MGK Suriye konusunda yeni bir devlet politikası belirlemişe benziyor.. En başa mı dönüyoruz?

23

Rusya devlet başkanı Vladimir Putin‘in Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Türk heyetine hatırlattığı ve duyulduğunda bayağı heyecan yarattığı fark edilen 1998 tarihli ‘Adana Mutabakatı’ vardı; sahi ne oldu ona?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin birliklerini Suriye sınırına sevk ettiği bir sırada her düzeyde yetkili tarafından yapılmış Fırat’ın doğusuyla ilgili kararlılık açıklamaları üzerine Münbiç‘e müdahale konusu ısrarlı bir biçimde gündeme gelmişti; sahi ona ne oldu?

Bu soruları dün yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sonrasında yapılmış açıklamayı okuduktan sonra sorma ihtiyacı duyuyorum. Açıklamada bu iki soruya cevap teşkil edecek somut bilgiler bulunmuyor çünkü.

En iyisi açıklamanın sorularımla ilgili bölümlerini okumak.

MGK, dün ve bugün

Hürriyet‘teki haberden aktarıyorum:

“Türkiye’nin Suriye sınırını güvenlik altına almak için daha önce gerçekleştirdiği operasyonlarda ve yürüttüğü diplomasiyle elde ettiği olumlu neticeler de göz önünde bulundurularak, İdlib’de mevcut statünün korunması, Münbiç yol haritasının süratle uygulanması ve Fırat’ın doğusu ile ilgili varılan mutabakatların gereğinin yapılması hususundaki kararlı duruşumuzun sürdürüleceği belirtilmiştir.”

Şu bölümü de okumakta yarar var:

Reklam

“Tüm terör örgütlerine karşı mücadeleyi ilke edinen Türkiye’nin amacının, Suriye’nin siyasi birliği ile toprak bütünlüğünün korunarak, ev ve yurtlarını terk etmek zorunda bırakılmış milyonlarca Suriyelinin yerlerine dönmelerini sağlamak olduğu ifade edilen bildiride, mezkur krizin aşılmasında önemli role sahip anayasa komitesinin kurulmasının barış ve istikrar ortamına büyük katkı sağlayacağının bir kez daha teyit edildiği belirtildi.”

Adana mutabakatının izi yok açıklamada. Müdahale konusunda aceleci bir tavır havası da alınmıyor. Tersine, Suriye’nin ‘siyasi birliği’ ve ‘toprak bütünlüğü’ vurgusu ile ‘anayasa komitesi kurulmasına’ atıfta bulunulması politikada değişiklik işareti.

MGK ülkemizin bir gerçeği. Yapısı anayasa değişiklikleriyle yakın zamanda büyük çapta değişikliğe uğramış olsa da, güvenlik alanında var olan kurumlarını, konunun siyasi ve sivil sahiplerini sayıları aza düşmüş askerlerle bir araya getirmesi bakımından önemini de koruyor. Bu açıdan her toplantısı sonrasında yapılan açıklamalar o andaki devlet politikasının ipuçlarını sağlıyor.

Eskiden MGK toplanır, ancak içeride neler konuşulduğunun es geçildiği çok kısa bir açıklamayla yetinilirdi. Birkaç satırlık açıklamalarla…

Ayrıntılı MGK açıklamaları 28 Şubat döneminde başladı.

Son zamanlarda ise, MGK’da neler konuşulduğu, sonrasında yapılan ve konulara aşina olanların anlayabileceği bir dille kaleme alınmış açıklamalara yansıtılıyor.

Yararlı bir uygulama bu.

O sayede, ilk çatışmaların başladığı 2011 yılından (Mart 2011) bu yana Türkiye’nin Suriye konusuna devlet olarak yaklaşımında meydana gelen değişmeleri MGK kararlarından izlemek mümkün olabiliyor.

Reklam

Türkiye’nin Suriye politikaları

Türkiye, önceleri, Beşşar Esad‘la kişisel planda geliştirilmiş ve vizesiz ziyaret kolaylığı ile ortak bakanlar kurulu toplantıları yapılmasına kadar varan güzel ilişkiler sayesinde komşusunu demokrasiyle tanıştırma yönünde bir politika izlemişti.

Doğru bir politikaydı bu.

Elinde çekiç olanın her şeyi çivi görmesi gibi olaylara yaklaşmasıyla ünlü ABD’nin, Suriye’ye rejim değişikliğini zorla kabul ettirmeyi amaçlayan ve bu yolda kan dökülmesini de göze alabilen politikası, iç savaşı ve ülkeden kitleler halinde kaçışları tetikledi.

Hafif bir tereddüt sonrası Türkiye de, kendine özgü sebeplerle, o politik çizgiye uyum sağladı.

Kendine özgü sebeplerin başında da, Beşşar Esad giderse onun yerini daha sıcak ilişki kurulabilecek bir kadronun alabileceği beklentisi geliyordu. Ankara uzun bir süre Washington’a ‘demokratik Suriye’de seçimle iş başına gelebileceğini düşündüğü muhalif kadrolar beğendirme çabasıyla vakit harcadı.

Türkiye’ye ve AK Parti’ye yakın muhalifleri -sürekli isimler değiştirilse de- ABD beğenmedi. Onun yerine, sahada rejime karşı silahlı mücadeleyi körükleme ve kendine yerel müttefikler seçme yoluna gitti ABD ve Türkiye’nin şiddetli itirazlarına rağmen YPG/PYD’yi ağır silahlarla da besledi.

Rusya ve İran’la yakınlaşarak ABD’nin yanlışlarını doğrultacağı umudu Türkiye’de bir politika haline dönüştüyse sebebi budur.

Vakit kaybettiren süreçler birbirini takip etti. BM’nin atadığı özel temsilci bile nefesi tükendiği için görevini yeni birine bıraktı.

Bugün gelinen nokta

Bugün geldiğimiz nokta şu: İdlib‘te Ruslar ve Münbiç‘te Amerikalılar ile ortak bir anlayışa ulaşmaya çalışıyor, son sekiz yıl boyunca misafir ettiğimiz Suriyeli sığınmacıları da artık evlerine göndermenin yollarını arıyoruz.

MGK toplantısından sonra yapılan açıklamaya yansıyan yeni politika işte buna işaret ediyor.

En başa mı dönüyoruz?

Biz istesek bile günümüz konjonktüründe bu başarılabilir bir tercih midir?

Ya bu defa da beklentilerimiz karşılanamazsa?

En başta yazıya iki soruyla başlamıştım, bitirirken de bu üç soru aklıma geldi.

ΩΩΩΩ

23 YORUMLAR

  1. Türkiye, fakir güneydoğusundan bölünmek istenen bir ülkeyken batısındaki zenginleşmiş bölgeler bu ayrılıkçılığa karşı kürt halkını kucaklayarak karşılık vermiştir. Abd meksikalı göçmenleri durdurabilmek için duvar yaptırıp parasını da onlara ödettirmekten bahsediyordu. Türkiye ise ezilen suriye halkını bağrına bastıktan sonra güney sınırlarına boydan boya beton duvar çekip termal kameralarla donatarak sınır güvenliğini daha da arttırmakla yetindi. Ordumuzun suriye sınırları içersinde açtığı ceplerde öso eliyle bir vatan savunması devam ediyor. Rusya ukraynayı işgal edince halkın önemli bir kısmı vatan savunması yerine; çoğu da ekonomik sebeplerle ab ülkelerine doğru akın etti. Tabii ukraynayı iyice çökerten bu kalifiye ucuz işgücü göçü ab ülkelerinde memnuniyet de yarattı. Türkiye ise patrikhanemiz eliyle ukrayna milli ortodoks kilisesinin bağımsızlığını sağlayarak dost ve kardeş ukrayna halkıyla dayanışmasını gösterdi. Devletimizin dış politikası asil ırkımızın civanmertliğine yaraşır bir seviyede yürütülmektedir. Allah devlete millete zeval vermesin…

  2. Savaşı İslam’ın kalbine taşıyacağız, İslam kendi içinde çatışacak” dediler. Büyük oranda başardılar da. Dış işgallerle, saldırılarla biçimlendirilmiş etnik çatışmalara, mezhep kavgalarına, dar iktidar savaşlarına sürüklediler….Şimdi başka bir şey deniyorlar. İslam’ı ve Müslüman coğrafyayı çepeçevre bir düşman duvarıyla kuşatmaya, Müslümanları bütün medeniyetlerle çatışma haline sokmaya çalışıyorlar….Tarihin yükünden sıvışanlar, bu ülkeyi yalnız bırakanlar….
    Hal bu iken; tarihin yükünden, coğrafyanın sorumluluğundan, bu siyasi genetikten sıvışmak isteyenler olması normaldir. Mücadeleden yorulanların, zorlananların, bedel ödemek istemeyenlerin olması normaldir. Ama bütün bunları başka başka kılıflar altında gizlemeleri, başka ajandalara savrulmaları, başka hesaplaşmalara girmeleri normal değildir. Bu dehşet verici bir siyasi körlüktür. Yüzyıllardır verilen mücadeleden kaçmaktır. Türkiye’yi yalnız bırakmaktır….Hatalar olur bir şekilde telafi edilir…Bu coğrafyada yaşamamın da var bir bedeli….

  3. Devletimiz Suriye politikasında doğrusu ‘destanlar yazıyor’ ! Maşaallah nazar değmez inşallah ! Ne kadar gurur duysak azdır!

  4. İykide ABD var! Fehmi beyde, ne yapsın Türkiyenin yaptiklari yalnişlari! Ancak ABD yapmiş gibi yaza biliyor.
    Bu ABD ne hikmetse gücu hep DIKTATÖRLERE yetiyor, ve onlari emir eri gibi kullaniyor.
    Zaten Müslümanlarda akılları ile değıl biat ettiklerini dinlryerek Cenneti kazandikları umudu ile yaşiyorlar.

  5. Suriye’de iş başında meşru -zalim de olsa-bir iktidar varken ona karşı silahlı güç olan ÖSO yu muhatap alıp silahlandırmak ta başından yanlışdı.

    • Meşru dediğin rejimin itleri şebbihalar sokaklarda müslüman kadınların ırzına geçti . Binlerce masum öldü. Seyirci kalalım .Dilsiz şeytan olalım . Bravo .

      • Onlar öyledir doğrucubaşı! Otoriteye saygılıdırlar; özellikle de güneydeki sevdiğimiz ülkeninkine:) bitek bizim tc nin otoritesine karşıdırlar! Haçlı ya da esed onların nesine dokunsa da farketmez yani; malum takiyyecilik…

  6. Son günlerde Rusya’dan Suriye’de Türkiye’den beklentilerinin karşılanmadığı yönünde gelen açıklamalar sonucunda politika değişikliğine gidilmesi sürpriz değil.
    Bu arada “toplum mühendisliği genel müdürlüğü algı operasyonları masası şefliği’ den geldiği çok belli olan bir durum var bu günkü Google öne çıkanlarda. Sabahtan beri kaç tane haber ditesinde gördüğümü sayamadim meşguliyetten. Herkesin de dikkatini çekmiştir herhalde. “Fehmi Koru’dan ilginç fetö çıkışı” başlığında ve Mynet, internethaber, Odatv, akit, nakit gibi haber sitelerinden yazımı noktası virgülüne kadar aynı haber veriliyor. Üstelik üzerinden kaç gün geçtiğini bile unuttuğum tv5 teki Çağlar Bey’in konuğu olduğu programdaki konuşmalarına Nedim Şener’in tepkisiyle beraber. Enteresan.

  7. Suriye olayında Esad dahil kimsenin ve hiçbir ülkenin hesapları tam tutmamıştır. Çünkü hiçbir ülke böyle bir meselede tek belirleyici ve etkileyici faktör olamaz ve alamamıştır. Her ülke kendi durumuna göre gerektiğinde politika revizyonun yapar ve yapmıştır. Bu durumdan biz de vareste değiliz. Son tahlilde Suriye halkı için en faydalı, koruyucu ve yardımcı tutum her halukarda ülkemizden gelmiştir. Elbete tüm yapmak istediklerimizi tam olarak yapamadık ama en azından Astana inisiyatifinin öne çıkmasına ve uygulanmasına çok büyük katkımız oldu. Bugün çatışmalar minimuma indiyse ve barışa çok yaklaşıldıysa bundaki rolümüz azımsanamaz. İnşaallah hem siyasi çözüm ve anayasa konusunda, hem sınırlarımızdaki terör tehdidini bertaraf etmede hem de ülkemizde bulunup vatanına dönmek isteyen Suriyeliler konusunda en kısa zamanda sonuca ulaşmayı da başarırız.

  8. Degmez bence Fehmi bey gerceklerle bu kadar net celisen bilgileri paylaamaniza . Hayat o kadar uzun degil suzde genc.
    Adil olun lutfen azicik.. surec bu kadar amerika kirli biz ak kashik seklinde gelismedi .

  9. türkiye, beşar esadın gitmesini istedi çünkü kendi halkını bombalamaya başlamıştı halen öldürmeye devam ediyor. arap baharı ile kışkırtılan halk daha fazla özgürlük istediği için. oysa esadla türkiyenin ilişkileri gayet iyi idi ve protestoların başladığı ilk yıllarda hep müzakere yoluyla daha fazla özgürlük ver çağrısı yapmıştı. halk kendi yönetimi tarafından öldürülmeye başlandıktan sonra türkiye muhaliflere yardım etmeye yöneldi. başta toprak bütünlüğü ve anayasa yapılması gerektiğini savunuyordu şimdi de aynı şeyleri söylüyor.
    adana mutabakatı 98 de yapılınca mutabakatın 3 yıl süreceği kararlaştırılmış, taraflar bozmazsa kira kontratları gibi anlaşma 3 yıllığına kendini yeniliyor. rusyanın hatırlatması da bunun suriye yönetimi tarafından bozulmayacağı işaretini taşıyor tabii tarafların da müzakere etmesi gerektiğini vurgulayarak. lakin ülkelerin terörle ilişkisini sorgulamak gerekir.
    asıl sıkıntı uluslararası normların -değerlerin artık hiçe sayılıyor olması ve müzakere için dayanılacak zeminlerin sağlamlığının olmaması.
    italya başbakan Yardımcısı ve Ekonomik Kalkınma, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı Luigi Di Maio‘nun şu sözleri önemli
    Paraları Fransa tarafından basılan, Fransız sömürgesi onlarca Afrika ülkesi var ve Fransa bu paralarla kamu borcunu finanse ediyor. Macron bir yandan bize ahlak dersi veriyor, diğer yandan da sömürdüğü Afrika ülkelerinin parası ile kamu borcunu finanse etmeye devam ediyor. Eğer Afrika’dan göçü durdurmak istiyorsak bu konudan başlamamız gerekir. Sadece AB’de değil, BM’de de bunu yapalım. Gelecek haftalarda M5S’nin gerek İtalyan hükümeti, gerek Avrupa kurumları, gerekse de tüm ulusların diplomatik bağının olduğu kurumlarda bu konuyla ilgili, Afrika ülkelerini sömüren bu ülkelerin cezalandırılmasına ilişkin bir girişimi olacak. Çünkü Akdeniz’de olanlar, bize ahlak dersi veren bazı ülkelerin yaptıklarının bir meyvesi.”
    italya aynı zamanda kızıl tugaylar üyelerini saklamakla fransayı suçladı, ispanya da benzer şekilde eta üyelerine destek vermekle suçlamıştı nitekim eta da fransa da bir hayli çöreklenmişti.
    türkiye gibi halklara dostluğa değil, batı gibi çıkarlara ve sömürüye yöneldikçe, kazandıkça ve geliştikçe daha çok sömürü arayışına yöneldikçe bunun için teröre ihtiyaç duydukça, teröre yatırım ülke politikası haline geldikçe, politika değişiklikleri de sorunlarımız da bitmez, bu durumda bir noktaya takılmaktan çok genel konjonktüre bakıp başa mı dönüyoruz diye sormak yerine nereye gidiyoruz diye sormak icap eder.

  10. ” Elinde çekiç olanın her şeyi çivi görmesi gibi olaylara yaklaşmasıyla ünlü ABD’nin, Suriye’ye rejim değişikliğini zorla kabul ettirmeyi amaçlayan ve bu yolda kan dökülmesini de göze alabilen politikası, iç savaşı ve ülkeden kitleler halinde kaçışları tetikledi.”
    Diyor Fehmi Koru .
    Ama bazı yazarlar da işin başından beri ESAD ile ABD’nin anlaştığını söylüyor .
    Bunu daha önce de yazmıştım ama , yeni katılanlar için faydalı olabilir.
    http://www.onaltiyildiz.com/?haber,3468
    Sonuçta : Davutoğlu dış politikası çökmüştür. Davutoğlu’nu görevden alınarak sorumluluktan kimse kurtulamaz. Yanlış yapılmıştır. 2006 yılında çıkan şu kitabı okusaydı DIŞ İŞLERİ yetkilileri veya bir akıllı. Veya dinleselerdi adamı .

  11. “Elinde çekiç olanın her şeyi çivi görmesi gibi olaylara yaklaşmasıyla ünlü ABD’nin, Suriye’ye rejim değişikliğini zorla kabul ettirmeyi amaçlayan ve bu yolda kan dökülmesini de göze alabilen politikası, iç savaşı ve ülkeden kitleler halinde kaçışları tetikledi.”!!!
    gerçekten böyle olduğunu mu düşünüyorsunuz fehmi bey?
    her şeyi bir yana bırakalım, 2012den beri türkiye, obama yönetimini uçuşa yasak bir bölge ilan etmek için ne kadar yakardığını unuttunuz mu?
    2013te beşşar esed rejimi kimyasal silah kullandığında, obama rusyayla anlaşıp rejime bir gösteriş amaçlı saldırı düzenlemekten vazgeçtiğinde, rejime suriye halkını başka silahlarla katletmeye devam vizesi verdiğini de unuttunuz mu?
    abd gerçekten suriyede rejim değişikliği isteseydi, askeri müdaheleye ihtiyaç duymadan bunu beceremezmiydi?
    rusya olsun, iran ve hizbullah olsun, esed rejiminin bütün müttefikleri şunu söylemedilermi: bizim müdahelemiz olmasaydı beşşar esed rejimi birkaş haftada devrilecekti.
    yani abd kendisi müdahele etmeden, sadece rejim lehine müdahele edenlere bir şekilde itiraz etseydi, bu rejimin yıkılmasına yeterdi. ve abd bunu yapacak konumdadır.
    bir kere abd lübnandaki hizbullahı terör örgütü addediyor. ama suriyeye binlerce katil göndermesine hep göz yumdu.
    bumudur rejim değişikliği dayatmak?

  12. Yanlış Siyaset
    Davutoğlu, AK Parti’nin kuruluşundan beri dış politikayı yönlendiren kimsedir. Bir bürokrat olarak başladığı politikada en yüksek seviyeye ulaştı. Sonra birden Suriye politikası değişti. Beşar Esad’ın gideceğini sandılar ve cephe aldılar. Oysa Suriye’yi kan gölüne çevirmeyi ve Türkiye ile İran’ı savaştırmayı hedefliyorlardı. 15 Temmuz ve Suriye’ye askeri harekat ile bunu başaramayınca şimdi başka politika izliyorlar.
    İslamiyet’te biri indirilmez biri onun üstüne atanır. Eğer Esad’ı indirmek isteseler önce çıkaracakları adamı ortaya çıkarırlardı. Suriye’nin ve Irak’ın iç işlerine karışılmaması gerektiğini baştan beri savunuyorum. Kur’an’ın emri böyle.

  13. ” ABD’nin, Suriye’ye rejim değişikliğini zorla kabul ettirmeyi amaçlayan ve bu yolda kan dökülmesini de göze alabilen politikası” değişti mi? diye bir sorusunun cevabı ”evet” ise; ”Beşşar Esad yıkılmadı ve o bir kahramandır” diyecekler çıkabilir.
    ABD’nin Suriye politikası değişmedi ve hala devam ediyorsa; Türkiye’nin Suriye politika değişikliği, bunca yıkımdan ve ülkemize siyasi ve maddi kayba neden olduktan sonra neyi değiştirecektir ki?
    ABD’ye rağmen Esad’lı bir çözüme katkı sunuyor ve bunda başarılı olacağız, öyle mi? Bunu becerebilseydik savaş başlamadan önceki Suriye politikamızla yapardık değil mi? Peki en baştaki Suriye politikamızdan bizi vazgeçiren neydi?
    Aradan geçen 8 yılda Suriye’de rejim değişikliği gerçekleşmedi ve Esed hala iktidarda. Bir milyonu aşkın can kaybı, milyonlarca mülteci ve harap olan bir Suriye. Komşu olarak ta en fazla etkilenen, en büyük siyasi ve ekonomik kayba uğrayan ülke de Türkiye.
    Suriye iç savaşından kaynaklı askeri harcamalar, operasyon maliyeti ne kadara tekabül ediyor bilmiyorum ama, sadece mültecilere harcanan meblağ resmi rakamlara göre 40 milyar Doların üzerinde. Bu miktar, içinde bulunduğumuz ekonomik krizin nedenlerinden biri sayılmaya yeterli bir sebep olur sanırım. Ayrıca bu kadar büyük siyasi ve ekonomik maliyetli bir mülteci sorununu ”misafirlik” ile açıklamak bana pek mantıklı da gelmiyor.
    Suriye, bölgede İsrail politikalarının aşılması gereken son halkalarından biriydi ve başında hala Esed duruyor olsa bile, bu halka da yerle yeksan olmuş durumda. Buna, ne Rusya ne İran ve ne de başka bir ülke engel olabildi. Türkiye ve İran’ın hamleleri ise İsrail politikalarının işleyişini kendileri açısından biraz geciktirmekle ilgili olabilir.
    Zaman hep boşa ve bölgedeki (Müslüman) ülkelerinin aleyhine aktı. Benim anlamadığım; aleni olarak İsrail’in, haklarında politika geliştirdiği bölge ülkeleri, neden ortak bir akla ihtiyaç duymazlar ve kendi bekasıyla ilgili ortak politika geliştirmezler? Neden?
    Devam ediyorsa eğer, Türkiye’nin BOP’la olan ilişkisini kesmesini mi bekliyor bölge ülkeleri, yada; bütün bölge ülkelerinin yönetim kadrosu bu politikaların birer taşeronu mu?

    • DW TÜRKÇE’den okumanızı tavsiye ederim:
      Suriye savaşı: İran’a karşı saflar sıklaşıyor
      Rusya ve İran, Suriye konusunda birbirinden uzaklaşırken yeni bir ikili güçleniyor: Rusya ile İsrail. İki ülkeyi İran’ın Suriye’deki varlığının azaltılması hedefi birleştiriyor. DW’den Kersten Knipp’in analizi.

      • Bugün Trump’ın attığı tweetlerde söyledikleri şu şekilde:
        “İstihbarat insanları, iş İran’ın teşkil ettiği tehlikelere geldiğinde çok pasif ve naif görünüyorlar. Ancak yanlışlar! Ben başkan olduğumda İran Ortadoğu’da ve ötesinde sorun yaratıyordu. Korkunç İran Nükleer Anlaşmasını sona erdirdiğimden beri DAHA farklılar ancak yine de potansiyel bir tehlike ve çatışma arz ediyorlar. Füze test ediyorlar (geçen hafta) ve uçlara doğru gittikçe yaklaşıyorlar. Ekonomileri şimdi sarsılıyor, onları geri tutan tek şey de bu. İran’a dikkat edin. Belki de istihbarat çalışanları okula geri dönmeli.”
        Ne dersiniz, topun ucunda İran mı var?

  14. Suriye’yi bir insan kalbi düşün; ABD, Avrupa Ülkeleri ve Rusya-Türkiye’yi de kan damarları düşünün. Libya’da Kaddafi gitti; halk kaçmadı; Irak’ta Saddam gitti halk kaçmadı. Ama Suriye başka; çünkü her bir Devletin ayrı bir menfaati bulunmaktadır. Bunca farklı damarlar varken tek çözüm, siyasi müzakere ve genel seçimdir. Suriye’nin kaderini Suriye halkı belirlemeli. En mantıklı yol budur bence…
    SAYGILAR SEVGİLER

  15. Her işimiz aynı Yangın çıkmadan alınması gereken tedbirleri almıyoruz, yangın büyümeden gerekli müdahaleyi yapmayıp ihmal ediyoruz,gecikiyoruz sonra Yangın her tarafı sarıyor bizde Yandım Anam diye bağırıp ortalığı yıkıyoruz işimizde ,gidişimizde rastgele Nerde Devlet Aklı ,Nerde Devletin Organlarının çalışması, Nerde uluslararası Siyaset ,Nerede Gerekli Tedbirler ,her zaman ,her işte geç kalıyoruz

  16. Demeki Kılıçdaroğlu bugünleri 8 yıl önceden tahmin etmiş.
    Olan şehit olan ANA kuzularina ve Türkiye ile Süriyeli vatandaşlara oldu.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız