Kampanyanın dili sorunlu.. Kıyma makinesine döndü siyaset.. Geçmişten farklı örneklerim var…

42

Benim siyasetle ilgili ilk izlenimlerim partilerin mitinglerinde edinilmiştir. 1950-1960 arasına damga vurmuş Başbakan Adnan Menderes‘i ihtilalden (27 Mayıs 1960) birkaç hafta önce İzmir’de düzenlenen DP mitinginde, babamın sırtından izlediğimi hiçbir zaman unutamam.

Menderes’in kişisel hayatında son derece nazik bir insan olduğu biliniyor; ancak o da kürsüye çıktığında hırçınlaşabiliyordu.

Tavrına hırçınlık denirse tabii…

Şimdi geriye dönüp dinlediğim onca önemli ünlü siyaset adamı ile bugün seçim meydanlarında halkın karşısına çıkan her partiden siyasetçileri zihnimde mukayese ediyorum da, arada herhangi bir benzerlik bulmakta zorlanıyorum.

Sanki siyaset değil de savaş yapılıyor bugün; meydanlar sözün silah olarak kullanıldığı birer savaş alanı gibi…

Eskilerde ne de olsa aynı millete hizmet edildiği görüşü hakimdi ve seçimler bittiğinde Meclis’te aynı çatı altında buluşulacağı için karşılaştıklarında birbirinin yüzüne bakabilecekleri bir nezaket aralığı bırakıyorlardı.

Birbirlerine yönelik en ağır sözler bile belli bir ağırlık taşımaktaydı.

Bölükbaşı’nın da dili keskindi, ama…

Reklam

Hiç kaçırmadığım siyaset adamı Osman Bölükbaşı‘ydı.

Koyu bir Demokrat Partili olan babamla birlikte her dönemin muhalifi Bölükbaşı‘nın parti mitinglerine gider, onun genellikle babamın sevdiği siyasetçilerle ilgili taşlarına birlikte gülerdik.

Güldürerek mesajlarını aktarırdı Bölükbaşı ve bunun için kullandığı araç halkta da karşılığı bulunan fıkralardı.

1966’da seçim kampanyasını İzmit’te başlatan Millet Partisi genel başkanı Osman Bölükbaşı, ilk günün heyecanıyla tam 180 dakika konuşmuş, konuşması sırasında 28 bardak su içmiş ve görüşlerini tam 17 fıkra eşliğinde kitlelere aktarmış…

‘Çantalı muhalefet’ yapardı rahmetli. İzmit’te o gün kürsüye üç çanta dolusu belgeyle çıktığını da günün gazeteleri kaydediyor.

Aynı gazete haberi dediklerini de naklediyor. Size o konuşmadan küçük bir parça:

“Demirel, geçim kanunlarını değil, seçim kanununu düşünmüş ve kendi sandalyesini sağlama bağlamayı bütün milli meselelerin üstünde tutmuştur. ‘Sandıktan çıktık, milli iradeyi temsil ediyoruz’ diye sağa sola isnat kılıcı sallayan Demirel, demokrasinin bir nevi Zati Sungur sandığından çıkan çıplak bir rejim olmadığını ancak belirli bir manevi iklim içinde gelişip fazilet sahibi insanların hizmetleri ile yaşayabilecek çok nazik bir rejim olduğunu unutmamalıdır. Aksi takdirde bizzat kendisi memleketin enkazı üzerinde ötmeyi göze almış bir ‘ihtiras kuşu‘ olmak kaderinden kurtulamayacaktır.”

Ağır sözler bunlar, ancak bugün kürsülerden söylenenlerle karşılaştırıldığında ne kadar hafif kalıyorlar değil mi?

Reklam

Vefatından önce Ankara’da o zamanlar adı ‘Bayındır’ olan hastanede tedavi görüyordu Bölükbaşı. Kendisini ziyarete gittiğimde, yanında kaldığım 30 dakika içerisinde, günün mana ve önemine dair konulardan söz ederken yine bir dizi fıkrayla sohbeti süslemeyi ihmal etmediğini hatırlıyorum.

Burada ısrarla Osman Bölükbaşı‘dan söz edişim onun zamanının en hırçın, sözünü esirgemez bir siyasi kişilik olarak bilinmesinden…

Hakkında yazılmış bir doktora tezinin kitaplaşmış halinde [Adem Çaylak: Osman Bölükbaşı ve Siyasal Hareketi] değişik dönemlerde yaptığı konuşmalardan örnekler de yer alıyor.

Okuyalım:

“Bu memleketi ayakta tutan kuvvet, fabrikalar, yollar, binalar değil, manevi kuvvetlerdir… Siyasetçinin karısı dul, parası pul, kendisi de genel başkana kul olur… Zengini hayırsız evlat, memuru süslü avrat, siyasetçiyi de kuru inat bitirir… Bu memlekette fazilet mücadelesi yapanlar, daha sonra sefalet mücadelesi verirler… Ankara öyle bir şehirdir ki, burada adamı önce kafir diye asarlar, sonra şehit diye namazını kılarlar… Kural dinlemeyenlerin karşısına kural dinlemeyenler çıkar… Köpekten dost olmaz, dostunu ve düşmanını aslandan seçmelisin… Halk perdenin önünde hep evliya gördü; ben ise perdenin arkasında ne eşkiyalar gördüm…”

İşadamları için sarf ettiği şu sözü de dikkatinize sunayım: “Ah benim aslan görünüşlü, tavşan yürekli özel sektörüm… Konuşmaya gelince laf çok, ama sıkışınca çark ediverirsiniz…”

Şiirli muhalefet de Bölükbaşı‘nın yöntemleri arasındadır:

“Sarmış bir taassup, vicdanlar kara / Siyaset açıyor, durmadan yara Allahlaşmış haşa ikballe para / Bu gidişin sonu karanlık dostlar // Kardeşlik aradık, nifakı bulduk / Her gün biraz daha, kin ile dolduk / Huzuru kalmamış bir millet olduk / Bu gidişin sonu karanlık dostlar // Gözleri kaplamış, hırstan bir perde / Bulalım diyen yok, deva bu derde / Tecrübesiz kaptan dümenin nerde / Bu gidişin sonu karanlık dostlar”

Bu mısraların muhatabı Süleyman Demirel‘dir.

O dönemin siyaset adamları İngiliz devlet adamı Winston Churchill‘den etkilenmiş, sözün acıtıcı olanının küfür ve hakaret yerine zekayı yansıtanı olduğuna inanmışlardır.

Lady Astor‘la karşılaştığında, kadın ona, “Winston senin karın olsaydım, kahvene zehir koyardım” deyince, Churchill, “Nancy, ben de senin kocan olsaydım, o zehiri içerdim” cevabını vermişti.

Zehir gibi, ama zeka ürünü.

Kıyma makinesi gibi siyaset

31 Mart seçimine neredeyse bir hafta kaldı. Kampanya sona erip siyasetçiler Ankara’ya döndüğü ve seçilenler görevlerine başladığında bugünlerden akıllarda hangi sözler kalacak dersiniz?

Yıllar sonra bugünleri yazanlar siyasilerden ne tür sözler nakledecekler?

Siyaset bu günlerde muhatapları kıyma makinesinden geçirmek gibi bir şey oldu da.

ΩΩΩΩ.

42 YORUMLAR

  1. Siyasetin dili kıyıcı mıdır değil midir bilmem ama mizahi yönden bi zaafiyet olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İngiliz tarzı küstahlıktan söz etmiyorum elbette; taşı gediğine koyan “miri kelam” anadolu irfanından/bilgeliğinden bahsediyorum. Gün görmüş türk milleti en ağır mevzularda bile yeri geldiğinde o pratik zekasıyla en keskin mesajlarını dahi rahatlıkla tatlı bir formda ifade edebilir. Sözlü kültürümüzde, folklorumuzda bunun birçok örneğini bugün de her an her yerde duyabilir, görebilirsiniz. Ben en çok “yalova kaymakamı ile turp” arasında yapılan kıyaslamayı severim:) mesela zillet ittifakının durumunu açıklayan hoş bir anekdotumuz da vardır: katıra sormuşlar; baban kim? diye. O da; at dayım olur demiş:) şapla şeker arasındaki ilişki de aslında pek güzel açıklıyor durumlarını ama katırın utangaç üste çıkma çabası daha bir oturuyor sanki bremen mızıkacılarının üstüne…

    • O değindiğiniz “zafiyet” bence “Akıl*İman Sentezi” zafiyetidir. Altta yazan Sn Serdar’ın da değindiği iki konuda (2. paragraftaki ve akabinde bahsettiği AKP’nin yetersizliği konusu) sırıtan bağlantı o. Üzerinde durmağa değer, yani….

      Bu arada, günün sonundaki klasik kapanışın için “Gün geçmiyor ki….” deyip noktayı koymamışsın bu sefer!

      • Maşallah molla kasımın kim olduğunu çok çabuk kavramışsın sayın h.kasım..! Kendisi iyi ki senin şiirimsilerini görmüş falan değil, yoksa akıl+iman zafiyeti geçirirdi heralde..:)

        • İsim konusunda yine yanlış yapıyorsun! İkaz ediYORUM. Akıl*İman Sentezi’ne senin de, Molla Kasımların da ihtiyacı var. Hele hele de Danışmanların!

  2. MAREŞAL Fevzi Çakmak’ın kurduğu Millet Partisinin kıdemli Genel Başkanı çok büyük Hatip ve Lisan Ustası Osman Bölükbaşı, Adem ÇAYLAK’ın doktora tezinden alınan, yazının 2. Paragrafındaki İLK CÜMLEYİ, sanki bugünler için bilhassa ne de doğru ve güzel söylemiş ;
    ” Bu Memleketi ayakta tutan fabrikalar, yollar, binalar (köprüler, otoyollar…), Hakkari, Şırnak, Cizre…. ye yapılacak olan spor sahaları, stadyumlar, yüzme havuzları, m.bahçeleri ….) değil, (ilahi) MANEVİ KUVVETLERDİR. Siyasetçinin karısı dul, parası pul, kendisi de Genel Başkanına (o devirde bile) KUL olur “. Evet, Ak Parti, kendisine güvenerek OY VEREN HALKININ, yığınların ne KARNINI, ne de KALBİNİ DOYURABİLDİ. Bu yüzden, YUSUF Özal’a hatırlattığım BÜYÜK GERÇEĞİ gördüklerinde, zaman artık çok geç olacak ve benim gibiler de Dinimin yok oluşuna mı, AK Partinin yok oluşuna mı yanayım, diye dığıl dığıl kıvranacak ve göz yaşlarımın dışa vuruşunu mu seyredeceğim ? Gerçekten, yazık oluyor, gaflet. Ortaya konan Dünyalıklar şu kısa ömür için değer mi ? Klasik deyimi ile, muhafazkar sağ partilari, başlangıçta, hasbi, has insanlar kurar, ayağı yere basınca, kriptolar ikinci dönemden itibaren partiye hakim oluverir.
    Demirel’e hitaben irad ettiği cümlesinde ise, Bölükbaşı, ” Demirel, Demokrasinin MANEVİ İKLİM içinde gelişip, (hırsız değil), FAZİLET SAHİBİ İNSANLARIN HİZMETİ ile yaşıyabilecek …. rejim olduğunu UNUTMAMALIDIR “, diye ERDEMLİ İnsanların dikkatine nazar ediyor ve ilave ediyor:
    ” Zengini hayırsız evlatları, memuru SÜSLÜ Avratları, siyasileri de kuru inatları (yersiz hırsları)
    bitirir”, diyor Bölükbaşı merhum.
    Koru’nun yazısına kattığı, Merhumun şiiri de kulaklara küpe yapılacak cinsten.

  3. Yeni Zelanda katliamindan rant ve oy artirma peşnde koşan, kendileri için her şey mubah olan….Satin alamadikları adaylara seçime günler kala İFTIRA ATMAK yarişi başlatanlarin rezalet halleri,
    Savunucu buluyorsa, o ülkede insanlik ölmüştür hatta Mundar olmuştur….
    Mansur Yavaşa fazle degil! Dah bir kaç ay önce belediye başkan adayimiz ol diyen AKP onuda diğerleri gibi satin alamayınca COK RAGBETLI MEDYASI ILE SALDIRIYA GEÇMİŞ OLMASI, onlarin kalitesini gösteriyor.

    Madem Havuz bu kadar doğru ve güvenilir bir MEDYA! Erdoğan aklinca! Dünyayi uyutmak icin… ikide bir neden BUNLARA değilde NEW York TImes’a yazi yaziyor?

    Yeni Zellanda Katilinin amacı dinler arasi savaş çikartmakdi, fakat dünyada Erdoğan! hariç hiç bir DIN MENSUBU o irkc teröristin ve Trumpin oyunlarina gelmediler…. ayni zamandada vahim olayi siyaset içn kullanmadilar kullanmak şöyle dursun Erdoganada tepki verdiler. ve akillarindan dahi gecirmediler.
    Katil ve onun gibileride Umduklarini bulamadilar.

    Siz Utanmadan kalkin Müslumanlara terorist dedi diye! Senatörün kafasinda yumurta kiran çocuğun, ve yeni Zellandalilarin dedelerine, Dünyanin her yerinde camilere ellerinde ciceklerle akin eeden, AĞLAMAKTAN göz yaşlari adate sel olan HIRISTIYANLARA VE DOĞR inanclara hakaret edip tehditlerele meydan okuyanlari kinama değil alkişlayanlardan,,,,,!!!!
    Insanlik beklemek ve bunlarla muhatap olmaktan ALLAHA SIĞINMAK en uygunudur.
    Birde kalkmiş utanmadan hem yazarin imkanlarini kullaniyorlar hemde beyenmiyorlar! Hadi bunada eyvallah değilimde ya hakaret veTEHDITLERINENE DEMELI?

  4. *******
    Yer insan seli, ellerde bayrak!
    Gök şerit şerit, iplerde bayrak!

    Yer gök bezenmiş, lale bahçesi,
    Dil siyaset, abartının lehçesi!..

    Ahkam kesilirken bu meydanda,
    Millet umutlanır bu meyanda…
    …..
    İşte böyledir bizde seçimler,
    Buna bağlıdır bizde geçimler…

    Bir ihtişam ki gözler önünde,
    Luzumsuz masraf, işin özünde!..
    ……
    *******

  5. Allah aşkına , Akit TV de çalışan şu şahısa bakar mısınız ?
    Bu cesareti nereden alıyor ? Herkesi FETÖ cülükle suçluyor.
    Kendisi de geçmişte FETÖ nün yayın organlarında çalışmış . Ekmeğini yemiş , suyunu içmiş. Muhtemelen maklubesini yemiş.
    Karşısındaki vatandaş belki hiç bunların cemmatin yanından bile geçmemiş. Adama FETÖ cümüsün ? diye soruyor.
    Siyasetçisi böyle olanın medyası böyle olur , buyrun izleyin demiyorum. Siniri bozulanlar , sağlığı tehlikeye girecekler izlemesin . Değmez .
    https://www.youtube.com/watch?v=2tPXwANez34

  6. siyasetin dili gerçekten hiç olmadığı kadar sorunlu olarak tanımlayabileceğimiz bir hale geldi. bu yanlışta aslan payı kapladığı alan ve sahip olduğu güç nedeniyle daha çok iktidarın ve sayın erdoğanındır. her ne kadar rakipleri sizi bu hayattan kurtaracağız demenin dışında tüm enerji ve imkanlarını Erdoğan ve akp karşıtlığı üzerine kurgulanmış bir siyaset ve söylem izliyor bu da siyaset dilinin gittikçe ağırlaşmasına neden oluyorsa da sayın Erdoğan, kullandığı söylem dilini yumuşatsa siyasetin genel havası çok değişir diye düşünüyorum. maalesef siyasetin üstünde olan bu çirkin üslup aşağılara da yansıyor ve insanlar karşı karşıya gelip çok daha arkadaşça dostça konuşup tartışabilecek yerde gereksiz yere birbirlerini incitip kırıyorlar.
    bir toplumun ve/veya kişinin sahip olduğu değerlerin toplamına kültür diyoruz değil mi? bir toplumu ortak paydada toplayan o toplumun ekinidir yani ne ektiğidir yani kültürüdür. dil bu ortak paydayı tanımlar ve tamamlar. ulusa ulus kimliğini topluluğa topluluk kimliğini, kişiye kişilik kimliğini veren kullandığı dilidir. toplumda bizler konuşarak anlaşır ve uzlaşırız, eğer birbirimizin ne demek istediğini anlamazsak kullandığımız dile şiddet hakim olursa anlaşamayız, anlaşamazsak ilişkilerimiz bozulur bu genele yayıldığında düzen bozulur.
    düzeni bozulanların hali malum. başka bir ülkenin ağacının altında uyuyorlar. bizler kişi olarak başkalarıyla ilişkimize dikkat ederek, kullandığımız dile özen göstererek üstümüze düşeni yapmamız gerekir sonuçta karşı tarafın bizim üslubumuzla geri döneceğini hesaplamak zor bir şey değildir. maydanoz ekerseniz maydanoz çıkar, mesela tere çıkmaz değil mi? neden tere çıkmadı diye sezlenişin hiç bir anlamı da olmaz değil mi?
    başta sorumluluğu en fazla olan iktidar olmak üzere siyasilerin kullandıkları dili kınıyorum.
    ama kuşatıcı, kapsayıcı, birleştirici, bütünleştirici, kibar, nazik bir dil kullanmaya hepimiz özen göstermeliyiz diyorum.

    • Kutuplaşma ve kutuplar arası zaman zaman kasırgaya dönüşen rüzgarlar milleti de olumsuz etkiledi. Bu iş görünüşe göre yeni de değil; herhalde 100 belki de 150 yıl geriye gider. Batı’dan esen rüzgarlara maruz kaldıkça, geri kalınmışlık sebepleri ve sonuçları kafalarda mukayeseyle çatışa çatışa ortalık çatırdadı. Çatırtı patırtı gürültü halen devam ediyor. Bazen de işin dozu hepten artıyor.

      Görüşlerinize aynen katılıyorum. Bu durum yıllar önce olsaydı diyecem ama, tahrikler de yok değil tahriklere kaptırıyor kendini. Halbuki sakin sakin üretken işlere odaklanılsa tahrikler belki bir süre sonra takdire bile dönüşebilir. Şahsen Başkanlık sistemine geçişten sonra böyle bir beklentim vardı. Ancak, daha da kötüye gitti adeta işler. Luzumsuz beyanatlara rastladıkça çervesindeki danışmanlarından şüphelenir oldum, misal: http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2019/03/22/yeni-zelanda-dersleri/ H.K. 22 Mart 2019 at 05:31 Sizin gibi danışmanları olsa durum bir süre sonra daha iyiye gidebilir belki….

        • Bişey değil Didem hanım! Molla Kasım’ı araştıracağım, merak ettim doğrusu. Bu arada, Sn Başkanımızı yanlış yönlendiren danışmanlara nacizane tavsiyem şudur: “Dedeleriniz geldiler, burada olduğumuzu gördüler, kimi ayakta kimi tabutta geri döndüler….” beyanatıyla kendinizi düşürdüğünüz seviye “Breton Tarrant’ın ait olduğu ırkçı gruba ait seviyedir. Bir devlet Başkanı bunları muhatab alamaz. Bu ırkçılar muhatabsız da kalamaz. Bunu aklı başında sade vatandaşlar yapabilir. Bu bir H.K., bir H. Gayret, bir Bernar, Ahmet, veya Mehmet olabilir. Başkan’nın yapması gereken, odaklanması gereken çok daha önemli işler vardır. Haksız mıyım Didem hanım?

          *******
          Şu bizim “danışmanlar”,
          Ezbere Müslümanlar!
          “Akıl*İman sentezi”!!
          Bundan eksik imanlar!..

          Akıllar çeşit çeşit,..
          Bu sentez bir retrofit,
          “Akıl*İman sentezi”!!
          Aklı bununla eğit!
          *******

          • ‘ molla kasım isminde bir molla yunus’un şiirlerini almış eline, bir dere kenarında okumaya başlamış.
            ilk bin şiiri okuyunca ‘bunlar şeriata uygun değil’ deyip binini de dereye atmış.
            ikinci bin şiiri de okumuş ve yine ‘bunlar da şeriata uygun değil’ deyip bu şiirleri de yakmış.
            üçüncü bin şiire başlayınca,
            ‘derviş yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
            seni sıygaya çeker bir molla kasım gelir.’
            beyitini görmüş ve şoke olmuş. ‘ben ne yaptım? ben ne ettim? ‘ demeye başlamış. ‘
            derler ki,
            ‘ ilk bin şiiri sulardaki varlıklar okur imiş. yakılan ikinci bin şiiri ise gök ehli terennüm edermiş. üçüncü bin şiir de insanlara kalmış. ‘

            molla kasım dinin zahir yüzünü-şeriatını temsil eder. yunus emre de dinin kemal yüzünü ( zahir+batın) temsil eder. lakin gönüle önce bir molla kasım gerektir, eğri büğrü söz söylenecek olsa siyaga çeksin. her aklına geleni söylemesin. bin düşünsün bir söylesin.

          • *******
            Molla Kasım oğlanını,
            Benzetmişler editöre,
            Hatta bana şöyle gelir,
            Laf anlamaz diktatöre!

            Gök ehlinin yıldızları!
            Balıklardan su kızları!
            Rica etsek n’olur sizden,
            Bize bugün Yunus gerek!…
            …..
            Farz-ı muhal gelse bugün,
            Bakıp görse yüzümüzü,
            Karamsarca herkes üzgün
            Nasıl alır gönlümüzü!…

            Akıl*İman Sentezine,
            Derler Yunus vakıf idi,
            Dönüp baksak diğerine,
            O da Mehmet Akif idi!..
            …….
            ********

  7. Toplum ne ise gazeteciler ne ise, buradaki yorumcular ne ise idareci ve yöneticiler de o….Herkes kendine göre haklı….dünkü attığım mesajı bi defa atayım bari….HDP Eş Başkanı Sezai Temelli, Siirt’in Eruh ilçesinde yaptığı mitingde seçmenleri tarafından şoku yaşadı. Temelli vatandaşa “bu ülkede beka sorunu var mı” şeklinde bir soru yöneltti. Vatandaşlar ise hep bir ağızdan ”””vaaaaar””” diye bağırdı…..:)))

  8. AKP Lİ ADAYLARI DİNLİYORUM:STADYUM,BİNALAR,ÇİÇEKLİ YOLLAR,GEZİNTİ MEKANLARI ..VB EN İYİ SÖZLERİ GERİSİ BÖLMEK,İHANETLE İTHAM,İFTİRA….CHP ADAYLARI ÜRETİM ,EKONOMİ İSTİHDAM MİLLETİN GÜNCEL DERTLERİNİ MESELE YAPMIŞLAR.YAPARLARMI ORASINI GÖRECEĞİZ.CHP MİLLETİN ZİHNİNDE O KADAR KÖTÜ İZ BIRAKTI Kİ ,İNANDIRICILIĞI ÇOK ZOR.SAADET; KADROLARI ŞİMDİLİK ZAYIF ANCAK BİR İDEAL VE ŞANLI BİR MAZİYE SAHİP,mhp: AKP NİN DÜMEN SUYUNDA …SON SÖZ.AKP YE OY VERMEYİP BİR DERS VEREREK ÜLKEYE HİZMET EETMET.SİYASETİN ÖNÜNÜ AÇMALI.

    • Mhp mazide de şimdi de şanlı merak etme gereği neyse yapar.Gereği Biz devletin dümenindeyiz de seni bilmem… senin dediklerini şu an Dumanlı Ekrem de yayıyor sosyal medyalarda…Sen Chp ve Hdp nin dümenindeysen saygı duyarız…iftira atıyorlar dediklerinede sen iftira atıyor olmayasın…

      • Sayın başbuğum; bulanık suda balık avlamaca bunlarınki; türkiyeyi nasıl olur da tökezletebiliriz güruhu… Allah devlete millete zeval vermesin..!

        • Farkındayız kardaş… bunlar nasıl birlik olabiliyorsa… bizim bağlar daha sağlam Allahın izniyle…Meydanı boş buldular sallıyorlar…

      • Dumanlı Ekrem mi nedir onu hala takip ediyorsunuz demekki.Ben ergenekon zırvalarında o borazancı ve atma tutma kanalizasyonları takip etmediğim gibi haber vermek yerine insanları manipüle eden aptal yerine koyan çarşı pazardan ve ülke ve global ekonomiden biraz anlarım .Ben sadece aklım vicdanım ve de her kaynaktan bilgi ile değerlendirip yorumluyorum kardeş.Allah sizlere de basiret nasip etsin.Ülke beton bina yaparak bağımsızlık ve beka gibi kutsalları ve millet olma vasfını tartışır olmuş a gardaşlar…Biraz da aykırı ve vicdanlı analizleri takip etmenizi öneririm…

  9. Siyasetçilerin meydanlarda hakaretleri yetmiyormuş gibi Akit TV ve Ahaber kanalları da halkı kışkırtmaya ve galeyana getirmektedir. Malumunuz projeler icraatlar kalmayınca meydanlar iftiralara ve hakaretlere kaldı. Yerel seçimde böyle iken Genel seçimi düşünmek bile istemiyorum.
    Sadece Saadet Partisi ılımlı konuşuyor. İnşallah mükafatını sandıkta alır..

  10. Türkiye, gerçek anlamda bir toplum olamayı henüz başaramamış bir ülke. Yalın gerçek şu ki, her birinde yaşayan sakinlerinin sayısının milyonlarla ölçüldüğü bir “mahalleler” toplamıyız: (1) Seküler modernler mahallesi, (2) Seküler milliyetçi muhafazakarlar mahallesi, (3) Dindar muhafazakarlar mahallesi, (4) Kürt mahallesi.

    Bu mahallelerde yaşayanlar, birbirleriyle gerçek bir tanışıklık kurmuş değiller. Birbirlerine ilişkin bilgi ve kanaatleri, tanışıklıktan gelmiyor. Bunların ‘diğerleri’ hakkındaki kanaat ve yargısı, kendi mahallesinde işittiklerinden ibaret. Böyle olduğu için, bu mahalleleri birbirine karşı kışkırtmak çok, ama çok kolay. Seküler modern mahallenin en sevilen gazetecisinin arabasına yerleştirirsiniz bombayı, ertesi gün milyonlarca insan meydanlara akar ve kendinden geçercesine bir öfkeyle bağırır: “Mollalar İran’a!”

    Türkiye siyaseti, her biri diğer mahallenin özgürleşmesinden ölesiye korkan bu dört mahallenin arasında geçen bir kültürlerarası rekabet ve çatışma üzerinde biçimleniyor. Her mahallenin, yaşam standardı, kişi başına milli gelir, asgari ücret, eğitimde kalite, vb. meseleleri gölgeleyen, bunları merak ve kaygı konusu olmaktan çıkaran kültürel simgeleri ve kutsalları var. Siyasetçi, hangi mahalleden gelirse gelsin, söz konusu kültürel kodlar ve simgeler aracılığı ile (istismardır bu aracı mekanizma) kendisine siyaset arenasında yol açıyor. Adam futbolcu. Futbol oynadığı yıllarda bir mahallenin simgelerini kullanarak ait olduğu mahallenin hangisi olduğunu ima etmiş. Futbolu bıraktığında bir partinin milletvekili listesinin en tepesinden meclise giriyor. Kadın, yine bir mahallenin simgsel/kültürel değeri çok yüksek bir sivil toplum derneğinin (Diyelim Atatürkçü Düşünce Derneği) başkanı. Tek başına yeterli bu meclise taşınması için.

    Birbirini tanımayan mahallelerin sakinlerini birbirlerinden korkar hale getirmek çok kolay. Siyasetin dili, bu korkuyu yeniden üretmek üzerine kurulu.

    Bu mahallelerle bir aidiyet ilişkisi kurmayı reddederek tüm mahalleleri birbirleriyle tanışıklık kurmaya davet edenler, hemen her zaman, bu mahallelerden hiçbirisine yaranamayıp dokuz köyden kovulanlar, her defasında zindanlara ilk tıkılanlar, koro halindeki küfür ve aşağılama bombardımanına ilk tutulanlar da bunlar zaten. Çünkü, bir mahalleye ait olmadan söz söylediğinizde, nereden vuracakları, nereden hangi geleneksel araçlarla saldıracakları konusunda şaşkınlık yaşıyorlar.

    “Senin gibiler yüzünden camilerimiz ahıra çevrildi!” diyemiyorlar, çünkü, Cumhuriyet’in kurucu babaları, Cumhuriyet’i dindarları ötekileştirmek ve şeytanlaştırmak stratejisi üzerine kurdular” diyen sizsiniz.
    “Seni gidi aklını dinle bozmuş gerici seni!” diyemiyorlar, çünkü dindar bile değilsiniz.
    vb.

    Siyaset, bir kültür ve kimlik savaşı şeklinde devam ettiği sürece, siyasetin dilini değiştirebilmemiz pek mümkün görünmüyor.

    Siyaset, bir kültür ve kimlik savaşı şeklinde devam ettiği sürece, gerçekten kalkınmış bir ülke olamayız.

    Siyaset, bir kültür ve kimlik savaşı şeklinde devam ettiği sürece, “hakaret eden” ile “hakaret edilen”i eşzamanlı olarak yaşamaya yazgılıyız hepimiz.

    Yakınmaya pek hakkımız yok gibi.

    • Zihninize, kaleminize sağlık Bernar Bey.Bam teline dokunmuşsunuz.Aynı ülkenin vatandaşları olarak ortak çıkarlarımıza kıyasla, kültür ve kimlik farklılıklarımızın sıkleti nedir ki?

      • Sn.bernara akıl sağlığı dilemeniz gayet yerinde olmuş inci baba; yalnız onun uzunca ama kof paylaşımı altında biraz tavşan kuyruğu gibi kalmış sizin yorumunuz:)

      • Sağolun. Umalım ve dileyelim ki, düşünce ve duygu dünyasının merkezine ortak çıkarlarımızı koyan, hep biriklikte barış içinde yaşama iradesine güç veren insanlarımız, kendi mahallelerinde sağduyu ve dostluğun dilini yeşertirler. Böylece, istisnasız her birimizi sığlaştıran, hepimize kaybettirip hepimizi güçten düşüren bu toplumsal zaafımızı geride bırakırız. Saygı ve selam.

        • H. Gayret Bey yorumunuz için uzunca ve kof demiş. Uzunca kısmı üstünde durmayalım, ama bir de kof demiş. Sağduyu ve dostluk dilini yeşetelim umudu bu kadar çatışmacı, kavgacı, öfkeli, manipülatif yorumlarının gölgesinde mi yeşerecek? Şekil vermek kolaydır azizim ruh vermek zordur. Değeri olan ne söylediğiniz değil, ne yaptığınızdır. Birbirini tutmayınca kof denir.

  11. Kalabalıklar
    Bölükbaşı güzel konuşurdu, meydanlar dolup taşardı ama sandıktan oylar çıkmazdı. Siyasiler ya karşı tarafa saldırıyor ya da halka para pul vadediyor. Erbakan’dan başka uygarlaşmayı dile getiren siyasi yok, yazar da yok.

  12. Gündemi Meşgul Eden Sorunu Çözdüm Zannımca!

    Şu senet olayı canım, başrol deki kişi ekrana çıkıp olayı anlatınca hepimiz ikna olduk. Hatta mağdur olmuş diye vah vah ettik. Ben açıklamanın üzerinden iki gün geçince mağdurun sarfettiği bir cümle ile bütün olay yeniden şekillendi kafamda. Öncelikle şu sorular belirdi.
    1- Madem senedin asıl borçlusu ve senin hizmet ettiğin şirket ve ortakları farklı bu kişiden niçin yeni bir senet alıyorsun.
    2- Borçlu seni zorla ikna etmiş (inandık) fakat bu senedi önceki senetten kurtulmak için verdiğini AÇIKCA söylemiş, önceki senedi vermeyeceksen bu senedi niye aldın.
    3- Hadi fazla senet göz çıkarmaz dedin, borçlunun ödeyeyim eski senedi ver teklifini niçin kabul etmedin.
    4- İki de bir “hukukçular bilir, senedi verseydim önceki cirantalara (ciranta mıydı?) rücu ederdi” diyorsun. Borcu ödeyen ve asıl borcun borçlusu olmayan kişinin asıl borçlulara rücu etmesinde ne sakınca var, hukukçular bunun normal olmadığını mı söylüyor.
    5- Her şeyi geçtik, elinde sözleşme yaptığın (sözlü yapılması hukuka uygunmuş ekrandan yasayı okudun) hizmet verdiğin kişilere ait senet varken niçin niçin olayla ilgisi olmayan kişinin senedini icraya koydun, asıl borçluların senedini icraya koymadın.
    Gelelim benim takıldığım noktaya, diyor ki “bu kişi geldi, ben bu şahıslardan korkuyorum, (asıl borçlular) insanları gizlice kayda alıyorlar, falan filan” Acaba dedim önceki kişiler bu şahıstan gizlice elde ettikleri görüntüler yoluyla para mı almak istediler.

    • Sayın hd,

      Senet meselesini boş verip “bilgisayarından çocuk pornosu çıktı” muhabbetine yüklenin. O çok daha etkili olur. Hoş, o konu ne hikmetse birden kesiliverdi. Milletin o kadarını yutma ihtimali riskli diye düşündüler muhtemelen.

      Muhterem, bu tip bel altı algı operasyonlarını gidip misal Sabah gazetesinin veya Star gazetesinin yazarlarının yazılarının altındaki okuyucu yorumlarına yapınız. Orada alıcısı çok olabilir.

      Ama durun bir dakika. Yapamazsınız. Zira oralarda yorum yapmak yasaktır. Oralarda yazarların yazdıkları zaten mutlak doğrudur. Maraba takımı olan okuyucuların sadece “Vah vah! Demek adam hem hırsızmış hem de sapık” falan deyip kafalarını sallamaları gerekir.

      Sayın H. Gayret, kulağını çekin biraz bence muhteremin.

      Adamın gerçekten hukuki bir skandalı söz konusu olsa içeri tıkılması 24 saati geçer miydi?

      • Baduh arkadaş, siyasette belden aşağı vurma yolu eskiden beri açıksa da bu yöntemi en çok fetöcülerin kullandığını biliyoruz değil mi? O yüzden benzeri davranışlardan kaçınmak gerekir. Şu kadarını söyliim; m.yavaşın epeyce bir bagajı olduğunu sanıyorum ama bunun tam da seçim takvimi işlemeye başladıktan sonra piyasaya sürülmesini mertçe bulmuyorum… Okej?

    • Adam zaten iş takipçiliği (yani davanın üst mahkemelerde uygun bir şekilde halledilmesi) için almış parayı bu bile başlı başına olay ama bunla ilgili tek birşey yok.
      Konu Meleklerin cinsiyeti..

  13. O dili kaybedeli çok oldu. Bunda özellikle internet gibi bir rahat salvo alanının oluşu da etkili oldu elbette. Şimdinin dili kaba,yoz, hırçın ve yaralayıcı. Toplum da gariptir böylesine alıştırıldı.Abdullah Gül,Ahmet Davutoğlu gibi usturuplu konuşma erbabı siyasetçileri bu hallerinden ötürü fazla pasif,silik bulan çokça insan gördüm.Bizim toplumun önüne ‘hayt huyt’la çıkacaksınız ki sevilesiniz! Eleştiriyi bile hakaret etmeden yapamıyor siyasetçilerin çoğu.Yapıcı olmak yerini çoktandır yıkıcı olmaya bıraktı.Rahmetli Türkeş’in siyasetini ve dilini beğenirdim,tam olması gereken ayarda.Siyaset bir daha o dili yakalayamadı.Bundan sonra da zor gibi.

    • Sayın hattat, her ne kadar bugün de türkeş bey yorumlarıyla aramızda olsa da tabii rahmetli başbuğumuz bir başkaydı… Siyaseten eğrisi doğrusu başkadır ama düşünüş tarzı ve hitabet sanatı yönünden çok olgun, kavratıcı bir üsluba sahipti. Belki asker kişiliği ve disiplini de bunda rol oynamıştır; meselelerin tarihini önünü ardını çok güzel derinlemesine açıklar ve anlatırdı. Son yıllarında bikaç sohbetine yetişmişliğimiz de vardır elhamdülillah. Kendisinin en takdir ettiğim yönü üniformasıyla değil sivil elbiseyle siyasete atılabilmiş olmasıdır. Biliyorsunuz bunun için bir de 14ler olayının yaşanması gerekmiştir; nur içinde yatsın…

  14. SİYASİLER VESAYET DÖNEMİNDE ZATEN İKTİDAR GÖSTERMELİK Tİ.
    Sadece ekonomik kararlarda etkili idiler.
    Bu durumda da halkı memnun etmek pek mümkün olmadığından en fazla bir iki dönem sonra iktidar değişirdi.
    İktidar derken ,Hükumet demek istedim.
    Şimdi vesayet bitmiş zannedildiğinden ,iktidar mücadelesi çok acımasız oluyor.
    Ülke kaynakları bir faniye emanet edilmiş görünüyor.
    Aslında ülkenin bekasının dümenine bir fani geçirilmiş durumda.
    Bu durumda müthiş bir kontrolsüz güç elde edildiğinden bu gücü korumak uğruna yapılmayacak şey yoktur.
    Kaynağın büyüklüğü ölçüsünde paylaşım da çok acımasız olmaktadır.
    Hiç bir fani ikbal meselesi olmazsa,seçimleri bu kadar hayat memat meselesi yapmaz .
    İşin sonunda kazandığı taktirde bugünden daha kötü bir dünyalık elde edeceğine inanmış olsa kimse onu aday bile yapamazdı.
    PASTA NE KADAR BÜYÜKSE;o nu elde etmek isteyenler o kadar fazla olur.
    Bütün mesele pastadan en büyük pay alma savaşıdır.
    Gerisi sadece işin kamuflaj boyutudur.
    Herkes tarih boyunca gerçek niyetini gizleyip,olaya ulvilik süsü vererek sonuç elde etmek istemiştir.
    Dünyada değişen yeni bir şey yok.
    Başarı gerçek niyetini gizleme sanatından geçiyor.
    Pramitin tepesinden en alt kısmına kadar herkes konumu ölçüsünde bundan pay alma peşindedir.
    Dünyada adalet, herkesin gücü ölçüsünde kaynaklardan(dünyevi) pay alma şeklinde tecelli ediyor.
    Bütün kavga ve gürültü hep bunun etrafında dönüp duruyor.
    HAYVANLAR GERÇEK NİYETLERİNİ GİZLEYECEK ZEKAYA SAHİP DEĞİLDİR.
    İNSANLARIN TEK FARKI GERÇEK NİYETLERİNİ GİZLEYEBİLME BECERİSİNE SAHİP OLMALARIDIR.

  15. Fehmi bey! O zamandan bu zamana! Köprülerin altından çok sular aktı.
    O zaman muhalefet ihtidari şiirli ve deyişlerle eleştirirdi, şimdide Ihtidar muhalefeti KÜFÜR VE HAKARETLER eşiliğinde tehditlerle korkutiyor seçmenlerinide TERÖRIST ilan ediyor.

    Ihtidar seçmenleride! Ihtidarin yaptği tahribatlardan ihtidari değilde muhalefeti sorumlu tutarak,ihtidari överleken, muhalefetedide, aynen aga babalari gibi, tehdid ve küfürlerle korkutup susturiyorlar.

    Moderin Türküyenin, Küfürbaz siyasetçileri.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız