“Matbaa ülkeye geç geldi, sanayi devrimini kaçırdık” diye hayıflanıyoruz; peki şimdi neler kaçırıyoruz, farkında mıyız?

29

Her gün gazetelere ve haber sitelerine göz attığım gibi özellikle son global gelişmelerle ilgili haberleri edinme konusunda kullandığım iki kaynağım daha var: Biri, Google’un diğeri de Apple’ın ‘News’ başlığı altında sunduğu taze haberler…

Her ikisi de önceden hangi genel-özel konularla ilgilendiğinizi öğrenmek istiyor, sonra en taze size-özel haberleri sunuyor.

[Benzer işleve sahip ‘Feedly’ gibi başka kaynaklar olduğunu da biliyorum; ama bana bu ikisi yetiyor.]

Az önce her ikisine de girdim ve değişik başlıklar altında bana sunulan haberlere göz attım. ‘Teknoloji’ konulu haberlere acele bakarken zihnimde şimşekler çaktığını hissettim. O şimşeklerin bana düşündürdüklerini sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Ülkemizin gelişmişliği -veya bazen de geri kalmışlığı- ile ilgili tartışmalarda mutlaka gündeme gelen suçlayıcı konular vardır.

Matbaanın ülkemize geç girişi gibi…

Pek çok ülke sanayi devrimini yaşarken bizim o gelişmeyi zamanında fark etmeyip fırsatı kaçırdığımız gibi…

Hatta muhabbet biraz daha gerilere gittiğinde, Batı ‘Rönesans’ ve ‘Reform’ ile tanıştığı sırada bu yeni dönemin onlara neler kazandırdığını tam fark edemediğimiz gibi…

Reklam

Bizim tetiklediğimiz gelişmeleri bile kaçırdık

Fırsatlar kaçıran insanlar olduğumuza kuşku yok.

Aslına bakarsanız Batı’nın ‘Rönesans’ ile tanışmasında en büyük paylardan biri bizim uygarlığımızdır. Akıl çağına doğru yol almanın önünü açan büyük dönüşümde, unutulmaya ve dolayısıyla kaybolmaya başlamış olan eski Yunan filozoflarının eserlerinin gün ışığına çıkması büyük rol oynamıştı. Sokrat, Eflatun ve diğerlerinin eserlerini kendi dillerine çevirerek yararlanarak koruyan İslam coğrafyasının bilim insanlarıydı.

Katolik Kilisesi’nin bağnaz akaidine başkaldırı olan ‘Reform’ bile, bir yönüyle, bizim uygarlığımızdan etkilenmiştir.

[Martin Luther’in 1517 yılında kilisenin kapısına astığı ‘Reform’ amaçlı 95 esasa bu gözle bakılabilir.

Bu gerçekler fırsat kaçırma özelliğimizi ortadan kaldırmıyor; tam tersine, kendimize karşı daha da insafsız olmaya bizi zorluyor. Batı Ortaçağ karanlığında kıvranırken, uygarlık örnekleri verebilen, ilmi nerede bulursa alıp her türlü düşünceyi ne kadar aykırı olursa olsun tartışabilen bir aydınlığın temsilcileri, nasıl oldu da geriden gelenlerin çok arkasına düşebildi?

Esas üzerinde düşünülmesi şart olan bugünkü durumumuz…

Dünya günümüzde pek çok alanda köklü değişiklikler yaşıyor. Sanayi devrimi artık gerilerde kaldı, bir çok ülke ‘sanayi 4.0’ adı verilen yepyeni bir döneme “Merhaba” demiş bulunuyor. Bu dönemin en önemli özelliği üretimde pazu gücüne (insana) olan ihtiyacı minimuma indirecek olmasıdır.

Reklam

O kadar da sınırlı değil değişimler; her gün bir yerlerde fazla sermaye gerektirmeyen, buna karşılık büyük fikirlere dayalı yenilikler üretiliyor. Okuduğum kaynaklarda karşıma çıkıyorlar ve kişisel olarak “Onlardan nasıl yararlanırım?” diye düşünmeden edemiyorum. Ardından da, o büyük fikirle üretilenin benim gibilere -ve tabii benim gibilerin yaşadığı ülkelere- maliyeti aklıma geliyor.

Gelişmeleri, yenilikleri yalnızca seyretmek, yüksek maliyetler ödeyerek onlardan yararlanmaya razı olmak, daha önceki dönemlerde kaçan fırsatları düşündürüyor bana.

Fırsatı kaçırmanın maliyeti

Sanki daha büyük bir fırsatı da bizim neslimiz kaçırıyor.

[Gelişmeleri benim gibi izlemek yerine kendileri de bir şeyler üretebilecek kapasitede olan bizim insanlarımızın bir bölümü çareyi yeniliklerin yapılabildiği ortamlara yerleşmekte buluyor. Fikrin para ettiği en bilinen merkezlerden biri ABD’nin ‘Silicon Valley’ diye bilinen Google, Apple, Facebook gibi şirketlerin bulunduğu San Fransisco kenti; hem oradaki şirketlerde çalışan çok sayıda bizim insanımız var, hem de bizim insanlarımızdan büyük fikri olanlar orada şirket kurup dünya için üretiyorlar.]

Korkarım, bugün bu konularla ilgilenmek ve ülkemizi büyük fikirlerin üretime dönüştürüldüğü bir verimliliğe kavuşturmak yerine, meydana gelen gelişmelerden uzak kalarak kendimizi mahkum ettiğimiz boşluk, geçmişte kaçırdığımız fırsatlardan daha ciddi maliyetlere malolabilir. 

Bizim insanlarımızın da katkılarıyla uzaklarda üretilmiş yenilikleri olağanüstü artı değerler ödeyerek satın almak durumda kalmanın ülke ekonomisine maliyetinden söz etmiyorum sadece; geride kalmanın iç ve dış politikaları bile müthiş etkilemesi kaçınılmaz.

[Ülke ekonomisine maliyet zaten şimdiden ağır; iç ve dış politikalarımız da epeydir bu yüzden etkilenmeye açık.]

Hayatı siyasetten ibaret görmekten vazgeçmekle işe başlayabiliriz.

Aksi halde, şimdi bizler tarihte yolculuğa çıkıp sanayi devrimini kaçırdığımızdan, matbaanın ülkemize geç gelmesinden nasıl hayıflanıyor ve bu durumdan birilerini suçluyorsak, gelecek nesiller de, doğal olarak, şimdi kaçırmakta olduğumuz fırsat yüzünden bizim neslimizi suçlayacaklardır.

Yabancı teknoloji haberlerini okurken zihnimde çakan şimşekler bana bunları düşündürdü işte.

ΩΩΩΩ  

29 YORUMLAR

  1. Önce şunun farkında olmak gerekir. Sanayi devrimini kaçıran sadece Türkler veya İslam dünyası değildir. Diğer birçok toplum yanında Hristiyan dünyasının da önemli bir kısmı bu treni kaçırmıştır. Diğer yandan ‘treni kaçırmak’ tabiri konuyu yanlış değerlendirmeye neden olabilir. Zira Rönesans-Reform başlangıcı ile Sanayi Devrimi başlangıcı arasında yaklaşık 300 yıl vardır. Bu uzun süreçte çok sayıda bilimsel ve teknolojik gelişme olmuştur. Bu dönemin tarihini bilim-teknoloji açısından anlatan çok güzel bir kitabı tavsiye edebilirim: “Düyun-u Fünun-u Umumiye (ya da) Fenden Borçlu Batıya Geçmek, Reşit Aşçıoğlu”.

    E peki, tren kaçmış ne yapacağız ? Telaşa gerek yok, akılcılık treni dünyayı hep dolaşır, o trene binmek fırsatı her zaman vardır. Fakat küçük bir sorun var, akılcılık treninin kondüktörü herkesi trene almıyor. Özellikle dincileri, rüşvetçileri ve ne iş olsa yaparım diyenleri.

    Fakat Fehmi Koru bugünkü makalesini neden yazmış, anlayamadım. Zira Türkiye bu medeniyet trenini yakaladı artık. Bunu şuradan anlıyoruz : “Nasıl korvetlerimizi kendimiz inşa ettiysek, nasıl Atak helikopterlerimizi kendimiz yapabildiysek, nasıl İHA’larımızı, SİHA’larımızı, uydularımızı geliştirip uçurduysak inşallah kendi savaş uçağımıza da kavuşacağız. Zaman yakındır.” (Cumhurbaşkanı R.T.Erdoğan).

    Uydularını bile geliştirip uçuran ve çok yakında savaş uçağı da yapabilecek olan bir ülkenin sanayi devrimini yakalamış olması gerekmez mi?

    Ya Erdoğan yalan söylüyor denecek kadar gelişmeleri abartıyor, yada bilim-teknoloji konularında değerlendirme yapamayacak durumda olduğundan kendisine söylenenlere inanıyor. Bunlardan hangisinin doğru olduğunun bir önemi yok, Erdoğan’ın bu konuşmalarının “Odunu aday göstersek seçtiririz” demekten bir farkı yok.

    Not : Fehmi Koru’yu bu makalesi nedeniyle tebrik ediyor ve devamını diliyorum.

  2. Matbaanin gecikmeli olarak kullanilmaya baslamis olmasi eminim cok buyuk kayiplara ugratmistir bizleri; okumaya pek merakli olmayisimizin bir nedeni de bu gecikme olabilir mi..? Bence degil, ama okumaktan bu kadar uzak olusumuzun da bir sebebi olmali: bana gore en onemli sebep; kiytirik ahlaksiz matbuatimizdir. Yani bes para etmez mevkuteler ve kifayetsiz gasteci yazarlarimizdir. Yoksa gokturk anitlariyla ilk gazete orneklerini devlet erkani eliyle yayinlamis, cok daha oncesinde uygur basmdaakalip matbaacilik deneyimi olan bir millet neden okur yazar olmasin ki? Demem o ki; matbaa erken gelmis olsaydi da bu denli niteliksiz yayinlar yine okunmazdi; enseyi karartmanin ailemi yok yani…

  3. Bence bu yazılanların önceliği vicdan ve akıldan sonda gelir. Bu adamlar Milletin vicdanını ve aklını aldılar. Bir fetücü bebek kumsala vurmuş… ey ehli Hamiyet ve vicdan sahipleri nerdesiniz. endüstri 4.0 gelse ne yazar

    • MaşAllah! Sizde kaş yaparken göz çıkarmişsıniz, “Bir fetücü bebek kumsala vurmuş…” Bebekleri heleki ölen bebeğe terörist diyecek kadarda vijdanlisiniiizzz…

    • Evet 0avam arkadas, bu nasil bir aklini kiraya vermislik ve gozu donmusluktur ki el kadar cocuklarina bile acimayip okyanus otesine bir hashasi gilman ya da cariye daha sunabilmek icin sabisubyanlari mericin sularina gomup duruyorlar; cahiliyeden tek farki, kuma degil suya…

    • Saying y.k., onlar dedigin kimlerdir bilmem ama ekinleri yakmaktan kastin fetocu hashasilerin kullandigi f16lari durdurmak icin kendi ekin tarlalarini atese vererek demokrasimize sahip cikan kahraman kazanlilarsa sorun yok… Nesilleri yok etmekten kastin fetocu evlendirme kataloglarindan peydahlanmis haramzadelerin islahiysa eger; tedaviyi kabul edenler elbette topluma kazandirilmalidir…

  4. Dün kendimi “MİLLİYETÇ ve MÜSLÜMAN” olarak tanitmiştim.
    Evet bir M.M olarak özekliklerimizi siralamak istiyorum.
    Eni iyi becerdiklerimizi ile başlamakta yara var.
    1-Yalancı.
    2-Tembel.
    3-Iftiraci
    4-Hirsizlik.” moderin”
    5-Yalakalık.
    6-Palavra.
    7-Tehdit.
    8- Bütün bunları yapanlara inanip güvenmek.
    9- 7 özelikleri Taşiyanlara kul köle olmak.

    -Sevmediklerimize gelince.
    1-Doğru söyleyenler.
    2-Dürüst calişanlar.
    3- Haksizlik karşisinda güçlüden taraf olmayanlar.
    4- işin ehli olanları harcamak.
    Neyise şu an proğramimiz başliyir, arkasi yarin diyerek.
    Benim yazdiklarimi yalanlamak isteyenler.
    Sık, sık, Yüzbinlerce dolar ödeyerek ABD gazetelerine makale yazan dünya liderinin sonuncu yani bugünkü makalesini okusun.
    Makaleyi, Ocak Medydan okuyabilirsiniz.
    Saygilar! imza. Milliyetçi MÜSLÜMAN…!!!!

    • Nurdan abla, abd gastelerine himmet parasiyla ulkemiz aleyhine yazilar dosenen sumuklu psikopatla ilgili de bir cift sozun var mi? 400donumluk araziye kurulu malikanesinde inzivaya cekilerek biriktirdigi uc ayliklariyla abd senatorlerine turkiye karsiti karar tasarilari hazirlatan sarlatana tek kelime yok; milletin adamina iftira atmaya gelince camur cok..! Optum…

  5. Uğur bey merhaba!
    dünkü yazınızı bugün gördüm. bu nedenle dün size cevap yazamadım.
    – Öncelikle fehmi beyin, okurlarına sunduğu imkanın değerini biliyorum. benim için değerinden bahsetmiyorum, ülkenin bu karanlık günlerden çıkışı açısından değerinden bahsediyorum. Bu düşüncemi de birçok yazımda dile getirdim. Ayrıca, fehmi beye, sağladığı bu imkan nedeniyle birkaç kere de teşekkürümü yazdım.
    – Gerçekten de, fehmikoru.com sitesi, ülkenin şu karanlık günlerinde, açık kalan nadir pencerelerden bir tanesi. (bir diğeri de karar.com sitesi).
    – Okurlara yorum yazma imkanı sunmaları gerçekten de çok önemli ki bu sitede ilk yazmaya başladığım günlerde, birkaç kere, burasının bir tartışma platformu olması arzumu dile getirmiştim.
    – henüz burası, istediğim şekilde, beyin fırtınası olacak şekilde, ortak değerler üretebilecek şekilde, önyargılarımızı, yanlışlarımızı düzeltebileceğimiz şekilde bir tartışma platformuna dönüşemedi. Ancak bu durum, fehmi beyden kaynaklanmıyor.
    – Fehmi beyi eleştirme noktasına gelince:
    – Öncelikle, benim birisinin yaptığı pekçok işi taktir etmem ya da bir kişiye saygı duymam ya da bir kişiyi sevmem, o kişinin yanlış bulduğum davranışlarını, düşüncelerini, duygularını, kararlarını eleştirmeme engel olmuyor.
    – Belki herkes, söze gelince benim yukarda söylediklerimi söyler ama pratik öyle işlemiyor. Fakat bende, pratik, tam yukarda yazdığım şekilde işliyor.
    – Yani, fehmi beyi eleştirmem, fehmi beyin yaptığını taktir etmediğim anlamına gelmediği gibi, fehmi beyi taktir etmem, saygı duymam da eleştirmeme engel olmuyor. Bu durum, yani benim bu tavrım sadece fehmi bey için değil, her kişi için geçerli bir durum.
    – Herkesin bu şekilde yaklaşması gerektiğini, ancak bu taktirde bir yol alabileceğimizi de ayrıca vurgulamam lazım ki bu yönde de birçok yorumum vardır. Zaten, içinde bulunduğumuz duruma gelmemizde, insanların “sevince hataları ile sevmek” gibi formüle edilecek yaklaşımının da epey payı var.
    – Abdullah gül, babacan, mehmet şimşek, davutoğlu vb. vb. hepsinde aynı köylü kültürü vardır. Yani, “ağa hakkında kötü düşünülmez, kötü söylenmez”. Bu kültür nedeniyle, bu insanlar, ülkenin mahvına neden olan kararların altına imza attıkları gibi, pekçok yolsuzluğu, hırsızlığı, zulmü de aklama çabası içine girdiler.
    – Bu nedenle, fehmi beyi eleştirmem kötü bir davranış değil, fehmi beye de bir saygısızlık değildir.
    – Fehmi beye yönelik eleştirimin haklı olup olmaması ise, ayrı bir konu. Ancak ben, burda haklılığımı kanıtlama çabası içine girmeyeceğim. çünkü konunun buraya sıkışmasını istemiyorum.
    – Sene 2019 olmuş, hala osmanlı dönemi sıkıntılarını yaşıyoruz. Daha da kötüsü, ülke gittikçe de geriye gidiyor. Bu nedenle de sıksık “ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi tarih” babından sözler duyuyoruz. Fehmi beyin bugünkü yazısı da ülkenin bu durumuna yönelik (fehmi bey bugün önemli bir konuyu seçmiş. kuşkusuz dünkü de önemliydi)
    – Yani, bir çukurun içinde debelenip duruyoruz. neden bu çukura düştüğümüz ve bu çukurdan nasıl çıkacağımız ise önümüzde duran 2 önemli soru.
    – Akp ve mhpliler hariç (tabii bir de satılık adamlar hariç), herkes, bu konuda kendince çeşitli düşünceler ileri sürüyorlar.
    – Ben de bu konuda çeşitli düşüncelere sahibim ve çeşitli vesilelerle bu düşüncelerimi dile getiriyorum.
    – neden bu çukura düştüğümüzden, nasıl bu çukurdan çıkabileceğimize ilişkin sorulara, kendimce, birbiri ile tutarlı ve çok çeşitli unsurları, ilişkileri içeren düşüncelere de sahibim ve bu düşüncelerimi çeşitli vesilelerle yazıyorum da.
    – Çeşitli konulardaki düşüncelerimi yazarken, yanlış olduğunu düşündüğüm çeşitli düşünceleri, davranışları, duyguları, kararları da eleştiriyorum. Yani, birileri, birşeyleri eleştirirken, ona ilişkin kafamdaki bir düşünceyle bağlantılı olarak o eleştiriyi yapıyorum. Fehmi beye eleştirim de bunun ötesinde bir anlam taşımıyor.
    – Nitekim yazımda, ülke mahvolurken, karar gazetesi yazarlarının ele aldığı konulardan da bahsetmiştim.
    – Ülke gerçekten de mahvoluyor. İnsanlar durumun farkında değil.
    – Sadece deprem gerçeği bile, akpnin bu ülkeye yaptığı kötülüğün boyutunu yeterince açıklıyor aslında. Bir deprem olması durumunda 30-100 bin arası insan öleceği hesap ediliyor. Bunların yaralısı, sakat kalanı, bölünen, parcalanan aileleri, yıkılan binaları, fabrikaları, yolları, köprüleri, elektrik, telefon, su tesisatı vb. ile düşündüğünde, durumun vehameti ortaya çıkıyor.
    – Bir de, aldıkları önlemlerle gurur duyuyorlarmış.
    – Yaptıkları ile gurur duymaları ise ülkenin ne duruma geldiğinin bir başka göstergesi.
    – Bilememiş, yapamamış, anlayamamış olurlar, yeteneksizdir dersin en fazla yine bir umut vardır. fakat, “yaptıklarımızla gurur duyuyoruz” diyorlar. bu durum ülkedeki ahlak, vicdan, insanlık, utanma duygusunun boyutunu çok güzel anlatıyor. Ülkenin değerlerinin de mahvolduğunu
    – gerçi oraya gelene kadar, pisa testinde en gelişmiş ülke öğrencilerinin bile anlayamayacağı, çözemeyeceği, zeka yakan “hiçbirşey olmamış olsa bile mutlaka birşeyler olmuştur” deyimi yok mu, aklıma geldikçe gülmem mi gerekiyor, kahrolmam mı gerekiyor karar veremediğim bir cümle. Bir ülkede televizyonun beyanat için beklediği düzeydeki bir insanın ağzından böyle bir cümle çıkıyor. Yöneticisinin düzeyi böyle olan ülkenin vatandaşının durumunu siz merak edin ya da etmeyin pisa testine bakın.
    – Herşey ama herşey, ülkenin nasıl bir çukurda olduğunu çok acı olarak gösteriyor.

    • Hamza bey bu kadar uzun bir aciklamayi hakedecek ne yapti ki ugurcan? Yine de pek bisey anliicaani sanmam ama neyse; nihayet incir cekirdegini bile doldurmiicak keciboynuzu tadinda zirvaliklar yazdiklariniz… Onun yerine ben olsam nurdan ablanin hezeyanlariyla yetinirdim.

  6. Uber yasak. Wikipedia yasak. Teknoloji bize göre değil. Biz korumacı (muhafazakar) ve yasakçıyız. O yüzden bizden bir şey çıkmaz. Eğitim sistemi muhafazakar zihniyetten ayrılmadıkça, ki bu zor görünüyor ve temelleri çok sağlam atılmış yüzyıllardır, daha pek çok nesil bu değişimi göremeyeceğiz. Hazırdan yemeye devam.

    Kendine modern diyenler de (CHP’liler örneğin) biliyoruz ki aslında çok ciddi muhafazakarlar. Değişimin öncüsü olması gereken üniversiteler ve hocalar aynı. Toplumun neredeyse tamamı muhafazakar farklı sebeplerle ve değişim de bu sebeple mümkün değil.

    Çözüm sunamıyorum. Bunu toplumun kendisi istemesi gerekiyor önce. Tepeden olacak bir şey değil bu.

    • Senin her tarafin yasaksavar olsa ne yazar; yasak diye saydigin seylere bak..! Istanbul korsan taksiden gecilmiyor, sen de ubere mi kaldin..? Diger ansiklopediler de olmayip da sadece wiki’de bulabildigin ne vardir bilemiyorum ama teknolojiye ne olmus onu biraz acarsan iyi olur; ilkokul cocuklarinin elinde gordugumuz en son model akilli telefonlar da ne oluyor..? Yasaksavarmis, pohhh!

  7. demirel dönemlerinde batının hurdalarını almaktansa hiç almam nasıl olsa 2-3 yılsonra o sisitemden vazgeçecekler derlerdi ve oylede olurdu.
    özal dönemlerinde ucundan tutmaya çalışıldı belki fakat herşeyin bir sıralaması vardı ve teknolojiye sıra gelinceye kadar ömür yetmiyor malesef bu ülkede!
    çünkü yapılan hiçbir iş süreklilik arzetmiyor, sonraki gelen devam ettirmediği gibi önceki yapılanlarıda yok sayıyor ve yapılanlar harcanan emekler heba oluyor.
    trafikte bile sürekli çzginin olduğu yerden diğer şeride geçiliyor! (birçok kazanın sebebi!)
    akıllı olduğunu düşündüğümüz biri geliyor ilk işi kimin uşağıysa ona hizmette kusur etmiyor..
    etnik kimlik üzerinden ülkeyi, inanç üzerinden insanımızı bölmek için çan atıyorlar.
    hele ki son moda :trollük! yarabbi ne kadar meraklı varmış!
    Eyy yüce Allahım dünyanın bu yarısına hainlik, katillik, namussuzluk, adilik, fitnelik, yalan şahitlik, ispiyonculuk, vicdansızlık, bilimum kötülük yapma cezası mı layık gördün?
    nerde kaldı bu toprakların asli gelenekleri sabır, tevazu, edeb, akıl, bilgisi..
    yüzlerce yıldır bu topraklarda kimse rengi, kokusu, şivesi, inancı, etnik kimliği vb şeylerle ayrılmadı, hor hakir görülmedi.
    komşularımızla bile karşı karşıya gelmemek için o ülkedeki soydaşlarımızı dahi koruyor görünmekten imtina ettik! hala da bu geleneğimizden faydalanıp ellerinden gelse insanımızı denize atacaklar! (suriyeden gelenleri de bu niyetle yapıyorlar sanki.. diyor şeytan)
    komşuna birşey yapıp satabilmen için komşun ile barışık olmak gerek..
    insanının bir şey üretmesi için kafasının dinç, aklının selim olması gerk..
    huzur içinde inancını yaşayabilmen için laiklik kelimesinin kalben benimsenmesi, hatta o ilkenin yasalarla duble korunması gerek ki; huşu içinde arkamı kollamadan selama durabileyim!..
    devletimin başında anamdan daha çok güvendiğim güveneceğim birisi olmalı ki; arkasında durabileyim, onun her yaptığına inanabileyim..
    hukuk sayesinde malımı ticaretimi, güvenlik güçleri sayesinde evimi işyerimi, askerim sayesinde ülkemi daima güvende hissedeyim.
    ‘Hayatı siyasetten ibaret görmekten vazgeçmekle işe başlayabiliriz.’
    dünyanın süper belalarının açtıkları müsibetleri bertaraf etme vazifesini üstlenmekten anlaşmalar yoluyla kurtulmakla devam edebiliriz. devletimize güvenmeliyiz.
    inanç yada etnisite üzerinden ayrıştırma yerine ”İNSANLIK” kelimesi etrafında birleşebiliriz.
    adamın biri 800 yıl önce gel herkim olursan yine gel dmiş ve bu kişi bizim topraklarımızda yetişmiş!
    sekizyüz yılda bunu bile algılayamışsak teknolojıyi, bilimi, uzayı, kainatı nasıl algılayıp anlayabileceğiz bilemiyorum..

    • Cmtcn ya da her ne haltsan; demirel donemlerini bilmedigin gibi ozal doneminden de pek haberin yok galiba… Eski turkiyenin konserve kutusu kabilinden montaj araba sanayisini ve nato yardimi 2.el amerikan silahlarini ozlemis olabilirsiniz ama su kadarini soyliim; turkiyeye CD yi cebine koyup ilk getiren ozaldir..! Yaklasik 4-5 milyon multeciye comertce evsahipligi yapan civanmert turk milletine de insanlik ogretmeye kalkmissin ya bravo sana..! Insanlikmis…

  8. BİLİM VE FELSEFE

    Daha önceki yorumumda bahsetmiştim. Yine bahsedeyim. Sadece bir abd teknoloji şirketinin elinde 200 milyar dolara yakın para var ve önümüzdeki yıl 30 milyar dolarlık yatırım yapıp nitelikli 20 bin genci istihdam etmeyi planlıyor.
    Bu rakamlar ortada iken az maaş çok maaş az teşvik yok teşvik demenin anlamı yok. Anlayın artık para ile abd ile mücadele edemeyiz. Aslında Rıfkı Atay’ın kitabında da var. Cemal paşanın adamı arab prenslere para veriyor, isyan etmesinler ingilizlerin tarafına geçmesinler diye. ne ahmaklık, bizim verdiğimizin yüz katını ingilizler vermeye muktedir ve veriyor zaten.

    Çinli bile abd ye yetişmemizin imkanı yok, biz 1,5 milyar insanın beynini kullanıyoruz onlar 8 milyar insanın, diyor.
    Yapacak tek şey var imandan gelen vatan sevgisi ve birlik. Siz bu ortamda sürekli yöneticilerin kötülüğünden, hırsızlığından, beceriksizliğinden, gelişmelere kapalılığında dem vuran iftiralarla gündemi doldurursanız gençler nasıl vatanlarını milletlerini sevebilir. Nasıl elimde bir proje var abd istiyor ama ben bunu ümmetime ülkeme armağan ediyorum diyebilir. lafta vatan için can vereceğiz diyenler üç kuruşu görünce ellerindeki çalışmayı niçin abd ye satıyor. Bunun nedeni ümmet bilincinin eksik olmasıdır.

  9. Boş yere
    Birinci Kur’an uygarlığı el sanayiinde zirveye ulaşmıştır. El yazmalar o kadar gelişmiştir ki matbaaya ihtiyaç duyulmamıştır. Batı el işlemelerini beceremediği için makine sanayiine geçmiştir. Batının başaramadığı konular vardır:
    1-Batı İslam’dan aldığı serbest sözleşme düzenini kavrayamamış, bir türlü orman kanunları sisteminden vaz geçememiştir.
    2-Batı tarımda yenilik yapamamıştır. Tarımcılık hala Orta Çağ seviyesindedir.
    3-Batı yaşam felsefesini ateizmin üzerine kurmak istemiş ve çabalarına rağmen ateizmde başarılı olamamıştır.
    4- Batı, uygarlığını kan üzerine kurmuş, barışı bir türlü algılayamamıştır.
    Batının başarılı olduğu alanlarda bizim yarışmamız mümkün değildir. Çünkü onlar bizden 500 sene öndedirler. Bizim için başarı alanları, batının başaramadığı yerlerde olacaktır. Bunun merkezi Adil Düzen’dir, Akevler’dir.
    Türkiye okumuşlarının beyni Türkiye’de değil, dünya sokaklarında dolaşmaktadır. Bizde olanı görmemekte, olmayan yerlerde çözümler aramaktalar. Buna Ocak Medya yazarları da dahildir. Ocak Medya yeni uygarlığın tetikleyicisi olur, inşallah.

  10. dünya beşten büyüktür diyen erdoğan,dünya siyasetinde güçlü olan haklı olur demişti.acaba erdoğan şimdiye kadar gücü niye elde etmedi?kime karşı neyin gücünü elde etti?dindar gibi davranıp, iktidar olunca kindar olan bir zihniyet;mazlum gibi gelip,iktidar olunca zalim olan bir güruh,dindar nesil yetiştiriyoruz deyip,kindar bir nesil yetiştiren bir idare;hal-hukuk-adalet-demokrasi-insan hakları-basın ve söz söyleme hürriyetini sadece kendileri için kullanan ve savunan bir parti devleti;enflasyon-işsizlik-işçi ve çalışanın hakları-ekonomi-pahalılık gibi canavarları sadece yandaşlarının çıkarı için uyan ve uygulayan bir hükümet acaba kime karşı hangi gücü elde etmiştir?dünya siyesetinde güçlü olan haklı ise;erdoğan ın, ”dünya beşten büyük!” diye naralar atması, sadece hedef saptırp kendini gizleme operasyonun bir parçasıdır.erdoğan ın kendi beceriksizliğini gizleme girişiminin bir parçasıdır.aklıselimlerin şimdi orutup,biz neleri kaçırdık muhasebesi yapması da boşuna olur.saygılar.

  11. türkiye asrın lider memleketi olmayı kaçırdı.hamaset,istismar,gasp,yolsuzluk,hırsızlık,her türlü ayırımcılık,her türlü cürüm,toplumsal yozlaşma,adalet-hak-hukuku yok etme yollarında dünya lideri olu.çünkü,toplum nasılsa, öyle idarecilerle idare olunur.çünkü kuyruk,başa tabidir.baş nasıl isterse,kuyruk o tarafa sallanır.

    • Turgut bey, bakiyorum kuyruk sallama konusunda oldukca donanimlisiniz; tevekkeli bosuna dememisler “essegimin alni sakar, kendi adini baskasina takar..!”

  12. Bende kendi hikayemi kisaca yazayim. ODTU sonrasi Amerikada master ve doktorami bilgisayar muhendisligi alaninda yaptim. IBM Watson da OPT kapsaminda calistim, 2 yildir Fransa da doktora sonrasi calisiyorum.
    Aile nedeni ile Turkiyede calismak istiyorum, ancak kapatilan bir Universitede sadece 1 donem (6 ay) calistigim icin is bulmakta zorlaniyorum.

    • Noname, 6ay calistigin halde bir universiteyi kapattirabildiysen oldugunu yerde kal kardesim sen; hatta geri donmeyesin diye bursunu uzatip miktarini arttiralim; oralarda bilmem ne sonrasi calismalarina devam edersin; gerisini fransizlar dusunsun artik..! Aile nedeniyleymis; ailemi de aldir yanina; nasil olsa oralarda iyi yetismis badem biyikli genc beyin salatasini da com seviyorlar zaten..! Geri donup milletin universitelerini de kapattirma yani…

  13. Sayın koru çok güzel ,yaklaşık 1 aydır dört arkadaş bir sektör ile alakalı araştırma yapıyoruz istanbul sektörle ilgili çok yoğun ve rekabet fazla bizde anadolu da bir il olabilirmi diye düşündük ve doğu diyebileceğimiz bir il’e gittik piyasa pazar vs alakalı ticaret odası,kalkınma ajansı vs ilgililerin bilgisi kitabi veri soruyorsunuz bilmiyorlar araştırma yok yada sağlıklı olmadığını kendileri söylüyor yani kara düzen bizde çarşı, pazar, sanayi dolandık fikir edinmek için gelelim sizin yazıya var olan bir iş için böyle fikir ve proje üretenin hali nasıl olacak şanslı olan aradan sıyrılabilir belki Türkiyede işin maddi boyut ve prosüdürünü anlatmak için bilgim yetmez enerjiniz başlamadan bitebiliyor

  14. Biz başta kayıp ettiğimiz ve bir türlu yakalıyamadiğimiz insanliğımizı, yakaliyabilsek! O zaman belki birşeyler yapabiliriz.

    Oğlumun arkadaşı! Çok zeki bir çocuk.
    Türkiyede en iyi ünüversitenin bilgi sayar bölümünü bitiridi ve kendi iş yerini açtı.
    Google benzer bir projeyi tamamlamak üzere iken, iş yerine operesiyon duzenliyorlar ve 500 miliyon ceza kesiyorlar, bahaneleri iki yillik bir ış yeri güya vergi kaçirmiş! Çocuk projosini denemeye başlamak üzere iken, devlet eli ile batırıliyor.
    Oda hemen ABD ye iş vizesine baş vuruyor ve aninda Silicon Valley Google da işe başliyor. Oradan ne kadar maaş aldiğini aylik ev kirasindan anlaşıliyor bir aylik ev kirasi.4,000 dolar.
    Zaten, çocuk üniversiteye başlamadan ABD den bir üniversite burslu okutma teklifi yaptı, cocuk kabul etmedi. Babasi bunlar küçükken vefat ettimiş ailenin büyük çocuğu olduğu için kardeşleri ve annesini yalniz birakmak istemedi ve teklifi geri çevirdi.
    Bizdeki yetismiş insanlar harcanirken cahil fabrikasi de bol bol trol üretiyor.

    Neyiseki politikacilarimiz arasinda en azindan bir tanede olsa doğru söyleyen Doğu Perınçekimiz var.
    Nihayet beklenen haberi! Bugün açikladi. 2020 de erken seçim olacak mujdesini verdı.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız