İsrail parlamentosunda bir oturumda baştan sona Arapça konuşuldu.. Neler oluyor orada? 

19
Arap milletvekili Velid Taha İsrail parlamentosu Knesset'te konuşuyor..
Reklam

İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) geçen hafta farklı bir oturum gerçekleşmiş…

Olayı dünkü Jerusalem Post gazetesinden aktarıyorum.

Bizde olduğu gibi İsrail’de de inşaatlar için ruhsat almak gerekiyor. Ruhsatsız yapılan inşaatlara belediyeler elektrik, su bağlantısı yapmıyor, kanalizasyona bağlamıyorlar.

Ülke nüfusunun %20’si Arap. Bunlar aynı zamanda İsrail vatandaşı. Ancak genellikle ihmal edildikleri için hem genel hem de yerel hizmetlerin hepsinden Arapların yoğun olarak yaşadığı yerleşim yerleri istifade edemiyor.

Buna karşılık izinsiz veya ruhsatsız inşaatlar da çok aynı yerlerde.

Bir Arap partisinin de ortak olduğu yeni koalisyon hükümeti bu ikiliğe son vermeyi amaçlayan bir yasa teklifini Knesset’e sunmuş… 

Önceki gün teklifin görüşüldüğü oturumda bir ilke tanık olunmuş… 

Knesset’te o gün iktidar ortağı Arap cephesi Ra’am’ın lideri Mansur Abbas başkan vekili sıfatıyla oturuma başkanlık etmekteymiş. Başta Benjamin Netanyahu’nun partisi Likud olmak üzere muhalefet partileri teklif yasalaşmasın diye oturumu boykot etmekteymişler. Teklif üzerine konuşmaların yapıldığı oturumda hem iktidardan hem de muhalefetten yalnızca Arap milletvekillerinin hazır bulunduğu görülmüş.

Reklam

Musevi milletvekillerinin oturuma katılmadığı belli olunca Arap milletvekilleri konuşmalarını kendi ana dilleriyle yapmaya başlamışlar. Oturumu yöneten Mansur Abbas da konuşacaklara söz verir veya müdahale etmesi gerekirken, onlara o da Arapça hitap etmiş. Oturum bu şekilde baştan sona Arapça cereyan etmiş.

Nerede? 

İsrail parlamentosu Knesset’te…

Oylamaya geçileceği sırada protestocu milletvekilleri içeriye girmişler ve bu manzarayı görünce şaşırmışlar. Hatta sıralar dolu olduğu halde yasa teklifini savunmak için kürsüye çıkan Velid Taha adlı Arap milletvekili, karşısındaki kalabalığın çoğu Arapça bilmediği halde, konuşması sırasında bazı bölümleri Arapça anlatmış.

Jerusalem Post ‘milliyetçi’ diye andığı bazı Musevi milletvekillerinin bu tabloya verdikleri tepkileri derlemiş.

Biri, “Baklava mı istersiniz yoksa kahve mi? Sizde hiç utanma yok mu? Şu halimize bakın; iki Arap kendi aralarında konuşuyor, bizimle de kafa buluyorlar” diye bağırdıktan sonra hiddetini başkanlık makamında oturan Mansur Abbas’a yöneltmiş; “Neler oluyor farkında mısın? Burası sizlerin köyü mü?” diyerek… 

Likud Partisi’nden bir başkası “Bir İsrail bayrağını indirip Filistin bayrağı çekmedikleri eksik kaldı; onu da yaparlarsa tamamını ele geçirecekler” sözlerini videoya çekip sosyal medya takipçilerine göndermiş.

Gazetenin ‘aşırı sağcı’ diye andığı bir milletvekili de, yasayı savunan Velid Taha’ya ‘terörist’ diye hitap ettikten sonra “Sen burada değil Suriye’de olmalısın” demeyi de ihmal etmemiş.

Reklam

Buraya kadar aktardıklarımdan Jerusalem Post gazetesinin muhalif Musevi milletvekillerine hak verdiğini düşünmenizi istemem. Tam tersine, gazete başyazısında, olan-biteni ayrıntılarıyla aktardıktan sonra, şahit olduklarından çılgına dönen milletvekillerine had bildirmekte.

Jerusalem Post’un başyazısından İsrail’e ait gerçekleri bu vesileyle öğrenmiş oluyoruz.

Sözgelimi şunu: Naftali Bennet’in başbakanlığı üstlendiği şimdiki hükümette yer alan Arapları temsil eden Ra’am cephesine “Gelin koalisyonu birlikte kuralım” teklifini ilk Netanyahu yapmış.

Gazete “İsrail’de anadili Arapça olan İsrail vatandaşı insanlar yaşıyor; ayrıca Arapça bu bölgede en yaygın kullanımda olan dildir. Sonra Knesset’te ilk kez Arapça konuşulmuyor, daha önce de Arap ve Arap olmayan milletvekillerinden kürsüde Arapça konuşanlar olmuştu. İtirazcı milletvekilleri Arapça’nın ülkemizde özel bir statüsü bulunduğunu, Knesset’te konuşulabilecek iki dilden biri olduğunu unutmuş görünüyorlar” diye de yazıyor.

Likud, tarihi İsrail’in kuruluşu öncesine giden Siyonist akımı günümüzde temsil ediyor. İlk lideri Ze’ev Jabotinsky (1880-1940) gazeteci kökenli biriydi; İngilizleri Filistin’den kovma amaçlı şiddet hareketlerini başlatan onun kurduğu örgüttür.

Jerusalem Post, başyazısında, “Sizin öncünüz, manevi lideriniz Jabotinsky parlamentoda İbranice’nin yanında Arapça da konuşulmalı, mahkemelerde, okullarda, devletin bütün kurumlarında Arapça geçerli olmalı görüşündeydi, bunları yazdı da. Kurulacak Yahudi devletinde başbakan Musevi biri olsa da yardımcılığına bir Arap getirilmeli tavsiyesinde bulunan da odur” bilgisini de sunuyor. 

Militan bir Siyonist bu görüşleri İsrail’in kurulmasından çok önce, 1940 öncesinde, bir yandan teröre başvururken yazılarında savunmuş.  

Geçmişe ait bu bilgileri Körfez’deki Arap ülkeleriyle yakınlaşmadan önce yazar mıydı Jerusalem Post, hiç sanmam. Yıllardır her gün göz attığım için bu kuşkumu paylaşabileceğimi sanıyorum. Başyazıda kuşkumu uyandıran bir bölüm de var zaten. Arapça’nın rahatlıkla konuşulduğu, Knesset’te oturumların Arapça da yapılabildiği bir ülke görüntüsünün İsrail’in Ortadoğu’da kendisine açmaya çalıştığı yeri daha kolay elde etmesine yarayacağını söylüyor başyazar.

Neden bu yazı?

Dünya hızla değişiyor; özellikle bizim doğal coğrafyamızda kendini belli eden değişim çok daha hızlı. 

Her değişim onu öngöremeyen veya olduktan sonra fark edemeyenleri zorlama istidadını içinde barındırıyor.

İsrail’de baş gösteren tartışmaya bu gözle bakılmasını isterim.

ΩΩΩΩ

Reklam

19 YORUMLAR

  1. Sn.Koru , daha 1-2 gün önce sokakta 1 Fİlistinli daha şehid edildi. Siyonistler tarafından. İsrailin %20 si arap Arapça konuşuldu diye dünyanın en gıptayla bakılacak ülkesi İsrail mi ? Allah aşkına İsrail ne zaman örnek alınacak bir yer oldu?

  2. Sayın korunun bu yazısı; türkiyede suriyelilerin ne işi var diyerek arapça dükkan levhalarını yasaklayanlara, sığınmacılara kiralık ev verilmesin, nikah töreni bile pahalı fiyattan yapılsın diye karar alan belediyelere kapak olsun!

  3. “H. Gayret
    9 Ocak 2022 At 14:15
    “H. Gayret
    8 Ocak 2022 At 16:48
    Baran bey bu bahsettiğiniz suç örgütleri arasında;
    dsö, bm güvenlik konseyi, nato ya da interpol de var mıdır acaba?

    Yorumu Cevapla
    Baran
    8 Ocak 2022 At 22:07
    Ben yaşamın içinde rastladığım suça meyilli insanlara bakarak bir suçlu psikolojisi tasavvur edebilirim ama içlerinde hiç bulunmadığım ve bulunanların da hiç birini tanımadığım siyasi teşekküller hakkında senin gibi ahkam kesemem.

    Ancak Rusların NATO’yu en azından Türkiye yapılanmasını kullandığına NATO ülkelerinin de buna bir ‘karşı istihbarat’ kapsamında göz yumduğuna inanıyorum. Gerisini de sen tahmin et.

    Bunu bir şey biliyorum da mı söylüyorum; hayır bir şey bildiğimden değil, yalnız aklım beni bu kanıya götürüyor.”
    DEMİŞSİN DE;
    BİZ BİR SORU SORDUK DİYE “ahkam kesmiş” OLUYORUZ AMA KENDİN OLUNCA “aklım beni bu kanıya götürüyor.” ÖYLE Mİ?
    SAYIN NAMLU GELSE DE BİZE BİRAZ “dialog kültürü” AŞILASA NE GÜZEL OLUR:)
    EPEYLERDEN “sorun kültür kültür…” diye şarlıyordun, ahmet de “sorun insan insan” diye el çırpıyordu!
    O da yetmezmiş gibi diğer ahmet de “bizden bi cacık olmaz/gavurdan biraz insanlık öğrensek!” diye ötmüştü geçen gün…”

  4. “Ali Namlı 10 Ocak 2022 At 13:06, Ben bu yazıdan şu sonucu çıkardım:…”

    En altta yazdıklarıma biraz daha devam edip bir sonuca varmak isterim, Ali beyciğim. Bir özet yapmak isterim.

    “Eski”den tek bir dil vardı (insanca!) ve insanlar paşa paşa anlaşıyorlar, paylaşıyorlar ve birlikte bir bütün olarak yaşıyorlardı. Kötü günlerde zorluklarla birlikte mücadele ediyor, iyi günlerde dünyanın güzelliklerini yaşayıp öbür tarafa birlikte hazırlanıyorlardı. Öz olarak, Allah’ın beklentisi budur, DiN’e inanıyorsak (ki inanmalıyız).

    • Tek tek tüm yorumcu arkadaşlara yazacak pek vaktim yok. Genele olarak yazdıklarımda yorumlarına belki cevap bulabilirler. Devam edelim… Yukarda değindiğim “eski”yi çok çok eskiye, Adem babamız ve Havva anamıza kadar götürebiliriz veya çok daha yakınlara Osmanlı dönemindeki eski günlere getirebiliriz. “Akıl*İman Sentezi” zafiyetiyle yapılan hatalardan ötürü zor günlerdeyiz. AB’yi teşkil eden ülkelerde jeton düşeli bir hayli zaman eskiye gidiyor. Ancak onlar ortak çalışma kültürü geliştirerek etnik farklılıklara rağmen birlikte gelişmenin tadına varmışlar(dı). Bizler ortak o disiplini, o çalışma kültürünü tabandan oluşacak şekilde oluşturamadık. Halbuki temel doğrulardan uzaklaşmasaydık bu pekala mümkündü. Yine de mümkündür, ama bu işi kendi iç dinamiklerimiz ve değerlerimizle el ele vererek bir bütün olarak yapmanın yollarını hazırlamamız lazım. Yani, “monkey see, monkey do (maymun gördüğünü yapar)” şeklinde el alemin dünyasına uyarak kaş yapayım derken göz çıkaramayız.

      • Sayın hb “AB’yi teşkil eden ülkelerde jeton düşeli bir hayli zaman eskiye gidiyor.” demişsiniz ama siz bunu bir de macaristan, polonya veya irlanda yönetimlerine anlatıverin en iyisi:)

        • Önce, neden o üçlüye sormalıymışız? Ne özellikleri varmış ve diğerlerinden farkı neymiş? Zaten asıl konu oradakilerin jetonu düşerken bizimkilerde bunun niye düşmediği konusudur…

      • Ana amaç ilk başta belirttiğim gibi, dünyayı ve ahireti birlikte başarıya götürmek Allan’ın beklentisini yerine getirmekle (rızasına kavuşmakla) olur. Bir bütün olarak, sonsuz dereceyle ifade edilebilecek güzellikleri toplam, sonsuz olarak (sembolü “∞” ile) ele alalım. Yani bu, kötülükler arasında kısa kısa birçok güzellikleri de içerir. Kötülükleri bir kenara burakalım, kısa güzellikler rengarenk “A”, “B”, “C”, “D”, “E” vs olsun. Sonsuzu, “∞” hedef almış bütün bir toplum (dünya, ülke insanları) için “A, B, C, D vs” yetmez. Çünkü izafi olarak bunun değeri “A”/sonsuz “∞” = “B”/sonsuz “∞” = “C”/sonsuz “∞” = Sıfır “0” dır. Sembolik olarak ifade ettim.

        “ Yunus Emre”miz bunu çok iyi biliyordu. Ancak, eksikliği yok değildi. Mehmet Akif Ersoy’umuz da çok iyi biliyordu, onun da eksikliği yok değildi. Ancak, her ikisinin potansiyelleri çok büyüktü. M. Kemal Atatürk Paşababamız gelecek konusunda 1. dereceden sorumluluk alarak ortaya atıldı. Ancak, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden olsa gerek bu potansiyeli göremedi, işin kolayı “monkey see, monkey do (maymun gördüğünü yapar)” modeline abone oldu, fakat tabanda kaplerin derinliklerinde ikna edici olamadı. Bu da kendiliğinden kutuplaştırıcı oldu. Ülkede ana sorun budur. CeHaPe gitti, bir seri ara dalgalardan sonra AKePe geldi (o olmasa MeKaPe gelecekti). Bugün için her ikisi de (yani, CeHaKePe!) aynı dert olan “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden mustarip!

        • Yanlış anlaşılmasın, sakın ha! Bugün bunların dışındaki partiler bu dertten mustarip değildir sanılmasın. Bunlar da aynı bütünün dağınık parçaları arasında yuvarlanıp kendi açılarından bir yol yordam bulmağa çalışıyorlar. Ancak her birinin içlerinde kıymetli insanlar vardır, şüphesiz! Bu ülke bütününe bir tane dil yeter, bir tane dil de yeter. Bu demek değil ki başka dillere saygı yok isteyen istediği dili konuşsun ancak bütünü ilgilendiren konularda ortak ve tek dil ile anlaşsın. Formal eğitimin her türlüsü özellikle, eşyanın tabiatına dair ortakçalışmaya ortak gelişmeye bu tek dil ile olmalı. Bu demek değil ki diğer dillerin kültürel değerlerini yaşatmak için özel gayretlere yer verilmesin. Din konusunda da hakeza. Bu ülke için DiN tevhid serisinde son yenilenme olan “İslam”dır (Anayasaya girmesinde mahsuru yoktur. Bu elzemdir). Bu demek değil ki diğer din mensuplarına saygısızlık yapılsın. DiNimiz yanlış anlaşılmış, yanlış tanıtılmış. Doğru anlaşılmağa vre anlatılmağa ihtiyacı olan sorumluluk çok büyüktür. Bakın, artık Peygamber gelmeyecek. Merhametin, toleransın sınırlarına gelmiş bulunuyoruz. Peygamber gelmeyecek olmasının nedeni “AKL”ın rehberliğinin artık kemale ermiş olmasıyla ilgilidir, ancak, bu da Allah’ın beklentisine uygun olarak “İman”ı, besmeleyi elden bırakmadan yapılan rehberlik olmalıdır. Böyle olursa ancak, diğerlerine rehber ve iyi birer örnek olabiliriz. İşte bunun için “Akıl*İman Sentezi”. Bununla gelişmemizi önemli ölçüde tamamladıktan sonra hep birlikte ve keyifle şöyle diyebiliriz:

          Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes.
          Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es!

          Gelişmemizi, ülkemizdeki güzellikleri herkese yetecek şekilde çoğaltmak ana amaç, bunun için de bilim-teknoloji disiplini şarttır (dinimiz gereği bir şart olduğuna girmek bir başka bahara). Ancak bundan sonradır ki, yani yeterli ve bol şartlara ulaştıktan sonra kahpe rüzgarlara kafa tutabiliriz. Kültürel renklerimizi gerekirse etnik bazda rekabete sokabiliriz. O zamana kadar rekabet ve birbirimize zarar vermekten ziyade (Kabil-Habil misali) işbirliği ile birlikte çalışmak en iyisi. Muhtaç olduğumuz kudret “Akıl*İman Sentezi”ndedir!

  5. Sayın Koru ,
    Yakın tarihimizde Jön Türkler sadece Enver ve Talat paşadan ibaret değildi. Büyük bir grup insan o zaman ki değişimi fark edemedi ve büyük bir yıkımla imparatorluk elden gitti.
    Sonra, onların yerine gelenler de duyun-u umumiye yi ödemek önceliği sebebiyle, sahip olunan emek ve toprak gibi iki değerli ekonomik unsura bir üçüncü olan sermayeyi borçlanma yoluyla da olsa katarak üretimi arttırmayı sağlayacak olanı temin etmediler ve böylece onlar da değişimi ıskaladılar.
    Değindiğiniz konu önemli ama hakim bakışlar bunun farkında olmayınca iş işten geçtikten sonra nerde hata yaptık sorusuna cevap aranır. Sadece biz de değil milenyum sonrası tüm dünya baş döndürücü bir hızla ve bir çoğu da olumsuz yönde sonuçları olacak değişim döngüsü içerisinde .
    Allah sonumuzu hayra tebdil etsin diye dua ediyoruz da , hayra adım atmıyoruz.
    Bindik bir alamete gideyoz kıyamete amanin diyen Cem Karaca bunu geçen yüzyılda söylüyordu.

  6. Güneyimizdeki sevdiğimiz ülke işgal ediyor,öldürüyor evreli yıkıyor…..
    ama Arapça konuşulmuş.
    Yukardakilerde değişen var mı ?
    Aman ne cici ülke

  7. SOKAK

    Muhalefet Kuranı Kerime “ortacağ zihniyeti” dedikten sonra bile 2023 te biden desteği ile iktidar yürüyüşleri devam ediyor. Ama bu sabırsızlık niye bir türlü anlamıyorum. Bu yıl abd bir şey mi planlıyor, 20 yıl bekleyen muhalefet niçin 1 yıl daha bekleyemiyor.

    Geçenlerde Reis “sokağa çıkanları çıktıkları yere kadar kovalarız” deyince doğrusu ben de tepkisini sert bulmuştum. Ama aradan 2 gün geçmeden kazakistan da olanları görünce devletin uyumadığını anladım. Demek ki bazı şeyler takip ediliyor. Bu tehdit eliştiriliyor gibi görünse de işe yaradı. peş peşe muhalefetten geri adım açıklamaları geldi.

    Bir memur arkadaşı her gördüğümde “niçin şu şu işlere bakmıyorsunuz” dediğimde hep “siz işinize bakın devletin sahibi var” cevabını verirdi.

    Gerçekten de devletin sahibi varmış.

  8. Ben bu yazıdan şu sonucu çıkardım:
    Ülkemizde ; sağlıklı bir araştırma yapılmadığı için bir görüşe göre 16 , başka bir görüşe göre de 22 etnik grup ve bunların kendilerine özgü etnik (mahalli, anadil de denebilir ) dilleri vardır.
    Bir zamanlar maalesef bütün bu diller yasaklanmıştı ; sonradan AKP tarafından bu yasak kaldırıldı.
    ‘ Ölümden korkutarak sıtmaya razı etmeye ‘ benzeyen bu yasağın kaldırılması , hatta tamamen siyasi amaçlarla da olsa yani oy için Arapça ve Kürtçe dillerinde yayın yapan televizyon kanallarının açılması meseleyi çözmüyor .
    Nitekim , yukarıda bahsedilen bu diller arasında bu gün unutulmaya başlayan hatta tamamen yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen bir çok anadil (mahalli dil ) mevcuttur .
    Dediğim gibi bunların serbestçe konuşulmasının ,yazılmasının , şarkılar, türküler yapılmasının hiç bir anlam ve önemi, pratikte de hiç bir faydası yoktur.
    Resmi dilimiz Türkçe olmak kaydıyla , bu diller için en az Türkçeye verdiğimiz değer ve önemi vermediğimiz sürece, yani bu diller için de TDK na benzer bir Anadiller İnceleme ve Araştırma Enstitüsü kurmadığımız sürece, keza ilgili üniversitelerde gerekli bölümler açılmadığı sürece ve en önemlisi bir şekilde pratik hayata yansıtılmadığı sürece sonuç değişmeyecektir.
    Dünyada birden fazla dillerin çok rahatlıkla konuşulduğu, kullanıldığı ve hiç bir sorunun yaşanmadığı bir çok ülke vardır.
    Zira her dil başlıbaşına bir kültürel zenginliktir , kültürel güzelliktir ; bir art niyet olmadıktan sonra bu güzellik ve zenginlikler bir toplum için bir kaynaşma ,dayanışma, sevişme vesilesidir , bir mutluluktur.
    Bu gün koca Avrupa yekpare bir devlet olmuştur ve bu devletin içinde de her millet , her grup kendi anadillerini her yönden çok rahat bir şekilde konuşmakta ve kullanmaktadır.
    İnşallah bu hayal bir gün bizde de gerçekleşir !
    Selamlar, saygılar

    • Sayın namlu siz bunları bir de yunanistan ve bulgaristandaki soydaşlarımıza bir anlatın bakalım, ya da almanyadakilere;
      o ülkelerde türkçemiz ne haldeymiş, farklı diller yunan devletiyle sevişmenin bir aracı mıymış yoksa değil miymiş?
      Hayale bak…

      • H.Gayret kardeşim , ilginize teşekkür ederim.
        Aslında sizin de itiraf ettiğiniz gibi siz de ben de aynı görüşü savunmuyor muyuz!
        Almanya’da , Yunanistan, Bulgaristan, Suriye , Irak ,İran … velhasıl bütün yabancı ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın , anadilleri olan Türkçe konusunda yaşadıkları eza ve cefayı, ayrımcılığı hepimiz biliyoruz , üzülüyoruz
        ve kınıyoruz!
        Gayet tabii ki benim yukarıda yaptığım açıklama bütün bu ülkeleri , daha doğrusu bütün dünyayı kapsamaktadır , farklı düşünmeyi gerektirecek bir durum yok ki!
        Yani hem bizlerin hem de bütün dünyanın aynı görüş ve anlayış içinde olmasını istiyoruz, temenni ediyoruz, hayal ediyoruz !
        Herhalde artık anlaşmış olduk , öyle değil mi ?
        Selamlar saygılar


  9. Şüphesiz! devamlı değişen bir dünyadayız,
    Yüklenmiş yükünü gidiyor, ve sırtındayız!
    Hergün binlerce kilometre yol, değişim var
    İnsanlar değişmiyor, devamlı kavgadayız!
    ….


    • Hep aynı kökteniz, Adem’dir kozmik babamız!
      Ve müstakbel eşi, sevgili Havva anamız..
      Değişmeliyiz kardeşim, bu inanca uygun!
      Eşref-i mahlukattır en büyük amacımız!
      ….

    • Galiba güvenlik, siyasi ve ticari ittifaklar ittifak adı altında güçlü otoriter yönetimlerce bir tür imparatorluklara dönüşüyor olabilir. Demokratik ülkelerin kurduğu ittifaklar hukukun üstün ilke sayılmasıyla bağımsız devlet statülerini mutlaka muhafaza ederler de otoriterlik eğiliminde olan ülkeler zannediyorum büyük ototritelerle birleşmek zorunda kalacaklardır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız