‘İstanbul’u kazanan Türkiye’yi de kazanır’ deniyor. CHP de umutlu. Boşa çıkabilir o umut…

74

Türkiye için İstanbul önemli. Sadece tarih açısından ve doğal güzelliği bakımından da değil. Ülke nüfusunun neredeyse beşte biri İstanbul’da yaşıyor. İstanbul’un ülke ekonomisi içerisindeki ağırlığı ise başka herhangi bir ille mukayese edilebilecek gibi değil.

Belki İstanbul için bir zamanlar kullanılan ‘taşı toprağı altın’ sözü artık havada kalıyor; fakat kabına sığamayanlar veya daha geniş imkanlara sahip olmak isteyenlerin gözünü diktiği kent yine İstanbul oluyor.

İstanbul’un politik değeri

Politikacı gözünde değeri ise tartışılmaz. Bilenler, “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi de kaybeder” görüşünü tekrarlıyorlar. O söz ne denli doğrudur tartışılabilir; ancak “İstanbul’u kazananın Türkiye’yi de kazandığı” denkleminin doğruluğu Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin serüveninden de anlaşılabiliyor.

İstanbul’u kazandı Tayyip Erdoğan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığına kadar giden yol önünde açıldı.

AK Parti’nin 31 Mart seçiminin yenilenmesi ısrarı boşuna değil sizin anlayacağınız…

CHP’nin İstanbul belediye başkanlığını elde tutma çabası da aynı sebeple anlaşılabilir bir şey.

“İstanbul’u kaybeden…” diye başlayan cümlenin akla düşürdüğü akıbetin başına gelmesini istemiyor AK Parti; CHP ise Tayyip Erdoğan’ın siyasi serüveniyle doğruluğu ispatlanmış “İstanbul’u kazanan…” diye başlayan cümlenin kendisi için de doğrulanmasının peşinde.

Reklam

Ülkede iktidar olmanın yolunun başlangıcı olarak görüyor İstanbul’u kazanmayı CHP ve bunun için de CHP’liler 31 Mart öncesinde olduğu gibi 23 Haziran’a giden süreçte de canla başla çalışıyor.

Sonuç?

Hepimiz biliyoruz: CHP 31 Mart’ta adayı sayesinde ipi göğüsleyebildi; aynı durum 23 Haziran’da da tekrarlanabilirse bunu sağlayan yine adayının kimliği olacak…

Ancak yine hepimiz, Ekrem İmamoğlu’nun ‘tipik bir CHP’li’ olmadığını biliyoruz. Bilmesek de, siyaseti yakından izlemeye çalışanlara öyle bir izlenim veriyor CHP adayı…

İstanbul’u kazansa ve Türkiye’de iktidar olabilmek için umutlansa bile CHP’nin günümüz şartlarında o başarıyı gösterebilmesi hayli zor. Neredeyse imkansız.

Neden?

Dün yazdım: 1973’te CHP İstanbul belediye başkanlığını rakibi Adalet Partisi’ni bayağı geride bırakarak kazanmıştı. Ahmet İsvan o seçimde yüzde 63.6 oranında oy alarak İstanbul belediye başkanı seçilmişti.

Yazım için İsvan’ın siyasi macerasını en baştan anlattığı ‘Başkent Gölgesinde İstanbul’ kitabına yeniden göz gezdirirken yukarıdaki soruya cevap teşkil edecek bazı tespitlerle karşılaştım.

Reklam

CHP’nin ‘Cumhuriyet’i kuran parti’ olarak övündüğü bir tarihi geçmişi var; o övünülecek geçmiş aynı zamanda CHP’nin yumuşak karnı. O dönemde yaşananlar milletin hafızasında güçlü bir yere sahip ve hepsi de olumlu değil o dönemle ilgili anıların…

Rakiplerinin eski defterleri açarak CHP’ye yönelttiği ‘geçmişine dönük eleştiriler’ çoğu kez o anıları canlandırmaya ve seçimlerde oyları olumsuz ekilemeye yol açıyor.

Ahmet İsvan’ın kitabından şu paragrafı birlikte okuyalım (s. 22-23):

“Gittiğimiz her köyde Demokrat Parti temsilcisi bulunuyor, bize genellikle dostça fakat kesin ifadelerle karşı çıkıyor, jan­darma dayağının ve asıl, 6 lira yol vergisinin hesabını soruyor­du. Evet biz, birkaç yıl önce bitmiş olan Tek Parti zamanında köylü vatandaşlarımızdan, -dikkat edilsin, bütün vatandaşlar­dan değil, yalnız köylü vatandaşlarımızdan- yılda 6 lira yol vergisi almış, bu vergiyi ödeyemeyenlerin malına haciz koy­durmuş, evindeki eşyaları, kapkacağını, halısını, kilimini hac­z ettirmiştik. O günlerde bir günlük yevmiye 25 kuruştu. Bunları dinlerken ‘Yeter Söz Milletindir!’ haykırışının ne kadar yerinde ve etkili olduğunu anlamak çok kolaydı. Bu suçlama­lara karşı bizim yararlanabileceğimiz tek savunma, aşar vergi­sini kaldırdığımızı söylemek ve savaş giderlerinin büyüklüğünü hatırlatmak oluyordu. Görüldüğü gibi savunmamız çok cı­lızdı. 6 lira yol vergisinin kırsal alanda CHP görüntüsü üstün­de yaptığı etki, benim köylerde katıldığım parti çalışmalarında on yıl boyunca önümüze dikilen en kalıcı tahribatı oluşturu­yordu. Biz hep aşağıdan almaya, savunmaya çalıştık. O zaman­lar niye ‘Evet hata edilmiştir, ama bundan ders aldık’ deyip işin içinden çıkmadık, hala düşünürüm.”

Yol vergisi… O bile belli insanları 1950’lerde CHP’den uzak tutmak için yetiyordu.

Tabii bir de Jandarma dayağı…

Özeleştirisiz işi zor CHP’nin

Bugünün belli eğilimdeki insanları için CHP’ye oy vermeyi zorlaştıran geçmişe ait daha ciddi eleştirel unsurlar da var. Yalnızca AK Parti’ye oy vermekte olan insanları değil. ‘CHP ödüllü’ bir sanatçı olan ‘sol Kemalist’ Attila İlhan’ın kitaplarını okuyanlar bile CHP’ye kolay kolay oy veremez.

Sonradan CHP’den İstanbul belediye başkanlığını kazanacak Ahmet İsvan’ın 1950’lerde köy köy dolaşarak iktidar partisine oy verenleri kendi yanlarına çekmekte yaşadıkları zorluklardan yıldığında “Hata ettik, ama bunlardan ders aldık diyemedik” hayıflanması bugünkü CHP için de geçerlidir.

CHP’liler, bugün de, geçmişle ilgili eleştirilere muhatap olduklarında, hiç tereddüt etmeden, “Eleştirilerinizde haklısınız, ama bütün bu dedikleriniz eski dönemlere ait; hata ettik, hatalarımızdan da dersler çıkardık” diyemiyorlar…

Bülent Ecevit ‘özeleştiri’ anlamına gelecek bir söylemle halkın karşısına çıktığında (1977) CHP’ye yüzde 41.4 gibi yüksek bir oy devşirebilmişti.

Ekrem İmamoğlu İstanbul’u yeniden kazanır mı, göreceğiz. Kazansa bile “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi de kazanır” deyişinin CHP için geçerli olacağından çok mu çok kuşkuluyum. AK Parti CHP’ye bakıp boşuna telaşlanıyor.

Daha güçlü bir özeleştiri yapmadan CHP’nin iktidar umudu boşa çıkmaya mahkum gibime geliyor.

ΩΩΩΩ

74 YORUMLAR

  1. Yuvarlandığımız yer, iniş mi yoksa dik mi?
    Ne kadar numaramız varsa göstermedik mi?
    Attıksa birkaç kıtır,
    “Susma hürriyeti”ne sanki bir şey dedik mi?
    Babamın adı Hıdır, Elimden gelen budur!
    A.N.

  2. YSK AYNI ZARFTAN ÇIKAN DİĞER OYLARI GEÇERSİZ SAYMAMASI NE ANLAMA GELİYOR?
    YSK Belediye meclisinde çoğunluğu elde eden Cumhur ittifakını İBB de hakim konumunu garanti altına almıştır.
    23 haziranda seçmene verilen mesaj; kırk katır mı,kırk satır mı demek istenmektedir.
    Görüyorsunuz netice ortada tercih sizin.
    İster İBB de çoğunluğu muhalefette olan bir başkan seçin eli kolu bağlı otursun.(topal ördek )
    İster Cumhur ittifakının adayını tercih edin,herkes rahat etsin.(İBB meclis hakimiyeti kimde olduğunu bilerek oy vereceğiz)
    Eğer seçimi iptal ettiren iradenin hilafına oy verirseniz, yollardan burnunuzu tutarak dolaşmak zorunda kalırsınız.
    Yapın egemenlerin iradesini etsin herkes rahat.
    Yapmayın egemenlerin iradesini bulun b……nızı.
    Bu durumlarda halkımız genelde sıkıntılı sonuçları olsa da dayatmaları pek kabul etmemiştir.
    Geçmişte örneklerini çok görmüşüz.
    Vardır her işte bir hayır,neden deniyor.
    Bence şu demek;Endişeye gerek yok her şey olacağına varacaktır.
    Çünkü;Halk kendine uygun olan hak ettiği yönetime eninde sonunda ulaşacaktır.
    Bu durum geciktirilebilir ama asla engellenemez.
    Geciktirilmesi ,halk hak ettiği yönetime kavuştuğunda bu sefer daha kalıcı olmasına yarar.
    Değişimin geciktirilmesi,değişim geç gerçekleştiğinde daha uzun ömürlü olacak demektir.
    Bir canlı organizma ne kadar çabuk büyürse ömrü o kadar kısa olur.
    Bir organizma ne kadar yavaş ve uzun sürede tamamlarsa büyümesini,ömrü o kadar uzun olur.

  3. Mesele “AKP gitsin de CHP gelsin” değil. Mesele AKP=Erdoğan hizbinin ekonomi, iç politika ve dış politikada Türkiye’ye verdiği zararların artık tahammül edilemez hale gelmesidir. Öyle ki şu vasat CHP dahi Türkiye’yi Erdoğan’dan çok daha iyi yönetir.

    Diğer yandan iki tane sağlam kitle partisi şart. A.Gül/A.Babacan partisini de sabırsızlıkla bekliyoruz. Ali Babacan ve Ekrem İmamoğlu ikilisinin, Türkiye’yi içine çekilmek istenilen bataklıktan kurtaracak ve Devleti ve Milleti normalleştirecek siyasi önderler olacağına inanıyorum. A.Gül ve K.Kılıçdaroğlu gibi tecrübeli ve dürüst siyaset duayenleri de gençlere yol gösterecek, destek olacaklardır. (Meral Akşener’i ve Temel Babayı da unutmayalım)

    Erdoğan severlere not : Şu anda Türkiye’yi Erdoğan yönetmiyor, Bahçeli’nin siyasi temsilcisi olduğu Avrasyacı (NATO’dan çıkalım diyen) derin devlet yönetiyor. Erdoğan’ın tek görevi dışarıdan borç bulmak ve seçimleri kazanmak !

    • Bu üç paragrafta özetlenmiş çözümlemeye ekelenebilecek hemen hiçbir bir şey yok gerçekten.

      Dile getirilmesi gereken canalıcı tespitler çarpıcı bir dille söylenmiş.

      “Dağılabiliriz.” diyeceğim, yorumcu okurlara ayıp etmiş olacağım 🙂

      Elinize ve zihninize sağlık, Fatih Bey.

    • Devletbaşkanımızın karizmatik liderliği ve 15 yıldır göstermiş olduğu olağanüstü performans orta yerde dururken kimi türedi mutemetlerin hayatlarında yumurtadan başka bir şey kaldırmamış ellerine kaldıysa memleketimiz; vay bizim halimize..! Bernayın da dediği gibi hakikaten “zihninize sağlık!” üzerinize afiyet:)))

  4. Sn Karagülle yorumunun iki ana partinin yani AKP ve CHP ülkeye katkılarına işaret ederek, son paragrafında «Bu iki parti uzlaşmalıdır» diyor. Doğru! Bunları en iyi şekilde “akıl*iman sentezi”ne göre bir balans ayarı biraraya getirebilir.

    Kuruluş kökeni ve tarihi süreç itibariyle CHP’nin sözde “aklı çok”, imanı ya sahte ya da eksik. Sentez indeksi bu yüzden düşük. Sezgisel ve bilgisel yaklaşım çokçası böyle bir algı oluşturmuş durumda. AKP ise CHP’ye ait bu algıyı kullanarak yola çıkan bir parti. Ondan partizanca intikamını almaktayken, Osmanlıya dair daha farklı bir yoruma sahip olmakla aynı zamanda geçmişten de hesap sormak azminde. Ancak geçmişin irdelenmesini layıkıyla yapabilecek durumu yok. Bu konuda çoğunlukla duygusallıktan öteye gidemiyor. Netice olarak, AKP de “akıl*iman sentezi” indeksinin düşük olduğunu gösterdi. CHP’nin adeta tam tersi: sözde “imanı çok”, aklı eksik. Bu kanaat potansiyeli varken yapamadıkları düşünüldüğünde ortaya çıkıyor.

    Osmanlıdan sonra nasıl ki MKA/CHP önderliğinde muazzam bir fırsat kaçırıldı, bundan sonraki dönemlerde de ve özellikle RTE/AKP önderliğinde muazzam bir fırsat kaçırılmış oldu. AKP’nin gerçekleştireceği en büyük başarı kavgacı bir dille hesap sormaktan ziyade, uzlaştırıcı ve “akıl*iman sentezi”ölçüsüyle örnek olarak herhangi bir şatafata, israfa kaçmadan önceliklerini tespit ederek ülke kalkınmasına odaklanması olabilir(di). Geçmişle kavga edeceğine o dönem yapılmış hataların serbestçe tartışılmasına ortam hazırlamakla yetinebilirler(di).

    Zaman süreci her iki ana partinin de eksikliklerini, yanlışlıklarını getirip önümüze koydu, adeta. Bundan sonra uzlaşır bir araya gelirlerse “Beka” sorunu daha kolay hallolabilir… Yoksa bu cebelleşme periodik olarak “yo-yo” gibi devam eder durur; başka bir deyişle, “akıl*iman sentezi” zafiyetinden kurtulamayız!…

  5. Artık bir siyasal kitle partisi değil, Ergenekoncularla ve vesayetçi kliklerle birlikte devletin bizatihi kendisi olup çıkan Erdoğan’ın partisi, hiçbir muhalif sese katlanamıyor. Özellikle de gazetecilerden çıkan seslere.

    Yeniçağ gazetesi milliyetçi bir günlük gazete. İki yıl kadar önce gazeteleri 67 kişilik bir çapulcu ordusu tarafından basılmış, binanın camları aşağı indirilp bilgisayarları tahrip edilmişti. İki yıldır, Emniyet Müdürlüğü, bırakın o 67 kşiden birisini bulmayı, şüpheli sıfatıyla bir tek kişinin ifadesini bile almış değil -olay üzerindeki araştırmalarını sürdürüyormuş emniyet!

    Aynı gazetenin yazrlarından Yavuz Selim Demirağ, önceki gün evinin önünde apartmana girerken 7 kopuğun beyzbol sopalı saldırısına uğradı -halen hastahanede. Saldırganların geldikleri aracın plakası sahte bir plaka. Olay sırasında arabalarıyla orada olan iki genç, kopuklar olay yerinden kaçarken aracın plakasını not alıp polise veriyorlar, polis, plakanın sahte olduğunu tespit ediyor.

    Hepsi Ankara’nın aynı ilçesinden olan saldırgan kopukların 6 tanesi yakalandılar, savcılık talimatıyla serbest bırakıldılar -çünkü gazetecinin uğradığı darp herhangi bir hayatı tehlike yaratmamış!

    Kopuklardan ilk yakalanan iki tanesi, gazeteci Demirağ’ı tanımadıklarını, aldıkları bir talimat sonucu eyleme katıldıklarını söylüyorlar ilk verdikleri ifadelerinde. Diğer dördü de yakalandığında ve bunlar avukatlarıyla görüştürüldüklerinde, hepsi aynı ifadeyi veriyor: “Trafikte tartıştık, canımızı sıkan laflar etti”

    Demirağ’ı evine bırakan ve direksiyonda olan kişi, yine bir gazeteci olan arkadaşı. Yol boyunca tek bir araç çoförüyle en ufak bir münakaşa yaşamış değiller. Demirağ, gazeteden evine kadar olan mesafedeki MOBESE kayıtlarından bunun kolayca tespit edilebileceğini söylüyor.

    Kopuklar gazete binası basıp bilgisayarları parçalıyor, camları indiriyorlar. İki yıldır bir şüpheli bile bulamıyor Emniyet.

    Bir diğer yazar, devlet iktidarının küçük ortağının lideri tarafından alenen ve suç işlenerek tehdit ediliyor, tık yok.

    Ana muhalefet lideri resmen linç girişiminden zor bela kurtuluyor, saldırgan kopuk medya ve delet partisi cenahında adeta kahraman ilan ediliyor.

    Bir AK Partili aklı evvel İmamoğlu kampanyasına destek veren bütün sanatçıların isimlerini kaydettiği listeyi paylaşıyor sosyal medyada, çete risi kılıklı çakma yazar C. Küçük, bu listelerin sanatçılarla sınırlı kalmayıp kampnya sloganını kullanan herkesin kayıtlara geçirilmesini, bu alanda oluşturulan listelerin kendisine ulaştırılmasını istiyor. . .

    İstanbul seçimleri ve sonrasında gelecek erken seçimler, halkla, kopukların şiddeti ve tehditkar dille ayakta kalmaya çalışan devlet partisi ve onun lideri arasında yaşanacak.

    Türkiye’nin, emniyetinden mahkemelerine, ülke ve belediye bütçelerinin denetlenebilirliğinden Merkez Bankası’ndaki döviz rezervlerinin bilinebilirliğine kadar yeniden kurumsal bir yapıya, olağan bir gündelik yaşama, olağan siyasal yarışma ve rekabete, insanlar arasındaki olağan ilişkilere dönebilmesi için, giderek çetelerin bir koalisyonu halini alan bu çürümüş devleti sandığa gömmesi gerekiyor.

    AK Parti seçmenleri dahil, herkesin çıkarı bunu zorunlu kılıyor, çünkü giderek Baasçı bir rejimi andıran bu çürümüşlük ve hukuksuzluk içinde kimsenin güvencede olması mümkün değil.

    • Ha ha ha! Bunu kitap yazdığı için Atıf Hocayı asanlar şiir yazdığı için Sabahattin Aliyi hapislerde süründürür Odunla kafasına vura vura öldürene, şiir okuduğu için Cumhurbaşkanını kazandığı belediye başkanlığından alıp hapse gönderenler söylüyor. Allahtan hepinizi iyi biliyoruz.

      • Ha ha ha sayın hd ! Siz Derin devlet = CHP sanıyorsunuz anlaşılan. O zaman neden CHP sittin senedir doğru dürüst seçim kazanamıyor ? Ayrıca derin devlet şu anda kiminle iş tutuyor ?

    • bakıyorum işi merkez bankasındaki döviz rezervine kadar getirmişsin; biz sana hiç soruyor muyuz saadet zincirinin genel merkezine neden haciz gelmiş diye? Memleketin kasasına kaç para koydun da bakiyeyi merak ediyorsun? Ben sana söyliim; 1dolarlık banknotlardan istiflemiyoruz orda! Yarın türkiyenin “aydınlık günlerinde” gelip konacağın yeni yaptığımız dünyanın en büyük havaalanına inen uçaklar dolusu turistlerden kazandığımız paralarla dolduruyoruz hazinemizi. İyisi mi bu kadarıyla yetin şimdilik..!

  6. Niyedir bilmem ben İmamoğlu’nun çok rahat şekilde seçimi kazanacağı düşüncesindeyim.Ekonomik durum öylesine bir hal aldı ki bu saatten sonra seçmen için İmamoğlu, köprüden önceki son çıkış gibi görülebilir.Ekonomi başka İstanbul başka diyenlere durumu şöyle izah edelim:İktidar son seçimde oy kaybını en çok nerelerde yaşadı? Tabiki büyükşehirlerde; çünkü büyükşehirlerde kriz daha güçlü hissediliyor,hayat daha pahalı.Taşrada kriz şimdilik bu ölçüde değil ve taşra seçmeni daha dışa kapalı olduğundan yön değiştirmesi bir o kadar zor.Ekonomik durum sorunsuz olsa iktidar neden oy kaybetsin ki? İşte tüm bu sebepler beyaz Türk profiline uymayan İmamoğlu’yla birleşince CHP yine kazanır bence.

  7. Cumhuriyeti kuran parti CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) idi, 1935 yılında CHP adını almıştır. 1946 yılında kurulan Demokrat Parti’ye kadar tüm siyasetçiler CHP mensubu idi (Celal Bayar ve Adnan Menderes dâhil). Yani eleştirilen tek parti dönemi uygulamalarında, ileride sağ partilerde yer alacak olan muhafazakâr siyasetçilerin de sorumluluğu vardı. Tabi CHP’de belirli bir hizip (klik) etkiliydi, bu nedenle muhafazakâr siyasetçilerin sorumluluğu daha az denebilirse de bu gerekçe onların sorumluluğunu sıfırlamaz.

    Tek parti dönemi 1923-1950 yıllarını kapsar. Mustafa K. Atatürk dönemi (1923-1938) en zorlu yıllardı. İmparatorluğun çöküş dönemi savaşlarla geçmişti ve nihayet Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları ile elde avuçta ne varsa tüketilmişti. Bununla birlikte Atatürk döneminde çok başarılı bir yönetim gösterildiği, en temel sanayilerden bazılarının kurulduğu, eğitimde büyük başarılar kazanıldığı, ülke imar edilerek yaşanabilir hale getirildiği görülmektedir. Bu dönemdeki kalkınma hızı ortalaması %8 küsur ile 1923-2018 dönemindeki rekora sahiptir.
    İsmet İnönü dönemi (1939-1950) ise, 2. Dünya Savaşı ve hemen sonrasındaki kritik dönemi kapsar. Bu dönemde çekilen kıtlıkları ve diğer sorunları ‘abartarak eleştirmek’ en hafif deyimiyle milli bir sorumsuzluktur, ahlaksızlıktır. (Gelişmiş ülkeler dâhil ekonomik istatistiklerde 2. Dünya Savaşı yılları hariç tutulur.)

    Şu soruyu sormak gerekir. 1950’den sonraki Demokrat Parti, Adalet Partisi ve benzerleri 1923-1950 döneminde iktidar olsalardı ; ekonomide ve dış politikada eleştirdikleri CHP’den daha iyi neler yapabilirlerdi?

    Bence esas sorun ekonomi ve politik tercihler değil, tek parti döneminde yapılmaya çalışılan kültürel dönüşümdür. Bilim-teknoloji-sanayi devrimleri yapılabilir fakat kültür devrimi yapılamaz, yapılsa da tutturulamaz. Nitekim AKP=Erdoğan tek parti dönemini ekonomi veya dış politika üzerinden eleştirmiyor. Kültürel (sosyal, dini, v.b.) konulardaki kimi uygulamaları eleştiriyor ve diyor ki : Bu CeHaPe var ya bu CeHaPe. Ezanı yasakladı, camileri ahır yaptı, … Bir de söylemek isteyip de bugün dahi söylemekten çekindikleri var (bunlara şimdilik girmeyelim, fakat bakınız : Kadir Mısıroğlu).

    1920-40’lı yıllar Dünyada faşist ve komünist (totaliter) rejimlerin yükseldiği yıllardı. Bu siyasi-felsefik ortamın genç Türkiye Cumhuriyeti’ne de yansımaları olmuştur. MHP ve Sosyalist partilerin filizleri tek parti CHP içinde atılmıştır. Yani eski tek parti CHP’sindeki her şey bugünkü CHP’ye fatura edilemez.

    Peki CHP yönetimi ve taraftarı aydınlar neden haklı eleştiriler karşısında makul bir öz eleştiri yapmıyorlar ve neden kimi haksız suçlamalar karşısında makul savunmalar yapmıyorlar ? Bu sorunun cevabı oldukça basit. CHP’liler de bu toprağın insanı ve sağ kesim gibi ‘gelişmekte olan ülke’ insanı. Aslında ‘laikler’ de benzer suçlamaları muhafazakarlara karşı yapıyor : Örümcek kafalı, yobaz, şeriat düzeni istiyorlar, … v.b. Fakat şöyle bir gerçek var. Türkiye’nin sosyo-kültürel mirası nedeniyle seçmen havuzunun %70’i muhafazakar, %30’u laik. Bu durumda merkez sağ parti kendi havuzunun %70’ini alsa %49 ile iktidar oluyor. Merkez sol parti ise kendi havuzunun %90’ını alsa %27 ile muhalefette kalıyor. Bu sosyolojik gerçek muhafazakar partilerde ‘siyasi şımarıklık’ yaratırken, laik partide (CHP) sinirlerin bozulmasına yol açıyor. Bu nedenle eğer CHP, SHP olmaktan uzaklaşıp küresel ölçekte başarılı bir geliştirme gösterirse Türkiye’nin önünü açabilir. Zira muhafazakar sağ partilerin ‘siyasi şımarıklığı’ daha uzun yıllar devam edecektir.

    (Bu nedenle yeni kurulacak A.Gül/A.Babacan partisinin de merkez sağ değil yalnız merkez partisi olması doğru olur. Yeni bir ‘siyasi şımarıklık’ partisinin tercih nedeni olmayacağını düşünüyorum).

    • Zihin açıcı ve hakkaniyetli bir metin, sayın Türk.

      Bir itiraz olarak düşünmeyin, ama, gerçekten de zaman içinde küçük yerleşim ünitelerinden (kasaba, Karadeniz illeri, Anadolu’nun kendine yeterli olmayan şehirleri) metropollere ve büyük kentlere olan, başka hiçbir ülkenin yakın tarihinde yaşanmamış ölçekte ve hızda yaşanmış olan göçün yarattığı yeni sosylojiler içinde düşünmek lazım artık Türkiye solundan ve Türkiye sağının bugünü ve yakın geleceğini.

      Henüz arzu edilir düzeyde bir bireyselleşme ve melezleşmeden söz edemiyoruz, ama tarihin ve hayatın akışı kaçınılmaz olarak bu yönde. İstanbul’da yaşayan MHP’li bir gencimizin ya da orta yaşta bir insanımızın deneyim, fikir ve duygu dünyası ile, -söz gelimi- Merzifon’un bir kasabasında yaşayan genç ya da orta yaşta bir MHP’nin fikir ve duygu dünyası bire bir örtüşmüyor artık. Aynı şey CHP’liler için de geçerli, dindar yada siyasal İslamcı insanlarımız için de geçerli. Çok farkı akıyor büyük kentlerde hayat, binbir çeşit deneyim ve gözlem arzu edilse de edilmese de kapısını çalıyor insanların.

      Dönüşen, kendi içinde farklılaşma eğilimleri gösteren sosyolojik katmanlar, giderek daha belirleyici hale gelecekler yakın geleceğin Türkiyesi’nde.

      İmamoğlu örneğin.

      Bu insanın kısa sürede erişmiş olduğu popülarite, kimi muhafazakar jestlerle, samimi diliyle vb. açıklanıyor. Kuşkusuz bu tür faktörler de rol oynuyor, ama, ben en az bunun kadar, İmamoğlu’nun popülaritesinin bir değişim, bir gençleşme (yenilenme) talebini de ima ettiğini düşünyorum.

      Ülkücüsü de, AK Partilisi de, CHP ve HDP’lisi de, belki sistematik bir bilinç düzeyine değil, ama sezgisel düzeyde bir bıkkınlık ve memnuniyetsizlik içinde geleneksel devlet yapısından ve geleneksel merkeziyetçi-bürokratik yönetim modelinden.

      Kılıçdaroğlu, seküler dünyadaki sofu ve seçkinci Kemalist zihniyetin yavaş yavaş çatlamasına katkıda bulundu. Olumlamak, ona ve ekibine destek vermek gerekir. Meral Akşener’in partisi de, yeni, kentli ve modern milliyetçiliği yükseltiyor, bunu da memnuniyetle karşılamak gerek.

      Şimdilik çok belirgin olmayan, irili ufaklı bir dağınıklık içinde akan sosylojik-düşünsel dönüşüm süreçleri, 15-20 yıl gibi bir süre içinde, merkezi-bürokratik yönetim tarzını ideolojik düzeyde tüm kesimler için kabul edilmez kılacak.

      Eğer devlet aygıtı ve geleneksel siyasetçi tipi iktidarının bir bölümünü yerelle paylaşmamakta diretir ve her şeyi Ankara’nın kontrolünde tutmakta ısrar ederse,katılımcılığın her türünü dışlamaya devam ederse, siyasete olan ilgi azalır, yabancılşama aldırmazlık filizlenip güçlenir, sol-sağ ayrımı hem flulaşır, hem de geleneksel önemini ve rolünü önemli ölçüde yitirir.

      Dolayısıyla, yeni kurulacağını işittiğimiz, benim merak ve umutla beklediğim yeni parti, bir yandan CHP’nin dönüşüm sancılarında bu partiye destek olmalı, iki ana gövde temsilini İyi Parti’de bulan kentli ülkücülüğü beslemeli, birlikte adım adım daha gevşek, yereli boğmayan çağdaş bir devlet örgütlenmesini hayata geçirerek siyaseti de tedrici olarak dönüştürmeli. Demokratik Kürt akörlerini de böyle bir süreçte rol ve sorumluluk almaya yüreklendirmeliler.

      İnsanlarımızın oy verme ediminin bağnaz bir ideolojik/duygusal tutuculuktan giderek uzaklaşması, ortak deneyimlerde yumuşaması ve yer yer melezleşmesi de buna bağlı.

      Son demlerini yaşayan devlet partisi iktidarından sonra yaşayacağımız şey, demokratik restorasyon dönemi olmalı. Zaten CHP üzerinde bir basınç var bu konuda onu değişmeye zorlayan. Dindar muhafazakar yığınların ve dindar demokrat aydınların dinamik kitle partisi, CHP üzerindeki bu basıncı artarak devam ettirir, eşzamanlı olarak veya bir süre sonra kendisi de kendi eliyle teşvik ettiği demokratik restorasyon sürecinin siyasal sorumluluğundan kaçamaz hale gelir. Böylece, AK Parti’nin sonradan yaşadığı ve hepimize kaybettiren U dönüşü ve sosysuzlaşma olasılığı bu parti için minimize edilmiş olur.

      Ben böyle düşünüyor, bunu umut ediyorum.

  8. Ramazanda nispeten sakin oluruz ortam biraz durulur falan demiştim ama bakıyorum da ehli fitne hiç boş durmuyor..! Hakikaten de dün bizim uğurböceğinin de belirttiği gibi aramızda bikaç güzide kalem erbabı vardı ki onların da yazlıklara gitmesiyle kaldık buralarda:( nöbetçi mutemetlerden bi tanesi(insan taneyle sayılmaz ama neyse:) bugünkü yazısından dolayı sayın koruya bi ahlak dersi vereceğini, gerekirse hayat koçu dahi olabileceğini absürd ötesi bir dille duyurdu..! Daha ne oluyor demeye kalmadan bir diğer eleman da adam tutup sayın yazarı beyzbol sopalarıyla eşek sudan gelene kadar dövdürmekle tehdit etmeye kadar vardırdı işi..! …kyedibaşı gediklimiz de boş durur mu; o da hemen elinde bi kürek bi süpürgeyle imdadına yetişti ki en azından kırılıp dökülenleri süpürüp kaldırsın; o pek bi değer verdiği seviyemiz iyice ayakaltı olmasın… Neyse, kendi başlarını yesinler inşallah..!

    • “Birilerinin yokluğu” (!) sende hüzün ve kedere tavan yaptırmış anlaşılan, ağzını bozmuşsun yine.

      Ona buna hakeret edeceğine git hüzünlü ayrılıklar üzerine bir şiir döktür gel bence, belki biraz yaralı ve incinmiş ruhun yatışır böylece -bu kez Ahmet Altan’dan esinlenmesen de olur, zaten içinde bulunduğumuz günlerin ruhu da böyle bir zevzeklik için uygun değil.

      Artık Ahmet Altan’dan takılmak için muhtemel geri dönüşleri bekleyeceksin, çare yok ; )

      • Sana da yaranılmıyor ki; hem tekrarlara düşüyorsun diyorsun hem de yeni bi çift kelam etsek ne küfürbazlığımız kalıyor ne de “yalnızlığın başımıza vurmuşluğu..!” Ya da hiç olmadı gidip ç.altanın tosuncuklarıyla mukayese ediyorsun onca göz nurunu; sonra da estek köstek..! 1tl lik (1dolarlık mı deseydim?) o yazar taslaklarının düş gücü benim şu karalamalarımın yanından bile geçemez ama neyse…

  9. CHP ve AK Parti
    İnsanlık Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Kur’an uygarlıklarını geçirerek buraya geldi. Bu uygarlıkları Mısır, Greko Romen, Bizans ve Avrupa uygarlıkları izledi. Son beş yüz yılı İslamiyet Osmanlılarda gerileyerek tamamladı. İslam gerilerken Avrupa ilerledi. İslamiyet’ten öğrendikleri ile ilerliyordu. İslam uygarlığını batıya taşıyanlar İsrail oğulları olmuştur.
    2000 yılına kadar batı tepeye ulaştı. Batıya Yahudilerin sermayesi hakim oldu. Yaşlanmış ve artık cenazesi kaldırılan birinci Kur’an uygarlığının yerini şimdi ikinci Kur’an uygarlığı almaktadır. CHP’nin günahları var ama yaptıkları da vardır.
    1) Önce İstiklal Savaşı’nı kazandı ve cumhuriyeti kurdu. Osmanlı imparatorluğunu o yıkmadı, kendisi yıkıldı. Hanedanı yalnıza sürdü, onları soy kırımına uğratmadı.
    2) Yeryüzüne üçüncü bin yıl uygarlığının altı okunu getirdi. Milliyetçiliği inkılapçılıkla, devletçiliği halkçılıkla, cumhuriyetçiliği laiklikle dengeledi.
    3) İkinci Cihan Savaşı’na girmeyerek Türkiye devletinin varlığını korudu. Üstelik Türkiye’ye demokrasiyi getirdi.
    4) En büyük hizmeti İslamiyet’e yaptı. Türkiye’de %50’den fazla azınlık varken bugün bu oran %1’lerin altına düşmüştür. Bin senelik kilitlenmiş içtihat sisteminin Türkiye’de yeniden canlanmasını sağladı.
    Benzer şekilde AK Parti’nin de büyük hizmetleri vardır.
    1- Öncelikle Türk Ordusu ile uzlaştı. Türk ordusunun İslam karşıtlığına son verdi.
    2- Uygulamada particiliğe son verdi, bütün vatandaşları eşit şekilde devletten yararlandırdı.
    3- Batı ile uzlaştı ve batı sermayesini Türkiye’ye getirerek İstanbul’u ve Türkiye’yi dünyanın barış merkezi haline getirdi.
    4- Türk halkının girişimci olmasını sağladı ve Tük halkı doğu piyasalarında boy gösterdi.
    Hasılı her iki parti de başarılı büyük partilerdir. Türkiye beka sorunu ile karşı karşıyadır. Türkçesi ölüm kalım savaşı içindedir. Bu iki parti uzlaşmalıdır. MHP ve HDP barışmalıdır. İstiklal savaşındaki birliğimize dönersek dünya bize saldırsa bile yeneriz.

  10. Yani sözün özü Türk milleti Atatürkle aldatanlarla Allah ile aldatanların arasına sıkışıp kalmıştır.
    Ama milletimiz bunu bile anlamak istemiyor.
    Laiklerin zulmünden kurtulacağım derken gidip tek adam zulmüne teslim oluyor.
    Allah göstermesin tek adamlık bir de laiklerin eline geçerse var ya…
    Duman attırırlar alimallah.
    17 Nisandan önce çok söyledik ama dinleyen olmadı.
    Ama belkide hayır bundadır.
    Fehmi Koru nun tespit ve dileğine rağmen bir laik başkanımız olur da şu akılsız islamcılara iyi bir ders verir….
    Belki o zaman akılları başlarına gelir.

  11. Sayın Koru CHPye çok güzel yol göstermiş.Netice alacak, oyuna oy katacak, muhafazakar kesimle kucaklaşacak, tereddüt edenlerin tereddüdünü izale edecek çalışma ve anlayış ortaya koymuş..Kadrikıymetini bilirlerse..Bilmezlerse ve biz daha iyiyiz demekten başka, AKP Partiyi kötülemekten başka söylem geliştirmezlerse iktidarı rüyalarında görürler…Bak AK Parti yine din üzerinden algı oluşturuyor..CHPliler dine düşman, dine mesafeli, yine ezanı türkçeye çevirirler…ve benzeri söylemler içindeler…Bunları boşa çıkarmanın yolu halkın değerleriyle kucaklaştığnı samimi bir görüntü ile göstermek..icraatlarında da böyle olacağını ispatlamak…Sultan Ahmet fuarında olduğu gibi tuzağa düşürse 1dk. nakavt demektir…Ramazan akşamları eğlence için bütçe ayırmak siyaset bilmemektir..Sadece CHPye hitap etmek demektir..Koru CHP’ye gönüllü danışmanlık yapmış.. CHP böyle bir değerlendirmeyi kendi danışmanlarından, akıl hocalarından alması mümkün olmayan bir değerlendirme… CHP için en güzel çalışma tarzını göstermiş..
    Kısaca CHP 1930 anlayışına ve uygulamasına çıkmayı bir kenara bırakıp, o zamanın icraatlarından özür dilemesi, tevbe etmesi gerekir..Yoksa halkın iradesiyle iktadır olması mümkün değil…

  12. AKP ÇOK BÜYÜK İHTİMALLE İSTANBUL U ALIR.
    Neden mi?
    Mikro ölçekte çalışılacak.
    Etnik kökenlilerin hakim olduğu mahallelerde kanaat önderler bir şekilde ikna edilecek.
    Kendini azınlık kaygısıyla hareket eden gruplara her türlü yardımlar yapılacak.
    Küskünleri ikna etmenin bir yolu bulunacak.
    Nasıl olsa AKP adayı kazanır diye oy vermeye gitmeye üşenenler.
    İBB nın devlet imkanlarından kayıp halinde mahrum kalınma korkusunun kesin hissettirilmesi.
    Muhtarlık seçimi için naklini köyüne aldıranlar İstanbul da 23 haziranda oy kullandırılması işi bitirir.
    Hiçbir şey ihmal edilmeyecek.
    İki oyu olan küsurat partileri dahi ikna edilecektir.
    Her şey ama her şey seferber edilecektir.
    Bizim cahil halimizle aklımızın ucundan geçmeyen daha nice yollar düşünülecek ve uygulanacaktır.
    Kaybetmek ;yakın tarihte her konuda kaos kaçınılmaz olur.
    Erken seçim yakın tarihte kaçınılmaz olur.
    İktidarın her imkanı kullanıp kazanamaması büyük yıkım olur.
    İktidar bir şey olmamış gibi yoluna devam edemez.
    Bunu herkesten çok iyi biliyor ve ona göre davranıyor.
    Her halükarda AKP İstanbul u alsa da alamasa da seçimden daha da yıpranmış çıkacaktır.
    Devasa iktidar imkanları ile kazanama ma yıkım olur.
    Devasa imkanlarla kazan ma ise AKP bir PİRUS zaferi kazanır ama lider gücünü parti üzerinde daha da perçinler.
    Gördünüz ;’Ben olmazsam İstanbul da ünü eleği çoktan toplamış tınız’ diyecektir.
    Kazanılan her yer Reis tarafından alındığı bir kez daha ispatlanmış olacaktır.
    Şimdiden İBB başkanı aslında kim olacak bellidir.
    Binalı bey olmayacağı kesindir.
    İmamoğlu nun olması bir ihtimal.
    Çeyrek asır dır İstanbul u kim yönettiyse önümüzdeki beş yılda da o yönetecektir büyük ihtimalle.
    İmamoğlu zayıf ihtimalle kazansa da yine İstanbul la ilgili önemli kararların yetkileri merkezi yönetime devredilecektir.
    Belediye meclisinde çoğunluk Cumhur ittifakında olması sebebiyle İBB başkanı bir sebepten görevden alındığında İBB meclisi Cumhur ittifakının adayı seçilecektir.
    Görünen o ki merkezi yönetim her durumda duruma hakimdir.

    • Bence, nasıl Erdoğan ve AK Parti’nin 2023’ü görmesi olanaksız ise ve o tarihten çok daha önce iktidardan düşecek ise, eğer 23 Haziran’da İstabul Belediyesi’ni ele geçirirse AK Parti, belediye başkanlığını beş yıl elinde tutması çok zor.

      Hukuksuzlukta ve devlet gücünü ahlaksız yollardan kullanma konusunda Erdoğan yalnız değil. CHP’nin böyle konularda elinin armut toplamadığını yaşadıklarımızdan biliyoruz. Erdoğan iktidardan düştüğünde getirirler 23 Haziran seçimini gündeme, kendi YSK’larıyla alırlar Belediye Başkanlığı’nı.

      Etme bulma dünyasıdır bizde siyaset arenası, hayli zamandır aralarına AK Parti’nin de katılmış olduğu geleneksel düzen partileri, hukuk ve adaleti kendi çıkarlarına göre yontma ahlaksızlığında birinci dereceden akarabadırlar.

  13. Muhtemelen fehmi koru yenicag gazeteci yorumcunun saldırısından etkilenmiş ve empati kurmuş. Bu mübarek ramazanda neden eski defterleri açıyorsunuz anlayamadım. Geçmiş geçmişte kalmış. Herkes hata yapar; hz. Vahşi peygamberimizin amcası öldürmüş sonra Müslüman olmuş. Şimdi geçmişte yapılan hatalar yüzünden hz. Vahsiyi hep kötü anılarla mı anacağız? El insaf ya Ekrem imamoglu %60 kendi hal ve hareketleri ile halkın güveni kazandı. Bu saatten sonra millet CHP, saadet hdp ve iyi partiye bakmaksızın Ekrem imamogluyu destekliyor. Ak partinin de çekindiği nokta da budur. İnşallah her şey çok güzel olacak…
    SAYGILAR SEVGİLER

  14. Istanbul seçimlerini kazanabilmek için, CHP nin secmenlerinin secmen kayitlari siliniyor.
    Koni ile ilgili haber Interneten alinti
    ×××××××
    [ Skandal ] 31 Mart’ta oy kullanmış seçmenleri silmişler
    YSK’nın tartışmalı İstanbul kararından sonra ilginç gelişmeler yaşanıyor. Gazeteci Emin Çapa da eşinin ve kendisinin seçmen kaydının silindiğini duyurdu.

    YSK’nın tartışmalı İstanbul kararından sonra ilginç gelişmeler yaşanıyor. Gazeteci Emin Çapa da eşinin ve kendisinin seçmen kaydının silindiğini duyurdu.

    YSK’nın İstanbul seçiminin tekrarlanması kararından sonra seçmen kütüklerini sorguluyor. Daha önce Ekşi Sözlük yazarının gündeme getirdiği seçmen kaydının silinmesi olayı bu kez Emin Çapa tarafından dile getirildi.

    Emin Çapa ikamet ettikleri adresten hem kendisinin hem de eşinin seçmen kaydının silindiğini belirtti. Emin Çapa bu konuyu sosyal medya hesabından gündeme getirdi,

    Çapa şunları ifade etti, “YSK’nın internet sitesine göre “seçmen” değiliz. Her seçim olduğu gibi internet üzerinden kaydımıza baktık ve bu sefer eşim de, ben de yokuz. Nasıl yani? 1,5 ayda dijital kütükten sildiniz mi bizi? Nüfus Müdürlüğü yolları göründü.

    İnanamayıp defalarca tekrar tekrar baktım. Kendi kendime, “aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar alamazsın”.
    Hepiniz seçmen sorgulamaya girin.”
    ××××××

  15. Çocuklar yalan söyledikleri zaman büyükler hemen”ağzına biber surerim” derlermişler.
    Bunun yazarin yazisi ile alakasi ne diyerek sakin bana kizmayı.

    Türkıye Cumhuriyeti 11. ve 12. Cumhur Başkanlarindan birisi yalan söyliyor.
    Onun için bunlardan birisinin agzina biber sürmemiz gerekiyor.
    Ümmet ve Dünya liderimiz! 11 C Baskani Abdullah Gül için “Kurucumuz değildi. Zaten cumhurbaşkanlığından sonra da partimize üye olmadı”
    Demiş.
    Haşa bu mubarek Ramazanda Ümmet ve Dünya liderimiz hiç yalanmi söylermi?

    Demeki, Ümmet ve dünya liderimiz! Kendi diploma problemi nedeninden dolayi 2007 deki yargıçlara güc yetiremiyeceğini bildiği icin. partisinin kurucusu değilde siradan bir taraftarini aday göstermiş ve bu nedenden dolayi. Kendisini 2014 ki secimlere hazirlamiş.
    Her halükarda birinin agzina biber surmeiz gerekli.
    En iyisi buna troller karar versin.
    Troller sizce hangisi yalan soylemiş?
    Kardeşi Gül’mü yoksa ümmet liderinin kendisimi?
    Galiba hurma pahali olduğu için iftarlarini yalanla açmak zorunda kalmişlar.

    • ah nurdan nereden buldun son cümleyi ciddi ciddi yazıları okurken birden güldürmen, belki bu gün akşama kadar bu söze güleceğim teşekkürler

    • Sayın Abdullah Gül’ün isminin kurucular arasında olmadığı doğru ancak ifade ediliş biçimi uygun değil. Sayın Bülent Arınç’ın ile Abdüllatif Şener’in ismi de kurucular arasında yok. Ancak bizim hatırımızda bu dört kişinin partinin kuruluşundaki temel direkler olduğu kalmış.
      AK partinin kurucularının isimlerini aşağıdaki linkten görebilirsiniz.
      http://www.hurriyet.com.tr/gundem/adalet-ve-kalkinma-partisi-kuruldu-10017

      • Ak Parti kurulurken yayımladığı Kurucular Kurulu adlı kitapta sayfa 3-13 arasında İLKELER yer almış, arkasından KURUCULAR KURULU verilmiştir. Kurucular ikiye ayrılarak düzenlenmiştir. Buna göre milletvekili olmayan kurucular (s.16-88) ile KURUCU MİLLETVEKİLLERİ (s.91-141) sıralanmıştır. O sırada milletvekili olan bütün kurucular bu kısımda yer almışlardır. Dolayısıyla Kurucular Kurulu’nda yok demek gerçeği yansıtmıyor. Zira sözü edilen Kurucular Kurulu listesinde hiçbir milletvekili yer almamaktadır. O günleri hatırlayanlar bileceklerdir ki Ak Partinin kuruluşunda aktif görev yapan, partinin kuruluşunu gerçekleştiren milletvekilleri vardır. Partinin yayını olan AK PARTİ KURUCULAR KURULU adlı yayına bakılmasını öneririm.

      • Ben AKP nin kuruluş hikayesini çok iyi biliyorum.Abdullah Gül, Bulent Ariç ve Abdullatif şener. Bunlar kapatma davası açilmış partnın millet vekilleri olduklari için! O zaman siyasi yasakli olan Erdoğani başkan yapmişlar esasa AKP nin kurulma fikri ve kurucuları bunlarin üçü.
        2014 de ufaktan başlayarak 2016 dan sonrada havuzun özelikle Gülü pasiviye etmek için saptirma haberler kaynatmaya başlattı ve pişirip Erdoğanin önüne sürdü. Erdoğanda her zaman yaptiği gibi kenarda gezip ortada bulunmuşluğunun verdiği oz güvenle Dün o yemeği yemaye başladı. Arkasi gelecektir.
        Erdogan madem bu kadar siyasi bir deha idise neden bu saydiklarimin AKP den ellerini cektirdikten sonra Turkiyeyi çökertti?

        Esas parti kurulma projesi bittikten sonra onu getirip başkan yaptilar….
        Bunu herkes biliyor.

        Şimdi Erdoğana EFSUNLADİĞI sadik biyatcilari dışında hiç kimse inanmiyor…ha birde inanmiş gibi görünen etrafindaki RANTÇILAR.
        ××××××
        JUSTICE AND DEVELOPMENT PARTY
        Founders
        1 of 1
        Recep Tayyip Erdoğan

        Abdullah Gül

        Bülent Arınç

        Abdüllatif Şener
        ××××××

      • Bence kimin yalan söylediği şu haberde yer aliyor.
        ××××
        Abdullah Gül AKP’nin kurucusu mu değil mi” tartışmaları sürerken, Gül’ün 2015’te Katar basınına yaptığı “AKP’nin esas kurucusu benim” açıklaması gündeme geldi. Gül, 2015’in Nisan ayında Katar’da yayınlanan eş-Şark gazetesine yaptığı açıklamada, “AKP’nin esas kurucusu benim. AKP’nin hem ilk çıkardığı başbakan benim, ilk cumhurbaşkanı da benim. Arkadaşlarımız da şimdi devraldılar” demişti.

        ( Erdoğan, bugün her ne kadar “Abdullah Gül kurucu değildi” dese de, AKP’yi siyaseten birlikte kurduklarını, Gül’ün cumhurbaşkanı adaylığını açıkladığı sırada partisinin grup toplantısında şu sözlerle dile getirmişti:)
        “Yaptığımız değerlendirmeler neticesinde bir isim ortaya çıkmıştır. Bu isim de, bugüne kadar beraber bu yolda olduğumuz, bu hareketi beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimdir.”)
        ×××××××
        Sayin Guven! Sizce Biberi kimin agzina sürelim????
        Hangisi yalan soyliyor?

  16. “Özeleştirisiz işi zor CHP’nin”. Evet bence de öyle! Ana sahneye gelişiyle siyasete gerçekten bir yenilik yapmak istiyorsa İmamoğlu “Bağımsız” bir aday olarak seçimlere girmeli ve arkasından bağımsızlık bayrağını dalgalandırarak kendi emsali olacak yenilere (ki her partiden olabilir) “haydi gelin şu işe birlikte omuz verelim” diyebilmelidir. Yeni bir parti kurulursa sağdan soldan temiz insanlar bir araya gelebilir. Bunu mazbatayı almadan teklif etmiştim (http://fehmikoru.com/ak-parti-sozculeri-kullaniyordu-dun-imamoglu-ile-trump-da-tekrarladi-herkesin-agzinda-darbe-sozcugu-bu-ne-is/ H.K. 11 Nisan 2019 at 08:58). İnşallah bu defa kulak verir ve siyasette Türkiye’nin önünü açar (ve de tarihe geçmiş olur). Durumu müsaittir.

    Nasıl ki RTE eski partisini terketmiş olmakla, yeni parti kurarak başarılı olabildi, İmamoğlu da CHP’yi terkederek yeni bir partiıyle işe başlamalıdır. TC nin kronikleşmiş müzmin partilerinden hayır gelmez! AKP de aynı topun kumaşı olduğunu gösterdi!

  17. Sayın Koru 31 Marttan önce İstanbul ve Ankara için iktidarın seçimi kaybedebilecegine dair yazılar yazmıştır. Bir çok kimse İmamoğlu mağdur görüntü veriyor, AKP tabanı bile seçimin yenilenmesi kararına ikna olmadı derken neden acaba CHP nin İstanbulu kazanması konusunda karamsar bir tablo çiziyor? Bunun dışında söyledikleri çok doğru CHP nin geçmiş sicilinden dolayı iktidar olması çok zor. Halktan gerçekten kopuklar ve anlamaktan uzaklar.

    • Kardeşim,İstanbul’u kazanamaz dememiş…Ciddi özeleştiri yapmazsa “İstanbulu kazansa dahi Türkiye iktidarını kazanamaz”demiş.Nüans önemli…

      • Uğur bey onu anladım. Ama önceki yazılarını da okudugum zaman CHP için mağduriyet oluştu seçimi alır havasından ziyade zaman geçiyor oyalanıyorlar mucize mi bekliyorlar havası var.

  18. EKSİK GEDİK

    Ak partinin en yukarı taşıdığı kişiler dahil bu süreçte muhalefet lehine açıklama yapma yarışına giriyor. Bir yerden işaret aldıkları belli. Ama dikkat ederseniz Babacan konuşmuyor. Bence şarlar olgunlaşınca Babacan konuşacak ve o konuştuğunda büyük felaket günü gelmiş olacak.
    Bundan yıllar önce yine bizim camiamızdan liderlerin, şeyhlerin, iş adamlarının bulunduğu bir toplantı yapılmıştı. Konu şu idi;” Tayyip Erdoğan nasıl durdurulacak” şimdi rahmetli olan Muhsin Yazıcıoğlu söz alıp “Bu nasıl bir toplantı beyler! memleketin bin türlü sorunu varken bizim gündemimiz Tayyip Erdoğan’ı durdurmak olabilir mi” demiş ve toplantıyı terk etmişti. Yatta katta karanlık işler çevirenlerin arasından bir yiğit çıkıp 90 yıllık zulümlerin müsebbibi chp varken ak partiye nedir bu düşmanlığınız diyecek mi?

    • Rahmitli Muhsin yazicioğlunu iyi tanirdim.
      Allah ramet eylesin.
      Yalniz Yazici oğlu terk edeceği bir toplantiya katilacak kadar akilsiz ve geri görüşlü değildi.
      Iftira ve yalanlarinizla Dirileri bitirdiniz sira ölulere geldi, nasil olsa yalanlarinizi sizin yüzunuze vuramayacaklarindan eminsiniz.
      Zaten Ramazandada sizler icin bire on sevabi olur.
      Abdullah Gülun AKP kurucularindan olmadiğini soylemek ne kadar dogru ise Yazicioglunun da o toplantiyi terk etmesi o kadar dogru

      • Toplantının konusu “güncel meseleler hakkında hasbihal” Ev sahibi “müridi mürted” sloganı ile Erbakan’ıda engellemeye çalışan bir cemaat. Neye kızdınız anlamadım. Aynı Muhsin Yazıcıoğlu mecliste milyonların gözü önünde “sizi tasvip etmiyoruz ama kimseye de Müslümanların iktidarını engellediler dedirtmeyeceğiz, oyumuz evet” demiş birisidir. Yani ben yıllarca karşı karşıya siyaset yaptıkları halde Muhsin beyi Tayyip beye karşı chp hdp veya başkaları ile bir kumpas içinde görmedim. Gören varsa o da kabulümdür.
        Not:1- Ramazanda bire yüz sevap alıyoruz.
        2-Abdullah Gül Ak parti kurucularından biridir:) söylediklerim doğru oldu şimdi.

        • Benim dediğime geldiniz Muhsin başkanin kupmpacı dostu olamsi mümkün değildi, ki ayni ortamda bulunsun… Zaten Kendiside Menzil tarikatindan idi Menzilde hep AKP yi desdekliyordu..
          Ya benimsin yada kara toprağın!
          Yazıcıoğlunu partilerine katmak için
          çok ugraştilar fakat beceremediler.
          Onun sağlığında Sivas belediye başkan BBPli yazıcıoğluda her zaman bağımsiz olarak millet vekili seçiliyordu.
          Peki onun ölümü kimlere yaramiş Isterseniz bu konuda biraz düşünün.

          Yaşasaidi o lafi şimdide söylermiydi?
          Yazıcıoğlu 2009 da öldü, onun savunduğu islam ahlakı 2011 öncesinin AKP si idi.
          Şimdi Huda Kaya Terörist
          M Kavakcida kahraman öğlemi?

  19. Gerçekten de chp türkiyeyi de kazanır mı kazanamaz mı diye bir endişem yok ama istanbulun başına bikaç kez gelmişliği olduğu için insan bi parça kaygılanmıyor da değil hani..:) allah göstermesin..!

    • 40 sene öncesi chp’yi bu günkü chp ile değerlendirdin ya gülesim geldi.Bir anda aklıma 17 yıl öncesi akp ile bu günkü akp geldi. 😉

  20. Sayın Koru 6 aylık sendika, 2004 yılında kredi kartı aidatı alınmadığı için açtırdığım hesap ve sonuç hain darbe girişimi sonrası 17 yıllık memuriyetime son verdiler.Devletimi anlıyorum hain darbeye refleks olarak böyle davrandı diyelim.Ama aradan neredeyse 3 yıl geçti değişen bişey yok.Muhafazakar milliyetçi birisiydim. Şimdi size soruyorum benim gibi insanların yaşadıklarını kim yaşanmamış sayar. Ülkeme en yararlı olacağım zamanda hiç gibi köşeye bırakıldım.İçimde koca bir ümitsizlik üzüntüm ise ülkeme.

    • Kendi vatanına ihanet etmiş olmaktan daha büyük bir acı yoktur; giden bi kıçıkırık memur kadrosu olsun! Yargıya yardımcı olduysanız, otoriteye saygılı bir şekilde beklemek getekir. Yalnız bylock çıktıysa 1.sınıfsınız demektir ki o iş yaş. Yani imamoğluyla falan olacak iş değil ama madem milliyetçi muhamazakardınız gönül rahatlığıyla destekleyebilirsiniz kendisini. Ne de olsa kainat imamı beklenen salih zattan da umut kesilmez değil mi? Tövbe tövbe…

      • H.Gayret Efendi bu söylediklerinin hepsini sana iade ediyorum. Vatana ihanet noktasında oturduğun yerden ölçüm aletin mi var ki bu ithamda bulunuyorsun. Zerre inancın varsa seni ALLAH’a havale ediyorum. Benim siyasetten beklentim olmadı olmaz da kimi destekleyeceğimi sen karar veremezsin. At izinin it izine karıştığı yerde kraldan çok kralcı olman düşündürücü. Ak Partiyi seven destek veren biri görünümlü sen gibi karalayıcı itham eden biriyse yine düşünmek lazım. Makamı mevkiyi dünyalığı senin gibi insanları toptan ihanetçi sayanlar düşünür. Ama ne desem boş eşekten düşenin halinden eşekten düşen anlar. Sakın eşekten düşme kardeşim olur mu? Ha bu arada hakkımı sana helal etmiyorum. Ahirette beni karaladığın için görüşürüz. ALLAH senden razı olsun böyle asıp kestiğin için…

        • Tabii ahiret mahkemeleri de zaten sizinkilerden oluştuğu için oralar da tapulu malınız oldu. Neyse, gayretullaha bilmem neye bi daha dokunursanız şefkat tokadı da artık ne yandan gelir belli olmaz, benden söylemesi…

          • Sizinkiler diyerek karalamaya ithama devam. Şimdi anlaşıldı ha gayret. Ne söylense az senin için. ALLAH hepimizin kusurlarından geçsin. ALLAH devletimize milletimize zeval vermesin. Ama senin gibilerin iftiralarından korusun kardeşim. MaaşAllah bilmediğin yok. Sen devam et kardeşim doğru yoldasın…

            ““Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir” EFENDİMİZ SAV.

      • Bu kadar gıcık nasıl olabiliyorsunuz adam derdini anlatıyor sen adamı tahkir ediyorsun belkide adamın hic suçu yok bunun hakkını kim verecek biraz insan ol

    • koruya bunları anlatmayın. chp yapmış olabilir.
      – bugün, öncelikle fehmi koruya yaşam dersi ve ahlak dersi vereceğim. çünkü koru, böyle bir dersi hakediyor.

      • Düşünen, sorgulayan, hakikatin peşinde koşan insanlar, hemfikir olmadıkları bir entelektüelin bir yazısından hareketle yazacakları bir karşı-metnin yakında yolda olacağını haber verirlerken, “Yaşam dersi ve ahlak dersi vereceğim, çünkü yazar böyle bir dersi hak ediyor” türü ifadeler kullanmazlar, sayın Akyol.

        Gençliğimde tanımı güç bir heyecanla sevip doyasıya yaşadığım “sokak” ve “kahvehane” hayatının o kendisine has doyumsuz nüktedanlığında, böylesi talihsiz ergen iddialar gülümsetir, birimizden biri mutlaka böyle durumlara denk düşen en kusursuz tepkiyi mutlaka hemen hatırlar ve herkesi daha çok gülümsetirdi:

        “Adını bağışlar mısın, yiğidim?”

        Peydahlayacağınız metin parçasının “güvenilir kaynaklarca desteklenmiş argümanlar”, “serinkanlı ve mesafeli entelektüel bakış” gibi okunurluk ve ciddiye alınırlık açısından değerinin ne olabileceğine ilişkin bir fikri, daha siz metninizi peydahlamadan önce bizlere vermiş görünüyorsunuz. . .

          • Hep eğlendirecek değilsin ya H. Gayret. Arada bir de olsa eğlenmek senin de hakkın 🙂

            Reis sizi kilosu bilmem kaç liralık Antep fıstığıyla mı besliyor, lokum ya da cezerye ile besleyip ramazanda klavyeleriniz daha bir kuvvetli tıkırdasın diye fileler içinde ne gönderiyor, onu bilmiyorum, ama kabak çekirdeğine kadar düşmüşseniz üzülürüm doğrusu.

            “Saflarınızda bedavacıların sayısı arttıkça nasbiniz küçülüyor mu?” diye sorsak isabet kaydetmiş olur muyuz?

            Yoksa, “İBB bir süre İmamoğlu’na geçince musluk kesildi, geçici süre kabak çekirdeğine düşürdüler, tavukların da budunu değil kanadını verir oldular; ama bizim için üzülme, geçici bir durum” mu diyorsun? 😉

        • sayın bernar!
          – neyi, nasıl yazacağımı, neyi, neden yazmam ya da yazmamam gerektiğini de iyi biliyorum. merak etme.
          – ayrıca, senin anlayacağın şekilde de yazacağımdan emin ol.

          • bernayı bi kenara bırak, o anlamış zaten, asıl bencileyin garibanın anlayacağı bi şekilde yaz da tam olsun yiğidim..! Yazara yönelik olarak kullanmış olduğun o kaba dilinle getir “yedir şu klavyeyi mösyöye” de neşemizi bulalım biraz:) hatta oruç olmasaydık epeydir ortalıkta dolaşmayan eski bayındırlık bakanı yorumcumuzun da yaptığı gibi klavyemizin üzerinde kabakçekirdeği çitleyip tuşların arasını kırıntılarıyla doldursaydık..:)

          • H.Gayret! normalde sana cevap yazmam. Ama bernar bey ve şürakası için yazıyorum.
            – Yorumumu yazdım. yorumumu yazalı çok oldu. ancak çok çok uzun bir yorum. dünkü hasan beyin yorumunu da aynen yorumuma eklediğim için ne kadar uzun olduğunu tahmin edebilirsiniz.
            – Yorumum yayınlanmadı. nedenini bilemiyorum.
            – Yorumdaki dile gelince: ben biraz sivri dilliyim. bu bir gerçek.
            – Ancak, yapılanlar ve söylenilenlerin dilinin yumşak olup olmaması, söylenilenin ya da yazılanın iyi veya kötü olmasını belirlemediği gibi, iyi ya da kötülük derecesini de belirlemiyor.
            – Sizin bu ayrımı kavramanızı (bernar bey için de geçerli) pek beklemiyorum. Ama, eğer yorumum yayınlanır ve tartışma da devam ederse (bundan sonra kalan zaman için biraz zor görünüyor), söylenilenin hangisinin gerçekte kötü ya da iyi olduğunu ya da hangisinin gerçekte daha kötü ve daha iyi olduğunu da anlatırım.
            – Diğer taraftan da, fehmi beyin yaptığı olumlu şeyleri de, aynı şekilde, yani keskin bir şekilde olumluyorum, övüyorum.
            – Benim fehmi beye yönelttiğim eleştiriler, fehmi beyi tümden tu-kaka yapan bir yaklaşım değil. zaten dediğim gibi, olumlu şeyleri de yazıyorum.
            – yine ayrıca, fehmi beyin özelinde eleştirdiğim davranış, fehme beye özgü bir davranış da değil. yani aslında eleştirim bir yaklaşıma ilişkin.
            – Yukarda, abdullah bey: bir okurun yazısının altına aşağıya aktaracağım yorumu yazmış:
            – “40 sene öncesi chp’yi bu günkü chp ile değerlendirdin ya gülesim geldi.Bir anda aklıma 17 yıl öncesi akp ile bu günkü akp geldi.”
            – Öncelikle, 40 yıl önce birilerinin yaptıkları kötü şeyleri (iyiliklerini dışarda bırakarak), bugünkü insanlara yüklemek, en hafif tabiri ile, iftiradır. Şimdi iftira mı daha kötüdür yoksa benim sivri dilim mi?
            – Eğer editör! yorumumu yayınlarsa, onun üzerinde daha net, daha fazla konuşuruz. Ancak şunun bilinmesini isterim: ben birşey yazdığımda, ciddi gerekçelerim vardır. kuşkusuz ki yanlış düşündüğüm şeyler de vardır. Ancak, söylediklerimi, yazdıklarımı, bir düşünce içerisinde yazarım, söylerim. haa tabi ki yanlış düşünmüş olabilir. ancak üflemem.
            – Yorumum yayınlanmazsa, bundan sonra da bu sitede yorum yayınlayıp yayınlamayacağımı ciddi olarak düşüneceğim.

          • Hem “sen” moduna geçip hem ismimin başında “bey” sözcüğünü kullanman sırıtan bir tutarsızlık olmuş Hamza Akyol. İki arada bir derede kalma, rahat ol bence.

            “bernar bey ve şürakası için yazıyorum.” demişsin.

            Ben de, “Irkçı ve dindar düşmanı Yılmaz Özdil ve şürekası ile arana mesafe koyup kıytırıktan da olsa bir açılım yapacak görünürken bir şeyler ayarını bozmuş, can havli ile Kemalist ayarlarına geri sıçramışsın” diyeceğim.

            Sivri dilini dilediğin ölçülere kadar çekip sündürmekte serbestsin, tıpkı benim kibiri ve ölçü bilmezliği doğal hakları gibi gören, Nutuk ve M. Kemal güzellemesi dışında pek bir şey okuyup okumadığı kuşkulu cuntacı-Kemalist Y. Özdil şürekasına had bildirmekte serbest olduğum gibi. 😉

          • Bu nasıl bir polemik, için de hiçbir fikir kırıntısı yok bol bol hakaret var!
            Zaten, fikir olsa hakaret olmazdı!

  21. Sayın Koru,
    Bu CHP yorumunuzun nedeni, kurulacak yeni parti ya da partileri savunabilme gerekçeniz olabilir mi?
    Eğer yeni partiler kurulursa onları destekleceğiniz kesin. Ben de böyle gördüm…!

    • Sayın Tungul! partiniz olduğu gibi siz partililerde muhasebenizi yapıp,hatalarınızı farkedip,içsel değişiminizi gerçekleştirip,kendinizi değişmeye zorlamak mecburiyetindesiniz.Akpartinin kemik kitlesiyle,CHPnin kemik kitlesi kendi vicdani değişimlerini yaşadıkları zaman ancak ülkemiz huzura kavuşma fırsatını yakalayacaktır.Koru’nun tespit ve tavsiyeleri doğrudur;gözünüzü kapatmakla gerçeklere gözünüzü kapatmış olursunuz.Partinizin şansı,eleştirilecek yönleri olsa da Kılıçdaroğlu gibi uzlaşmacı ve vatansever bir liderinizin bulunmasıdır.Şanssızlığınızda CHP hata yapmaz ve yapmamıştır diyen hatırı sayılır kemikleşmiş bir kitlenizin bulunmasıdır.Akpartinin yanlışları CHP’nın geçmişteki yanlışlarını doğru yapmaz;zaten Akpartide halen herşeye rağmen kendi kemikleşmiş tabanını geçmişin CHP söyle korkutarak ayakta duruyor.Siz de değişmek zorundasınız;hayatın gerçeklerine gözlerinizi kapatmayınız…

      • Uğurcan sayın tungulun chpli olduğunu nerden anladın bilemiyorum ama niye kendi partisinin geçmişine sövmek zorunda olduğu iddianıza bi anlam veremedim doğrusu..? Chp geçmişte neyse bugün de aynısıdır, gelecekte ise inşallah beter olurlar! Kimsenin kimseyi chp ile korkuttuğu yok; her memeli gibi insanoğlu da tehlikenin ne yan geleceğini içgüdüsel olarak anlar zaten… Akparti iktidarı devlet adına dersim katliamından dolayı milletimizden özür dilerken dönemin iktidarı olan chpnin bugünkü “vatansever” genelbaşkanı dersimli kemal de “oluyor öyle işler bazen” şeklinde bir tutum sergilemişti. Vicdani değişimmiş…

        • Dersim harekatı başlamadan önce Başbakan İsmet İnönü görevden alınmış ve yerine sonradan Demokrat Parti’yi kuracak olan Celal Bayar atanmıştı.
          Siz ne işsiniz ? AKP mi, MHP mi yoksa İBB Bankamatik mi ?

          • Ee, chp iktidarının işi değil miymiş dersim katliamı? Ben türk milletinin çomarıyım; kangal gibi..:)

    • Sayın yazarın da zaten işi gücü yok; kıytırık bi particik daha kurulsa da öpüp başımıza koysak, desteklesek diye bekleyip duruyor burada tungul bey! Gördüğüm kadarıyla sayın yazar tüm partileri destekliyor, iyi de ediyor:) nitekim aynı seçmen, aynı zarfın içinde farklı farklı partileri aynı anda buluşturmadı mı..? İlçeler başka partide, büyükşehir başka..:)

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız