Medyamız kızdırıyor.. Önceden de sorunlar vardı, ama bugün ağzını açan..

20

Geçenlerde siyasi hayatın içinde yer almakta olan, yeni oluşumlarda adı geçenlerden biriyle konuşurken, söz medyaya ve girişimleriyle ilgili haberlerin veriliş tarzına geldi.

En ağır medya eleştirilerinden birini o siyasinin ağzından dinledim.

Medya eleştirisi genel başlığı altına girecek yazılarım birkaç kitaplık bir hacme sahiptir. Yıllarca pek çok isimle dişe diş mücadele ederken kalemimi hiç tutuk kullanmadım. Ülkemizin siyasi hayatının medyası yüzünden övünülecek bir durumda olmadığına hala inanırım.

Muhatabım da aynı görüşte, ancak o bunu çok daha net, daha sert ifadelerle anlattı.

O gün bugündür gazetelerde çıkan haber ve değerlendirmelere biraz daha yakından bakıyorum ve mesleğe dışarıdan duyulan saygı eksikliğinin nereden kaynaklandığını daha iyi görüyorum. 

Üzücü bir durum gördüğüm. Doğrularla yalanların, gerçeklerle palavraların harmanlandığı haberler ciddi görüntüleriyle her köşe başından okurlara el ediyor. Onlar üzerine yazılan tahliller ve yorumların hali nice olabilir ki?

Yakınlarda bir gazeteden arayıp görüş almak istediğini duyurdu genç bir ses. Bu tür yaklaşanlara hep yaptığım gibi, haberler içerisinde yer almak üzere görüş vermeme konusunda kesin tavrım olduğunu anlattım. Kapatırken sanki ilgisiz bir şey söylüyormuş gibi anlamsız bir soru yöneltti genç muhabir; tek kelimeyle olumsuz bir cevap verdim.

Ertesi gün gazetesinde haberi yazdığı senaryoya uygun verdiğini, benden aldığı olumsuz cevabı da, haberini kendi eliyle tekzip edemeyeceğine göre, farklı bir biçimde ve haberinin doğruluğuna kanıt olarak sunduğunu fark ettim.

Reklam

Olmayan bir haber böyle olduruluyor işte.

Kim kimden aldığı cesaretle böyle yapıyor, merak etmeyin; eline fırsat geçen, kendisine yer açan bir gazete bulabilen pek çok kişinin haber diye yayınlattığı çoğu kez buna benzer metinler…

Eskiden gazete yöneticilerinin bir işi de muhabirlerinin yoldan şaşmamasını sağlamaktı. Uçuk kaçık haberler yapanlar sonunda kendilerini zaten o amaçla çıkan gazetelerde bulur, merkezde yer alanlar bir saptırma yaptıklarında bunu yüzlerine çarpacak başka gazetelerin varlığı sebebiyle daha dikkatli davranırlardı.

Halen yazarlık hayatını sürdüren bir gazeteci, mesleğe ilk adımını attığı günlerde gazetelerde çıkan gerçeklerin ters-yüz edildiği haberlerin peşine düşerek doğruları ortaya çıkarmış, sonra bunları ‘yalan haber dosyası’ adıyla kitaplaştırmıştı da.

Şimdi o küçük kitap yeniden yazılmaya kalkılsa AnaBritannica hacmi bile az gelir.

Başkalarının haberini kendisininmiş gibi sunanlar mı ararsınız, yoksa sıkça gazete değiştirip her yeni gittiği yerde eski haberlerini yeniymiş sunanlar mı; eskiden bu kadar masumaneydi işler… Bugün haber adına yapılanlarla karşılaştırınca, bu kadar basit kaçan yanlışlıklar yapanları yanlarında barındırmayan gazete yöneticileri şimdi hayıflanıyorlardır.

‘Yalan’, ‘çakma’, ‘hakikat ötesi’ haberlerde hiçbir ölçü kalmadı; haberin üreticisi (muhabir) ve toptancısı (o haberi yayınlayan gazete yöneticisi) için işler yolunda sayılabilir; ancak haberin tüketicisi (okur) bambaşka telden çalıyor. Onun gerçeğe ulaşmak için başvurabileceği yollar var ve gerçek diye önüne çıkartılan haberlerle karşılaştığında gereğini yapmakla yetinmeyip haberin yalan olduğunu iletişim içerisinde bulunduğu başkalarına da duyuruyor.

Tabii ‘çakma haber’ de bu arada dünya üzerinde bir kaç tur atmış oluyor.

Reklam

Kargaşa, tamam ama bu da yeni medya düzeninin bir özelliği…

İnternet sonrası yerleşik gazetelerin sarsıntıya düşeceğine inanılıyordu. İnanıldığı gibi oldu da; pek çok gazete kapılarını kapatmak zorunda kaldı. Bizde de basılmaktan vazgeçip yalnız internet üzerinden varlıklarını sürdüren gazeteler var.

Ancak pek çok gazete de sadece gerçeğe yaslanarak bayi satışlarını kısmen koruyabildiği gibi, interneti gazete satma aracı haline dönüştürebildi.

Sadece gerçeğe yaslanarak…

Bugün New York Times ve Washington Post gibi gazetelerde ‘çakma haber radarı’ gibi çalışan ve bulgularını okurlarla paylaşan gazeteciler bulunuyor. En bilinen örnek Trump’ın doğru olmayan açıklamalarından tespit edilen ve her gün yenileri eklenerek tazelenen binlerce maddelik liste; ama çok daha farklı kişiler ve kurumların yalana saptıklarını da insanlar yine geleneksel gazetelerden öğreniyorlar.

Bizde artık gazeteler satmıyor; satıyor görünenler de iddia ettiklerinin çok çok altında satabiliyor. Kurban bayramı sonrasında İzmir’de kaldığım evin karşısındaki market gazeteler için bayi hizmeti de veriyordu. Her sabah tezgaha konulan gazetelerin akşama kadar yerlerini pek az terk ettiğini gözlemledim.

Aslında bu yazıyı yazmaya “Her okuduğunuz habere inanmayın” tezimi aktarmak için başladım, şu yakınlarda siyasi hayatımızda beklenen gelişmelere dair gazete köşelerinde çıkan bir dizi haberi de dikkatlerinize sunacaktım. En başta tanığı olduğumu bildirdiğim bir siyasinin medyaya dönük aşırı eleştirisi beni ileri gitmekten alakoydu. Bazı isimlere dönük ciddi bir kızgınlık var.

O kızgınlığı 2000’li yıllar öncesinde şimdi iktidarda bulunan parti yöneticilerinde de görmüştüm; şimdiki ‘yeni medya düzeni’ o kızgınlığın sonucudur. Bugünün kızgınlıkları ne sonuç doğuracak, ileride göreceğiz.

Hala mesleğini önemseyen biriyim ben ve onur kavramını önde tutan meslektaşların var olduğunu da biliyorum.

İyimserim. Hadi “İhtiyatlı iyimserim” diyeyim. 

ΩΩΩΩ

20 YORUMLAR

  1. Gerçeği görme

    Bugün işçilikten ortaklığa geçme günüdür. Geçmişin bütün işçilik sistemi artık işe yaramaz hale gelmektedir. Halk doğru haber mi istiyor, kooperatif kuracak. Bir basın organı olacak. Bir yayın organı olacak. Kendi istediği yazarlara orada yer verecek.  Yazarları ve sunucuları o atamış olacaktır.

    Halk yalancı muhabirleri isteyebilir. Kim iyi yalan uyduruyorsa onu destekler. Onu, yazar veya sunucu yapar. Muhabir yapar. İçlerinden doğru haber isteyenler de onları görevlendirir. İsteyen mevlasını isteyen belasını bulur.

    Ortaklık sistemine uyum sağlayanlar yaşar, diğerleri elenir.

  2. Hiç umudun yok. Bu hükümet o kadar yargısız infaz. Haksızlık yaptığında siz hükümete yakınken en ufak eleştirin yoktu ve hatta hükümeti pasif bulduğun yazılarını hatırlıyorum. İslamcı dan demokrat insan olmaz.

  3. AKP’li belediyelerin düzenlediği seminerlerde sık sık yer almasıyla bilinen aynı zamanda da Yeni Akit gazetesi yazarı Yavuz Bahadıroğlu, 30 Ağustos Zaferini aşağılamış. Bahadıroğlu, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şöyle demiş :

    “Avrupanın atası Romayı Anadoludan kovmuş bir millet. Niğboluda, Kosovada, Varnada Birleşik Avrupanın kara ordularını, Prevezede donanmasını yenip Avrupanın başkenti İstanbulu fetheden bir millet. “Dünkü vilayetim Yunani yendim” diye bayram yapıyor. Kutlu olsun bari!”

    30 Ağustos 1922 zaferi ile, 1683 Viyana bozgunundan beri devam eden Batı karşısındaki gerileme durmuştur. Bu sayede Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Yerli ve milli olmayan bu nankörler hakkettiğini bulacaktır. Bu zihniyet geçmişte de savaşmazdı, medreselerde tekkelerde güya Arapça din ile halkı irşad! ederlerdi. Hep beleşçiydiler, yine öyleler.

  4. İstanbul’da askeriyeden boşalan 1.000 futbol sahası büyüklüğündeki arsa, Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin aldığı bir kararla imara açılmış. Bu konuda İBB Başkanlığı’na danışılmamış.

    Bunun önüne geçilemez ise İstanbul’un nüfusu daha da artacak, artan trafik sorununu çözmek için yeni masraflar yapılacak, alt yapı zorlanacak. Fakat ne gam ! Rantiye-şantiyeciler kazanacak. Menfaat havuzu medyası da algı operasyonları için hazırlıklarına başlamıştır.

  5. Bekir isimli yorumcuyu okumam! Fakat bugün okudum ve tavsiyesini mantikli bulup “GEZI OLAYLARINDAKI” yalan haberleri aradim.
    Başta dönemin başbakanı olmak üzere onun partisi ve havuzda çikan 60 maganda AKP li birisinin başörtülü gelinine bebeği ile birlikte saldirip, yaraladiklari ve üzerine işedikleri, yalan haberlerini yazan, meydanlarda onu savunan R.T.E. videolari ile birlikte öyle bir olayin yaşanmadiği ve tamamen bir seneryo olduğunu gösteren zamanin Istanbul valisi tarafindan paylaşilmiş videolar geldi karşima.
    Galiba Bekir isimli yorumcu bunlari eklemeyi unutmuş! Bende bari bunlari bir soru ile ekleyeyim dedim.
    Yalanı ortaya çikaran zamanın Istanbul valisi şu an nerede olduğunu bilen varmi?

  6. bugün alakasız bir konuda yazacağım.
    biraz önce okuduğuma göre (sözcüde okudum), 25 STK (kimler olduğunu bilmiyorum ama hayvan hakları savunucusu diye yazıyor) adalarda atlı faytonların kaldırılmasını istemiş.
    – Atların çok zor şartlarda çalıştırıldığını ve yüzlerce atın bu nedenle öldüğünü belirten stklar, atların koşullarının düzeltilerek faytonların devam etmesine karşı çıkmışlar.
    – Adalarda zaten kaç at varmış da bunların yüzlercesi ölmüş, hem de bu kötü şartlar nedeniyle olmuş bilemiyorum. bir de bu stklar bunların kötü şartlar nedeniyle öldüğünü nasıl tespit edebilmişler onu da bilemiyorum.
    – herhalde fala bakmış olmalılar.
    – Öncelikle, hiçbir at sahibinin, atının iyi ya da kötü şartlar nedeniyle ölmesini istemeyeceğini kayıt etmek gerekiyor. Yani, at sahipleri, normalde, atların yaşayıp iş yapabilmesi için ne gerekiyorsa onu yaparlar.
    – Kuşkusuz, bu konuda bilgi ve imkanları yetersiz olabilir. Bu konuda gerekli kuruluşlar devreye girebilir.
    Ancak bu stklar, hem de 25 tanesi, atların koşullarının iyileştirilerek faytonların devam etmesine de karşı çıkıyorlar.
    – Anladığım kadarıyla, bu memlekette elini sallasan stkya çarpıyor ama ülkede yığınla da sorun var.
    – insan ister istemez, bu kadar stk varken, bu kadar sorunun da olmasından şüpheleniyor. acaba bu sorunları bu stklar mı yaptı diye.
    – Sözcü muhabiri, bu stkları hayvan hakları savunucusu olarak yazmış.
    – Fakat herne hikmetse, bu hayvan hakları savunucusu stklar, hem de 25 tane (biz 25 kişiyi biraraya getirip bir sorunun çözümü için elbirliği yapmalarını sağlıyamıyoruz ama bu sorunda tam 25 stk bir araya gelmiş. her bir stk en az 14 kişiden olması gerekir diye düşünüyorum. çünkü yönetim kurulu ve yedekleri olur, daha denetim kurulunu vs. vs. hesaplamadım.) hayvanların şartlarının iyileştirilerek faytonların devam etmesine karşı çıkmışlar.
    – Ya sözcü muhabiri milletin aklıyla alay ediyor ya da bu stklar (hem de 25 tanesi):
    – Eğer derdiniz hayvan hakları ise, zaten hayvanların koşullarının iyileştirilmesi sağlanacak.
    – fakat bunlar “yoh hemşerim” bunların faytonlara koşulmasına karşıyız diyorlar. Eee, faytona koşulmayan, binilmeyen, hiçbir iş yapmayan bu atları, sahipleri biblo niyetine komodinin üzerine mi koyacak?
    – Bu atları biblo olarak kullansa bile, mecburen saman, yem, altının temizlenmesi, tımar edilmesi vb gibi masrafları olacak. Bunlar da zengin işadamları değiller, yani atların bakımını yapıp biblo olarak kullanacak durumları yok.
    – Geriye bu atları satmaları var. peki atları alan insanlar ne yapacak?
    – Belki atları satın alan insanlar bunları biblo olarak kullanabilir ama benim tahminim, belki daha kötü şartlarda, belki de adalardaki şartlara benzer şartlarda, belki biraz daha iyi şartlarda, bu atlar yine çalışacaklar. Zaten hiçkimsenin, çalışmayan atların ahırda beslenmesini ve bakımının yapılmasını isteyebilecek kadar zeka yoksunu olduğunu zannetmiyorum.
    – Evet, faytona koşmadan atları besleyecek geliri olanlar vardır. Ancak bunların da öyle yüzlerce atı beslemeye niyet edeceklerini hiç zannetmiyorum. beslediklerine de, en azından arasıra da olsa bineceklerdir.
    – Ancak, birkaç zenginin besleyeceği atlar da, adalardaki zavallılar olmayacak, (onlardan biri olsa bile, birkaç tanenin dışındakiler yine açıkta kalacak), dedesinin dedesinin bile kaydı olan, safkan, özel yetişmiş atlar olacaktır ki, bu zenginler de, o atları binmek için kullanacaklardır. Yani, biblo olarak kullanmayacaklardır.
    – Peki, adalardaki atlar ne olacak?
    – Muhtemelen bir bölümü, bizim kasap marifeti ile sofralarımızı süsleyecek ya da başka bir şekilde huzuru bulacaklar.
    – Demekki bu 25 stk, bu hayvanların, bu şekilde huzura ermesini istiyorlar.
    – ya da, sözcü muhabirinin ya da bu 25 stknın başka hesapları var.

    * bilgisayarımda, yazdığım yorum görünmüyor. onun için düzeltmeyi o yorumun altına yapamıyorum. sayın editör, düzeltmeyi o yorumumun altına eklerseniz sevinirim.

    – Sözcüdeki haberde, 25 stknın isimleri verilmiş. “bu stklar kim” şeklindeki ifademi düzeltmek istiyorum. hem okurlardan hem de sözcü gazetesinden hatam nedeniyle özür dilerim.

    • Hamza bey, merhaba! Siz ” bugün alakasız bir konuda yazacağım.” Diyiyorsunuz bence bal gibide konu ile alakalı.

      Gazeteci mantik dışi bir haber yapmişise! Yapilan eylemin sizin yazdıklriniz gibi eğlemin mantik hatalarınıde yazmasi gerek ve eylemcilerin provokatör olduklarınide eklemesi ve kamu oyuna duyururmasi lazim.

      Bir insan! Ekmeğini At veya öküzle kazaniyorsa, onlarin bakimlarinda hiç bir şey esirgeyemez. …
      O stk’ler o atlari biraksin kumar oyunlarina (at yarişları) alet edilen ve dünyada bu nedenden dolayı her yil binlerce atın telef olurken onlari protesto etsinler.
      Onlara ses çikaramayanlar gelmiş fakir fukaranin ekmek teknesi olan ve gözü gibi baktikları atlara sahip çıkıyorlar.
      Sizn bu yazınız bizdeki medyanin gercek yüzünü açıkliyor. Çarpitma ve gündemi saçma sapan haberlerle oyalamaktan başka işleri yok.
      Esenlikle kalin.

      • teşekkür ederim nurdan hanım!
        Ben sadece, stklerin kim olduğu ile ilgili bölümü görememiştim. onun için özür diledim.
        Diğer yazdıklarımda haklı olduğumu düşünüyorum.
        yani, faytonlarda atların yasaklanmasını istemek çok saçma.
        şartları kötü ise düzeltilmesi için çalışılır. Ancak bunlar, durumun düzeltilmesini istemiyorlar.
        – ya esas sıkıntıları hayvanlar değil ya da her konuda olduğu gibi, bu konuda da saçmalama özgürlüğünü bu sefer bu stklar kullanmışlar.

    • Bu konu benim de dikkatimi çekiyor. Bazı kişiler, birçok insan asgari ücrete çalışırken beygirlerin serbest bırakılıp onlara devletin/belediyelerin bakmasını teklif ediyor. Bunlar hayattan kopuk insanlar. Beygirler (atlar) koşmadan, yük taşımadan yaşayamazlar. Bu beygircilere göre yazın güneşin altında tarlalarda çalışmak da, fırın işçiliği de v.b. yasaklanmalı.

    • Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra aklı başında solcular yeşilci/çevreci oldu, işe yaramayanları da kedici, köpekçi, beygirci oldu. Hayvanlara iyi muamele düşüncesi her devirde insanların gündeminde olmuştur, fakat hayvanlara insanlardan daha fazla imtiyaz tanımayı önermek modern dünyanın sorunlarından birisidir. Kedileri besleye besleye şişmanlatıp burjuva kedisi yaptılar, üstelik fabrikasyon mamalarla güzelim kedi neslini bozuyorlar.

  7. “Değerli dostlar, bugün önemli bir gün. Bugün Türk siyaset hayatına lider oligarşisinin çöktüğü gün olarak tekelci bir anlayışa dayanan liderlik anlayışının yerine kolektif aklın temsilcisi olan bir anlayışın yerleştiği gün olarak geçecek.Bugün, Türk siyaset tarihine parti içi demokrasi geleneğinin yalnızca bir kuru temenni olarak değil, aynı zamanda da bir zihniyet değişikliği ve zorlayıcı tüzük kuralları biçiminde egemen olduğu gün olarak geçecek.Bugün, Türk siyaset tarihinde her yönüyle şeffaf, seçmenin sorgulamasına ve denetimine açık yepyeni bir siyasal örgütlenme modelinin kurulduğu gün olarak geçecek.Bugün, Türk siyaset tarihine, hizmete sevdalı insanların kurduğu AK Parti’nin doğum günü olarak geçecek.Kutlu olsunVe bu günden sonra Türkiye’mizde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
    Kaynak Yeniçağ: Ali Murat Güven: AKP’ye olan güvenimi tamamen yitirdim”
    Yukarıdaki metin RTE tarafından AKP nin kuruluş günü okunan metinden alınmış bir parça.
    Metnin yazarı Ali Murat Güven.
    3 paket Tekel 2000 sigarasına 45 sayfalık ve RTE taraından okunması 1,5 saat süren bu yazıyı yazmış.Bende o gün zannetmiştimki RTE yürekten gelerek konuşuyor.Bu konuşmanın etkisiyle 3 seçim üstüste oy da verdim kendisine.
    Gazeteciler bizi kandırıyorda siyasetçiler kandırmıyor mu?
    Hem de en ala şekilde siyasetçiler kandırıyor bizi.
    Açın gözünüzü…

  8. 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun.

    Birileri bugün yine istemeye istemeye bu bayramı kutlarmış gibi yapacak. Eğer mert iseler onlara tavsiyem IŞİD’e katılıp savaşmalarıdır. Fakat onlar savaşmaz da, sadece Arapça dua okumasını bilirler. Bir kısım halk da Allah’ın sadece Arapça bildiğini sanıp bu arapça dualara muhtaç olduğunu sanarak onlara biat eder.

    Dini siyasete alet etmek, askerin darbe yapmasından daha ahlaksız ve daha yıkıcı sonuçları olan bir davranıştır.

    Dinciler ve onların menfaat ortakları tırtıklanan paralarla yaşatılan havuz medyası ile beyin yıkamaktadırlar. Evet geçmişte de medya (laik medya dahil) yeterince ahlaklı değildi. Fakat bu denli fütursuz ve ölçüsüz de değillerdi, bir kırmızı çizgileri vardı.

    Dincilik (radikal müşrik Müslümanlık) öyle bir şeydir ki ; Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali zihniyeti karşısındaki Ebu Süfyan, Muaviye, Yezid zihniyetine benzerler. İslam dünyasının durumu malum, eğer aramızdaki çözülebilir sorunları aşıp bu dinci takımı ve ortaklarına karşı elbirliği ile mücadele etmezsek Türkiye de bu kervana katılma yolundadır. M.K.Atatürk kimi konularda biraz sert davranmıştı, doğrudur. Fakat o savaş dehası sosyoloji ve siyaset alanında da sezgisel bir dehaydı. Kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni acilen dönüştürmez ise bu devletin uzun ömürlü olamayacağının farkındaydı.

    Havuz medyası yazarları eğer ömürlerinin sonuna kadar yetecek bir dünyalık yapmayı başaramamışlarsa işleri zor, çok zor. Zira kullanılmış kağıt mendil gibi olacaklardır.

    • “Allah’ın sadece Arapça bildiğini sanıp bu arapça dualara muhtaç olduğunu sanarak onlara biat eder”

      Keşke Arapça dualaride orjinali gibi okuyabilseler. Tıpkı Diyanetın Kurani kerim tevsiri gibi. Mailinde Hayul kayyumun manasinı dahı bilemeyip de orjinalini yazmalari gibi.

      “M.K.Atatürk kimi konularda biraz sert davranmıştı, doğrudur. Fakat o savaş dehası”

      M.K. Atatürk! Cumhuriyetın ilanindan sonra Fuloryada pilajda mayolu kadınlari görünce! “Ben kadınların siyahlara bürünmelerıni yasakladım, mayo ile pilajlarda dolaşma emrini vermedim.
      (Not:bu sozler gercekten Atatürkemi ait emin değilim cocukluğumda bir dergide okumuştum)
      O yazıyı yazan yazar Atatürk ün “DİNİ” değil hurafeleri yasakladığını yaziyordu.
      Hatta İnönün ve Atatürkün eşlerının başları kapalı olduğunada dikkat çekmiştı.

      • Şüphesiz ki Atatürk dini yasaklamamıştır, tam aksine (Sünni) Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ruhban sınıfı menfaatleri elden gidiyor diye karşı çıkarken, cahil halk da Arabi gelenekleri Kuran dini sandığı için tedirgin olmuştur. Ben de ezanın orijinal şekliyle okunmasından yanayım, fakat Türkçe okunsa buna da alışırım. Din dile bağlı değildir, Allah’a bağlıdır.

  9. En önemli problem Doğru haber yapan basının Reklam geliri:

    Ülkemizde güzel işler yapan basında var. Ama malasef Tek adam rejimi bu tür doğru haber yapan basının reklamlarına müdahale ediyor.
    Böyle yayın yapan yerlere işadamlarının Reklam vermesini tehdit ediyor.

    Bir bakın Mualif olan sitelerde google reklamlarından başka reklam varmı.

    Başımızdakilerin ve Yandaş basına, Atalar çok güzel söylemiş.

    Yalancının mumu yatsıya kadar yanar .

    Artık yalanları öğrenen millet birdaha ne kadar doğru şeyler söyleselerde inanmayacaklar.

    (Bazıları, yalanı bilsede Makarna, şeker, kömür yardımlarından dolayı görmezden geliyordu para muslukları kurumaya başladı artık.)

    Güzel şeyler oluyor. Ekrem imamoğlu trol olduğunu tespit ettiği 225 kişinin işini feshetti.
    Devletin para muslukları tükenmeye başladığı için artık medyaya para ayırmaları azaldı.

    Türk medya (kanal 24, star , akşam, Güneş) baya bir adam çıkarmış.
    Dünkü haberde okuduğuma göre Güneş gazetesi basımı sonlandıracak sadece internet kalacakmış.

    Ekrem imamoğlu dün t24 ve diken.com.tr Gibi yerlere reklam verek destek olmaya başladı.

  10. “Emrime bir basın-yayın verin, size vicdansız bir halk yaratayım.” Goebbels
    Emir tabii ki, gerçeğin ters yüz edilmesi. Yani YALAN.
    İşte size, emir bile beklemeden, durumdan vazife çıkararak fütursuzca yalanın kitabını yazan bir medya ve hiç
    bir hak, hukuk, hakkaniyet ve adalet ölçüsü olmayan bir halk.
    Yalanlar da Goebbels’in söylediklerinin/söylettiklerinin aynısı.
    Goebbels sonunda 6 çocuğunu öldürüp eşiyle intihar ediyor.
    Vicdansız halkın akibeti ise malumunuz.

    • Gezi olayları sırasında şimdi firari olan bir gazeteci, oğlunun kayıp olduğunu söylemişti,kadınların kucağından çocuklarının alındığını falan da söylemişti.Halbuki söylediklerinin aslı astarı yoktu.Daha ne yalanlar söylemişlerdi.Arama motoruna ‘gezi yalanları’ yazınca bu yalanların bir listesi
      çıkıyor karşımıza.

      Fehmi Bey’in kimlerden bahsettiğini anlayamadım ama herhalde yukarıda bahsettiğim yalanlar da dahildir yazısında
      irdelediği konuya.

      Ayrıca bazı muhalif politikacıların,özellikle bir parti lideri ile, son zamanlarda parlatılan bir belediye başkanının yalan söylemekte pek mahir oldukları tartışma götürmeyen bir husustur.Ben isim vermiyorum ama bu günkü köşe yazılarında bile bunların bazısının ismi
      geçiyor.

      Fehmi Bey haklı,bence de yalancılık iyi
      bir şey değil.İnsan evladı elif gibi dosdoğru
      olmalı.

      • Basın ve medya milletin aynasıdır. Çirkin yüzler, daha güzel görünmek için fotoğrafçıyla anlaşıyor. Sonuç, tam istedikleri gibi. Sonra servis başlıyor. Alan razı veren razı… Yalnız bir şey dikkatimi çekti. 2000’den sonra herkes ve herşey çok değişti…

  11. Eskinin kızgınları, şimdinin muktedirleri gibi ifade edilen yeni medya düzeninin banileri yanında artık esameleri okunmayan eskinin ve halin kızgınları medarı iftihar mazinin sessizleri olan ati için iktidar beşaretine namzet addedilenler, bir zamanlar gözlerinin önünde la yüsel sahiplerinin sesi, sakallı maymunlar hükmünde ki yeni medya soytarıları vasıtası ile şeref, haysiyet cellatlıkları olurken neden sessiz kaldıklarının keffaretini ödemeden hiç bir konuda şikayet beyan edemezler etseler bile kabule karin değildir. Asrı saadet ile merbut İslam mefkuresi rezil fikriniz ile ortaya çıkardığınız ve her türlü ahlaksızlığa kılıf ve kalkan ettiğiniz adi siyasal islam davanızdan yüz bin kere temiz ve paktır.
    Sebep olanlardan Allah sorsun amin!

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız