Kılıçdaroğlu’na ben de soruyorum: Dört yıl sonra bugünkü ittifaklar aynen kalabilecek mi?

29

Şu sırada ülkemizin en önemli sorunu ne?

Bu soruma onlarca konu başlığıyla cevap verilebilir. Nitekim kamuoyu araştırma kurumlarının sorduğu aynı soruya vatandaşlar ‘ekonomik sıkıntılar’ ile başlayan ve ‘işsizlik’ ile devam eden 20’ye yakın cevaplar veriyorlar.

Ancak bazıları için o 20 başlık arasında yeri olmayan bir konu daha önemli. Konuyu gündeme taşıyan bir köşe yazarı, “Cevabını CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bekliyorum” diyerek konuyu gündeme getirdi ve aynı gün aldığı cevabı da köşesine taşıdı. İlk yazısından dışarıya taşan endişesinin aldığı cevapla giderilmiş olduğunu cevaba yer verdiği satırlarına da yansıtmıştı yazar.

‘En önemli konu’ bir günde önemini kaybediverdi.

Girişi fazla uzatmayayım. ‘En önemli konu’ halinde sunulan, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin kimi aday göstereceğiydi. Köşe yazarı “Abdullah Gül’ü aday gösterecek” diyenler olduğundan söz ediyor ve bunu Ali Babacan çevresinden birilerinin iddia ettiğini özellikle belirtiyordu.

Kılıçdaroğlu “Yok öyle bir şey” demiş ve eklemiş: “Seçim 2023’te yapılmayacak mı?”

Süleyman Demirel böyle durumlar için “Doğmamış çocuğa don biçilmez” derdi. Dört yıl sonra yapılacak bir seçim için daha bugünden ‘aday’ belirlemeye kalkışmak doğmamış çocuğun donundan daha absürd bir şey…

Acaba bu konu neden önemli?

Reklam

[Önemli dememin sebebi, artık bu tür yazıların kendiliğinden yazılmadığını bilmemden. Birileri merak ediyor, yazılmasının iyi olacağını bir biçimde belli ediyor, kulağı delik ve muteber yazarlardan birine de konuyu köşesine taşımak düşüyor. Böyle olduğu için önemli.]

Yeni oluşum düşündürüyor

Yeni oluşumlar henüz daha oluşma sürecinde. Ahmet Davutoğlu’nun istifası sonrasında kendisiyle birlikte hareket edecek olanlar da AK Parti’yi terk etmeye ve bunu yaparken de tepkilerini dışa vurmaya başladılar. Ama işte o kadar; o oluşumun kimlerle yola çıkacağı, neleri programına alacağı bilinmiyor, partinin ismi bile meçhul. 

Abdullah Gül’ün destekleyeceği bilinen Ali Babacan’ın liderliğinde oluşması beklenenin ise bundan öte tek bir özelliği bile bilinmiyor. 

Her iki oluşumla ilgili yazılan söylenenlerin yakıştırmadan öte bir değeri bulunmuyor.

Görüştükleri kişilere yeni oluşumcuların “Adayımız Abdullah Gül olacak ve CHP de onu destekleyecek” dediği tam bir uydurma. Dört yıl sonra yapılacak bir seçimin adayının bugünden pazarlığının yapılmış olmasına inanacak saflarla mı yola çıkacak yeni oluşumcular?

Öyleyse?

Öyleysesi şu: Bu konu bugün gerçekten belli bir çevrenin gündeminde; yeni oluşumlar dışındaki bir çevrenin… “2023’te mi, yoksa daha uygun bir tarihte mi seçime gidelim?” sorusu eşliğinde fikir jimnastiği yapıldığı belli. Bugünden isimler üzerinden bir kamuoyu oluşturma çabasını sezmemek mümkün değil.

Reklam

“Abdullah Gül mü? Ekrem İmamoğlu mu? Muharrem İnce mi?” soruları o çevreye ait. 

İki CHP’li ismin arasına farklı bir ismin katılarak konunun bugünden tartışma gündemine sokulmasının başka anlamı yok.

Tabii bu arada yeni oluşum ile CHP arasında bu soruyla bir bağ kurulması da kurulacak partiye ilgi duyabilecekleri uyarma göreviyle ilgili. 

Yeni sistem -cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi- ile birlikte seçilebilmek için gerekli asgari oy oranı ‘yüzde 50+1’ oldu. Şu andaki durumda bile bir partinin adayıyla tek başına ortaya çıkıp ona seçimi kazandırması imkanı bulunmuyor. Bu sebeple ittifaklar yapılıyor. AK Parti ile MHP ittifakı -Cumhur İttifakı- geçen yıl yapılan seçimde adayını seçtirebildi. 

Esas konulara bakalım

AK Parti ile MHP dört yıl sonra, 2023’te, yapılacak seçimde de ittifaklarını sürdürebilecekler mi; sürdürürlerse yine seçilmesini sağlayabilecekler mi?

Bu iki sorunun bugün kolayca verilebilecek bir cevabı yok. AK Parti’nin tabanından MHP ile birlikte hareket etmeye tepkiler geldiği görülüyor. Bu sebeple AK Parti’de “Acaba MHP yerine İYİ Parti mi bize daha uygun ortak?” sorusu üzerinde durulduğunun işaretleri alınıyor. AK Parti’de sözü daha da geçerli olanların ise, “Acaba İYİ Parti MHP’li ittifaka girer mi, MHP böyle geniş bir ittifakı kabul eder mi?” diye düşündüğü anlaşılıyor.

Dört yıl sonrası için şimdiden düşünülecek olan esas konular bunlar.  

‘Cumhur İttifakı’nın gidilecek seçimde istediği sonucu alabilmesi her geçen gün zorlaşıyor çünkü.

Hiç belli olmaz; yeni oluşum partileşir ve halktan ciddi destek bulursa, ittifaklar denklemi daha başka biçimde de değişebilir.

Ben de bu konularda birilerinden cevap vermesini bekleyeceğim, ama kim bugünden dört yıl sonrasıyla ilgili soruya cevap verebilir ki?

Yoksa ben de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na mı sorsam? O her sorulana, ne kadar saçma olursa olsun, cevap veriyor da ondan.

ΩΩΩΩ

29 YORUMLAR

  1. Dün Ahmet Nesin, Turkiyenin natoda gorevli subaylarını çoğu INGILIZCE bilmediği için, toplantilara katılamadiğını yazmisti.
    Bundan böğle, merak etmeye gerek yok Bizim DÜNYA LIDERI ONLARADA INGILCE ÖĞRETIR.
    Bakın BM de Bugün bülbül gibi ingilizce konuşmuşş..

  2. Devlet baskani secilme orani %50±1 degildir. Evet 1.turda kazanabilmek icin en azindan bu oran gereklidir ama secim 2.tura kalmissa %50±1 sart degildir. 2.turda digerinden bir oy fazla alan aday secimi kazanmis olur. Secimlere yonelik hesaplamalari yaparken bu durumu da gozden uzak tutmayalim derim. Tabii bu islerin asil hesap uzmani sn.bernar arkadasimizdir ama kendisi simdiye kadar tum tahminlerini burada tukettigi icin pek yuvasindan disari cikamiyor anlasilan…

    • İkinci turda sadece iki aday olduğu için diğerinden fazla alan aday %50 nin üzerinde oy almış demektir. Yani ikinci turda “%50+1 şart değildir” doğru değil çünkü %50 nin altında bir oyla ikinci turda seçilmek mümkün değildir.

      • Dogal olarak faruk bey, o yuzden de 2.turda %50±1 gibi bir sart yok zaten… Ittifaklar meselesine istinaden bunlari belirtmistim; cunku bu yeni sistemde bagimsiz bir aday da pekala sanslidir, her sey ittifak demek degildir yani…

  3. Hasan Günay
    25 Eylül 2019 at 10:05

    Ey muhafazakar-merkez-sağ seçmen!
    Oylarına sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi?
    Senin oyun ile, kimler eliyle, aykırı icraatlara nasıl da imza atılıyor, görmelisin.
    Bu hep böyle gitmemeli.

    Hasan, bey! Siz muhafazkar olarak AKP nin sayesinde Köşe donenlerdenmi, bahs ediyorsunuz? Yoksa gene AKP kendı saltanatını sürdüre bilmesi için, haraca bağlanmış karınları birtürlu doymayan 30 miliyon milletin ve tüyü bitmemiş yetim hakı yiyen muhafazakarlardanmi bahs ediyorsunuz?
    Benim bildiğim muhafazakar, önce insan hakkı yemez hele yetim hakkı hiç yemez… Güce ve paraya değil ALLAHA Tapar!
    Sizce Erdoğan AKP sinde bunların hangisi mevcüt.
    Sanki daha dün IMFyi çağırıp daha sonra sanki TÜRKIYEDE sadace haraca bağladiklari akp muhafazakarlari varda onlarin yalanlarina destek olup milleti kandirma ve muhalefeti tuzağa duşurmek niyeti ile. NORMAL BIR GÖRUŞMEYI 10 GÜN SONRA T.C DEVLETININ HAZINE BAKANLIĞININ milleti uyutma bildirisini
    unutmuş gibi. Kalkmiş sahte muhafazakarlara uyanin diyiyorsunuz Bebekler boğulurken sevinenler muhafazakar ise? O zaman bizde HIRSIZMIYIZ?

    • Hayır Nurdan hanım. Ben, ülkemiz halkının siyasi eğilim olarak oy veren kitlesinin sağ, muhafazakar ve merkez kesimin -ki, içerisinden sol veya liberal kesimi de barındırır- yüzde 65-70 oranına tekabül ettiğini ve ülkemizde yapılan her seçimin siyasi mühendisliğinin bu kitle üzerinden kotarıldığını bildiğimden; kaldı ki, bunu her siyasi kurum veya kişiler de deklare ettiğinden böyle bir sınıflandırma yapıyorum.

      Aksine, siyasi olsun ideolojik olsun, ülkemin toplum kesimlerini genel bir karalama ve kötü isnat veya kutsama ya da kutuplaştırma içerisinde değilim; olamam, haddim de değil.

  4. şimdiye kadar abd çakma başkanı trump a destek oldum.ama değmezmiş.çakma başkan trump un art niyetli söylem ve tutumları ona destek olunmayacağı gerçeğini ortaya koydu.abd temsilciler meclisince, trump un azledilmesi sürecinin başlatılmasına sevindim.çakma başkan trump,azledilmeyi hake diyor.

  5. Yanlış siyaset
    Başkan olmak içi bir şeyler yaparsınız. Bu, başarısız bir siyasettir. Bir şeyler yapmak için başkan olursunuz.
    Menderes, Demirel, Özal, Erbakan, Erdoğan bir şeyler yapmak için başbakan veya bakan oldular. Davutoğlu bir şeyler yapmak için dış işleri bakanı oldu. Bugün ise herkes başkan olmak için bir şeyler yapıyor. Yazarlar da ne yapılması gerektiği değil kimin başkan olacağı üzerinde duruyorlar.
    Dünya ne yapacağını bilmez haldedir. Türkiye uçurumun kenarında. Sen ben olayım yerine ne yapmamız gerektiği üzerinde durmalıyız.
    1- İttifakların ittifakı, büyük ittifak gerçekleşmelidir.
    2- Başbakanlık ve parlamenter sistemlerin üstünde bir sistem ortaya konmalıdır ve Türkiye dünyaya çözüm getiren yeni anayasayı ülkesinde uygulayarak, dünyayı da çıkmazdan kurtarmalıdır.
    3- Bu hususta 50 yıldır çalışma yapmış Türkiye ve dünyada etkisini göstermiş Akevler’in Adil Düzen’e göre İnsanlık Anayasası çalışmaları değerlendirilmelidir.
    4- 2023 seçimlerinde başkanlar değil anayasalar yarışmalıdır. Yeni anayasa bir ilim işidir. Bana sorarsanız Beşir Atalay ve Gül, Davudoğlu’nun yanında yer almalılar. Dolarları olduğunu iddia edenin değil çözümleri iddia edenin yanında yer almalılar. Kendileri çözüm üretmelidirler.
    Erdoğan da artık çemberi yarmalı, ABD’de senatörlerle değil Türkiye’de Adil Düzen alimleri ile görüşmelidir. Dolar’a değil Allah’a baş vurmalıdır.

    • Adil düzen alimleri ve çözümleri! Böyle bir iddiada bulunabilmek için kim bu alimler hangi bilimsel çalışmaları var ve bunları kimleri ikna ederek yayınlamışlar bakmak gerekir. Ancak böyle bir durum olmadığını biliyoruz. Türkiye’de alim dedikleri genelde kürsüden nutuk atan, bağıran çağıran, ağlayan ağlatan garipler. Hiç bir ulusal yada uluslarası peer reviewed çalışmaları yok. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Örneğin kitap yazıyorlar seri seri. Bilimsel çalışma nasıl yapılır bilmedikleri için bilimden de haberleri yok elbette. O yüzden çözümleri de kendi hayallerinden başka bir şey değil. Geçiniz. Bunlara bakılarak anayasa da babayasa da yapılmaz, yola da çıkılmaz. İddiaları da ispatları da yok.

  6. Sayın yazar oldukça vurucu bir soruyla başlamış yorumuna. Bugünün ve yarının kodları burada çünkü.
    Bu ülkenin en büyük sorunu eğitimdir.
    Sekine cansız kimdir???
    Pkk terör örgütünün kurucusu ve örgütleyicisi bir kadın teröristtir.
    Pkk nedir?
    bir terör örgütüdür, masum demeden, kadın çocuk sivil demeden kanlı eylemler düzenler, yasadışı faliyetler düzenler, adam kadın çocuk kaçırır, turkiye cumhuriyetinin varlığını Birliğini iç ve dış düşmanlarıyla bir olup tehdit eder.
    Bu ülkenin ana muhalefetinin başındaki insanlardan biri, normal aklı başında birinin kanlı bir terörist olarak niteleyeceği birini, bir devrimci olarak niteliyor, ölümünü bir insanlık kaybı olarak niteliyor ve yıllar sonra da aynı fikirdeyim diyor. Bu ülkenin bir kısım insanı da bunu/bu insanı normal bir şeymiş gibi savunuyor…
    Öte yandan iktidar öcalana seçim öncesi alan açıyor, kardeşini tvlere çıkarıyor, bir kısım insan da bunu normal bir şeymiş gibi savunuyor…
    Pek çok farklı örnekle zenginleştirebileğimiz bu olanlara batıda şahit olamazsınız, doğu da da.
    Bu olanlar bizim ülkemize özgüdür.
    Doğru mu bilmem, ne kadarı doğru onu da bilmem ama turgut özalın japon pedagoglara yaptırdığı söylenen araştırmanın sonucu şehir efsanesi olmaktan çok uzak. Araştırmanın sonucu açık ve kısa,
    GENÇLERİNİZDE MİLLİ ŞUUR YOK!!!
    Bu ülkenin en büyük sorunu tam da budur. Istisnalar başım üstüne Bireylerde vatanıma milletime faydalı olayım derdi yoktur, fayda ve çıkar sağlama, iş çevirme, dolap döndürme vardır. Bu kadar maddi manevi zenginliği olan bu ülkenin borç bataklarında olmasının imf ile kimin pazarlık ettiğinin ya da edeceğinin konuşulmasının, yargısının ekonomisinin eğitiminin bu kadar zavallı hale getirilmesinin başka açıklaması yoktur. İktidar olsun, muhalefet olsun siyasi ve ekonomik çıkar derdinden ülke için bir şeyler yapmaya üretmeye mecalleri yoktur. Ülke insanının da daha iyisini ummaya yüzü yoktur. Çünkü fırsat ele geçti mi benzer davranış içine girmeyen insanımız azdır. Sigara külünü sokağa boşaltir, kamera yoksa kırmızı ışıkta geçer. Dindar olmak yerine dinci, ahlaklı olmak yerine ahlakçı olmayı tercih eder.
    Hasılı kelam bu sistemden iyi bir şey çıkması zor görünüyor. Önce temel sorunu düzeltmek lazım, durum eteri gider beteri geliri gösteriyor.
    Seçim 2023 e kalmaz.
    Bize rahat yok.

  7. Sosyal ve siyasi sorunlara bilimsel açıdan yaklaşmakla siyasi açıdan yaklaşmak arasında ne fark var ? Bilimsel yaklaşımda doğru olan şeyleri her zaman her ortamda söyleyebilirsiniz, siyasette ise ancak uygun şartlarda ve çoğu zaman çarpıtarak söylersiniz.

    Bu ahlaki zafiyetin sorumluluğunu sadece siyasetçilerde görmek ‘bilimsel açıdan’ doğru değildir. Siyasetçiler seçilebilmek için halkın çoğunluğunun benimsemediği davranışlardan uzak durmaya çalışırlar. Buna göre örneğin Erdoğan’ın birçok yanlış davranışı aynı zamanda onu seçenlerin de yanlışlarıdır.

    Yanlışlara karşı çıkanların da mutlaka doğru düşündüğü varsayılamaz. Onlar da başka bazı yanlışları temsil ediyor olabilirler.

    Peki bu açmazdan çıkabilmek için ne yapmak gerekir ? Bu sorunun kısa veya net bir cevabı yoktur. Fakat iyi sayılabilecek bazı yol ve yöntemler olduğu da aşikardır. Örneğin ;
    – Siyaseti siyasetçiler yapsın, aydınlar siyasetçi gibi davranmasın.
    – Önemli konularda çamur atmayı bırakıp sorunun çözümü hakkındaki somut görüşlerimizi belirtelim.
    – Dinci-dinbazlar ile Türk ve Kürt milliyetçilerinin toplam oyu %50’yi buluyor. Bu şartlarda siyasi istikrar sağlanamaz. Bu çıkmaz sokaktan nasıl çıkabiliriz sorusuna birlikte cevaplar arayalım.
    – Bilim-teknoloji’de ilerlemeden ve eğitim sisteminin seviyesini yükseltmeden kalkınmak mümkün değildir. Bu konuda ilerleme sağlanmasını Üniversite diplomasını dahi gösteremeyen bir kişiden mi bekleyeceğiz ?
    – Astronot uzay aracı tasarlayamaz, onu tasarlayan bilim adamları da astronotluk yapamaz. Ülkeyi yöneten siyasetçilerden hem uzay aracını tasarlamasını hem de astronotluk yapmasını beklemenin yanlışlığını ve imkansızlığını artık fark edelim. Milli (ulusal) bir ‘üst akıl’ oluşturmalıyız. Asker ağırlıklı sözde derin devlet uzay aracı tasarlayamaz. (Buna eşdeğer başka şeyleri de akıl edemez).

    Taraftarlık, çamur atma, dedikodu, tehdit, hakaret … Bunlardan medet umanlar olabilir, fakat bu tip insanların ülkemizin kaderini belirlemesine izin verilmeyecektir. Ancak kendi kaderlerini belirleyecekleri muhakkaktır.

    • Milli iradenin ustunde baska otoriteler kurmak eski turkiyeye ozgu tekniklerdir sayin fkt..! Gerici fantazilerinizi tatmin edebilecek bir yapi halen iranda yururlukte; isterseniz bi ara soyle bi tahran turuna cikin, gorun bakalim nasilmis ulusal(!) ustakil..? Senin begenemedigin o siyasetci takimi turkiye uzay ajansini kurdu gecen aylarda… Takoza bak..!

      • * İran’daki üst akıl değil, üst mezhep akılsızlığıdır. Vaktiyle Şah Rıza’yı devirip Humeyni’yi İran’ın başına geçirenler de ‘Batı’daki üst akıldır. İslam dünyasında Sünni-Şii çatışması çıkartabilmek için ‘Şii İran’ projesi uygulanmıştı.
        * Türkiye’de uzay ajansı kurmak neye yarar. Sen önce savaş uçağını yap, onu geçtim yolcu uçağı yap, onu da geçtim yangın söndürme uçağı yap. Yoksa siz “Reis savaş uçağını yaptı ama saklıyoruz” diyenlerden misiniz?
        * Erdoğan ailesinde takdir ettiğim tek kişi mühendis küçük damattır … Fehmi Koru sitesindeki yorumcular arasında en takdir etmediğim kişi de sizsiniz.

  8. bugünün problemlerini örtmek için,4 yıl sonrası gündeme getirildiğine göre; akp iktidarının, gözden kaçırmak istediği birşeyler var.

  9. Tam da sn BERNAR’a göre bir konu.
    Dün AKŞENER 2023 te ERDOĞAN’ın seçilemeyeceğine dair görüş bildirmiş olsa da, ittifakı ilk bozacak kişinin AKŞENER olacağına inanıyorum. Gerekçem ise önde gelen İYİ Partililerin gereksiz yere HDP ye sataşmaları. Yani tavır olarak HDP seçmenine “Millet İttifakına değil, Cumhur İttifakına oy verin dercesine” dile getirdikleri söylem.

  10. elli yılı ilmel aynel ve hakkel yakın yaşıyan biri olarak şu andaki icraar vatan,hareket,halk birazda ak parti icraatı şeklinde görünüyor, kurt koyun postunda görünüyorsa vatandaş olarak yapacak bir şeyimiz yok demektir.
    Nebi çaresiz kalınca kendisini karyesinden kovmak isteyenlere İÇİNİZDE AKLI BAŞINDA BİR KİMSE YOK MU der

  11. Mağduriyeti de çaldılar
    25 Eylül 2019, Çarşamba 08:00 AA
    PAYLAŞ
    Sadece 3 yıl geçti üzerinden; ne çabuk unutuldu 15 Temmuz’da tank paletleri altında ezilen bedenler, F16 bombalarının yakıp kavurduğu kahramanlar, tank, tüfek mermilerinin parçaladığı şehitler. Tam 251 insanımız bir gecede hiç de ummadıkları ve en çok güvendikleri Türk Ordusu içine yuvalanmış alçak bir ihanet örgütü olan Fetullahçı Terör Örgütü mensupları tarafından katledildi.

    Kimi bedenin bir kısmını kaybetti, kimi ruh sağlığını tam 2 bin 193 kişi gazi oldu. Ama şimdi yalnız yurtiçindeki uzantıları değil, yurtdışında da “en mağdur” algısı yaratmak için kampanya başlattılar. Sosyal medyada hangi mağdur grup varsa onların kılığına girip rol çalıyorlar.

    Oysa 2010-2018 yılları arasında üniversite sınav sorularını çalarak 400 bin kişi mağdur ettiler. Askeri okullarda, kendilerinden olmayan 5 bin dolayında genci işkenceyle, şok mangalarıyla, disiplin ya da başka nedenlerle uzaklaştırdılar. Askeri okullardan atılmış ve ayrılmak zorunda bırakılmış 2 bin 500 öğrenci hâlâ mahkeme kapılarında hak arama mücadelesi veriyorlar.

    Ergenekon kumpası süresince 100 binden fazla telefonu izleyip, 60 bin telefonu dinlediler. 3 bin kişi hakkında takip yaptılar. 1360 kişi ifadeye çağrıldı. 588 kişi tutuklandı.

    7 kişi ifadesini veremeden öldü. 7 kişi de kansere yakalandı. En büyük ihaneti ise 81 milyona yani Türk milletine yaptılar, 15 Temmuz gecesi devletin üniformasını giyen FETÖ teröristleri, milletin kaynaklarıyla alınmış silahları yine millete doğrulttular.

    Onlar utanmaz

    Aradan çok kısa süre geçti şimdi ‘en mağdur’ yine FETÖ’cüler oldu. Hapse atılan teröristleri, mahkemeleri, savcıları, hakimleri tehdit ederek, iftira atarak savunuyorlar. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Kanun Hükmünde Kararnamelerle gerçekten mağdur edilenlerin arkasına saklanıp, mağduriyetleri çalmaya çalışıyorlar.

    Sosyal medyada sosyal hakları için mücadele edenlerin kimliğine bürünüp, çözülecek sorunları krize dönüştürmeye çalışıyorlar. Mağdur ettikleri binlerce askeri öğrenciden kimse söz etmiyor, onların haklarını kimse korumuyor ama ‘mağdur’ askeri öğrenci arkasından suçlarını örtmeye çalışıyorlar.

    FETÖ elebaşı Gülen, yakalanıp hapse atılanlara, “Yusufiye medresesi” talebeleri diye yalan söylerken, kaçmasını istediklerine de “hicret edin” dedi. Öyle ki, FETÖ’nün organizasyonuyla sınırdan kaçarken kimi denizde kimi nehir de hayatını kaybedenlerin, ölümünden sorumlu oldukları kişilerin eşyalarından sergi bile açıp yine mağduriyet devşirdiler.

    İşledikleri suçları örtmek için yurtdışında örgüt üyesi haline getirdikleri kadınları kullandılar. Kendileri ailesiyle yurtdışına kaçanlar, hapiste olanların çocuklarını kullanmaktan utanmadılar. Çünkü onlar FETÖ’cü, onlar utanmaz, onlar her şeyi olduğu gibi mağduriyeti de çaldılar.

  12. Fehmi Bey’in bu yazısını okuduktan sonra sade bir vatandaş olarak benim kanaatimde hiç değişiklik olmadı:Abdullah
    Gül’ün tüm hesabı 2023’te CHP’nin başını
    çektiği ittifakın adayı olmak.Ben bu görüşümü Abdulkadir Selvi’den önce dile
    getirdim üstelik burada.Bir değil,üç-beş
    tane yorumumda bunu ifade ettim.

    2023’ün hesabını şimdiden yapmak hiç de erken değil.İttifak bileşenlerinde değişiklik
    olur mu,olmaz mı o ayrı bir mesele.O güne
    kadar köprünün altından çok suların akacak olması da hesabın şimdiden yapılmasını gereksiz hale getirmiyor.

    Öte yandan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Evet,adayımız Abdullah Gül” demeyeceği belli bir şey.Kendi aralarında bunu kararlaştırmış olsalar bile,bunu şimdiden açıklamalarını beklemek fazla saflık olur.

    Fehmi Koru’nun “Belli mi olur,Abdullah
    Gül’ün partisi belki de Ak Parti ile ittifak
    yapar”mealindeki görüşü ise insanı gülümsetiyor.

    Gül’ün CHP’nin adayı olacağının şimdiden dillendirilmeye başlanmasından hem Gül’ün hem kankası Fehmi Bey’in rahatsızlık duymasını anlayışla karşılamak gerekir.Çünkü meselenin bu kadar erken anlaşılması hem karşı tarafın ona göre tedbirler alması,hem de Gül’ün yıpratılması sonucunu doğuracaktır.

    Ayrıca 24 Haziran’da Gül’ün geniş bir mutabakat sağlanamadığı için CHP’nin adayı olmayı kabul etmediğini açıklamış olması, 2023’te aday olmasını süpriz olmaktan çıkarmaktadır.

  13. Sayın Fehmi Bey Ocak Medyayı takip ediyorum. Yazarlarınız çok değerli. Seçilmiş yazarlara son günlerde güncellemesenizde.
    Bende size bir soru sormak istiyorum bilmiyorum yorumları okuyormusunuz.?
    KHK lılar ile ilgili neden yazmıyorsunuz? Bende merak ediyorum. 200 bine yakın kişi olduğu belirtiliyor. Aileleriyle neredeyse 1 milyon kişi eder. Sizce yok saymak mı gerekiyor?
    Saygılar…

    • O senin isin degil mi isg uzmani arkadasim? Akilli deliye soyletirmis derler; eger birazcik akliniz varsa sayin koruya teror destekciligiyle gelmeyin, sonunda siz zararli cikarsiniz…

      • ha gayretsiz arkadaşım da buralardaymış. 200 bin kişinin içinde 1 masum varsa hiç mi vicdanın sızlamayacak tabi varsa. ALLAH senin gibi insanlardan iki cihanda masumları korusun. Cevap vermek istemiyordum da HAK’kın hatırı için verdim.

      • Senin işin gücün yok anladığım kadarıyla insanları karalamaktan başka. Almışın eline terörmetreyi asıp kesiyon. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi zulme rıza zulümdür. Devlet hain darbe girişiminde refleksen gerekeni yaptı ama at izini it izinden ayıracak bizim Devletimiz çünkü güçlüdür. Senin gibilere ekmek yok. İyiki devleti yöneten büyüklerimiz merhametli insanlar. senin gibi değil.

  14. Erken seçim olma ihtimalini ıskalamış olmalısınız Fehmi Bey.

    Yapılan bu beyin jimnastiğinin olası -ki, şu an konuşulanın hepsi ihtimal dahilinde olan şeylerdir- bir “Erken Cumhurbaşkanlığı Seçimi” yapılacak olursa “ittifaklar ne şekilde oluşur; CHP, 24 Hazirandaki pozisyonunda mı hala?” diye veya “CHP genel başkanının ağzından, Gül’ü aday göstermeyeceklerine dair bir söz aldık mı, oh ne ala” diyebilecekleri bir pozisyonu elde etmekle de ilgili olabilir. (Yazarın dünkü yazısından anladığıma göre bu sözü almış oldular).

    Şu da olabilir: 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Gül faktörünü Akşener’in (adaylıkta ısrar etmesi bir bahane/gerekçedir) vetosu ile kısmen bertaraf ettiler; olmadı; onun bahçesine, içinde, devletin silahını ve bürokrasisini temsil eden iki adamı haki renkli bir helikopterle indirerek yaptılar.

    Şimdiyse 2023’e veya olası bir erken Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken, yeni oluşum partiler ile oluşacak tamamen yeni ittifakların- ki, bu yeni sistemde gerekli- zorlu olacağı ve CHP’nin 24 Hazirandaki elinin şimdikine göre daha zayıf olabileceği hesabıyla olur ki; Akşener’in vetosuna benzer bir “Gül’ü veto etme” ameliyesini CHP’ye şimdiden yaptırmak istediler ve bunda da başarılı oldular. CHP lideri bu konuda malesef faka bastı. Düşünsenize; Kılıçtaroğlu ileriki seçimde, ittifaklar konusunda elini zayıflatmış olmadı mı?

    Bu yaşananlara bir de Perinçek’in yakınlarda verdiği röportajındaki bu sözünü de ilave edelim: “2014’ten bu yana Tayyip Erdoğan Türkiye’yi yönetmiyor. Türkiye Tayyip Erdoğan’ı yönetiyor.
    Ordu, polis, sanayici, işçi, çiftçi, Vatan Partisi, esnaf…”

    CHP lideriyle konuşan gazeteci-yazarın şahsi kanaati de(!) seçimin 2023’den önce olabileceği yönünde. İktidara yakın olmanın kanaatlerin oluşmasında etkisi de büyük olsa gerek.

    Hem, yeni kurulacak partilerinde 2023 (yada erkene alınmış) bir seçimine katılabilmeleri için kuruluş takvimini, Seçim Yasası gereği işletmelidir; kamuoyu oluşturmaları da ayrı bir gerekliliktir.

    Ülke iç siyasette, ekonomide ve dış politikada sıkışmış durumda. Bunda yeni sistemin -Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin- payı (çok) yüksek olsa gerek. Çünkü; bu sistemde meclisin gücü zayıfladı, adeta görünür olmaktan bile geri kaldı; Yargı hak getire! Bakanlar (Kurulu) siyaset dışı olduklarından AK Parti milletvekilleri ile parti tabanı parti üst yönetiminden koptu ve parti liderliği kuşatılmış durumda…(Perinçek’in sözlerini hatırlayalım).

    AK Partinin fabrika ayarlarına dönmesini beklemeyelim. İktidarda kalması sadece “fiili ortaklarının” işine yaramaktadır. Görünmez ortaklardan biri de misyonu gereği CHP olsa gerek…İYİ Partinin de son günlerde verdiği resim, iktidarda hissedar olmaya matuf…(Perinçek’in sözlerini tekrar hatırlayalım)

    Ey muhafazakar-merkez-sağ seçmen! Oylarına sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi?
    Senin oyun ile, kimler eliyle, aykırı icraatlara nasıl da imza atılıyor, görmelisin.
    Bu hep böyle gitmemeli.

  15. Fehmi bey! Alibabacanin parti kuracak olması,Ihtidari cin gibi çarpmiş olmaliki imdadina yetişmesi için IMF cağirmiş.

    Yazinin geri kalan kismi, IMF yi kimler çağirdiğini oğrenen bir yazara ait.
    ××××××
    “İşin aslı bambaşka: IMF’yi hükümet davet etti!
    Habbeyi kubbe yapmakta üstlerine yok.

    Hem Uluslararası Para Fonu’nu (IMF) muhtemel bir anlaşma (stand by) öncesi Türkiye’ye davet et hem de muhalefeti “gizli toplantı tertip ettiler” diye itham et!

    Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti bu kadar ustaca “tuzak” kurabilir.

    IMF heyetinin Ankara’da muhalefet partileri ya da özel sektör temsilcileri ile görüşmesinin gizli-saklı bir tarafı yok.

    ESAS MEVZU KONUŞULMASIN DİYE….

    12 Eylül’de yapılan bir toplantının 23 Eylül’de “suçüstü yakalandılar” manşetleri ile tedavüle sürülmesinin tek sebebi var: “Türkiye yeniden IMF’lik oldu” denilmesine fırsat vermemek ve sahne arkasında konuşulanların duyulmasına mani olmak.

    Neymiş o sahne arkasında konuşulanlar?

    IMF heyetinin bizzat AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile damadı ve Hazine Bakanı Berat Albayrak tarafından davet edildiği kulaktan kulağa dolaşıyor.

    İddia o ki “Nasıl olsa kuruluş anlaşmasına göre 4’üncü madde çerçevesinde teknik bir heyet gelecek. Onlar gelmeden biz talepte bulunalım ve daha kıdemli direktörlerden birini göndersinler.” denilerek IMF’ye müracaat edilmiş.

    IMF AVRUPA DİREKTÖRÜ’NÜN GELMESİ İLGİNÇ!

    Bu yüzden diğer gözden geçirme (konsültasyon) ziyaretlerinin aksine bu sefer IMF Avrupa Direktörü Poul Thomsen başkanlığında bir heyet gelmiş.

    Ev ödevlerinin ne olduğunu öğrenmek isteyen hükümete Thomsen şifahi tavsiyelerde bulunmuş.

    Diplomatik dille kaleme alınmış raporu yayımlayarak da muhtemel bir anlaşma için genel çerçeveyi kamuoyunun dikkatine sunmuş oldular.

    80 MİLYAR DOLAR KREDİ TELAFFUZ EDİLİYOR

    Hazine Bakanlığı’nın IMF’den 50 ila 80 milyar Amerikan Doları arasında bir kredi talep ettiği ve böyle bir anlaşma için talep edilen kriterlerin IMF heyetine sorulduğu da belirtiliyor.

    Bunun üzerine heyete başkanlık eden Thomsen şu safhada kredili bir anlaşma için yetkili olmadıklarını ifade etmiş.

    İlaveten bu konuda önce hükümetin IMF Guvernörler Kurulu ile İcra Kurulu Direktörleri’ne müracaat etmesi gerektiğini nazik bir dille ifade etmiş.

    Yönetimin onay ve talimatı olmadan bu konuda bir inisiyatif alamayacaklarını da aktarmış.

    KDV ARTIŞI İÇİN ADIM ATILIRSA…

    Hazine ile Merkez Bankası’nda konuşulanlara bakılırsa hükümet anlaşma için kolları sıvadı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yeni yasama döneminin 1 Ekim’de başlaması ile birlikte IMF’nin raporunda yer verdiği “Bütçe açığı bu şekilde devam edemez, Katma Değer Vergisi (KDV) oranlarını artırın” tavsiyesine uygun adımlar atacak.

    Böylece IMF’ye “anlaşma için üzerimize düşen vazifeleri yerine getirmeye hazırız” mesajı verilecek.

    Pekâlâ “IMF’ye borç verdik” yalanını yıllardır kullanan Erdoğan böyle bir anlaşmayı içine sindirebilir
    ERDOĞAN KABUL EDER Mİ?

    Erdoğan’ın da ikna edildiği, muhtemel anlaşma halinde algı için IMF ile muhalefetin gizlice görüştüğü şeklindeki algı ile kamuoyunun yönlendirileceği söylense de ben bunu çok zayıf bir ihtimal olarak görüyorum.

    Erdoğan’ın IMF ile anlaşması “tek adam” rejimi ile taban tabana zıt bir hamle olur.

    IMF demek Erdoğan’ın Varlık Fonu’nda dönen dolaplardan vazgeçmesi, İhale Kanunu’nda istisnaları kaldırması, Merkez Bankası başta olmak üzere ekonomik kurumlarla üst kurulları kendi haline bırakması demektir.

    En azından şu ana kadar olup bitenlerden böyle bir tablo ortaya çıkıyor.

    Her ne olursa olsun IMF heyeti ağır topları ile Ankara’ya geldi. Bu yeni bir durum. Ekonominin röntgenini herhalde iş olsun diye çekmediler.

    Ali Babacan gibi ekonomi kurdu bir ismin AKP’den istifa edip yeni parti kuracağı şu günlerde Erdoğan’ın Saray’daki ömrünü uzatmak adına bazı siyasi lükslerinden taviz vermesi ve IMF ile anlaşma imzalaması ihtimali için kapıyı aralık bırakmakta fayda var.”
    ××××××

    Türkiyede! Şimdiye kadar sağ partiler olsun sol partiler olsun içlerinden ayrilip parti kuranlara eski partileri topla tüfekle top yekün eski arkadaşlarina AKP liler gibi saldirmadilar.

    Oy verenlerinden tutun da yöneticilerine kadar, kendilerinden olmayanlara karşi düsman muamelesi yapmalarinin sebebi, ne olabilirki?

  16. Türkiyenin bunca sorunu varken 4 yıl sonra ittifaklar kalacak mı veya kim cumhurbaşkanı adayı olacak diye sorup üzerinde tartışmak bize ne kazandırır merak ediyorum.Gündem de başka konu kalmadı herhalde ?!!!

    • Sayili gun cabuk gecer ahmet bey, gecen gun de dersimli kemale soruyorlardi; m.once 2023e adaymis, siz de olcak misiniz?diye. Secim gelsin o zaman bakariz dedi; aynen gecen cb secimlerinden once de oyle cevap vermisti. Secim yok diye yan gelip yatalim mi?

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız