Her alandaki takıntılar ‘büyük devlet’ rüyasını yerle yeksan ediyor

28
Reklam

Kendim de geçmişte gazete ve dergilerde yıl sonu değerlendirmeleri yaptığım için bu yılın son haftasında benzer çabaların sergilendiği köşelerde yazılanları gıptayla ve biraz da iç geçirerek okudum.

Gıpta etmemin sebebi, o çabayı gösterenlerin emeklerineydi.

İç geçirmem ise, yazarların içinden çıkılmaz bir labirente düşmüş hissini okuyana vermelerindendi.

Özellikle dış politika değerlendirmesi yapanların satırları arasında kaybolmamak mümkün değil.

Dışarıdaki itibarlı dergiler ve gazetelerde çıkan yazılarda da görüyorum; Türkiye’nin dış politikası başka ülkelerden bakanları da şaşkına döndürüyor. 

Hayatımın bir yıldan fazla bir bölümünü Londra’da (İngiltere) geçirdim. İki yılım Boston’da (ABD) yüksek lisans eğitimi ve araştırmayla geçti. Bir yıl kadar bir süre de Şam’da (Suriye) yaşadım. Gazeteci kimliğimle dünyada ayak basmadığım kıta kalmadı. Uğradığım bir kısım ülkeyle ilgili izlenim yazılarım ‘Tabana Kuvvet’ adlı bir kitapta toplandı.

Yazarlığa Milli Gazete ve Yeni Devir’de dış politika yazıları yazarak başladım. İki yıla yakın bir süre o dönem -1982 sonrası- Türkiye’nin en çok satan dergilerinden ‘İslam’da dış dünyayla ilgili hacimli bölümü ben yayına hazırladım.

Ülke politikasıyla ilgilenirken bile gözümü dış politikadan hiç ayırmadım; ilgim hep sürdü.

Reklam

Bunları şimdi yazacağım şu cümleye hazırlık olsun diye kayda geçirdim: Bütün bu özgeçmişe rağmen Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikayı anlamakta ben de olağanüstü zorlanıyorum.  

“Zorlanıyordum” demek daha doğru; çünkü son birkaç ay içerisinde ekonomi alanında yaşanan ve yaşatılanları izlerken dış politika serüvenimizde kafamı karıştıran noktaların biraz olsun açıklık kazanmaya başladığını fark ettim.

“Ekonomide bizi bugünkü ortama ne getirdi?” sorusunu her işittiğimde aklıma tek bir cevap geliyor: “Faiz sebep enflasyon sonuç takıntısı…”

O takıntıyla “128 milyar dolar nerede?” sorusunun sorulmasını getiren süreç yaşandı. O takıntı yüzünden iki-üç kez Hazine’yle ilgili bakanın, Merkez Bankası başkanının ve ekonomi bürokratlarının değişmesi gerekti. Yine o takıntı ile yürütülen zorlamalar TL’yi yabancı paralar karşısında mahçup hale getirdi.

Ülkemizin ekonomi yönetimi ekonomiden anlayan siyasiler ile bürokratlar  elindeyken bunların hiçbiri başımıza gelmemişti. Sorunlar her zaman vardı ama çözülebilecek sorunlardı onlar. Uzmanlar bugün bile takıntıdan vazgeçilse ve ekonominin kurallarına uyulsa, bugünden yarına olmasa bile, işlerin düzelme ihtimali bulunduğu kanaatindeler.

Hepimiz ekonomide yaşananların sebebini biliyoruz: Takıntı

Dış politikada da sorunlar var ve o sorunların sebebi de acaba yine takıntı/lar olabilir mi?

Şimdilerde bazı köşeler ile ekranlarda hâlâ dış politikaya abartılı başarılar yaşandığı beklentisiyle yaklaşanlar olsa bile siyasetin içinde yer alan yetkili ve etkili şahsiyetler artık sessizliği tercih ediyorlar. Hafif tertip çark vaziyeti var. Yurtdışıyla ilgili askeri mülahazalar Milli Savunma Bakanı’na, aranın açıldığı ülkelerle yeni sayfalar açma girişimi de Dışişleri Bakanı’na emanet edilmiş görünüyor.

Reklam

Libya ve Suriye’deki askeri varlığın ülkeye dönmesi ve çözülmez sorunlar yaşanan ülkelerle aranın düzeltilmesi için çalışılıyor.

‘Mavi Vatan’ diye bilinen gaz ve petrol arama gemileriyle yürütülen Akdeniz’de hak aramadan da galiba vazgeçildi.

Birleşik Arap Emirlikleri ile başlayan arayı ısıtma faaliyetini Mısır’la ilişkilerin yeniden canlandırılmasının, İsrail ile büyükelçi teatisinde bulunmanın, Suudi Arabistan’a el uzatmanın izlemesi beklendiği çok belli.

“Şerefsizler” başlıklarının yerini “Dostumuz, kardeşimiz” sıfatları aldı.

‘Rabia’ sözcüğü ve işareti unutuldu.

Ermenistan’la sınır uzun aradan sonra açılırsa şaşırmamamız gerekiyor.

Yunanistan ve hatta Suriye ile de yakınlık arayışı sürüyor.

ABD ile aranın bozulmasına, bazı konularda yaptırımlara maruz kalmaya, parası ödendiği halde F-35 uçaklarıyla ilgili anlaşmanın feshedilmesine ve F-35’lerin üretim ortağı olunduğu için milyarlarca dolarlık parçaları ülkemizde imal edilirken o piyasanın da kaybedilmesine yol açan S-400’ler işlevsiz halde beklemede.

Rusya’ya 2,5 milyar dolar ödeyerek satın aldığımız S-400 füze savunma sistemi işlevsiz; Ruslar da bu durumdan rahatsız. Ancak Moskova ile tek sorunumuz bu değil; Suriye’den ve Libya’dan askerler çekilecekse, birlikte hareket etmeyi umduğumuz bu iki ülkeden askerleri çekmemizi Putin istediği için bu olacak.

Can acıtmak için olacak, Türkiye’nin ‘terör örgütü’ saydığı Suriye’deki PYD/YPG liderlerine, Moskova, kendilerini evlerinde hissetmelerini sağlayacak itibarı gösteriyor. Ücra köylere kadar uzattığımız doğalgaz hattına doğalgazı en çok Rusya’dan alıyor ve bunun için milyarlarca dolar ödüyoruz; buna karşılık Rusya geleneksel olarak bizden satın aldığı yükte ağır pahada hafif sebze ve meyvelere sürekli engel çıkartıyor.  

Neden?

“Ülkelerle ilişkileri yönetimlerle değil sokakları kazanarak yürütmek” gibi telaffuz edilmemiş bir takıntımız ve o takıntıya bağlı beklentimiz sebep olabilir mi?

Özellikle ‘Arap baharı’ ile başlayan süreci yanlış değerlendirmemiz sonrasında?

Her ülkenin dış politikasını kendi çıkarlarını ön planda tutarak yürüttüğü gerçeği neden sonra görülmüş olmasın?

Bizim bulunduğumuz coğrafyada, ‘büyük devlet’ muamelesi görebilmek için güçlü bir ekonomiye sahip olmak gerekiyor.

Güçlü ekonomi ise, ancak halkın bütününün hak ve özgürlüklerinin teminat altında olduğuna inandığı, bu inancın uygulamalarla desteklendiği demokratik ve hukuka saygılı bir yönetime sahip ülkelere nasip olabiliyor.

Dış politikayı rayına koyarken ekonomiyi zayıflatıcı etkilerden de korumak şart.

Takıntılarla hiçbir yere varılmaz, bunu bilelim.

ΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. Yaslandikca insanin takintilari veya takinti duzeyi artiyor galiba. orta yas grubunda biri olarak takintilarimi bulsam iyi olacak galiba… en buyuk takintida takintinin farkinda olmamak. sanirim.

  2. Çarı adayınızın en önemli direği CHP din eğitimine ortaçağ zihniyeti demiş
    Bu konuda sayın yazarın bir yorumu var mıdır
    Eminim yoktur
    Ama bu konuda bizim yorumlarımızı yayınlamamak da nasıl bir duygu halidir

    • CHP, “eski CHP”liğinden fazla bir gelişme gösteremedi malesef. Yine de istisnaları, takdir edilecek elemanları yok değildir. Diğer yandan “bizim ezbere din eğitimimiz iyidir” denilebilir mi? Şayet bu yeterli olsaydı, dinimiz Tevhid DiNi olduğuna göre, dünyaya önder olmamız gerekirdi. Dünyada Teoloji/DiN konusunda sesini duyurmuş tek bir DiN adamımız var mı? Pek çoğu magazin-eğlence konusu olmuş kendi uhrevi nefslerini doyurmakla meşgul duygusal insanlar.

  3. 128

    Nerede diye sorulan 128 milyarın yaklaşık 100 milyarı akp zamanında biriktirilip damadın kamyona koyup arka kapıdan bilinmeyen yerlere taşıdığı iddia ediliyor. Diyelim ki doğru, o zaman şunu sormak gerekmiyor mu? 20 yılda 100 milyar dolar birikiyorsa önceki 80 yılda biriktirilen 400 milyar dolar nerede. Kaldiki son dönemde yapılan hava alanları, tüneller, köprüler, bölünmüş yollar, barajlar, hastaneler, de o dönemde yapılmamış. Sadece demiryolları altyapısına 60 milyar dolar harcanmış.
    Şimdi soralım; 400 milyar dolar nerede.

    • Siyasi önyargı bir tarafa demiştim. Siyasi kaygı da demem gerekiyormuş galiba. Peki, simetriden bir soru: 20 yılda 100 milyar $ birikiyorsa bunun karşılığı, milletin sırtındaki borç kamburu ne kadar ağırlaşmıştır? Üç kuruşluk şeyi beş kuruşa getirmenin maliyetini de hesaba katmak gerekir. Misal, 60 milyar $ lık harcamanın dökümünü en ince ayrıntısına kadar şeffaf olarak yapmak mümkün mü? bunun gerçek değer olarak 36 milyar $ çıkmayacağı ne malum? Simetriden bir cevap değil, objektif ve net bir cevap lütfen?

  4. Ekonomide yaşanan bu olumsuzluklar bir tek kişinin takıntısı mı? yoksa içi boşalan ekonomiye kılıf mı hazırlamak? yani biz bir model denedik tutmadı mı diyecekler.
    Hatalardan dönmek en büyük erdemdir.
    Bizim yöneticilerimizin de en kısa zamanda iç politikada ve dış politikada hatalarından biran evvel dönmeleri gerekir.
    Siyasi geleneklerimize ters olsa da, ilk önce hatasını kabul etmeleri gerekir.

    • İçi boşaltılan bir şey varsa bedeli de olur!
      Bunu muhalefet yapardı sormak sorgulamak gibi.. halk adına.
      Halk seçimde oyuyla!! Ancak.
      31 ile 01 başka dönem!
      Göreceğiz bakalım halk olarak biz.
      (Hata deyip.. siyasi intihar olur! Hem hata mı ki yapılanlar acaba onlara göre!???)

      • Boş fıçı çok ses çıkarır.
        31 ile 01 eski çağdan yeni çağa geçiş, yani milat.
        Yapılanların hata olmasını temenni edilir aksi durumda işin içinden çıkılmaz.

  5. AH ŞU ENDEKSLER : 17.LİKTEN, 21.LİĞE
    Dünyada ekonomik büyüklük sıralamasında, iktidar Türkiye’yi 17. sırada alıp 21. sıraya düşürdü.
    Sadece bu sıralama mı?
    Olumlu bir endeks ise 100. sıradan sonra,
    Olumsuz bir endek ise 10. sıradan önce, yani ilk 10 içindeyiz.
    Sıralamalardaki düşüşler üçer, beşer hatta onar devam ediyor.

  6. Tek adam olarak yönetimi ele geçiren maceracı , hayalci ve de Turancı Enver Paşa ; dört değil tam sekiz cephede binlerce vatan evladının şehit , yaralı , kayıp ve esir olmasına ve ayrıca altı asırlık koskoca devletin hak ile yeksan olmasına sebep olduktan sonra nihayet Tacikistan dağlarında , son macerasının peşinde iken müstahakını buldu , göçtü gitti !
    Doğrusu öbür dünyada şimdi ne yaptığını çok merak ediyorum ; gidince görürüz inşallah !
    Kurtuluş savaşının sonuna kadar daima TBMM ile çalışan , dava arkadaşlarıyla hep istişarede bulunan M.Kemal Paşa da savaştan sonra tamamen değişerek ölene kadar ülkeyi tek adam olarak yönetmiştir.
    Bazı yanlışlıklarına , hatalarına ve hatta bazı kötülüklerine rağmen makul ve mantıklı , ileri görüşlü ve sağduyu sahibi olması sayesinde oldukça başarılı olmuş , ülkeyi ve milleti selamete çıkarmıştır.
    Şimdiki tek adamın ise özellikle dış siyaset ve ekonomi konusunda başımıza ne badireler açacağı doğrusu hiç mi hiç belli değil ; Allah sonumuzu hayreylesin !
    Selamlar , saygılar

    • Takıntı yok yazar sadece gerçekleri yazıyor.
      Bu isimle burada ben yazıyorum keşkem adınızın yanında soyadınız veya soyadınızın baş harfi olabilirdi neyse bundan sonra Recep Kemal diye yazarsınız.

  7. TİRÜBİNLERE OYNAMAK.
    Sloganlar halkı heyacanlandırır ve mutlu eder.
    Sloganlarla birlikte meydan okuduğunuz ülkelerden aldığınız borç paralarla halkınızı bir müddet mutlu edersiniz.
    Alınan borç parayla gösterişli yatırımlar yapar,yapanlar ve yaptıranlar büyük paralar kazanırlar.
    Vatandaşlara da seçim öncesinde bolca ikramlarda bulunulur.
    Seçimler kazanıldıktan sonra iktidara gelenler,vadesi gelen eski borçlari ödemek için yeni borçlar alırlar.
    Bu kısır döngü borç bulmakta zorluk çekilinceye kadar kusursuz işler.
    Hep, borçlar yeni borçlarla ödenir.
    Deniz bitti dendiğinde zurnanın zirt dediği yer başlar.
    Dış borç alınamayınca,diş güçler kumpas kuruyor ,bizi çekemiyorlar teranesi başlar.
    Borç aldığımız ülkelere efelenmeler sökmeyince ,arka kapı siyaseti başlar.
    Meydanlarda meydan okunurken,arka kapılarda,aldırmayın vatandaşın gönlünü hoş tutmamız gerek tavırları içine girerler.
    İş başa düşer,artık borçu borçla ödeme dönemi biter.
    Yıllarca düşük kur,cari açıksiz büyüme diyenleri cahil görenler, şimdi yeni keşfetmiş gibi aynı şeyleri söylemeye başayıp,adına da yeni ekonomik model demesinler mi.
    Mecburiyet insanlara neler yaptırır.
    Büyük borç paralar,özelleştirme gelirleri,merkezin rezervleri tüketildikten sonra çok çalışıp az tüketme modeline elleri mahkum yöneldiler.
    Ülkeyi borç batağı ve ithal cennetine çevirdiler.
    Neymiş paramızın değeri onurumuzmuş.
    Bir dolar,bir yeni türk lirasi olmalıymış..
    Halk hazır tüketime ve rahat kazança alıştırıldı.
    Lale devri bitecekti ve bitti.
    Takke düştü,kel göründü.
    Sloganla ,hamasetle bir yere kadar.
    Borç alan emir alır derlerdi,biz borç aldıklarımıza meydan okuduk.
    Dış politika,ekonomik başarı ile güç kazanır.
    Fakir ve borçlu ülkenin herkese avuç açarken ,bir yandanda ülke menfaatlerini kuvvetle savunması düşünülemez.
    Rahata alışmış halk,zorlu şartlara alışmakta çok zorlanacak.
    Cebi bozulan halka ,hamasette sökmez artik.
    Keşke önce zorluklarla başlasaydık, şimdi belki bu kadar zorlanmazdık.
    Hergün çocuğuna 20 lira harçlik veren baba,şartlar kötü oğlum al şu 5 lira harçliği idare et demek ,nasıl karşılanır acaba.
    ÖNCE SEFALET SONRA SEFAHAT olmalıydı.
    Önce sefahat,şimdi sefalet yaşıyoruz.
    Bu çok büyük travmalar yaşatır.
    Kaşikla verilen,kepçeyle alınır.
    Yönetenler yükünü tutmuştur,sefahat zamanında.
    Olan bu durumun geleceğini anlamayanlar,bu devran böyle sürecek hülyasına kapılanlara olacaktır ençok da.
    Akıl ile yakın geleceği kestiremeyenler,felaketle yüzleşince anlarlar gerçekleri.
    Önemli olan geleceği görüp tedbirler alabilmekte.
    Bu; kişi,aile,şirket ve devlet bazında da durum aynıdır.
    Bazıları deneme yanılma yoluyla öğrenir,bedeli ağır olur.
    Bazıları mecburen öğrenir bedeli daha ağır olur.
    Bazıları ,alacaklıların dayatması ile öğrenir bedeli çok daha ağır olur.
    Yok olmadıkçada bir şekilde öğrenilir.
    Çok veya az hasar almak bizim tercihimiz olmuştur veya olacaktır.

  8. Londra’da (İngiltere), Boston’da (ABD), Şam’da (Suriye)..???
    Şam’ın şekerin nerede oldundan mı başlasak ta saklasak?
    Komşu semtteki bir binayı- yeri navigasyon ile aramaktan mı devam etsek?
    İşte bütün mesele burdan başlıyor belkide?.
    Şam’ın nerede olduğunu yazmaya gerek görmüşsek eğer, gerisi boş bence..
    Sayın yazar hala merakla yazıyor: “Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politikayı anlamakta ben de olağanüstü zorlanıyorum.”?
    Takıntı!.. zannedilenler gerçekten birer takıntı mı acaba!?

  9. Gündemi yakından takip etmeyen biri olarak iki sorum var: Şu 128 milyar $ nerede konusunu siyasi önyargı bir tarafa objektif ve net olarak özetleyecek bir yorumcu yok mu? Ayrıca faiz sebeptir enflasyon sonuç takıntısının evveliayatı ve temeli nereye gidiyor? Ayrı bir özetçik!

    Sn Başkan(ım) vaktinde çalışıp sistem geliştiremeyince, ekonomin “FAİZ”in etken olduğu bir sistem içinde doğmuş büyümüş, çocukluktan çıkmışsa da ergenlik dönemine takılmıştır. Faiz gayrimeşru bir etken olsa da sizi aşmış bir konudur. Osmanlı dedelerini de (nasiplerine düşen hata ve eksikleriyle) aşmış bir konuydu. Buna karşı yapılacak en hayırlı iş, bu belaya minimum zararla katlanarak tabii kaynaklarına dayalı üretkenliğini arttırabilmektir (2*2 =4= 2+2). Bu ekonomik üretkenlik ne kadar güçlü olursa millete hizmet enerjin de o kadar güçlü olur. Ancak bu şekilde FAİZin GÖRECELİ ETKİSİni ve gayrimeşruluk payını en aza indirmek mümkün. Sevap arıyorsan/milletinden dua bu işten alacağın sevap/dua yeter sana (Cami varken Cami yapmak bu işin yanında solda sıfır yani!). Bu kadar basit mi? Evet, mevcut şartlarda bu kadar basit! Ülkenin para kaynaklarının bir T.L.si israf edilmeden üretim kapasitesinin arttırılmasına yönlendirilmelidir. Bunun da getirisi borç ödemekten iflahı kesilen HAZİNEye en büyük katkıyı sağlayacak olan kendi tabi kaynaklarına dayalı YERLİ ÜRETİMle olur. Eleştirilecek yanları olsa da M. Kemal Atatürk Paşamız’ın bu konudaki önderliğinin hakkını yememek gerekir. Ancak, bu devlet kültürü iflas etmiştir/ettirilmiştir, hem de devlete sözde sahip çıkmak isteyen gelmiş geçmiş tüm siyasilerin “Akıl*İman Sentezi” zafiyetiyle…

    • “Faiz sebeptir enflasyon sonuç!” tartışması “Yumurta sebeptir, tavuk sonuç/Yumurta mı tavuktan çıktı tavuk mu yumurtadan konusu” gibi tartışılması gereken bir tez/hipotez olabilir. Bunu tartışmağa açar farklı düşünen uzmanları bu konuyu tartışmaya yönlendirirsin. Kendine güveniyorsan bizzat kendin de katılırsın. Ancak, anlamını dahi pek idrak edemediğin, başka bir deyişle FAİZin NEDEN HARAM olduğunu, FAİZİN HARAM OLMASINDAN müslüman olarak NE ANLAMAMIZ GEREKTİĞİNİ izah edemeden, yani “NAS”a referansla değil (çünkü o çok kolay iş; onu aksakal dedem bile yapar!). Hatta bu tezin/hipotezin küçük ölçekte test edilmesine ve bunun ekonomiye maliyetine ilişki simulasyonları yapılmasına önayak olabilirsin.

      Ancak, HAZİNE milletin alın terinin birikimi, AK AKÇEsidir. Bu cüzdana elini uzatarak/hatta derinlere dalarak kendi bildiğine “ben yaptım oldu” türünden büyük testlere/deneylere giremezsin, %51 oyla o koltuğa oturtulan bir Cumhurbaşkanı olmuş olsan bile ne haddine? Borç yüklü HAZİNE bu MİLLETİN CÜZDANIdır. Bununla büyük deneylere girişemezsin, büyük risk alamazsın. Almağa kalkarsan bu risk, MİLLETİN PARASIyla, bu bölgeye olan tarihi ilgisinden dolayı sana pek iyi gözle bakmayan bir takım dış finansal güçlerle ve bunların yerli işbirlikçileriyle, yani yabancı ve yerli marka MATERYALİST SIRTLANLARla oturup KUMAR OYNAMAK gibi bir şey olur. Sen finansal bir ARSLAN veya bir KAPLAN değilsin….

      Genel bilgi ve çokçası sezgiye dayalı görebildiklerim bunlar. Yanlış ise yukarda değindiğim iki soruda özet bilgi, lütfen!

      • Herkes sebep sonuç kelimelerine takılmış☺️. Yeni bir yol, ayrı bir düşünce, farklı bir taktik..
        Olamaz mı?
        Hele ki yorumunda akıl iman sentezi…. kelimeleri geçen bir yorumcu ?

        • Özet gibi bir şey olmuş ama söylediklerin pek net gelmedi. Özellikle, daha net “Olamaz mı?”.

          Çünkü yukarda değindiklerime birden fazla konu var. Evet (bizi karmaşa-kaos halinden düzlüğe çıkaracak) “yeni bir yol, ayrı bir düşünce”. Ancak taktik “delüzyon” falan değil. Tartışılabilir, izahat ile kanıtlanabilir, ikna potansiyeli %51 falan değil, çok yüksek!

          • Yeni bir yol, ayrı bir düşünce, farklı bir taktik..
            Yönetenlerin bir yöntemi!..
            Olamaz mıydı ☺️

          • Sn Smart: “Akıl*İman Sentezi” kutuplara ayrıştırılmış, adeta birbiriyle tokuştura tokuşturula enerjisini önemli ölçüde yitirmiş, yorulmuş çaresizllikten kaçacak pek bir yer kalmamışlar için (ki bunlara başta yönetenlerle yönetilenler, yani hepsi dahildir) yeni bir yol, ayrı bir düşüncedir. Kur’ana dayalı bir rehber olarak burnumuzun dibindeyken önyargı gözlükleriyle bakıldığı için farkı görülememiş bir yöntemdir. Ben diyorum ki önyargı gözlüklerini bir kenara bırakalım “Akıl*İman Sentezi” gözlükleriyle dünyaya/kainata bakalım. Bulunduğumuz ülkenin geçmişine/geleceğine/şimdiki haline bakalım. Yapılan vahim hatalar birbir gözler önüne geliyor, sırıtıyor. “Akıl*İman Sentezi” rehber olarak gelmiş geçmiş yönetenlerin yöntemi olmuş olsaydı bugünkü halde olabilir miydik? Misal, Osmanlı dedemizin, T.C. marka Paşababamızın yöntemi gerçekte bu olsaydı hiç bu kötü durumlara mahkum olabilir miydik? Kısır döngüde debelenme milli halimiz bu.

            M. Kemal Atatürk Paşababamız izafi bir kutup başı idi. Yöntemini mutlak bir yol sandı. Oysaki “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinden mustaripti. Bu değindiğim gözlüklerden bakıldığında, bu zafiyete simetriden meydan okuyan bir Erdoğan’ın geldiği görülebiliyor. Paşababadan farklı iddiada biri olabilir. İzafi fark n’olursa olsun, ortak yanları “Akıl*İman Sentezi” zafiyetidir. Birine eski Türkiye diyorlar, birine yeni Türkiye. Çok daha iyisi mümkün. Bu da ancak “Akıl*İman Sentezi”yle mümkün. Bu gözlüklerle görüp göstermeye çalıştığım bu. Yıkıcılık/bölücülük asla değil bu bütüne hizmettir, insana hizmettir. İnsanın/bütünün restorasyona ihtiyacı var, her bakımdan. Vaktim olduğu sürece, fırsat düştükçe anlatmağa çalışıyorum (misal; https://www.ocakmedya.com/insanlar-farkliliklara-neden-tahammul-edemiyor/ H.B. 3 Ocak 2022 At 11:15 – https://www.ocakmedya.com/bize-yaptiran-allahtir-uzerine/ H.B. 3 Ocak 2022 At 00:49).

      • Sayın hb, çok iyi bildiğiniz bu türden siyasi kısır çekişmelere bizi de sürükleyerek elinize ne geçecek ki?

        • Kısır döngüden kurtarmağa çalışıyorum. Aksakal dedem fasit daire derdi buna. Bundan kurtulmak için sağa-sola dağılmış ufalanmış iç enerjiyi toparlamanın bir yolu olmalı. İşte bu, bileşke kuvvetini güçlendirecek, bizi fasit daireden kurtaracak iç enerji jeneratörü, yerli kaynak “Akıl*İman Sentezi”dir. Ancak bu itici güçle fasit daireyi teğet olarak geçebileceğiz. Başarabilirsem 85 milyon bütünleşecek, aynı bileşke kuvvetiyle Eşref-i Mahlukata doğru yol alacak. Bu doğrultuda yol alırken maddi olarak da güçlenmiş olmak işten bile değil. Büyük bir şevk ve motivasyonla o güç bize eşlik edecek, biz de ona. Benim elime bir şey geçmeyecek. Benim çıkış noktan zaten o. Net bir şekilde, ANLAŞILDI MI?

    • Şu 128 milyar $ nerede konusunu “siyasi önyargı bir tarafa…” diye sormuş isen zaten ansiklopedik bilgi de verseler..

      • Evet, bilgi nerede? İşte ben de o bilgiyi sormuştum. 2*2 = 4 = 2+2 netliğindeki bilgiyi. Sizinki de özet olmuş ama pek net değil (Siyasi önyargı simetriktir. Objektif bilgi peşindeyim!)

        • Ekonomi ve finans uzmanları Bir kaç aylık kısa bir süre aralığında hazineye ait rezervlerden 128 milyar dolar paranın karşılığı görünmeksizin eksildiğini farketmesi üzerine tüm muhalefet “128 milyar $ nerede” etiketiyle kaybolan parayı tüm dünyaya duyurdu. Haftalarca 128 milyar dolar nerede? sorusu soruldu, günlerce inkar eden hükümet mantıklı bir açıklama yapamayınca Erdoğan şuraya buraya harcadım bitti manasında bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Tartışma hala sürüyor, kimse ikna olmuş değil. Çünkü söz konusu para çok küçük bir bölümü bile harcandığı yerde hemen kendisini gösterecek kadar büyük bir miktar. Çok çeşitli söylentiler var, bunlardan önemli iki iddia Şöyle;

          “128 milyar dolar dövizin yükselişini engellemek için satıldı” (yapılan resmî açıklamalara göre dövize müdahale amaçlı satılan dolar miktarı 300-500 milyon dolarlarla ifade ediliyor. Buna göre MB dövize müdahale amaçlı en az 256 defa piyasalara dolar satması lazım, oysa dövize yapılan müdahale sayısı belli 7’li 10’lu rakamlar. Her hafta da müdahale açıklamadıklarına göre…)

          • Baran: İki iddia var diyorsun yazdığın bir tane. İddia bu ve doğru ise bu iş ülkede krallığını ilan etmiş bir aslan parçasının milletten aldığı vergilerle sırtlanları beslemeğe çalışması gibi bir şey. Sırtlanlara yem parası devasa büyüklükte bu 128 milyar $ı izah edemediğine göre insanın aklına “acaba, acaba” diyerek başka başka şeyler gelmesi de doğal. Spekülasyona girmeden önce ikinci iddia nerede?

Comments are closed.