün canı
    Gerçekten bitap düşüp kalmadı mı hali?
    Yürekteki ateş söndü mü,kurudu mu,
    Damarında kaynayan atalar kanı?
    Kardeşim! Sen o yanda,ben bu yanda,
    Kaygıdan kan yutuyoruz,bizim adımıza
    Layık mı kul olup durmak,gel gidelim
    Altay’a, ata mirası Altın tahta

    Ho Amca’ya, Lumumba’ya, Gevara’ya, Allende’ye şiirler (!) yazan serseriler şüphesiz Mağcan’dan duygulanmazlar ama Türk soyunun çocukları bu mısralarla içlerinde Altaylar’ın özleyişini yanık yanık duyarlar.

    Üzülmesinler!

    Nasıl olsa günün birinde Altaylar’da millî tören yapılacaktır!..

    Hüseyin Nihâl ATSIZ
    (Ötüken, 9 Ekim 1973, Sayı: 118)»

  6. “Mustafa Çokay’ın Berlin’de Türkistan Gençlerine Seslenişi”
    “Özellikle, Türkistan gençleri bu maksadımıza ulaşmak için var gücüyle mücadele etmektedir. Bizim maksadımız yalnız Türkistan’ın değil, bütün Türk ülkelerinin, bütün Türk halkının dost olarak kendi aralarında birlik ve kardeşlik içinde yaşamaları ve dış düşmanlara karşı kendisinin ve hükümetinin güçlü olduğunu göstermesidir. Ülkümüze ulaşacağımıza, taleplerimizi yerine getireceğimize imanımız yüksek ve güçlüdür.

    Halkımızın ve Genç Hükümetin yükü ne kadar ağır olursa, bizim çıkışımız o kadar ani ve güçlü olacaktır. Gurbette yaşayıp milletinin endişelerini paylaşan, gurbette yaşayıp milletinin ihtiyaçlarını düşünen Avrupa’nın her tarafında yaşayan, bugünkü Türkiye’de yaşayan Türkistan Gençleri birleşin!

    Sizlerin birleşmeniz, sizlerin birbirlerinize destek olmanız milletimizin mutluluğuna hizmet edecektir. Bunu unutmayın! Hepimizin kıblesi kendi öz vatanımız, ülkemiz Türkistan olmalıdır. Türkistan için ölmek, Türkistan için can vermek hepimize bir amaç, bir mukaddes vazife olmalıdır. Bunu unutmamalıyız.

    Türk halkı kahraman halk, Türk halkı aslan, cesur halk.

    Kimden dayak yiyebilir,

    Bizim Türk’ün oğlu.

    Diz çökmesi düşmana

    Birlik-beraberliğin yokluğu.

    Bu veciz ifadeyi unutmamalıyız. Hepimiz bir olursak, bizim yenemeyeceğimiz düşman olmaz.

    Maksadımıza ulaşacağız, aksi halde halimiz haraptır. Yok oluruz. Dağılırız. Yok olmamak için, dağılmamak için güçlerimizi birleştirip omuz omuza verip birbirimize yardım ederek yaşamalıyız. Aksi halde geleceğimiz karanlıktır. Bunu unutmamalıyız.”

  7. Bu yazıda anlatılanlar bana bir dejavü yaşattı. Tıpkı Arap Baharı başlayıp da Mısır’da azıcık demokrasi solunur gibi olduğu zaman biz gene böyle bir havaya girmiştik. Düşünün Türkiye ve Mısır demokratik iki büyük ülke olarak birlikte hareket etselerdi ne olurdu? Ortadoğu’da dengeler değişirdi, İslam Dünyası hem demokratik hem de barışçıl bir işbirliğine evrilirdi vs. Ama filmi başa sardılar/sardık. Olmadı, dengeleri gözetmeden yapılan bu tarz çıkışlar, ne niyetle yapılırsa yapılsın, karşı mekanizmaları tetiklemekte gecikmedi. Dünya siyasetinden habersiz kahvehane ağzıyla dış politikanın sonuçları böyle oluyor. Dereyi görmeden paçayı sıvamak denen şey bu olmalı. Azerbaycan’la 30 yıldır işbirliği yapılmış ama reklam yapılmamış, iç politikadaki çuvallamayı, ülkenin ekonomisinin çoküşünü örtmek için bu işbirliği yama olarak kullanılmamış. Şimdi sıra orada anlaşılan. Hükümetin başından dibine kadar bütün yandaşlarda müthiş bir Azerbaycan sevgisi!!!! patlaması yaşanıyor. Sahi bunlar daha önce oraların varlığını bilmiyorlar mıydı? Filistin için yaktıkları ağıtları, samimiyetsiz de olsa itirazım yok, niçin Karabağ için hiç duymamıştık?
    Arap Ülkeleri ile, Katar’cık denen ABD kuklası bir ülke dışında, bağlantımız kalmadı. Şimdi Türk Dünyası ile olan bağlantılarımız berhava edilecek anlaşılan. Bu filmi bir daha görmek istmiyoruz.
    Allah korusun.

    • Hayret ya! Karabağı hiç mi duymadın? duymadıysan
      sakın bu başka şeylerle uğraştığından olmasın!
      peki Ozan arifi duydun mu adamcağız ömrünü
      o işlere verdi.

  8. R.T.Erdoğan, İran’ı ciddi şekilde rahatsız eden “o şiiri” neden okudu? Şiirin anlamını ve siyasi sonuçlarını bilmemesi mümkün değildir. Henüz biraz erken olmakla birlikte bunun nedeni hakkındaki kanaatimi dünkü yorumumda yazmıştım.

    Eğer D.Bahçeli açıktan veya sessiz kalarak dolaylı bir şekilde bu şiiri desteklerse, Cumhur İttifakı dış politikada mayınlı arazide yürümeye karar vermiş demektir. Bunun nedeni ise ancak çaresizlik ile açıklanabilir. (Türkiye’nin değil, kendi politikalarının çaresizliği!)

    Eğer D.Bahçeli bir şekilde bu şiire (yani İran ile karşıtlık politikasına) karşı çıkarsa, o zaman da Cumhur İttifakı’nın sonu gelmiş demektir.

    Her halükarda Bakü şiiri sadece bir şiirden ibaret değildir. Bunu yaşayarak göreceğiz ve olası sonuçları hakkındaki kanaatlerimi yazacağım.

    • F.K.T. bey! Size bir sorum olacak.
      Devlet Bahçelı 15 Temmuzdan sonra erdoğana destek vermese’idi.
      Millet ve Dünya Erdoğanı bu kadar yakıdan taniya bilirmiydi?

      Peki neden destek verdi?
      Onun cevabını Arjantin ceza evinde tutuklu bulunan Serkan Kurtulmuş ile YouTube kanılnda telefonla raportaj yapan (şu an kanalın ismini unuttum 4 ay kadar oliyor) videoyu bulup izlerseniz Bahçelinin neden Erdogğana destek verdiğini anlamaniza yardımcı olur.
      Yalnız o link Türkiyede açılmiyormuş.
      Ben birisine göndermiştım açılmayınca o raportaji kayıt edip gönderince o zaman dinleyebildiler.

      Bahçeli ülkücü gençığın 80 önceki gibi tuzağa deüşmemelri için bir çok kısıtmalar getirdi ve başaramdığı bölgelerdeki ülkü ocaklarını kapattı..fakat başarılı olamadı çünkü birileri onları maşa olarak kullanmaya başlayınca mecburen kendi pilanını uygulamaya koydu.

      Olaylar hiçte görüldüğü gibi değil.

      Örneğin: 11.C Başkanı Gül tabırı caiz ise ağzı var dılı yok.
      Bõyld birisini neden zehirlemeye kalkışsınlar?
      Sürekli Burdaki troller tarafından sayın Abdullah Güle saldırıyorlar ve nerdise onu bir kaşık suda boğacaklar.
      Erbakan Hocanın partisinin 1 # düşmanı perinçek ve ekibiidi.
      Şimdi ayni ekip Erdoğanın kadım dostları.

  9. Fehmi Bey’in ara verdiği dönemde Nisan ayında burada “hesaplarında Allah’ın hesabını değerlendirmeye almayanların hesaplarının tutmayacağını” yazmıştım.Hikmet ve imtihan dünyasında Allah’ın hesabının ne olduğunu ise çoğumuz umumiyetle,uzun yıllara yayılan zamanın seyrinin ilerleyen safhalarında -ancak- görür gibi oluyoruz.O zamana kadar da hayatın ağır işleyen hay huyunun getirisi olan bakış alışkanlıklarımızın yörüngesinde bağlı olduğumuz sebepler zincirine göre öngörülerimizi ortaya koyuyoruz.Ama İNANANLARIN hayatı yorumlarken sosyal kanunların yanısıra,inançları doğrultusunda ‘kâinatı ve onun içinde kendisini bilsin diye insanı yarattığına’ inandıkları Yaratıcının kendilerine vaz ettiği inanç değerlerinin ayrı bir bilgi kaynağı durumunda olduğunu da hatırlamaları gerekiyor.

    Aklımızın alamayacağı kadar büyüklükteki kâinata ve işleyişine ilişkin bilgilerimiz
    -insanlığın şu anki bütün bilgi birikimlerine rağmen- halen yok denecek kadar az.İşte hepimiz geleceğe dair çok başka verilere göre bir takım öngörüler sıralarken,çıkacağı önceden fark edilemeyen adı korona olarak konulan gözle görülemeyecek kadar küçücük bir virüs birdenbire ortaya çıkıp bütün dünyanın ve siyaset işleyişinin seyrini değiştiriverdi;ki yakın bir gelecekte bu virüsün etkilerinin çok çok daha büyük olduğunu da yaşayanlarımız görecek.Onun için -başkalarına bir şey diyemem ama- inananların değerlendirmelerinde,inandıkları Kitabın başta İsrailoğulları ve Peygamber Efendimizin toplumları olmak üzere Allah’ın yönlendirme ve yardımıyla yokluktan varlığa,
    kaybedenlerden galipler sınıfına geçişlerini öğreten çok sayıdaki hikmet derslerini bilgi kaynağı olarak gözden uzak tutmamaları gerektiğini hatırlatmak isterim.

    Amerika Birleşik Devletleri dağılır mı?Neden olmasın.Elimizde bunun olmayacağına ilişkin kesin bilgiler yok.Herşey mümkündür.Kim bilir;zamanın akışında şimdiden hiç kimsenin kestiremediği ne olaylar olacak.Bu sebeple böyle bir şeye “olmaz” diyemem.

    Allah,şu koca kâinatı ve onun içinde her türlü ihtiyaçlarıyla ve o ihtiyaçların karşılığıyla yarattığı insanı,yarattıktan sonra herşeyden elini çekerek sadece bir seyir alemine geçmemiştir.Her iş te O’nun elleri arasındadır.
    “Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.”Neml 50

  10. dünya azeri nüfusun önemli bir kısmı İran’da yaşadığı, bunların Türkiye ile irtibatları, halen Türkiye’de yaşayan 3 milyon civarında azeri olması… ayrıca Bahai dininin İran’da doğmuş olması, bu dinin yönetim merkezi olan Evrensel Adalet Evi’nin İsrail’in Hayfa kentinde bulunması ve Azerilerin bir kısmının Bahai dinine mensup olması….Türk-İran müttefikliği…. Devlet propagandasının trollerin dilinde İran’ın %51’i türk, İran birinci vatanımız söylemine dönüşmesi… kızıl elma ordusu kuruldu söylemi…

    öte yandan hükümetin ABD’de yeni seçilen hükümetle eski tanışıklıktan bilinen ve iyi olmayan ilişkisini düzeltmek için İsrail ile yakınlaşması… İsrail’in İran husumeti…AB ve ABD’nin gündemlerinde olan yaptırım meselesi…

    Bütün bunlara bakınca ortaya büyük bir paradoks çıkıyor.

    bu hiç şaşırtıcı değil. ilimde ve teknikte çağı yakalayan! ünlü ilahiyat düşünürlerimiz de o kadar kanıksamışlar ki bu paradoksu Hz. Adem’den günümüze gelen din konularını da aynı paradoksla izah ediyorlar ve paradokstan kaosa geçişe katkı sunuyorlar.

    bu kaosla yaşanmayacağına göre bundan kurtulmamız lazım ama nasıl…?

    Amerika dağılsa bile bu kaos kolay biter mi?

  11. insanların bir söyledikleri vardır, bir de niyetleri.
    bazen sözler niyetlerin arkasına gizlenir, bazen niyetler sözlerin arkasına gizlenir.
    devletler genelde sembol diliyle konuşurlar, bu dili bilen insanlar aslında kimin ne demek istediğini anlarlar çünkü genelde niyetler bir şeylerin arkasına gizlenmiştir.
    hayli bir zamandır türkiye ” yeni osmanlıcılık/ neo osmanlıcılık ” denen saldırgan ve yayılmacı olduğu iddia edilen bir politika ile suçlanıyor, dış basında bunun üzerinde son bir kaç yıldır titizlikle bir şeyler örülüyor.
    iran bu şiire gerçekten çok sert bir tepki gösterdi ve sosyal medya da zarifin tweeter üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra sn. erdoğanı neo osmanlıcılık üzerinden iranın toprak bütünlüğüne karşı olmakla ilgili pek çok paylaşım yapılmış. hem yönetim hem de halkın nezdinde ciddi bir -ben yanlış anlama olarak nitelemek istiyorum-algıya sebep olunmuş. bir bu eksikti. ortadoğuya gidenler bilir, bir kaç yıl önceki türklere ve sn. erdoğana olan sevgi ve ilginin giderek azaldığını yok olduğunu görür, ben kendim şahidim. bir dönem içerde ve dışarda olan o büyük sevgi ve iyi şeyler olacak umudu içerde yolsuzluk ve yoksullukla dışarda giderek artan bir düşmanlıkla yer değiştiriyor, insanın içi gerçekten çok acıyor.
    dış politika bir incelikler sanatı değil mi?
    bu şiiri sn erdoğanın eline kim verdi, derdi nedir?
    lafın nereye gideceğini bilmeyen bir ekiple çalıştığını düşünmek istemeyiz.
    kuşkusuz, ortadoğuda, akdenizde, libyaya ve azerbeycana verdiğimiz destekte sınırlarımızı ve haklarımızı korumak isterken verdiğimiz doğru ve haklı bir mücadele var ve buralarda yüzlerce genç insanımızın kanını döküyoruz, yüzlercesi çoklu organ kayıplarıyla gazi oluyorlar. bu haklı savaşlarımızı gereksiz söylemlerle, iç siyasete artistikle gölgelemek yerine akıllı, duyarlı bir dış politika ve devlet aklı ile birlikte yürütmeliyiz. insan kalitemiz her geçen gün düşüyor, iyi yetişmiş insanların yerini yandaşlar dolduruyor. onlar da yerlerini korumak için sürekli düşman üretiyorlar, çünkü başarısızlıkları üzerine yıkabilecekleri düşmanlara ihtiyaçları var. mevcut düşmanlar bu denli çok ve büyük başarısızlıkları üzerine yıkma ihtiyacını karşılayamadığı için sürekli yeni ve daha düşmana ihtiyaç duyuluyor.
    her geçen gün dostlar eksiliyor, düşmanlar artıyor.

    • dünkü yorumları okudum, yorumlar üzerine bir iki noktayı açalım derim.
      ihale nasıl yapılır, alıntılarsak
      ihale Kanununa bakarsak 18. maddesi üç ihale yöntemi var diyor;
      1. açık ihale usulü,
      2. belli istekliler arasında ihale usulü,
      3. pazarlık usulü.
      ihale kanunun 5. maddesinde ise kamunun yapacağı ihalelerde uygulanması gereken temel yöntemlerin ‘açık ihale’ ve ‘belli istekliler arasında ihale’ olduğu zaten belirtiliyor. İdare ancak çok özel koşullarda istisnai olarak pazarlık usulü ile ihale açabiliyor. yani hukuki bir neden bulmak bir kılıfa uydurmak zorunda olunan ihalelerdi bunlar. çok istisna durumlarda kullanılması gerekirken rekabet ortamını by-pass edip rant aktarma aracı olarak kullanılan kamu ihale kanunu’nun
      “21/b bendi”
      daha da kullanışlı olsun diye zaten neredeyse her ihale öncesi değiştirilen ihale kanunu-toplamda 191 kere değişmiş, rakam değişebilir yani artabilir- bir daha yine ve yeniden 2018 yılında değişip son halini aldı. böylece havada bulut olduğu için ihale – ivedi olarak- yapılabilecek.
      yani açık olmayan, şeffaf olmayan ihaleler ivedi olarak yapılabilecek.
      gerçeklerle ilgilenen kişiler isterlerse
      -hiç rakamlar üzerinde tartışmaya gerek olmadan-
      bu yolla
      kaç yılda kaç ihale verilmiş,
      kimlere verilmiş,
      neden aynı kişilere verilmiş
      araştırabilirler.
      gerçeklerle ilgilenen kişiler,
      türkiye gittikçe fakirleşirken, aynı bir kaç kamu ihale rekortmenlerinin nasıl akıl almaz zenginleştiğini ihale ihale izleyebilirler.

    • Tabii ki değil.Türkiye’den Ermenistan’a giriyor ordan nahcivana girip Azerbaycan İran sınırını oluşturup Azerbaycan dan Hazar’a dökülüyor.

  12. 1-Azeriler değil Azerbaycan Türkleri
    2-Azeri birlikleri değil Azerbeycan birlikleri
    Artık bu ifadeleri Rus-Ermeni basını dahi öğrendi.
    3-şiir her zaman rahatsız ederdi.Şair kuzeyli ama şiiri güneyli bir Türk ağzıyla yazıyor.Aynı yurdun ikiye bölünmesine Laçini görememeye Arasın sınır olmasına hayıflanıyor,kahrediyor.Aynı bütünün iki parçasının birleşmesini diliyor.Ayrıca şair tanınan bir Türkçü ve Turancı.Muhtemelen bu şiiri Reise okutanlarda sizin gibi siyasi islamcı kökenden geliyorlar ve Laçin Aras vb ne ifade ediyor bilmiyorlar.
    4-Bu Arada Laçin in Dağlık Karabağ ile ilgisi yok.Laçin işgal edilen 7 Azerbeycan şehrinden biri.Orda Rus askeri olmayacak.Nitekim 1 aralıkta Azerbaycan birlikleri şehre girdi ve teslim aldı.
    5-Rus askerleri Dağlık karabağın Şuşa dışındaki 3 şehrinde konuşlanacak.
    6-Laçin koridoruda Rusya gözetimi altında olacak bu koridor Laçine yakın yerden geçtiği için o şekilde isimlendiriliyor.

  13. Sayın koru; sorun daha yeni başlamadı ki hemen bitsin?
    “BÂKIR HAN
    (1862-1916)
    İran Meşrutiyet Hareketi’nin Güney Azerbaycan liderlerinden.

    Tebriz’de doğdu. Babası bir duvar ustası olan Hacı Rızâ Bennâ’dır. Bâkır Han bir mollanın yanında klasik öğrenim gördü. Gençliğinde babasının yanında çalıştığı, ustalığa yükseldiği ve birkaç bina yaptığı bilinmektedir. Ancak bu meslekte her zaman iş bulmanın imkânsızlığını görerek devlet memurluğuna girdi ve tahsildarlık yapmaya başladı. Meşrutiyet hareketi öncesi hayatı hakkında başka bilgi yoktur. Mücadele arkadaşı Settâr Han, bez ticaretiyle uğraşan Karadağlı Hacı Hasan’ın oğlu olup 1868 yılında doğdu. Genç yaşta iken ailesi Tebriz’e yerleşti. Eşkıyalıktan aranan ağabeyi Serdar Han, babasının yanına gelen iki Kafkasyalı göçmene sığınacakları yer aramaya çalışırken yakalanıp iki yıl Narinkale Hapishanesi’nde kaldı, çıktıktan sonra eşkıyalıktan tekrar tutuklandı. Ardından jandarma olarak görev yapmaya başladı; Bâkır Han ile birlikte cesaret ve yiğitliğiyle dikkat çekerek o sırada Tebriz valisi olan veliaht şehzade Muzafferüddin Mirza’nın emrindeki kuvvetlere alındı, gösterdikleri üstün hizmetten dolayı her ikisine de “han” unvanı verildi. Bâkır Han devlet hizmetinde iken İngilizler’e ve Ruslar’a boyun eğen yöneticilerin halka karşı zulmüne tanık oldu, bu yüzden saray görevlileriyle yaptığı tartışmalar memuriyet hayatının sonunu getirdi. Settâr Han da bir ara Tahran’da görev yaparak Meşhed yakınlarında Türkmen eşkıyasıyla mücadele eden yardımcı birliğe kumanda etti ve ardından Tebriz’e döndü. 1906 yılında I. Meşrutiyet’in ilânı üzerine Bâkır Han ile Settâr Han Tebriz’de aktif bir şekilde meşrutiyetçilerin saflarına katıldı.

    Muhammed Ali Şah’ın Haziran 1908’de meclisi bombalatıp feshetmesinin ardından başlayan “küçük istibdat” döneminde (1908-1909) Bâkır Han, Tahran’dan Tebriz’e kayan meşrutiyet direnişine öncülük eden liderlerden biri oldu. Settâr Han gibi Şeyhî Medresesi lideri Sikatülislâm’ın tarafında yer alıp kendi semti olan Hıyâbân mahallesi direnişçilerinin başına geçti. Settâr Han’la birlikte Tebriz meşrutiyetçilerinin siyasî kuruluşlarından biri olan Encümen-i Hakîkat’e katılıp meşrutiyetin yeniden kurulması için silâhlı direniş başlattı. Muhammed Ali Şah’ın Sadrazam Abdülmecîd Mirza Aynüddevle kumandasında gönderdiği ordu taraflar arasında bir anlaşma sağlanamayınca Tebriz’i kuşattıysa da şehre giremedi. Bâkır Han ile Settâr Han, bu sırada gösterdikleri cesaret ve şahın Tebriz’e erzak sevkini yasaklaması yüzünden sıkıntılı bir dönemde fırsatçılık yapan hububat esnafını ürünlerini normal fiyatla satmaya zorlamaları sayesinde meşhur oldular. Tebriz’deki ilk çatışmalarda şah taraftarlarına karşı ciddi bir üstünlük sağlayıp Rahim Han’ın birliklerini bozguna uğrattılar. Ancak kuşatma sırasında kıtlık had safhaya ulaşınca Ruslar, erzak getirme ve şehirdeki Avrupa vatandaşlarını kurtarma bahanesiyle 29 Nisan 1909’da Tebriz’i işgal ettiler. Buna rağmen mücadelelerini sürdüren Bâkır Han ile Settâr Han’ın direniş hareketleri bütün ülkede duyuldu, diğer şehirlerden birçok meşrutiyet taraftarının kendi saflarına katılmasıyla direnişleri bir sembol haline geldi. Şehirdeki Rus baskısının artmasıyla durumun iyice kötüleştiğini gören Bâkır Han, Settâr Han ve bir grup meşrutiyetçi ile birlikte 25 Mayıs 1909’da Tebriz’deki Osmanlı Konsolosluğu’na sığındı. Rusya ve İngiltere’nin Bâkır Han ile yanındakilerin teslim edilmesini, tutuklanmasını ya da sürülmeleri yönündeki istekleri Osmanlı Devleti tarafından reddedildi. Osmanlı Devleti her iki lidere İstanbul’a gelmesini teklif ettiyse de onlar bunu kabul etmedi. Bâkır Han ile Settâr Han, Muhammed Ali Şah’ın 16 Temmuz 1909’da tahttan indirilişine kadar Osmanlı şehbenderliğinde kaldı.

    Geçici hükümet tarafından Tebriz’e yeni vali olarak gönderilen Muhbirüssaltana Hâc Mehdî Kulı Han Hidâyet ve Rus konsolosu, halk katındaki itibarları ve gelecekte şehrin kontrolünü ellerine geçirecekleri endişesiyle Bâkır Han ile Settâr Han’ı silâhlı taraftarlarıyla birlikte şehirden uzaklaştırmak istediler. Bu amaçla iki lider, meşrutiyetin ilânından sonra Tahran’a gitme davetini önceleri geri çevirdilerse de hükümetin yönlendirmesiyle Necef’teki dinî liderlerin kendilerine mektup yazarak Tahran’a gitmelerini istemeleri üzerine atlı birlikleriyle beraber Tebriz’den ayrıldı, önce Kazvin’e, ardından 19 Mart 1910’da muhteşem bir törenle karşılandıkları Tahran’a gitti. Millî Şûra Meclisi’nin ikinci oturumunda milletvekilleri tarafından meşrutiyetin gerçek kahramanları pâyesiyle onurlandırıldılar. Bâkır Han “sâlâr-ı millî”, Settâr Han da “serdâr-ı millî” unvanlarıyla anıldı. İkametlerine birer yer tahsis edildi ve kendilerine maaş bağlandı. İki lider Tahran’da haklarında fazla bilgi sahibi olmadığı iki siyasî grupla karşılaştı. Demokratlara (inkılâbiyyûn) muhalif olan i‘tidâliyyûn grubu onları yanlarına çekmeyi başardı. Bu şekilde diğer siyasî gruplarla araları açıldı, siyasî bakımdan şöhretleri gittikçe azalınca yalnız kaldılar. Rusya’nın hükümeti tehdit etmesi üzerine Tahran’da kamu düzeni için tehlike arzettiği düşünülen 1000 kadar taraftarından silâhlarının alınması gündeme geldi. Hükümetin Ağustos 1910’da mücahidlerin silâhlarını teslim etmeleri yönündeki kararının ardından Bâkır Han ile Settâr Han, çoğunun memnuniyetsizliğine rağmen mücahidlerin hükümet güçlerine katılımı konusunda anlaşma sağladılar. Ancak mücahidlere silâhlarını teslim etmeleri için tanınan kırk sekiz saatlik süre henüz dolmadan Ermeni Yeprem Han liderliğindeki demokratlarla Serdar Es‘ad liderliğindeki Bahtiyârî aşiretine mensup hükümet güçleri Settâr Han’ı ikamet ettiği Bâğ-ı Atâbeg’de kuşattılar, Bâkır Han adamlarıyla birlikte Settâr Han’a yardıma geldiyse de neticede hükümet güçleri onların gruplarını dağıttılar, kuvvetleri büyük kayıplar verdi. Settâr Han yaralandı. Bu olaydan sonra her ikisi de Tahran’da gözetim altında tutuldu. Settâr Han 16 Kasım 1914 tarihinde öldü. Bâkır Han ise 1915’e kadar Tahran’da kalıp Ruslar’a karşı savaşan güçlere katıldı, ardından Irak’a geçti. Bir süre sonra tekrar İran’a dönmek üzereyken Türkiye sınırına yakın Kasrışîrin köyünde Kasım 1916’da Kürt eşkıyası Muhammed Emîn Tâlebânî’nin adamları tarafından öldürüldü.”

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız