Mehmet Eymür’ün açıklamaları ışığında “Ne oluyor?” sorusunun cevabını veriyorum

34
Fotoğraf: T24'ten..
Reklam

Alaattin Çakıcı affedilip cezaevinden çıkarıldı… Kürşat Yılmaz, Yargıtay tarafından da onaylı 35 yıl yatması gereken davası yeniden görülerek, serbest bırakıldı… 

İlk yaptıkları, minnet hissi besledikleri kişilere ziyaretle yan yana fotoğraf çektirmeleri oldu…

Bu iki gelişme arasında Sedat Peker’in yurt dışından yaptığı yurt içini karıştıran ifşaatları var…

Geçen yıla damgasını vuran Bodrum Yalıkavak Marina’da çekilmiş dörtlü fotoğrafı da bu tabloya eklemek mümkün…

Tam bu sırada ‘en ünlü MİT mensubu’ unvanına hakkıyla sahip Mehmet Eymür, önce t-24 internet gazetesine uzun bir mülakat verdi, ardından halk-tv’de gazetecilerin karşısında programa çıktı…

Diğerlerine sorulamayan “Ne oluyor?” sorusu dün akşamki programda Eymür’e yöneltildi.

Tablonun öteki unsurlarının davranışlarını ‘ilgi çekici’ bulduğunu söyleyen Mehmet Eymür kendisinin çıkışını bunlardan ayrı tutup önemsenmemesini istedi.

Oysa birbirleriyle somut ilişkisi bulunmasa bile, bu gelişmelerin ortak bir noktası olduğu söylenebilir: Ülkemiz hızla seçim atmosferine girdi ve seçim sonrası Türkiyesi için taraflar pozisyon alıyorlar…  

Reklam

Geçmişte de -tam benzemese bile- buna yakın tablolarla birkaç kez karşılaşıldığı olmuştu. 

Her biri sırasında bazılarımızın “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” etiketini taktığı olaylar…

Kaçırılan fırsatlara dönüşmüştü hepsi…

Umarım bu defa aynı durumla karşılaşmayız.

Mehmet Eymür’ü sorgulayan gazeteciler geçmişin karanlık sayfalarıyla ilgili sorularıyla bir özelliğin farkında olduklarını belli ettiler: Türkiye’de katliamlar, siyasi cinayetler, işkenceler gibi yanlış işlerin yapıldığı dönemler hep olageldiyse, bunun sebebi, görünürde devlet içerisinde yer almadığı halde devletin yetkilerini kötüye kullanan bir örgütün varlığıdır…

Gazeteciler ısrarla ve sıkça örgütün literatürdeki adını da kullandılar dün gece: ‘Gladio’

Soğuk Savaş’ın en soğuk günlerinde, Sovyetler Birliği’nin ideolojisini o zamanki adıyla ‘Hür Dünya’ya ihraç edip, kitleleri etkileyebildiği ülkelerde seçimler veya kitle ayaklanmaları yoluyla uydu rejimler kurma çabasına girişeceği varsayımıyla Avrupa’da oluşturulmuştu Gladio örgütü…

Gladio, özellikle NATO üyesi ülkelerde -ancak İsviçre gibi NATO’nun nüfuz bölgesindeki bazı ülkelerde de- CIA ve İngiliz istihbaratı işbirliğiyle kurulmuştu. 

Reklam

Resmi adı ‘Stay Behind’ örgütüydü.

NATO üyesi olan ülkemizde ‘Özel Harp Dairesi’ adını taşımaktaydı.

Yunanistan’la Kıbrıs konusunda ihtilafın ilk patlak verdiği günlerde İstanbul’da meydana gelen 6-7 Eylül (1955) olaylarına örgütün itiraf edilen öncü eylemlerinden biri gözüyle bakılır.

1960’tan başlayarak her on yılda bir tekerrür eden darbeler ‘Gladio müdahalesi’ sayılır.

Darbelere gerekçe oluşturan, her birinin öncesinde meydana gelmiş çatışmacı ortamlar, kitle hareketleri, siyasi suikastlarda Gladio’nun parmağı olduğundan kuşkulanılır.

Sağı solla çatıştıran, Alevi-Sünni kışkırtıcılığından medet uman, onbinlerce insanın canına mal olan bir isyan hareketine dönüştürülme istidadı taşıyan köklü bir sorunu ülkenin başına dert ettiren yanlışlıklar, ‘Gladio’ örgütünün para-militer unsurları yanında önemli görevlerde bulunan birilerinin daha büyük belayı önlemek için küçük belalar yaratan ali cengiz oyunlarıdır.

Örgütün içerisinde yer aldıkları varsayılan tipler arasında ‘Yeşil’ lakaplı gibi katiller ve birbirlerini tanımamaları gereken taban tabana zıt eğilimlere sahip unsurlar da vardır.

Ülkemiz bu yapının varlığını, 1996 yılında Susurluk’ta bir kaza meydana gelip aynı araç içerisinde bulunan aykırı tiplerin birlikte seyahat ettikleri ortaya çıktığında fark etmişti.  

NATO üyelerinin büyük bölümü, Sovyetler Birliği’nin havlu atması üzerine, 1989 sonrasında, ‘Gladio’nun gerekçesi ortadan kalktığı için, silah zulalarını dağıtmış ve örgütü devlet yapısından söküp atmıştı.

Çoğu ülke bunu sessiz sedasız gerçekleştirmeyi yeğlerken, ‘Gladio’ sözcüğünü lügatında bulunduran İtalya, yapının siyasi amaçlarla kötüye kullanıldığının farkına vararak, yıllar içerisinde buna bulaşmış çoğu siyasilerle asker-sivil bürokratları yargılama yoluna gitmişti.

Yargılananlar arasında bakanlar, başbakanlar, hatta bir cumhurbaşkanı bile vardı.

Sovyetler Birliği ile Avrupa arasında sınır teşkil eden Türkiye’nin diğer NATO ülkeleri arasında bu alanda bir istisna olarak kaldığı anlaşılıyor.

Aksine iddialara rağmen…

[Bizdeki adıyla ‘derin devlet’ mekanizmasının NATO’dan çok önce de var olması bunda önemli bir rol oynamışa benziyor. İngilizce internet ansiklopedisi Wikipedia ‘derin devlet’ (Deep state) kavramının ilk Türkiye’de kullanıldığını özellikle vurguluyor.

Elbette eski dönemlerdeki güçlü etkisi kalmamış olabilir, ancak yapının bütünüyle tasfiye edilmediğinin emarelerine zaman zaman rastlanıyor.

Devletin ‘suç örgütü lideri’ sıfatıyla andığı Sedat Peker’in videolu veya Twitter üzerinden yaptığı itiraf kokulu açıklamalarından da bu kanaate erişiliyor.

Bağırsaklar halen dolu.

Yolsuzluklar, gençleri zehirlemeye yarayan ticaret türlerinde yapının izleri görülebiliyor.

Son bir yıla damgasını vuran tablo yeniden eski gücüne kavuşmaya çalışanlar ile onların tasfiyesi gerektiğini zaruri bulanların karşılıklı salvo atışları olarak görülebilir. 

Tablodaki yarı belirgin unsurların daha görülür hale gelmelerinin sebebi, önemli değişikliklerin yaşanabileceği görüntüsü alınan seçimler öncesinin bunu zorlamasıdır.

Nasıl bir Türkiye ile karşılaşılacağı şimdilik belli-belirsiz olduğu için onu etkileme amaçlı işler dışa vuruyor.

İyi ki de öyle oluyor.

ΩΩΩΩ

Reklam

34 YORUMLAR

  1. yetişen fidanların her 10 yılda bir tezgahlanan darbelerle biçildiği ülkede hala uyanamayanlar olması ve buna bir çare bulunamaması üzücü. Sn Yazar son gelişmeleri hayra yoruyor, umarım öyle olur da bu fasit daire kırılır

  2. Bakiyorum su yorumculara aciyorum eger memleketin okumuslari bunlarsa vah halimize ben cok uzuluyorum bu kafalar her turlu evrilmeye musayit bence beyler cikin su dunyayi dolasin hatta arastirin ama arastirmaci bir kafayla ve ileri demokrasilerde neler oluyor inceleyin eskiyi ikidebir hatirlatip durmayin dun dunde kaldi siz bu gune ve gelecek icin pozusuyon alin bøyle abuk sabuk kulaktan dolma laflarla zamaninizi harcamayin

  3. CHP, Suriye ve Irak tezkeresine HDP ile birlikte Hayır oyu için el kaldırdı. CHp nin Hayır kararına HDP’nin ardından terör örgütü PKK dan övgüler geldi. PKK elebaşlarından Mustafa Karasu, CHP nin ‘Evet’ demesi halinde iktidar olma iddiasını sürdüremeyeceğini anladığını söyleyerek “Böyle düşünüyorlarsa doğrudur. Hayırlı bir iş yapmıştır” demiş.
    Tezkereye hayır diyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kandil’e kükremişti. Kokusu yakında çıkar, Kandil baronu Mustafa Karasu’nun bilgisi dahilinde yapıldığı söyleniyor, acaba doğru mu?

  4. CENNET TE, CEHENNEM DE, BURADA!
    Ahirette, cennet te, cehennem de yok!
    Ahireti inkar ettiğim anlaşılmasın.
    Ahirette tek ” bir soru ” yeter:
    “-Sen Dünya’yı, cennete mi, cehenneme mi çevirmeye çalıştın?”
    “-Cennete çevirmeye çalıştıysan, buyur cennete.”
    “-Cehenneme çevirmeye çalıştıysan, buyur cehenneme.”

  5. Cemaatten kopmuş kişilerin açıklamalarına göre;
    Şu anda Amerika’da yaşayan örgüt üyelerinin çocuklarının büyük çoğunluğu tamamen dinden uzaklaşmış durumdaymış.  Bunlardan bir kısmı içki, kumar, uyuşturucu düşkünü, haramların her türlüsüyle içli dışlı hale gelmiş, diğer kısmı ise tamamen ateist olmuşlar.Kimse ne yapacağını bilmiyor, dışlanmaktan korktukları için de ses çıkaramıyorlarmış.
      Bir de 40 senedir eğitim faaliyetindeler.Türkiyedeki en iyi öğrencileri topladılar. Bu öğrenciler şimdi 30-40-50 yaşına geldiler. Hep bilimden dem vuruyorlardı. Bu kişilerin dünya arenasındaki konumları nedir ki bilen varmı?

    • Fetöcülerin çocukları dinden uzaklaşmış gerçekten ibretlik, sizinkilerin bizatihi kendileri dinden ve ahlaktan istifa edip, gençleri dinden müstafi ettiler. Yalandan iki sakallı ile dizi yapıp yerli ve milli bilinçaltı oluşturacaklarını sanan bu aymazlara ancak tarih cevap verecektir. üçüncü nesliniz sizin de maalesef kayıp, bu zaman ahir zaman, teşkilatta hurma yiyip eller havada millet görsün diye nutuk atarak tedbir olunmaz. Başkasının camını gözleyen kendi evinin işini unutur.

  6. GLADİO
    ERGENEKON
    BÇG
    FETÖ
    YARGI
    BASIN
    SİYASET

    Bunların en başına da Feto liderinin bir ses kaydında bahsettiği BÜYÜK PATRON !
    Buyurun sayın yorumcular, yüreğiniz yetiyorsa buradan ilerleyelim. Mümkün ise sıralamaya sadık kalarak tabii.

        • Nerden biliyorsunuz soran olmadığını?

          Yapay zekanın programlandığı amaç doğrultusunda önünüze servis ettiği bilgi kırıntılarıyla genel hüküm veriyorsunuz. 50 senedir konuşan her soruya da cevap veren biri o soruya da cevap vermiştir arayıp cevabını bulmak varken elinizdeki kırıntı bilgiyi sataşmak için kullanıyorsunuz sanki.

        • Tüm hukuki süreçleri seferber edip gladyonun büyük patronunu bulmak için tahkiki bir zihin yolculuğuna çıktınız mı hiç?

          Zihni’nizde böyle bir yolculuğa çıkıp sonuna kadar gitseniz, vardığınız yerde acaba suçlayacak biri kalır mı kendinizden başka?

    • dün akşam harika bir program izledim Tr724 tv de YouTube yayını yapan “Nöbetçi Editör” adlı programda prof.dr. Mehmet Efe Çaman ve Abdulhamit Bilici, Amerikanın ilkini onlayn olarak 9-10 aralıkta planladıkları ve ikincisini de bir yıl sonra uygulamalara bakarak yüzyüze görüşmeyle düzenleyecekleri Demokrasi Zirvesini değerlendirdiler.

      Çaman hoca Hungtington’un 3. demokrasi dalgasından hareketle 5.dalga demokratikleşme dalgasının bir tezahürü olarak olumlu bir gelişme olarak değerlenderdi ve yaşanan otoriterleşmeleri de, “demokratikleşme serüvenin tarihine bakıldığında her bir ilerleme dalgalarına bağlı olarak bir gerileme süreçlerinin de yaşandığını görüyoruz. Yaklaşık 200-×250 senelik bir modernleşme ve demokratikleşme tarihi olan türkiyenin bu zirveye davet edilmemesini ve otoriterleşme belirtilerini bu kapsamda değerlendirebiliriz. aralarında Nijerya gibi afrika ülkelerinin de olduğu, toplamda da 107 ülkenin davet edildiği bu demokrasi zirvesine davet edilmemesini Türkiye göz açıcı bir fırsat olarak görmeli” dedi.

      Abdulhamit Bilici ise Demokrasi zirvesinde konuşulacak konulardan bahsetti;

      – yolsuzluklarla mücadele
      – otoriterliğe karşı demokratikleşmenin
      savunulması
      – insan haklarının korunarak daha da
      iyileştirilmesi
      – internet özgürlüğünü korumaya dönük
      örgütlenme çalışmalarını başlatma
      ……..vb. konular zirvede ele alınacak konular
      arasında.

      bu önemli zirveye Türkiyenin yanında Macaristan de davetliler arasında bulunmuyor.

      AB üyesi otoriter Macaristan ile AB’nin sınırında ve AB komisyon üyesi Türkiye Demokratikleşmeye zorlanacaktır kuşkusuz.

      ve Gladio ile demokratikleşme olmaz!

      Türkiye bu beladan kurtulmak zorunda!

  7. akıl oyunları adında biyografik bir dram kitabı/filmi var. ödüllü bir matematikçi olan john nash in ağır bir akıl hastalığı olan şizofreninin pençesinde geçirdiği 30 yılı ve ardından iyileşme sürecini anlatıyor. yaşadığı gerilimler, stres giderek gerçeklikten uzaklaşmasına, peşinde istihbarat örgütlerinin olduğu sanrısıyla başlayan ataklar ağır bir zihinsel deformasyona dönüşüyor.
    ülkemizde de bu sıralar bir akıl tutulması yaşanıyor diye düşünüyorum, sonrası ağır bir paranoyaya dönüşme eğilimde bir süreç, bazıları kurulmuş barbie bebekleri gibi nereye dönse fetö-fetö diye bağırıyor, kimi nasırına basılmış gibi ayağa fırlayıp dış güçler-dış güçler diye haykırıyor. gündem olan her konu bir uluslararası oyuna, gizli planlara, ülkeye daha doğrusu iktidara yapılmakta olan güya komplo çalışmalarına hatta darbe hazırlıklarına malzeme ediliyor. herkesin birbirini fetöcülükle, teröristlikle, ajanlıkla suçladığı bir ortam yaratılmaya çalışılıyor.
    bu puslanan hava kimin işine yarıyor peki?
    herkesi birbirine düşman etmekten kim nemalanıyor?
    kimlerin saklanmasını daha kolay hale getiriyor?
    kırmızı şapka takan biri fark edilir,
    ama herkesin kırmızı şapka taktığı bir yerde değil değil mi?

    dünyada bugün saldırı altında olmayan ülke yoktur, ama bizim gibi zor bir coğrafya da yaşayan, sorunlu komşuları, ciddi güvenlik sorunları, içeride ve dışarıda zaten doğal düşman olan bizim gibi ülkelerde doğruyu yanlıştan ayırmanın ne denli önemli olduğunu da şimdiye anlamış olmamız gerekirdi.
    herkesin bir arada sakin-uyumlu yaşamasının hayati öneme sahip olduğu bu coğrafya da akıl sınırlarını zorlayan bir saikle muhalefeti toptan terörize etmeye çalışan paranoya geliştiren bir faaliyet var.
    halk nezdinde bir karşılığı uzun zamandır yok, öyleyse herkese kırmızı şapka takmaya çalışan bu çaba niye?
    istanbul seçimlerinde sisiye mi oy vereceksiniz, binaliye mi diye soruldu?
    millet sisiye oy verdi, iyi mi?
    bugün “milliyetçiyim” diyen mhp nin oyu ne kadar?
    6-7 arası mı? az biraz fazla mı?
    peki, hdp nin oyu ne kadar?
    % 10 mu, az biraz fazla mı?
    önemli bir grup seçmen pkk ile organik bağı olduğu halde ve bunu bildiği halde bu partiyi destekliyorsa çözüm için meclisi işaret ediyor demektir. askeri mücadele sürerken yani bir zaman olduğu ve büyük acılara neden olduğu gibi silahları bırakmadan ve hendek kazmalarına göz yummadan bir yandan da siyasi bir yapı içinde sonuç versin vermesin görüşmeler sürdürülmelidir. bu aşamada kimseyi terörize etmeye ne gerek vardır ne enerjimiz buna harcanmalıdır.
    hdp gitse başka bir dp gelecek, yine oyu değişmeyecek öyleyse neden bu çaba?
    yıllardır chp hdp ile yan yana getirilir, ama %25 oy oranı değişmez, her 4 seçmenden biri gider oyunu chp ye verir. çok yakın gelecekte ise chp nin 1. parti olması kaçınılmazdır, dünün belirleyicisi nasıl muhafazakar seçmen oyları idiyse z kuşağı ve kürt oyları bugünün majör partisini belirleyecek olanlardır ve bu grupların tercihi açık ara chp dir. nasıl dünün yasakları, yanlışları akp nin gelişini, kalışını hazırladıysa bugün de akp nin yasaklamaları, yanlışları chp nin gelişini ve kalışını hazırlamaktadır.
    bugün herkes hesabını buna göre yapmaktadır.

    “Kürşat Yılmaz, Yargıtay tarafından da onaylı 35 yıl yatması gereken davası yeniden görülerek, serbest bırakıldı… ”
    bağımsız yargımız 35 yıl yatması gereken birini serbest mi bırakmış?
    enteresan bir akıl/durum-la karşı karşıya değil miyiz?
    herkesi fetöcü, terörist, ajan ilan edenlerin iş yeraltının hapisten çıkan mafya üyeleri olduğu zaman konuyu “es” geçmeleridir. sedat peker bir mafya lideri değil mi? resmen miting yapıp iktidar için halktan oy toplamamış mıydı? bir diğer mafya lideri alaattin çakıcı iktidar ortağı tarafından silah arkadaşım ilan edilmemiş miydi?

    bu mafya liderlerinin serbest bırakılıp ülkede fink atmasına izin verilmesine herkes fetöcü, herkes natocu, herkes terörist, herkes ajan, herkes kripto, her şey komplo, her şey gizli plan, her şey darbe hazırlığı diyenler ne diyor acaba?
    ben, yağmurdan çok rezalet yağıyor diyorum.

    • Kırmızı şapkalı kız, bakıyorum “alttarafı karahalkın yatıp kalkacağı şehirhastanelerinin odaları niye bu kadar büyük tutulmuş ki, betonun metresi kaç para, israf, yazık günah değil mi diye kafa kalaylamaktan, sarayın bikaç odasını da sağlık ünitesine mi dönüştürmüşler neymişe kadar vardırmışsınız işi, allah ıslah etsin emi!
      Koskoca devletbaşkanlığı sarayı ve hizmet binasında bir acilyardım kabini bulunmasından daha doğal ne olabilir ki? Olmazsa şaşmak lazım!
      Eski cb lerden özal antika bir makam otosuyla kargatulumba hacettepe acile götürülmeye çalışılırken ölmüştü, iyi mi?

      • bakıyorum, kara halkın parasının nereye, ne kadar, nasıl harcandığına gösterdiğim hassasiyetin değeri yine yeterince anlaşılmamış,
        Allah akıl, fikir versin emi!
        biraz hidayette ekler umarım.

  8. AVRASYA’NIN GLADİO’SU
    Gladio demek, NATO üyesi ülkelerdeki gayri nizami yapılanmanın adı.
    Şu anda küresel konsept “Avrasyacı gayri nizami yapılanma”
    Küresel kapitalistlerin kararı ile.
    Küresel icraatları şunlar:
    – İngiltere’nin Brexit kararı,
    – Trump’ın ABD başkanı seçilmesi,
    – 15 Temmuz başarısız darbe girişimi,
    – Afganistan’ın Taliban’a teslimi.
    Soğuk savaş döneminin muhalif aktörü Rusya idi. Şimdi ise yerini Çin aldı.
    Küresel kapitalistler daha önce NATO ittifakına oynarken, şimdi Çin’e oynuyorlar.
    Haliyle şimdinin muhalif aktörü ise AB ve ABD.

    • küresel kapitalistlerin Çin’e oynaması fikri aklıma yatmadı. çünkü Çin’in kendi küresel kapitalistleri var ve çin yönetimiyle sorunlar yaşıyorlar ve bu sebeple şirketlerini çin dışına taşıyanlar var Ali Baba gibi.

      diğer taraftan kendi kapitalistlerini devlet çıkarı için çok acımasızca kullanmak isteyen bir çin yönetimi var ve küresel kapitalistlerin çıkarlarıyla çin devletinin çıkarlarının kesiştiği noktalar var, çin yönetimi bu noktaları her ülkede kullanmak istiyor/kullanıyor da.

      çinin en hızlı büyüyen küresel kapitalist firmaları teknoloji şirketleri ve bu şirketlerin de en büyük müşterisi gene çin devleti. çin bu satıcı müşteri ilişkisini tamamen kendi çıkarları istikametinde tüm dünyada kullanıyor. bu sayede dünya devletlerindeki faaliyetlerinde şirketler hem kendi gücüyle hem de çin devletinin gücünü arkalarına alarak varlıklarını sürdürebiliyorlar ve devletleri çaresiz boyun eğmeye zorluyorlar.

      örnek olarak Çin’de yasak olan Tik Tok firması Amerikada yasaklanması gündeme gelmesine rağmen yasaklanamadı. gene Huavi firması faliyetlerine aynen devam ediyor, üst düzey yöneticisi tutuklanmasına rağmen serbest bırakıldı.

      Çin’li teknoloji firmaları doğrudan ülke liderlerini sosyal medya ağlarını kullanarak iktidardan indirmekle sonrasında da yargılanıp hapsedilmelerini sağlamakla tehdit ediyorlar. bu tehditle karşılaşanlar, bu gücü düşman olarak karşılarına almaktansa iktidarlarinin devamını sağlamak için istediklerini vererek desteklerini alma yolunu tercih edebiliyorlar. bu tehdit biçimi bir şekilde üstü örtülü anlaşmalara dönüşebiliyor.

      bu yazdıklarımı Tik-Tok firması üzerinden anlatan harika bir program izlemiştim İnterpress medyada. Emel hanımın konuğu doç. dr. adını unuttum çok güzel anlatmıştı aklımda kalanlar bunlar. doçentin adına bakmak için iki gün videoyu aradım bulamadım, en son silinmiş olduğuna kanaat getirdim.

        • tamam bunu anlıyorum Avrasya denince anlam kargaşası yaşıyorum. Avrasya şangay beşlisi merkezli bir hareket olarak anlaşılıyor çünkü.

          sizin dediğiniz ise dünya finans örgütlenmelerinin bulunduğu Londra merkezli küresel sermayenin Çin’in uygulamalarından memnun olmayan Çin merkezli küresel şirketleri de yanına alarak kendileri için yeni bir güvenli sistem oluşturma çabaları.

          aynı şeyi söylüyoruz aslında. ben bunun tüm dünyayı kapsayan bir çalışma olduğunu düşünüyorum. yani bu çini de kapsıyor amerikayı da. yaşanan küresel sermaye ile devletlerin çıkar çatışması sonucu verdikleri mücadele olduğunu söylüyorlar. amerika çin rekabetinin de üstünde bir süreç yürütüyorlar.

        • yani sonuç olarak benim anladığım Küresel güçlü sermaye önce devletleri sonre sırayla milletleri ve o milletlere mensup kalabalık insan gruplarını ezip geçen bir canavara dönüşmüş durumda.

  9. Bu nasıl bir adalet anlayışıdır. Onbinlerce insan irtibat – iltisakli sacmaligiyla işlerinden olup cezaevlerinde yatarken 35 yıl almış hemde Yargıtay onaylı bir insan serbest kalıyor.

  10. PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan, PKK’ya yakın bir haber sitesiyle yapığı bir söyleşide akıllara ziyan bir açıklamada bulundu:
    “Avrupa ateşkesi hiç desteklemedi. Aksine bize savaşın; durmak yok dedi her fırsatta!” Bunu söyleyenler bizim NATO’daki müttefiklerimiz!
    Soru şu. Batı niye sattı bunları ki Duran Kalkan böyle bir açıklama yapmış. Batı şimdi Türkiye çerçevesinde kimleri daha çok destekliyor. Batı Türkiyede ağzı var dili yok bir lider mi istiyor. Türkiyeyi büyükelçilere şikayet edecek bir lider mi istiyor?

    • Haçlılar size birşey yapmaz diyerek Kandırıp Haçlı kaydığına binenler elbet Birgül satılıp uçak körüğüne yapılacaktır
      Bu piyonunda satılma zamanı gelmiştir ve satmışlardır oda aklınca konuşurum ha diyor da konuştukları bu dan 20 yol önce komplo teorisi idi şimdi Haçlılar açıktan yapıyor bu tür işleri
      Fonlanan fondaşlarda ne var bunda deyip bir güzel temizliyor aklıyor paklıyor

      • “İnsanoğlunun yürüttüğü hiçbir savaş ilelebet sürmez” denir. sizin kendi milletinize karşı verdiğiniz bu “kurtuluş savaşı” da elbet bir gün bitecek. Sonra hukuk kendi normlarında kalarak işlemeye başlayacak. İşte o hukuk hükmünü verene kadar sabırla bekleyenlerden başka kazanan olmayacak.

        • Biz kendi insanımıza değil.Haçlılar ile savaşıyoruz.Bu savaşa bakarsan Hak ile Batıl ın savaşı hep vardı hep olacak.
          Allah “Haçlılar namusunuza dokunmaz” diyecek kadar sapıttırmasın.
          Tabi ki bu zihmiyetle sonsuza kadar savaşacağız.

  11. Bu konu benim pek ilgi alanıma girmiyor ; onun için meraklılarına bırakıyorum .
    Beni asıl hayrete düşüren konu ; günlük ortalam 30.000 vak’a ve yine günlük ortalama 200 can kaybıyla bu korona salgınının adeta demir atması karşısında devletin ve milletin kulağının üstüne yatmasıdır !
    Yahu Allah aşkına ne oluyor ! Neden bunlar kimsenin umurunda değil !
    Bu ölen insanlar bu vatanın evladı değil mi , bunlar Ay’dan mı geldi !
    Bu ne menem vurdumduymazlık ve aymazlıktır , yeter artık , kim ne yapacaksa yapsın !
    Hiç kimse oralı değil, vak’alar artık vukuat-ı adiye oldu gitti , pes birader !

    • Ali bey TC’de rakamlarla açıklanan her bilgi (istisnasız) son 10 yıldır masa başında üretilmektedir. Bunların içinde yalan ama hayırlı olan tek veri Covid-19 için açıklanan rakamlardır. Vaka sayısını, vefat sayısını az göstermekle yabancı turist korkmasın, aa bakın biz bu işi ne güzel çözdük algısı oluşsun amaçlanmıştır. Bu zaten çoğunluğu cahil toplumu Covid konusunda vurdumduymazlığa itmektedir. Bu neden iyidir? Bırakalım önlem almayan safralar hastalansınlar ve ölsünler. TC’nin ve Dünya’nın başlıca sorunu fareler gibi üreme sorunudur. Dünya’ya, doğaya en çok zarar veren yaratık insandır. Aşı olmayan, korunmayan, önlem almayanların oran olarak daha çok vefat ediyor oluşu insanlık yararınadır.

      • Yahya bey haklı olarak “Dünya’ya, doğaya en çok zarar veren yaratık insandır.” diyor, elhak öyledir!
        Yalınız dünyaya zarar verenler ölüp gitmiş insanlar değil halen yaşayanlar ve yine hayatta kalacak kadar bilinçli olanlardır, öyle değil mi?
        Baki bey size ve hocalarııza ne dese yeridir yani:))))

  12. Böyle muhalefete can kurban.
    CHP başkanı dün büyükelçilere Türkiyeyi şikayet eden bir mektup göndermiş. Demiş ki özetle:

    “Kanal İstanbul Projesi, ekolojik sistemi altüst ederek sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya zarar verecek niteliktedir.:
    “Ülkemizdeki tüm büyükelçiliklere bugün kendi dillerinde gönderdiğim çağrı mektubudur. Suyumuz, toprağımız, doğamız bizim her şeyimizdir; yok edilmesine izin vermeyeceğim. Milletimin bilgisine sunarım.” 

    Bunlar kafayı yemiş. Adamlar şikayet makamı mı. Git başka devlet başkanlarına gönder şikayetini. Kendini niye bu kadar düşürüyorsun.

      Birileri şu adama doğru dürüst bir dış ilişkiler danışmanı bulsun. Ünal Çeviközü dinlerse yakında büyükelçilerin ayağına kapanır. Son Osmanlı tokadını yedikten sonra bimiyormu ki büyükelçiler bu aralar süt dökmüş kedi misali durumlarını. Hele bir konuşsunlar bakim. Konuşacak açıklama yapacak dermanları yok.
    Büyükelçiler şimdi napsın. Adamlar kara kara düşünüyor.

      O da biliyor büyükelçilerin süt yalamış halini. 
    Aslında bu mektupla İmamoğlunu büyükelçilere şikayet etmiş. İmamoğlunun elindeki kozu almış. Kanal İstanbul Ekrem in  Müdafa sıydı. Millet sanki anlamad Kılıçtaroğlunun bu hamlesini.
    Şimdi ablası Akşener ile İmsmoğlundan karşı hamle bekliyoruz. Daha çok eğleneceğiz bunların nefsini yenmiş aday bulmaları çabasını.

  13. Şimdiye kadar algı çalışmaları ile muhalefet yaparak belli bir özgüven geldi muhalefete. İyi oldu. Önceden konuştukça batıyorlardı.Son seçimden sonra susuyorlardı.Bir senedir özgüvenden sonra dilleri de açıldı. Bu da iyi oldu. Şimdi daha çok konuşuyorlar. Şimdi çok çok daha iyi oldu.
    Kusura bakmasınlar ama sadece ekonomi kötü gittiği için Cumhur İttifakı’nın seçimi kaybedeceğini düşünüyorlarsa yanılıyorlar.
    Suriye tezkeresine “Hayır” diyen, dış politika konusunda milli hassasiyetleri anlamayan, “Ekmeğimiz yok ama olsun İHA SİHA’mız var” diyen seçmeni küçümseyen bir muhalefetin seçim kazanıp kazanamayacağını hep birlikte göreceğiz.
    Muhalefet ne kadar konuşursa ne kadar görünür olursa o kadar iyi. Başarılarının devamını diliyorum.

  14. Suç örgütü liderlerinin bir partinin himayesinde olduğu gayet açık bir şekilde beyan ediliyor. Karşılıklı övgüler yapıyor. Siyasi parti bastırıyor ve af kanunu çıkartıyor, yada bir şekilde mahkemelere emir verip suçluları salıyorlar. Bir parti bu kadar suç örgütleri ile içli dışlıysa buna dur diyecek bir yargı da yoksa ne yapmamız gerekiyor. En azından bu ilişkilerin kayıt altına alınması önemli. Önümüzdeki dönemde yargılanmaları için. Sedat Peker mutlaka itirafçı yapılmalı. Pek çok şeyi biliyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız