İslam ve Müslüman sözcükleri yara alıyor.. Uyarıcılar uyarıyor, ama…

101

Uzun bir süre ‘İstanbul müftülüğü’ görevinde de bulunmuş Prof. Mustafa Çağrıcı haftada bir ‘Karar’ gazetesine yazıyla katkıda bulunuyor. Her yazısı ilginç de, bugünkü yazısı, daha ‘Sahi biz nereye gidiyoruz?’ başlığından başlayarak okuyanı derin düşüncelere sevk ediyor.

Okuyalım:

“Öteden beri dindar bildiğimiz bir kısım insanların durumu yürek yakıcı. Son yıllarda bu ‘dindar’ kesimden öylelerini görüyoruz ki, inanıp yaşadıkları din ile yapıp ettiklerini nasıl bağdaştırdıklarına şaşıp kalıyoruz. Hakaret, küfür, iftira… adamda ne desen var. Bunların birçoğu devlet ricalinin hoşlarına gidecek üç beş cümlelik din, iman, mukaddesat, şanlı tarihimiz lafı edip, ‘sendenim’ diyerek orayı sağlama aldıktan sonra (aslında o zevatın sırtlarına basarak), artık sözde davaları, gerçekte ikballeri ve çıkarları için tehlikeli gördükleri kişilere, kurumlara karşı kötülükte sınır tanımıyorlar.”

Mustafa Hoca bu tespitlerini, yakın geçmişte ‘gerici gördükleri çevrelere ağız dolusu hakaretler eden, hatta hapse attıran’ kendisinin ‘laikçi kesim’ dediği insanların yaptıklarıyla mukayese ederek aktarıyor.

Şu satırlar da aynı yazıdan:

“O zamanlar ‘İslâmî’ kesim mağdur ve mazlum idi. Şimdi durum değişti. Aslında İslâm ve Peygamber ahlakına bakarsanız şimdi af, müsamaha, en azından âdil olma zamanıdır. Ama gerçek öyle değil. ‘İslâmî’ kesimden eline güç ve fırsat geçiren bazıları için şimdi zaman rövanş, intikam, –hazır fırsat eldeyken- kendi düşünceleri –ve çoğu zaman üstünü kutsal kavramlarla örttükleri- çıkarları için engel gördüklerini iftira, zulüm vs. demeden elden geleni yapıp itibarsızlaştırma, imha etme, alanı boşaltma zamanıdır. Hatta bunlar arasında havayı iyi koklayarak ‘hidayete erenler (!)’ de var. Hz. Peygamber ne güzel söylemiş: ‘Eğer Allah’tan haya etmiyorsan, artık istediğini yapabilirsin!’”

İyi demiş Mustafa Çağrıcı, az bile demiş…

Tek itirazım, başlığından itibaren yazısına sinen bir yerlere gidildiği tespitine. Gidilen yere gelinmiş bulunuyor. Son duraktayız, buradan ötesi yok.

Reklam

Müslüman kimliği ile örtüşmeyen davranışlar

‘Rövanş, intikam, hakaret, küfür, iftira, zulüm, itibarsızlaştırma, imha etme, alanı boşaltma’ sözcükleriyle ifade edilen ruh hali ve ona dayalı uygulamalar ile edimler, İslam tarafından kınanan ve o inanç sistemi içerisinde yer alanların uzak durması beklenen yanlışlıklardır.

Bir bölümü ‘büyük günah’ kategorisine giren vahim yanlışlıklar bunlar…

‘Müslüman’ kimliği ile birlikte düşünülemeyecek türden yanlışlıkların günümüzde giderek yaygınlaştığını, en olmayacak kişilerin bile, hiç çekinmeden onları yapabildiklerini görüyoruz.

Sadece bizler görmüyoruz, herkes görüyor ve çok daha vahim olanı Prof. Çağrıcı‘nın saydığı özelliklere, dışarıdan bakıp gözlemlediklerinden hareketle, başka olumsuz sıfatlar ekleyenler de çıkıyor.

Yalancılık, sözünde durmamak ve kendisine emanet edilmiş değerleri çarçur etmek gibi sıfatlar…

Bilen biliyor, bunlar da ‘Müslüman’ kimliği ile örtüşmeyen sapkınlıklar…

Daha önce başka bir İslamiyat hocasının, tefsir âlimi Prof. Mustafa Öztürk‘ün, yine aynı gazetede verdiği çarpıcı örneği, Prof. Çağrıcı da yazısında kullanmış: Bir hadis hocası, Kur’an konusunda araştırmalar yapan bir kurumla ilgili aslı astarı olmayan, ancak okuyanda o kurum ve kurumla irtibatlı olduğu bilinen bilim insanları hakkında aşırı olumsuz düşünceler doğuracak isnat ve ithamları birbiri ardına sıralayabilmiş…

Reklam

“Sahi biz nereye gidiyoruz?” diye sormayı gerektiren bir durum olduğu açık.

Deizm, hatta ilhad

Gittiğimiz yer, yukarıda da söyledim, aslında geldiğimiz son noktadır. O noktada, ‘İslami çevre’ diye bilinen kesim içerisinde yer alan insanların sergiledikleri ahlaki zafiyete bakarak din -ve özellikle de İslamiyet- hakkında kanaat sahibi olunuyor.

Eskiden küçücük bir azınlıkla irtibat kurulabilecek ve bu sebeple ‘yanlış’ veya ‘çarpıtma’ diye geçiştirilebilecek vahim tutumlar, günümüzde, dışarıdan bakanlar açısından, ‘İslami kesim’ ya da Müslümanlar hakkında genelleme yapılabilecek özellikler olarak algılanıyor.

Algılar kanaate dönüşüyor. Kanaatler İslami kesimin üzerine yapışıyor. Günümüzde o kanaatle yazılmış yazılar ve kitaplarla oluşan bir literatürün varlığından bile söz edilebilir.

Tabii bu durumun yan ürünü olarak, ‘Deizm’, dinden uzaklaşma, hatta ‘ilhad’a varan tepkiler de yaşanabiliyor.

Aslında tam tersi gelişmeler yaşanması beklenebilecek bir dönemde oluyor hem de bunlar…

Yaklaşık üç yıl önce, Haziran 2016’da, ‘fehmikoru.com’ sitemizi başlatma kararını bu vahim gidişe bakarak vermiştim. İlk yazımın başlığı da ‘İslam diye diye İslam elden gidiyor…’ idi.

Prof. Mustafa Çağrıcı‘nın yazısının başlığını hafifçe değiştirerek ben de sorayım: Sahi ne olduk biz, nasıl böyle olduk, neden?

ΩΩΩΩ

101 YORUMLAR

  1. Islam ve Müslümanlık hakkında yazarken, konuşurken, sorumluluk hissini göz ardı etmek, islam ve Müslümanlık algısına ciddi zarar veriyor. Okur yorumlarına göz attıkça dehşete düşüyorum. İnsani bir yan tesir olan intikamı, islami bir hastalık olarak görenler, okuduğu islam tarihindeki insan unsurunu, islama ve Müslümana münhasır sakatliklar zann edenler…
    Açtığımız konular istemediğimiz yerlere de gidiyor. Sikkatli olmak lazım. Mustafa çağrıci yazılarıyla İslamı rahatca sorgulamaya götürüyor gibi okuyucularını.
    Mustafa Öztürk zaten, günümüzün yaşar nuri Öztürkü görevini bi hakkın yerine getiriyor.
    Siyasi iktidar ve asalaklarini intibaha getirmek isterken, olayı biz müslümanlar neden böyleyiz diye alıp, siyasi hatalar yerine, İslamı sorgulanır hale getirmenin vebalini düşünen ehli islam yok mu???
    Iktidar, İslamî jargonu kullanıp, emanet ehliyet vs imalariyla kendisi ile islamiyet arasinda ozdeslik kurmuş durumda. Ortaya dökülen her hata islama mal olacak kıvamda şu an. Öyle de oluyor zaten.
    Önümüzdeki zamanlarda iktidarın dolabindan sacilan her çamaşır artık islam ve musluman hanesine yazılacak. Bu iktidar madara olursa on yıllarca kimse islam ve muslumanin, Osmanlı ve islam medeniyetinin savunuculugunu yapmaya utanır hale gelecek.
    Ayni vezinle
    Tenkit için eline kalem alanlar da,
    Ne olur
    Biz müslümanlar ne ara böyle…?
    Gibi cümleler kurmasinlar.
    Islam ve Müslüman kimliğini kendi elimizle kirletip, sonra da, aha bu hatalar yüzünden gençlik deist oluyor repliklerini cigneyip durmayalım ağzımızda…
    Yazık oluyor
    Intibaha gelin…

    • Aynen katılıyorum.
      Acaba yorum yapanlar hiç düşündüler mi AKP mi daha çok zarar verdi İslama FETÖ mü?
      Milyon katı FETÖ verdi.
      Artık Eliyle çocugunu görütüp cemaatlara teslim eden hiç kimse çocugunun en küçük organize bir islama toplulukla anılmasını istemiyor.
      Ekmeğini bölüşmek için yer arayanlar en basit bir derneğe bile beş kuruş vermek istemiyor.
      Bütün islamı oluşumlar herkesin gözünde zan altında .
      Ama kriptoların dertleri islam değil ki.
      Öyle olsa ABD de oturan bir kişi nasıl olur da düntyanın 4 tarafını kontrol eder.Buna ABD dahli olmadan olur mu yu sorgulamaz mı?

    • İktidardan bazılarının islamiyetle uzaktan yakından alakası olmadığını sanırım sadece iktidarda olanlar görmüyor ve ses çıkarmıyorlar. Sükut ikrardan gelir. Sabah akşam; din, din islam, islam diyeceksiniz, dönüp aynaya bakıp, ben ne diyorum ne yapıyorum diye sormayacaksınız. Deve kuşu misali. Sonra da gençler niye deist oluyor diye uttanmadan soracaksınız, yazık.

  2. 1) Aklı başında, fikir namusu ve biraz da cesareti olan herkes olanı biteni görüyor ve dile getiriyor.
    2) Ülkenin başındaki Zat “iktidar ve saltanatımı sürdürmek istiyorsam mutlaka öcüler yaratmalı ve yandaşlarımı konsolide etmeliyim” diye düşünüyor. O yüzden bağırıp çağırıyor.
    3) Çin’in başındaki Zat konuşurken asla sesini yükseltmiyor. Aslında hiçbir ülkenin lideri bağıra çağıra konuşmuyor. Sadece bizimki “Bunlaaaarrrr… Eyyyyy…” diye ünleyerek konuşuyor. Böyle konuştuğu zaman tatmin oluyor. Dünyada İslam ahlakına aykırı bir konuşma tarzı sadece bizimkinde var.
    4) İslam ahlakında Saray yoktur. Sarayda yaşayan biri dinden imandan bahsedemez.
    5) “Ulema utanmadan milletimizin dinine imanına laf ediyor, halkın iktidarına küfrediyor!”
    Hayır, öyle olmuyor. Ülkenin başındaki Zat “Ayyaş, Gavur, Çapulcu vs.” diyerek alenen halkın bir kesimini kötülüyor. Yani milleti bölüyor, halkın arasına kin ve düşmanlık sokuyor. Bunu dış mihraklar yapmıyor. Çatal diliyle Saray’daki Zat’ın bizzat kendisi yapıyor. Bir Müslümanın böyle bağıra çağıra konuşması, ağzına kadar kin dolu olması, milleti kaynaştırmak şöyle dursun ayrıştırmak için adeta elinden ve dilinden ne geliyorsa yapıyor görüntüsü vermesi, vicdanlı ve insaflı bazı Müslümanları elbette şaşırtıyor ve üzüyor.
    6) Bu ülkenin asıl sahibi biziz diyorlar. Bu ülkenin sahibi değilsiniz. Sadece iktidardasınız. Süreniz dolunca gideceksiniz. Asla milletin tamamı değilsiniz. En fazla yüzde 55’siniz. Size biat etmeyenleri “Zillet” kendinizi “Millet” olarak görüyorsanız cümle kuraken “82 milyonuz” diye konuşmayın.
    7) Fetö’ye 12 Eylül döneminde yardım edildi… Hayır, edilmedi. Gülen, 12 Eylül öncesi camilerde vaaz veriyordu. Darbe olunca hakkında yakalama kararı çıktı. Gülen de kaçtı. (Kadir Mısıroğlu da kaçtı. Necip Fazıl ve Sezai Karakoç kaçmadı.) Turgut Özal, Gülen’i kaçak olmaktan kurtardı. Gülen, Özal’dan bazı taleplerde bulundu. Özal Gülen’e istediği şeyleri vermedi. (Özal’ın Gülen’e sınırlı yardımı normalleşme bağlamındaydı. Özal, Cem Karaca’nın da yurda dönüşünü sağlamıştı. Fesli Kadir de o normalleşme sonunda memlekete döndü.)
    8) Fetö’ye istediği her şey 2002-2012 arası verildi. Daha önce verilmedi. Böylece Fetö “Bir” iken “Bin” oldu. Bu rezalet “Ne istediniz de vermedik” ve “Rabbim affetsin” sözleriyle itiraf edilmiştir.
    9) Tekrar da fayda var: Bu ülkede hiçbir zaman (1071-2002 arası) bir din adamına “istediği her şey” verilmedi. Sadece 2002-2012 arası bir din adamına istediği her şey verildi.
    10) 16’ıncı yüzyılda asılmış din adamları var. Kan dökmedikleri hâlde asılmışlar. Din işlerini bırakıp burunlarını biraz devlet işlerine soktukları için. Kadızadeliler diye bir grup var. Devleti biraz uğraştırmışlar. Yani Fetö “daha önce rastlamadığımız türden” bir oluşum ve tehdit değildi. Her şey ayan beyan ortadaydı. Tarihi tecrübemiz yeterliydi.

  3. DURUMLAR ve YORUMLAR

    Bazı yorumları okuduğumda ortak derdin din-iman anlayışımızla ilgili olduğuna işaret edenler Sn. F. Korunun makale başlığı altında daha bir belirginleşti. İman tazeleme işi. Allahın DiNini koruyup korumaması konusu, hadisler ve hadis doçenti konusu. Bir de arasıra değindiğim şu “Akıl*İman Sentezi” konusu var. Ülkede doğru şeyler de yapılmadı değil. Ama yapılan yanlışların birçok doğruyu götürdüğü gerçeği de gözardı edilemez. Zaman zaman apaçık yanlışlara, partiler-üstü bakış açısıyla çeşitli konularda eleştiri yapılmış olsa, AKP marka partizanlığına ters geliyor. Ülke o kadar “Akpartistan”laştırıldı adeta.

    DİNİN-KAİNATIN SAHİBİ ALLAH, DİNİNİ KORUR MU?

    Ayetle sabittir, Allah DiNi’ni korur. Ancak ağzımıza sakız ettiğimiz, bizim algıladığımız din bu DiN midir? İki paralık etmeğe çalıştığımızın farkında mıyız, bunu düşünecek durumda mıyız? Bu din İbrahim Peygamber’e izafet Kuran’da anlatılan Allah’ın DiNi midir? yoksa fırsatını bulunca yalanı-rüşveti-görevi kötüye kullanmayı amel ederek (hayata katarak) arkasından, hop-dedik, sen çok konuşma “elhamdülillah müslümanız” diyenlerin dini mi? AKPlileşmiş din işte budur. Başka bir deyişle, Allah’ın DiN’inin “piyasadaki korsan bir kopyasıdır” denilebilir. Bu çıkarım, “Akıl-İman Sentezi” nin ürünü; kaynağı Kur’andır. Bir din adamı değilim, sadece bir müslüman.

    Deniyor ki bunun daniskasını daha önce “the cemaat” yaptı. Ona bir laf yok, biz yapınca mı kabahat oluyor? “kötü emsal misal olmaz” demiş atalarımız (ezberine nefse göre siyaset, yani!)

    Allah’ın DiN’indeki yalanın, rüşvetin tanımı belli. “Yalanı-rüşveti” dindarlaştırmak mümkün mü? Bunun, mini etekli bir bayanın başörtüsü takarak, “ben dindarım” demesinden bir farkı var mı? Bu örnekten çıkışla, “Adnan hoca takımı” da dini kullanıyordu, “AKP takımı” da ve daha önce “the cemaat takımı” da. Ama bu nasıl olur derseniz, izafiyet teorisi açısından aralarında pek bir fark yoktur. Bu gruplar arasında, AKP’nin farkı ne? ülkenin önemli bir partisi. Ben bu partiye oy verdim. Bu partinin ülkeyi yönetmesine vesile oldum. Buna kıyasla, the cemaat, adnan hoca, masonlar dahil bilumum diğerleri beni ilgilendirmedi.

    TÜRKİYE’DE DİNDARLIK

    Türkiyede çoğunluk dindar veya dinden bahsediyor (bunda hariç biri değilim). İktidar partisi seçildiğinde “referans” olarak “din ve dindarlığı” ortaya koydu mu, koymadı mı? -kesin koydu; ve bizzat Sn Erdoğan’nın ağzından. Erdoğan, o ilk çıktığı noktadan sonra “din eksenli parti değiliz”, ve daha sonra “İslam güncellenmeli mi güncellenmemeli mi” noktasına geldi, mi gelmedi mi? Şimdi, herşey birbirine karışmış, herkes birbirini suçlar halde tam bir kaos… Bazı kemalistler veya ilişkili başka başka “–ist” ler, derin güçler, sermaye vs: “Oh oh ne güzel, yeyin birbirinizi, bir süre sonra rehin alınacak işlenecek ‘tav’a gelin” modundadır sanıyorum.

    İMAN TAZELEME KONUSU

    İman tazeleyeceksen, bu klasik anlamda ezberine olmamalı. Ya, neye göre olmalı? ha işte tam da bu noktada ben “Akıl*İman Sentezi”ini ileri sürüyorum. “Akıl*İman Sentezi” herhangi bir amel konusunda aklın ve imanın ortak mutabakatına dayanır. Anormallik, gayrimeşruluk bu sentezle kolaylıkla farkedilir ve bu bilinç amele kumanda eder… “The kemalist cemaatı” izafi ölçüde dindardı ama bundan bihaberdi. “The laik cumbur cemaatı” izafi ölçüde dindardı ama bundan bihaberdi. “The adnan hocacılar cemaatı” izafi ölçüde dindardı ama bundan bihaberdi. “The gülen cemaatı” izafi ölçüde dindardı ama bundan bihaberdi. “The AKPartistan cemaatı” izafi ölçüde dindardı ama bundan bihaberdi. Yani, örnekler çoğaltılabilir. Bu gruplarda nefsani duygular kabarmışsa rekabet birbirlerini yemeğe, yoketmeğe kadar gider. Örneğin, son ikisi “dinin emri”ne uyduğu zannıyla birbirine karşı misliyle can havliyle saldırıda bulunuyor. Bunlar tepede olurken, tabanda ezilmişlerin durumları kimin umurunda?

  4. 9933 Hiç durmadan habire, şairlerin atışması gibi karşılıklı laf yetiştirmek, okuyucuların epeycesini rahatsız ettiği burada, daha önce ifade edildi. Çok düşünce
    sahibi olanlar biraz bekliyerek sabretsin, ileri vakitlerde fikrini açıklasın.
    Fehmi Bey de Günlük sayfasını öyle ayarlasın, mekanize etsin ki,
    yorumculardan her kelime için BEŞ (%) KURUŞ tahsil edilsin, lütfen, derim.
    HD (ve kısmen de HG) gibilere dost, bir abi tavsiyesidir : Bir konuda bilmeden, araştırmadan ukalalık edip, iddiada bulunmak, hem kişiyi mahcup eder, hem de
    OKUYANLARI yanlış düşünmeğe sevk eder. Cüz’i bir zahmetle, GEOOGLE Amcanıza
    sorsanız bile, bilgisizliğinizi gidermeğe kafi gelirdi.
    Orhan AK da hiç AYNAya bakmadan veya yakın tarihi okumadan
    atıp, tutanlara benziyor. Sadece, şunu derim ki, başörtülü kadın hakim olursa
    o nasıl tarafsız hakimlik yapacak, onun adaletine nasıl güveneceğim, diyor.
    Aynı mantıkla, AYNAya bakarak konuşacak olursa, başı açık Hakimin aksi yaşayışta
    olanlara adil davranacağına nasıl inanacaklar ? Ne farkı var. Laik oldun diye, (olabildi
    mi emsallerin, temsilcilerin ki) seni adil ve dürüst mü, sanacağız. Menderes’e,
    Necip Fazıl’a, Erdoğan’a yapıldığı gibi veya Malatya hadiselerinde NFK’ya yapıldığı gibi.
    Bazı İSLAM-BİLMEZ zavallılar da İslamdan evvel İnsan olmak gerekir, diyor.
    HAKİKİ MÜSLÜMAN Olursan, ancak İNSAN olursun. Aksi, takdirde, HAYVANDAN da aşağı
    (esfele safiliinde) olursun. Hergün birkaç yenisini İŞİTTİĞİMİZ Mahlukat gibi.
    Lütfen İslamı tanımıyan, bellemiyen, yaşamıyan İslam hakkında KONUŞMASIN ki, birbirimizi aldatmıyalım. İslam büyük emek ve gayret ister, çocuk oyuncağı değil.
    EVET, derdi Allah RIZASI kazanmak olmıyan – Camiye CEMAAT YETİŞTİRME derdi bulunmıyan, işi gücü kuru kuruntu, övünme olan kişiler, Osmanlı BATAĞA gitmeğe başlamışken, Batının iteklemesi ile caka satmak ! için DOLMABAHÇE … Sarayını, bugünün CAKA’cıları da ÇAMLICA Camiine – cemaatına değil – servet akıtırlar. Oysa, O İslamın tebliğcisi Hz. Muhammed ve HZ. Ömer helal dairesinde Cemaat yetiştirmiye çalışıp, didiniyor ve Kuru HASIRda Yatmayı tercih ediyordu. Onlar, Bu suretle, İslamı kolayca yaydılar, kabul ettirdiler.
    Mükemmel Müslüman ve İslam Devleti, tarihte Selçuklu’da, Osmanlı’da, Orta ASya’nın pek de bahsedilmiyen Küçük Beyliklerinde ve ifsad edilene kadar “Endülüs İslamı” döneminde yer yer görülmüştür. Bu yerler ve devirlerde, en büyük fen ve din alimleri, hukukcular ve dünyaya değer vermiyen, adil Devlet adamları SAYISIZ derecede yetişmiştir. Tabii ki, Latin Alfabesinin bunlardan haberi yoktur. Çünkü, İslam (ahlakı) YAŞATMAK, Menfaat ise, yaşamayı yeğler.
    Kötü örnekler İslamı tanımıyan Cehl-i mürekkeplerin eseridir. Dinin direği “NAMAZ,
    kişiyi fahiş hareketlerin her türlüsünden ve MÜNKER’den alıkor (Ankebut Suresi, son Ayet) (yani, alıkoymalıdır). Fakat AF ve nefis eseri YALAMA olmuş, jimnastikçi insanlara tesir etmez!)

  5. Yani çok cahil gördüm de ilahiyat profesörleri gibisini görmedim:) filozoflar şüpheciliklerinden dolayı ne kadar çirkin yüzlüyse; halis din adamları da bi o kadar nur yüzlüdürler. Çünkü şüpheye yüz vermezler; inanmışlığın verdiği özgüven yüzlerinden okunur. Lakin hem din adamı kisveniz olacak hem de bu kadar çatal bir diliniz? Ortaokul terk, vaiz emeklisi bir sümüklü psikopat, bütün bir diyanet ve ilahiyat ordusunun gözleri önünde yeniçeri devşirir gibi 40yıl milletimizin evlatlarının beynini yıkayarak bir haşhaşi ordusu kurup üzerimize saldı; ama bu ulemadan çıt çıkmadı! Şimdi de aynı ulema utanmadan milletimizin dinine imanına laf ediyor, halkın iktidarına küfrediyor! Ezanlar ve selalar eşliğinde canını dişine takmış, bedrin aslanları gibi küfrün tanklarına karşı yalın yürek yürümüş bu milletin evlatlarına kimse din iman öğretmesin! Eğer külliyen millet düşmanı değilseniz önünde diz çökün; o size öğretsin eşrefi mahlukatı… İranda ayetullah, türkiyede gayretullah: kan emici din baronları yakamızdan düşsün artık! Halkın iktidarına karşı kimler kimlerle kolkola: zillet ittifakı…

  6. H.Gayret Bey bizim sözümüz dinin ticaretini yapanlara dini menfaat aracıhaline getirenlere, Üzerinize alınmanıza üzüldüm , gördüğüm kadarıyla sizin böyle bi sıkıntınız yok bide çok faullü oynuyorsun ,edeb,çizgisine dikkat etsen iyi olur

  7. hem fehmi korunun yazısından hem de diğer yazılarda ve konu ile ilgili yapılan yorumlarda müslümanların durumuna ilişkin kanaat ortak: Ahlak bozukluğu
    – Bu ahlak bozukluğunun akp iktidarından kaynaklandığı yolunda yorumlar yapılıyor. islamcıların iktidar olması nedeniyle böyle bir ahlaki çürümüşlük olduğu söyleniyor. Bu yorum durumu tam yansıtmıyor. belki akp iktidarı, müslüman toplumundaki ahlaksızlığın daha görünür olmasında etkin olmuştur. deist ve ateist sayısının artmasında etkili olmuştur ancak ahlak bozukluğunun nedeni akpnin uygulamaları veya islamcıların iktidar olması kaynaklı değil. Yani olay, zaten bir ahlak bozukluğu vardı. bu ahlak bozukluğu güç kazanıldıkça görünür oldu. Osmanlı imparatorluğunun son zamanlarında, savaşa giden insanların savaş kaçkını olarak ilan edilerek, mal, mülk ve kadınlarına el konulduğu yazılıdır tarihte. zaten muaviye örneği ve diğer ülkelerdeki durum da, olayın akp ile ve günümüzle sınırlı olmadığını net olarak ortaya koyuyor. Bu nedenle, ahlak bozukluğundan şikayet edip akpyi suçlamak yerine, ahlak bozukluğunun nedenleri üzerinde kafa yormak gerekir diye düşünüyorum.

  8. Ya ABD kucağındaki ajanlara ne diyeceğiz.
    İnsanlar artık çocukları en ufak örgütlü bir yere gidecek diye korkuyorlar.
    eskiden hayır yapmak için yer arayanlar verecekleri paralar ABD ajanlarına gidecek diye tek kuruş vermek istemiyor.
    Bu dönemde islama zararı sadece iktidar nimetlerinde yararlanan üç kağıtçı siyasi tiplemeler mi verdi(her dönemde vardılar)
    FETÖ gibi örgütlerin verdiği zararları haçlılar bile vermedi bu topraklara.
    Hayr diyorsanız içinizden Nasıl oluyor da bu 20 yıldır Papaz ABD de oturup dünyanın her tarafını yönetiyor bunu ABD hayrına mı izin veriyor.
    Din,İman adaletten geçilmeyen yazılarınızda bir satır var mı bu konu ile ilgili.
    Ne tesadüf yazarın da yok

  9. Mustafa Çağrıcı ismini ilk kez duydum!ama kesinlikle okuyacağım!ama bana akıl tutulması yaşatan şey şudur; “laik kesim” baştayken…yahu sanki bu insanlar müslüman değilmişte, islamiyete savaş açmış gibi bir anlam çıkıyor.LAİK kelimesinin sözlük anlamına bakalım.ne dinle bir savaşı vardır nede dinlerle hatta dinlerin özgürce yaşanmasını destekler.sadece din işlerinizi devlet işlerine karıştırmayın der.sen kalkıpda müslüman olmayan benim gibi bir çok kişinin karşısına türbanlı bir hakimi çıkartıp koyarsan bu iş olmaz.LAİKLİK işte bu yüzden önemlidir.ki keza kendi öz hürriyetim olarak müslümanlığı yada islamiyeti eleştirdiğim bir davada benim davama bakan hakimin türbanlı bayan bir hakim olması durumunda ben o adalete “NE KADAR VE NASIL GÜVENEBİLİRİM Kİ?” adil bir karar verebileceği yönünde?kesinlikle veremez.çünkü kendi din işlerini devletin benimle olan işlerime karıştırmış durumundadır.kavram yüzünden birbirimizi yemeyelim.laikler din düşmanı değillerdir.bilakis herkes dinini özgürce evinde yaşasın derler.sen kalkıp islamiyet karşıtı bir davaya başında türbanınla gelirsen nerede bu adaletin kapalı gözü?yemeyelim birbirimizi lütfen.

    • Dindar, başörtülü hakimlerin salt bu yüzden adaletli olamayacakları gibi ebelek gübelek bir çıkarsamaya nasıl ve neye dayanarak varıyorsunuz? Vakti zamanında, sosyalist, dini inancı olmayan bir dergi editörü olarak, dergide yayımlanmış 3 yazıdan olmadık hapis cezasına çarptırıldım. Seküler vesayeti sorgulayan yazıyı alıp şeriatçılığa, Kürtlerin demokratik haklarını savunan diğer iki yazıyı PKK propagandasına dayanak yapan savcı ve hakim, sizin seküler, laik hukukçularınızdı. Kaçtım, 19 yıl ülkeye giremedim. Dönüşümü sağlayan da, düşüne suçlarını Terörle Mücadele Yasası’ndan çıkaran ‘başörtülüler’in AK Partisi oldu.

      Yorumunuzda baştan sona saçmalamışsınız -kusuraya bakmayın.

      • düşünce suçlarını çıkaran “sizin” başörtülü AK partiyse şuan benim R.T.Erdoğan’a karşı içimden geçen düşünceleri açıkladığım anda neden hemen “git bedelini öde” denilip ertesi günü savcının önünde oluyorum?bence siz yorumunuzu okuyunuz sayın bernar ve saçmalama konusunda kimsenin sizin elinize su dökemeyeceğinize emin olunuz.

        • Ben size, “Düşünce suçlarını suç olmaktan çıkaran, ülkeye serbestçe girişimi mümkün kılan AK Parti oldu” diyorum, siz gelmiş akla ziyan şeyler mırıldanıyorsunuz 🙂

    • Sayın Orhan Ak!
      İslam Dini Hatta peygaberler vasitasi ile tebliğ edilen bütün inançlar! Adaletı Emreder! Değil insanlara Hayvanları dahi koruryup kollarlar.
      Osmanlı Doneminde Fatihin askerleri atları ile Bir Rum vatandaşın tarlasından geçerek zarar vermişler, Rum vatandaş Padişaha dava açmış ve mahkemeyi kazanmiş Fatih onun zararini ödemiş. O bina ve Mahkeme salonu İsyanbulda ve eğer son yıllarda değişiklik olmadi ise halen daha orasi mahkeme salonu olarak kullaniliyor.
      Sizce Sadece Turbanlilarmi Müsluman?
      Başini örtmeyenler Müslüman değilmi?
      Din Adaleti emreder ve Insanlar arasinda sen benim dinimden değilsin diye ayrim yapip suçusuzlari cezalandirmak diye bir kanun maddesi yok.
      ABD olsun AB olsun bu ülkelerde yaşayan Hakimler Avukatlar inandiklar kiyafetleri giyerler ve hiç bir soruada olmaz.
      Maalesef herkes uzaya çikarken biz halenda daha Cahilleri vemenfaatcilari baş taci ediyorsak….
      Elimizden Dua etmekten başka birşey gelmez. Ne diyelim.
      Cahiller ile bir arada yaşamaktan Allah bizleri korusun.

      • durun ben size tarihi bir bilgi vereyim.osmanlı döneminde FATİH’in askerleri savaşta elde ettikleri ganimetlerle hayatlarını idame ettirirlerdi.bu yüzdendir yeniçerinin savaşsız geçen yıllarda padişahlara karşı kazan kaldırışı.o sizin bildiğiniz “eee yeniçeri bir tane üzüm bağından geçerken bir bağ üzüm kopardığında yerine bir kese altın bağlarmış” gibi zekaya hakaret açıklaması.yahu bu adamlar savaş ganimetleriyle yaşıyorlardı.bağlarmı yerine bir kese altın.sizinkide böyle komik bir açıklama olmuş.abd ve ab’de olan hakimler dini sembolleri ile davalara giremezler.bu zaten komik.çünkü kadına dini sembol ekleyen tek din islamdır.kadına “örtün” diyen tek dinde islamdır.ama erkeğe şunu demez.”kardeşim yanından bir kadın geçiyorsa ve sen tahrik oluyorsan sen gel bakayım buraya!kadının ne suçu var” demez ama kadına derki; “git örtün” neden “erkeği tahrik etme” gelişmiş toplumlarda böyle komik dogmalar yokturki zaten birde kalkıpda bu anlamda,bu şekilde giyinen hakimi savcısı olsun.onlar zaten inandıkları kıyafetlerle geliyorlar.çünkü onların inancında tanrı kadınlara kendi yarattığı erkeklere güvenmediği için “örtünün” demiyor. eğer size diyorsa sorun sizde mi erkeklerinizde mi yoksa tanrınızda mı orası bilinmez

        • Orhan Ak Bey. Belli ki “Annesinin adi Zubeyde, babasinin adi Riza idi. . ” tedrisatindan basariyla gecmis, dugmesine basildiginda fabrika ayarlarinda sesler cikaran bir kardesimizsiniz. Bu durumda bana sizi anlayisla karsilayip susmak duser.

        • Sapla samani kariştirmakla neyi isbat etmek istiyorsunuz? Turbanili hakimden Osmanlinin savaş ganitemine atlamaniz nerden icap etti.Islamda savaş ganimeti HELALDIR ve savaşı kazanan taraf alir…
          Osmanli döneminde Musluman olmayanlar nufusun %50 yarısı gayri Müslum duler..
          Peki bunlar ne gibi haklara sahiptiler?
          Zekat ( vergi) vermezdiler…. askerlikde yapmazdilar inanclarini serbestce yaşardılar Istanbuldaki Ruhban okulunada hic kimse dokunmamışti ve hepisde zengindiler.
          Işte sizin beğenmediğiniz osmanli Şeriat kanunu ile idare ediliyordu ve o kanunun sayesinde herkes kendi inancını rahatlikla yaşiyordular.
          Peki laiklik size ne gibi haklar verdi?
          Neden sayiniz %50 den %1 düştü?
          Kıyafet konusuna gelince! Bilmediğiniz konularda ahkam kesmekle olmiyor delilleri ile isbat etmek zorundasiniz.
          Onuda bir örnekle açikliyayim. Hindistanli Sirhlerin giyimlerine ve saç, sakal, vucut killari de dahil kesmezler, erkekleride kafalarinda degişik renkli turbanla gezerler (renkler kidemlerini gösteriyormuş)
          Peki neden kıllarını kesmediklerini biliyormusun? Dünyadaki müslümanların soyu bitinceye kadar.
          Yani ne zaman Dünyada tek bir Müslüman kalmassa onlar metireler boyunca saç ve sakallarini keseceklerimişler.
          İşite bunlar Hakimde olsa pilotta olsa ne olursa olsunlar asla ve asla giyimlerinden taviz vermezler.
          Sadece içlerinde çok az bir kismi (dindar olmayanlari) kesiyor.
          Allahin kullarina lütf ettiği nimetleri yasaklamaya kimselerin gücü yetmez.
          Sadece zengini parasi fakirin çenesini yorar….

    • Konuyla çok alakasız ama keşke Fehmi KORU kendi okuyucuları için İstanbul’da bir çay partisi düzenlese tanışsak ne güzel olurdu..

        • Önceki gün Dücade Cündioğlu’nun Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ndeki 3 saatlik konuşmasını izledim. Cezaevinden çıktıktan sonra hiçbir örgütle, partiyle, gurupla, gazete dergi çevresiyle yakınlaşmadığını, bu tutumunu bugüne kadar sürdürdüğünü söyledi. Gerekçesi anlamlı ve ilginçti: “On kişi bir araya gelmişse biliniz ki orada devlet de vardır.”

          Dileğiniz hoş gerçekten; ama, içeceğimiz çayın subliminal mesaj sayılmayacağının garantisi var mı? : )

          • Çok haklısınız. Türkiye henüz bu tarz toplantılari kaldıracak kadar demokratik ve şeffaf değil. Çünkü vatandaşa güven yok. Herkes hain olabilir. Bence bu motto üzerinden gidiyorlar

          • Andığınız şahsın sadece adını duymuşum mösyö bernar; ama devlet dediğin de işte tam onun bahsettiği gibi olmalıdır zaten:)

          • Hani şu eski Sovyet Rusyası gibi olmalı demek istiyorsunuz yani. . . Bence arzunuz ham bir hayalden ibaret. Biz sizin o ideal devlet tasavvurunuza sittin sene yaklaşamayız. Bizde devlet her yerde, ama istihbarat yerlerde sürünüyor. Savcısı polisi çakma gazetecisi bilmem necisi hepsi birden ellerini kollarını sallaya sallaya çıktı gitti, millet de istihbaratçılığa sardırdı, üniversitede sarayda bilmem nerde önüne yol açmak için birbirini gammazlıyor.

            Sayın Erdoğan da bu işin içinden çıkamayacağını anlayınca, battı balık yan gider diyerekten el artırdı, vatandaşın alayının yarısını hain ilan etti.

            İttifak çöktüğünde bir el artırma daha bekliyorum ben! Neyi nasıl söyleyeceği kolay bu sefer. Açar bir kaç sene önce söylediklerinin videolarını, kolayından saydırır artık. 🙂

      • Hergün yazılarını okuyoruz.Ömer diyeceği dudağı büzmesinden belli.
        Fetö nün bu topraklarda cemaatlaşma bir araya gelme ve dine olan inancın kaybolması kadar kimse zarar vermedi ama tek bir yazı okumadık ne dersin.

  10. Bilderberg’lerin istediği durumdan niçin şikayetçisiniz.
    Hadis inkarcılarının istediği bu değilmiydi?Hiç şikayet etmeye hakkınız yok.

  11. Ne hikmetse bu tür durum tespiti yapan çoğu yazar, bir yandan acı tabloyu bize gösteriyorlar bir yandanda ellerindeki fırçayla tabloya bir çizik atarak fitne ateşine odun atmaktan kurtulamiyorlar. İnşaallah bundan da kurtulurlar.

  12. Sn. Koru’yu tebrik ediyorum. Nihayet, son duraktan önce, 70 yaşın Uyarısı
    ile önemli bir cemiyet derdine, geç de olsa. parmak basabildiği için; Çağrıcı’dan bazı
    atıflar yaparak.

    Ancak. Prof. Çağrıcı ve benzerleri, İCRA makamından ayrıldıktan sonra,
    böyle serzenişte bulunma hakkını kaybetmiş kişilerdir. Treni kaçırmıştır. Kızını
    dövemiyenler dizini dövecektir. Neymiş, insan (olmıyan) hakları imiş. Sevsinler
    BATILI sömürgenler, seni seni de, geç.
    “H.A.” nın YORUMUNU DİB ilk fırsatta, toparlayıp, camilerde hutbe olarak
    okutsun ve her hutbesi de böyle dişe dokunsun, eften-püften şeylerle HALKI
    aldatmasınlar. İslama perde değil, AYNA olmak lazım.
    Hükumeti de İKAZ ediyorum. İslamı, hukuku iyi ÖĞRENSİNLER. Bu gidişte,
    büyük payları var ve “Bir ömür boyu Allah için hizmet ettim (kime !) diyerek NEFSİN
    esiri OLMASINLAR.
    DİB’in (Diyanet İşleri Başkanlığının) DURUŞU (eğik, kaypak ve korkak),
    vaaz ve hutbeleri, İlahiyat Camiasının Halktan ve Haktan uzak eğitim anlayışı,
    bu neticede ihmal edilemeyecek bir paya sahib bulunmaktadir. Suya-sabuna
    dokunmıyan, ceviz kabuğunu doldurmıyan, ADAM (müslim) YETİŞTİRMEKTEN
    UZAK, geçiştirme, geveleme beylik laf ebelikleri. Yürekleri ve çıkınları bu kadar..
    .. zahir.
    Kul hatırı ve kendilerinden menkul korku eseri, yalakalıkla karışık Allah’ın
    “şedid-ül iqap “, ” aziz-ün Züntikam “, Resulünün ise, ” beşiran ve neziran ”
    olarak tebliğci olduğunu söyliyemiyen, mÜmin’leri ikaz etmiyen, sürekli olarak,
    AF-AF diye, DAVAR çağıran, sonra da laf olsun, dost bizi vazifede görsün diye,
    BİRİLİK-BERABERLİK (ki. bir neticedir) bekliyen bir zihniyetten ne beklenir ki.
    İddiaların aksine, Balık baştan KOKAR. Ulema ve UMERA bozulmadıkça
    Halk BOZULMAZ. İlim sahibi bir zat, ” Lasan-ı halinle de Kuran’ı OKU” buyuruyor.
    Herkes, İslamı başkası yaşasın, ben vurgun vurayım, dünyayı yaşıyayım, diyor.
    ” Öte”‘den umudu olan kalmamış, demekki.
    30 sene kadar önce, bir dost, bazı arkadaşlara; ” sakın siz iktidara talip
    olmayın; makam-mevki, mal-mülk, kadın-kız, ganimet, saltanat Kasa, masa,nisa)
    görmemişsiniz, DAYANAMAZSINIZ, demişti. Ne kadar haklı çıkardılar. Yazık…
    Esasen, Yüce Peygamberimiz, taa 1400 sene önce, “sizin DÜNYA SEVGİSİNE (vehn)
    kapılmanızdan korkuyorum ” buyurmuşlardı. Köklü, aileden DİNİ Eğitim almıyan
    kreş nesillerinin varacağı nokta budur.
    Ağırımıza gitse de, ” köy-bedevi kültürü ile İslam, ancak, bu kadar yaşanır.
    E. MİLLİ Eğitim Bakanı V. Dinçerler’in deyimi ile ” Etiket (GÖMLEK) değiştirmekle,
    malın VASFI DEĞİŞMEZ”, demişti. Gerçekten değişmiyor.
    Yani günümüz Müslümanı da Marka Müslümanı, “içinde 1000 türlü teseyyüp
    barındıran” bir sahtekar. (çok az istisna kalmış). Af af diye diye memleketi
    SAPIK MÜRCİE mezhebi mensubları ile doldurdular.
    Halbuki, Müslüman, ” kendisine imrenilen, gıbta edilen kimsedir “. Şimdiki
    Müslüman geçinenler, UHUD Savaşında ganimet derdine düşen Müslümanların İTİ olsun.
    O beğenmedikleri, OSMANLI kalıntısı müminler Allah korkusu, helal-haram,
    KUL HAKKI, cennet-cehennem denince dizlerinin BAĞI çözülür, tir-tir titrerdi.
    Sözde LAİK, suskun, kozmopolit bir din anlayışından ne hayır gelir ?!
    Bu korku, endişe ve duygulardan nasibsiz FIKHI (hukuku) öğretilmiyen,
    bu imanı, AHLAKI ve terbiyeyi kazandırılmıyan bir nesilden ne hayır beklenebilir ki.

    Müslümana İMAN ve Gayret-i Diniye kazandıramıyan, AHİRET, Hesap,
    Helal ve Haram nedir ? Endişesini ÖĞRETMİYEN, bunları öğretecek kişileri
    yetiştirmiyen (meslek içi eğt.) bir kuruluştan – Cumhuriyetin kuruluşundan
    çok sonra uydurulmuş – sözüm ona adı LAİK, özü HAİN, SİNSİ DİN DÜŞMANI
    bir Devlet anlayışından ne bekliyordunuz ? OSMANLI Medreseleri’nın atlıları
    (alimleri) gitti ve BİTTİ. Deniz kurudu, iman çürütüldü.

    Hadis-i Kutsi’de buyuruluyor ki, Allah, dini ortadan kaldırmaz,
    Önce ALİMLERİ alır. Alim kalmayınca – kendini alim zanneden – CAHİLLER
    ilimsiz FETVA vererek, hem kendilerini,hem de dinliyenleri SAPITIR, yoldan çıkarır.

    Nitekim, saygıdeğer, büyük DEVLET ve Fikir adamı Ali İzzet Begoviç,
    “DÜŞMANA BENZEDİĞİN zaman savaşmanın anlamı KALMAZ” diyor. Bundan
    daha gerçekçi ne söz olabilir.

    12 Eylul ve 28 Şubat ZORBALIKLARI karşısında dik duramıyan,
    birbirini kollamıyan Müslümanlar için bu sonuç doğal karşılanmalıdır.
    Alia İZZET BEGOVİÇ’in o tesbitine bir de şu yönden bakmalı. Bir siyasetçi dostum otuz sene evvel, bana şu suali tevcih etmişti : “istiklal, Çanakkale, Antep harbini niye yaptık ? Ben
    düşünene kadar cevabı kendisi yetiştirdi ; DİN için, namus için, Vatan için, iSTİKLAL için”.
    Ali Begoviç’in veciz sözünü burada hatırla ve irdele tekrar ; ”
    Düşmana benzedikten sonra savaşın anlamı kalmaz. (aynı olmuşsun, zira)
    Bu tesbitin gerçekliğini Rasim Özdenören, “taşları yemek yasak” adlı
    kitabında, bir şehid Sütçü İmam ağzı ile ” biz bu gavurları.yok etmemişmiydik diyor….

    Bu serzenişlerin cevabı şurada gizli :
    HİTLer ZULMÜNden kaçan ilim namusuna sahip, kişilik sahibi bir Alman
    YAHUDİSİ olup, o yıllarda Bazı Fakültelerimizde dersler veren PROF. NEUMARK
    diyor ki ; ” Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ASLA bir TURK ve İSLAM DEVLETİ
    Olmadı, evet OLMADI. Çünkü, Yeni Devleti ve Resmi İdeolojiyi TESİS EDENLER,
    hep, KRİPTO (gizli) YAHUDİ ve GİZLİ ERMENİLERDİ”

    Bu noktada Bilişim teknolojilerine dönersek ; Türk-İslam Devleti olarak
    ULEMA eliyle Hacı Bayram’da kurulan T.C., savaş meydanında kaybedenlerce
    – Ali Cengiz oyunları ile – bu KRİPTOlar eliyle programlanıp, yazılımı, onlarca
    gerçekleştirilmiş ve formatlanmıştır. Her gelen iktidar bu yazılım kodlarına göre
    hükumet olmak durumundadır. Program başka türlü çalıştırmıya izin vermiyor,
    çünkü. Hükumet de yalan, mülk de yalan, var, biraz da sen oyalan,
    aldatmacası…… İhtilaller, FETO-15 Temmuz hep bu YAZILIMda gizli.
    İSlamı iğdiş etmek için CHP’nin can çekiştiği dönemde, İlk İlahiyat
    Fakültesine bu rahatlıkla ve niyetle izin verilmiş, Başbakan Şükrü Kaya’nın,
    CHP’lileri teskin etmek için yaptığı Meclis konuşmasında, ” DİB’in bu maksatla,
    kontrollü bir din tesisi için kurulduğunu açıklamıştır.

    Müslümanlar Osmanlı alimlerinin hegemonyasından kurtulup !
    zincirlerinden BOŞALINCA herkesin Şikayetçi olduğu bugünkü keyfiyetle
    burun buruna gelinmiştir. İki taraf ta neticeden müşteki olmakla beraber,
    neticeye katlanmak zorunluluğu tabii olarak zuhur etmiştir.

    Böylece, peyda edilen yeni CAHİL Müslüman tipi İslamın KESİNLİKLE
    RED ettiği hased, kin, hırs, yağma, talan YAŞAMA SEVİNCİne ! dönüşmüştür.
    ŞİMDİ, asıl, “buradan ötesi” başlıyor.
    Anlaşılan, “büyük hesablaşma” günü yaklaşıyor.

  13. Intikam almak aslında Islam tarihinde (Musluman devlet ricalinin yönettiği devletler tarihi mi demeli?) en sıklıkla gördüğümüz bir durum degil midir? Hatta iyi bir okuma ile bu surecin Hz. Muhammed’in olumunun hemen sonrasında basladigini görmüyor muyuz? Sanırım “Muslumanlarin Kuran emirlerini ve Hz. Muhammed’in sünnetini terkinin tarihi çok cok eskilere dayanır” demek abartı olmaz. Dort halifenin sadece biri eceliyle ölmedi mi? Musluman’in muslumana yapiklarini gormezden gelerek bir yere varamayız. Bizim sorunumuz belki de yaşanılan onca acilardan, dindaşların birbirini kırmasından, muslumanin muslumana zulmünden ve geri kalisimizdan bir ders cikarmamamiz. Sorunlarimizi yanlış tesbit edip, sorunların sebeplerini ve çözümleri yanlış yerde arıyor olmayalım? Islam devletlerinin hangi donemlerinde kucuk bir aydınlanma olmuş diye baktigimizda dine bagliligin öncül olduğu bir durum görmüyoruz. Dini degerlerin yanında dünyevi bilgi, bilim, adalet, hosgoru ve etik degerlere verilen onemin arttigi donemlerde ilerleme ve atilim goruyoruz her zaman. Bu donemlerde dini bilimlerle de cok büyük ilerleme olmadı mi? Sanırım sureci yanlış okuma aliskanligimiz cok derinlerde. Once din ve dindarlık dediğimiz zaman sorunlar çözüme ulaşmıyor. Aksine daha da depreşiyor. Once insan demeyi denesek acaba daha iyi olmaz mi? En azindan denesek çünkü su ana kadar yapılanlar ise yaramadı. Aci ama muhafazakar kesimin ilerlemek yerine kimi alanlarda geriye doğru gittiğini söylemek abartı olmaz. Kendimize Musluman olmak yerine kendimize karşı dürüst olmayı öneriyorum.

  14. Gençlerin dinden uzaklaştıklarına yada kapalı kadınların açılmalarına dair yapılmış bir anket var mıdır? Çünkü oran olarak bunun az olduğunu düşünüyorum.

    • Sizin kast ettiğiniz anlamda dar bir anket çalışması, bildiğim kadarıya yok, sayın N.Ç. Ne var ki, Türkiye toplumundaki dinamik sosyolojik değişim ve dönüşmelerin bilimsel kavranışına yardımcı olan güvenilir çalışmalar var. Bu konuda, Bekir Ağırdır’ın Konda Araştırma şirketi’nin periyodik, geniş hacimli raporlarını ve bulgularını, yanısıra Kadir Has Üniversitesi koordinatörlüğünde yürütülen ve en son 9’uncusu bu yıl başında yayımlanan Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’nı takip etmenizi öneririm.

      Adı geçen araştırmaların her ikisi birden, Türkiye’de yaşayan inanların sayıca giderek artış gösteren bir kısmı, dindarlaşıyor. Yine, size tuhaf gelebilir, ama, dindarlık istikrarlı olarak arış gösterirken, kendisini “muhafazakar” olarak tanımlayan insanların sayısı istikrarlı olarak geriliyor.

      Gençlerin dindarlıktan uzaklaşarak deizm ve ateizme kaydıkları, hiçbir araştırmaya dayanmayan, özellikle Medyascope TV’de gazeteci Ruşen Çakır’ın sık sık dillendirdiği bir iddia. Ben, kişisel olarak, R. Çakır’ın meseleyi çok yanlış okuduğu, yanlış çıkarsamalara vardığı kanısındayım.

      Gençler, teknolojinin bigiyi kolay erişilebilir kıldığı bir çağda yaşıyorlar. Yanısıra, Türkiye’de kırdan kente göçün şiddeti ve bunun gerçekleşitiği zaman aralığı, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir yoğunlukta ve hızda yaşandı, yaşanıyor. Bilginin, inanışların pek değişmeden kaldığı yöresinde (kasaba, köy, küçük şehir) kendisi gibi insanlarla yaşayıp giden milyonlarca insan, büyük kentlere göç etti (bu göç bugün de devam ediyor). Büyük kentte, daha önce hiç karşılaşmadığı düzinelerce yeni deneyimle karşılaşıyor insanlar: Eskiden çiftçi iken şimdi asgari ücretle çalışan, patronun vurdumduymazlığıyla gündelik olarak karşılaşan bir işçi olma hali; kendi köyünde CHP’li kendisi gibi dinine saygılı, köylüsü amca oğlu emmisi iken, kentte dini inancına en galiz laflarla hakaret eden CHP’li;iş çıkışı kentlerin ana merkezlerinde sokaklara taşan bir eğlence kültürü, önünden geçen sosyetik cipin sürücü koltuğuda başörtülü bir bayanı görüyor olması; ana caddelerde, alışverş merkezlerinde birbirerine hiç benzemeyen yüzlerce insanın oluşturduğu çoklu kalabalık, ve düzinelerce “ilk” ve “başka başka” deneyim.

      Gençler, bu hızlı gündelik yaşamın, işyerinde ya da üniversitede yüz yüze kaldığı çoklu hayatın, birbirine benzemez ‘hakikatler’in üzerine sağanak yağmur gibi yağdığı koşullarda, önceki kuşakların yapmadıkları bir şey yapıyorlar: ister istemez gözlediği, yaşadığı şeyler üzerine düşünmek ve soru sormak.

      Bu hayat, kendi hayatı, gündelik yaşamda gördükleri ve işittikleri üzerine düşünme ve sorular sorma hali, gençleri İslam’dan uzaklaştırmıyor bence (yukarıda değinip geçtiğim araştırmaların bulguları da bunu destekliyor zaten). Kimlierinin dinden uzaklaşma, ya da azalma olarak görmeyi tercih ettikleri şey, dindarlık ya da din değil. Değişen, yeni kuşakların din ve dindarlıktan, daha önceki kuşakların geleneksel içerik ve davranışlardan uzaklaşma hali. Büyük kentlerde, dinsel inanç ve ritüelleri, eskiden oldukları gibi muhafaza etmeye çalışmak, nafile bir çaba. Gençler, hala dinarlar, ama dinin ve kendi dindarlığının içeriğini giderek kendileri belirliyorlar artık.

      Saadet Partisi’nin sinema salonlarında gösterime girmesi için hazırlamış olduğu (ve iktidarın önünü almak için debelendiği) kısacık tanıtım filmlerine bakın -değişimin izlerini çok açık göreceksiniz.

      Gençlerin dinden uzaklaştığı koca bir yalan. Gençlerin uzaklaşır göründükleri bir şey varsa, o şey, din (İslam) değil, kendilerine din adına anlatılagelmiş olan şey.

      Dile getirmeye çalıştığım şeyi “İyidir” “Kötüdür” diye yargılamıyorum, böyle bir amacım ya da endişem yok. Sadece, kendi gözlediğimi dile getiriyorum.

      Saygı, selam.

      • Benim gördüğüm şu, eskiden çevremde hiç ben ateistim diyen kimse yoktu artık var. Bu kişiler muhafazakar dindar çevrede yetişmiş kişiler belki bağırarak söyleyemiyorlar ama kendilerini yargılamayacak kişiler gördükleri anda konuşuyorlar. Muhafazakarlık azalıyor dediniz, önceden bir çok genç nette olsun yada bulabileceği ortamda hocaların sohbetine gider yada itibar ederdi, benim gördüğüm artık gençlere bunun bir şey ifade etmediği , tabi bu benim yakın çevrem , ve heyecan uyandırmadığı. Geçenlerde İmamhatip lisesinde okuyan bir çocukla konuştum okullarında namaz kılma oranlarının yüzde 50 nin altında olduğunu, kendisinin de her zaman namaz kılmadığını söyledi. Kapalıyken açılan kadın ise çevremde hiç görmedim. Gene de deizm yada muhafazakar insanların azalmasının oran olarak az olduğunu düşünüyorum. Peki sizin dindar dediğiniz yada muhafazakarlık dediğiniz kavram birbirinden nasıl ayrılıyor? Yani şunu mu demeliyiz, artık açık olan namaz kılmayan seküler gibi yaşayan ama inanan insanlarımız var. Dini etik davranışlar ve ahlakla özdeşleştiren ama ritüelleri içinden çıkaran dindar insanlarımız mi çoğalıyor? Aslında benim merak ettiğim konu şu; yanlarına gelen kapalı kızların kendilerine ateist olduklarını söylemelerinden yakınan Üniversite hocalarımızın olduğu şu dönemde iki dindar tabanı olan cenahın (AKP ve FETÖ) kavgasının ve bunların masum olmadığının görülmesinin etkisi ne veyahut etkisi var mı?

        • Dindarlar, gündelik yaşantılarında, diğer insanlarla kurdukları ilişkilerde, Kuran’ın temel öğütlerini ve değerlerini akılda tutarak yaşamayı kaygı edinen insanlar. Kul hakkı yememek, kem söz söylememek, mazlumun hakkına sahip çıkmak, adaletli ve vicdanlı olmak, iki yüzlülükten kaçınmak gibi. Muhafazakarlık ise, toplumun uzun yıllar içinde sosyolojik olarak yaratmış olduğu gelenekler, dinsel olanın daha çok lafızına ve ritüele dayalı olanı. Gençler, hakikiliğinden ve samimiyetinden kuşkuya düşüyorlar muhafazakarlığın. Dindar kalmak istiyorlar, ama dindarın nasıl olması gerektiği konusunda muhafazakar dünyanın kulaklarına fısıldadıklarını, yer yer geleneksel kültür dolayısıyla dayattıklarını sorgulanmaya muhtaç buluyorlar. Benim kanaatim o ki, sözünü ettiğiniz AK Parti ve Cemaat kapışması gençler üzerinde hayli etkili oldu. Ama, bu etki, dinden uzaklaşmak şeklinde değil bence. Gençler hala ve artan oranda dindarlar. Ama, bir dindarın nasıl olması gerektiği sorusuna kendi karşılıklarını verirken, içinde yaşadığı toplumu, aralarında yaşadığı “muhafazakarları” gözlüyor ve sorguluyorlar. Onlar adına konuşmak istemem, ama, sezgim o ki, dindarları, hoş sohbet, komşusuyla yardımlaşan, kesilen ağaca üzülen, gençlerin eğitim görmesinden sevinç duyan, giyimden teknolojik ürünlere kadar yüzlerce şeyin değişmesini doğal karşılayıp gençlerin kendi kuşaklarından farklı olmasından bir korku ya da mutsuzluk duymayan sevilesi amcalar ve teyzeler olarak görmek istiyorlar. Gizli gizli birilerinin konuşmalarını kaydeden polis şefleri, herkesi azarlayan parti liderleri, çaldığı gitardan dinlediği müziğe kadar her şeyde bir dine aykırılık bulup memnuniyetsizlik ifade eden hacı hocaları değil. Belki de ritüellerin giderek İslam’ın esas değerlerinin ve emirlerinin yerini aldığını düşünüyorlardır. Bilemem. Ama, bana sorarsanız, zor olan adaletli olmak, gösterişten sakınmak, mazlumla onun kimliğine hiç aldırmadan dayanışmak, adaletsizliğe başa bela alma riski taşısa bile, karşı çıkmak, insanlara kin ve nefret aşılamamak, insanları etnik kökenleri ya da kültürleri yüzünden ötekileştirmemek. Ben böyle dindarlar tanıdım, yıllarca düşmansı tavır gösterdiğim dindarlarla ve bu toprakların insanlarıyla barıştım. Peygamberimizin yaşamından kendime ilham aldım. Sadece o güzel insanlar sayesinde. Neden Peygamberimizden söz ederken önüne şu ve bu sıfatları getirmiyorsun diye üstüme üstüme gelenlere de mesafeli yaklaştım. Çünkü asıl olanın Peygamberimiz gibi yaşamak, zor olanı başarmak olduğunu düşünüyorum, onun ve İslam’ın bekçisi kesilerek işi şekilde sözde aramak değil.

          • Bernar bey iki araştırmadan yararlandığınızı söylediniz gençlerin üzerindeki dindarlaşma ve muhafazakarlık üzerine. Bir de sezgim odur ki demişsiniz , çevrenizde çok genç var mı peki , gözlemleriniz de bu yönde mi? Eğer gerçekten gençlik sizin gibi evriliyorsa ileride geleneksel Müslümanlara hiç benzemeyen sadece kendi vicdan ve kendi etiği üzerinden giden insanlarımız olacak bireyselleşme çok artacak ve cemaat gibi yapılanmalar ortadan kalkacaktır. Bir nevi avrupalaşma gibi gördüm bunu ben. Bu arada şunu da sormak istiyorum biliyorum bu özel hayatınıza dair bir soru fakat sizi daha iyi anlamak adına soruyorum. Sizde küçükken camiden sizi kovan bir hoca nedeniyle mi dindarlara karşı yıllarca düşmanca tavır takındınız? yoksa ailenizden dolayı mı düşmandınız? Yada olay tamamen siyasi miydi?

          • Merhaba sn. N.Ç. Sanırım burada kimliğini, gerçek ismini ve yaşam deneyimlerini saklamadan yazan sayıca az yorumcudan birisi benim. Yorumunuzun sonlarına doğru yönelttiğiniz soruların hiçbir sakıncası yok benim açımdan. Onları başa alarak yanıtlamaya çalışacağım sorularınızı.

            Yaşım 54. Bir akademisyenle bir opera sanatçısının oğluyum. Kolayca kestirebileceğiniz üzere, dinle çok çok mesafeli, Kemalizmden ve dönemin geleneksel otoriter sosyalist ideolojilerinden feci derecede etkilenmiş bir aileden geliyorum. Gençlik dönemimin jargonuyla söylersek, “devrimci mücade”leye hayli genç yaşta atıldım, pek çokları gibi, 18’ime girmeden askeri cezaevlerinde buldum kendimi 12 Eylül döneminde. 30’lu yaşlarımın sonlarına doğru geleneksel sosyalist ideolojilerden koptum. Küba’sından Çin ya da Sovyet Rusyası’na varıncaya kadar, kendisine sosyalist denilen bütün ülkelerin aslında faşizan bürokratik diktatörlükler olduğu tespitini kuramsallaştıran, Türkiye’de hiçbir zaman taban bulamamış, gelenek-dışı bir sol çizgiye yakınlaştım. Dar bir gurup olarak, kitaplar çevirip yayımlayarak, bir dergi çıkararak, adı sanı bilinmez bir sol gurup olarak gündelik politik yaşama katıldık. Dergide yayımlanan kimi yazılar nedeniyle şeriata dayalı düzen propagandası, PKK terörünü destekleme suçlamalarıyla hapis cezaları alınca ülkeden kaçtım, AK Parti’nin düşünce suçlarını Terörle Mücadele Yasası’ndan çıkarması sayesinde, 19 yıl sonra dönebildim ülkeye.

            40’larımın ortalarından beri hiçbir gurubun üyesi değilim, bir ideolojinin takipçisi değilim. Çok çok uzun süre her görünümüne düşmansı bir tavırla karşı çıktığım din ve dindarlarımıza yönelik tutuculuğum, başörtüsü eylemleri, 28 Şubat, dindar muhafazakar yığınların vesayet rejimine karşı mücadelesi döneminde kırıldı. İslam ve dindarlıkla tanışıklık kurup bende bugün de derin bir mahçubiyet duygusu uyandıran cehaletimden kurtulmam o süreçte başladı.

            Bugün de inancı olan bir insan değilim (tanrıtanımazlığı matah bir şeymiş zanneden kimi ateistlerin cahilce yaptıklarının aksine, bu benim için bir hüzün kaynağıdır -böbürlenme değil). Hayli heyecanlı, hatta militanca sayılabilecek bir heyecanla, AK Parti’nin skı bir destekçisiydim ilk dönemlerinde. Dayak dahil, sol mahallede başıma gelmedik şey kalmadı desem abartı olmaz. İstanbul ve Kdz. Ereğlisi’nde geçen 4 yılımın tamamı boyunca, çevremde hep dindar dostlar oldu -Ereğli’de buna birkaç Yazıcıoğlu çizgisindeki BBP’li ve ülkücü eklendi. Şimdi artık iki yılı aşkın zamandır düzenli olarak yazıştığım dört dindar genç arkadaşım var. İnternet üzerinden kimselerin işitmediği, varlığından bile haberdar olmadıkları kimi dergi blog ve forumların gündelik takipçisiyim. Acizane gözlem kaynaklarım bunlar.

            Bunları, yaşantımı çok merak ettiğinizi varsaydığım için değil, göz attığınızı düşündüğüm yorumlarıma bir arkaplan olsun diye paylaşıyorum uzunca.

            Öyle olmasını arzu ettiğim için değil, sadece kendime ilişkin gözlemsel bir sezgi olarak söylüyorum: Namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi İslam’ın gereği olan farzlar, artık pek çoğu büyük kentlerde doğmuş, büyümüş, kentlerin çoklu kültürü ile gündelik olarak karşılaşan gençlere yetmiyor. Bunun fazlasını talep ediyorlar, bunun arayışı içindeler. Bu talep ve arayış, Kemalistler başta gelmek üzere, kimi seküler çevrelerde heyecanla, dinden kopuş göstergesi olarak selamlanıyor, sevinç yaratıyor. Oysa, gençlerin dinden koptukları yok. Arayışları ve beklentileri, muhafazakar dünyanın yeterli olduğu inancıyla kendilerine sundukları dindarlık çerçevesinin ötesine geçmek. Adalet, çevrecilik, kültürel yozlaşma, hem düşünce hem yaşam biçiminde derinliğin aşınması ve yüzeyselliğin tüm toplumda baskın hale gelmesi, sekülerinden dindarına herkesi kuşatan berbat bir tüketim çılgınlığı gibi düzinlelerce başka mesele üzerine de kafa yormak istiyorlar. Eğer bu söylediklerimin hayatta bir karşılığı varsa ve bir yanılgı içinde değilsem (ki böyle güçlü bir iddiam yok), söz konusu arzu ve yönelim, mutlaka ve kaçınılmaz olarak cemaatlerin ortadan kalkacakları anlamına gelmez. Bence, cemaatler varlıklarını sürdürecekler. Ama, bunu geleneksel kültürel kodları ve iddiaları içinde sürdürebilmeleri gerçekten çok zor görünüyor bana.

            Bütün dünya ve elbette Türkiye muazzam bir modernite bombardımanı altında. Hayat çoklu ve çok çok hızlı akıyor. Bu, İslamcı hareketlere ilk itkisini kazandıran yüzlerce soruyu, meseleyi beraberinde getiriyor. Dindar gençler, bu yeni, modernitenin gelip her birimizin kapısına bıraktığı meselelere ilişkin İslami bakış açıları olsun, İslami yanıtları olsun istiyorlar. Bu durum, geleneksel cemaatlerin ileri gelenlerinin zihin ve duygu dünyalarında bir tedirginlik ya da memnuniyetsizlik yaratabilir – ama iyidir ama kötüdür, durum böyle. Gelir eşitsizliğinin, bugün iyi eğitim almış dindar gençleri de doğrudan vuran işsizlik gibi, çok acımasız yaşanan iktidar mücadeleleri gibi yüzlerce meselenin arasında bir gündelik yaşam sürerken, hayat küçük bir Anadolu kasabasının dingin, alışılageldik sürgitliği içinde yaşanıyormuş gibi davranamayız. Bu nedenle, bende uyanan kanaat o ki, geleneksel cemaatler gerilerken, gençlerin bu tür arayışlarına kendilerince karşılıklar veren Furkan Vakfı gibi cemaatler giderek öne çıkacaklar. Cübbeli Ahmet Hoca gibi geleneksel cemaat önderlerinin yanısıra, Cihangir İslam, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Ahmet Faruk Ünsal gibi şahsiyetlerin görünürlüğü, bilinirliği daha çok artacak. Evlerdeki dar geniş kitaplıklarda A. İzzet Begoviç kitaplarına daha sık rastlanır olacak.

            Modernite, adaletsiz, acımasız, ahlaksız ve vicdansız. Köreltici ve yüzeyselleştirici. Mevcut siyasal akımların ve sosyalizm vs. gibi büyük anlatıların hiçbirisi evrensel ölçekte bir inandırıcılığa sahip değil. Dolayısıyla, din ve dindarlık gerilemez, dönüşerek ve güçlenerek devam eder. Dindar muhafazakarlar kendi üzerlerine kapanmak ve korunmacı refleksler göstermek yerine bu tür zaaflarını geride bırakırlarsa, belki insanlığın giderek daha çok ihtiyaç hissettiği evrensel bir öneri olarak İslam kuşatıcı bir umut ve çözüm haline gelebilir.

            Benim kişisel düşünce ya da öngörülerim böyle. Selamlar

          • Bernar bey ;
            yorumlarınızı ilk olarak geçen yıl ki 24 haziran seçimlerinden önce okumaya başladım. O zamandan sizin hayatınızı merak etmiştim. Üşenmeden anlattiginiz için teşekkür ediyorum. Çalkantılı bir hayatınız olmuş. Belki düşünce olarak başladığınız yer ile şuan ki yer birbirinden çok uzakta. Bir kaç kişisel soru daha sormak istiyorum. Ülkücü ve dindar arkadaşlar edindiginizi ve düzenli olarak onlarla gorustugunuzden fakat hala inancımızın olmadığını ve bundan üzüntü duyduğunuzdan bahsetmişsiniz.
            1. İnancinizin olmamasından dolayı üzüntü duydugunuza göre aslında inanmak istiyorsunuz belki de bir tanrının var olmasını istiyorsunuz fakat inanamadiginiza göre aklınıza mi yatmıyor yoksa dünyanın durumunu düşündüğünüz evreni düşündüğünüz zaman oraya bir tanrıyı koyamıyor musunuz?
            2. Bu dindar ve ülkücü dostlarınız inançsız olduğunuzu biliyorlar mı yada size bu yönde nasıl yaklaşıyorlar? Mesela sizi “doğru yola” döndürmeye çalışmıyorlar mi?
            Benim sizin hayatınızdan anladığım orta yaslarinizi yaşarken kendi düşünce ve inançlarinizdan vazgeçmiş ve kendi ulkenizin çoğunluğunu oluşturan insanlarla barismişsiniz. Yani bir nevi yolun karşısına geçmişsiniz.

          • “Yarenlik etmek” benim hem bir terim hem de eylem olarak pek çok sevdiğim bir insani alış-veriş hali, sayın N.Ç. Hani kimi zaman sorulur, “Bir daha dünyaya gelmek mümkün olsaydı ne yapmak isterdin?” diye. Benim bu tür bir soruya vereceğim cevap şöyle 7-8 yıldır pek değişmeden kalmış görünür: “Geçimimi ağaç işlerinden (marangozluk) kazanmak, günün geri kalanını da yarenlik ederek geçirmek isterdim.”

            Yarenlik etmek, tamamen, her türlü hesaptan, kurnazlıktan uzak samimi bir niyet meselesi. Şundan çok çok emin olabilirsiniz: Nice kadim kültürlere, nice nice kuşaklara ev sahipliği yapmış Anadolu topraklarında yaşayan insanların ezici çoğunluğu, inançlarından, etnik kökenlerinden, oy verdikleri siyasal partiden vb. bağımsız olarak, muazzam bir yarenlik etme becerisine ve gönüllülüğüne sahipler. Mekan ister Erzurum, ister Diyarbakır, ister Ankara’nın Altındağ ilçesindeki bir iş hanının küçük bir çağ ocağı, isterse saat bilmem kaçta X noktasından hareket edip Y noktasına giden bir şehirlerarası otobüsün sayın yolcuları olsun, hiç değişmez. İnsanımız tanışıklık kurup yarenlik etmeyi hem sever, hem de buna ihtiyaç duyar.

            Açıklık, görülebilirlik olmadan yarenlik olmaz. En sıkı ülkücüye, hakiki bir alçakgönüllükle ve kendisine yönelik gerçek bir insani değer verişle yaklaşın, ona açıklık ve görülebilirlik verin. İster komünist, ister gitarist olun, sonuç değişmez: Masasına davet eder ve yarenlik eder. Sizdeki içten tanıma, bilme, merak ve söyleşme arzusu eksiksiz size geri döner. Yolunuz Karadeniz Ereğlisi’ne düşerse, sıkı bir ülkücü olup hayli süre cezaevinde de kalmış, oğlunu teröre kurban vermiş Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği başkanını bulup (1. Noter’in hemen karşısına düşen 2 masalı, duvarları merhum Yazıcıoğlu’nun posterleriyle bezenmiş küçük çay ocağının hemen girişindeki masada kolayca denk getirebilirsiniz kendisini) beni sorun. Muhtemelen ismimden hemen çıkaramaz beni, ama bir iki küçük hatırlatma vesilesinden sonra, “Haa hatırladım! Şu kel kafalı eski komünist solcu arkadaştan bahsediyorsun!” der mutlaka gülümseyerek. Geçmişimi ve bugünümü yarenlik ettiğim hiçbir kimseden saklamadım, saklamak da çok çok gereksiz.

            Çok azımız farkındayız, ama, ister ülkücü ister solda bilinen bir isim, isterse tutkulu bir dindar olalım, ister sağ ister seküler mahalleden gelelim: Karşımızdakinden ilk olarak beklediğimiz, görmeyi arzu ettiğimiz şey, önce bizde makul, yapmacıksız, diğerlerine karşı sahtekar ve kurnazca bir yapaylıkla değil samimiyetle saygı gösteren (konuşulabilir) bir insan olması.

            Anadolu insanlarının hemen hepsi açıksözlülüğü, mertliği sever ve buna değer verir. Geçmişi militanlık öyküleriyle dolu solcu bir adam, duygu olarak, sonraki yıllarda solculuğunu kullanarak bir ilçeye belediye başkanı olmayı becermiş eski yoldaşından bin kat daha yakınlık duyar militan, ama ne yaptıysa bir gün olsun üç kuruşun hesabını tutmadan yapmış idealist ülkücüye. Bunun tersi de doğrudur.

            Diyeceğim o ki, bütün o tanımlayıcı sıfatlar (solcu, İslamcı, muhafazakar, komünist, dindar, ülkücü vs.), insanı insansızlaştırdığınız zaman bir öfke ve düşmanlık yaratma kapasitesine sahiptir. Ortada bir tanışma ve tanıma olmadığında kutuplaşma derinleşmiş görünür.

            Tanışma ve yarenlik varsa eğer, bütün o öfkelendirici soyut kimlikler gider, insan öne çıkar. Askerliğini yapmış olanlarımız çok iyi bilir bunu. “Kayseri’den/Hakkari’den adam çıkmaz” peşin hükmü ile gideriz askere, en yakın askerlik arkadaşımız o adam çıkmadığını varsaydığımız şehirden çıkar. Bakmayın insanın insan olarak görülür olmadığı bu yorum sayfalarına. Yüz yüze olsa bu tür iletişmler, dil hayli başka olurdu.

            Adalet, vicdan, tüketme güdüsünün dizginlenmiş olduğu mütevazi bir yaşam tarzı, etnik, kültürel ötekileştirme hastalığından uzak gerçek bir insan sevgisi, kul hakkı yemeyip insan incitmekten kaçınma, zulüme nereden gelip kime yöneldiğine bakmadan itiraz etme, bir mucize olan doğaya ve hayvanlara zarar vermekten kaçınma. . .

            İslam, bu her şeyin üzerine yerleştirdiğim değerler manzumesini talep eden, öğütleyen, insanları buna teşfik eden bir inanç benim indimde. Size sadece bunu söyleyebilirim. Yorumlara da göz gezdiren kimi okurları yersiz yere ve istemeden kırıp canlarını sıkabileceğim endişesiyle, sorularınızdan birine cevap vermemeyi yeğliyorum, hoş görün. Selamlar

  15. dört yılda üç ay yapılması gereken siyasetin yedi yirmi dört yaparsan olacağı budur. Tarafgirlik pompalayıp uğrunda her şey mübah dersen

  16. Esselam,uzun lafın kısası;”Kol kırılır yen içinde kalır.”değil,gerekirse kolu kırıp hakikati açık etmenin zamanı geçmeden harekete geçmelidir.Yani gerçeği yalandan ve yalancıdan çekinmeden cesaretle açık etmek lazımdır.Menfaatperestleri şahsen deşifre etmeli,yalakalık yapıp maddi manevi menfaat devşirmelerine fırsat verilmemeli.Bir zamanlar iftiralara ve olumsuzluklara karşı DEDDİYE ler yazılırdı.Şimdi ortaya söylenen ve yazılan yazıların hiçbir faydası yok.Yanlışı olan şahıslar ve görüşleri açık açık yazılarak REDDİYESİ YAPILMALIDIR.BUGÜNE KADAR VERİLEN ZAİYAT YETER.DEİST-KOMÜNİST-SAHTEKAR CEMAAT-CEMİYET-FETO BELALARININ KUCAĞINA DÜŞEN VE DÜŞECEK OLAN GENÇ-İHTİYAR TOPLUM BUNU BEKLEMEKTEDİR.

  17. Öyle değil
    İslamiyet bir din olduğu gibi bir uygarlıktır da. Uygarlıkların ömürleri 1000’er yıldır. Bu başlangıç yılı da Milad’dır. Bugün yaşlandığı için artık işe yaramaz hale gelen birinci İslam uygarlığı sona ermektedir. İnsanlar inanmıyorlar, inanmışlık edebiyatı yapıyorlar. Bu sözde inanmanın sona ermesi gerekir.
    Bunun için önce sözde inanmanın yok olması, imansızlığın gelmesi gerekir. İnsanın beyni sözde inanmadan boşalacak ki gerçek iman girebilsin. İşte bundan dolayıdır ki bugün yalnız Müslümanlarda değil tüm dinlerde bir sözdelik söz konusudur. Yani imansızlık söz konusudur. Bu da ahlaksızlığı getirmektedir.
    Yirminci yüzyılın ikinci yarısında imansızlık zirveye ulaşmıştır. Şimdi yeniden tecdidi iman etmeye başladık. Akevler’de insanlar bağımsız düşünmeye başladılar. Arayış içinde oldukları için çok büyük yanlışları yapanlar var ama arayış içindeler.
    Yeni imana, yeni ahlaka gerek vardır. İslamiyet’i bozulmuş tarihi gelenekler ile değil de Allah’ın bize söyledikleri ile yaşama çabasına girmiş bulunuyoruz. Yalnız Akevler değil, bugün Gülenciler de yeni arayışa giriyorlar. Bu arayışa Milli Görüşçüler de girmek zorundalar. Milli Görüşçüler imanlarını tazelemek zorundadırlar.
    1950 ile bugünü karşılaştırırsak hemen tüm İslam alemi değişmiş, imanını yitirmiştir. Eskiden Sermaye’nin ve Devletler’in baskısına direniyordu. Böylece sözde İslamiyet’i yaşıyordu. Şimdi o baskı sona erdi. Sözde İslamiyet de kalmadı. İmansızlık içinde, ahlaksızlık içinde yaşamaya başladı. Şikâyet eden eski müftü de şikâyet ettiğini yapıyor. Diğer insanların ahlaksızlığını ortaya koyuyor. Yeniden iman ve içten ahlak anlayışı hususunda bir şey söylemiyor. Oysa sadece söylemesi değil yapması da gerekir.
    Akevler’e katılmalıdır.

  18. Eğer İnandığımız Kutsal Değerler. AHLAKIMIZ ve Davranışımız,Olmuyor. İse Bunun adına Müslümanlık denmez olan şey SLOGAN Ve Taraftarlıktır bunada Borazanlık denir.

  19. İSLAMI ANLAMAK VE YAŞAMAK İÇİN Önce Insan olmak gerek.
    Bazi insanlar insan olarak yaratılmiş fakat merhamet ve insanliktan nasiplenmemiş….
    Hatta hayvanlar kadar dahi olamiamamişlar.

    Fehmi beyin bugün-kü yazısını okuyunca Somalili 13 yaşinda Waris isminde bir kiz çocuğunun hayat hikayesini hatirladim,

    Kitabinin adi “Waris Dirie.”
    Somalinin fakir köylerinden birisinde çok fakir bir ailede doğmuş 13 yaşına gelince, Babasi bu kızı 5 deve karşıliğında 60 yaşındaki bir adamla evlendirmek isteyince bu ķız annesi ile anlaşarak evden kacmaya karar vermiş.
    Hemen ertesi gün babasından gizli, sabah erkende şehire gitmek için evden çıkmiş.
    Yanina yiyecek ve ıçecek almadıği gibi ayakabisi dahi yokmuş çünku çok fakirmişler, sadece üzerindeki elbisesi ile yola çıkmiş.
    O gün akşam karanlığina kadar aç susuz yürumuş, ve yorgunlukta çölün ortasinda uyuya kalmis.
    Ertesi gün güneş yakinca uyanmiş, gözünu açtığinda karşisinda çömelmiş bir aslanin kendisine baktığıni görünce! Aslana şöyle demiş “göriyorsun, benim vucudumda kemiklerden başka birşey yok istersen yiyebilirsin.”
    Aslan yerinden kalkmiş arkasina dahi bakmada uzaklaşip gitmiş.
    Waris, kitabinda yolculuk süresince başından geçenleri anlatiyor karşılastiği sozum ona Müslüman erkeklerin hepsi 13 yaşindaki çocuğa tecevuz etmeye kalkiştiklarinda kendisini onlara karşi nasil savunduğunu anlatiyor.
    Sahipsiz bir çocuğa yardım etmek yerine hayatini karartmak için uğraşan erkekleri iyi haklamiş ve firsatçilar firsat vermemiş. Demekki kendilerini insan yerine koyanlar o Aslan kadar dahi vijdanli olamamişlar.

    Din insanlarin kişisel inanci, bunu makam için kullananlari baş taci edenler cahilerden baskalari değiller.
    Dün İÇ İŞLERI BAKANININ KONUSMASINI OKUDUM…
    Birakin Müslumanliği onu dinleyenler insan olarak onu alkişliyorlarsa! O alkişlar İnsanlığın bittiğınin delileridir…
    Şu an eğer bizdeki muhalefet Partileri SP CHP, HDP, İYİ PARTI liderleri ve secmenleri sağ duyulu olmasaidiler Hakikatten şu an ihtidardaki partiler Turkiyede kardeşi kardeşe kırdirrlardı.
    Helal olsun Kılıçdaroğlu ve diger muhalefet liderlerine gercekten adam gibi adammişlar….

  20. Yeni yazıyı okumadan önce fotograftaki Caminin iç güzelliği dikkatimi çekti. “Ne kadar emek verilmiş; ne kadar renkli; ne kadar ferah; ne kadar aydınlık; ne kadar güzel” dedim kendi kendime… Sultanahmet’ miş, sanki DiNin muhteşemliğine uygun bir eser. Yazıyı okudukça eleştiri konusu hadis doçenti tipinin karanlık kafa yapısıyla bu manzara arasında ters orantılı bir ilişki ortaya çıktı. Tarafsız kalmak oldukça zor.

    Niye bu kadar din var? Allah niye bu kadar peygamber göndermiş sorusuna cevabı burada da görmek mümkün. Allahın ne kadar merhametli olduğunu da gösteriyor bu durum. Sabırla tekrar tekrar bir uyarıcı göndermiş. Dinlerin kaynağı Allah (semavi dinler!). Ancak, bu din bir süre sonra şeytanın vesvesesi ile, nefsi gayelerle değiştiriliyor. Örneğin, kabile dini haline getiriliyor. Basite indirgenirse burada da benzer bir durum var: Allah’ın DiN’i partililiştiriliyor. Allah’ın dinine yalan-dolan gibi bir gayrimeşruluk katmak ne demek? Yahu, bu da bir nevi şirktir. Bu hadis doçenti kimse ortaya çıkıp kendini savunmalı. İddiaları bir yanlıştan-yanlış anlamadan kaynaklanıyorsa özür dilemeli.

    Gülen cemaati veya bunu kullanmak isteyen şebeke soru çalarak veya başkaca gayrimeşru yollarla kendi mensuplarına haksızca menfaatler temin etmiştir. Bunlar belgelenmişse darbe teşebbüsüne karışanlarla birlikte tabiki cezasız kalmamalı.

    AKP gerçekten milletin partisiyse darbe yapan askerlerin rütbeleri nasıl söküldüyse, milletin dinine bu şekilde zarar verenleri de zararsız hale getirmekle yükümlüdür. Kişi doçent ise bu ünvan geri alınmalıdır. Görevi kötüye kullanmaktan hakkında dava açılmalı ve gerekiyorsa içeri alınmalıdır. Bu konularda kimin haklı, kimin haksız olduğunu tayin edecek sorumlu merciler yok mu? Aynı durum diğer cemaatler için de geçerli. Din ve mezheplerin ortak paydasını oluşturan değerler neyse, disiplin komiteleri oluşturulmalı. Hacı-hoca yanlış yapan kim varsa milletin huzurunda hesabı sorulmalı.

    • Sayın h.k. sen bi de yeni yapılan çamlıca camisini görsen aklını hayalini alır; öyle güzel oldu:) bikaç güne açılıyor; israf neyim demezsen açılışı buyrun!

      • İstanbul’da sultanahmet, selimiye bir çok güzel cami varken, Çamlıca bu devirde gerçekten israf sembolu. Sorunlara garkolmuşluk arasında övünülecek fazla bir başarı yok. Tarihinden ibret almış Osmanlı bugün ayakta olsaydı, böylesine sıkıntılı bir devirde bu iisrafa kesinlikle kaçmazdı. Padişahlara benzeme tutkusu farklı bir psikoloji tabi. “En tepeye bir cami de ben yapayım, nasıl olurmuş cümle alem görsün” psikolojisi. Sadece müslüman aklımla ben şahsen bunu yapmaz o bütçeyle bir fabrika kurar müslümanlara iş kapısı açardım. Ülke ekonomisi kazanırdı.

        Ne diyelim, yapılmış artık. İnşallah, beklenilen depreme dayanıklı olacak şekilde yapılmıştır.

  21. Bunu da fetö mü yaptı veya Fetönün darbe yapmadığını veya yapamadığını düşünenlere…son9-10 yıldır adamların din adına hizmet namına yaptıklarından sonra ortalığı fitne ateşine attıktan sonra kimsenin kimseye güvenemediği bir ortam bıraktıkları gerçeğini göremiyorsunuz. Sadece onlar mı tabiki değil. Kendi değerlerimizin altını oyuyoruz…..çakallar çakallıklarını yapacak karekterleri onu gerektiriyor ama çobanlar ortalıkta yok… Olaylar bir daha gösteriyorki elimizdeki en sağlam ve en dayanıklı gücümüz sadece Kuran ve sünnet… gerisi boş

  22. Geçenlerde bir arkadaşa dedim ki;
    -“Mustafa Itri Efendi’nin ki ( Segah Tekbir ve Salat-ı Ümmiye ve bir çok besteleri olan bestekarımızın,”Batının Bach’ı ile de ilişkilendirilir” türbesini, GOOGLE’da tarama yaptım. Mezar yerini öğrenip ziyaret edeyim diye, göremedim. El İnsaf deyince,
    -Hep bu Kemalist zihniyet yüzünden, diye topu taca atıverdi. Şaşırmadım, durduğu yeri bildiğim için. Fakat insaf edelim. Bunca senedir Kültürel anlamda ne yapıldı. Yol ve İnşaate kurban gitmedi mi?!
    Ve zihinler nasıl algılara yenik, gerçeklere kapalı kaldı.
    Şimdi de Süleymaniye ve Çevresi Katarlı zenginlere satılıyor.
    Anladım ki bu memleket sahipsiz…
    Ama sahibi olmayanın sahibi, Cebbar ve Kahhar olan ALLAH’tır…

  23. “Üretmiyoruz; ülke artık tarım ve hayvancılık ürünlerinde de dışa bağımlı hale getirildi?”
    Sende vicdan varsa söylersin: Eskiden İstanbul’un bir yakasından diğer yakasına ne kadar zamanda geçiyorsun, şimdi ne kadar zamanda geçiyorsun?

    “İşsizlik sorunu azaltılacağına daha da artıyor. Gelişmiş ülkelerde devlet gelirlerinin yüze 64’ü doğrudan vergilerden (gelir vergisi) alınıyor, dolaylı vergilerin oranı yüzde 36. Bizim iktidarda oranlar tam tersi yıllardır. Aldığımız peynir ekmekten, harcadığımız elektrik gazdan aldığı vergilerle ayakta devlet. Gelir vergisini de zenginlerden değil, bordrolu çalışanlardan alıyor.”
    “Vatandaş et yiyemiyoruz diye yakınıyordu, şimdi de sebze almakta zorlanır oldu.”
    Hal, kabzımal teröristlerinin belini kıracağız,
    “İkitdarın kışkırttığı ahlaki ve vicdani çürüme, dindar düşmanlarının ince oyuunlarıyla dindarların ve İslam’ın hanesine yazılıyor.”
    Biz Fatih Hanların torunları, 15 Temmuz şehitlerinin kardeşleri, çocuklarıyız. FETÖ’cülerin başını ezdik, kuyruğuna kadar parçalayıp atacağız kenara!

    “Vallahi böyle gitmekte ısrarcı olursanız bu halk size bir iki yıla kalmadan hanyayı da konyayı da gösterir. Mesut Yılmaz’ın ANAP’indan beter olursunuz.”
    Aç tavuk kendisini darı ambarında görürürmüş! He he heee!

    Bu cıvıklığın, bu lumpenliğin sonlarına yaklaşıyoruz. Ekonomiden eğitime, tarımdan dış politikaya, adaletten kültürel sorunlarımıza kadar geçeksorunlarımızı serin kanlılık ve belli bir kalite düzeyinde konuşup tartışabileceğimiz günler yakınlaşıyor.

    Umutluyum, bahtiyarım.

    • Bernar arkadaş inan ki boşuna seviniyorsun; ben geçenlerde bikaç gün patates soğan tartıştık diye -yeminle- maşallah memleket finlandiya gibi olmuş; artık çer çöp tartışıyoruz ne güzel demiştim ama işte halimizi görüyorsun:) gene softanın biri atmış fitne fişeğini, mahallenin iti kopuğu da ürecek tabii! Yani daha çok beklersin o kaliteyi; neyse, şimdi açtırma kutuyu…

      • Halk deyimlerimiz arasında, “Vatan Partisi’nden al haberi” diye bir deyim vardır, H. Gayret Bey. Siz öyle diyorsanız öyledir.

        Bu vesileyle Doğu (adamın Avrasyacılığı ismine bile aksetmiş -bu kadar olur yani!) Ağabey’in halini hatırını da sormuş olayım. İyiler mi, afiyetteler mi kendileri?

        Siz geçen günlerde burada bir dindara laf yapıştırırken bir Gök Tanrı güzellemesi yapmıştınız. Herhalde, Doğu Bey, Özdil’in “Mustafafa Kemal’in ciltli kitabı gitti gidiyor, erken yetişen alıyor!” pazarlamasıyla hamuduyla götürdüğü milyoncuklardan ilham alıp bir Gök Tanrı kitapçığı yumurtlamak için kuluçkaya yattı, bizler de işaretlerini de H. Gayet Bey’den alıyoruz diye düşünmüştüm:)

  24. Meşrutiyette şeriat elden gidiyor diye sokaklara çıktılar, gitti (mi?)
    Sonra laiklik elden gidiyor diye cumhuriyet mitingleri yaptılar, gitti (mi?)
    Şimdi İslam elden gidiyor diye alttan alttan seslendirilen bu vaveylanın sebebi nedir. İslam elden gidiyor mu, gidebilir mi, yoksa sorun İslami bir duyarlılığı olduğu bilenen bir cenahın elinden “siz bu dini temsil etmiyorsunuz” diyerek referans bütün hatalara rağmen ana merkez yaptıkları bir ideali almak mı?. Peki verelim, tamam da alınca bu İslamı layık olduğu yere mi taşıyacaksınız, yoksa arkaik bir malzeme yapıp müzeye kaldırdıktan sonra, başka hesaplarınızı mı göreceksiniz.
    Her ne kadar hata etsekte biz son tahlilde tercihini İslamdan yana yapanlar kendi içinde devinerek doğru yolu bulmaya tek namzetiz. O yüzden bu kuru gürültü, bu sureti haktan görünüp siz ona layık değilsiniz diyerek yaptıkları saldırılar. Bu monşerler bizi İslama layık görmüyorlar ama İslamı da kendilerine layık görmüyorlar.

    • Halk düşmanları maddi manevi neyimizi görürse ona saldırıyor sayın hd, ibretle izliyoruz:( neyse, it ürür kervan yürür…

  25. Bu yazıyı okurken uzun bir zamandır içinde bulunduğum halim aklıma geldi. Yaşını başını almış biri olduğum halde dini sorgular oldum. Aslında olan şudur; bize asırlardır anlatılanları sorgulamaya başlamak, dinden soğumak değil tam dersine hakikatin kendisine ulaşmak çabasıdır. Şimdinin gençleri yukarıda anlattığınız kötülükleri yapan insan güruhunun iç yüzünü gördükten sonra onlarla yollarını ebediyen ayırıyor. Bu gençler küfrü, hakareti ve dışlanmayı da göze alarak bu sorgulamaları yapıyorlar. Yetmezmiş gibi “deist” yaftasına maruz bırakılıyorlar. Sakın yanlış anlaşılmasın “deizm” kötü demek istemiyorum ama bu gençleri yaftalamadan önce anlamaya çalışmakta fayda var.

    Baba yıllarca yalan söylememek, insanları kandırmamak gibi erdemlerden bahsederek oğluna nasihat ediyor. İş icraata gelince bu ilkelerin hiçbirinden eser görünmüyor. Evlat ta ne yapsın, ya babasını örnek alacak veya refere edilen dini -hangi din olursa olsun farketmez- sorgulamaya girişiyor.

    Gençleri anlamaya çalışın derim. Bu yoruma dahi tahammül edemeyecekler olduğunu gayet iyi biliyorum. Buna rağmen birilerinin huzuru da kaçsa gerçekleri söylemekten çekinmemek lazım.

    • Tarık bey allahtan bi de katolik falan olsaydınız şu sıralar iyice zıvanadan çıkardınız haa! Vatikana bağlı papazlarımızın müminlerin çocuklarına nasıl musallat olduğunu basından filan okuyorsunuzdur:( Allah affetsin, kilisenin de suyu çıkmış heralde! Gene halimize şükür…

      • Zamanla oda olur Hayret Bey. Her şeyi neden Vatikan’a, papazlara bağlıyorsunuz onu anlamış değilim. Ne zaman sizleri okusam bir bakmışım laf Vatikan’a papazlara gelmiş. Şükür ki Müslümanız. Size tavsiyem sizde Anadolu sınırlarından çıkmayın. Hafizanallah Vatikan’a gidenlerin halini gördük.

  26. Peygamberimiz buyururki” Müslüman diğer müslümanların elinden ve dilinden güven duyduğu kimsedir.” Yine:” Allah’a inandım de sonrada Dosdoğru ol” ,, “Din Samimiyyettir.” ,” Din Güzel Ahlaktır” Eğer inandığımız değerler,Davranış ve Ahlakımız olmuyorsa , o zaman biz ne oluyoruz, bunuda toplumumuzun Haline bakarak isimlendirebiliriz.

    • Sayın ha, türk toplumundan söz ediyorsanız eğer; 4milyona yakın garibana kucak açmış evsahipliği yapıyoruz, dişimizden tırnağımızdan arttırdığımız dış yardımlarla da dünyanın en fazla insani yardım organizasyonu yapan ırkıyız! Milletimizin din imanına dil uzatanların ağzı kokuyor, benden söylemesi…

  27. Evet zurnanın zırt dediği yere geldik eğer bugün geç kalınmış olarak bir şey yapılmazsa 7-8 yıl önce acizane farklı ortamlarda ifade edilen siyasal islamcıların çocukları ve torunları ilk olarak babalarının dininden kaçmaya başlayacaklar tezleri doğru çıkacaktır. Yorum olarak yazılmış olan Allah dinini koruyacaktır falan sözleri amiyane tabirle züğürt tesellisidir. Allah dinini korumayacaktır. Allah o dinin müntesiblerini güzel ahlak ile dini yaşamak ve dinin kudsi hakikatlerine perde olmadan ayna olmaya teşvik etmektedir. Bunun adı imtihandır ve bizler bu imtihanda topyekün İslam toplumları olarak kötü bir imtihan vermekteyiz ve sınıfta kalıyoruz. Bu sınıfta kalmışlığımız ahirette manevi sorumluluğu sırtımıza yüklemek dışında dünyada ise ahlaken sefillik ve rezillik derekelerinde rütbe almamıza ve önce kendi toplumumuzun ve sonra başka milletlerin İslam konusunda merakaver olan taharriyi hakikat kitlelerine aksülamel yapmaktadır.
    ”Eğer biz ahlakı İslamiyenin ve hakaiki imaniyenin kemalatını efalimizle izhar etsek, sair dinlerin tabileri, elbette cemaatlerle İslamiyete girecekler; belki küreyi arzın bazı kıtaları ve devletleri de İslamiyete dehalet edecekler.” RNK

    • Amiyane tabir sahibine pek de yakışmış demiyeceğim ki, bu konuyu bağlamından çıkarır.

      ”Allah dinini korumayacaktır” demek laf-ı güzaftır lakin İslam’ın kaynağı Kur’an-ı Kerimdir ve Allah, “Zikri (Kur’an) biz indirdik. Onun için Zikri biz koruyacağız.” (Hicr, 15/9) buyurmaktadır.

      Bunun haricinde yazdıklarınıza katılıyorum Sn. sebilürreşad; ”Allah o dinin müntesiblerini güzel ahlak ile dini yaşamak ve dinin kudsi hakikatlerine perde olmadan ayna olmaya teşvik etmektedir. Bunun adı imtihandır ve bizler bu imtihanda topyekün İslam toplumları olarak kötü bir imtihan vermekteyiz ve sınıfta kalıyoruz.” ..bu söylediğiniz doğrudur.

      Bu düşünce bende de olduğu için ”imanımızı yenilemeliyiz” diye yorumuma başladım.

      Ha, şimdi Müslümanlar inandıkları gibi yaşamadıklarından din (İslam) yok olup gidecek midir? Hayır, o Allah’ın korumasındadır ve kıyamete kadar devam edecektir.

      Biraz da bizler, sanki din/İslam, ülkemiz ve yaşadığımız zaman ile mukayyettir anlayışıyla hareket ediyoruz ya, bundan dolayı nakıs kalıyoruz. Hal bu ki, dünya üzerinde onlarca Müslüman ülkesi ve milyarlarca Müslüman mevcuttur ve çağımızdan önce yaşanmış 13 asırlık bir İslam yaşanmışlığı..bir de bu ölçekte İslam’ın durumunu değerlendirsek…

      Sahabeler (r.a) birbirlerine “haydi gel imanımız yenileyelim” diye davette bulunurlarmış.

      Müslümanlar da imanını yenilemeli. İman aksiyondur.

  28. Fehmi Bey,İslam ve müslüman sözcüklerinde
    en büyük tahribatı yapanlara hiç değinmemiş.Günümüzde mütedeyyin insanlara,dindar insanların kurdukları derneklere,vakıflara,bilumum sivil toplum kuruluşlarına şüpheyle bakılmasına sebep olanlara hiç değinilmemiş bu yazıda.Dolayısı ile çok eksik kalmış.

    Kimden bahsediyorum? Tabii
    ki Fetö’den.Fetö,dindar insanların kurduğu bir Cemaat
    olarak,bir hizmet hareketi olarak görüldü önceleri.Sonra rezaletleri ortaya çıkınca yukarıda saydığım bütün STK’lar,hatta bütün müslümanlar töhmet altında
    kaldı.Müslümanları bu denli
    yıpratan,töhmet altında bırakan başka bir örgüt görülmedi tarihte.

    Örgütün elemanları, mensupları küçük bir azınlık da değil.Soruları elde ederek
    orduya,yargıya emniyete bütün kamu kurumlarına sızmışlar.Sızma da değil,
    ele geçirmişler.Öyle ki bazı
    askeri okullara neredeyse
    bunlara mensup olmayanlar
    giremez olmuş.

    Yargıda o kadar güçlenmişler
    ki Genelkurmay Başkanını terör örgütü lideri diyerek içeri
    atabilmişler.Medya patronlarını,holding patronlarını yıldırmışlar, korkutmuşlar.Kendilerine
    ait gazete ve televizyonlarla yetinmeyip diğer gazetelerin
    her birine de bir iki adamlarını
    yerleştirmişler.Kumpasın,
    kasetin haddi hesabı yok.

    İşin en kötü tarafı mensuplarına ikiyüzlülüğü
    yaşam biçimi olarak benimsetmişler.Kendinizi
    gizlemek için içki için,
    icabında namaz kılmayın
    demişler.İkiyüzlülük kadar
    islamı ve müslümanı yaralayan başka bir şey var mıdır?

    Bu yapı “uğursuz 15 Temmuz
    kalkışması”denilerek geçiştirilecek bir yapı değil.

    Adaletsizlikten,yüzbinlerin mağduriyetinden bahsediliyor.
    İyi de zaten o yüzbinler başkalarının hakkı yenilerek
    o görevlere getirilmişler.Bu ne olacak?

    Vahim bir durum da şu:Bu yapının içinde şöyle veya böyle yer alanlarda bir pişmanlık alameti yok.
    Hala örgüt olarak geri gelme
    ümidi taşıyorlar.Dünkü gazetelerde örgütü diriltmeye
    çalışanların yakalandığından bahsediliyordu.

    İslam ve müslümanların yara
    almasından,adaletsizlikten,
    ahlaki yozlaşmadan bahsedilirken genellikle iktidar ima edilir.Halbuki bu tür olumsuzluklar insanla ilgilidir,insanın bozulmasıyla ilgilidir.İnsanın bozulması da,
    düzelmesi de tepeden olmaz.
    Birisi dışarıdan gelip de bizim evimizin içini düzeltmez.Bu gerekmez de.Evimizin içini
    düzeltecek olan,ahlaklı olması,dürüst olması gereken
    kendimizden başkası değildir.
    Biri gelip de bizi dürüst yapacak değildir vesselam.

    • Şu anda Türkiye’de aktif toplumda devlette dolu dolu yaşayan cemaatlere neden laf yok. Sanki herşeyi fetö yapmış gibi yazılıyor.
      Gülenciler gitti, nakşibendiciler süleymancilar vs geldi memurluklara vs.
      Kimin elinde güç varsa o herşeyi kendine yontuyor. İrşadı okunmuş terlik satmaya kadar indirgeyen cemaatler ülkede cirit atarken
      Ulusalcılar bangır bangır biz ayarladık herşeyi derken yazin çizin.
      Yarın iktidardan düştüğünde liderleriniz çikarttikları yasalarla kemalist ulusalist -istciler tarafindan yargılanırkende düşüncelerinizi yazılarda görmek dileğiyle

      • Aslında “kemalist ulusalcılar liderinizi yargılarken”derken,biz yargılayacağız demek istiyorsunuz.Bu da benim
        yorumumda yazdıklarımı
        doğruluyor.Fetöcülerde pişmanlık yok,geri dönecekleri günü kolluyorlar.

      • Mustafa bey, dinci dinsiz tüm terörist örgütlenmeler eyleme geçmiş ya da geçmemiş olmaları farketmez; topyekün temizlenecek inşallah, içiniz rahat olsun…

    • Bu kadar mı güzel özetlenir.
      Hay eline diline sağlık.
      FETÖ gillerin islama yaptığı zararı bütün haçlılar gelse yapamaz.
      Artık tüm insanlar ne çocuğuna birşey öğretecek bir yere göndermek istiyor.
      Nede 1 tl herhangi bir yere.
      Kimse hiçbirşeyi inkar etmesin sağ kesimde olan herkes bu yapının ne yaptığını gayet iyi biliyor ve biliyordu.
      Ancak devlet zorbalığından dolayı hoş görüyordu.
      ama devlet zorbalığı kalktı bir baktık bunlar ABD ve sisyaset ile kucak kucağa.
      Kimse milletin aklıyla alay etmesin.
      Mahkemelerde denilildiği gibi “O görüntüdekiler siz değilsiniz” biliyoruz.

  29. Acaba tedbir diye diye “Haçlılar namusunuza dokunmaz “ diyenleri mi kasdediyorsunuz
    ABD kucağında vatansız ajanlardan mı
    Her türlü yalan ve kumpası tedbir diye yuuturanlardan mı
    İslam’daki herşey teferruattır diyenlerden mi
    Yahu kısaca vatansız haşhaşilerden mi bahsediyorsunuz
    Yok siz yine alttan alta algı mesaj veriyorsunuz

  30. Diyanet ve İslam Alimleri, iktidarın doğrultusunda hareket ettiği sürece Müslüman sayısı Türkiye’de giderek azalıyor azalacak gibi görünüyor. Neredeyse iktidar tarafından hergün Allah’a şirk koşan cümleler duyuyoruz. Bize oy verenlere Allah hesap sormazmıș! diyorlar. Eğer Diyanet ve İslam Alimleri buna sessiz kaliyorlarsa; bu cümleyi onayliyorlar demektir. Peygamberimiz bile kendi öz kızını Fatıma’yı hesap konusunda uyarmisken, iktidar kesim gerçekten peygamberden üstün bir kesim midir? Bu soruyu Diyanet ve İslam Alimlerine soruyorum.
    Geldiğimiz noktaya bakacak olursak, din istismar edildi. Güya Diyanet işleri başkanı Alimler müftülük ve imamlar derin uykudadır.
    Allah siyasi görüş bakmaksızın hepimizi ıslah etsin inşallah. İslam dini hiç bu kadar ihmal edilmemişti.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Türkiye devleti laiktir ve laik kalacaktır nusret bey; dinci söyleminizle ulemayı devlet işlerine el atmaya kışkırtıyorsunuz ama bu onlara kötülük etmektir..!

      • H gayret bey! biraz daha gayret edin seçimden sonra kesin olarak Saray’ın baş danışmanı olursunuz. Maşallah çok iyi çalışıyorsunuz. Memlekete yağ kalmadı 🙂 🙂

  31. Allah Teala bana İnan’ın , bana güvenin , Benden yardım isteyin diyor Yine Allah’dan korkun doğru söz söyleyin diyor.Adil şahitler olun. Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun diyor.Kibirlenmeyin ,böbürlenmeyin ,şımarmayın diyor, sesinizi kısın insanları rahatsız edip bağırıp çağırmayın Eşeklerlere benzemeyin diyor .Cahil olmayın, cimri olmayın korkak olmayın diyor, Hak yemeyin haram yemeyin helalinden yiyin diyor. İftira atmayın ,yalan söylemeyin. İki yüzlü,inkarcı olmayın diyor. Merhametli olun bağışlayın diyor. Verdiğiniz söze sadık olun ,Emanete Hainlik etmeyin diyor.Zulmetmeyin diyor.Akrabaya ,Yakınlara iyilik yapın. Yardım edin diyo .Bu Saydıklarım kurandan çıkardığım temel Ahlaki ilke ve Emirler’in En çok anılanlarından bir kısmı herkes kendisini bu teraziye vursun ne kadarını taşıyıp taşımadığına bi baksın. Allah ne diyor. Müslüman ne yapıyor , halimize bir Bakalım ele alınacak halimiz yok . Üç tane rastgele ayet seçelim , veya üç tane hadis seçelim bakalım bu ayet Ve hadislerle bizim alakamız ne kadar abartı olmasın Müslümanlığımız o kadardır. Günümüzün inanç esasları maalesef,Güce Tapma ,Yağcılık ,Yalan. Dünyalık İçin her şeyi feda etme ,makam mevki hırsı,Para ,haksızlık olmuş ,Torpil kul hakkı zulmetmek olmuş, İşte bu sebeble 1,5 milyar. Müslümanın acınacak hali ortada Acil Kurana dönmemiz lazım gidecek yer kalmadı.

    • Sayın ha, sizin kurandan aldım dediğiniz kıstaslara bakınca ben türk toplumunu insanlık evrim tablosunun en önünde görüyorum ve bundan dolayı da ırkımızla gurur duyuyorum:) bence siz yeryüzünü gezip dolaşınız ve daha ne toplumlar varmış görünüz; ama bavul gibi değil tabii:)

  32. Nedeni basit: İman.

    Müslümanlar imanını yenilemeli.

    Sahabeler (r.a) birbirlerine “haydi gel imanımız yenileyelim” diye davette bulunurlarmış.

    Hz. Ali”nin (r.a) “inandığı gibi yaşamayan, yaşadığı gibi inanır” mealinde bir sözü vardır ki, tam da günümüze hitap ediyor.

    Mustafa hocamız, geldiğimiz yeri siyasi platform üzerinden kurumsal yapı nezdinde değerlendiriyor.

    Dindar idarecilerin ! dindar-muhafazakâr seçmen üzerinden temerküz ettiği siyasi gücü, yine o zemine basarak, elde ettiği o gücü kaybetmemek adına giriştiği atraksiyonlardır bu olanların nedeni. Çünkü, İslam denince nispeten ilk aklımıza gelen, ülkemizde idareyi elinde bulunduranlar ve icraatlarıdır değil mi?
    Buna sebebiyet veren de oy karşılığında cennet vaad edecek kadar aymaz olanlardır. Yazık!

    Oysa bu yanlış bir değerlendirmedir..hem dindarlar hem de seküler olanlarca yapılan…

    Çünkü İslam’ı kaynağına ulaşarak değil, yaşananlara-yaşayanlara bakarak değerlendiriyoruz.

    Müslümanlar imanını yenilemeli, ve onun gereği üzere yaşamalılar.
    Müslüman olmayanlar da İslam nedir? sorusunun cevabını gerçekten merak ediyor iseler onun kaynağına inmeliler ki, haksız saldırılarda bulunmamış olsunlar.

    Zaten İslâm’ın koruyucusu Allah’tır. Ona zeval vemeyecektir.

    Artık kim ne kadar nasiplenirse..nasipsiz olanlar da olacaktır muhakkak.

  33. Günaydın Fehmi bey,
    Yoksa birileri İslam’a darbe mi yaptı.
    Takiye yaparak İslamcı görünerek sayın Ahmet taşgetiren bey de aynı şeyleri yazıyor. Bunları kim destekledi kimler sessiz kaldı. Toplum önderlerinden?
    Şimdi kıvırma yazıları tekrar günaydın.

  34. Bizi iktidar ve mal hırsı esir aldı.
    Başka bir deyişle; “büyük oyuncular” iktidar ve çok büyük dünyalık verdiler.
    Karşılığında İslam’ı ve başka şeyleri aldılar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız