Kaşıkçı’yı bir yıl önce kaybettik.. Öldürülmesiyle ve ölmeden önceki niyetleriyle ilgili yeni bilgiler…

18

Bazen böyle olur; bir konu üzerinde yazmak amacıyla hazırlanırken karşınıza konunun daha önce hiç bilmediğiniz farklı yönleri çıkabilir. 

İstanbul’da vatandaşı olduğu ülkenin (Suudi Arabistan) ajanları tarafından vahşice öldürülmesinin yıldönümü vesilesiyle Cemal Kaşıkçı cinayetini yazmadan önce yaptığım hazırlık sırasında başka bir gazetecinin, Hassan Hassan’ın, adıyla karşılaştım. 

Önce Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili ulaştığım son bir bilgiyi paylaşayım: Suudi Arabistan’da çıkan Ukaz gazetesi, cinayeti işledikleri neredeyse suçüstü yapılmış ekipten kişilerin yargılanmasının devam ettiğini, şimdiye kadar sekiz duruşma yapıldığını ve merhumun ailesinden kişiler yanında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisi bulunan beş ülkesi ile Türkiye’nin birer temsilcisinin de bütün duruşmalarda hazır bulunduğu haberini verdi.

Duruşmalara katılan Türkiye’nin temsilcisi notlarını Ankara’ya gönderiyordur. Yakında yargılamanın nasıl gittiğiyle ilgili haberleri Suudi Arabistan’dan alamasak bile Ankara tarafından aydınlatılırız herhalde.

Korku bölgeyi sarmış görünüyor

Medya dünyanın her yerinde Kaşıkçı cinayetinin birinci yıldönümünde konuyu ayrıntılı yazılar ve TV programlarıyla canlı tuttu. Bir Amerikan kanalı (PBS) bir muhabirini tamamen bu konuya tahsis etmiş. Gazeteci bir yıl boyunca konuya taraf olan kimler varsa hepsiyle kameralar önünde görüştüğü gibi, Riyad’a da defalarca gidip başta infaz emrini verdiğine inanılan Veliaht Prens Muhammed bin Salman (MbS) olmak üzere pek çok yetkiliyi de sorgulamış…

Ülkenin dış politikasından sorumlu devlet bakanı Adel el-Jubair’in MbS’yi koruyacağım diye kendisini düşürdüğü hal ile bir ara Londra ve Washington’da büyükelçilikler ve Suud istihbarat örgütüne başkanlık (1977-2001) da yapmış bayağı yaşlı Prens Türki bin Faysal’ın top çevirme çabalarını şaşkınlıkla izledim.

İnsanı ancak korku onların durumuna düşürür.

Reklam

Şu korku sözgelimi: Ülkenin en zengini, yine kraliyet ailesinden Prens Waleed bin Talal 82 gün bir otelde MbS tarafından gözaltında tutuldu; servetinin önemli bir bölümüne el konulmasına izin verdikten sonra serbest bırakıldı. PBS’in ‘Frontline’ programının konuya ilişkin bölümünü üstlenmiş gazeteci Kaşıkçı cinayetini onunla da konuşmuş.

Prens Waleed’in korkusu hala devam ediyor; bu kadarını söyleyeyim.

MbS diye anılan Muhammed bin Salman sonunda Kaşıkçı cinayetinin işlenmesi talimatını olmasa bile İstanbul’a giden infaz ekibinde yer alanların kendisiyle irtibatlı devlet görevlileri olması hasebiyle olayda sorumluluğu bulunduğunu kabul etti. Onu da yine bir başka Amerikan TV kanalının ‘60 Minutes’ programında itiraf etmek zorunda kaldı.

Bağımsız medya kurma peşindeymiş Kaşıkçı

Cemal Kaşıkçı’ya vahşi bir cinayete kurban gitmesinin yıldönümünde bir meslekdaşı olarak benim de konuyu izleme yükümlülüğüm var. 

Hepimizin var.

En son yazdığı gazete olan Washington Post’un patronu (aynı zamanda Amazon şirketinin de sahibidir) Jeff Bezos İstanbul’a kadar gelip düzenlenen anma törenlerinde hazır bulundu.

Onun gelişini de önemsiyorum.

Reklam

Kaşıkçı, öldürülmeden hemen önce, kendisi gibi dışlanmış Arap gazetecileri örgütleyip bölgeye dönük bir medya oluşturma planları yapıyormuş…

Cinayetle ilgili son yeni bilgi bu. ABD’de yaşayan Suriye kökenli bir gazeteci olan Hassan Hassan’a gönderdiği mesajda şunu yazmış: “Galiba kendi medyamızı başlatmalıyız; fakat bunu bağımsızlığımızı koruyarak nasıl yapabiliriz? Katar’dan veya BAE’den (Birleşik Arap Emirlikleri) para almadan?”

Kaşıkçı’nın vasiyet kokan mesajı

Katar ve BAE bölgede birbirlerine şaşı bakan iki ülke. Onlardan para almadan gazete nasıl çıkarılacak, televizyon kanalı nasıl kurulabilecek?

Bu sorunu çözebilirlerse medya oluşturmaya hazırlanıyormuş Cemal Kaşıkçı

Hayatına kast edilmesinin sebebi de işte bu niyeti olabilir. Bağımsız medya mı? Olacak şey değil…

Konuyu araştırırken Hassan Hassan’ın son aylarda başına gelenler de ilgimi çekti. 

Yedi yıl BAE çıkan ‘The National’ gazetesine haftalık yazılarla katkıda bulunurken birdenbire “Artık yazmanızı istemiyoruz” denmiş kendisine. Suçu? Tam o sırada Foreign Policy dergisine Suudi Arabistan-BAE gibi Körfez ülkelerinin uyguladığı ambargonun Katar’ı daha da güçlendirdiğine dair bir yazı yazması…

Amerika’da yaşıyor Hassan; yazılarına itibarlı ‘Atlantic’ dergisi talip olmuş. Bu arada  George Washington Üniversitesi (GWU) de bir programına kendisini dahil etmiş. 

Ne güzel değil mi? İtibarlı bir dergide yazıyor, önemli bir üniversiteyle bağı var…

Ancak arkadaşı Kaşıkçı’nın cinayete kurban gitmesiyle ilgili Atlantic’te yazdığı yazı BAE ile ‘bağımlı’ ilişkileri olduğu anlaşılan Amerikan üniversitesini rahatsız etmemiş mi?

Kavga gürültüyle üniversiteden kopmak zorunda bırakılmış…

Amerika’da oluyor bu.

Neyse. 

Hassan Hassan bunları anlattıktan sonra Kaşıkçı’nın kendisine gönderdiği “Biz de kendi bağımsız medyamızı kuralım” vasiyetini hatırlattıktan sonra büyük harflerle şunu yazıyor: “O KONU ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUM.”

Yapması gereken, en azından aynı duruma burada düşen gazetecilerin yaptığını yapmak: İnternet üzerinden yazılı ve görüntülü yayın…

İyi ki yeni teknoloji var; bağımsızlığı o sağlıyor…

ΩΩΩΩ
[Bu yazının Bernar Kutluğ tarafından yapılmış İngilizce tercümesi için.]

18 YORUMLAR

  1. Hamza Bey merhaba,
    Yapılan bilimsel araştırmalar, insanın güvenlikten de önce en önemli ihtiyacının kendini tanımlamak olduğunu gösteriyor. Bir insanın anne babasını ve mümkünse onların büyüklerini bilmesi, kendi ailesini öncelemesi, yakın akrabalarına ve arkadaşlarına diğer insanlardan daha fazla bağlı olması, öğretmenleri ve benzeri kişilere saygı duyması … insan olmanın doğal özellikleridir. Aynı coğrafyada yaşayan ve aynı dili konuşan insanlar, ataları becerebilmişse eğer, bir devlet çatısı altında birlikte yaşarlar ve büyük bir aile oluştururlar.
    Tek bir dünya devleti olsa, insanlar aynı dili konuşsa ve ortak tek bir kültüre sahip olsa … Böyle bir şeyin olabilirliği henüz hayal edilmiyor ayrıca olursa da daha iyi olacağını sanmıyorum. İşte milliyetçilik ulus devlet çatısı altında birlikte yaşayan insanların kendilerini toplumsal düzeyde tanımlamalarının bir ifadesidir. Şüphesiz ki başka milletleri küçümseyen veya onlara düşmanlık duyan yaklaşımlar milliyetçilik değildir, ona ırkçılık deniyor. Milliyetçilik kavramını ülkemizde MHP’nin üstlenmiş olması büyük bir talihsizliktir, milliyetçiliği M.K.Atatürk’ün kurduğu CHP’ye yakıştırıyorum.
    CHP’nin değişen Türkiye’ye ve değişen Dünya’ya ayak uydurması gerektiği görüşünüze katılıyorum. Fakat bunu yapması için Altı Ok ilkelerini red etmesi gerekmez. Tam tersine kendisini tanımlayan bu ilkeleri çağdaş dünyanın gerçekleri ile birlikte yorumlaması gerekir. Türkiye’de sağ partilerin ilkeleri yok, dini ve milliyetçiliği pragmatik bir şekilde kullanıp bir süre başarılı oluyorlar fakat sonra siyasi partiler mezarlığına gidiyorlar. CHP ise yakında 100 yaşına basacak, zira onun ilkeleri var.

    Not : Merhum Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın arkasından ağıt yakılacak birisi olduğunu sanmıyorum. Fakat öldürülme şekli vicdanımı sızlatmıştır.

    • sayın F.K.T.! benim okuduğum sosyoloji ihtiyaçlar sıralamasını daha farklı anlatmıştı. bana yalan söylediklerini kabul etsem bile, kendini tanımlama ihtiyacından milliyetçiliğe nasıl ulaştığınızı kavrayamadım. milliyetçi olmadan nerde yaşadığını, aile fertlerini, komşularını, iş arkadaşlarını bilmesi mümkün olamıyor mu? hangi ırka mensup olduğunu bilmezse, kendini tanıma ihtiyacı giderilemiyor mu?
      bir de, kendisini türk zannederken aslı arap ise, yani kendisini yanlış tanımış ise, ömrünü boşuna mı yaşamış olur?
      biraz komedi gibi oldu doğrusu.

      • Yaşanan tarihi süreçlerde insanlık kümesi birçok alt kümeye ayrılmış ve bunlar arasındaki ilişkiler ana hatlarıyla belirlenmiş. Havalimanında yurtdışına giderken bu görüşlerinizi söyleyerek geçemiyorsunuz, pasaportunuz soruluyor. Diğer yandan millet (ulus) kavramı ırka da dayalı olmakla birlikte, esas belirleyici olan kendinizin hangi millet ailesine ait olduğunuzu kabullenmek ve onlarla kader birliği yapmanızdır. Milliyetçiliğin doğru olanı, bir devlet çatısı altında birlikte yaşayan insanların “biz de başarabiliriz” duygusuyla ileriye yönelik başarı hedefleri koymasıdır.

        Neandertelman’den Homo Sapiens’e geçtikten sonra konuşmaya başlayan insanoğlunun neden farklı dillere ve ırksal özelliklere sahip olduğu meselesi hem içinden çıkılamayacak derinliktedir hem de pratik bir değeri yoktur. MHP’nin milliyetçilik adı altında ırkçılığa çok yakın bir yerde durması, bu konuda kafalarımızın karışmasına neden oluyor.

  2. 1) Aydın Doğan büyük hatalar yaptı. Önce Vatan ve Milliyet’i 2013’te yandaş işadamına sattı. Vatan satılır satılmaz Vatan’ın assolisti Selahattin Duman’ın işine son verdiler. Sonra diğer yazarları (Süleyman Ateş, Ruşen Çakır vs.) kovdular. Reha Muhtar ve Livaneli de istifa etti. Böylece renkli ve keyifli bir gazete olan Vatan’ın içini boşalttılar. Sonra da kapattılar. Adına trol denen internet teröristleri, iktidarın medyayı bitirme amaçlı bu ve benzeri davranışları için “oh çok iyi olmuş, beter olsunlar” gibi lâflar ediyorlar. Buna izin verilmemeli. Fikre ve ifade hürriyetine saygısı olmayan bu heriflerin özgür medya’da yeri olmamalı. Bunlarla “terörle mücadele” kapsamında bir mücadele yürütülmeli. Hezeyanları Özgür Medya’da asla yer bulmamalı. Yandaş Medya’nın sayfalarına bol bol kusabilirler içlerindekini.
    2) Aydın Doğan, iktidara jest olsun diye Radikal’i kapattı. Tirajı düşüktü ama tık alıyordu. Ve basında bir renkti. Aydın Doğan “Vatan ve Milliyet’i satarsam, Radikal’i de kapatırsam medyamı kurtarırım” diye düşündü herhalde. Son derece öngörüsüz bir düşünce. Aydın Doğan’ın medyasına 3 milyar 600 milyon dolar teklif geldi yurtdışından. Kıyamadı satmaya. Sonra tehdit ve şantaja boyun eğip 1 milyar 200 milyon dolara satmak zorunda kaldı. Hem kendisi, hem biz, hem de medya kaybetti.
    3) Aydın Doğan örneği Burak Akbay’a ders olmalıdır. Burak Bey’e tavsiyem medyasını derhal Yabancı sermayeye satmasıdır. Bunların sağı solu belli olmaz, el koymaya filan kalkabilirler. Burak Akbay “Ben medyamı satmam, vuruşarak ölürüm” diyorsa o zaman kendisine başka tavsiyelerim var.
    4) Basının bu rezil hâlini değerlendirebilir. Krizi fırsata çevirebilir. Baskı tesisin var. Bir sürü köşesinden olmuş köşe yazarı var. Demek ki helva yapacak malzemen var. Adamlar Hürriyet’i gasp edip içine Türkiye’de, Yeni Şafak’ta yazması gereken tipleri mi doldurdular. Sen de kurarsın Zürriyet diye bir gazete; itilmiş, kakılmış, sindirilmiş ve kovulmuş Hürriyet yazarlarını toplarsın bu yeni çatı altında. Böylece basın ve fikir düşmanı İktidara nanik yapmış olursun. Tarihe geçersin.
    5) Yeni Vatan, Yeni Milliyet, Yeni Radikal… Özgür Medya senin çatın altında küllerinden doğar. Korkusuz’u yeni transferlerle güçlendirmek te var ama yeni gazeteler kurup özgür ve muhalif sesleri yeni çatılar altında toplamak daha güçlü bir hamle olur.
    6) Bunları yapmasa da bizim için çok dert değil. Her gün internet denen şu güzelliği icad eden gavurlara hayır duası ediyoruz. Zaten güzel olan her şeyi gavurlar icad ediyor. Allah razı olsun. Bu sayede oturduğumuz yerden istediğimiz yazarı okuyabiliyoruz. Yandaşlara, yalancılara mecbur değiliz.
    7) Medyayı tehditle, şantajla sindirdiler, susturdular, bitirdiler. Gazeteleri kelepir fiyatına zorla sattırdılar, içlerini boşalttılar. Muhalif sesleri kıstılar. Kaliteli yazarları kovdurup gazete keyfimizin içine ettiler. Bazı gazeteleri de kapattılar. Bu kifayetsiz muhterisler yapabilseler interneti de kapatırlar. Böyle de cibilliyetsizdirler. Tatsız tuzsuz insanlardır. Herkesin de kendileri gibi olmasını isterler. Özgür ve renkli bir basın asla istemezler. Farklı seslere asla tahammülleri yoktur. Fikirlere fikirlerle karşılık veremezler. Yalan bunların mümeyyiz vasfıdır.
    8) “Dindar insan yalan söylemez, haksızlık yapmaz, adaletsiz davranmaz, hak yemez” anlayışı bu iktidar döneminde sarsıldı. Kendilerini tebrik ediyorum. Bu anlayış zaten yanlış ve eksikti. Yerini daha gerçekçi bir anlayışa bıraktı. Dindarların “medya” imtihanı çok vahim bir tablo olarak tarihe geçti.
    9) Yandaş Medya, Temel Bey ve Saadet Partisi için “zillet, illet, hain, terör işbirlikçisi” dedi. Eski yol ve dava arkadaşlarına bu lafları edenlerin Ekrem İmamoğlu ve CHP için “Rum, Pontus, pislik, çöp vs.” demeleri gayet normaldi. Hepsi kayıtlara geçti. Fevkalade bir tablo var önümüzde. Camide içki içtiler, deri eldiven giymiş, üstü çıplak adamlar başörtülü bacımı taciz ettiler’le başlayan bir ibret tablosu.
    10) Algı operasyonu… Proje… Operasyon çektiler… Yerli ve milli… Beka sorunu… Dış mihraklar… Bu aziz millet… Bu ülkenin asıl sahibi biziz… Manevi değerlerimiz… Milli irade… Zillet ittifakı… Cehape pisliktir… Bunlaaarrr… Menderes idam edilirken neredeydiniz… İki ayyaş… İstanbul’u kaybedersek Mekke’yi, Medine’yi, Kudüs’ü kaybederiz… Lafları bitti. Yeni şeyler söyleyemezler. “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” açmazındalar.
    11) Saray soytarısı gazetecilerin, yazarların ve yorumcuların itibarı iyice aşındı. Okunmuyor ve tıklanmıyorlar. Geriye troller kalıyor. Onlar da nerede özgür, muhalif, etkili ve okunan bir yazar var oraya tezgah açıp içlerindeki pisliği hep aynı kelimelerle boşaltıyorlar: “Gün geçmiyor ki memleket düşmanları dört bir koldan Türkiye’nin tökezletilebilmesi için…” Trollere sen bir dur bakalım deme zamanı gelmedi mi?
    12) Yandaş gazetecilerden fikir namusu olanlar sessizce basından ayrılıyorlar. Geriye kalanlar da para için her şeyi yapacak tıynette olduklarından soytarılığa devam edecekler. İlerde ders kitaplarına girmeli, okullarda okutulmalı yandaş medyanın bu hâlleri… Basın tarihine geçtiler, rezil ola ola yok olup gidecekler.
    13) Siyasetçi şöyle diyor: “Bize cahil insan lazım. Okumuşlar uykularımı kaçırıyor.”
    Vatandaş cahil kalmalı ki hep bunlara oy versin. Bunlar da ölene kadar iktidar olsun, bin odalı sarayda saltanat sürsün. Vatandaş asla sorgulamasın. Bunlar ne dese inansın, ne yapsa onaylasın… Asla millet, memleket ve medeniyet diye bir davaları yoktur. Hiç olmamıştır.

    • Uretilen her teknolojik yenilik ve aygitin mucidine tapinmamiz gerekiyorsa internet ten cok daha zevk veren aletler de var! Sn.bernarin da gecen gun isaret ettigi gibi ormanin guzelligine bakip bakip agaca tapinmaya devam..!

  3. konu gazetecilerden açılmışken, Taha Akyol, karar gazetesinde yazmaya başladıktan sonra müthiş bir gelişim gösterdi. Bir dönem yalpalamış olsa da, son yazıları, tam bir hak, adalet, hukuk, insan hakları ekseninde ve birey olma yolunda ciddi bir gelişim gösterdi.
    – İdeolojik takıntılarından ve tarafgirliğinden sıyrıldığı görüntüsü veriyor. Ben çok memnun oldum. Umarım taha akyol ve sayın kahveci gibilerinin sayısı artar.

    • Hamza bey, piyasa bahsettiginiz yazar taslaklariyla dolu ve begenmeye doyamadiginiz o mutemetler yuzunden zaten basinimiz bu halde ya; hepsini toplasan bi fk etmez, biz de sana onu begendiremiyoruz..! Iyisi mi karardakilerle yetinin…

  4. Sayın F.K.T. merhaba!
    Ben dünkü tartışmamızdan devam etmek niyetindeyim. Umarım sizce de mahsuru yoktur.
    Dünkü yazınızı buraya alıntılıyorum:
    “F.K.T. 4 Ekim 2019 at 00:44
    CHP kökten değişirse kendini inkar etmiş olur ve siyasi mezarlığa gider. Tek dayanağı altı oka 1930’lu yılların kafasıyla değil 2000’li yılların gerçeğiyle bakıp çağdaş bir yorum getirebilmesidir. Ulusalcılık olmadan millet olunamaz, aksini savunmak gerçekçi değildir. (Küreselci değilseniz tabi ki). Önemli olan bunu yaparken ırkçılık yapmamak ve milliyetçiliği geçmişle bağı inkar etmeden fakat daha ziyade birlikte bir gelecek inşa etmek olarak yorumlayabilmektir. Bence CHP’ye ihtiyaç var, ne yapıp edip kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. CHP giderse, Türkiye yakın mazisini hatırlamayan toplumsal alzheimer hastalığına yakalanır. Gerçi CHP’nin mevcut hali de insanı hasta ediyor ama yokluğu daha önemli bir soruna yol açar.”
    – Sizin yorumunuzun neresinden başlıyacağımı doğrusu bilemedim.
    Öncelikle millet olma meselesinden mi başlasam yoksa chpnin kökten değişirse siyasi mezarlığa gider görüşünüzden mi?
    – Öncelikle şunu söyleyim: türk, kürt, arap, çerkez gibi kavramlar, chpden önce de vardı. Yani chpnin orjinal bir buluşu değildi. Ancak, milliyetçilik, bilindiği gibi, burjuvazinin ulusal sınırlara ihtiyaç duyması nedeniyle, fransız ihtilali ile ortaya çıkan ve dünyaya epey bedel ödettiren bir kavram. Bilindiği gibi ya da benim bildiğim gibi, milliyetçilik akımının gelişmesi, osmanlının son kolonlarının yıkılmasında epey rol oynadığı gibi, bu akımın hastalığına kapılan ittihat terakkiciler, osmanlıyı savaşa sokarak o kolonların yerine ingiliz, yunan vb. kolonların yerleşmesine neden oldular. Bu milliyetçilik akımının en uç örneklerini de hitler almanyasında gördük.
    – Yani söylediğin milliyetçilik çok da matrak birşey değil.
    – Ayrıca da, milliyetçiliğin ülkenin hangi sorununa nasıl bir çözüm getireceğini de işin doğrusu çözemedim.
    – Chp’nin kökten değişmesi durumunda siyasi mezarlığa gideceği tespitiniz de epey sorunlu doğrusu.
    – Çünkü hem darwinin ortaya koyduğu gerçek, hem de diğer siyasi ve sosyal yaşam pratiğinin ortaya koyduğu gerçek, yeni şartlara uyum sağlayanın yaşayacağı, değişen şartlara uyum sağlayamayanın ise yok olacağıdır.
    – Yani, eğer chp, değişen dünyaya, değişen türkiyeye uyum sağlarsa yaşamını sürdür, yok değişime direnirse, bir süre sonra gücünü kaybeder.
    – Siz, neye göre tam tersi bir sonuç çıkardınız anlayamadım doğrusu.

  5. abd çakma başkanı dışında olup da,bize karşı olan ,kırmızı çizgileri aşan veya sıkıntılarımıza karşı duyarsız olanlanları vurmuş isek ve vuracaksak bunu kattiyen abd çıkarları için yapmıyoruz ve yapmayız.kendi toplumuzun çıkarlarları,sizlere karşı olan mücadelemizin selameti,sizlerin kökünü kazımak,kazıyamıyorsak sizleri etkisizleştirmek içindir.yanlış yorum veya düşünce içinde olmayın.

  6. Kaşıkçı cinayetinin İstanbul’daki ölümünü adım adım takip eden istihbarat cesedin nerede olduğunu neden bilemiyor? Yargılanacak caniler olarak takdim edilenler belki asılacak ama asıl cani elini kolunu sallayarak dolaşacak.
    Kaşıkçı cinayeti ile ilgilenmiyorum.

  7. abd nin çakma başkanı paragöz trump,bu adam beni vuracak.kilometrelerce uzaktan bunu nasıl beceriyor,anlamadım demiş.sen kendini bozmamışsan(suç-günah-işlememiş-hata yapmamış-kasıt ve art niyet içinde olmamış-kırmızı çizgileri çiğnememiş),kısacası Allah a gönülden ve hakkıyla kul olmuşsan,kainatın en uzak ucunda veya yanıbaşımda olsan dahi;ben, sana asla vuramam.vurmak istesem, Allh c.c ü beni tutar,vurdurmaz.vurmuşsam kusuru kendinde ara.vurmuşsam haklıyımdır.vurmuşsam abd çıkarlarının hayrınadır.bize karşı olanalar ve bizim sıkıntılarımıza karşı duyarsız olanlara da aynı sözlerimi söylüyorum.aklıselimlere saygılar.

    • Nurdan abla biz o kadar emek cekip size cevaben yorumlar yaziyoruz ama bi kez olsun donup de soyle bi tesekur etmediniz; elin oglu ordan al da kafana cal dercesine bi link atiyor, bi madalya takmadiginiz kalmis bakiyorum..! Simdi sn.bernarin “iste buna kiskanclik krizi denir!”diye kendini sirt ustu yerlere atip cilginlar gibi yuvarlanmaya baslamayacaani bilsem; alacaginiz olsun derdim size…

  8. Kaşıkçı cinayetiyle ilgili çok şey yazıldı, bir çok şey de konuşuldu ama artık o da sıradanlaştı; unutuldu..ta ki medyaya, belirli sebeplerle yansıyınca ve ancak izleyenler haberdar oluyor Kaşıkçı cinayetinden. Ne var ki, çok hunharca, çok zalimane bir şekilde ve dünyanın gözü önünde, gözünün içine baka baka işlendi bu cinnet.

    Bir çok sebep sıralandı bu cinayet için. Bazılarına göre Suudi Arabistan’da iktidar mücadelesi kaynaklı, bazılarına göre de ABD-Suud arası ilişkilerden kaynaklıydı..bize uzak; o kadarına da yetkin değiliz.
    Neden İstanbul’da işlendi bu cinayet, onun da cevabını henüz bulabilmiş değiliz!

    Koru’nun bugünkü yazısına göre, mesele, Kaşıkçı’nın “kendi bağımsız medya”sını kurmayı istemesi ile ilgili de olabileceği, ölümünün 1. yılında ortaya çıkan bir tewee’tinden anlaşılıyor gibi…

    Sırf bağımsız bir medya kuracak diye öldürülmüş olabilir mi Kaşıkçı?
    Hem dünyadaki bütün farklı medya kuruluşları olmasa bile, gelişmiş-demokratik ülkelerdeki medya kurumları “mutlak bağımsız” birer medya organı mıdır ki, bir benzerini veya daha ötesini Kaşıkçı kurabilsin?

    Ancak, bana göre, ülkeler arası çıkar dengelerini birinin veya her ikisinin birden, ABD-SUUD’un aleyhine bozacak şekilde bir çıkış gerçekleşmiştir ki bu cinayet işlendi.

    Diyeceksiniz ki “her iki ülke aleyhine bir çıkışı olduysa Kaşıkçı’nın, zaten bu “bağımsız bir çıkış değil mi” sorunuza “üçüncü veya dördüncüsü olan bir ülke olamaz mı?” derim. Bu soruyu sormamın nedeni, cinayet için “neden İstanbul (TÜRKİYE) seçildi” sorusunun cevabını bilmediğimizdendir.
    Rusya ile Çin’i ilgilendiren bir yönü de var mıdır bilmiyorum; Çin’i izlemesek te Rusya’dan Kaşıkçı cinayetine dair olumlu tepkileri de duymuş değiliz.

    İnsanın aklına şöylesi de geliyor: Dünyayı bir “Çeteler Birliği”mi yönetiyor ne?

    Böyleyse eğer; Koru’nun “Yapması gereken, en azından aynı duruma burada düşen gazetecilerin yaptığını yapmak: İnternet üzerinden yazılı ve görüntülü yayın…İyi ki yeni teknoloji var; bağımsızlığı o sağlıyor…” cümlesi de kurtarmaz. Çünkü; İnternet ve yeni teknolojileri de elinde bulunduran “güçler” buna izin verirler mi, öyle mi sanıyorsunuz?

    Örnekleri de mevcuttur. Diğerine göre nispi bir bağımsızlığı olur İnternet medyasının o kadar.

  9. Kaşikçı cinayeti ve 15 Temmuz, gerçekleri carptiriliyor.
    Ne katilleri nede olaylarin arka pilanlarinda kimlerin olduğunun gerçekleri saptıriliyor.
    Açikcasi Birileri korunuyor. O korunanlarin kimler olduğu bilinmesini istemeyenler. PMS kullananlar. Açikcası PMS Korunan değil, kullanılan.
    PARAYA ve dünya malina tapmiş siyasetçiler, her zaman tavşana kaç taziya tut derler.

    Ben 60 dakikayi izledim, PMS doğrulari konuştu, kadinin her sorusuna açik acik cevaplar verdi.
    PMS Suudilerin, ve onlari kullananlarin kurbanlik koyunu gib ve ondan para soyuyorlar.
    O gün ABD den Istanbula gidenler ve PMS raportaj yapanlarin hepsi Trumpin karşiti Demokirat partililer.
    Gecen sene Kaşikçi cinayetinde burdaki bizim başkanin davranismşlarinda ve hareketlerinde garip halleri vardi.
    Madem öldürenler belli, niye cenazesinin yerini söylemiyorlar.
    Entrasan bir olay! MÜSLÜMAN KLIĞINDAKI ŞEYTANLAR, açik acik ülkelerıni soyup ABD ye yatirim yapiyorlar.
    ABD yide Memleketlerinin halklarına öcü olarak tanitiyorlarki halkın gözü onlari hirsizliklarini görmesi.

    .

  10. türkiye cb. nı erdoğan,kaşıkçı cinayeti konusunda işin peşini bırakmayacağız,dedi olaya müdahil oldu,milli mesele haline getirdi.o halda kaşıkçı cinayeti meselesi şahsen benim değil,bizzat erdoğan ın ve dolaysiyle türkiye nin milli meselesidir.ben iç ve dış politika üzerinde duracağım.
    dış politikadaki suriye meselesi:erdoğan,suriyede 100 kusur köy kuracağız.yerlerini bile tesbit ettik.suiriyeleileri kuracağımız bu köylere yerleştireceğiz.onun için suriye ye gireceğiz şeklinde yeni bir masal okumaya başladı.erdoğan ın gayesi,suriye köy kurmak ve türkiye de ki suriyeleleri oraya yerleştirmek ise,türk silahlı kuvvetşerin suriye ye girmesine gerk yok.suriye nin o bölgelerinde nato kuvvetlerine bağlı birçok ülkenin askeri var.nato isimli bir kuruluş var.nato nun askeri desteği yeter.türkiye nin askeri varlığına gerek yok.türkiye suriye de kuracağını iddia ettiği köyleri nato ülkelerinin askeri şemsiyesinde kursun.ama iş öyle değil.erdoğan nın güvenliğimi suriye de sağlayacağım saşma tezi dünyada kabul görmedi.bundan gocunan erdoğan taktik değiştirdi.suriyelileri kendi topraklarında yerleştireceğim masalı ile suriye işgal projesini yürütüyor.yine de türkiye nin istiklali,güvenliği saçma iddiasını da sürdürüyor.erdoğan,başkasının ecine girip güvenliğimi burada sağlayacağım diyemez.aynı şeyleri başkası türkiye ye karşı dese, erdoğan köpürür.erdoğan,kendilerine karşı yapmasını istemediğini başkasına karşı yapmak istiyor.şunu da söyleyeyim,erdoğan iddia ettiği suriyeleleri fıratın doğusuna yerleştirmez.kendine hizmet eden öso luları ve ailelerini yerleştirir.yanlarına da türk silahlı kuvvetlerini koyacak ve öso yu destek verecek.yine kan akacak,yine savaşlar sürecek.erdoğan,suriye nin toprak bütünlüğünü taktığı filan yok.suriye nin toprak bütünlüğü erdoğan a göre türk işgalinden geçer.putin rusya yı ve iran molla rejimi,erdoğan ın bu toprak gaspına çanak tutuyor.
    iç politikada erdoğan ın oyunları:chp nin önderliğindeki millet ittifakının haziran yerel seçimlerindeki başarısı ortada.erdoağnın salatanatı sallandı.yıkılmaya doğru hızla gidiyor.erdoğan,miller ittifakına destek veren iyi parti ile saadet partilerine kendilerine yöneltmeye çalışıyor.hdp yi ileri sürerek yapıyor bunu.hdp yi terörist,hain ilan etti.chp yi de terör destekçisi ilan etti.iyi partilileri de chp nin hdp ile olan hukuki,siyasi ve anlaki işbirliğini terör işbirliği olarak algılanması konusunda operasyon yürütüyor.iyi parti,chp ile ittifak ettiğnde hdp nin chp ye desteği vardı zaten.iyi parti bunu bile bile millet ittifakına girdi.şimdi de hdp yi ileri sürerek ve erdoğan nın nifak politikasına alet olarak chp yi kullanıp atıyor.chp yi satıyor. bazıları da erdoğan ın bununla ilgisi yok ,iyi parti kendisi ayrılmak istiyor diye erdoğan ı temize çıkarmaya çalışıyor.erdoğan ın ,akşener ile görüştürğü malum.işte o dörüşmede iyi parti genel başkanı akşener e neler teklif etti ise akşener, erdoğan ın nifakına gönüllü alet oldu.millet ittifakı kurulurken ben,iyi parti ile ittifak etmeyin.onlara güvenilmez ;sizin onlara ihtiyacınız yok,onların size ihtiyacı var demiştim.öngörüm gerçekleşti.o zaman chp yönetimi tavsiyemi tutmadı.şimdi vurulduk diye ağlaşmasınlar.sağ partilere güvenilmez.onlar adam satmayı çok iyi bilir ve uygularlar.çıkar davasına her dalaverileri çekinmeden yaparlar.hele erdoğan gibi bir nifak odağı başlarında varsa.erdoğan ı temize çıkarırlar,işi birilerin başına yıkarlar.erdoğan,sıkı yandaşı ve stepnesi bahçeli ve mhp yi kullanıp attığına göre,iyi partiyi başlarına taç mı edecek?erdoğanın kullan at modeli tıkır tıkır işliyor.sık sık yazdım:”erdoğan ve akp ye destek olan yanar.erdoğan ve akp ye elini veren kolunu kurtaramaz.”anlamamakta inat ediyorsanız ben sizler için hiçbirşey yapamam.benim desteğim anlayanlara olmuştur.bizim ,yozlara desteğimiz olmaz.o yozlar çok bilmşlik taslıyor.madem çok biliyorsunuz, kendi işinizi kendiniz halledin bakalım!aklıselimlere saygılar.

  11. Bu adamla ilgili haberlerin ,
    Suudi Arabistan gibi bir kabile devletinin benim ülkemde operasyon yaparak
    ülkemin prestijini yerlerde süründürme cüretini göstermesi ve buna gerektiği gibi
    karşılık verememesi dışında bir kıymeti harbiyesi yok . Keşke bu cinayet ülkemizde işlenemeseydi.
    Buna izin vermeyecek bir güvenlik ve cinayet önleme ağımız olabilseydi de gündemimizi bu cinayet işgal etmeseydi.
    Suudi Arabistandan bunun hesabı sorulmalıdır. Ne pahasına olursa olsun. Burası yol geçen hanı değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu herkese gösterilmelidir. Böyle bir siyasi irade lazım .

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız