Kılıçdaroğlu’na saldırı Erdoğan’ın ‘musafaha’ ve ‘Türkiye ittifakı’ söylemini bozma amaçlı olabilir…

98

Kişiler de bazen olağanüstü sıkıntılı dönemlerden geçerler, bunu hepimiz kendi hayatlarımızın gel-gitli safhalarından biliriz. Daha önemli olan, toplumların ‘akıl tutulması’ yaşadıkları zaman dilimleridir.

İntiharlar kişisel akıl tutulmalarının sonucudur. Almanya başta olmak üzere pek çok Avrupa ülkesi, toplu intihar görüntüsü veren bir toplumsal akıl tutulmasını, 20. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştı; milyonlarca insan Avrupa’da o dönemde hayatlarını savaşlarda kaybetti.

‘Akıl tutulması’ dönem dönem toplumlara arız olan bir durumdur.

Günümüzde dünyanın genelinde benzer bir durum kendini belli ediyor.

Bir Avustralyalı, geçen ay, Yeni Zelanda’da, cuma namazına hazırlanan insanlarla dolu iki camiye saldırdı; aralarında çocukların ve kadınların da bulunduğu 50’den fazla Müslümanın hayatlarını söndürdü.

Dün Sri Lanka’da, Paskalya bayramlarını kutlamak üzere kiliselerde toplanmış insanlara karşı girişilen kanlı terör eylemlerinde 200’den fazla Hıristiyan öldü.

ABD/Pitssburgh’ta, birkaç ay önce, bir Sinagog saldırıya uğramış, ibadet halindeki 11 Yahudi öldürülmüştü.

Nefret dili toplumları zehirliyor

Reklam

Cami… Kilise… Sinagog… İnsanların huzur içerisinde Rableri’ne ibadet etmek için gittikleri mekanlar, kendilerini ‘din adına’ eylem yapmakla görevli gören birileri tarafından saldırıya uğratılıyor…

Buna ‘akıl tutulması’ demeyeceğiz de ya ne diyeceğiz?

Kişilerin hayatına, toplumlara ve aslında bütün dünyaya barış getirmek üzere gelmiş dinlerin müntesiplerinden, başka dinlerin mensuplarına karşı hoşgörüsüzlük üretilmesi, dünyaya rahat ve huzur getirme amacı yerine onu teröre boğacak bir bağnazlığın tahrik edilmesi görmezden gelinemez.

Dindar insanların bu durumu kabullenmemesi, dinlerinin ‘dindarlık’ kılıfı altında dinlerin hoş görmediği bir aşırılığa alet edilerek gerçek dindarlardan çalınmasına izin vermemeleri gerekir.

Kılıçdaroğlu’na saldırı

‘Akıl tutulması’ bizim ülkemizde de insanlarımızı benzer sahnelerle karşılaştırıyor. Hoşgörüsüzlük, aşırılık, kendisi gibi olmayana, aynı şekilde düşünüp yaşamayana, farklı eğilimden olanlara acımasızlık, düşmanlık ve bu hislerin sonucu yokedici tavırlar giderek yaygınlaşıyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun şehitlere son görevini yapmak üzere geldiği Ankara/Çubuk’ta hayatını sona erdirmeyle sonuçlanabilecek toplu bir saldırıya muhatap olması da, toplumumuzda varlığını siyaset alanında da hissettiren ‘akıl tutulması’ ile elbette yakından ilgilidir.

Ne ekersen onu biçersin. Topluma önderlik etmesi beklenebilecek konumdaki insanların tamamen siyasi çıkar mülahazalarıyla benimsedikleri yanlış tavırlar, o tavırların söze dökülmüş biçimleri, taraftar kitlelerini yönlendirici konuşmaları ve beğenmedikleri görüşlere yaklaşımları, kişileri çekinmeden hedefe koymaları sonunda işi bu noktaya kadar vardırdı.

Reklam

Nefretle dolu insanlar üreten bir toplum yapısı bizi köşede bekliyor. O köşenin bir adım ötesi kaos tablosudur, yönetilemeyen bir ülke haline dönüşmektir.

O tablodan nefret üreticileri kazançlı çıkabilir; ancak pasif kalarak onların borularını öttürmelerine izin verenlerin mutlaka kaybettiklerine dünya tarihi şahitlik ediyor.

İktidar sınanıyor

Çubuk’taki olayın, AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın ‘Türkiye ittifakı’ söylemini gündeme taşıyıp farklı düşünenlerle musafahayı (el sıkışmayı) tavsiye etmesinden saatler sonra meydana gelmesi herhalde dikkat çekmiştir.

Eylem CHP liderine karşı yapılmış olsa da, aslında olayla sınanan iktidar partisidir. İstenen, bir süredir politika haline dönüşmüş dışlayıcı ve toplumu kutuplaştırıcı söylemden vazgeçilmemesi, o söylemin ayniyle sürdürülmesidir.

AK Parti bu tuzağa düşmemeli, kendi içinde veya yakınında bulunup telkinleriyle yönetilemez bir ülke tablosuna harç taşıyanların neye hizmet ettiklerini doğru değerlendirmelidir.

Yeni Zelanda’yı, Pittsburgh’u, Sri Lanka’yı cehenneme çeviren din kılıfına büründürülmüş aşırılık ile siyasete bulaştırılmış hoşgörüsüzlüğün ülkeler sınırları içerisine ithal girişimlerini başarısızlığa uğratmak herkesten önce iktidarların görevidir.

Gerilimi azaltmanın yolları aranmalı, bunu sağlayacak bir siyasi dil benimsenmeli, önümüzdeki dönemin yakın geçmişten farklı olacağına dair güçlü işaretler verilmelidir.

Önümüzdeki 4,5 yılın seçimsiz geçecek olması iktidara böyle bir ortam için imkan sağlıyor.

Verilecek güçlü işaretlerin neler olabileceği şimdiden düşünmeye başlanılsa iyi olacak.

ΩΩΩΩ

98 YORUMLAR

  1. “Başka bir şey söyleyeyim: Valilere müsteşarımız üzerinden böyle bir talimat gönderdim. ‘CHP il başkanlarını bundan böyle şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin’ dedim. Onların gideceği bir adres var. O adresi de onlara göstereceğiz. Onların gideceği adres şurasıdır: PKK terör örgütü mensuplarının cenazeleri var, biz onları çok kısıtlı kaldırttırıyoruz, o leşleri. Onlara bir kişilik kontenjan orada ayırttıracağız. Sandıkta beraberlerse cenazede de beraber olacaklar.”

    İçişleri Bakanı S. Soylu

    Bu adamın konuşmalarıyla mest olanlar sağduyu timsali, saray danışmanı adayı, seçkin münevver, birlik ve beraberlik duygularının sözcüsü.

    Milletin geçim sıkıntısı, işsizlik sancısı akıllarına dahi gelmiyor. Varsa yoksa hamaset, bu iş görmediğinde çakma birlik beraberlik kardeşlik çağrıları. . .

    • çakma birlik beraberlik kardeşlik mesajları adresi kuşkusuz sizin yorumlarınız olabilir. her seferinde pek çok seferler eşliğinde kimseye sataşmayacağım, uğraşmayacağım, iyilik, güzellik, halkların kardeşliği sözleriyle dolu lakin hiç tutulmamış, bir gün bile sataşmamaya dayanılamamış değil mi?
      sözünde durmayanı adam sayarlar mı?
      biz de kenar mahalleyi izleyelim,
      sakız çiğnerken pencereden ne atışmalar yapacaklar seyredelim…
      sataşmadık kalmasın…

    • Süleyman Soylu’nun konuşmalarıyla kim hangi yorumda mest olmuş mesnet gösterir misiniz? Hangi yorumları sizi bu zanna sevk etti alıntılar mısınız? Kendiniz çalıp kendiniz oynuyorsunuz, hiç utanmıyor musunuz? Kendi zanlarınızı ve düşmanlığınızı ona buna yamamaya çalışıyorsunuz, şunu araştırıyorum bunu okuyorum diye de insan içine çıkıyorsunuz. Pes.

  2. Nüfus arttıkça nefs doyurma işi zorlaşır,…
    Nefsi doymayanlar birbirleriyle hırlaşır!….

    Nefs vardır doymak bilmez, buna rağmen vahşidir,
    Nefs vardır yemek bilmez, buna rağmen yahşidir…

    Nefs vardır doymak bilmez, “ar”ı yoktur, utanmaz,
    Nimetini yer de Allah’ın adını anmaz!…

    Nefs vardır doymak bilmez, aklına çok güvenir,
    Pek farkında değilken o aklıyla denenir….…

    Ne “izm”ler geldi geçti, cenneti vadederek,
    Kendi başına buyruk, Allah’ı reddederek!…

    Hey gidi dünyalı, Allah’ın düzeni çetin,
    Hey gidi insan bunu sen yeni mi farkettin!?

  3. “Yeni Türkiye”, “yeni Türkiye” derken, “yeni”lik eski Türkiyenin kavgacıları tarafından mı getirilmiş olacak? Genel görünüşe bakılırsa Türkiye’de değişen fazla şey yok! Dışardan bakıldığında daha kolay görünen KARA KAZAN yine kaynatılıyor; sağından solundan ateşine ateş katılıyor. Şikayet edilen “Eski”likten kurtulup kopmak için “eski”lerden kopmak lazım.

    Yeni şeylerden bahsetmak lazım cancağzım. Ha bu ne demektir. Ben bir “dua”ya amin demek istiyorum, belki olmayacak bir dua gibi görünse de. Büyük şehirler Türkiyede “yeni”liği belirlemede en etkin olan grup (var mı itirazı olan?). “Yeni”lik istendiği son seçimlere yansıdı. Büyük şehirlerdeki yerel “BAŞKANL”lar bir araya gelir yeni bir parti kursunlar.

    Adını da ben koymuş olayım. “Genç Bağımsızlar”. Bu partiye eski kronik partilerden yaşlı tecrübelileri “ihtiyarlar meclisi” üyeliğine alsınlar. Bunlar aralarında kavga ededursunlar güzel fikirlerine bakılsın. Sağdan soldan iyi fikirlerinden istifade edilsin. Bu yeni partinin üyeleri her partinin genç kesiminden üyeler olsun. Kurucular, kavgadan bıkmış usanmış geri kalmışlığın farkında olan adil olarak her etnik gruptan 2 üyeden oluşsun. Ancak Türkiye olarak “BÜTÜN”ün birliğinden taviz vermeme ortak payda olsun. Siyasi ideolojik laga-lugaya değil “aklı*iman sentezi”yle sadece çalışmaya (güzel amellere) faydalı iş üretmeğe “NEFS”leri meşru olarak doyurmaya, ekonomik-bilimsel-teknolojik kalkınmaya odaklansınlar.
    Bu teklife hayır diyecek var mı?

  4. 1) Melun Şahıs: Alparslan Türkeş, Fethullah Gülen için “Orta Asya’nın manevi fatihi” diyordu. Bu laf unutulmuş olmalı. Hatırlatmış olalım. Kimin melun, kimin çürük yumurta olduğunu saptamak istiyorsak iyi bir belleğe ve tarih bilgisine ihtiyaç var.
    2) Hayret: Kasım Gülek cenaze namazını Gülen’in kıldırmasını vasiyet etmişti. Vasiyet yerine getirildi. Başta Cumhurbaşkanı Demirel bütün siyasiler Gülen’in arkasında saf tutmuşlardı. Ecevit, Gülen için “çağdaş bir din adamı” diyordu. Toktamış, Gülen’le elele tutuşuyordu. Cem Karaca “muhterem Hocaefendi” diyordu vs. Gülek, Ecevit, Karaca ve Toktamış Ateş… Bu adamların ne oldukları bellidir. Kimse bu adamlara Fetöcü diyemez, melun şahıs ta diyemez. Hepsi Atatürkçü ve Cumhuriyetçidir. Hayatta olsalardı “yanılmışız” derlerdi, “yanlış değerlendirmişiz” derlerdi. Fetöcü suçlaması yaparken dikkatli olmak gerekir. Fetö’ye her istediğini verip sonra “Rabbim affetsin” diyenler ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyor. Hukuk onlara hesap soramıyor. Hakikaten hayret bir şey.
    3) Apo, Mao vs.: Apo’ya sırıtarak çiçek uzatırken çekilmiş fotosu var adamın. PKK’yı teftiş ve taltif ediyor. Bu fotoğraf karesi yeterince anlamlıdır ama beteri var. Adam çıkardığı dergide Mao’nun posterini vermişti. 90’larda… Marjinal bir tiptir kendisi. Öyle de kalacaktır. Halkta bir karşılığı ve tabanı yoktur. Ciddiye alınacak biri değildir. Kısaca ve kibarca ifade edersek böyle. Biraz daha açık olmak istersek Kemal Tahir’in kelimelerini kullanabilir ve “Alçak oğlu alçak, cahil oğlu cahil, satılmış oğlu satılmış” bir zat olduğunu söyleyebiliriz. Veya “melun şahıs” da diyebiliriz. Memleket meseleleri konuşulurken bu ve benzeri adamları dışarda bırakmak gerekir. Memlekete faydası dokunması mümkün değildir böyle adamların. Küçüktürler ama mide bulandırırlar.
    4) Kara Kalabalık: Kılıçdaroğlu’nu yuhalayan, yumruklayan ve kuşatanların suratlarına dikkatle bakmalı. Beka meselemiz o suratlar ve o suratların ifade ettiği mânâda. Misyoner kafası kesen, rahip öldüren, insan yakan, başkaları öldüğü zaman “oh olsun, geberdiler, üzüldük mü nah üzüldük!” gibi laflar eden insanlardır. Beka meselemiz cehalet, yobazlık ve magandalıktır.
    5) Kızgın Demir: Sıla “Hem sıcak demir aşk olsun tutana” diyor. O demiri asla ısıtmamalı. Demiri kızdırmaktan daima kaçınmalı. Tarihten ibret almalı ki tekerrür etmesin.
    6) Kaynaşmış Kitle: Kılıçdaroğlu daha önce de yumruklanmıştı. Şehit cenazesinde yumurta atılmıştı. Millet olarak kaynaşmış bir kitle değiliz. Değerlerimiz farklı. Beka beka diye bağırıp çağıranların bu noktaya dikkat etmesi gerekir. Gerçekten beka diye bir dertleri varsa. Yumurtayla başlar, yumrukla devam eder akabinde başka şeyler gelir.
    7) Ses ve Öfke: O evi yakın… O oteli yakın… Meydanlarda “CeHaPe zihniyeti” diye bağırdığın zaman Madımak zihniyetini çağırmış oluyorsun. Sen “CeHaPe” diye ses veriyorsun, karanlıkların içinden Madımak Ruhu “Buradayım” diyor. Madımak Ruhu bekamıza tehdittir. O ruhu çağırmaktan kaçınmak gerekir. “Beni yak, kendini yak, her şeyi yak… Bir kıvılcım yeter ben hazırım bak!”
    8) Kötülüğün Sıradanlığı: “Değerli arkadaşlarım, mesajlarınızı verdiniz” demek, ne demek Hulusi Bey? İlahi Hulusi!
    9) Protesto ve Linç: Protesto, demokratik bir haktır. Polisi protesto eden kadınları “Ezanı yuhladılar” diye tukaka etmişlerdi. Berkin Elvan için “Ekmek almaya gittiğinin belgesi var mı!” denmişti vs. Demokratik haklarını kullanan insanları hedef göstermenin yanlış bir davranış olduğunu idrak edebilmeniz ve illet, zillet gibi lafların da çok çirkin laflar olduğunu anlamanız gerekiyor. Yuhlamak protestodur, yumruklamak linç girişimidir.
    10) Madımak Ruhu: Taşlayın, yakın, söyletmen vurun, yakın o evi… Bu Allahın ateşi… Ezer geçeriz, durmak yok yola devam… Bunlaaarr Haçlı, bunlar Nazi… CeHaPe zihniyeti… Müslüman olmayan cennete giremez… Camileri ahır yaptılar, genelev yaptılar… Millete dinini yasak ettiler… Gece Kulübü’nde 50 insan ölünce “Geberdiler, iyi oldu, umarım leş çoktur”, Avrupa’da terör saldırısı olunca “Üzüldük mü? Nah üzüldük!” vs. Ey Ruh! Nereden geliyorsan, cehennemin hangi karanlığından geliyorsan, o deliğe dön.

    • Evet 12’den vuramamış, ama yayına ale acele yetiştirmek için bu seferlik 10 da kalsın demiş. Bence de iyi noktalara değinilmiş. Bazı noktalara “Akıl*İman Sentezi” açısından düzeltmeler ve bazı ilaveler yapılabilir. Örneğin, şu son cümle “Ey Ruh, ile başlayan….

      “Ruh” dendiğinde Kur’an’dan-vahiylerden öğrendiğimiz “Allah’ın içimize üflediği” (transfer ettiği) vakti geldiğinde teslim alacağı, kendisinden bir nebze emanet “ruh” var. Bir de insan seküler (laik), liberal olmuş, veya da “akıl*iman sentezi” zafiyetinde, mehzebini İslam’ın yerine ikame etmiş ezberine bir müslüman olmuş farketmez, iblisin nefse oturmuşluğu ile zincire vurmağa, hükmüne almağa çalıştığı ve nefs yoluyla etkileme konusunda oldukça başarılı olabildiği bir “ruh” var. “Ey Ruh” diye bahsettiğiniz “ruh” hangisi? Bunu ayırdetmezseniz yanlış anlaşılır, bu bir. İkincisi, bu günahın soumluluğu ile karşı karşıya kalırsınız. Diğer noktlara da sıra geldikçe değinilebilir….

  5. 19 Temmuz 2018 günü, buada aşağıdakileri yazdım:

    “Dün gece 01 sularında Meriç Nehri’nde akıntıya kapılarak alabora olan şişme botta kaybolan Türk ailenin kimliği belli olmuş. Yitirdiğimiz insanımız ve çocuklarımız, işinden atılan öğretmen Hatice Akçabay, onun 7 yaşındaki çocuğu Ahmet Esat, 5 yaşındaki çocuğu Mesut, 1 yaşındaki çocuğu Bekir Aras. . .

    Ahlaksızlık abidesi sözde-yorumcudan karşılık gecikmeden ve kısaca geldi:

    “Su testisi su yolunda kırılırmış…”

    Sustunuz.

    İranlı uyuşturucu baronu ile partinizin ağır topu Burhan Kuzu arasındaki ahlaksız ilişkiyi faş ettim, dört kez yorum sayfalarına taşıdım.

    Sustunuz.

    Gazetesindeki köşesinden, “Bu tesettür şirketi FETÖCÜ! Bunların mallarını boykot edin!” çağrısında bulunan Hilal Kaplan’ın, aradan bir süre geçtikten sonra, aynı şirketin moda haftası etkinliğinin profesyonel danışmanı olduğu açığa çıktığında, bunu üç farklı günde yorum sayfalarına taşıdım.

    Sustunuz.

    Saayın N. Olçok’un, “Kaça sattınız 250 şehidi?” sözlerini buraya taşıdığımda, aynı ahlak yoksunu, bana “ölü sevici” diye karşılık verdi.

    Sustunuz.

    Devlet Bahçeli, edepsiz sözlerle ve isim vererek Fehmi Koru’ya saldırıp alenen onu cezaevi ile korkutmaya yeltendi.

    Sustunuz.

    Sayıştay, AK Partili Arnavuktköy Belediyesi’nin yolsuzluklarını belgeleyip belediyeyi çalınan kamu parasını iade etmeye MAKKUM ETTİ ve ben bunu burada paylaştım.

    Sustunuz.

    Lideriniz, bu toprakların hem seküler ahlakına, hem de İslam ahlakına hiç yakışmayan bir biçimde İmamoğlu’nun elini sıkmama ayıbını işledi, bunu birden çok yorumcu dile getirdi.

    Sustunuz.

    Seçimlerden önce, yeni bir zaferin cepte olduğu inancıyla, muhalefete ve Saadet Partisi’ne yönelik ahlaksız ithamlar biribiri ardına geldi burada dört koldan.

    Susmadınız, hepsine doğrudan katıldınız.

    Bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi, şimdi de çıkmış kimin gönlünün güzel, kimin gönlünün çirkin olduğuna karar hakına sahipmiş gibi, ahkam kesiyorsunuz.

    “h.gayretin de gönülleri en az sizin kadar güzel, sizin kadar içimizden insanlar, bakış açıları farklı biliyorsunuz.”

    Çok yakıcı bir samimyet, sahicilik, inandırıcılık sorununuz var sizin -ve pek çoğunuzun.

    • Belki haklı olabilirsiniz ama sizden daha haklı olanlar da var:

      Birileri çıkıp her fırsatta hatırlattı ama kimse duymadı.

      Eski genel kurmay başkanı’nın kameralara karşı ” bize etö diyorlar, e biz şimdi bu etö’nün başına bir harf ilave edebilir miyiz? Evet pekala edebiliriz, ne olur o zaman, fetö olur, e biz bunu yapabilir miyiz? Yaparız tabii’ dediği video Youtube da günlerce dolaştı.
      Tahliye olduğu ceza evinin önünde kameralara karşı Perinçek, intikam brifingi verdi mi? Verdi ve cemaatlerin kökünü kaziyacağiz dedi mi? Dedi.

      Ardından Cumhur başkanı fetö diye meydanları inletti mi? İnletti.

      Bunu duyan akıl sahipleri, bu iftira, bu milletin temel dinamiklerine yerleştirilmiş bir bombadir ve bu bomba vakti zamanı gelince patlar diye uyardilarmi? Uyardılar.
      Ama millet ne yaptı? Mal bulmuş mağribiler gibi bu fitnenin üzerine atladılar mı? Atladılar.

      Sonra akıl sahibi gazeteciler gün be gün gelişmelere göre seslerini duyurabildikleri her yerde uyarılarını yaptılar mı? Yaptılar.
      Dinleyen oldu mu? Olmadı.

      O zaman, şimdi sabretme vakti. Madem amansız zulümlere engel olamadık o halde hakkımızda ki takdir-i ilahiye razı olma vakti.

      Yok ben illaki konuşacağım derseniz, bari üstad Fehmi Koru gibi yatıştırıcı konuşun.

    • insan insana aynadır bay bernar,
      samimiyet, sahicilik, inandırıcılık bulamıyorsanız kendinize bakın,
      siz düzelirseniz görüşünüz de düzelir.
      bizim gönüllerimiz güzeldir, herkesi güzel gönüllü görmemiz normaldir…

      • Bunlar işin hem retorik, hem de laf salatası kısmı, bayan didem: Tek bir aynamız var, o da burada yazdıklarımız -ve elbette ki sahiciliğimizin ve inandırıcılığımızın altını oyan suskunluklarımız.

          • ucuz türk flimlerindeki kenar mahalle kadınları gibi birbirlerine girdikten sonra birlik olup etraftaki herkese çatan kadınlar tadında tartışalım istiyorlar lakin onların diline su dökemeyiz, kimse dökemez…mahalle çadırı da kavgası da sizden sorulur…

          • Yahu Bernar bey, yazdıklarımı kendinize göre yorumlamışsınız, hadi neyse… Herşeyden evvel, günlük siyaseti siz ve buradaki birçokları kadar takip etmiyorum. Fazla zamanım da yok zaten. Buradaki yorumları bile çokçası kendi yazmak istediklerimi yazdıktan sonra okuyorum. Yazıp göndere basarken bazen bir bakıyorum ki ortalık karışmış bana da atıfta bulunan. Duruma göre, tekrardan yazma gereği oluyor. Bu sizinki de böyle. Şüphesiz, siz ve ben dahil herkes dikkati çekmek için yazıyor. Ucuz sataşmalardan ziyade herkes fikrini yazsın/eleştirilcek konuları eleştirsin. En iyisi bu. Sizin ve başka yorumcuların getirdiği her konuya bir şeyler yazmağa çalışsak başka işlere zaman kalmaz. “Suskunluk” kendi payıma size hak vermiyoruz anlamına da gelmez.

            Neyse, danışmanlık konusuna dönelim. Hürriyette, epeydir önce Başkan’ın atadığı danışmanlara ait manşete tıklayıp bir bakayım demiştim. Sanayi-Teknoloji ile ilgili birime atanmış kişi İmam-Hatip/İlahiyattan ve daha sonra sosyolojide ihtisas yapmış biri çıktı. Daha sonra konuyu buraya taşıdım. “İşler ehline verilmeli” deyip habire bir şeyler yazıyoruz. Yazılanlardan kişilerin kapasiteleri ortaya çıkar. Didem hanımın yazdıklarında zaman zaman bunu görüyorum. Sizde de zaman zaman bunu gördüm. Kendi branşınız ve ilgili konularda siz de faydalı olabilirsiniz. Dış ülkelerdeki tecrübeleriniz, bir kaç dile tam anlamıyla hakim olmanız yeter. Ben de, misal, sanayi-teknoloji biriminde işinin ehli biri olarak mevcut atanmışlara kıyasla, kat kat daha faydalı olurum (Kendi yurt dışında, aklı ülkede işinin ehli nice arkadaşlar var. Olmaması mümkün mü?). “Külliye Sarayı”nda sade birer odacık verseler ayrı ayrı hizmet verebiliriz (part-time bile olur, yani). Renk katarız. Kahve molalarında da fikri konularda ne alıp veremiyorsak muhabbetle tartışarak ortak noktalara varabiliriz. Farklı farklı düşünceler aynı amaçlar için birlikte çalışmaya engel olmamalı. Öyle değil mi?

        • Bernar bey! didem hanıma böyle bir kötülüğü nasıl yaparsınız. didem hanımın üfürdüğünü, (pardon, üfürdüğünü daha önce ben söylemiştim, karıştırdım), laf salatası yaptığını neden söylediniz.
          – Halbuki, bekir bey, necip güven bey ve h.gayret, didem hanımın yorumlarının ne kadar harika, ne kadar üst düzey, ne kadar zekice olduğunu yazıyorlardı.
          – sizin yorumunuzun altına yaptığı yorumda, trol değerlendirmesi yapanların ahmak olduğunu söyleyerek, hakaretine sizden de destek beklemişti.
          – ama siz, böylesine masum bir talebi geri çevirip, didem hanımın sözlerinin “laf salatası” olduğunu yazarak, didem hanımın samimi duygularını incittiniz.
          – Doğruları heryerde ve herzaman söylemenin doğru olmadığı gerçeğini unutmanız nedeniyle didem hanımın şimdi çok üzgün olduğunu zannediyorum.
          – Benim psikolojik durumum nasıl mı?
          – eh işte, didem hanım için gözyaşı döken timsahtan hallice…

          • Ben memleketimden insan manzaraları izleyip gülümsüyorum sadece, Hamza Bey.

            Benim Burhan Kuzu, Hilal Kaplan, AK Partili Arnavuköy Belediyesi yolsuzluğu gibi kepazelikleri konu alan bir düzine yorum metnimin bir tanesine cevap ver(e)memiş olanlar, göze girip dikkat çekme telaşesi içinde, adeta küçük çaplı bir Çubuk Vakıası sergiliyor gibiler.

            “Hanımefendinin kendi güzelliği cümlelerine de yansıyor” diye (hayal dünyasını da harekete geçirerek) yaltaklanıyor en Gayret’li olanı.

            Bir diğeri, buna bakıp sağduyu şampiyonluğunu hanımefendiye vermenin pek hafif kalacağını görmüş olmalı, el artırıyor “münevver” pohpohlaması ile.

            Daha önce, hanımefendiyi saray danışmanlığına önermiş (fazlaca dikkat çekme korkusu ve mahcubiyetiyle beni de önerisine meze yapmış) şair, fırsat bu fırsat diye düşünüş olmalı ki, uzaklardan “Ben de varım!” diye el edip çırpınıyor nazar-ı dikkate gelmek için.

            Daha önce hiç buralarda ses etmemiş bir diğeri, “Ben bu adam gibi yaşlanmak istemem doğrusu” yakınmasıyla dolaylı yoldan kuyruğa kaynak yapma derdinde.

            Tanzim çadırlarından söktükleri direklerle çadır tiyatrosu kurmuşlar. Bize de, “E bu da bir şey”deyip izlemek düşüyor. 🙂

          • A öfke kumkuması hamza akyol itinayla yerden yere vurduğu, nasıl hakaret etsem diye çabalayıp durduğu sonra da alay eder gibi size hakaret etmek istemiyorum diyerek hepten saçmaladığı bay bernarın yardımına mı desem, yorumlardan kuyruk acısına mı desem ne derdi varsa üfürerek demiyorum, patenti kumkumaya ait olduğu için- değil tabii- köpürerek demek daha çok yakıştığı için -ama zarif biri olduğumdan onu da diyemiyorum- en iyisi öfke kusarak yakıştırayım tartışmamıza katılmaya koşmuş, gelmiş. densiz, gereksiz katılımına hoşgelmişler diyeyim, kapıdan kovacak halimiz yok.
            yorumlarımı güzel gönüllü insanlar beğenir, ve zeki olanlar tabii, isteyen de beğenmez, neyse ki sizin de bir tane beğeneniniz var yoksa kıskançlıktan gözyaşı döken deveden de hallice olurdunuz.
            oldu bitti okuduğunu anlama güçlüğü çektiğinizi defalarca yazmışımdır – yorumunuzun altına yaptığı yorumda, trol değerlendirmesi yapanların ahmak olduğunu söyleyerek, hakaretine sizden de destek beklemişti- yanlış anlamışsınız-yine-burada trol olmadığını söylediği bir yorumuna destek vermiştim, cümlemde bir destek beklentisi işareti yoktur. gerek te yoktur. trol olduğumuzu düşünenin anlama güçlüğü çektiği son derece açıktır. etrafında ille trol görmek isteyen ahmaktan hallice değildir.
            sözlerimin laf salatası olduğunu düşünen varsa, bu beni incitmez, herkes tarafından beğenilmek gibi bir derdi ancak kibir kumkumalarının olur, yazdıklarımı isteyen beğenir, isteyen laf salatası addeder, paşa gönlü bilir.
            üzgün olmak mı, zan güçlüğü de çekiyorsunuz demek,
            bizler isevi meşrepli değiliz ki,
            karşılık vermeyiz diye bir derdimiz yok ki…
            paşa gönlümüzü neden üzelim.

      • Hanımefendi asaletiyle ve tüm fikriyatıyla bu sayfaların yıldızıdır; bu elemanı muhatap alarak da ona lütufta bulunmuştur ama nafile…

    • Alfabetik sırayla, Sn Baran, Bernar, Didem hanım, H.Gayret, ve Hamza bey biraz da bana kulak verin. Bazen platforma girmekte gecikiyorum (malum tek işimiz bu değil) araya girip alevlenmeyi bastırmak isterdim… Neyse yine de fikrimi bildirmiş olayım.

      Malum, her şey izafidir. Suskunluk sebepleriyle, konuşkanlık dereceleriyle hep izafi. Ben bu tür tartışmalara evvel ezel “izafiyet çukurunda cebelleşme” diyorum. Peki bunu yapmıyor muyum, tahriklere kapılarak bazen yapıyorum. Hepimiz ayrı ayrı nefs’lere sahibiz. Bazen bu ufak tefek te olsa yaptığımız hatayı unutarak meydan okumaya, izzet-i nefs müdafasına dönüşüyor. Fikirlerimizi izah yoluna gidersek karşılıklı olarak iyi olur. Misal, bir şeyi eleştirirsek “işte, bundan” şeklinde sebeplere dayandırarak. Ancak bu şekilde “Doğruluğun Sakınımı” prensibini yaşatmış oluruz (akıl*iman sentezi”ne göre bu iş böyle) ki bu iş “madde ve enerjinin sakınımı” kadar önemli bir prensiptir. Yoksa, takım tutar gibi taraftarlık olur. Gol yedikçe takım değiştirmek kolay bir şey değil!…

  6. “Eski hal muhal..”

    Recep Tayyip Erdoğan,Yeni siyasi iklimin oluşmasına katkı sağlıyacak,rol oynıyacak olanların zeminine engel olur;’kalitesiz, kifayetsiz, sevimsiz, yolsuz-yordamsız,asalak ve defoluların”, ‘tepeden tabana’ topyekün temizlenmesini kolaylaştırmaz ise,tasnif ve tasfiye, parti içinde ve dışında yapılamaz ise, AK Parti Genel Başkanlığını bırakmaz ise, istifaların önünü kimse engelliyemez, ‘Yeni’ siyasi oluşumların önünü kimse kesemez. AK Parti çok kısa sürede: ANAP,DOĞRU YOL,DSP’nin âkıbetine uğrar.Parti içinde bu teşebbüs yapılır (ve muvaffak olunur)sa, ‘Yeni Parti’ kurma çalışmalarından vazgeçilir.AK Parti dışındaki partilerde de,yeni duruma uygun,politik düzenlemeler başlar.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne,karar alan ve denetliyen vasfının tekrar kazandırılacağı, Cumhurbaşkanı’nın yetkilerinin azaltılacağı, hukukun ve adaletin tabiileşeceği, durum oluşturulamaz ise,oluşacak fırtına ve tsunamide, nice makam, mevki, koltuk, ünvan sahibi tepetaklak devrilir, ‘olağan dışı -rutin dışı ‘na çıkılır. Alışılmadık hadiseler vukûbulabilir.İçine girilen-düşülen durumun gereğini yapmıyan-yapamıyanlar, engel olanlar bir şekilde tasfiye edilir.

    Kolay geçmesi temenni edilen, ancak sert geçeceği anlaşılan bu süreç,iç ve dış dinamiklerin pazarlığı-kavgası ile şekillenecek.Muhtemelen, bundan sonra herşey zor geçecek,zor olacak,zorla olacak,zor kullanılacak.

    Geçilmesi gereken bir yol,gidilmesi gereken bir yer varsa,bunu engelliyen şeyler ortadan kaldırılır,geçilmesi gereken yerden geçilir,gidilmesi gereken yere gidilir,yaşanması gereken yaşanır.Geçilen yol,varılan yer,yaşanılacak şeylerin,birilerinin tercih ettiği, bazılarının karşı çıktığı şeyler olması,olacakları değiştirmez.
    Olacakların,’ olağandışı’ sür’atle tahakkuk edeceği bir süreç başlamıştır..

  7. eski şehit cenazeleri aklıma geliyor. mesela bir tanesinde, çemil çiçek, kocatepe camisindeki cenaze töreninde, linçten zor kultulmuştu.
    – gladyo, halkı galeyana getirmekte ustadır. o zaman da bunların bu işlerde ne kadar usta olduğunu görmüştük.
    – Şimdi de, kılıçdaroğluna ve chplilere yönelik proğram uygulanıyor.
    – Fakat eminim, halk, belki bir kıvama getirilebilirse, bir süre sonra bu linç girişimlerin adresi değişecektir.
    – hdp’nin chpyi desteklemesi nedeniyle, şehidin ölümünden sorumlu olarak chpyi görmeyi kabul etmiş halk, bir süre sonra Oslo gorüşmelerini, habur mahkemesini, megri megriyi, dolmabahçe mutabakatını hatırlarsa hiç de sürpriz olmaz.
    – Hatta hatırlamaması sürpriz olur. kimse onları hatırlatmazsa bile halk Osloyu hatırlayacaktır. çünkü bu işin doğal seyrinin varacağı yer orasıdır. Ayrıca, gladyonun, halkın ferasetine işi bırakacağını da pek zannetmem.
    – CIA tarafından kurulan gladyonun işi, ülkeyi dış düşmanlara karşı korumak değildir. Ülke içinde, halkın sola yönelimini önlemek, halkın sağcılaştırılmasıdır. Bunun için, gerekirse (genellikle gerekir), o ülke halkının öldürülmesi de dahil, pekçok eylem yaparlar. yani gladyo, işin aslında, o ülkenin ihanet şebekesidir. o ülke halkının düşmanıdır.
    – Cem ersever, gaffar okkan, muhsin yazıcıoğlu, sivasta yakılanlar, kahramanmaraşta öldürülenler, çorumda öldürülenler, dış güçler değil, bu ülkenin insanıdır.

    • ilave!
      – sayın eşref bitlisi unuttum.
      – Bu yapı öylesine bir ihanet şebekesi ki, türk ordusunun üst düzey komutanlarını bile öldürmekten çekinmediler. öldüremedikleri, inönü, ecevit, özal suikastlarını saymıyorum bile. inönü, bu ülkenin kurtuluş savaşının kahramanlarından birisidir. Bu yapının nasıl bir ihanet şebekesi olduğunun iyice anlaşılması lazım.

  8. Şerif bey! bizim şülalede her meslekten yakinlarimiz var… ayricada askeryeyide çok iyi bilirim! 15 Temmuz nasil bir darbe idiki.
    Daha o gece tasfiyeler, tutuklamalar başladı?
    listeler ne çabuk hazirlandi?

    Ben Perinçeke inanacak kadar aptal değilim ona güvenecek kadarda caresisz değilim. “HANI KASET MESELESİ”

    Erdoğanin paşasi Doğu Perinçekden 15 Temmuz darbesine benze bir darbe ihbari daha.
    Burdan sonrasını Perinçek paşadan okuyalım!

    “Menzilciler’in 15 Temmuz benzeri darbeye hazırlandıkları haberleri bir işaret.

    Yalniz! Odatv’deki şu satırlar fişlemelerin hazır olduğunuda gösteriyor:

    “Menzil’deki Nakşıbendi tarikatının Halidiye koluna mensup tekkenin üyeleri sadece Sağlık Bakanlığı kadrolarında kolonileşmiyor, aynı zamanda “2019 yılında Mehdi’nin zuhur edeceğine (ortaya çıkacağına iktidara geleceğine) dair top secret inanca sahip olduklarını ve bu inancı yaydıklarını tüm Türkiye’ye ve özellikle devletin başındakilere duyurulur.”

    Siz buna mantikli bir cevap verirseni sevinirim.
    Ha birde şunu iddia edebilirsiniz! Hakan Şükür-ün Dünya kupasinda rakip kaleye attiği goller 15 yil sonra meclise bomba olarak düştü derseni belki beni ikna edebilirsiniz.
    Kaset meselesini de Bernar beyin yazilarindan okuya bilirsiniz.

    • Nurdan abla merhaba! Çok doğru noktaya temas ettin teşekkürler. Ben de Perinceğe hiçbir zaman inanmadim bu sefer reisi inandırabilir mi bilemem ama her dönem kendisine inanacak birilerini bulmada çok mahir biri o. Bu sefer Devlet Bahçeli’yi fena inandirmişa benziyor görsen Devlet bey de bir havalar değme gitsin. yakınlarından biri uyarsa diyorum mesela; sayın Bahçeli Atatürk kostümü giyip Atatürk pozları vermekle Atatürk olunmaaz, seçimden çıkan oy oranını 18.81 yazmakla Atatürk doğmaaz dese belki bir faydası olur ama nerdeee..hem akşamları cips ile kola eşliğinde dizisini seyretmesine de mani değil bu.

      • Hala ortada “dönem” kalmış gibi yazmışsınız, Baran Bey. Ne “bu sefer”i, ne “dönem”i?

        Yenildiler, dağılmalarına ramak kaldı, gidecekler: Göremiyor musunuz?

      • Merhaba Baran bey, bende size teşekür ederim.
        Perincek elini soğuk tan sıcağa vurmadan! Herşeyi emir erine yaptiriyor.
        Yakind bizde Rusyalaşiriz.
        Bahçelinin ne yapmak istediğini biraz olsun tahmin edebiliyorum.
        Bekleyip göreceğiz. Kendi seçmenlerine verdiği sözü yerine getirmesse, oda yakında siyaset çöplüğünde yerini alir.

    • Ne tiyatroymuş arakadaş yaaa! Nurdan abla şu yunanistana askeri helikopterle kaçan dansözlerimiz mi opera sanatçılarımız mı ne vardı ya 15temmuzda; yunan mahkemesinden bir de sığınma hakkı vermişler! Ne zaman dönecek bu tiyatrocularımız; yunanlılar bi türlü oyun bitti hadi ülkenize dönün diyemiyor bu elemanlara! Gerçekten bir darbe olmasın sakın bu..?

    • Nurdan hanım; Doğu perinçeğin tehlikeli ve karanlık biri olduğu konusu da en ufak bir tereddüdüm yoktur kaldı ki hiç bir kişi yahut partiyi aklamak gibi bir niyetim yahut buna dair bir cümlem de yoktur. Lâkin bahsedilen fetö fenato yahut bezer kaç tane adı varsa o ve gerek onların üstünden gerekse onların yanında olarak amerikalıların bu girişimden vareste tutulmaları da mümkün değildir. Üstelik bu kadar delil ortadayken bunları bu işin dışında saymak da akıl dışı gibi gelir bana. Ha derseniz ki bu yolda ne yaptıklarını bilmeden kurban sayılırlar o zaman onun üzerine söylenecek şeyler olabilir. Aynı akşam tutuklamalara gelince bu adamların bir çoğunu yataklarından almadılar zaten elde silah polise yahut askere teslim olanlardan bahsediyorsunuz. Sivillerese zaten 17-25 aralık da başlamıştılar taraf koymaya. Dolayısıyla biliniyorlardı. 17-25 aralığa dönersek bilmem dikkatlice okudunuz mu olayları yahut o süreçte hazırlanan/hazırlatılan iddianame ve bunları destekleyen gazete haberlerini. Kişileri savunacak değilim hiç biri de babamın oğlu değil bir çıkar birliğim/ilişkim yok. Fakat kurumları bu örgütün bütün medyası yayın organları ki buna uluslar arası ve yurtdışında yayın yapan organları da dahil olmak üzere kurumların kurumsal kimlikler üzerinden yıpratma çalışmaları yapmış olmaları bence bunların organize olarak ihanet niyetinde (en azından) olduklarının delilidir. Örnek istiyorsanız halkbank yeterlidir. Ki bu olaydan bir ay kadar önce kuzey ırak petrol gelirlerinin halkbankta toplanması konusunda abd ye rağmen ırak merkezi hükümetiyle anlaşılmıştı. O günün haberlerine sadece onların gqzetelerindeki haberleri okuyarak bile ulaşabilirsiniz.

      • 17/25 Aralığa siz halen daha kumpas diyiyorsaniz! Demekki tam bir Erdogan hayranisiniz.
        Burada kirik pilak gibi defalarca yazdim, birdaha yazayim.
        17 /25 Aralık Milli Damat Devlet ödüllü önünde bakanlarin takla attıklari VE UĞRUNA ABD YE NOTALAR VERILDIĞI FIRST LADY DEN TORPILLI REZA ZARAF TARAFINDA 3 HAFTAYA zor bitirdiği belgelerle ile birlikte DÜNYA markasi ilan edilmiş paralarin sifirlanmasi gibi olaylarida vidyo yardimi ile ilan edilmiş ve DÜNYA MARKASI OLMUŞ ruşvetlerin havada uçuştuğu önce ayakkabı kutulari dolusu dolarlari polis koymuş deyip daha sonra faizi ile birlikte geri ödenmeside ayni şekilde gene Dünyaca tescilnmesine rağmen siz kalkmiş 3 yasindaki çocuğu kandirdiginizimi zanediyorsunuz?
        Hirsizlğa uygun bir kalip ariyorsaniz.
        O kalip bu siteye uymaz.
        Neden uymaz biliyormusunuz?
        Bu sitenin okurlari havuzdan değil dünyanin 4 bir yanindan her gün buraya uğruyorlar.
        Sahi 15 Temmuz imamina ne oldu?
        Onun kuzeni akp den başkan seçildimi?

  9. Bu ve benzeri provakatif olayları yaşayacağımız bir sürece evriliyoruz galiba.

    Siyasette istikrarlı olan dönemleri geride bırakarak…

    Son Yerel Seçimde AK Partinin zayıfladığı, oy oranının yüzde 35’lere kadar düştüğü ve yeni sistemde 50+1’i bulabilmenin Cumhur ittifaka, MHP haricinde İYİ Parti ile Saadet Partisini de eklemleyerek sağlanamayacağı görülüyor olsa gerek ki, siyaset 2023’e (belki de daha erken bir tarihe) dizayn ediliyor, hazırlanıyor, toplum mühendisliği projeleri hayata geçiriliyor gibi.

    Buna, dün İstanbul’da -bana göre hiç de gerek yokken- bolca muhafazakar soslu ve farklı sosyal kesimlerin birlikteliğini resmeden İmamoğlu mitingi en belirgin emaredir.

    Akabinde Çubuk’ta yaşanan ve çoğumuzun zinhar tasvip etmeyeceği ve sıradan insanların bunu yapmaya cür’et edemeyeceği Kılıçtaroğlu olayı da bu toplum mühendisliğinin bir parçasıdır

    Sanılır ki bu olaya siyaset adamları bizzat dahildir. Projenin bir yerine eklemlendirilmiş olabilirler, lakin ne Bahçeli, ne Erdoğan ne de Kılıçtaroğlu iradi olarak böyle bir şeyin parçası olmayı asla kabul etmezler ve lakin buna alet edildiklerinin de farkına varmış olurlar.

    İşte burada siyasi liderler ihtiraslarını bir kenara bırakıp meseleyi demokrasi ve hukuk içerisinde çözmeye adım atıyor olsalar, mühendislerin (!) projelerini akamete uğratmış olurlar…Toplum kazanır, siyaset kurumu daha fazlasını kazanır.

    Bu tür olayların gündemimize yerleşmemesi için bir diğer olması gereken de siyasetin kendini reset etmesi ve yeni siyasi aktörlerin yeni bir dil ile devreye girmesi olmalıdır. İmamoğlu bunun bir örneği olmakla beraber yeterli değildir. Şahsında mündemiç kılınan, sosyal demokrat kişiliğine ilave edilen (suni-görsel) muhafazakar karakter, toplumun ekser çoğunluğu olan muhafazakar kitleye doyurucu gelmeyecektir. Aslından rücu etmiş ve mezkur kitleyi doyuracak liderler artık sahne almalıdır.

    Yeni parti kurma çalışmaları içerisinde olan bu zevat, artık siyasete müdahil olmalı ve yeni kuşatıcı, hukuk ve demokrasi söylemleri ile biriken enerjiyi boşaltma ameliyesini üstlenmelidirler.

    Buna ülkemizin ve halkımızın ihtiyacı elzemdir.

    • Gözlemlerinize katılıyorum Hasan Bey. Sözünü ettiğiniz ve Maltepe Mitingi’ne tavan yapan görselliğin hem gereksiz, hem de, muhafazakar yığınların indinde, inandırcılıktan yoksun olduğu kanısındayım. CHP, seçkinciliğinden uzaklaşsa ve gerçek bir sosyal demokrat parti olma yolunda adımlar atmaya çalışsa, bu hem ülkeye hem kendisine yarar getirir.

      Benim karşımıza bir erken seçim olarak çıkacağını düşündüğüm bir sonraki seçimler, yerel seçimlerden çok farklı olacak. CHP’lieri soğuk bir duş,derin bir düşkırıklığı bekliyor bir sonraki seçimlerde. En fazla, kendi doğal seçmen kitlesinin dış sınırlarına kadar yükseltebilirler oy oranlarını -ki bu da her durumda yüzde 30’un altı bir oran olur.

      İşaret ettiğiniz gibi, istikrarsızlık ve kriz üreteceği çok açık olan mevcut siyasal tablonun aşılması, halkın yaşamına geçim sıkıntısı ve işsizlik olarak yansımaya devam edecek ekonomik sorunlarla cebelleşirken geniş halk kitlelerinde bir rıza üretilebilmesi, yeni siyasal kadroların ve yeni aktörlerin ortaya çıkmasını gerektiriyor. Kuşatıcı dil, hukuk ve demokrasi söylemeleri olarak dile getirdiğiniz söylem, en azından soluk almamızı mümkün kılacak bir süre boyunca, halkın olanlara rıza göstermesini mümkün kılar.

      Değilse, siyasi parti liderlerin arzu ya da inisiyatifinden bağımsız olarak, siyasetin topyekün krizi ekonomik krizi daha da derinleştirir, gerginlik içinde geçen gündelik yaşama bir de terör ve patlayan sokak suçları eklenir.

      Sadece dindar muhafazakarlarla sınırlı olmayıp, halkın indinde olumlu ve akil bir izlenim uyandırmış ve makullük ile anılan insanların da içinde kendilerine yer bulabildikleri bir kitle partisi gerçekten de elzem.

  10. Sayın fehmi koru ile hiç yüz yüze görüşmedik ama; Ahmet ve Ömer Faruk koruyu iyi tanırım. Sayın Süleyman karagulle hocamın sayesinde burada yorum yapmaya başladım. Bu benim son yorumum. Bana cevap hakkı dogmadigi sürece de yorum yapmayacağım. Allah’a emanet olun. Sayın bernar bey RNE Hüseyin kayahan Nurdan hanım H. K ve Türkeş arkadaşım. Hepiniz benim için çok değerlisiniz.

    SAYGILAR SEVGİLER

    • Nusret kardaşım senin benim diğer yorumcu kardaşların buralarda bulunması bir renktir…sen devam et yorumlarına… H.Gayret seni seviyor eminim… birbirimize takılıyoruz işte…hepimiz birbirimize benzeriz Türkiye böyle aynı apartmandaki üst komşu alt komşu misali…sen de benim için değerlisin bilesin..

    • Nusret Bey, ben de bir süre için yorum sayfalarında olmayacağım gelecek haftadan sonra. Debdili mekan günü yaklaşıyor. Olur da Hollanda’ya yolunuz düşerse Mayıs’in ikinci haftasından itibaren, fırsat yaratıp halleşelim derim. Değilse, vatanda ve aydınlık günlerde tanışır kucaklaşırız. Benden de size pek çok saygı ve selam!

  11. fehmi bey merhaba!
    – öncelikle sizi, abdullah gülü ve davutoğlunu tebrik ederim. Yıldıray oğur ve mustafa karaalioğlunu da aynı şekilde tebrik ederim. Bu günler gerçekten çok çok önemli ve dün de yazdığım gibi, bu dönemde alacağımız tavırlarla, yapacağımız ya da yazacaklarımızla, ülkenin birkez daha gladyonun kontrolüne girmesine engel olacağız veya gladyo, ülkeyi, birkez daha, kontrolü altına alacak.

  12. sayın koru toplumların akıl tutulması yaşadığı bir dönemdeyiz diyor ya, aynı yorumu uzun zamandır ben de yazıyorum. gelişmişlik nerdeyse dünyanın her yerine kan ve gözyaşı getirdi, ilaç ve silah sektörünün zehirlemediği ne bir yer kaldı ne bir kimse. her ülkede suç oranları ve intiharlar artıyor dünyada her yıl 800 binin üzerinde kişi intihar ediyor, türkiye’de ise intihar oranları diğer batı ülkelerine göre çok yüksek olmasa da, son 40 yılda yüzde 50 artmış. antidepresan kullanımı bütün dünyada akıl almaz boyutlarda. siyasetin dünyada geldiği yer insanlığın geldiği bu deliliğin hem tetikleyicisi hem de sonuçlarından biri. refahı paylaşmak, onarmak, artmak içiin değil, yıkmak, azaltmak için kullanıyoruz yazık ki…
    kılınçdaroğluna yapılan saldırıyı kınıyorum. şiddetin hiç bir türü kabul edilemez, mazeret bulunamaz. lakin bu olayda iktidarın, muhalefetin, iç ve dış ”mihrakların” hepsinin dahli ve suçu vardır. sadece bir açıdan yaklaşmak iktidarı ya da muhalefeti suçlamak, dış güçlere havale etmek azdır, eksiktir, üstelik yanlıştır, bütünü görmemize engeldir. artık bizlerin dikkatli olması çok önemli, kapsayıcı, bütünleştirici, onarıcı olmamız gerekir, suçlayıcı olmaktan uzak bir dil kullanmak çok önemli. sonuçta acı çeken bizler ve gelecek nesillerimiz olacaktır. bizim yarınlarımız çalınacaktır.
    godot yu beklerken absürt tiyatronun ilk eserlerinden biri kabul edilir. gelmeyeceğini bildikleri halde godot yu beklerler. biraz huzur da bu topraklar için absürt mü oldu ne oldu??? gelmeyeceğini bildiğimiz halde bekler mi olduk??? gelecek ekersek ancak gelecek, ekmezsek ne gelecek…insan için ancak çalıştığı vardır….

  13. Hürriyet’in ‘kulağı delik’ köşe yazarı Abdülkadir Selvi, bugünkü yazısının başında şunları söylüyor:

    “Bu haftaya damgasını vuracak siyasi gelişmelerle ilgili kulisler hazırladım. (. . .) Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı”na yönelik olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sürpriz bir teklif sunmaya hazırlandığını anlatacaktım. Hatta anlattım. Yazımı bitirmek üzereydim ki Kılıçdaroğlu’na saldırı haberi geldi. Kalem elimden düştü.”

    Yarınki yazsında anlatır artık, biz de dinleriz.

    Diyeceğim o ki, eğer Selvi’nin sözlerini ciddiye alacak isek, bu durumda Bekir Bey’e dönüp kendisine şu soruyu sormaya hakkımız var:

    “Hayırdır, Bekir Bey? Şimdi de ‘PKK militanlarını belediye meclislerine taşıyan’,yetmezmiş gibi ‘Pensilvanya’nın gönüllü taşeronluğunu üstlenmiş parti’ ile mi dansa kalkacaksınız?

    Hadi liderinizin bu tür U dönüşlerine alıştık: Siz nasıl döneceksiniz bu sayfalarda yüzünüz kızarmadan, ben onu merak ediyorum.

    Yatın kalkın, Selvi’nin köşe yazısında söylediklerinin boş çıkması için dua edin. Değilse, bu yorum sayfalarında boy göstermeniz hayli zor olacak gibi gibi.

    “Niye zor olsun ki? Biz ‘dün dündür, bugün bugündür”cüler partisiyiz. Kaldırırız kollarımızı havaya, açarız ellerimizi iki yana, parmak şıkırdatarak ve bir o yana, bir bu yana, yürür gideriz -ve güleriz bizden ciddiyet ve tutarlılık bekleyenlere!” diyecekseniz, onu bilemem.

    Selvi’nin ettiği lafa bakın: Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye ittifakı”na yönelik olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na sürpriz bir teklif sunmaya hazırlanıyormuş!

    Üç ihtimal var: Ya işkembeden sallıyor, ya Gayret’in peşine takılıp Paris gecelerine akmışve içkiyi fazla kaçırmış, ya da Bekir Bey yakında uzun süreliğine bir iş gezisine çıkıp yorum sayfalarından uzak düşecek!

    Bekleyip göreceğiz. 🙂

    • ülkeniz için duyduğunuz üzüntünün dili sivri, gönlünüzün değil. bekir beyin de, h.gayretin de gönülleri en az sizin kadar güzel, sizin kadar içimizden insanlar, bakış açıları farklı biliyorsunuz. sizin de altını çizdiğiniz gibi hiç birimiz trol değiliz, yorumlarımıza bakıp bizlerin trol olduğunu düşünen varsa kimse kusura bakmasın ama, ya ahmaktır, ya trol trol diyerek kendi trollüğünü gizliyordur. fehmi beyi ve yorumlarımızı pek çok kişi okuyor ve bir yerde minik bir türkiye portresi çiziyoruz. kavgayı bırakalım, farklılıklarımızı tartışalım. sonuçta burada yazan herkesin yorumunda doğruluk payları var. kimsenin yorumu tamamen yanlış değil. savunduklarımızda tamamen masum değil. içerde ve dışarda büyük sıkıntılarımız var ve iktidar-muhalefet elele güzel ülkemizi buraya getirdiler. şimdi bu kritik zamanda bizlere düşen sağduyu olmalı, ne dersiniz?

      • Hayrola, Didem Hanım? O “gönlü güzel” (!) kankanız H. Gayret, Saadet Partisi ve Saadet seçmenleri için şu sözleri -ve daha yüzlerce benzerini- yazdığında *bir kez olsun* uyarıcı bir söz işitmemiştik sizden:

        “Şeriat dede de partiye yardım kampanyası mı ne başlatmış, yeni bir zillet merkezi kiralayabilmek için..! Beter olsunlar inşallah! Milletin kanını sülük gibi emip emip (. . .) Ağaçköküne bile muhtaç kalırsınız işşşallaah…!”

        Kankanız “gönlü güzel” Gayret, bana (üstelik tekrar tekrar) “ölü sevici” derken de rahatsız olmadınız.

        Liderinizin ve ittifakınızın peşine takımayı reddeden herkesi, FETÖ ve PKK’nın değirmenine su taşıyan hainler ilan ettiğiniz günlerin henüz ayı dolmadı.

        Şimdi, partiniz inişe geçince, çıkmışsınız ortaya onun bunun gönlüne kendi gönlünüze göre puan dağıtıyor, “kavgayı bırakalım, farklılıklarımızı tartışalım” çağrılarında bulunuyorsunuz -aptalız ya, yiyeceğiz elbette!

        “içerde ve dışarda büyük sıkıntılarımız” varmış ve “iktidar-muhalefet elele güzel ülkemizi buraya getir”mişler.

        Muhalefet yokluğundan yakınan siz değil miydiniz? “Verin bize başkanlık sistemini, Reisimiz Erdoğan alıp bizi uçursun!” diyordunuz. Liderinizin ve partinizin ülkeyi “içeride ve dışarıda büyük sıkıntılar”a soktuğu inkar edilemeyecek kadar açığa çıkınca mı muhalefetin varlığı aklınıza geliverdi birden?

        “iktidar-muhalefet elele güzel ülkemizi buraya getir”mişler!

        Hayır efendim: Erdoğan ve partisi güzel ülkemizi buraya getirdi! Haddinizi bilin. Bir gün çıkacak, “Şimdi düşmanlaşıyoruz!”, diyeceksiniz, işler sarpa sardığında ve yol ufaktan ufaktan göründüğünde, “Şimdi de barışıyoruz, görelim bakalım kimin gönlü güzelmiş!” diye çıkıvereceksiniz sahneye.

        Sorarlar insana: Var mı öyle üç köfte yirmi beş kuruşa?

        • partimiz %50 ye dayandığı zamanlarda da aynı şeyi söylüyordum, yorumlarım duruyor, başkanlık sistemi ittifakı gerektirdiği ve ittifak halen % 50 yi geçtiği halde de aynı şeyi söylüyorum. en yakın rakibine bir tur bindirdiği halde aynı şeyi söylüyorum. benim hiç bir yorumumda kişilere saldırı yoktur, siyasilere ve aydınlara eleştiri vardır. her zaman birlik beraberlik dedim, yine diyorum. geçenlerde bana kardeşinizim dediğiniz için deneyim ve birikim olarak ve burayı etkin kullanan biri olarak ve burada yaşça bizlerden büyük olarak daha toplayıcı olursunuz diye düşünmüştüm, yanılmışım, olabilir. herkes istediği gibi davranmakta özgürdür. yine de herkesin gönlünün güzelliği konusunda şüphem yok.

          • Benim size önerim, kimsenin avukatlığına soyunmamanız. Bırakın Bekir Bey yanıt versin -o da verebilirse. Konuşmanız gereken onlarca yerde sustunuz; şimdi, partiniz tepe taklak gitmeye başladığında, haddiniz olmayan bir biçimde, benimle ahlak yoksunlarını karşılaştırmaya yelteniyor, “Aslında hepiniz güzel insanlarsınız” uyanıklığıyla, ahlaksızlarla ahlaklıları aynı tencereye girmeye davet ediyorsunuz. O tiple aynı tencereye girmek yerine, ahlaksızlığın ve gönlü çirkinliğin sancağını taşımaya tereddütsüz devam ederim. Sizin arzu ettiğiniz türden abiliğe de, toparlayıcılık misyonuna da karnım tok.

            Hiçbir zaman “birlik beraberlik”demiş değilsiniz. Reis’iniz arkasında saf tumayı bizlere “birlik beraberlik” diye dayatmış, bunu reddettiğimizde hainlik başta gelmek üzere, her türlü ithamı üzerimize boca etmiş insan gurubundansınız.

            Samimi ve sahici bir insan değilsiniz siz.

          • Hanımefendinin kendi güzelliği cümlelerine de yansıyor; nasibi olan payını alır; dostluğunuzu bilmek güzel…

          • benim de yanıldığım oluyor gerçekten. ben sizin kardeşinizim iyilik güzellik halkların kardeşliği sözlerinizi ciddiye almışım. her yazdığınızın boş-kof olduğunu söyleyeni anlamamışım, lakin hak vermemek mümkün değilmiş…ben birlik beraberlik dedim de siz de dediniz sandım, ama açık ki amacınız sadece ona buna çatmak, laf ebeliği yapmak, siyaset hamaseti gütmekmiş… bizler hiç susmadık, yanlışa yanlış dedik, doğrusunu savunduk, neyse ki yorumlarımız duruyor, silinmediler. tepe taklak giden partimiz partinizin 18 katı oy alıyor, iki kişiden fazlası ittifaka oy veriyor. ne oyum değişti, ne oyumun gideceği daha iyi bir yer olduğuna dair kanım değişti.
            ben de ….sustunuz diye yazar sizlerden çok daha uzun döşerdim lakin bu günler sen siz sizler sizin gibiler demek günleri değil, biz bizler hep beraberlik günleridir. sakin zamanlarda değil, gergin zamanlardayız. aklı baliğler için tabii. yanlışa yanlışla cevap vermem gerekmez, aklı selimler için tabii…
            samimi ve sahici olmayı tartışacak, ahlak satacak, en son kişi ülkeye girmeye yüzü olmayan sizsiniz herhalde.

          • Ülkeye girmeye cesaret edemeyişimiz, partiliniz Burhan Kuzu gibi uyuşturucu baronları gibi ahlaksızlık, yolsuzluk yüzünden değil, o tür sefil ‘hukuçu’ bozuntularının üzerinde sizin tepindiğiniz adaletsizlik ve hukuksuzluktur:)

        • Çocuk gibi kavgaya meyilli akılcılıktan uzak bir yapınız var. Didem Hanım her zaman yapıcı yorumları olan biridir, abuk sabuk saldırganlığınıza kibarca serzenişte bulunmuş, kıymetini bilseydiniz keşke. Sizin gibi yaşlanmak istemem doğrusu.

          • Benim gibi yaşlanmaya niyetli olmadığınızın güçlü işaretlerini veriyorsunuz zaten Emre Bey. Yolsuzlukları, ahlaksızlıkları, adaletsizlikleri savunarak da pekala yaşlanabilirsiniz 🙂

          • Emre bey, maalesef aynı eleman bu sefer de iyi niyet beyanında bulunan bir hanımefendiye çirkin sözlerle saldırarak yine okmeydanının karanlık sokaklarında kaybolup gitti işte! Can çıkar huy çıkmaz…

          • Evet, sizin gibi yaşlanmak istemem, sağduyulu bir yaklaşım kimden gelirse gelsin, el uzatmak isterim. Yaşlandığım zaman yolsuzluk, ahlaksızlık ve adaletsizlikleri savunan sadece benim sanmak istemem. Önüne gelene sataşmak, laf yetiştireyim diye uğraşmak istemem. Yorum üstüne yorum döşendiğim bir yerde kavga etmediğim kimse kalmasın diye çabalamak istemem. Daha güçlü işaretlerde verirdim ama saygı sınırlarını aşanlardan olmak istemem.

        • Bernar Bey, yine coşmuş makulden kopmuşsunuz.

          Didem Hn. bu platforma sağduyuyu temsil eden yorumlarıyla katkı veren değerli bir münevverimiz.

          Eğer bu sağ duyulu yorumlar sizin gibi aydınlarımıza da dokunamıyorsa, hafazanallah yeni bir Suriye olma yoluna girdik demektir.

          Bu ülke vatandaşı herkesin aklını başına devşirme zamanıdır.

          • ““Şeriat dede de partiye yardım kampanyası mı ne başlatmış, yeni bir zillet merkezi kiralayabilmek için..! Beter olsunlar inşallah! Milletin kanını sülük gibi emip emip (. . .) Ağaçköküne bile muhtaç kalırsınız işşşallaah…!”

            Bana ve seçmeni olduğum partiye yönelik bu ve daha onlarca benzeri aşağılamaları suskunlukla karşılayanlar mı sağduyu temsilcisi münevverler, Faysal Bey?

            Bu “coşkun” yorum arzunuzu, ben Burhan Kuzu, Hilal Kaplan rezaletlerinde, Bahçeli’nin arsız tehditleri sırasında da görmek isterdim -klavyenizi tutan mı vardı?

            Seçim öncesi dönemde burada Saadet Partisi ve diğer muhalif partilerin seçmenlerine en akla ziyan ithamlarda bulunulurken, lideriniz sayfanın sağ tarafına Cumhur, diğer tarafına Zillet İttifakı yazıp bunu twit’lerle sosyal mdyada dolaştırırken neredeydi o sağduyu, münevverlik, birlik dostluk mesajları?

          • Allahın izniyle bizler zaten suriyedeyiz sayın faysal; milyonlarca mazlumun, garibanın, ensarın yanındayız ve alnımız ak yüzümüz pak, elhamdülillah…

          • emre ve faysal beylere çok teşekkür ederim.
            yanlışlık iğne deliğinden geçer de doğruluk kapılardan sığmaz derler.
            selamlar,
            saygılar…

  14. Olmaması gereken bir olaydı…Yorumlara bakılınca kutuplaştırmaya sebep olan bir olay olduğu görülüyor….
    Neyse ki Kılıçdaroğlunu seçimlerde destek aldığı HDP nin sırtını dayadağı PKK-PYD tarafından şehid edilen askerimizi…. yine polis ve askerimiz çekip kurtarmış…..Türkmen köyündeki şehid cenazesi burnundan soluyan milletin içine dalmak zaten başlı başına provatif bir olay… Bilmiyormu bütün şehid cenazelerinda chp nin çelenklerinin parçalandığını. Bal gibi biliyor…dışardan geldiği tahmin edilen bir ekip tarafından halkın provokatif duyguları körüklenmişe benziyor bunu da milliyetçi ve hükümet yanlısı Kişiler yaptı gibi göstermek istiyor olamazlar mı. Biliyoruz ki mansur yavaş da oradaydı…Belki de kahraman kuluçdaroğlu imaj çalışması yapılıyor olamaz mı…imamoğlunun fazla yükselişini dengelemek istiyor olamazlar mı….niye hemen birilerini suçlama gayreti içindesiniz…. sizi de böyle yönlendirip belki de size algı çalışması yapıyorlar…Atış serbest…

    • Sayın Türkeş,
      Ne kadar çok belki sıralamak zorunda kalmışsınız. İtidal ve akl-ı selim yerine “kontra komplo” teorilerine devam…

      • Nike arkadaşım diğer komplolara da yorum yaz o zaman ki söylediğinin değeri olsun… ben de diyorum zaten bu zamanda algı çalışmarı yapılıyor… bir tarafa birşeyler yıkmaya çalışılıyor…normal kopmlo iyi karşıt komplo kötü…Hepsine karşı aklı selim duruşun olursa daha makbul olur…

  15. MERHABA.BU ÜLKEDE SİZ BİZ SİYASETİNİ İLERİ BOYUTA GETİRENLER,KENDİNDEN OLMAYANI ÖTEKİLEŞTİREN TOPLUMDAN DIŞLAYANLAR,MİLLETİ BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYİ AMAÇLAYANLARA HİZMET EDEN MÜSLÜMANLAR(YADA MÜSLÜMAN GÖRÜNÜMLÜLER) BU ÜLKEYİ BU MİLLETİ BÖLEMEYECEKSİNİZ BÖLEMEYECEKSİNİZ BÖLEMEYECEKSİNİZ.EVET BU İŞTE HDP NE KADAR SUÇLU İSE KUSURA BAKMAYIN AKP DE ONUN YARISI KADAR SUÇLU;CHP NE KADAR SUÇLU İSE MHP DE ONUN YARISI KADAR SUÇLUDUR.AMA İŞ MİLLETİN KİMİ DİNLEDİĞİNE GELİRSE İKTİDAR ŞUAN DAHA SUÇLUDUR.İÇİŞLERİ BAKANIMIZ POLİS,ASKER,ÖZEL HAREKAT,ŞEHİT AİLELERİ,GAZİ YAKINLARI VE ASKER AİLELERİ ÜZERİNDE OLDUKÇA HATIRI SAYILIR DİNLENEN BİR SİYASETÇİDİR.SEÇİM ZAMANI OY ALMAK İÇİN ÖTEKİLEŞTİRİLEN KARŞI CENAHTAKİ İNSANLARA ‘VALİLERİMİZE EMİR VERDİM BİLMEM ŞU PARTİNİN YETKİLİLERİNİ ŞEHİT CENAZESİNDE PROTOKOLE ALMAYIN’DİYE BİR BEYAN VERMİŞTİ.NE KADAR TEHLİKELİ OLDUĞUNU ŞİMDİ GÖRÜYOR MUDUR ACABA BU SÖYLEMLERİNİN!SAYIN BAKAN AYNI NUMAN BEY GİBİ VAKTİ ZAMANIN DA CUMHURBAŞKANIMIZA DEMEDİKLERİNİ BIRAKMAMIŞLARDI BU MİLLET KENDİLERİNE HİÇ FİZİKİ MÜDAHALE DE BULUNDU MU?BEN DUYMADIM.SAYIN BAHÇELİYE DE SÖZÜM VAR GERÇEK REİS MİLLETİNİ KUCAKLAYAN BÜTÜNLEŞTİRENDİR,BİR ARADA TUTANDIR.REİS LÜTFEN BU MİLLETİN AYRIŞTIRILMASINA İZİN VERMEYİNİZ ‘KANKANIZ’LA BERABER ŞU MİLLETİ BİRLEŞTİRİN LÜTFEN.TERÖRE YARDIM EDİNİ ALIN İÇERİYE,TERÖRİSTİ YAŞATMAYALIM.AMA BİRİLERİNİ SİYASET UĞRUNA HEDEF GÖSTERİP MİLLETİN KUCAĞINA DA ATMAYALIM.SAYIN CUMHURBAŞKANININ TÜM ÜLKEYİ KUCAKLAYAN BİR SİYASET DEDİĞİ GÜNDE NASIL A.N.SEZERİ CUMHURBAŞKANI SEÇERKEN BİR ARAYA GELDİYSENİZ ŞİMDİ BİRLİK ZAMANI DEYİP BÜTÜN SİYASİ PARTİ LİDERLERİYLE CHP MERKEZİNE GİDİN GEÇMİŞ OLSUN DİYİN BİRER ACI KAHVE İÇİN LÜTFEN.YOKSA BÜTÜN ÜLKEYİ KUCAKLAYAN SİYASSET YAPACAĞIM DİYİP TE İLK KARŞLAŞTIĞINIZ YERDE’ MUHATAP ALMAYIP ELİNİ SIKMAMAZLIK’YAPMAK KİMSEYE FAYDA GETİRMEZ.YADA % 9 OY ALINAN YERE GİDERKEN DÜŞÜNMEDİNZ Mİ DEMEK BİZİ ŞURAYA GÖTÜRMEZMİ?ÇANKAYA DA,KADIKÖY DE,BEŞİKTAŞ TA BİR ŞEHİT CENAZESİNE BİZLER SİZLERLE BERABER GİDEMEYECEK MİYİZ?ELBET TE GİDECEĞİZ.ÜLKEMİZİN NERESİNDE OLURSA OLSUN BU VATAN İÇİN CANINI VERENİN HEP YANIN DA OLACAĞIZ.İSTER ANKARA ÇANKAYADA İSTER AFYONDA,İSTER MARDİN DE,İSTER BATMAN DA,İSTER TUNCELİ DE,İSTER SAMSUN DA İSTERSE ÜLKEMİN EN UCRA YERİNDE OLSUN HEP YANIN DA OLACAĞIZ HEP SAHİP ÇIKACAĞIZ.TÜM SİYASİLERİMİZE BÜYÜK YÜK DÜŞÜYOR GELİN BU ÜLKEYİ AYRIŞTIRMALARINA İZİN VERMEYELİM HEP BİRLİKTE.BİR OLALIM DİRİ OLALIM TÜRKİYE OLALIM.YOKSA İLK ÖNCE VEBAL SİZLERİNDİR,SONRA MEDYANIN….

  16. Biz bu oyunu seksenlerde gördük.
    O günlerde her türlü provokasyona rağmen yinede bir idealizim vardı.Buna rağmen oluk oluk kardeş kanı aktı.maalesef geriye sadece acı ve gözyaşı kaldı.Birde insanımız ve ülkemiz için kaybolan yıllar…
    Şimdilerde ise oportünizim ve hamasiyetin hakim olduğu bir nesil,
    Hele birde bir birini;hain veya en hafifinden ötekileştiren,tam ortadan ikiye bölünmüş bir ülke manzarası..
    Bizler “oku”emrinin gereğini yerine getirmek ve okuduğumuzuda anlamadığımız müddetçe bir birimizi döver dururuz.
    Eskilerin tabiriyle “Benim oğlum bina okur döner döner gene okur”
    Rabbim rahmetiyle ve bereketiyle yar ve yardımcımız olsun.

  17. Varan 2 Başladı mı?
    İlginç değil mi tam da İstanbul seçimi için itiraz öncesi bu olay oldu. Şimdi herkes bir senaryo üzerinde konuşuyor ve yorum yapıyor. Açıkçası kimseyi suçlayamayız ama akıl yürütmek de serbest. Erdoğan’ın birleştirici konuşması ve hatta son günlerde hiç eski uslubuyla konuşmaması bana pek yabancı gelmedi. Hatırlarsanız 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında da ortalıktan çekilip parti ileri gelenleri ile (tarafsız ve partisiz olmasına rağmen) görüşüp bir oyun planı kurgulamıştı. O zaman da böyle mülayim konuşuyor ve etliye sütlüye karışmaz görüntüsü veriyordu. Sonra da Meclis Başkanlığını halletmişlerdi. Ardından da hükümet kurma görevini alan Davutoğlu’nun sonu gelmez istişkafi görüşmeleri başlamıştı. Sonra da seçimin tekrarı gündeme gelmişti. Ama tam da bu sırada daha önce barışın ve kardeşliğin inşasında AKP’nin kankası olan o malum örgüt (PKK) Suruç’ta iki polisi şehit etmişti. PKK ilginç bir örgüt, ne zaman bazıları (demokrasi karşıtları) darda kalsa devreye girer, onlara yardım eder. Gene cömertçe bunu yaptı. Eylemi hem üstlendi hem üstlenmedi.
    Bence aynı şey gene oldu/oluyor. Bu sefer motor eleman görevini daha milliyetçi ortak üstlendi, çünkü vuruş oradan yapılacak. Bugün YSK İstanbul seçimini yenileme kararı verecek ve seçmen tekrar sandık başına gidecek. Yıkılan Erdoğan imajının tamiri için İstanbul’da bir galibiyet gerekiyor. AKP yönetimi ve bütün yandaş medya İstanbul’u HDP’nin İmamoğluna kazandırdığını tekrarlayıp durdu. Şimdi çoğunluğu muhafazakar olan seçmeni mobilize edip sandığa götürmek için şehit cenazesine, milliyetçi ve anti-HDP dalgaya ihtiyaç var. Şehit cenazelerini yukarda bahsettiğim eski kanka sağlıyor, sahadaki karşı dalgayı da Bahçeli ve ekibi sağlayacak. Bu konuda herkes deneyimli.
    Seçime kadar bütün medya şehitler üzerinden HDP’ye ve bütün muhalefete yüklendikçe yüklenir. CHP’ye oy verebilecek muhafazakar ve milliyetçi çevreleri en azından sandığa gitmemeye ikna eder.
    İki yada üç küçük düzeltme daha gelebilir. Birincisi Saadet Partisi İstanbul’daki tekrarlanan seçimde aday göstermeyebilir veya gösterse bile seçime asılmaz. Saadetin tabanı tabii ki gidip CHP’ye oy ver(e)mez. İkincisi de HDP de aday gösterebilir. Bu olmazsa HDP’den birileri İmamoğlu’unu destekleyen açıklamalar yapar yada ortamı gerecek çıkışlar yapar. Sanırım derinlerin elinde HDP içinde yeter miktar eleman vardır, bu işler kolayca kotarılır.
    Bir bakmışsınız ki Haziran’daki seçimde İstanbul tekrar eski sahiplerine geçmiş. Bir önceki yorumumda bunun ne kadar hayati olduğunu anlatmıştım ve düzeltilmesi için milletçe bize ciddi bedeller ödetilebileceğini de belirtmiştim.
    Benim senaryom bu, diğer yorumları kusura bakmazlarsa naif buluyorum. Bakalım ne ile karşılaşacağız, Erdoğan’ı doğru okuyabilmiş miyim? Hep beraber göreceğiz.

    • Bu seçimden önce hdp imamoğlunu destekleyen açıklamalar yapmadı mı ki bu seçimde yapmayacak ? Saadet niye aday göstermeyecek ? Aynı seçmen kütüğüyle seçime girileceği için muhafazakar seçmenin mobilize olması bahsiniz anlamsız.

  18. Belki aranizda şaşiranlar ola bilir! Fakat ben hiç şaşirmadım.

    Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün’ün Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) üyesi olduğu ortaya çıktı.

    • Yahu siz buna gerçekten inanıyormusunuz birileri sizce kemal kılıçdaroğlunu yumruklayın mı demiştir ? Veyahut diyorsanız ki liderinin söylemlerinden etkilenip kemal i yumruklamıştır o zaman diğer partilerin liderleri veyahut ikinci adamları da çok alasını söylüyor yok diyemezsiniz. Şimdi burası muhalif bir platform tamam, ancak biz burda Tayyip ne hata yaptı diye mi konuşacağız yoksa işin doğrusu ne diye mi konuşacağız ? Birinci şıksa yapılmak istenen tamam ancak yok ikinci şık ise kusura bakmayın ama siz de farklı bir açıdan olmakla birlikte Kesinlikle Erdoğandan daha küçük açılı bir gözlükle bakıyorsunuz olaylara. (Her ne kadar sizin yorumunuz altına yazsam da sözüm size değil yorumcuların geneli içindir)

    • Sn. Nurdan hn kilicdaragluna saldiranin AKP uyesi olmasi tum Akp. liler tarafindan tasvip edildigini gostermez ancak AKP uyesi diyerek olayi yanlis yonlere cektirmeniz hic hos degil.

  19. İnsan vücudunda nasıl mikroplar hep varsa topluluklarda da şeytanlar iş birliği halinde topluluk düşmanları olarak vardırlar. Bunların işi toplulukları bölmek, birbirleri ile çatıştırmak ve sonunda o topluluğu dağıtmaktır.
    Türkiye’de bu Osmanlılardan beri dört temel bölücülüğe dayanmıştır.
    a) İlerici-Gerici. Batıcı olanlar ilerici olmuş, İslamcı olanlar gerici olmuştur. Batı sömürüsünü laiklik söylemleri arasında meşrulaştırmış ve onun adına zulüm yapılmıştır.
    b) Sünni-Alevi çatışması. Mezhep kavgaları bin yıldan fazladır devam edip gitmektedir. Bugün de bu husus alevlendirilmektedir.
    c) Kürt-Tük çatışması. Kürtler Arap olmayan ilk Sünni Müslümanlardır, Anadolu’nun ilk sakinleridir. Tarih boyunca hep Türklerle beraber olmuşlar, Cumhuriyeti de birlikte kurmuşlar. Bugün de bu beraberlik devam etmektedir. Bunu düşmanlığa çevirme girişimleri sinsi bir şekilde sürüp gitmektedir.
    d) Kemalist-Anti Kemalist söylemler içinde Türk Ordusu ile Türk halkının arasını açmakla iş birliği içindedirler.
    Akevler ve Erbakan bütün bu çatışmaları dostluğa çevirdiler. CHP ile koalisyon yaptı. MHP ile seçim ittifakı yaptı. Doğru Yol’u dışarıdan destekledi. İslam çatısı altında Türk-Kürt kavgasına son verdi.
    Gülen Sermaye ile iş birliği yaparak Milli Görüş’e cephe aldı. AK Parti de Sermaye ile uzlaşarak Adil Düzen’e cephe aldı.
    Bahçeli İslamiyet’e karşı değil ama İslamiyet’i temsil eden Risale-i Nur ekolüne karşıdır. İslamiyet’i düzen olarak ortaya koyan Adil Düzen’e karşıdır. Biz karşı değiliz.
    Bahçeli, FETÖ ve PKK diyerek ülkeyi ikiye bölmektedir. Alenen düşmanlık yapmaktadır. Onun bu siyasetini benimseyen askerler vardır. Görüşleri ne olursa olsun emir komuta zincirine itaat ederler. Türkiye askerin bu birliğine dayanmaktadır.
    Türkiye’de iç savaş çıkmadıkça, Türkiye varlığını sürdürür. Türkiye’de iç savaş ancak Ordu bölünürse çıkar. Böyle bir tehlike şimdilik gözükmüyor. Türkiye’de gözüken tehlike ekonomidir. Onu da halkımız semt kooperatiflerini kurarak atlatacaktır. İstiklal Savaşımızda Kuva-i Milliye ne idiyse bugün de semt kooperatifleri odur.
    ***
    Nusret Karaca Akevler’e ve İslamiyet’e sadık bir ortağımızdır. Ondan bir zarar gören varsa Akevler’in hakemlerine gitsin, kazanırsa Akevler onun verdiği zararı tazmin eder. Hakemlere gidip hakkını aramak herkesin hakkıdır. Sokak dedikodusu yapmak gıybettir. En büyük günahtır.
    Duyurulur.

    • Allah razı olsun saygıdeğer hocam…
      H. Gayret bey delalet içindesiniz hakkımı helal etmiyorum size. O veballe yaşayacaksınız. Onyargili konuşmak ahkam kesmek kolay. Allahin huzurunda iki elim yakanda olacaktır. Benim sorumlum sayın Süleyman karagulledir. Ancak ve ancak önce yüce Allaha sonra da Süleyman hocaya hesap veririm.

      • Nusret sen hala burda mısın? Bak haftada bir gün o da cuma namazından öce yaz; cumadan sonra cevaplara bi bak tamam, yok yere yazıp durma, işine odaklan! Sürekli devlet büyüklerimize sövüp sayma, küfretme; onların başarısı için dua et, tamam mı?

        • H gayret bey, Benim kimseye küfür ettiğim yok. Küfür şeytan ve şeytana tapanlarin işidir. Devlet büyüklerine saygısızlık hiçbir zaman yapmadım. Fehmi Koru yorumlarımı bir araya getirsin. Tek bir küfür bile varsa kendim gider Yalova ehemniyet müdürlüğüne gider ifademi veririm. Evet ben ekonomiyi eleştiriyorum. Çünkü ekonomi çöküş evresine girmiştir. Keza seçim sonuçları da bunu doğruluyor. Çalışmama gelince; seni bağlamaz ister çalışırım ister çalışmam. Çalıştığım saati yazar muhasebeye geçerim.

          • Tüm yorumlarında sürekli devletbaşkanımız ve ailesi hakkında bilip bilmeden sanki harama el uzatmışlar gibi sürekli ithamda ve iftirada bulunmadın mı burada bütün bir kış? Kul hakkı değil mi bu? Neden memleket için koşup terleyen insanları takdir etmek yerine onlara sövüp sayıyorsun? İnsan kendi ülkesinin idarecilerine kara çalar mı; ayıp değil mi? İspatı mümkün olan bi iddian vardıysa ben görmedim yani….

  20. KURT DUMANLI HAVAYI SEVER.
    Dünya nın yönü; hep yeni teknolojik gelişmeler ve buna bağlı zenginlikleri elde etme kolaylığıyla yön Bulmuştur.
    GLOBALLEŞEN DÜNYADA;Sermaye nin sınır tanımazlığı sıradan insanlar için çok şey ifade eden ülkelerin fiziki Sınırlar ,güçlüler ve her yerde yaşama ve iş yapma imtiyazları olanlar için anlamsızdır.

    Bunlara ben artık dünya vatandaşı gözüyle bakıyorum.
    Bir de dünya vatandaşlığına aday kişiler vardır.
    Birde asla dünya vatandaşı olamayacağına inanan kişiler vardır.(özellikleri itibarı ile)
    Dünya: Kendi ölçeklerine göre şirketler havuzunda ki patronların izlediği yol, çıkar çatışmalarının bileşkesinden çıkan istikamete göre yön verirler.
    Seçimle gelenler bu patronların(yeni krallar)onay verdikleri adayların halka seçtirmesi ile meşrutiyet kazandırılıyor.
    Dolayısı ile aslında demokrasinin en büyük zaafiyeti görülen ve hakkaniyete uymayan herkesin oyu nun eşit olması görünmez bir el tarafından çoktan önlenmiş oluyor.
    Gerçek patronlar (paranın sahipleri)En büyük güçleri olan paralarını kaybetmemek ve daha da artırmak için yapmak istemeyecekleri hiçbir şey yoktur.
    Bun da her şey vardır.Bizim aklımızdan geçemeyecek veya hafızalarımızın alamayacağı işler buna dahildir.
    Yeni teknolojinin imkanları, güç sağladığı ölçüde sonuna kadar kullanılır.
    Güç sahiplerinin birer fanı olmasına rağmen (her şeyi bilirler bunu da bilirler)güç zehirlenmesine uğramışlar ve hükmetme güçlerinin azalmasını asla kabullenemezler.Uyuşturucu kolik olmuş kişiler gibi her defasında dozajın biraz daha artması gerekir sakinleşmesi için,yoksa her yeri ateşe vermekten çekinmezler.
    Yakın tarihte büyük savaşlar tertiplediler.(1,2 dünya savaşları)
    Özgürlüğün tadını alan zengin ülkeler savaştıracak halkı kolay bulamazlar.
    Büyük devletlerin aralarında olacak savaşın kazananı olmaz.
    Silah ta satılması gerek.
    Küçük devletleri konvansiyonel silahlarla savaştırmak şimdilik idare eder onlar için.
    Savaş çıkarmanın bin bir yöntemi ceplerinde hazırdır.
    Şu zamandaki teknoloji en çok istihbarat örgütlerine imkan tanıyor.
    Artık her fani dinlenebilir,gözlenebilir,izlenebilir demektir.
    Bu yeni imkan, gizli servislerde ki hakimiyeti ele geçiren dünyayı ele geçirebilir düşüncesindeyim.
    Yeni zamanın patronları; devletleri,hükumetleri gizli servislerle kontrol edebilir,yönlendirebilir hatta istenen şeyleri yapmakta ayak sürerse alaşağı edilebilir.
    İktidara getirilecekler cilalanıp piyasaya sürülürken güçlü rakipler skandallarla halkın gözünden düşürülür.
    Dünyada iki büyük savaştan sonra yeni dalga gizli servislerle terör olaylarını organize,yönlendirme,yardimci olma,istenmeyeni önleme,belkide bizzat yaparak halkın husumetini istenilen kitleye yöneltme.
    Bu durumda iktidarlar gerçeği bilse bile kamuoyunun tepkisinden korktuğundan bile bile halkı tatmin etmek için yanlış kararlar alır ve uygulatarak edilgen duruma getirilirler.
    Yukar da kurt dumanlı havayı sever demiştik.
    Organizma ne ile besleniyorsa onun çok bol olmasını ister.
    Kanla beslenen de çok kanın akmasını doğal olarak ister.
    Yukar da sıkıcı bir şekilde bahsettiğimiz dünya düzenini bozmayacak lokal çatışmalar ve kontrol lu savaşlar günümüzün yeni metodu galiba.
    Gizli servislerin;etnik çatışmalar,dini veya aynı dinin mezhebi farklılıkların sinir uçlarını ezmesi, egemenler için şimdilik bulunmaz malzemeler.
    Bunlar sonu gelmez intikam eylemleri ve çatışmaları doğurur ve bol kazançlar ilgili taraflara sağlar.
    etnik miliyetçilik ,etnik milliyetçiliği besler.
    Din veya mezhep karşıtlığıda öyle.
    Kimin yaptığı belli olmayan ve asla bilinemeyecek (belki sadece o işten nemalanın bildiği çok dar bir kesim)terör olaylarından çok sayıda halkların canları suçsuz yere yanacaktır.
    Belki elli-yüz yıl sonra neden bunlar böyle yapıldı dendiğinde:o zaman şartları öyle gerektiriyordu denecek.
    Liderler en çok düşmanlarını sever dersem kızarsınız belki.
    Oysa liderleri lider yapan düşmanlarının varlığıdır.
    Düşmanı olmayınca kendi liderliğinin de imha olacağını çok iyi bilirler.
    TEHLİKELİ DÜŞMAN VEYA DÜŞMANLARI OLMAYAN LİDERLERİN KARİZMASI YOK DEMEKTİR.
    (Elimde olmayarak yazım uzadı,çok şeyi az yazı ile anlatamadığım için affınıza sığınıyorum)

  21. 15 Temmuz’da kendi halkına karşı, yine o halkın vergileriyle alınmış silahlarla saldırarak 250 silahsız vatandaşı şehit etmek ve binlercesini de yaralamak, ülkeyi milyonlarca liralarla zarara sokmak da bir akıl tutulması olsa gerekti. Keşke o zaman da gerilimi artırıcı dillerden kaçınılsa birleştirici söylemlerde bulunulsa idi!

  22. Erdoğan yapar kabak başkasınin başinda patlar! Her dönemdr elinin altinda bir günah keçisi hazir olarak vardır, bu kez bahçeli ön pilanda. Peki bahçeli ile kim ortak oldu?
    Sirf saltanatini sürdürmek için. Millet umuruda bile değil. Vatandaş yiyecek bulamiyor…. Bey efendi için Yüzen saray yapiliyor.
    Asağidaki analizi google da okudum.
    Aradiğimiz suçlulari gayet güzel özetlediği için burada paylaşmak istedim.
    ××××××××
    “Muhalefette 7 Haziran endişesi … Provokasyonlar devreye mi girdi?
    31 Mart yerel seçimlerinden ağır bir yenilgi alan AKP iktidarının, 7 Haziran sürecini devreye sokacağı iddiaları bir süredir Ankara kulislerinde yazılıp çiziliyor.

    Ankara ve İstanbul gibi sembolik şehirlerin kaybedilmesi sonrası Cumhur İttifakı’nda da çatlama yaşanırken CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi endişeleri artırdı.

    HDP’li isimler başta olmak üzere bazı önemli isimler, bir provokasyon zemininin oluşturulduğunu söylüyor.

    Veli Saçılık, “7 Haziran sonrası yapılanların benzerini yapıyor AKP” derken Şebnem Korur Fincancı, “Asker ölümlerini de Ceylanpınar’daki şüpheli polis ölümleri gibi düşünmek gerek sanırım” yorumunu yaptı.

    Ertuğrul Kürkçü ise bu tweetler üzerinden yaptığı yorumda, “Yakın tarihte devlet eliyle gerçekleştirilmemiş ve böyle olduğu ortaya çıkmamış bir tek provokasyon yoktur” görüşünü dile getirdi.

    Flood şeklinde tweetler paylaşan Kürkçü, “Bir kural olarak iktidarı zayıflatan her seçimin ardından kitle seferberliğine ve iç çatışma dinamiklerinin harekete geçmesine yol açacağı varsayılan ölümlü çatışmaların önü açılır” diye yazdı.

    Kürkçü, sözlerini şöyle sürdürdü:
    Bu çatışmalarda ortaya çıkan asker-polis zayiatı muhalefet güçlerine ciro edilerek yandaş medya eliyle milliyetçiler nezdinde kin ve nefret kampanyaları başlatılır.

    Doğan korku ve panik iklimi, muhalefetin geri çekilmesi, silahlı çatışmanın sahneye egemen olması ve toplumun güvenlik eksenli senaryoların peşine takılması için körüklenir:

    Bkz. 2011 genel seçimlerinden DBP’nin başarıyla çıkması ardından 14 Temmuz 2011 ölümlü Silvan çatışmasıyla ateşkesin sona ermesi ve yüzlerce tutuklamayla sonuçlanan KCK operasyonları.

    Bkz. 2015 Haziran genel seçimlerinde HDPnin başarısı ardından 20 Temmuz 2015 Suruç katliamıyla ateşkesin sona ermesi. 22 Temmuz 2015’te Ceylanpınar’da iki polisin öldürülmesi üzerine HDP örgütlerine yönelik Türkiye çapında pogromlar. Topyekun savaş stratejisine dönüş.

    Bkz. 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamı ardından HDP’ye yönelik medya taarruzu eşliğinde başlayan “çöktürme harekatı” ile HDP’nin bölge örgütlerine yönelik kıyımlar, kent kuşatmaları ve “bodrum katliamları”.

    Bkz. AKP’nin 31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul’u da kaybettiğinin tescil edilmesinden iki gün sonra maksadı belirsiz bir operasyonda dört askerin öldürülmesi üzerine Kılıçdaroğlu ve İmamoğlu’na yönelik medya kampanyası ve 21 Nisan’da Kılıçdaroğlu’nu linç girişimi.

    Bkz. 21 Nisan 2019’da Devlet Bahçeli’nin yerel seçim sonuçlarını tanımadığını ilan ederek YSK’yi seçimleri iptale çağırması ve bir faşist ayaklanma tehdidiyle demokratik güçlerin karşısına dikilmesi.

    Halk ve muhalefet kendisinin olana kararlılıkla sahip çıkmayı başarırsa bugüne kadar bir makine intizamıyla çalışan bu kanlı çarkın bu kez kırılması mümkün. Yeter ki, 31 Mart dayanışması bir seçimden daha uzun ömürlü olabilsin.”

    • Nurdan hanım oldu olacak “Hdp nin terör örgütüyle hiç bir alakası yoktur. Terör saldırısı düzenleyenler hatta pyd akp üyeleridir aslında…” deyin gitsin toptan olsun bitsin. Burda durmuş bize hdp yi referans alarak dert anlatıyorsunuz. Siz nerde yaşıyorsunuz bilmem lakin ben türkiyede yaşıyorum, mahkeme dosyalarını da biliyorum ki bende hakkında dava açılmış biriyim. Haksızlığa uğramak kör bakmayı gerektirmez. Haksızlığı yapan evet haksızdır hukuk sistemimiz şu anda can çekişmektedir bunu da biliyoruz ancaak diğerlerinin de ne yaptığını görebiliyoruz. Referansı nerden almak gerektiği ise önemli bir mihenktir. Sırf düşümanımın düşmanı argümanı ile birilerini referans almaya kalkarsak bu iş değil su okyanusları kaldırır öteye geçer.

  23. Nurdan hanım istirham etsem diyorum, argümanınızda ne H.K. Beyi ne de “Akıl*İman Sentezi” ifadesini payanda yapmayınız. Bu konuyu daha önce bahsetmiştim sanıyorum. Ortalık provokatör kaynıyor!

    İki türk ve ingiliz polisi örneğini (gülünç olsa da) şahsen inandırıcı bulmadım (İngiltere’de bulundum). Kaynak gösterirseniz bu duruma yakından bakma şansımız olmuş olur…

    • H K bey! Tamam bundan sonra AKIL IMAN sentezı yazmam. Yazacak olasamda “cümlesi” yazarim.
      2 Türk olayini ben 2003 de Turkiyeye gittiğimde abim anlatılmıştı, bende abime aynen sizin bana sorduğunuz gibi kaynaği sorunca, onun bana cevabi şu oldu “benim yeğenim senin İnilteredeki oğlun söyledi.”
      Benim küçük oğlum orda okurken konunun kahramani polisle beraber sandoviç satiyormuşlar.
      Yalniz ben Türk olarak yazdım aslinda kendileri Kürt kökenli imişler.
      Zannedersem Oğlum isimlerinide biliyor.
      Yalniz ben Londurayi sevmedim ve oğluma kefil olup Kanadaya getirdim. Ingilterede olsaidi kaynağini ve tarihini size söylerdi.

      • Yani nurdan abla uydur uydur söyle; h.k.yı bile zıvanadan çıkardın yani sonunda! İngiliz polisi ya da bi diğeri; saçınız siyahsa ya da esmerse size gereken muameleyi layıkıyla yapar zaten:)

  24. Daha önce de şehit tabutları geliyordu…
    İnsanlar lüzumsuz yere ölüp duruyordu…
    Niye şimdi muhalefete bu saldırı desek?
    Birden fazla ihtimal sanki göz kırpıyordu:…

    1. ihtimal; mağdur et ki muhalefet kazansın. Şimdilik puan, belki sonra da seçim kazandırmak. Ana muhalafet lideri sempatikti, hatta kendisine Gandi dendi. Ancak başarılı olamadı. Hatta işe yaramaz seçim kaybettiren bir muhalefet lideriydi. O halde “mağdur” algısı oluşturmak için cezalandırılması iyi olurdu.

    2. ihtimal; İktidara kolayca seçim kazandırdığı için kendisine kızanların sayısı devamlı artıyordu. Bu bir intikam bahanesi olabilirdi. Üstelik ayrılıkçı bir siyasi grupla bazı ortak ilişkilerinden şüphe ediliyordu. Bu algının da bir karşılığı olması fena olmazdı. O halde bir saldırı ile cezasını çekmesi iyi olabilirdi.

    3. ihtimal; seçimlerin Üstanbulda yenilenmesi konusunda iktidarın meşru istekleri varken, böyle bir saldırı ile yenilenme işine karar vereceklere baskı oluşturulması gibi bir algı yaratmak ta faydalı olabilirdi bu şiddet yoluna başvurmakla.

    4. ihtimal; İstanbul’da seçimleri kaybetmiş olmakla iktidar partizanları her ne kadar YSK’nin mazbata kararına saygı gösteriyor olduklarını beyan etseler de, seçimin kaybedilmesini bir türlü sindirememiş olduklarına dair bir algı oluşturmağa yönelik bu olayı tezgahladıklarına dair bir algı oluşturmak iyi olabilirdi

    5. ihtimal; İktidar ortağının bir medya mensubunu hedef gösterici beyanatından sonra medya’ya karşı da «ayağını denk al» gibilerden bir mesaj yollama şeklinde de bir algı oluşturulması faydalı olabilirdi.

    6. ihtimal; Bu olay şehit yakınlarının acısından/kaybından dolayı kontrol dışına çıkan duygusal bir taşkınlıktır.

    Başka ihtimaller de sıralanabilir ancak daha fazla uzamasın. Neyin ne olduğu titiz bir inceleme ile ortaya çıkar mı, çıkmaz mı zaman gösterecek.

  25. Sayın Koru, “Kılıçdaroğlu’na saldırı Erdoğan’ın ‘musafaha’ ve ‘Türkiye ittifakı’ söylemini bozma amaçlı olabilir” ifadesini taşımış yazısının başlığına. Ben, tam aksini düşünüyorum: Kılıçdaroğlu’na saldırı, ‘Türkiye ittifakı’nın kuruluşu amaçlı da olabilir.

    Halk TV (ve KRT TV gibi bir kaç TV istasyonu), dünkü Maltepe mitingini canlı yayınladı -ben Youtube üzerinden izledim. Dün de yazdım: Her şey, muhafazakarlara yönelik güçlü bir mesaj olarak kurgulanmıştı. Mehteran takımından Kafkas halk oyunlarına, yüzbinlerce insandan bir tanesinin bile elinde CHP bayrağı olmamasına kadar, her şey titizlikle düşünülmüştü. İzmir Marşı’nı bile Mehteran takımına çaldırdılar -her nedense, geleneksel slogan “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” bir kez olsun işitilmedi.

    İmamoğlu ailesi ile birlikte dev platforma çıktığında, hemen eline mikrofon tutuşturmadılar. Yan yana sıralandı eşi ve çocukları -ve kürsüdeki bir kaç kişi. Mikrofondaki imamın coşkulu ve dokunaklı sesiyle birlikte, ellerini iki yana açıp hafifçe göğe doğru kaldırdı bütün aile. “Bize nasip eyle Yarabbi!” nakaratı ile son bulan her bir Allah’a yakarış seansı, yüzbinlerden dalga dalga yükselen”Amin!” haykırışlarıyla hayli dramatik bir tablo sunuyordu o görüntüleri sonradan izleyecek muhafazakar seçmenlere. Türkçe’nin bile dışına çıkıldı dualarda, Arapça da nasiplenebildi bu dua gösterisinden.

    Sonra, İmamoğlu’nun uzun konuşmasının bir anından itibaren, Halk TV görüntü yönetmenleri ekranı ikiye böldüler. Ekranın sol tarafında İmamoğlu, sağ tarafında Kılıçdaroğlu’nun Ankara Çubuk’ta uğradığı saldırının görünütleri. Toplamı 3 dakikayı bulmayan saldırı görünütleri, 40 dakikayı aşkın zaman boyunca, tekrar tekrar başa sardırılarak, İmamoğlu’nun konuşmasına eşlik etti. Uzun sözün kısası, ekranın sol tarafı “Toplumsal barış, birlik ve beraberlik”, sağ tarafı ise “çatışma ve gerginlik” idi -bu da Erdoğan’ın ikiye bölüp sol tarafa Cumhur İttifakı, sağ tarafa Zillet İttifakı yazdığı sayfanın elektronik bir versiyonu ve rövanşı gibiydi.

    Onyıllarca önce, Türkiye tek parti diktatörlüğü altında yaşarken, diktatörlüğün Ankara Valisi N. Tandoğan (ki Aşık Veysel’i başkente sokmadığı yolundaki şehir efsanesi ile ün kazanmıştır), çiftçilere emekçilere ayar veriyor, onları azarlıyordu: “Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek; ikincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”

    70 yıl sonra, her nasılsa M. Kemal askeri M. İnce’yi kenara itip içinden bir İmamoğlu çıkarmış olan CHP, bu kez İstanbul Maltepe’de, “Bu ülkeye dinin siyasete alet edilmesi gerekiyorsa onu da en layiği ile biz yaparız!” demeğe getirdi -performas da hayli iyiydi doğrusu.

    Erdoğan’ın alıp bol keseden harcadığı, bir kısmını türedi inşaat şirketlerinin sahipleri daha da bitlensinler diye betona gömdüğü, bir kısmını kendi borozancısı olsun diye seküler gazete ve TV sahiplerine (ve elbette cemaatlere) bölüştürdüğü, diğer bir kısmını Reisçi partisinin sıkı destekçisi ithalat şirketlerine kredi ayağına ulufe olarak dağıttığı milyar dolarlık borçların ödeme vakti geldi, ama devlet hazinesi tam takır kuru bakır.

    Ona o milyar dolarları vermiş, şimdi fazlasıyla geri almak için kapıda bekleyen Finans Kapital, kendi tatlı karlarını güvenceye alabilmek için IMF diye bastırıyor, Erdoğan ise gurur yapıp ayak diretiyor -bir de, onca yıl “IMF’yi biz kovduki şimdi IMF gelip bizden borç istiyor!” diye meydan meydan dolaşıp hamasete takla attırdıktan sonra, giderayak IMF kapısına düşmüş siyasi lider olarak hatıranmak istemiyor.

    Finans Kapital’in ve onun seküler Beyaz Türk yerli işbirlikçilerinin “Dindar muhafazakarların partisi” olarak halka yutturup tepe tepe kullandıkları Reisçi Parti ve lideri, yeterince gözden düşürüldü. Bu gözden düşmüş, inandırıcılığı (ve dolayısıyla halkı seferber ve ikna etme kapasitesi) giderek ve artan hızda irtifa kaybeden bu Reisçi parti, IMF’nin acı reçetesini halka dayatmada artık yeterince kullanışlı değil. Deyim yerindeyse, raf ömürünün sonlarına yaklaşıyor.

    Türkiye’de, ‘toplumsal barış ve kardeşliği yeniden tesis edecek’, ‘darmadağın bir görünütü veren devlete yeniden çeki düzen verecek’, ‘ekonomik sıkınıların ve yoksulluğun üstesinden daha kısa zamanda gelecek’ bir “Türkiye İttifakı”na ihtiyaç var!

    “İyi ama kim ve kimler karşılayacak o ihtiyacı?” sorusunun yanıtı, dün İstanbul’un Maltepe mitinginden yükselen dualar ve “Amin!” haykırışları arasında, Mehteran Takımı’nın güçlü davul gümbürtüleriyle verildi.

    Birileri, “FETÖ, 15 Temmuz ürünlerimiz taze bitti, ne vereyim abime? Şöyle icabında dindar da olabilen esnek bir CHP uyar mı abime?” diye soruyor.

    Ne dersiniz, uyar mı?

  26. MSB’NIN ”DEĞERLİ ARKADAŞLARIM!MESAJINIZI VERDİNİZ,TEPKİNİZİ GÖSTERDİNİZ.” SÖZÜYLE O DA MI AKP’Yİ SINIYOR?AĞIZLARIN HİÇ DÜŞÜRMEDİKLERİ NEFRET DİLİNİN BİR TEZAHÜRÜ DEĞİL MİDİR BU SALDIRI? DEMİRİ ISITANIN HİÇ MİDAHLİ YOKTUR BU İŞTE?BİR ANAMUHALEFET PARTİSİ GENEL BAŞKANINI CENAZE TÖRENLERİNE ALINMAMASI KONUSUNDA TALİMAT VEREN YETKİLİNİN HİÇ Mİ DAHLİ YOKTUR?

  27. Evet, bakalım yenizellanda kurbanlarını secdede vurulmuş şekilde yüzüstü bırakan diyalogcu zevat kadın başbakanın ne kadar da sempatik ve empatik olduğunu övmeye giriştiği gibi şimdi de -saldırıya uğrayan kiliseler olunca- bakalım srilanka başbakanının da ne kadar candan ve kucaklayıcı olduğunu kanıtlamaya çalışacaklar mı? Hatta hızlarını alamayıp kendi devlet büyüklerimize gene sövecekler mi? Easter tavşanı dişlerini gözlerimize sokarak sırıtan fotoğraflar eşliğinde olursa bu kampanya tadından yenmez tabii… Abd bayrağından kendine başörtüsü yapan maymun; boşuna uğraşıyorsun, üst aklın gözünden böyle kaçamazsın..:)

    • “Ay vallahi bunların alayı tiyatrocu ayol. Biz bunlara kanmayalım şekerim!” diyorsun yani?

      Ben, “Bir elinde cımbız, bir elinde ayna, umurunda mı dünya” tadında -ve o yaşta- Paris gecelerine aktığını düşünüyordum. Meğer çaktırmadan arada bir dünyada olup bitenlere de göz atıyormuşsun!

  28. İşte insan merkezli kurulup yola çıkan Ak partinin, bu gün savrulduğu ve akp leşmesinin neticesi.sayın Yıldıray Oğur beyin yazının son bölümleri.Anlamaz beyinlere hitaf.”2010’da Ahmet Türk’e yumruk atılınca hükümetin kutuplaştırıcı siyasetini eleştirmiş MHP Lideri, Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimi için “O adama yumruk attıracak kadar ne yaptın sen Kılıçdaroğlu” diye bile sordu.

    Daha dikkat çekici olanı, her ne kadar bakanlar, siyasetçiler düzeyinde AK Partililer bu saldırıyı kınasalar da, sosyal medyada görünür olan AK Parti tabanı saldırıya Bahçeli gibi tepki verdi.

    Hatta iktidara yakın gazetelerde köşe yazarlığı yapan, televizyonlarda programlara çıkan, think tanklerinde uzmanlık yapan bilindik isimler, ana muhalefet liderine yönelik linç girişimini, ayıp olmasın diye kınamaya bile gerek görmeden, mazur hatta meşru gösteren yorumlar yaptılar.

    Yıllardır medya ve siyaset eliyle, sürekli teyakkuz halinde tutulan, ülkenin bekasının tehlikede olduğuna ikna edilmiş, her türlü eleştiriye algı operasyonu, muhalefete düşman gözüyle bakan büyük bir kitle oluşturuldu ama bu kitleyi AK Parti’nin resmi, meşru söylemi bile artık kesmiyor.

    15 Temmuz travmasıyla, her an yeniden sokağa çıkmaya hazır bekleyen, hatta sık sık “bu kez hazırlıklı çıkacağız” vurguları yapan, artık siyaseti partiler arası demokratik bir yarış değil, bir kurtuluş savaşı, vatan savunması, iç ve dış güçlere karşı kutsal bir mücadele olarak gören bu kitlenin duygularına en iyi hitap eden lider Bahçeli.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra son yerel seçimler de MHP’nin AK Parti tabanı için meşru bir alternatif haline geldiğini gösterdi.

    Parti tabanları ittifakta birleşirken söylem üstünlüğü de daha milliyetçi, güvenlikçi, sert, tavizsiz MHP’ye geçti. Siyaseti bir kere bekamız için yeni istiklal harbine çevirdikten, tabanını buna ikna ettikten sonra artık geriye dönmek o kadar kolay değil.

    Bir merkez parti olarak AK Parti’nin buradan her geriye dönüş, normalleşme çabası, Bahçeli için üzerinde siyaset yapıp, tabana mesaj verilecek bir fırsat olacak.

    Nitekim sözlerinin AK Parti tabanında da yankılandığına güvenen Bahçeli, dün partisinin seçim değerlendirme toplantısında Cumhurbaşkanı’nın “Türkiye ittifakı” sözünden bile rahatsızlığını bildirip, ittifaklarının sadece AK Parti ile ve Cumhur İttifakı olduğunu belirtti.

    Yine AK Parti sözcüleri İstanbul seçim sonuçlarını iptal için yaptıklarını hukuk içinde açıklamaya çalışırken, Bahçeli dün gayet rahat biçimde İstanbul’un CHP’li belediyeye bırakılmasının bir beka sorunu olduğunu söyledi, “Türkiye düşmanlarına vatan köşesi veremeyiz” diyebildi, seçimlere giren Damat Ferit benzetmeleriyle sandıktan çıkan her sonucu tanımayacakları mesajını verdi

    Dünyada milliyetçilerin çok birleştirici olduğu söylenemez. Ama milliyetçiliğini yaptığı toplumun yarısından nefretle ve düşman kuvvet gibi bahseden bir milliyetçiliğin, “Türkiye ittifakı” sözünden bile rahatsız olan bir Türk milliyetçiliğinin herhalde örneği azdır.

    Siyasette şiddeti meşru gören, beka için sandığı, demokrasiyi harcamaya hazır böyle bir dilin ülkenin yarısının oyunu almış büyük bir kitle partisinin tabanında ve medyasında egemen olmaya başlaması tehlikelidir.

    Terör örgütlerinin, dış güçlerin, üst akılların asla başaramayacağını, toplumu kutuplaştıran, ana muhalefet liderini düşman kuvvetlerin komutanı gibi gören, demokrasiye, hukuka söz konusu vatansa teferruat gözüyle bakan teyakkuz halindeki yerli ve millik başarabilir.

    Yani meraklıları için, dün Ankara’da bir örneğini gördüğümüz olay ve ona gösterilen tepkiler, evet gerçekten de bir beka sorunudur…”

  29. Ak Partinin Sırtından geçinen, hayal dahi edemeyeceği belediye başkanlıklarını kazanan , Devlet Bahçeli nin konuşmalarının , şiddet üreten dilinin ülkemize hiç bir faydası yok zararlarını kırk yıl öncesinden çok iyi hatırlıyoruz .ülkemiz inşaallah eski dumanlı ortamlara sürüklenmez . Ak Parti İstanbul m.v Mustafa Yeneroğlu :”Sayın K.Kılıçdaroğluna yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum.Üzgünüm ve kızgınım ,Geçmiş olsun ,Şiddet dilinin sokakta fiili şiddet üretmesine şaşıracak değilim.Başta biz siyasiler olmak üzere , herkesin sorumluluğu büyük .Hep birlikte Türkiye olmanın gereklerine odaklanmalıyız.” demiş ,ama içten pazarlıklı ortakla bu ne kadar mümkün

  30. Harika değerlendirme ve samimi ikazlarınız için haddim olmayarak tebriklerimi sunuyorum. Özellikle sondan 5inci paragraftaki uyarınızı çok ama çok anlamlı buluyorum.Diğer yandan yorum adı altında bu sütunları istismar etmekte olan trol mudur nedir kimi bozguncular yüzünden yazınızın yorumlar bölümünü eskisi kadar ilginç de bulmuyorum.

  31. Dün, sizi hedef alan ifadelerin Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsında uygulamaya geçmiş şekline şahitlik ettik. Basiret/feraset bile olmadan yapılmaya çalışılanın bu ülke için hayırlı olmadığını/olamayacağını görüyoruz. Sayıları birkaç bini geçmeyecek çok dar bir kesimin “bekası” ile bir ülke ve milletin geleceğinin değiştirilip değiştirilmeyeceğini yaşayarak göreceğiz.

  32. Tabiki bu ve benzeri girişimler uyum, uzlaşı ve diyalogları önleme amaçlıdır. Hemen ön almaya çalışıyorlar. Onlar çatışmacıdırlar. Ondan beslenirler ve hoşlanırlar.

    • Hüseyin bey doğru diyorsunuz da çok çetin geçmiş bir seçim döneminden sonra bu türden münferit olaylar normal değil midir? Yalovada bizim nusret beyin yolaçtığı durum ve yaşanan tatsızlıkları büyütmeyelim tamam da yani koskoca memlekette de bazen benzeri münakaşlar olabiliyor işte. İnşallah dünkü gibi zaten sizi de tanımıyorum falan demezseniz, ar-ge atölyesinde gelinen son durum nedir sorabilir miyim? Ahşap ev ya da kooperatif çalışmaları nasıl gidiyor ve ne aşamada? Nihayet insanlık için önerilen yeni bir düzenin altyapısı da sağlam olmalıdır. Yani şu bahsettiğimiz kavga gürültü ortamı atölyeye kadar sirayet etmişse durum pek hoş değil, benden söylemesi… Olay bu sayfalara kadar aksetti, karagülle hocamızın bu yaşanan su baskını ve zarar ziyandan haberi var mı acaba? Sonuçta ters giden bişeyler varsa bilmek de hakkımızdır. İş disiplini açısından sorunlar olduğu açık zaten…

      • Selam, sevgi ve dua ile…
        Yorumcuların hiç birini tanımıyorum.
        Çok nadiren yazabiliyorum. 2 seneden beri 4. Evre kanser hastasıyım ve mücadele veriyorum. Kemoterapi tedavisinin yan etkileri sebebiyle yine çok ciddi 2 hastalık daha Peyda oldu.
        Kitap, makale ve yorumlarıma devam edemiyorum. Bugünler de geçecek inşallah.
        İnsanın olduğu yerde iyi ve kötü tüm psikolojik ve sosyolojik olaylar cereyan eder. Bu doğal bir şey.
        Türkiye yoluna devam eder. Bu ulus insanlığın geleceğinde her zaman var olacak. Olgunlaşması için böyle sıkıntıları çekmesi lazım.
        Allah a emanet olunuz.
        Not: Didem hanımın da bir yakını kanser imiş. Şifalar dilerim. Sanırım izmirde oturuyormuş. İhtiyaç duyarlarsa hastalığımla ilgili deneyimlerimi kendilerine aktarabilirsiniz. Bu vesile ile yazmış oldum.

        • Beyefendiye allahtan acil şifalar diliyorum ve daima. Didem hanımın akrabası için de duacıyız ve inşallah sağlık bulup daha nice yorumlarda selamlaşırız sizlerle..:) ayrıca içten temennilerinizi paylaştığımı da biliniz… Selam ve saygılarımla

        • çok geçmiş olsun hüseyin ağabey.
          yorumlarıma göstermiş olduğunuz ilgi ve destekten dolayı sizi tanımasam da ağabey diyebilirim sanırım. çok mütedeyyin bir ailede yetişmedim, yurt dışından döndükten sonra İstanbul da yaşadığımız dönemde- ailelerimize yakın olmak için ikametimizi izmire taşımamıza rağmen hala istanbulda da yaşıyorum- hayatlarını dinlerini öğrenmeye ve yaşamaya adayan yaşlı bir çift ile tanışmıştım. bir kaç görüşmeden sonra onlara çok bağlandım ve hayli prestijli işimi de bırakarak eteklerinin dibinde bir 10 yıl geçirdim benim manevi annem ve babam oldular..ilk tanıştığımız dönemde bir tesadüf eseri kendileriyle karşılaştığımı düşünürdüm ya, aradan geçen zamanda hayatımıza öyle ya da böyle giren hiç bir kimsenin ve de şeyin ya da olayın tesadüf olmadığını öğrendim. bir yorumla bile hayatımıza girmiş kimselerin de. bir nedeni ve bir anlamı var. rahatsızlığınıza cidden çok üzüldüm lakin onun dahi bir nedeni ve anlamı var kuşkusuz siz de biliyor ve anlıyorsunuzdur.
          akciğer kanseri hastası olduğunu öğrendiğimiz yakınım izmir de yaşamıyor ve ağabeyi doktor. henüz yeni teşhis konduğu için izlenecek yolu belirlemeye çalışıyorlar. uzun ve sıkıntılı bir süreç. elimizden geldiğince paylaşmaya ve destek olmaya çalışacağız.
          inançlı olmak bir insanın sahip olabileceği en büyük ihsan.
          sizin için dua edeceğim ve ben de duanızı beklerim.
          selamlar,
          saygılar…

  33. Ülkemizde 2011 den bu tarafa ihtidar tarafindan nefret söylemleri maalesef artarak devam etmektedir.
    Eğer Kılıçdaroğlu Erdoğana onun gibi bir dille cevap vermiş olsaidi Allah korusun şu an Türkiye 1980 öncesinden daha beter olurdu.

    H K beyin dediği gibi “Akıl İman sentezi.”
    Maalesef bizde ikisi bir birinden çok uzak.
    Bu genelliklede “DIN” Ticareti yapanlar sahte veya cahil ( şehler, politikaclar, cemaat liderleri) milleti aldatmakata hiç zorlanmiyorlar. Zorlanmiyorlar çünkü onlar Halkın akıllarina hipotek koymasini iyi beceriyorlar.
    Hic şüphesiz İnsani insan yapan “AKILIDIR” eğer bir kişi aklını kendisi değilde sorgusuz sualsız itat ettikleri tarafindan rahatlikla kullanıliyorsa, o insanda ne kadar Iman olabilirkı?
    İmanı ile akıl bir arada olmadığı zaman sentez (cümle) ikiye bölunur ve anlamıni kayip eder.
    Bizim ülkemiz de dahil yukarda yazdiklarim hangi ülkede olursa olsun o ülkenin insanlari, kinci, tembel, yalanci, menfaatci, hirsiz, iftiraci ve parazit gibi yaşamayi kendilerinin ayrilmaz birer parçasi olarak kabullenirler.
    Kötü niyetli idareciler bu tip insan topluluklarini yönlendirmek ve istediği her kötüluğu yaptırmakta hiç zorlanmazlar.
    10 kışiden sadece 3 tanesi bu özeliklere sahip olması dahi art niyetli liderler için 10 kişiden 7 sıni pasive ederek isdedikleri gibi yönlendirirler, çünkü dürüst insanlarin cahillerle mucadele etmesi hiçde kolay değil.

    Bir örnek: Londra da iki Türkü, trafikte polis durduruyor, tam ceza keseceği zaman , bunlarda polise 50 siterlin ruşvet teklif ediyorlar.
    Polis kabul etmiyor ve cezayi kesip rüşvet teklif ettikleri içinde bunlari mahkemeye veriyor.
    Mahkemede hakim Türklere “siz polise 50 siterlin ŕüşvet teklif ettinizmi?” diye sorunca onlarda”evet hakim bey ettik! polis bey bizden 100 siterlin rüşvet istedi bizde ona 100 siterlinimz yok 50 siterlin versek olurmu diye sorduk polis bey 100 den asağisini kabul etmedi, bizi mahkemeye verd.”
    Hakim Türklerin yalanina inaniyor ve onlari beraat edip polisin iş hakkıni fes ederek.cezayi polise kesiyor.

    Zavalli polis aynen bizdeki 15 Temmuz gibi suçu işleyenler suçsuz dişarda, doğmamış bebekle suçlu içerde.

    • O dediğiniz polis hikayeleri bizim polislerinde başına geliyor şaşırılası değil o yüzden. Bu cümlem şahsınıza hanımefendi; O kadar olayın içinde nasıl içerdekilerin tamamını suçsuz sayabilirsiniz anlamkta çok zorlanıyorum. Bu ülkede darbe girişimi oldu hatta bu ülkeyi çökertme girişimiydi özellikle. Bu kadar mensubunun içinde olduğu girişime bahsettiğiniz örgütün dahil olmadığını nasıl iddia edebilirsiniz üstelik “ama, belki” gibi kelimelerden arınmış olarak inanmak “görmek istememekten” başka birşeyle izah edilebilir gelmiyor bana.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız