Saldırılar puslu hava ürünüdür. Doğru tavır için teşhisin doğru olması gerekir…

67

İçişleri bakanı, Ankara’nın merkeze en yakın köylerinden birinde yapılan şehit cenazesi töreni sırasında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve heyetine karşı girişilen saldırı için “Araştırdık, provokasyon izine rastlanmadı” açıklamasını yapmış…

Erken bir açıklama.

Biraz daha dikkatle ve iz sürerek olayın üzerine gidilse iyi olur.

Yine de bilebilecek konumdaki birinden gelen bu açıklamayı doğru kabul ediyorum. Gerçekten de olaya karışmış olanların hemen irtibat kurulabilecek bir örgütle ilişkileri bulunmayabilir.

Tarihe karıştığını düşüneceğimiz kadar geride kalmış pek çok olayda da benzer tespitleri o dönemlerin yetkililerinden dinlediğimizi hatırlıyorum.

Bugün ile geçmişi birleştiren tek yön yetkililerin açıklamaları değil; daha önemli benzerlik, iki dönem arasında fark edilmeyi bekleyen ‘ülkedeki genel hava’ benzerliğidir.

Hava bugün puslu…

Unutmayalım: Kurt puslu havayı sever… Topluma rahatsızlık veren, siyaseti bunaltan, tek tek insanları en olumsuzlar için beklentiye sokan puslu havalardır.

Puslu havalarda meydana gelir saldırılar…

Olaylara sebep olanların bir bölümü bir provokasyona geldiklerini fark etmeden provokasyona gelirler puslu havalarda…

Her şey olur biter ve bir de bakarsınız, ülkede mevcut olan dengeleri bütünüyle değiştiren bir yeni hava içerisine girivermişsiniz…

Doğru teşhis ve doğru tavır

İlla iktidarların zayıf ve çok parçalı olması da gerekmez olağanüstülükler yaşanması için; pek çok kez güçlü sanılan hükümetler de istenmeyen olaylara maruz kalmışlardır.

Önemli olan, yaşanan olaylara doğru teşhisler konulması, muktedir bilinenlerin o doğru teşhislere uyan doğru tavırlar sergilemeleridir.

“Provokasyon yok” denildiği zaman, bu teşhis sonrasında sergilenecek tavır başkadır, “Acaba?” kuşkuculuğu ile olaya yaklaşıldığında yapılması gerekenler çok daha farklı olacaktır. [TV24’ün ilk dönemlerinde ‘Acaba?’ genel başlığı altında her hafta yayınlanan bir dizi belgesel hazırlamıştım; birkaçına YouTube’tan ulaşılabiliyor.]

Teşhisine güvense bile, hükümette bulunanların, kuşkuculuğu elden bırakmaması gerekir.

Olaylar, eğer arkasında organize bir güç varsa, önce tekil başlar, hepsini birleştiren ortak nokta sonraları ortaya çıkar; ancak neden sonra… İş işten geçince konulan teşhisleri tarih kitaplarında okuruz.

Zorluk, biraz da, ülkemizin birden fazla dış sorunla baş etme derdinden de kaynaklanıyor. Bu yüzden dikkatler daha çok dış parmaklara çevriliyor. Geçmişte de bugün de. Eminim, meydana gelen olaydan ciddi kuşkular duyan yetkililer bulunsa bile, onlar bu işte de sıkıntı yaşadığımız ülkelerin müdahalesini ilk sıraya yerleştiriyorlardır.

Oysa, yine geçmişten biliyoruz ki, içerideki olumsuz gelişmelerin mutlaka bir dış bağlantısı bulunması gerekmiyor. Dışarıyla baş etmeye çalışıldığı dönemlerde, içerideki şer odakları da, çoğu kez kendiliklerinden durumdan vazife çıkartabiliyorlar.

Dışarıya yoğunlaşan dikkatler içerideki parmakları göz ardı ettiği için ise korkulan başa gelebiliyor.

Bazen de dışarısı ile içerisi birlikte harekete geçebiliyor.

Her durumda dikkatlerin öncelikle içeriye odaklanmasında yarar var.

Seçimde önemli oy kayması oldu

Türkiye aslında yerel yöneticilerle ilgili olduğu için ‘kritik’ sayılmaması gereken bir seçimden yeni çıktı. Seçimde iktidar partisinin oylarında ciddi azalma görüldüğü ve daha da önemlisi aralarında Ankara ve İstanbul’un da bulunduğu büyük kentlerin kaybedildiği ortaya çıktı.

İktidarın el değiştirmesiyle sonuçlanmayacak bir gelişme bu.

Ancak, iktidar partisi olaya, seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla ve yenilenmesi talebiyle yaklaşmakta.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) bugün-yarın bu konuda itirazlara hak veren bir karar alırsa İstanbul’da seçim yenilenecek.

Geçenlerde bir dost yemeğinde, hepsi de AK Parti seçmeni olan 10 kadar kişiyle, diğerlerine fark ettirmeden, bir seçim sonrası anketi yaptım; hepsinin hayatlarında ilk kez başka partilerin adaylarına oy verdiklerini gördüm.

AK Parti kendi seçmenlerinden bir bölümünün CHP’ye oy verebileceğine inanmama üzerine oturtuyor itirazlarını; oysa bu seçimde ilk kez o yönde oy kullanılabildi.

Yenilendiğinde seçim, bu durumun AK Parti lehine değişeceğine inanılıyor olabilir mi? 7 Haziran 2015’ten altı ay sonra yapılan seçimde AK Parti’ye dönen seçmenler bir kez daha aynı davranışı gösterir mi?

Ben olsam, bu soruya “Ya dönmezlerse?” kuşkuculuğuyla yaklaşırdım.

Tıpkı önceki gün yaşanan Çubuk’taki olaya kuşkuyla yaklaştığım gibi.

İki olay arasında ortak nokta bulmaya çalışmayı da ihmal etmezdim.

Herhalde hükümet çevrelerinde de bunu yapanlar vardır.

ΩΩΩΩ

67 YORUMLAR

  1. *******
    …..
    Her “nefs” ekonomiye baskı, ekonomi hassasken,
    “Nefs” terbiyesi eğitim, kolay yolu yaş iken!

    Ekonomi şımarır, disipline çekmezsen….
    “Lüks”e kaçar “israf”a, pek terbiye etmezsen!..

    Nüfus arttıkça “nefs” doyurma işi zorlaşır,
    “Nefs”i doymayanlar birbirleriyle hırlaşır!

    “Nefs” vardır doymak bilmez, buna rağmen vahşidir
    “Nefs” vardır yemek bilmez, buna rağmen yahşidir

    “Nefs” vardır doymak bilmez, “ar”ı yoktur, utanmaz
    Nimetini yer de «Allah»’ın adını anmaz….

    Küfr dahil hürdür insan; ne tanır, ne de şükür!
    Şükredecek bir şeyi olmamak en acı küfür!

    «Nefs” vardır doymak bilmez, aklına çok güvenir,
    Pek farkında değilken o aklıyla denenir…

    Hey gidi dünyalı, «Allah’ın düzeni çetin»
    Bu bir ayettir bunu sen yeni mi farkettin!?

    Ne “izm”ler geldi geçti, cenneti vadederek,
    Kendi başına buyruk, Allah’ı reddederek!

    İzmler saymakla bitmez ; misal Maoizm, Marksizm,
    Allah’ı dikkate almaz, bizde de Kemalizm!
    ….
    *******

  2. “CHP’lilerin şehit cenazelerinde protokole alınmamalarını tedbir olarak söyledim. İki ay sonra şehit cenazelerine gidebilirler dedim çünkü tehdit kalkmıştı.”

    Bunu söyleyen adamın adı Süleyman Soylu. İçişleri Bakanı.

    “Başka bir şey söyleyeyim: Valilere müsteşarımız üzerinden böyle bir talimat gönderdim. ‘CHP il başkanlarını bundan böyle şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin’ dedim. Onların gideceği bir adres var. O adresi de onlara göstereceğiz. Onların gideceği adres şurasıdır: PKK terör örgütü mensuplarının cenazeleri var, biz onları çok kısıtlı kaldırttırıyoruz, o leşleri. Onlara bir kişilik kontenjan orada ayırttıracağız. Sandıkta beraberlerse cenazede de beraber olacaklar.”

    Bunu söyleyen adamın adı da Süleyman Soylu. O da İçişleri Bakanı. . .

    • Hangisi daha önce söylenmiş ona işaret de önemli. Şayet 1., sonra söylenmişse 2. yi tamamlayıcı bir açıklama algısına yol açar. En azından bir dengeleme teşebbüsü ve iyiye işarettir.. Birinci “di”li ve “miş”li geçmiş zamanda söylenmiş. 2. şimdiki zamanda ve gelecek zamanda söylenmiş!

    • Mahşer meydanındaki hesap gününü kastediyor kardeşim.Bozgunculuk yapıp ortalığa fesat vermeye devam edersem Rabbimin karşısında halim nasıl olur,elim kolum boynuma bağlı yüzüme yüzüme zebaniler vururlarsa halim Nasıl olurun korkusuyla şimdiden hesap gününün muhasebesini yapıyor.O da senin benim gibi,tüm inananlar gibi o günün şiddetinden Allah’a sığınıyor ve tövbe ya Rabbi,affet işlediğim günahları.sağa sola sataşıp insanların huzurunu bozduğum için,kalplerini kırdığım için affet beni Allah’ım;zira senin azabın hiç kimsenin azabına benzemez.Azabından,gazabından sonsuz rahmetine sığınıyorum diyor.Yani ben böyle anlıyorum.Yoksa Onun gönlü güzeldir,kimseyi tehdit etmez,korkutmaz.Hepimizden daha fazla Allah ‘tan korkar.Gönlü insan sevgisiyle doludur.Karıncayı bile incitmez.Onun insanlığından çok öğreneceğimiz var bizim.O bizi nasıl seviyorsa biz de Onu aynen öyle seviyoruz.İki Cihan’da Allah’ın razı olacağı kullardan olması için dua ediyoruz.Allah’ın hesabı çetindir zira.Hepimiz Onun azabından rahmetine sığınıyor ve H.Gayret gibi şimdiden hesap gününün hesabını yapıyoruz kardeşim.Allah hepimizi ve tüm masumları korusun …

  3. sayın bernar yorumlarınızı okudum.cok dogru tesbitlerde bulunmuşşunuz.
    bir ara bu arkadaş sanki benim kafamın icini okuyor diye düşündüm.
    olan biten her şeyi takip ediyorum.ekonominin durumunu bizzat görüyor ve
    degerli ekonomistleri dinliyorum. aynen sizin belirttiginiz gibi cıkarımlar yapıyorum.
    sizlerin degerli yorumlarını takip etmeye devam ediyorum.saygılar.

    • Fehmi Bey için düşmüş olduğunuz notunuzdan genç bir arkadaş olduğunuz sonucuna varıyorum. Benzer düşüncelere sahip olmamızın beni sevindirdiğini saklamayacağım, yersiz böyle yapay gösterilere girişmek. Ama, ülkesinde olan biteni takip eden, kendi kişisel çıkarsamalarına varma iradesini ve erdemini gösteren genç insanların varlığına tanık olmak, bununla karşılaştırılamayacak kadar sevindirici ve yüreklendirici. İçten selamlar.

  4. Mehaba Nüsret bey! Sizin yazmama kararınıza saygı duymakla birlikte, (bana göre) yalnış bir karar olduğunu düşünüyorum ve sizin dürüstlüğünuz ve kibarliğiniz burada sizin hakkinizda yazanlara hak ettikleri dengesizliklerne karşılik vermemenizden dahi anlaşiliyor.
    Bence! bu tip kendini bilmezlere hak ettikleri cevabı onlarla muhatap dahi olmadan burada eskisi gibi yorumlariniza devam etmeniz dahi onlari cileden çikarmaya yeterli olur.
    Cahil, iftiraci, ve güce tapmışlara! kibar davranip onlari insan yerine koymak gibi bir duyguya kapilmamak lazim olduğuna inaniyorum.
    Onlarki yetim hakki yiyenleri alkişlayip N K gibi mahsun insanlarla uğraşmalarina hayata taviz vermem, çünkü onlar kendi yolsuzluklarini iftira ile başkalarina yamalmayi iyi becerirler.

    Yazmaya devam etmeniz dileklerimle,
    Huzurlu ve mutlu kalin

    • Nurdan abla allahını seversen o meseleyi artık kurcalama! Ahşabın piri rumuzlu yorumcumuz marangoz hüseyin usta mevzuyu köpürtmeyin, yeterin gayrı diye geçen gün uyardı bizi. Bana kalırsa siz de söz konusu arkadaşı kışkırtmasanız iyi olur; çünkü ustası bu konuda haklıdır. Önce vazife gelir; ama hüseyin ustanın paylaşımlarına devam etmesini gerçekten isterdim; çünkü gayet de isabetli tesbitleri olduğunu geçen gün biz burda gördük! En azından gündeme ilişkin bikaç yorumunu bizlerle de paylaşırsa çok memnun oluruz. Nihayet sizinkiler gibi kopyala yapıştır keçiboynuzu tadındakilerle uğraşmaktansa en azından aklıbaşında iki kelam okumuş oluruz, fena mı? Yoksa burda ona buna çamur atıp murdarlık yapacak olduktan sonra istemediğiniz kadar kayabalığımız yok mu zaten? Öyle ki herkesler film eleştirmeni olmuş:)

    • Nurdan hanım bana cevap hakkı dogmadigi sürece yazmayacağım demiştim. Bizim Akevler kooperatifi başkanı sayın Avukat Süleyman Akdemirdir ve genel sorumlusu sayın Süleyman karagulledir. Dünkü Süleyman karagulle gereken cevabı vermiştir. Perşembe günü bizim rutin toplantılar oluyor. Eminim kooperatif başkanımız sayın Avukat Süleyman Akdemir de gereken cevabı verecektir. H gayret beye gelince; kimseye karşı ön yargılı olmamayı tavsiye ederim. Zira hak yemiş olur o hak da Ahiretine mal olur. Benim için kooperatif başkani ve kooperatif sorumlusu sözleri geçerlidir. Gerisi sokak dedikodusudur Süleyman karagulle tabiriyle…
      SAYGILAR

  5. sayın fehmi koru abime cok cok teşekkür ediyorum.
    bizleri adeta egitiyor.okutuyor.bilgilendiriyor.
    yorumlarına cok deger verdigim arkadaşlarada,SAYIN BERNAR,SAYIN NURDAN ABLA, teşekkürlerimi
    sunuyorum.
    digerlerini ben zaten okumuyor,dikkatebile almıyorum.
    teşekkürler fehmi abim.

  6. YARGI
    Yüksek Seçim Kurulu seçim itirazlarını görüşüyor. CHP Başkanı’na saldırı olmuş, ikisi de yargıda. Yargının adil karar vereceğine emin olsak, “Yüksek Seçim Kurulu doğru ne ise ona karar verecek” diyebilsek, “Saldırganın kim olduğunu nasılsa devletimiz bulur ve cezasını verir.” diyebilsek ne kadar rahat ederiz. Geçmişteki faili meçhul cinayetler sebebiyle diyemiyoruz.
    İslamiyet’te hakim değil hakem vardır. Soruşturmacı devlet memuru değildir, serbest soruşturmacılar vardır. Bunlar siyasi partilerce görevlendirilirler. Dışarıdan soruşturma vardır, tutuklama yoktur ama soruşturmacının dediği de uygulanır.
    Adil Düzen uygulaması en az bir ilde pilot olarak denenmeli. Bugünkü soruşturma ve yargı adil olabilir. Kararlar hep doğru alınmış olabilir. Ben hep adil kararla karşılaştım. Ne var ki halkım buna inanmıyor. Şüyuu vukuundan beterdir. Bunu çözmemiz gerekir. Adil Düzen bunu yapmaya çalışıyor.

  7. Sn koru
    Kılıçdaroğlu nu ilk ziyaret eden HDP eş başkanları
    Onların resimlerini değilde bilerek şeriat dede nin resmini mi kullandınız ?
    Bence HDP lilerin ziyaret resmini kullanmanız lazımdı nede olsa bu olaylar HDP İle yapılan ittifak nedeniyle oldu

    Bende çok safım siz kaçın kurasısınız hangi resmî kullanacağınızı gayet iyi bilirsiniz

    Neyse tabii ki ittifaklar dönemi açık veya gizli tabii ki bazı ittifaklar faş edilmez değil mi ?
    Puslu havaları beklemek lazım galiba
    Yok yok bu taktik bana göre değil
    Biz her zaman olduğu gibi dümdüz olalım içimiz neyse dışımız o olsun
    Tedbir yok,pusu yok ,uygun vakit beklemek yok algı yok

  8. Fehmi bey! Siz yaniliyorsunuz;
    Erdoğana göre saldiri gaz sıkışması imiş???
    Zaten kendiside bu aralar 82 miliyonu kucakliyor ya? Bunlaride her an, her firsata ve her yarde konusuyor.

    C Başkani birlikten ve beraberlikten bahs ediyor! bu arzusunuda son linç girisiminden baslayarak şu ifadelerle açikliyor, birincisi Kılıçdaroğlu’nu hedef alan fiili saldırıyı meşru ve mazur gösterme gayreti

    Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğu’nun şehit cenazesinde saldırıya maruz kalması hakkında ilk defa konuştuğu bu gün neler soylemiş?
    saldırıyı gaz sıkışması olarak nitelerken, “Şehit cenazesine giderken dikkat etmemiz gerekiyor.” Demiş.miş, miş;

    Bu aralar sık sık 82 miliyonu kucaklayacağınin mesajinide veriyor!

    “AMA” Mcliste HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın konuşmasını dinlemeden locasından ayrılan Erdoğan, çıkıştada gazetecilerin Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırıyi sorduklarinda gene Erdoğan, ne demiş “Burada bir şehit var ve bu şehidin kimler tarafından yapıldığı belli. PKK ile hangi siyasi örgüt el ele kol kola geziyor ve bunun yanında da Türkiye’de hangi siyasi partiler kol kola veriyolar. Sonra oraya gidiyorlar.”
    Burdada 82 miliyon kucakliyor….!!!!

    AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM’de gazetecilerin Kılıçdaroğlu’nun maruz kaldığı saldırıya dair yönelttikleri soruya cevap verirken, “Gaz sıkışması vardı.” ifadesini kullanmis.

    Erdoğan, “Burada artık bir gaz sıkışması var. Bu insanların birikmiş olan gaz sıkışması karşısında nereye gideceksin, bunların hepsini etraflıca bir incelemek lazım, bunların üzerine de düşünmek lazım değil mi?
    Sorusunu sormuş….!!!! Muş muş.

    Erdoğan, “Ben bile bir cumhurbaşkanı olarak herhangi bir şehit evi ziyaretinde önce soruyorum. Gidişim orayı rahatsız eder mi? Eğer edecekse gitmeyim derim. Dua yapacaksam duayı evimden yaparım, olay bu kadar.
    Ne kadar basit bir olay degilmi? 82 miliyonu kucaklamaya devam ediyor.

    Erdogana gore ortaliğı kariştiran
    CHP’NİN CEVABI GECIKMIYOR….

    CHP’den cevap: CHP’den yapılan açıklamada, “Sayın Genel Başkan (Kemal Kılıçdaroğlu), şehidin cenaze merasimine katılmadan önce hem aileye hem de muhtara soruldu. Herkesin bilgisi vardı.” denildi.
    Bana öğle geliyorki bundan sonra AKP KÂÂBUSU CHP olacak.
    Çünkü her yalanları aninda ortaya çikiyor.

    Ayni CHP içişleri bakanini da yalanina aninda cevap vermişti.

    “CHP, Soylu’nun iddialarını anında tekzip ederek hem Emniyet Müdürlüğü Koruma Şubesi’ne hem de Valiliğe gerekli bilgilerini verildiğini kaydetmişti.”

    82- HDP – ZILLET ITIFAKI =41 BU RAKAM ERDOĞANIN KUCAKLAYACAĞI HALIS VATAN SEVER DINI BÜTÜN VATANDAŞLARIN TOPLAMI.
    ONLAR 17/25 ARALIK VE 15 TEMMUZ KAHRAMANLAR.
    BU ARADA VATAN SEVER RIZADA HEP 👥🖤.

    • Merhaba Hamza bey! Benim takip ettiğim kadari ile Bahçli bu saldirinin onlara mal edileceğini anladigi için dün şöyle konuştu “olay tamamen araştirilip ortaya cikarilacaktir,bizim uzerimize yiklmaya çalişanlara firsat vermeyeceğiz.”
      Bence bahçeli doğru söylüyor 17/ 25 Aralik da yapilanlar gibi suçu isleyip ortaklarina ihale edeceklerini iyi anlamişa benziyor.
      Erdoğana gelince Abdullatif Şener ve Kılıçdaroğlu ona CHPyi kullandirarak Turkiyeyi daha fazla batirmasina musade etmezler.

    • nurdan hanım merhaba!
      – Öncelikle, erdoğanın konuşmasını okumadım ama erdoğanın bu şekilde açıklama yapacağını tahmin ettim.
      – Çünkü; 1- Bu konuşma, bu zamana kadarki düşmanlaştırıcı politikasının devamı olmak zorundaydı. birden bire 180 derece dönüşme kapasitesini kaybetti. En azından bir zaman geçmesi gerekiyor.
      – 2- Erdoğan, gelinen noktada hareket alanı daralmış bir durumda. bu nedenle hareket ederken çok daha dikkatli davranmak durumunda. Bir tarafta ergenekoncular, diğer tarafta ise, yine akp içinde, politika olarak ergenekoncularla uyuşan bir çizgi izleyen gruplardan, ergenekoncularla birlikte hareket edenlerine kadar, pekçok grup var. yani akp içinde, artık erdoğanın borusu o kadar rahat ötemez. Tamam chpye karşı akpyi istediği gibi yönlendirebilir ama hedef chp dışına çıktığı zaman iş epey çetrefilli bir hal alıyor.
      – Yukardakilere ilave olarak, ekonomik durum ve eski akplilerin partileşme süreci gibi konular da erdoğanı zorlayan başka sorunlar.
      – Yukardaki nedenler nedeniyle, sayın erdoğanın, herne kadar, çubuktaki olaylar hakkında konuştuğunda, düşmanlaştırıcı politikasının devamı niteliği öne çıksa bile, aslında durumun farkında olduğunu ve gerekli adımları atacağını düşünüyorum. Yani, düşüncem odur ki, sayın erdoğan, durumun farkında, ancak düşündüğü adımları atması eskisi kadar kolay değil. zaman ve fırsat bekliyecektir. güç dengelerini gözetecektir. kimin hangi tarafta olduğunun netleşmesini bekliyecektir vs.
      – Nitekim, erdoğanın, bahçelinin çıkışına neden olan açıklaması, ergenekoncuların niyetini sezdiğini, ve ona uygun adımlar atmak istediğini gösteren bir açıklama. Buna ilave olarak; daha bugün, eski bir akp milletvekilinin açıklaması vardı. milletvekili, 15 gün önce, erdoğanın chpye bir heyet göndererek, ekonomik durumun düzeltilmesinde yardım istediğini, chpnin önereceği birisinin ekonomi yönetiminde yer almasını istediğini açıkladı.
      – Bu arada, erdoğanın, ergenekona karşı elinin güçlenmesi için, ergenekonun yaptıklarına karşı daha güçlü sesin çıkması gerekiyor. Erdoğan, ergenekoncuların yaptıklarına karşı güçlü ses çıktığında, daha kabul edilebilir açıklamalar yapacaktır diye düşünüyorum.
      – Not: daha önce, ilk yorumumla birlikte bu yorumu göndermiştim ve yorum anlamını yitirmişti. editörden rica ettim. hatalı gönderilen yorumu sildi. nurdan hanımın yorumu hakkında yazdığım yorumu tekrar gönderiyorum.

  9. Milletimize, Devletimize, Siyasi Yetkililere Çağrı

    Gündem – 22.04.2019 20:14
    http://www.millivicdanhaber.com/milletimize-devletimize-siyasi-yetkililere-cagri–443

    Canımız acıyor, içimiz yanıyor, vicdanımız ise kanıyor…

    Bu toprakların çocukları acımasız bir şekilde, bilerek ve isteyerek birbirlerine karşı kin ve husumet cephelerine sevk ediliyor.

    Maalesef ki, “Kontrollü KAVGALI Zıtlıklar” yönteminin kurbanı bir önceki neslin tecrübesi de yenilere aktarılamıyor.

    Muktedirler, mutlak doğru zannettikleri kutsallar adına vatan evlatlarının “eğitim zâiyatı” sayılması geleneğinden hiç vazgeçmiyorlar. Hem de öyle bir gelenek ki, kundaktaki çocuklarını bile gözünü kırpmadan, acımadan katletmiş bir gelenek…

    Ne olur artık yapmayın, adına “dava” veya “beka” dediğiniz azgın hırslarınız, tek bir çocuğun bir damla göz yaşına veya kavruk vatan evlatlarının birisinin burnunun kanamasına bile değmez diyoruz.

    Sadece bir kıvılcıma muhtaç hâle gelmiş yangın alanlarını tâhkim etmeyin, bu milletin çocukları üzerinden, nerede ise ihmal şehitliği anlayışınız üzerinden artık “kanlı nüfus planlaması” yapılmasına izin vermeyin biz buna asla müsaade etmeyeceğiz,

    Acımız; sadece emperyalizmin maşası haline gelmiş bulunan hain terör örgütlerine karşı kahramanca mücadele eden şehitlerimizin acısı olsun…

    Kardeş kavgası yapmayı kahramanlık zannetme gafletinize son verin, biliniz ki “GAFLETİ DERİN VE UZUN OLANIN, DEVLETİ YOK, MİLLETİ HELAK OLUR”

    Biz ne bu devletin yok olmasına ne de bu milletin kardeş kavgası üzerinden HELÂK olmasına asla izin vermeyeceğiz.

    Aziz Milletimiz;

    CHP’yi Sosyal Demokrat Yapmayanların “F.GÜLEN ile T.ERDOĞAN” kavgası üzerinden Milleti CHP’lileştirmek gibi İLKEL metodları uygulayanlarında maskelerini indireceğiz.!?

    LÜTFEN ÖLMEYİ, BAYILMAK ZANNEDENLERİN NE DEDİĞİNE BAKMAYIN.

    ALGI OPERASYONLARINA MUHATAP OLMAK YERİNE, SADECE AKLINIZI VE VİCDANINIZI DİNLEYİN…

    Böylesi Şeytanların bile görünce besmele çekeceği insan sûretli yaratıkların oyunlarına gelmeyin, Anadolu İnsanın Ferasetiyle Sadece

    YAŞADIĞIMIZ ACININ VAKARINI KORUYUN

    Artık UYANMA Zamanı Kardeşim: 5 Asırdır “etrak-i bî idrâk” muamelesi görmekten HÂLÂ yorulmadın mı!?

    Sizleri; Allah’ın En Büyük Lûtfu, Akıl ve Vicdanıza Emanet Ediyoruz…

    Emrullah ÖNALAN
    MİLLÎ VİCDAN İLMÎ DÜŞÜNCE OLUŞUMU KURUCUSU

  10. (2) Bu açılış AKP’nin elini güçlendirecektir.Kılıçdaroğlu bu teklife hayır derse basın’da dahil büyük malzeme olacaktır ve biranda bütün rüzgarlar tersine esmeye başlayacaktır.Zannedersem Abdulkadir Selvi’nin rolü’de burada başlayacaktır.Basın yoluyla bir ön bilgilendirme olduktan sonra,tansiyonlar ölçüldüğünde belki ikili görüşmelere geçilebilir,ortak açıklamalar yapılabilir,tansiyon düşürülebilir zira epeydir hep karşılıklı sert açıklamalar yapılıyor,çok zamanda geçmedi 15 Temmuz darbe girişiminden sonra görmüştük,yenikapı’da iki liderin beraberligini.
    Kılıçdaroğlu’da bu “demiri soğutma”seslenişine soğuk kalmamalı ortamı yumuşatmalı çünki hem ekonomide hemde şu gergin ortamda çok ihtiyacımız var.Önümüzdeki günler sıkıntılı geçeceğe benzer,S 400 füzeleri ile ilgili ABD bize çok baskı yapacaktır,yumuşak karnımız ekonomide’de mutlaka bunu deneyecektir.Kişisel görüşüm şimdi muhalefet zamanı değil,sen yaptın ben ettimler bize kaybettirir,başkalarıda ellerini oğuşturur.

  11. Film gösterime başlamadan önce rejisörün sinema salonundaki sahneye çıkıp eseri hakkında iki çift söz söylemesi adettenmiş sovyet kültüründe; kazak rejisörü dinledik ve bağımsızlık sonrası çekilmiş “namus” adlı kısa filmini hep birlikte izledik. Göçebe kazak yaşamını belgesel niteliğinde görsellerle anlatan bu filmde, çadırlar arasında dolaşan bir de figüran köpek vardı. Rejisörün konuşmasında da bahsettiği bu köpek beyaz tüylü olsa da çok kirliymiş; “önce sabunla onu güzelce yıkattım, bembeyaz oldu sonra çekimlerini yaptık” demişti. Gerçekten de ‘köyün iti’ tertemizdi ve süt gibi de beyaz görünüyordu. “Çünkü kazak kültürünü yansıtan bu filmi yurtdışındaki festivallere götürdüğümüzde; ‘kazakların iti bile tertemizmiş desinler’ diye yıkattım onu” diye eklemişti… Yani aydın geçinmek için sürekli kendi ırkına kara çalacaksın, küfürler edeceksin diye bir şart yokmuş..! Civanmert türk milletine en büyük kötülüğü ve düşmanlığı yine onun kendi elleriyle(balkaymakla) beslediği aydın taslağı mankurtlar yapmıştır ve yapmaktadır. Elhamdülillah sadık bir kangal gibi milletimizin çomarıyız:) ş.mardin ya da e.kürkçü okumakla aydınlanma yaşadığını sanan karacahillere ne desek boş… Bir memur kadrosu için yana yakıla devlet kapısında ağlaşan haşhaşiler; hesap gününe az kaldı..!

    • Sayın H.Gayret,

      En son dediğiniz “hesap gününe az kaldı..!” kelamını, “Ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmez.” Hadis-i Şerif’ine binaen söylediğinizi düşündüm bir an için.

      İnsan irkiliyor.

      Elbette gayri Müslimler ve Hadis münkirleri için anlamsız gelecektir ama biz itikat ediyoruz ki bu haktır. Nasıl İstanbul (Konstantaniyye) için hak idi ve vaki oldu, bu da haktır ve vuku bulacaktır.

      Bugün 18 Şaban 1440.

      • “Ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmez” hadisi burada Didem hanım tarafından bir seneyi aşkın bir zaman önce aktarıldğında. O kadar kötümser olmayalım şeklinde bir yorum yapmıştım…. Bu değişik şekillerde yorumlanabilir. Farklı bir yorum da “şu olabilir”: önüne “bu kafayla giderse” eklersek yerine oturur (Akıl*İman Sentezi!).

  12. Milletimize, Devletimize, Siyasi Yetkililere Çağrı

    Gündem – 22.04.2019 20:14

    Canımız acıyor, içimiz yanıyor, vicdanımız ise kanıyor…

    Bu toprakların çocukları acımasız bir şekilde, bilerek ve isteyerek birbirlerine karşı kin ve husumet cephelerine sevk ediliyor.

    Maalesef ki, “Kontrollü KAVGALI Zıtlıklar” yönteminin kurbanı bir önceki neslin tecrübesi de yenilere aktarılamıyor.

    Muktedirler, mutlak doğru zannettikleri kutsallar adına vatan evlatlarının “eğitim zâiyatı” sayılması geleneğinden hiç vazgeçmiyorlar. Hem de öyle bir gelenek ki, kundaktaki çocuklarını bile gözünü kırpmadan, acımadan katletmiş bir gelenek…

    Ne olur artık yapmayın, adına “dava” veya “beka” dediğiniz azgın hırslarınız, tek bir çocuğun bir damla göz yaşına veya kavruk vatan evlatlarının birisinin burnunun kanamasına bile değmez diyoruz.

    Sadece bir kıvılcıma muhtaç hâle gelmiş yangın alanlarını tâhkim etmeyin, bu milletin çocukları üzerinden, nerede ise ihmal şehitliği anlayışınız üzerinden artık “kanlı nüfus planlaması” yapılmasına izin vermeyin biz buna asla müsaade etmeyeceğiz,

    Acımız; sadece emperyalizmin maşası haline gelmiş bulunan hain terör örgütlerine karşı kahramanca mücadele eden şehitlerimizin acısı olsun…

    Kardeş kavgası yapmayı kahramanlık zannetme gafletinize son verin, biliniz ki “GAFLETİ DERİN VE UZUN OLANIN, DEVLETİ YOK, MİLLETİ HELAK OLUR”

    Biz ne bu devletin yok olmasına ne de bu milletin kardeş kavgası üzerinden HELÂK olmasına asla izin vermeyeceğiz.

    Aziz Milletimiz;

    CHP’yi Sosyal Demokrat Yapmayanların “F.GÜLEN ile T.ERDOĞAN” kavgası üzerinden Milleti CHP’lileştirmek gibi İLKEL metodları uygulayanlarında maskelerini indireceğiz.!?

    LÜTFEN ÖLMEYİ, BAYILMAK ZANNEDENLERİN NE DEDİĞİNE BAKMAYIN.

    ALGI OPERASYONLARINA MUHATAP OLMAK YERİNE, SADECE AKLINIZI VE VİCDANINIZI DİNLEYİN…

    Böylesi Şeytanların bile görünce besmele çekeceği insan sûretli yaratıkların oyunlarına gelmeyin, Anadolu İnsanın Ferasetiyle Sadece

    YAŞADIĞIMIZ ACININ VAKARINI KORUYUN

    Artık UYANMA Zamanı Kardeşim: 5 Asırdır “etrak-i bî idrâk” muamelesi görmekten HÂLÂ yorulmadın mı!?

    Sizleri; Allah’ın En Büyük Lûtfu, Akıl ve Vicdanıza Emanet Ediyoruz…

    Emrullah ÖNALAN
    MİLLÎ VİCDAN İLMÎ DÜŞÜNCE OLUŞUMU KURUCUSU

  13. Yukarda Bernar isimli arkadaşın yazısını okudum . Çokda beğendim tespit ve görüşleri gayet yerinde. Bende bazı katkılarda bulunma gereğini hissettim.Dediği gibi Abdulkadir Selvi ile ilgili düşüncelerini paylaşıyorum , bir adım daha öte atarak, saraya yakın bazı bilgileri direkt aldığını zannediyorum . O yüzden Türkiye ittifakı ile ilgili düşünceler ötelenmiş (Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıdan dolayı) olsa bile makul bir süre sonra yeniden gündeme gelecektir.
    Bu çok’da doğru olacaktır zira şu anda Türkiye olarak buna ihtiyacımız’da var.Kılıçdaroğlu’da bu teklife hayır diyemiyecektir.AKP tarafından yapılacak olan bu teklif,Kılıçdaroğlu tarafından’da çok gözardı edilebileceğini sanmıyorum zira bu hamle bana satranç’da “Evans Gambiti” , güçlü açılışı çağrıştırıyor. (1)

    • Kimden ne tür hamlelerin geleceğini kestirmek güç gerçekten Murat Bey. Herhalde her iki lider de adım atmadan önce kılı kırk yararak düşünüp öyle adım atacaktır. Erdoğan’ın böyle bir hamleyi kendi seçmeninine anlatması çok güç değil. Seçmeni biraz homurdansa ve kendisini hazırlıksız yakalanmış hissetse de, Erdoğan’ın U dönüşleri için uydurduğu gerekçeyi ikna edici kılabiliyor.

      Peki ama “Evans Gambiti” kadar güçlü bir açılış mı gerçekten? O konuda kuşkularım var. İki üç kıytırık bakanlık yanında ekonominin yönetimini CHP’ye bırakmak (böylece IMF’e gitme zorunluluğundan yırtmak) hem CHP açısından kabul edilemez, hem de, ortalama AK Parti seçmeninin CHP’yi bu konuda mızıkçılıkla suçlamasına ikna etmez.

      Gerçekten güçlü bir açılış olabilmesi için hamlenin, Erdoğan’ın Anayasal Değişkilkler boyutunda olacak ve kendi gücünü törpüleyecek gerçek değişikilikleri kabullenerek hamle yapması gerekiyor. Hem Kılıçdaroğlu’nu zor durumda bırakması için, hem de CHP’nin Erdoğan’la işbiriliğini CHP seçmenine anlatabileceği bir çıkış kapısı sunması için, kaçınılmaz bu. Erdoğan iktidarını paylaşmama konusunda çok çok ısrarcı bir siyasetçi. Defalarca gösterdi bunu.

      Ben bir CHP-Erdoğan uzlaşmsının çok düşük bir olasılık olduğu kanısındayım. CHP+Iyi Parti+Saadet Partisi+HDP başkanlık sistminden bu yana izledikleri çizgiyi sürdürürlerse, bunlardan ilk üçünün ortak bir aday üzerinde (bu kez) uzlaşarak o ismi cumhurbaşkanı seçtirmeleri kuvvetle muhtemel -Cumhur İttifakı uzun süre dayanamaz bu altüst oluşlara. Yeni Parti olasılığını da buna eklemek gerek. En az yüzde 2,3 alır AK Parti seçmeninden. Benzer bir oran da Saadet Partisi’ne gider görünüyor. CHP neden Erdoğan’ı krizinden kurtarmada ona can simidi olmayı kabullensin?

      YSK’nın az önce açıkladıkları, her ikimizi de düşkırıklığına uğratacak cinsten. Erdoğan bir karara varmakta zorlanınca, YSK da karar alamaz hale geliyor. Erdoğan’ın BUGÜNKÜ dili de, umut verici değil.

      Her ne yaşanırsa yaşansın, Erdoğan o hamleyi yapar ve hamlesi başarıya ulaşmış görünürse bile, bu yaşadığı krizi aşmasına yetmez -ancak krizinin sonuçlarıyla yüzleşmesini ötelemiş olur bir süre boyunca.

      Her tür senaryoda, işin gelip kendisine dayanacağı yer erken genel seçimler.

      NATO’cu ve Avrasyacı cenahlarda ne senaryolar üretiliyor, bunları bilmiyoruz elbette. Sanırım çok beklemeyeceğiz kimin ne karara vardığının güçlü işaretlerini almakta.

      Selamlar.

      • Merhabalar sayın Bernar,”Evans Gambiti”benzetmem Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı” çıkışı ile tam örtüştüğünü düşünüyorum.Zira bu çıkış karşı tarafın elini zayıflatacak,pazarlık şansını düşürecektir.Aksi takdirde meydanlara çıkacak gördünüzmü ben teklif ettim yanaşmadılar gibi güçlü bir koz’a dönüşecektir.İşte o zaman erken seçimi isteyebilir,çünki koz elinde olacaktır,Ve Erdoğan bunu çok iyi işleyecektir.
        Asıl soru CHP ne yapmalıdır?Benim yazımda bahsettiğim gibi sağduyu ile hareket edip mesele’ye Türkiye odaklı bakmalıdır hem CHP hemde diğer partiler.Bu hareket çıkışıda absorbe edecektir.
        CHP eğer sağduyu ile hareket ederse elini taşın altına koyarak eminim kazançlı çıkacaktır.Tabi bu dışardan destekde olabilir,çok zorlayıcı olacak ama;Çünki Erdoğan’ın bakanlık veya yürütmeye hakim alanlarda bir görevlendirme vereceğini zannetmiyorum.
        O zaman ne olur? MHP’nin durumu tartışılmaya açılır.Çünki iktidar düşüncesi olmadığı için B.Başkalıklarında (Büyükşehirlerde)bile aday çıkarmayarak varlığını tartışmaya açmıştır, kendisini pasifize etmiştir.
        MHP’nin konumu CHP gibi değildir , CHP iktidar hevesli,bunu deklere eden buna yönelik çalışmalar yapan kadrolar kurmaya çalışan bir partidir ve tabanı vardır,zaman içerisinde seçmenleri kayganlıklar göstersede.
        Tabi bütün bunlar şimdilik bir Teori önümüzdeki günler ne getirecek göreceğiz.

        Sağlıcakla kalınız,

  14. sayin cumhurbaskanimizin “85milyonun ittifaki” soylemini duydugum an icerimde tarifsiz bir heyecan olustu
    “iste budur” dedim
    bu soylemindeki olusturdugu heyecani insanlara yitirttirmeden ilk is olarak ihraç edilmiş insanlara yardim etmesi gereklidir
    ardindan mhp haric (ki istensede mhp nin icinde olmayacagi) bir soylem olusturup diyalog kapilarini herkese sonuna kadar acmalidir
    ibb ye gidip baskanin koltugunda oturup hayirli olsun demelidir
    bir an once mhp lilerin tuzaklarindan ve fitnelerinden kurtularak herkesle kucaklasmalidir
    sayin cumhurbaskanimiza yakisan da budur
    zaten sayin cumhurbaskanimiz budur, boyledir
    boyle yapsinki yakinda suriyede kopacak kiyamet alameti oncesi guclu olalim

    (ha bide bakmasin sayin ozgur ozel in “sayin erdogan boyle biseyle bize gelirse, yaptiklarini unutmayarak kendisiyle gorusuruz” demesine
    sanki biz 367 unuttuk sannki biz Hayrunnisa hanimin arka kapilardan gecmek zorunda birakildigi gunleri unuttuk
    sanki biz bir siir sebebiyle hapse atilmalari unuttuk
    neyse bunlari konusmanin zamani degil zaman ittifak zamani 85 milyon ittifaki)
    once khk lilari ise almakla baslanabilir

  15. Yaşanan toplumsal savruluş ve çürümenin saklanamayan rakamları: “Türkiye, çocuklara karşı cinsel istismar, taciz ve tecavüz olaylarında dünyada üçüncü sırada yer alıyor. Yılda ortalama 8 bin çocuk istismara uğruyor. Son 10 yılda çocuk istismar davaları ise yüzde 700 arttı.”

    Umut verici haberler de yok değil elbette: Kılıçdaroğlu’na saldırının gerçekleştiği Akkuzulu Köyü Muhtarı, “Köyümüzde yaşanan olaydan utanç duyuyoruz. Genel Başkan’a köyümüz adına bir özür ziyaretinde bulunacağız” demiş.

    Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin sahibi R. Doruk da bu değerli mesaja İslam geleeğinin bir güzelliğine işaret ederek katılmış: “Biz doğru olanı yaptık. İnsanlar bilmese de rabbim biliyor.”

    Genç İmam Hatipliler Derneği Genel Başkanı M. S. Akkaya, dernekten bir gurup arkadaşıyla birlikte, Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun ziyartinde bulunmuş.

    Kocaman kucaklanası güzel insanlar. . .

  16. Dünkü yorumları bu gün okudum.Bir kaç yorumda adım geçiyor.

    1.Baştan beri yorumlarımda, kıdemli bir okuru olarak Fehmi
    Bey’e stemlerimi, serzenişlerimi iletmeye çalıştım.Durduğu yer karşısında şaşırdığımı ifade ettim.Geriye dönük yorumlarıma bakılırsa bu görülecektir.

    2.Diğer yorumcularla fikir teatisinde bulunmaktan,
    yer yer onları eleştirmekten
    de çekinmem.Şahsımın eleştirilmesinden de gocunmam.Ancak bu tür yorumlarım çok azdır.Hele hele tabiri caizse,ağız dalaşına girmek hiç istediğim bir şey değildir.

    3.Arada bir görünmeyince iş gezisine çıktığımdan bahsedilmektedir.Üç bin lirayı bulmayan emekli maaşımla bir iş çevrililebilirse,iş gezilerine çıkılabilirse,tavsiye ettiğiniz bir yer de varsa oraya
    bir “iş gezisine”çıkayım da hatırınız kalmasın bari.

    4.Bu gün Türkiye’de faizler %20’ler civarında veya biraz daha üzerinde.Bana bir özel banka veya devlet bankası
    %1 (yüzde bir)faizle milyonları
    kredi olarak versin dönüp bakarsam,alırsam namerdim.
    Faize bulaşmamak için kredi kartı bile kullanmıyorum.Fazin
    pozitifinden değil,negatifinden
    bile kaçarım.

    5.Cumhur İttifakının 31 Mart
    seçimlerinden galip çıktığına inanıyorum.Mevcut durum için Rabbime namütenahi hamd ediyorum, şükrediyorum.Gelecek günlerin daha da iyi olacağına dair inancım da tamdır.

    6.Bundan sonra yorum yazıp yazmama konusunda kesin
    bir kararım yok.Ama yazmak
    kadar,yazmamak da benim için bir tercih olabilir.

  17. “Genel olarak, her nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar, insanların çok, ama çok yalnız olduklarını düşünüyorum” diyor Polonyalı film yönetmeni Kristof Kieslowski -kendisiyle yapılan uzun ropörtajların bir derlemesi olan ve “Kieslowski on Kieslowski” başlığıyla yayımlanan kitapta.

    Ülkemizde, sınırlı sayıda sinemasever dışında pek bilinmeyen yönetmen, tıpkı çağdaşı İsveçli I. Bergman gibi, moderniteyi, modernitenin beraberinde getirdiği yüzeyselleşmeyi, insan ilişkilerindeki derinliksizliği ve süreksizliği irdeliyor sıradan inanların sıradan gibi görünen yaşam öykülerini sinema diliyle bizlere anlatırken.

    Farkında olunarak ya da istemeksizin girişilen karşılıklı yanıltmaca ve istismarlar, tüketim ve bireysel iktidar peşinde koşmaya yazgılı kılınmış insanların güvenilir, inandırıcı ve aşınmaya uğramayan bir anlam peşinde çaresizce koşar hale gelmesi, uğranılan derin düşkırıklıkları, Kieslowski’nin filmlerinde öne çıkan, ya da öykünün bir adım berisinde duran temalar. Katolik değerlere yaşamı boyunca sahip çıkmış ve hayatını bir mütevazilik abides olarak yaşamış olan yönetmenin sözlerini biraz daha takip edelim:

    “Yurt dışında çalışıyorum ve bunu (insaların yalnızlığını -B.K.) sık sık gözlüyorum. Pek çok ülkeden gençlerle iç içeyim: Almanya, İsviçre, Finlandiya ve daha pek çok ülke. Aslında insanları en çok sıkıntıya düşüren, ve -kendilerine bile itiraf edemedikleri için- insanların hakkında kendi kendilerini en çok kandırmaya çalıştıkları şey, yalnızlık duygusu.

    Gerçek şu ki, insanların etrafında gerçekten önemli meselelerini konuşabilecekleri bir kimse yok. Gerçek şu ki, gündelik yaşamın giderek konforlu ama yüzeysel akışı içinde, bir zamanlar önemli olan ne varsa buharlaşıp uçmuş görünüyor: söyleşmek, mektup yazmak, bir diğer insanla hakiki bir ilişki geliştirmek.

    Her şey, çok daha yüzeysel artık. Oturup bir mektup yazmak yerine, telefonda konuşuyoruz. Bir zamanlar son derece romantik ve zenginleştirici bir deneyim olan seyahate çıkmak yerine, biletimiz elimizde bir havalimanından havalanıyor, o havalimanının aynısı olan bir diğer havalimanına iniyoruz.”

    Bazılarına mahçubiyet duyulası bir kader gibi görünen şey, deneyimler yoluyla ulaşılmış bir çıkarsama ve tercih de olabilir. Ve bazıları için hüzün, akıllı cep telefonlarının soluk neon ışıkları sayesinde geçici bir tebessüm ya da kahkahaya yeğlenmesi gereken bir varoluş hali ve ısrarcılık iması da olabilir.

    “Çok azız, ama vardık, varız, ve var da olacağız -çok azalıp çok az kalmak yazgımız olsa bile” demişti bir bilge -demir parmaklıkların arkasından hayatın gizemini bizlere fısılarmış gibi.

    İnsanları hüzünlerinden yakalayıp hüzünlerinden vurabilir insnlar. Belki, bunu yapanlara, sakince, “Neden buna ihtiyaç duydunuz?” diye sormak gerekir. . .

    • Hah sonunda bana biraz nefes aldıracak bir yorum geldi sonunda Bernar beyden.Kendisine teşekkür ederim.Tabi bu yorumunuzu okuyup da bişey anlamayıp gene de cevap yazma gereği duyup saçmalayıp bizleri gülümsetenlere de bunun için teşekkür edelim.Ama benim düşüncem bu siteye kullanıcı engelle seçeneğinin gelmesi lazım.
      Kieślowski demişken filmlerle bu kadar örtüşen olağanüstü müzikler besteleyen Zbigniew Preisner i anmadan olmaz.Özellikle renk üçlemesinin mavi filminin müzikleri.
      Bu tarz yorumları daha fazla yazın lütfen bırakın şu ülke gündemini.Kalın sağlıcakla.

      • Kieslowski, Z. Presiner. . . Bu iki isme aynı yorum metninde ard arda rast gelmek çok hoş bir sürpriz oldu benim için. Ve, evet! Mavi’nin müziği! Dolu dolu gülümsettiniz beni. Çok selam!

      • Bernar Bey’in yorumlarına nûr yağıyor bugün, tesadüf. Yasakçı zihniyetlerde kendisini beğenir olmuş. İki çift laf eder artık. Ya da beni beğendi diye ses çıkarmaz. Standartlarından taviz verir mi göreceğiz. Eli ermişken sorularımı da görmezden gelmez, ilgiyle döner tahmin ederim.

  18. Sri Lanka’daki vahşet için yani insanlık vicdanı için Yenikapı’da AK parti öncülüğünde bir miting bekliyorum. Tüm partileri de davet etsinler. Türkiye ittifakının altını doldurmak için de Kemal Kılıçdaroğlu ve Sayın Cumhurbaşkanı el ele çıksınlar. Puslu havayı sevenler de sadece izlemek zorunda kalmış olurlar. Var mı bu yürek? Ne dersiniz?

    • Dersimli kemal yeni zellanda saldırılarında müslümanları suçlamıştı yaşanan terörden dolayı; inşallah bu sefer de srilankalı hristiyanları suçlamaz!

  19. Resim iyi hoş ta “Bunların yaşı yetmiş ama, işi bitmiş değil, bunların ruhu her zaman genç” mesajı da vermek istemiş galiba Fehmi Bey! Bu eski bir fotoğraf değil de Kemal beyin yumruklanma olayından sonraki bir fotoğrafı ise, tipik güleryüzünü göstermiş olmasıyla benden +puan aldı. Yumruk olayı kınanmayacak gibi değil ki. Kemal bey işin içinde şehit olduğu için köylü dayıdan Allah bilir davacı bile olmamıştır. Ancak, ben de şüpheliyim. Tipik Türk köylüsü bunu yapacak kadar polarize olmuş olamaz gibime geliyor. Bir çok konuda inceleme, bilir kişi vs gerektirir. Hemen akabinde “araştırdık, olay yerinde provokatörün ayak izlerini bulamadık” türünden bir açıklama tuhaf geldi bana; konu önemli. Bu hassas dönemde bu iş önemli olmayacak ta ne zaman olacak. Her şey bir yana, yumruklayan köylü dayıya bu işin yanlışlığı cezai olarak anlatılamazsa bu olaylar devam eder. İçişleri Bakanımızn işi kolay değil. Allah kolaylık versin, ama ilgili tavrı bu konuya yardımcı olacak cinsten bir şey değil. “Kızgın demirin soğutulması” işine mutabakat yok gibi. Bu dönemde daha iyi bir siyasi dil daha hora geçebilir(di)…

  20. Cumhurbaşkanımızın Türkiye ittifakı ile başlattığı açılımı tüm Türkiye’yi kucaklayarak sürdürmesini bekliyor ve arzu ediyorum.

  21. Öncelikle evimizin içini düzeltmemiz gerekiyor.

    Kim olursa olsun, hangi siyasi görüşe sahip olunursa olunsun – aşırı sol ve PKK türevi olanlar bile- biliniz ki, bu ülkeyi küllerinden doğuran Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı ruhudur, şuurudur.

    O dönemlere benzer bir sıkışmışlık hali (Allah göstermesin) yine vaki olsa bile bu millet, bu topraklar, yine o şuuru, genlerinde taşıdığı o asil ruhu fışkıracaktır. Bu böyle biline.
    (Şimdilerde de ideolojisi, siyasi emelleri ve asabiyeti uğruna ülkeyi ve milleti zor duruma düşüren, düşürmeye çalışanlar ve bunu ecnebilerin her türlü müdahalesine açık vaziyet bırakanlar bu ruhtan, bu şuurdan yoksundurlar; bu da böyle biline ki, onlara ihtiyaç duyulmayacaktır)

    Şimdi ideolojik ve siyasi görüşlerini egemen kılma adına bu milletin yüce değerlerini öteleyen ve kendi siyasi değerlerini! milletin yüce değerlerinin önüne geçirip, bunu beka ve varoluş söylemleri ile tanımlayanlar da bunun yanlış olduğunu Çanakkale’ye bakarak anlayabilirler.

    Kırk yılı aşkındır ecnebilerin de müdahalesi ile süregelen kardeş kavgasında verilen 10 bini aşkın -ana kuzuları- şehidimizin canlarını feda etmesi, bu şuuru en bariz bir şekilde ortaya koymuyor mu?
    Sırf bunu göz önünde bulundurmuş olsak bile siyasi rekabet ve ayrılıklarımızın, aşırılıklarımızın anlamsızlığını idrak etmiş oluruz..olmalıyız!

    İçeride birlik ve beraberlik olduktan sonra, her türlü dış müdahale hak getire..olabilir mi böyle bir cüretkarlık.
    Aksine ilişki kurmak, karşılıklı menfaat sağlamak için kapımızı saygıyla tıklarlar, değil mi? Yakın zamanda ucundan kıyısından örneklerini de yaşamadık değil…

    Öyleyse bize düşen her türlü işimizi adalet ve hukuk içerisinde görmek, hak edenin hakkını teslim etmektir.
    Seçimler de bile…

    Adalet ve hukuku, ülkemize, devletimize hakim kılmamızın neticesi, milli birlik ve beraberliktir. Yani evimizin içi tertemiz ve düzgündür.

    Gerisi laf-ı güzaftır.

    ”Puslu hava” imiş miş..kurt puslu havayı severmiş miş..

    Sorumluluk sahibi kimlerdir, bilinmektedir.

    Ülkeye ”puslu havaları” hakim kılmaya çalışanları bu millet asla affetmeyecektir.

  22. Fehmi Koru TEŞHİS demiş…
    Bize göre olması gereken TEDAVİ merhalesinde geçmemiş…
    Biz diyoruz ki;
    Bu düzen ZALİM DÜZEN…
    Zalim düzenin SEÇİM SİSTEMİ DE ZALİM…
    Durum böyle olunca günlerce seçim/sonuç deriz de deriz!!!
    Bir de Kılıçdaroğlu’na da yapıldığı/saldırıldığı üzere birbirimize gireriz!!!
    Tayyip Bey biraz Temel Bey Abisini dinleyip dediklerini yapsaydı ne iyi olurdu…
    Seçimden önce neler dendi neler, Türkiye adeta ortasından iki cepheye bölündü…
    Seçimden sonra “TÜRKİYE İTTİFAKI” demeye başladı Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan…
    Her halde Süleyman Karagülle Hocamızın “İTTİFAKLARIN İTTİFAKI” önerisini okudu da bunu dedi…
    *
    Neyse…
    Bizim genel TEŞHİSİMİZ belli…
    Bu düzen ZALİM DÜZEN…
    FAİZLİ ZALİM SÖMÜRÜ DÜZENİ…
    ENFLASYON VE BORÇLANMA DÜZENİ…
    TEDAVİ;
    ADİL DÜZEN…
    ADİL EKONOMİK DÜZEN…
    *
    Erbakan Hocamız olsa da anlatsa…
    Talebeleri olarak biz anlatmaya çalışıyoruz ama…
    Mesela;
    https://webtv.akittv.com.tr/ters-kutuplar/yerel-secimlerin-ardindan-son-durum-8581
    Mesela;
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/11079/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Secim-sistemi-sorunlu-Belediyeler-ne-yapmali
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/11080/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Secim-sorunlu-Istanbul-Belediyesi-ne-yapmali
    http://www.akevler.org/AkevlerMakaleler/11083/SonEk/0/Resat-Nuri-Erol/Yeni-Ekonomi-Programi-ile-ilgili-ilk-uyarilarimiz

  23. Yorunlar kisminda oyle yazilar varki sanki bir kose yazisi kadar iyi kaleme alinmis. Acaba diyorum gazetelerde yazamayan yazarlar ocakmedya da yorumcu olarakmi yaziyorlar 🙂

    • Piyasadaki gazetecilerden burada yorum yazarı olmak isteyenleri önce bi sınava sokup sonra da “biz sizi ararız” diyerek evlerine yolluyoruz dostum..:)

  24. Abdulkadir Selvi, bir Ahmet Kekeç değil. Dahası, Saray’dan doğru ve güvenilir bilgiler alabilen bir köşe yazarı (o bilgileri kendi gazetecilik becerileriyle mi alıyor, yoksa bilgiler işaret fişeği işlevi görsün diye kendisine mi aktarılıyor, bu başka bir tartışma konusu). “Türkiye İttifakı” sürprizinden söz ettiği Cumartesi günkü yazısının ilk paragrafını paylaşmıştım, yineliyorum:

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türkiye ittifakı”na yönelik olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na
    sürpriz bir teklif sunmaya hazırlandığını anlatacaktım. Hatta anlattım. Yazımı bitirmek üzereydim ki Kılıçdaroğlu’na saldırı haberi geldi. Kalem elimden düştü.”

    Böyle söylemişti Selvi dün. Bugün ekran başına geçtiğimde, merakla Hürriyet Gazetesi’ndeki köşesine gittim Selvi’nin. Kısmen düş kırıklığı yaşadım. Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na sunmaya hazırlandığı sürpriz teklife değinen bir yazı değildi. Belli ki, Saray, birilerinin Çubuk hamlesinden sonra, hazırladığı teklif üzerine yeniden düşünmeye karar vermiş.

    Abdülkadir Selvi, Erdoğan seçmenlerinin büyük çoğunluğunu CHP’nin Zillet İttifakı’nın önde gideni olduğuna ikna etmiş olduğu bir konjonktürde, “Erdoğan Kılıçdaroğlu’na sürpriz bir teklifle gidecek” bilgisini paylaşAmaz. Böyle bir şeyi ima dahi edemez. Çok açık ki, söz konusu bilgi kendisine Saray’dan ve üstelik kamuoyu ile paylaşsın, kamuoyu sürprize hazır hale getirilsin diye aktarıldı. Yani?

    Yani’si şu: Erdoğan ve AK Parti tarihinin en büyük kirizi ile yüz yüze, ve 31 Mart seçimleri ile görülür hale gelen bu kiriz derinleşiyor.

    Erdoğan’ın pek çok istediği ve uğruna çok şeyleri göze aldığı tek adam rejimi (yani Başkanlık sistemi), bu parti liderinin ayaklarına bağ olup çıktı. Üstelik, bu yolla, Bahçeli Erdoğan’ı kendi iradesine kilitledi adeta. Başkanlık Sistemi’nden zarar gören Erdoğan. O’nun hükümetinde hiçbir biçimde (ve ısrarla) yer almamış Bahçeli ise sürekli kazanan konumunda. Ekonomik sorunlardan devletteki dağınıklığa, halka umut verecek tek bir mesaj verememekten kendi partisi içindeki çıkar guruplarının kıyasıya rekabet sahasına dönüşmüş olan İstanbul seçimlerine kadar, her şey Erdoğan’ın hanesine eksi yazıp AK Parti oy ve inandırıcılık erezyonuna uğrarken, Bahçeli Erdoğan’a yutturduğu başkanlık sisteminin tüm nimetlerini birer birer topluyor. Sadece 31 Mart seçimlerinin değil, gidilecek erken seçimlerin de kazananı, tartışmaya yer vermeyecek bir biçimde, Devlet Bahçeli.

    Selvi, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na sunmaya hazırlandığı (Çubuk hamlesi ile şimdilik akamete uğramış görünen) sürpriz tekifin içeriğini yazmadı dün. Bugün de yazmadı. Ama, doğru gazetecileri ve doğru haber kaynaklarını izleyenler, Bahçeli’yi çok öfkelendirmiş olan o teklifin ne olduğunu biliyorlar bir haftaya yakın süredir -e dolayısıyla ben de biliyorum o haber kaynaklarını izlemeye zaman ayıran bir siyaset meraklısı olarak.

    Selvi’nin “Türkiye İttifakı” olarak söz ettiği, Erdoğan’ın da aynı isimle pazarlayacağı teklifin kabul edilme şansının olmayacağını düşünüyorum. Sunulacağı haliyle, CHP ve Kılıçdaroğlu’nun o teklife evet demesi mümkün değil. Bırakın CHP’yi, partisi içinde adım adım isyan bayrağı açmaya hazırlananlar ve bunun işaretini verenler bile kabul etmez o teklifi o haliyle.

    Erdoğan, giderek derinleşen krizinden CHP yardımıyla çıkabilmesi için, bu ucube başkanlık sistemini iyiden iyiye törpüleyecek ANAYASAL DEĞİŞİKLİK taleplerini kapalı kapılar ardında yürütür göründüğü pazarlıklara dahil etmek, kendi yetkilerine kısıtlama ve denetim getirecek YASAL düzenlemeleri kabul etmek zorunda. “Gelin ekonominin yönetimi ile şu ve bu bakanlıklara sizinkileri getireyim, IMF ile anlaşmayı da siz yapın”, elbette ki Kılıçdaroğlu ve ekibini gülümseten bir şark kurnazlığı girişimi olarak reddedilecek. CHP içindeki bir kaç bakanlık heveslisi hatırına Kılıçdaroğlu CHP’yi ateşe atacak değil kuşkusuz.

    Erdoğan seçeneksiz: Ya Çubuk hamlesi ile krizini MHP dışındaki aktörlerle (bir süreliğine) çözme arayışından vaz geçecek, ya da, başkanlık sisteminin, anayasal değişiklikler içerecek biçimde, pazarlık masasında bulmaya razı olacak.

    Ne yapacağının ilk ve güçlü işaretini, YSK’nın seçimlerin iptali başvurusunun -fazla geciktirmeyeceğini düşündüğüm- sonuçlandırmasıyla alacağız. AK Parti’nin başvurusu reddedilirse, biliniz ki “Türkiye İttifakı” için pazarlıklar devam ediyor demektir.

    Başvuru kabul edilir ve İstanbul seçimleri reddedilirse? O durumda, düşünmek bile istemediğim bir kaosa sürükenir Türkiye, hepimiz kaybederiz kestirilmesi mümkün görünmeyen bir süre boyunca. Kaosun bedelinin çok ağır biçimde kime ödettirileceğini de kestirebilien kestiriyor zaten.

    ‘Münevverler’ açıp biraz gazete okusunlar şu sıralar. Olanlardan ve muhtemelen olacaklardan öylesine bihaberler ki, hala burada seçimlerde erişilmiş oy oranlarından söz edip Cumhur İttifakı’nın pazara değil mezara kadar süreceğine inanabiliyorlar. . .

    • “Başvuru zaten kabul edildi!” diye itiraz edilmesin. Pelikancılar ve müttefikleri, tıpkı oyları tekrar tekrar saydırma sürecinde olduğu gibi, yeni yeni ‘deliller’le (!) dayanıyorlar YSK kapısına. Yani bir başvuru değil, başvurular silsilesi var ortada.

    • münevver olmayanların pazara kadar değil, mezara kadar dostuz, ne söylese kabulüm kabilinden sözlerinin mezara kadar değil, pazara kadar bile sürmediğini, insanın kendini bile bilmediğini gördükten sonra cumhur ittifakının ne kadar süreceğini de bilemiyorlar gerçekten.
      münevverler, olmayanlar gibi bir ormanda, tek başına, bir hırka ve terlikle yaşamadıklarından, iyi bir evlat, eş, anne olmaya çalıştıklarından, geniş bir aile, yakın ve arkadaş grubu ve toplum içi görevleri olduğundan, sevdikleri kişilere ve işlere zaman ayırdıklarından ve bu zamandan hoşlandıklarından olsa gerek siyasete, haberlerine ve polemiklerine iyi bir evlat ve eş olmayı başaramamış, toplum içinde kalamamış, düzenli ilişkiler kuramamış hesap sorar gibi yaparak ağız dalaşından hoşlanarak vakit geçiren, bu şekilde yalnızlık gideren kimseler kadar vakit ayıramıyorlar gerçekten. münevverlerinde eksikleri var, çok şükür.

      • Hanımefendinin ifadelerinin örüntüsü o kadar incelikli ve etkili menzili o kadar yüksek ki muhatabı isterse amazon ormanlarının derinliklerindeki bir inde yaşıyor olsun, yine de varıp buluyor hedefini… Yakıcı ve delici bile olsa; bu neviden bir hitaba maruz kalabilmiş olman bile senin için büyük bir lütuf mutluluk olmalıdır..!

      • Didem Hanım, yakışmamış bu tahkir ağzı size.

        Üniversite yıllarında bir arkadaş bilgisayar programcılığıyla ilgili GW Basic’te 15-20 satırlık bir program yazmış ve “Artık bilgisayar programcılığını hallettim. Şimdi acaba kendime nasıl bir uğraş alanı bulsam?” deyivermişti.

        Trilyon üzeri trilyon üzeri trilyonluk bir alana sahip yazılımı iki günde halletmişti yani.

        Bizim mili tank, milli helikopter, milli uçak, milli uçak gemisi, milli uzay gemisi vs. her şeyin millisini yapmamız gibi.

        Vaktiyle rahmetli Erbakan’ın Leopar tanklarının motorunun planını falan yapması gibi.

        Demode olmuş bir sistemi satın al. Üzerindeki “M” harfini “T” yap. Al sana “Milli bilmem ne”.

        Uzar da uzar.

        Kimi var 1 haftada bir kitap yazar (sayın Yazar gibi). Kimi de 1 haftada 1 kitabı okumayı beceremez (kendimden bahsediyorum).

        Şener Şen’in “Aranızda daha bomba atmayı bilmeyen hayvanlar var!” dediğinde Kemal Sunal’ın Halit Akçatepe’ye dönerek ve meşhur gülüşüyle “Benden bahsediyor.” demesi geldi aklıma.

        • baduh bey,
          bazen yakışmayanı da yapmak gerekir,
          sebeb sonuçları haklı kılar.

          bir gazetecinin yorum köşesinde, gazetecinin belirlediği konularda görüşlerimizi yazarken, kimsenin karşımıza geçip, adlarımızı haykırarak ne kadar birikmiş siyasi gündelik konu varsa şuna sustunuz, buna pustunuz, yok durdunuz diyerek hezeyanlar içinde hesap sormaya hakkı yoktur. mezkur konulardaki fikrimizi bilmeden yakıştırmalara da hakkı yoktur, bu sırada sizin de bu yakışmadı notunuz yoktu. kibarca kavga etmeyelim dediğimizde köfte-kuruş sayılır belki ama kavga da yumruk sayılmaz. şimdiye kadar kimseyi kırmış, sataşmış değilim, sataşan olmuşsa önce sabretmiş sonra karşılık vermişimdir,
          “Kibirliye karşı kibir, sadakadır.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, IV, s. 366/5299)
          ben herkesi edebe davet ediyorum, edebine göre…

          • Didem hanım pek güzel özetlemiş mevzuyu. Baduh arkadaşa da tavsiyem, kitap okumuyorsa da sizin yorumlarınızı devamlı takip etmesinde fayda var gibi…

          • “Başka bir şey söyleyeyim: Valilere müsteşarımız üzerinden böyle bir talimat gönderdim. ‘CHP il başkanlarını bundan böyle şehit cenazelerinde protokole kabul etmeyin’ dedim. Onların gideceği bir adres var. O adresi de onlara göstereceğiz. Onların gideceği adres şurasıdır: PKK terör örgütü mensuplarının cenazeleri var, biz onları çok kısıtlı kaldırttırıyoruz, o leşleri. Onlara bir kişilik kontenjan orada ayırttıracağız. Sandıkta beraberlerse cenazede de beraber olacaklar.”
            İçişleri Bakanı S. Soylu
            Bu adamın konuşmalarıyla mest olanlar sağduyu timsali, saray danışmanı adayı, seçkin münevver, birlik ve beraberlik duygularının sözcüsü.

            bay bernarın bu yorumuna
            mest olduğunu nerden biliyorsun,
            mesnetin nedir,
            hadi alıntıla
            diyen bir kişi çıktı…
            henüz yanıt alamadı.

            siz nerdeydiniz?
            yanıt beklediğimi sanmayın.

      • Sadece ismim değil soy ismim de arşivlerde kayıtlı, sayın Yorumdar. Gazeteler arasında gezinmeye ayıracak serbest zamanım var, kendimce okuduklarımdan sonuçlar çıkarıp kestirimlerde bulunmayı da seviyorum. Hepsi bu.
        Selamlar

          • İnanın ben göremedim bunu, kuşkulanmış olduğunuzu düşündüm. Yazdıklarımı okunmaya değer bulduğunuz için teşekkür ediyorum.

          • Artık körlerle sağırlar birbirini de mi ağırlayamıyor ne? Yani mösyö bernarı övebilmek için sayın koruyu payanda yapıyorsun; sonra da muhataplarını anlayışı kıt olmakla suçluyorsun! Gerçekten birilerini övmek istediğinden emin misin sen yorumudar? Yoksa nurdan ablanın dediği gibi tosluyor musun sadece..?

      • Yorumdar! Siz bu yorumunuzun aynisini benim bir yorumumda yazmıştıniz! Yalniz tek bir farkla! onda isim ve soy (doğru idise) adını yaziyordu.
        Sonra fitesi kırık araba gibi duvara toslamıştınız.
        Hatirlatmak istedim.

        • Nurdan abla, sizin yorumunuzu okuyup bunu kesin fk yazmıştır diyen bi yorumcuyu neden ciddiye alıp cevap yazıyorsunuz ki? Olacak şey mi bu..?

          • H.Gayret ben sizin takma adinizi kullanarak yorum yazanlari sizin yazim tarzinizdan dolayi hemen taniyorum.🙂

            Sizin rumuzunuzu kullananlar yazmiş diye az daha bu yorumunuzuda okumayacaktim, fahak son anda sizin olduğunu anladım.

            Sorunuzun cevabina gelince kusuruma affedin Sorunuzu anlamadım.☺

          • Hayır tesadüf falan değildi ve o zaman da duvara toslamıştın yorumudar arkadaşım! Nurdan abla ilk kez haklı bence:) nasıldı o söz; kaç kuruşa bi köfte olmazdı? Ancak bi aydının edebilicee lafın devamını da getiremedim işte; ben iyisi mi gidip biraz karar filan okiim bari; oralar daha havalıdır ya da seviyeli, amaan neyse..:)

  25. Önce ekonomi ile ilgili bir hatırlatmada bulunayım. ekonomik durum çok çok çok kötü.
    – Yukardaki cümle içinde bulunduğumuz durumu açıklamaya yetmiyor ya da başka ifade ile, yukardaki durum iyi halimiz:
    – ekonomik durum, var olan kötü durumdan çok çok çok daha kötü yerlere gidiyor.
    – işsizlik, enflasyon, fabrikaların kapanması vb. zaten bilinenler. hem bunları artıracak hem de bunlara ilave bir sıkıntımız daha ortaya çıkabilir. dolar yükseliyor ve doların yükselmesi gittikçe de hızlanmaya başlıyor. bir süre sonra, doları durdurmakta epey zorlanabiliriz.
    – kontrgerilla durdurulamazsa, ülkede yaşanacak kaos, ekonomik durum üzerinde de etkili olacaktır.
    – Akarın mesajı alması ile ülkedeki durumun çok çok daha kötüye gitmesi arasındaki bağlantının da görülmesi, ve akarın mesaj almasının önlenmesi gerekiyor. Tabi soylunun, müthiş araştırmacılığının da.
    – bu sadece vatandaş olarak bizim değil, ülkeyi yönetmeye çalışan iktidar açısından da önemli. çünkü ülke, iktidar açısından, yönetilemez noktasına gidiyor.
    – Yani olay sadece, yapılan provakasyonlarla ergenekonun akp ile bilek güreşinde güç devşirmesinden ibaret değil.
    – Belli bir kıvama getirilen halkın öfkesinin akpye yönelmesi de değil. çok daha büyük bir sorun:
    – Ülkenin hem ekonomik, hem de sosyolojik olarak, iktidar partisi tarafından yönetilemez noktaya gelmesidir.
    – İktidar partisi tarafından yönetilemez noktaya getirilen ülke, kontgerilla ya da ergenekon yapılanması haricinde hiçkimse için arzu edilir bir durum değildir.

    • Hamza bey, ekonomik kriz gelip suratına otursa tanır mısın acaba? Milletin anasını ağlatan ’94krizini hiç duydun mu; başbakanımız ekonomi profesörüydü:) 2001krizini mutlaka yaşamışsındır, tanırsın imf nin derwishini, bilirsin bir gecede soyulup soğana çevrilişimizi…

  26. kurtların puslu havayı sevdiği söylenir, puslu havaları seven çoktur.
    çubuk olaylarında provakasyon var mı bilemem elbette ama yumruklayan galeyana gelmiş bir köylüye benziyordu. burada insanların son derece kolay galeyana gelebilmesine dikkat çekmek ve kalabalık psikolojisi üzerine kafa yormak gerekir. en sakin insanlar bile farklı davranabilirler. çubuk ta provakasyon yoksa bile bu konuda içerden ve dışardan mihrakların türkiye de insanları sokağa dökmekle ve iç savaş benzeri olayları körüklemekle ilgili faaliyetler içerisinde olduğu yazılıp çiziliyor. özellikle erol mütercimler 2019 iç savaş çıkarılmaya çalışılacak uyarısını uzun zamandır yapıyor. gerçekten de yaşanan olaylara doğru teşhis konulması ve ve duruma uygun davranılması önemli. hepimize bu konuda sorumluluk düşüyor. bizim gibi ülkeler olmasın ve onmasın istenen ülkelerdir, içerde ve dışarda ortalığı karıştıracak hainlerden müstağni kalmaz. dikkatler hem içeriye hem dışarıya odaklanmalıdır, zaten kötülük tek millettir.
    seçimde hile söylemini ve istanbulda seçimlerin yenilenmesini doğru bulmuyorum. geçersiz oylar da sayıldı ve fark kapanmadı, hayat pahalılığının bu kadar arttığı, pek çok işin akamete uğradığı bir zamanda kısmi bir oy düşüşü ve büyük şehirlerin kaybıyla yerel seçimi atlatması, neredeyse 20 yıldır iktidarını sürdüren bir partinin bunca yıpranmışlıktan sonra ve hala en yakın rakibini neredeyse katlaması ittifak yaptığı partiyle % 53 ü aşması bana kalırsa görülmemiş bir başarıdır. kıymeti biline…iktidar aklını başına toplaya…birlik beraberlik mesajları vere…ekonomiyi düzelte…tarım ve teknoloji seferberliği ede…

    • Hanımefendiye aydınlatıcı değerlendirmeleri kalpten teşekürler; inci taneleri gibi pırıltılı bir düşünce dizgesinin eseri bu; türkçeyi hep çok sevdim..:)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız