‘Komplocu’ denmesinden korkmasam daha açık yazardım; birileri eski yöntemleri uygulayarak AK Parti’yi zora sokuyor…

26

Siyasette adet böyledir: “Hükümette değişiklik bekleniyor, bazı bakanlar gidici” türünden haberler gündemi işgal etmeye başlar buna rağmen beklenen olmazsa, birileri bunu zorlamayı amaçlayan girişimlerde bulunur.

“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” denir ya, hükümet değişikliğiyle ilgili haberler de çıkacak ateşin dumanıdır.

Beklenen değişiklik gerçekleşmezse bunu zorlamayı amaçlayanlar ellerini biraz daha yükseltebilirler.

Ne olduğuna bir bakalım

Hükümette değişiklik olacağı yolundaki haberlerin kaynağı, AK Parti’nin itibar ettiği medya organlarında karşımıza çıkan haberler, muteber yazarların yazıları, ekranı parselleyenlerin yorumları… Hürriyet ve Sabah gazetesi ile aynı gazetelerde köşesi bulunan bazı yazarlar ile CNN-Türk ve ahaber televizyonunda ekranlara yansıyan tartışma programlarının bazı gedikli yorumcuları beklentiyi köpürtüp duruyorlar.

‘Cumhur İttifakı’nda AK Parti’nin ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli’nin “Birileri istiyor diye bakan mı değişir” meydan okumasına ve AK Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Başarısızlık söz konusu değil ki, ne değişikliği?” anlamına gelen çıkışına rağmen…

Ben de burada, onların meydan okumaları ve çıkışlarından önce, yeni sistemde –‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’nde- bakanların parlamenter sistemdeki müsteşarlara denk olduğunu, kendilerine verilen görev çerçevesinde icraat yaptıklarını, bu sebeple bakanlara yönelik ‘başarı’ değerlendirmesinin yanlış olacağını belirttikten sonra, değişiklik beklentisinin gerçekleşmeyeceğini yazmıştım.

Erdoğan ve Bahçeli’nin açık tavırlarına rağmen bakanların değişmesi arzusu gündemde tutuluyor; hem de yine aynı kaynaklar tarafından…

Reklam

Yalnızca değişişim talebiyle de yetinilmiyor, şimdilerde hükümetin bazı bakanlarını doğrudan hedef alan yayınlar da başladı.

İlk hedef adalet bakanı Abdülhamit Gül

Onunla ilgili yayınları başka bakanları yıpratmayı amaçlayan yenileri izleyebilir; buna da hazırlıklı olmak lazım.

Bakanlar kurulundaki bazı isimlerin yerlerini yenilerine bırakması arzusu artık bir güç gösterisinin parçası haline dönüştü. Bu arzuyu medyaya taşıyanlar mutlaka sonuç almayı ve bu yolla güçlerini herkese kabul ettirmeyi kafaya koymuş görünüyorlar.

Askeri yönetim dönemlerinde ordu içerisindeki 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında ‘Silahlı Kuvvetler Birliği’ cuntası gibi gizli örgütlenmeler siyaset üzerinde etkili olmak için benzer bir yöntemi uygularlardı. Sivil siyasetin daha önde olduğu dönemlerde ise, medya patronları, bakan atamalarına karışmak ve istemedikleri bakanları yerinden etmek girişimleriyle, ellerindeki gücü kullanarak büyütme girişimlerinde bulunurlardı.

Tabii o girişimlerin sonuca ulaşabilmesi için iktidarın siyasi zemininin kaygan olması gerekir. Öyle dönemlerde yukarıdan (askerden) veya yandan (medya patronlarından) gelen telkinlere zayıf iktidarlar direnemezler.

Siyasi hayatımızın en kara sayfalarından birini teşkil eden ‘28 Şubat’ (1997), öncesinde siyasi iktidarı zayıflatma amaçlı medya yaygaraları, sonrasında da askerlerin MGK’yı kullanarak taleplerini dayatması ile Refahyol hükümetinin sonunu getirmişti.

Bugün MGK da eski MGK değil, hükümet karşıtı denilebilecek bir medya ve güçlü medya patronları da yok.

Reklam

İktidar da son yapılan genel seçimde yine yüksek oy almayı başarmış, gidilen bir referandumla devletin yönetim sistemini bile değiştirebilmiştir.

Görünürde durum bu.

Merakımı gıdıklayan durum

Durum bu olduğu halde nasıl oluyor da, sanki karşılarında zayıf bir iktidar varmış gibi Cumhurbaşkanı ile siyasi ortağı MHP liderinin açık seçik tavırlarına rağmen ‘Cumhur İttifakı’nı zora sokabilecek bir baskı AK Parti’ye en yakın gazetelerde ve AK Parti’nin itibar ettiği köşeler ile ilişkili ekranlarda kendisine yer bulabiliyor?

Yoksa iktidar dışarıdan göründüğü kadar güçlü değil mi? Veya yoksa iktidar güçlü de, iktidar içinden veya yakınından bir grup, bakan değişikliği yapılması amacını kullanarak, baskı yoluyla bir güç savaşı mı veriyor?  

Bu soruya makul bir cevap bulmak bugün kolay değil.

Olayın şimdi hedef alınan bakanın bir süreden beri ‘adalet reformu projesi’ ile Türkiye’nin içte ve dışta muhatap olduğu ağır eleştirileri sona erdirme amaçlı bir çalışmayı yönlendiren kişi olması dikkat çekici. 

Daha da dikkat çekici olan, suçlayıcı yayınlarda kullanılan FETÖ malzemesinin AK Parti’nin en fazla kaçınması gereken türden bir bumeranga dönüşebileceğini bunu hiç düşünmemiş olanların bile aklına getirme sonucunu doğurabilme ihtimalidir.

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Bülent Arınç’ın eleştirileri de göze alarak yaptığı haklı uyarıların AK Parti’nin öndegelen isimlerinden aldığı tepkileri de bu cümleden sayabiliriz.

Tehlikeli sularda dolaşan birileri var AK Parti’de ve çevresinde.

Bakalım sonuç alabilecekler mi?

Ve tabii, sonuç alabilirlerse, o sonuçla elde edecekleri ekstra gücü ne için kullanacaklar?

Meraktayım.

ΩΩΩΩ

26 YORUMLAR

  1. Tc de 2 yılda emekli olanlar var. Bunlar TV ye çıkıp ben Müslümanım diyor. Müslümanlık eşitlik demek. 80 milyon ise 40 yıl çalış. 70 yasında emekli olabilirsin . deniliyor.

  2. Erdoğan’ın entelektüel düzeyi Türkiye’yi yönetmek için yeterli değildir. Yeterlidir diyenler iki rekat samimi namaz kılıp bir daha düşünsün.

  3. ”–‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’nde- bakanların parlamenter sistemdeki müsteşarlara denk olduğunu, kendilerine verilen görev çerçevesinde icraat yaptıklarını, bu sebeple bakanlara yönelik ‘başarı’ değerlendirmesinin yanlış olacağını belirttikten sonra, değişiklik beklentisinin gerçekleşmeyeceğini yazmıştım.”
    paraprafınızda herşey açıklanmış zaten. yinede;
    bir parti içndeki hesaplaşmadan bize ne?
    kim yenerse yensin size ne?
    bir oğlan bir kızı öpmüş kime ne?
    bırakın siyaset biraz politikacı, devlet adamı üretsin…
    yüz sene de seksen milyon nüfustan birer tane Atatürk, inönü, menderes, özal, eco, erbakan çıkmış!
    bir de Sn. rte eklenir en son belki..
    kafasını kaldıranın kafasına vurmak!..
    papağan gibi aynı şeyleri tekrarla mayanları aforoz etmek!..
    aykırı davrananı elinden gelse asmaya kalkmak!..
    farklı birşey konuşanın dilini kesmeye, sesini kısmaya çalışmak!..
    gibi haksızlıkları bitirmek;
    umarım bu hükümete kısmet olur.
    böyle fırsatları değerlendiremeyen kardeşlerim huuu..
    okuduğunuz ezberlediğiniz bilgileri bir değerlendirin, ülkeyi düze çıkarabilecek fikirleri olan kimse yok mu?
    siyaset deyince rakibe hakaret etme olarak anlayan kültürü gömün derinlere..
    yada ‘armut piş ağzıma düş’ mü bekleyen var.
    çok beklersiniz.

  4. Şu veya bu odağın,şu veya bu yazarın bir değişiklik istemesi önemli değil.

    Zaten Erdoğan da ilk günden bu güne kadar medyadan gelen talepleri dikkate almadı 17 yıllık iktidarı boyunca.

    Ama halk bir değişiklik istiyorsa bunu dikkate almak lazım.Benim gözlemime göre halkta bu talep var.Şahsen ben de değişiklik isteyenlerdenim bir Ak Partili
    olarak.

    Ayrıca bakanların kamuoyu tarafından tanınmayan kişilerden oluşması da bence isabetli değil.Binali Yıldırım gibi isimlerin bakanlar kurulunda bulunması gerekiyor,her ne kadar sahasında tecrübeye sahip uzmanlar danışman
    olarak Külliyede istihdam ediliyor olsalar da.Ayrıca bakan okarak düşünülen böyle isimlerin milletvekili seçilmemesi uygun olur.Çünkü vekil bakan yapılınca vekilliği sona eriyor.

  5. Ergenekon savcısıydı, o davaların hakimleri de savcıları da içerde, kaçmadıysa. Ne istediler de vermedik dediklerini terörist ilan ettiler ama soruşturulan tek bir siyasi yok, meclis araştırması bile yapmadılar. Yargıyı Fetö’ye teslim eden eski adalet bakanı gizlice ifade veriyor. Fetö’yü yıllar önce bölücü ve TC ye zarar veriyor diye kitaplar yazanlar tutuklu, Sözcü ve Cumhuriyet gazeteleri Fetö’cülükle suçlanıyorlar. Fetö’nün TC sözcüsü ve arabulucusu köşelerinde Emin Çölaşan Fetö’cüymüş. Yersen. Adı konulmamış padişahlıkla her yetki elinde ama; eğitimde sonuncu, yargıda darmadağın, ordu ne idüğü belirsiz, ekonomi sahte verilerle bile ayakta durdurulamıyor. Doğu’da geçsinler diye hakimleri ayaklarına götürdüklerimiz yeni komşu devlet kurmakla meşgul. ABD sentetik ortak haberimiz yok. Niye bunları yazıyorum ki; TC nin selası gece yarısı okunmuştu, fatihası yakındadır.

    • Yahya bey, sozcu gastesinin sahipleri ve cumhuriyet yazari h.cetinkaya fetocu muymus neymis sayin koruya sorarsaniz size anlatacaktir… O geceyarisi duydugunuz selalar da 15temmuzdan kulaklarinizda kalmistir ve 15temmuz bir veda degil bir fatihadir; tabii sizin gibilerin ruhuna..!

  6. Benim icin yazinin en ilginc kismi “Daha da dikkat çekici olan, suçlayıcı yayınlarda kullanılan FETÖ malzemesinin AK Parti’nin en fazla kaçınması gereken türden bir bumeranga dönüşebileceğini bunu hiç düşünmemiş olanların bile aklına getirme sonucunu doğurabilme ihtimalidir.” – bumerang olsa seyrele gumburtuyu… bakalim ne olacak nasil olacak… hicbirsey olmasa da birseyler olacak 🙂

  7. abd çakma başkanı trump,iran akarşı şavaşa hazır olduklarını açıklamış.trump iyi atmış.mangalda kül bırakmamış.savaş dediğin söylemekle olmaz,icraatla olur trump.ortadoğu nun petrollerini yıllardır sömürüyordunuz.iş başbelası iran a gelince sadece söylüyor ama bir türlü icraata geçemiyorsunuz.bir de utanmadan sömürdüğünüz körfez ülkelerine bir sizin güvenlğinizi sağlayacağız dediniz,sonra çark edip,abd körfez ülkelrini savunmaktan vaz geçti dediniz.körfez ülkelerini sömürmeye gelince varsınız,savunmaya gelince buhar olup uçtunuz.halep oradaysa,arşın burada çakma başkan trump.hadi,iran ile savaş ve onu dize getir de görelim.bir de utanmadan gerekirse ortadoğu yu savunur istediğimiz her ülke ile savaşırız diyorsun trump.bu işler uygulama ile ispat ister.ummuyorum ya,birden cesaretlenir de iran a karşı savaşırsan eğer,türkiye istemeden yanınızda olacaktır.elleri mahkum.hem ırak ve suriye üzerindeki hareketleri de kısıtlanır.avrupa ülkelerine de iş düşüyor.para kazanma hırsını bir kenara bırakmalı,iran ile ticareti umursamamlı,abd nin yanında olup;bu başbelası iran ı haritadan silinmesine destek olmalıdır.yoksa tarihe zulmün işbirlikçisi olarak geçerler.haydi çakma başkan trump.iran a savaş aç ve mollaları devir de görelim.sıkıyorsa tabi.

    • Sayin ertav, gecen gun “yusuf” rumuzlu bir yorumcumuz da American halkinin ne kadar “barissever” oldugundan filan sozediyordu, ozellikle de dublex villalarda oturanlari… Siz de simdi tutturmussunuz bay baskani yeterince saldirgan olmamakla sucluyorsunuz..! Halk barisseverse o ne yapsin..?

    • Sabah uyandim! ruya gördümmü görmedımmi hatirlamiyorum!
      Onu bunu bilmemde resimdeki bacakların ayağindaki ayakkablar
      spor ayakabi.
      Başı olmayan ve kendisine güvenen bacaklar, malum kafa olmayınca bastiğ yerin sağlam olduğuna cok emin.
      Birazda Çemberden bahsedelim!
      Bacaklar kırmizı, daire içinde, iç ve dışindaki kirmizi noktalara çok güveniyor olsa gerekki kendini korumaya aldiğna, emin. Oysaki! Testere daireyi hizlı bir şekilde kestiğini fark eden bazi noktalar kendilerini çember dişina atmiş ıçirisindekiler ayağınin altindan uzaklaşmiş, daireyi terk etmek üzereler o bacaklar daha ağaç gibi dim dik yerinde duruyor….!!!!!
      Az kalsın Testerenin sesinidemi duymuyor diye yazacaktim, birden hatirladim! Yaho “KAFASI”olmayan bacaklar neyi fark edecek çukura düştükten sonra, birer tekmede etrafindaki noktalardan
      yer ve yok olur gider.
      Yazinin resmi Fehmi beyin yazisindan daha acik ve net, olduğu için yazıya yorum yapmadim.

  8. Bir metin için özellikle bir köşe yazarının düşüncelerini açtığı bir yorum metni için “bunu anlatmak istedi” demek yazarı sınırlamak olur. Kuşkusuz yazar “bunu anlatmak istedi” de işaret edilen şeyi anlatmayı niyet etmiş olabilir pek çok anlatmak istediğinin yanısıra. Belki yazarı sınırlamak yerine kişinin kendini sınırlaması daha yerinde olur “ben bunu anladım” demek gibi… Doğrusu ise sınırlamamaktır, sonuçta yazar konuyu pek çok açıdan değerlendirmiş olabilir, zaten konularında pek çok açısı vardır bırakalım o gücü miktarı meramını anlatsın, bırakalım okuyucu gücü miktarı anlasın. Sonrasında yorum yapmak isteyen dilediği açıdan konuyu ele alabilir, kendi düşüncelerini aktarabilir.
    Benim bu günkü yorumdan çıkardığım bir şey de yani çıkardıklarımdan biri de medya da kalemlerin ve onurların bol miktarda satılık olması… içerde dışarda pek çok alıcının olması hasebiyle de borsanın anlık hareketleri gibi el değiştirdiği. Bir kısım da adam tutmakla olmadı ayak kaydırmakla çok meşgul. Kimsenin vatan millet derdi yok gibi, şahsi hesap derdinden vakti yok gibi.

    • Didem hanim selam, degerli yorumlariniz icin cok tesekurler, begenerek okuyoruz. Biz bu kosede sayin korunun yazilarini sadece ingilizceye ceviren allamelerden degil mercimek kadar beyniyle turkceye cevirmeye kalkan takozlardan da biktik usandik… Sayin yazara “akil sagligi” dileyecek kadar ileri giden kimi densizlere ise soyleyecek sozum yok zaten… Siz varolun, sevgilerimle…

  9. Erdoğan-Bahçeli ittifakı bir mantık evliliğidir, aşkın zerresi yoktur. Ciddi bir anlaşmazlık halinde birbirlerine yapmayacakları şey yoktur, şimdi bunun için fırsat kolluyorlar.

    AKP=Erdoğan olunca, Erdoğan bu partinin hem nedeni hem sonucu oldu. Nedensellik ilkesi ortadan kalktı. Bu durumda Hükümet değişikliğinin fiziksel bir anlamı yoktur, ancak kimileri üzerinde psikolojik bir anlamı olabilir.

    Ne Ergenekoncu Paşalar nede Gülen Cemaati terörist değildir. İktidar savaşını akılcı yapmasını beceremeyen sıkışınca şehzade hatta evlat katleden nesillerin kültüründen gelen, akılcılığı vasat duygusallığı yüksek –tabiri caizse- ülkücülerdir.

    Kendi adıma, gayretli ama vasat akıllı bu idealistlerden gına geldiğini söylemeyelim. Bir ülke ‘orta zekalılar cenneti’ ise hiçbir konuda vasatı aşamaz, öyle de oluyor.

  10. Ben yine dünden için yazacağım:
    Ahmet isimli yorumcu, nurdan hanımın yorumunun altına aşağıdakini yazmış:
    “Sn Nurdan hn aşağıdaki alıntı bahsi geçen aydın görünüşlü göya demokrat bir şahsa ait ve siz bu düşünceleri destekliyorsunuz. Ne diyelim ?????
    ” bir İmam Hatip öğrencisi doktor olamaz.”’
    – Öncelikle dünkü yazıyı, nurdan hanımın alıntılaması nedeniyle ben de okudum.
    – yine öncelikle, ahmet nesinin yazılarını okumuş olsam da, “doğru” dediğim çok bir düşüncesi yok.
    – Dünkü yazısı da, bence baştan aşağı yanlış, RAM belleğinden yazılmış yazılmış yazılarından bir tanesi.
    – Ben de, bir sonraki gün, aslında hem celal başlangıç hem de ahmet nesinin, yazılarını eleştiren yazılar yazacaktım bu sütunlarda.
    – Onları eleştiren yazılar yazmak istememin nedeni, solda bir dönüşüm olabilirse, türkiyede de bir dönüşüm olabilir ya da türkiyedeki dönüşüm ivme kazanabilir.
    – Oysa onlar, tartışma ortamlarından kaçarak, kendileri yazıyor, kendileri gibiler okuyor rahatlığı içinde yazıyorlar. Yurtdışından yayın yapmalarına rağmen, okur yorumları bölümünü açmaktan imtina ile kazınıyorlar.
    – Zannediyorum bunun 2 nedeni var.
    1- o bölüme yazacak olanların çoğunun düşüncelerini yazmak yerine hakaret içeren mesajlar yazacakları düşüncesi ki bu düşüncelerinde haklılar.
    2- aykırı düşüncelerin yazılarak, tek taraflı yayının devamının sekteye uğraması, düşüncelerinin çoğunun aslında boş olduğunun okurları tarafından görülmesi korkusu. bu korkuyu da, birinci gerekçenin arkasına saklanarak okur yorumlarını bölümü yayınlamıyorlar.
    – Aynı durum diken.com.tr sitesi ve t24 siteleri için de geçerli. Ancak, diğer 2 sitenin türkiyeden yayın yaptıkları için, okur yorumları nedeniyle baskıya uğramaları korkusu olabileceklerini kabul ediyor, onları artıgerçek.com sitesinden ayrı tutuyorum.
    Ancak, ahmet isimli “okur”un nurdan hanıma yazdığı yorum yazısından sonra Ahmet nesinin o yazısı hakkında yazmak yerine ahmet isimli “okur” hakkında yazma gereği doğdu.
    Bu “okur”un sahtekarlık, olayları çarpıtmak, öylesine öylesine içine işlemiş ki, dna yapısı bile bozulmuş.
    Evet ahmet nesinin yazısındaki “bir İmam Hatip öğrencisi doktor olamaz.” metninin bir mantığı var ve bu mantık ahmet isimli şahsiyet tarafından ahmet nesinin dindarlara düşmanlığı şeklinde sunuluyor. yani nesinin yazısı, bilerek, ya da yazıyı anlayacak kapasitesi olmadığı için, çarpıtılıyor.
    – Öncelikle, trollere bir noktayı hatırlatayım. İmam hatipliler= müslümanlar demek değildir.
    – ikincisi, yine trollere bir başka noktayı hatırlatayım: İmam hatiplerliler=en doğru insanlar değildir.
    – Üçüncüsü, yine trollere bir başka noktayı hatırlatayım: İmam hatip okulları birer mesleki okuldur. Mantığı imam ve müezzin yetiştirmektir. ve ahmet nesin de, imam hatip meselesi hakkında yazarken, bu noktadan yazıyor. bir meslek lisesinin motor bölümü mezununun doktor olması ne kadar yanlışsa, bir imam hatip mezununun doktor olması da o kadar yanlıştır.
    – Yukardaki cümleyi şu şekilde değiştireyim. Endüstri meslek lisesinin motor bölümünün, üniversitede doktorluk için öğrenci yetiştirme hedefi ne kadar yanlış ise, imam hatip liselerinin de aynı şekilde yanlıştır.
    ahmet nesinin yazısının özü budur ve bu düşünce bu yönüyle doğrudur.
    – Ancak, ne ahmet nesin, ne de başka birisi, motor bölümünde okuyup da, sonra diğer dersleri de başarı ile bitirip tıp fakültesine giren, girmeyi başaran birisinin eğitim hakkını elinden almayı düşünmez. bu durum imam hatipler için de geçerlidir. ve Ahmet nesinin de kastı budur. Yazısının özü de bu düşünce üzerine kurulu. Bun anlayamamak ya da bunu anlayıp özünden saptırmak tam da dnalarında bozulma nedeniyle, trollere uygun bir davranıştır.
    – Ben ahmet nesinin ne kadar demokrat olduğu konusunu tartışmıyorum. Ancak, hem demokrasi, hem de insan hakları ve özgürlükler konusunda, ahmet isimli yorumcudan daha iyi niyet taşıdığından eminim. Gerçek bir demokrat olduğunu düşünmesem de…

  11. cb. erdoğan ın:” başarısızlık yok,niye kabine değişikliği yapalım?”sözünden akp iktidarının başarılı olduğu mu anlaşılıyor?iktidarda olan erdoğan ve partisi değil mi?onlar başarılıyız dediğinde ;”emriniz başım üstüne ,siz başarılısınız.” mı denilenecek?akp iktidarı,16-17 senelik iktidarları boyunca cürümlerini hiç kabul ettiler mi?17/25 aralık yolsuzluk olaylarında yolsuzlukları ayyuka çıkmış bakan ve bakan çocukları kollanmadı mı?bizzat cb.erdoğan ın oğlu bilal hakkındaki yolsuzluk tapeleri yalanlanmadı mı?bilal hakkında soruşturma açıldığında; bilal, soruşturmaya gönderilmedi.soruşturmayı yapan savcı,hakim,polis ve emniyet müdürleri fetöcülükle suçlanıp görevden alındılar.bilal ve diğerlerinin yolsuzluk dosyaları,zamanın adalet bakanı tarafından sözde incelenip;”ben dosyayı inceledim.usulsüzlük ve suç unsuru yok.”açıklaması yapmadı mı?halbu ki,adalet akanın o söz konusu dosyaları dokunmaya bile yetkisi yoktu.akp iktidarı zamanında kadın cinayetleri,cinsel suçlar,çocuk tacizleri,darp,gasp,cinayetler ve bilumum suçlar her yıl arttı ve ayyuka çıktı.memleketin her yanında adalet,hak,hukuk yerlerde sürünüyor;suçluların ifadeleri alınıp serbest bırakılıyor.akp iktidarı durumdan memnun.böyle bir düzen işlerine geliyor.cürüm sahibi ben hatalı değilim,ben cürüm işlemedim dediğinde masum mu kabul edilecek?böyle adalet ancak,erdoğan ın tek adam rejimi olan ,cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi adını verdikler,i siyasi literatörde bile kabul görmemiş ucube rejiminde olur.akp iktidarı kendilerine ait çeşitli şirket,kuruluş, dernek ve vakıflara; sözde onlarla iş bağlantısı yapmış ,ihale vermiş kılıfı ile; yıllardır memleketin paralarını ,arazilerini,zenginlki kaynaklarını sömürmüyorlar mı?üstelik sömürülerini kılıf içine sokup,üzerlerini ambalajladıkları sözleri ile:”biz dernek ve vakıflara bir kuruş vermedik,onlarla iş bağlantımız var demediler mi?kabine değişikliği,avrupa ülkelrinde halkın kabul göreceği şekilde oluyor.halk kabul göstermezse koolisyonlar bozuluyor,hükümetler düşüp yerine yenileri kuruluyor.türk halkı,yandaşları kenara bırakın,akıl sahibi akp seçmenleri bile kabine üyelerinin bazılarından rahatsız.buna rağmen cb. erdoğan:”birileri istedi diye değil,ben istersem değiştiririm.”diyorsa bunun neresine demokrasi denir?bu düpedüz tek adam rejiminin ürünü söylem değil mi?zaten başarısızlığı sadece akp kabinesinde aramak hatalı.o kabineyi kim kurdu?kim onayladı?cb.erdoğan değil mi?başarıslığın ana sebebi bizzat kendisidir.kendisinin gitmesi gerekir.ilenen bunca suçların mesuliyeti;o cürümleri işleyenler,o cürümlerin işlenmesinde başta akp iktidarı olamak üzere şu veya bu şekilde destek olanlar,başını kuma sokup üzerine gitmeyen idareciler,bana ne diyenler,akp iktidarını iktidarda indirmeyen seçmenlerdir.siz akp iktidarına kol kanat gerer,iktidara getirir,iktidarlarının sürmesine destek olursanız; memlekete ve bu memleketin insanlarına kötülük etmiş olursunuz,vesselam.

  12. Sermaye’nin oyunu
    Sermaye, Dolarları ile basını elinde tutuyor. Bugün AK Partili görünen medya Sermaye’nin emrindedir. Tüm medyayı emrine alması için AK Parti’yi kullanıyor. Erdoğan istemiyor, Bahçeli istemiyor. Durup dururken neden basın kabinede değişiklik ister?
    Sermaye’nin taktiği budur. Bir kaymakam iki seneden fazla bir yerde kalmamalı. Bir bakan da fazla yerinde durmamalıdır. Sık sık değişsinler ki hiçbir şey yapamasınlar. Bürokratlar, yeni atananlar Sermaye’nin istediğini yapsınlar.
    Aslında AK Parti’ye ve Erdoğan’a karşı yürütülen sinsi saldırı buradan ileri gelmektedir. Bir iktidarın ömrü uzun olunca bir şeyler yapar o yüzden sık değişmelidir. AK Parti ayıp ediyor. Hiç 17 sene bir parti iktidarda kalır mı? onların görüşü budur. Bundan dolayıdır ki ben AK Parti’ye oyumu verdim. Erdoğan’ı ve AK Parti’yi hala destekliyorum. Ne var ki AK Parti intihar ediyor.
    Yapılması gerekenler:
    1- Dış siyasette İran’la çok sıkı bir şekilde bağ kurulmalıdır. Müslümanları bölmek istiyorlar. Şii-Sünni olarak bölemeyince Arap-Acem olarak bölmeye çalışıyorlar. Araplar, Türklerle yarışamazlar. Böyle bir savaş İsrail Devleti’ni Türkiye’ye teslim eder.
    2- Ortadoğu’da ve dünyada Türkiye iktidarların değişmesini istememelidir. Sermaye iktidarları yalnız Türkiye’de değil dünyada da sık sık değiştiriyor. Türkiye Sisi dahil bütün iktidarların yanında olmalıdır. Sermaye’nin değiştirme siyasetine karşı olmalıdır.
    3- İç siyasette de ittifakların ittifakına gitmelidir. Büyük ittifak sağlanmalıdır. Partiler hayrda yarışmalıdır. Birbirini yıkmakla değil, kendileri yapmakla meşgul olmalıdır.
    4- İç ve dış siyasette Kur’an esas dayanak olmalıdır. Bunun için de iktidar ve muhalefet Akevler’e kulak vermeli, herkese kulak vermeli.

  13. Ben bunda bir “danışıklı dövüş” görür gibiyim. Danışıklı dövüşe olanak kılan saik de AK Partinin/üst yönetiminin (liderliğinin) zayıflamış olduğudur.

    Ak Parti zayıfladı ve bu yeni bir şey değil. Ben bunun miladını 2011 sonrası olarak belirlemiş durumdayım. Çünkü; AK Parti demokrasi dışı yöntemlere baş vurmaya o demlerde başladı. Ve devasa bir gücün zayıflaması zamana yayılacaktır ki, AK Parti bu sürecin son demlerini yaşıyor bana göre.

    Olay, FETÖ soruşturmalarında istenilen minvalde olmayan ya da tersi karar veren bir yargıcın HSK başkanı da olan Adalet Bakanı Gül’e rağmen Yargıtay üyeliğine atanmasıyla ilgili başladı. Deyim yerindeyse “bir bardak suda fırtınalar koparılıyor”…(kendilerince haklılar da)

    Bu hükumetin zayıflığının alelade bir göstergesi. Yeni sistemde -cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde- Erdoğan, Bahçeli ve hükumetin Adalet Bakanına rağmen, birileri, hem de içeriden(!) birileri ‘kazan kaldırıyor’ “zinhar, bu (kabine değişikliği) olmazsa olmaz” diyebiliyor.

    Olmaz, bu, olamaz! Bunun olabilmesi için çok net söylüyorum; o içeriden dediklerimiz, ya dışarıdan birileriyle kol kola girmiştir (bu da hükumetin -çok çok- zayıfladığının bir emaresi olur) ya da içeridekiler bir danışıklı dövüş içerisine girdiler. Neden? Yeni Yargı Reformu hazırlanıyor ve bu çalışmanın başındaki isim Adalet Bakanı Gül, çalışma akim kalsın diye istifaya zorlanıyor.

    Neden?

    Hükümetin Adalet Bakanının hazırladığı bir reform çalışmasının kime ne zararı olabilir ki? Bu sorunun cevabı Koru’nun yazısında saklı..”Bumerang etkisi”…

    FETÖ kavramı o kadar sulandırıldı ki; neredeyse her şeyin ama her şeyin müsebbibi sayıldı ya da her muradına ermek isteyen FETÖ kılıcını hasmının başı üzerinde sallandırdı. Öyle kullanışlı bir araç haline geldi ki, neredeyse herkes ona müracaat etmeye başladı. Korkulan ya da uykuları kaçıran bu olsa gerek; “bir an gelir bizi de vurur” diye ön almaya çalışanlar var.

    Yargıtay üyeliğine FETÖ soruşturmalarında istenilen kararları vermeyen bir yargıcın; hem de başında hükumetin Adalet Bakanının bulunduğu HSK eliyle atanması, bazılarının uykusunu kaçırmışa benziyor.

    Uykusu kaçanların içinde Bahçeli’de mi var ne?…

    Sordum diye…

    Onun (Bahçeli’nin), “Birileri istiyor diye bakan mı değişir” dediğine bakıp “evet; uykusu kaçanların içinde Bahçeli’de var zehabına kapılmayınız. O (Bahçeli), ne danışıklı dövüş içerisine girer ne de uykulu ortamlara…

    Su uyur, DEVLET uyumaz. (DEVLET’i “düşman” diye anlamayınız)

    (Devleti büyük harfle yazdım; yeri geldiğinde böyle yazımlar gerekiyor. Biliyorsunuz yakın geçmişte bazı gazeteci-yazarlar bunu vurgulaya vurgulaya yaptı. Ne olduysa biraz geri durdular. Büyük harf ile yazdığım DEVLET ile, Devlet Bahçeli’yi kast etmiyorum, aksine Bahçeli’yi de içine alan devleti belirtiyorum).

  14. birilerini sen de biliyorsun. lakin korku imparatorluğu öyle birşey ki adamı bitirir. PELİKAN de kurtul.. akp yi 18 yıldır Pelikan yönetmiyor mu? Erdoğan da buna izin vermiyor mu? Tabanın sesini dinlemek yerine bir iki trolle yürümüyor mu? pelikanların sevmediği kişiler görevlerinden alınmadılar mı? acı olan ise Erdoğan’ın günahlarını yükleyeceği bir İNÖNÜ yok….bütün yapılanlar Erdoğan kontrolünde yapılıyor..

  15. “AKILSIZ” başın ” DERDİNİ AYAKLAR” çekerimş!
    Fehmi beyin, yazısını anladımmı anlamadımmı farkında değılim.
    Fakat, gözlerimi bacaklardaki ayakların giydiği terlik mi, yoksa spor ayakkabı mı, onlarin fiyakasına bakmaktan GÖZLERIM KAMAŞTI, çözemedim.
    Allahtan burada gece…!!!!! RUYAMDA belkı o mühteşem BACAKLARIN taşıdığı “kafanın” kimin kafası olduğunu görür, sabah kalktığımda yorumumumu yazarım.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız