Montrö ve Kanal İstanbul konularını doğru tartışmıyoruz

31

Askerliğimi 1975 yılında kısa dönem olarak yaptım. Başlangıcı ham bedeni isyan ettirecek kadar yorucu, sonrası ise hayli zevkli geçen dört aylık bir ara tatili gibiydi. O süreçte tanıdığım bir bölümü 1974 Kıbrıs barış harekatında bulunmuş komutanlar sert ve disiplinli kişilikleriyle öne çıkan insanlardı. Sürenin kısalığı onları bütün özellikleriyle tanıma fırsatı sağlamadı.

O sebeple asker kişileri ilgilendiren konularda keskin görüşlere sahip olamıyorum. İlk tepkileri bilgi birikimimden hareketle ve genellikle içgüdüsel tepkilerle verdikten sonra fikren beslenme ihtiyacımı karşılamak üzere konulara benden daha fazla vakıf olduğunu bildiğim yorumcuların yazıp söyledikleri üzerinde yoğunlaşıyorum.

Türk Silahlı Kuvvetleri konusunda benden çok daha bilgili -bazısı hayatlarının önemli bir bölümünü asker ocağında geçirmiş- yorumcular ilk defa 104 emekli amiral konusunda beni hayal kırıklığına uğrattılar.

Bir uzmanın konuya ilişkin yazısının tespitler içeren ara bölümleri şu tür cümlelerle sona eriyordu:

“Sanırım müteakip süreçte yaşanacaklar bize bu soru hakkında daha çok ipucu verecek.” 

“Sanırım zamanlama konusundaki hususları da ileride daha iyi anlayabileceğiz. 

“Bu sorunun cevabı bize önümüzdeki süreç hakkında bilgi verecek.” 

Uzunca yazının neredeyse yarısı yazarın cevabını vermediği sorulara ayrılmış…

Reklam

İçeriden bilgilere sahip olabilecek veya hiç değilse kendi deneyimlerinden hareketle olanı yorumlayabilecek ‘uzman’ bilinenlerin kendi sorularına cevap bulmada zorlanmaları bana ilginç geldi.

Konuya ilişkin değerlendirmeleri okurken özellikle bir temel soruya makul bir cevapla karşılaşmadım.

O soru şu: Ortak bir bildiriye imza koyan emekli amiraller ‘Amerikancı’ mı, yoksa ‘Amerikan karşıtı’ mı?

AK Parti’nin itibar ettiği gazetelerin muteber yazarları, hiç değilse önemli bir bölümü, imzacıların ‘Amerikancı’ veya hiç değilse ‘Amerika’yı memnun etme’ niyetlisi olduğu iddiasında. Buna karşılık asker kökenli yorumcuların genel kanaati bildiriye ‘anti-Amerikancı’ bir havanın hakim olduğu. İmzacılardan biri, kendisine ‘Atlantik karşıtı’ olduğu için saldırıldığı iddiasını daha önce dile getirmiş.

Yetkili resmi ağızlardan imzacılar hakkında her türlü iddia çıkıyor, konunun dış bağlantısı olabildiği de ileri sürülüyor, ancak o bağlantının hangi ülkeyle ilgili olduğu aleni hale getirilmiyor.

Hangisi ister, istemeyen neden istemez?

O zaman konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacak soruyu ben sorayım: Montrö Antlaşması’nın feshedilmesi talebinden hangi ülke memnuniyet duyar? ABD mi, Rusya mı?

Antlaşma Karadeniz’e kıyısı bulunan Rusya’yı yakından ilgilendiriyor. Kıyıdaş ülke sayıldığı için Rusya kıyıdaş olmayan ülkelerden daha fazla hakka sahip; ancak Montrö’nün çizdiği yetki sınırından Rusya’nın -daha doğrusu kendisinin öncüsü Sovyetler Birliği’nin- fazla mutlu olmadığı biliniyor.

Reklam

Buna karşılık ABD Montrö yüzünden kısıtlamalara muhatap. Konu tartışma gündemine girer girmez yapılan haber taramaları ABD’nin Karadeniz’e sınırsız yol bulma arzusunu dışa vuran açıklamalarına ulaşmayı sağladı. 

Güncel uluslararası sorun Ukrayna; ABD Ukrayna’ya dönük Rus iştahını kırmak için Karadeniz’den donanmasının yararlanmasını istiyor; Montrö buna izin vermiyor.

ABD’nin eski Ankara büyükelçisi James Jeffrey’nin o dönem konuyla ilgili niyet yoklamasında bulunduğu kulaklara gelirdi. İmzacı amirallerden birine de, amiral henüz görev başındayken, yoklama çektiği anlaşılıyor.

Washington’la aramızın şekerrenk olduğu bir dönemde devletin resmi haber kurumu olan Anadolu Ajansı’nın “ABD şimdi de Montrö’yü zorluyor” başlığıyla verdiği bir haber ve ona eşlik eden bir değerlendirme yazısı var (5 Mart 2018). 

Haberin girişi şöyle:

“Terör gruplarını açıkça silahlandırmaktan çekinmeyen ABD, Karadeniz’de askeri varlık göstermek suretiyle Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni esnetmeye ve zorlamaya yönelik alışıldık tavırlarını sürdürüyor.”

Galiba ABD Montrö üzerine tartışmaların görünmeyen tarafı. Rusya da belki Boğazlar üzerinde daha fazla söz hakkına sahip olmayı arzular, ancak ABD’nin Karadeniz’i kendi gölü gibi kullanabilmesini sağlayacak bir değişikliği asla istemez Rusya.

Tartışılması esas gereken konu

Montrö’nün kısıtlamalarının aşılmasını sağlayacağı için Boğaz’a paralel bir kanal açılmasına da ABD herhalde ters bakmaz. 

Anadolu Ajansı’nın sorunlar yaşandığı bir dönemde ABD’nin Boğazlar’ın statüsünü değiştirmek istemesine karşı çıkan bir değerlendirme yazısı yayımlamasının akıllara getireceği bir endişeyi herhalde fark etmiş olmalısınız.

Boğaz’ın statüsünün ABD’yi rahatlatacak biçimde değişmesini getirecek gelişme, son yıllarda sıkça yaşanan ikili ilişkilerdeki sorunlara benzer bir yeni durum ortaya çıktığında, kullanabileceği önemli bir kozdan mahrum kaldığı için, Türkiye’yi ciddi sıkıntıya sokacaktır.

Emekli amirallerin imzaya açtığı metnin yayımlanması sonrasında yaşananlar, özellikle hükümet adına verilen tepkiler ve yargının devreye girmesi, daha önce üzerinde pek durulmamış ayrıntıların ön plana çıkmasına ve bu da bazısı akla mugayir komplo teorilerinin ortalığı sarmasına yol açıyor.

Hükümetin, daha doğrusu iktidar cephesinin yaygınlaşmasını hiç arzu etmeyeceği türden komplo teorilerine…

“Şuyuu vukuundan beter” (“Yayılması olmasından daha kötü” anlamına geliyor) sözünü akla getiren bir durum bu.

Neyse ki, dün, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Montrö’den çıkmak gibi bir niyetimiz yok” cümlesinin de içinde yer aldığı bir açıklama yaptı ve imzacı askerlerin üzerinde en çok durdukları konu böylece kapanmış oldu.

Aynı açıklamada Kanal İstanbul projesi ile ilgili bir bölüm de var.

Okuyalım:

“Türkiye, Kanal İstanbul sayesinde İstanbul Boğazı’ndaki ağır deniz trafiği yükünü hafifletirken Montrö’deki sınırlamaların dışında tamamen kendi egemenliğinde bir alternatife kavuşmuş olacaktır. Bu bizim egemenlik mücadelemizdir.”

Yararı-zararı esas tartışılacak konu Kanal İstanbul.

Emekli amiraller ekranlarda Kanal İstanbul projesini “Montrö’yü zedelemez” gerekçesiyle savunmuyorlar mıydı?

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. Bu bildirinin görüş açıklama düşünce özgürlüğü gibi gösterilerde bildiri açıklayanlara hiçbir katkısı olmadığı gibi başkalarının işe yaradığı iki günde görüldü
    Şimdi ne oldu
    Tehlike boyutlarında aşan salgın ve artış nedenleri unutuldu yani salgın diye bir şey kalmadı.
    Döviz düştü ekonomi düzeldi
    Çiftçinin sorunları bitti

    Biz cambazı çok sevdik
    Gerçekten de cambaz harikalar yaratıyor bakmamak mümkün değil

    İyi seyirler…

    • Eski Pfizer Başkan Yardımcısı ve Bilim Ekibinin Başkanı Dr. Michael Yaedon aşıların geniş ölçekte nüfusu azaltma için kullabileceğinin mümkün olduğunu söylüyor.

      Dr. Michael Yaedon, Avrupa Tıp Dairesine (“EMA”) 43 sayfalık bilimsel bir rapor gönderdi.

      Bu raporda aşı olan kadınların kısır olabileceği belirtiliyor.

      RTPCR testinde bulunan on temel bilimsel tutarsızlığı da ortaya koyuyor.

      Bu raporun altında 22 tane bilim adamının imzası var.

      Bu bilim adamının açıklamalarının çevirisini de ekliyorum.

      “İnsanların burun ve bademciklerinden ufak bir çubuk kullanılarak yapılan bir test var. (PCR testi olarak adlandırılıyor)

      Ve aradıkları şey virüs değil – virüsü aradıklarını düşünebilirsiniz, ama değil. Aradıkları bir parça kalıt dizilimi; RNA olarak isimlendiriliyor. Ne yazık ki ki bu RNA parçası sadece insanlar virüsü kaptı, hasta olacak ya da zaten hasta ise bademcikleri ve burunlarında bulunacak diye bir kaide yok. Ayrıca önceki haftalarda, hatta bazen aylar önce hastalık bulaştıysa da bulunacaktır.

      Bunun neden kaynaklandığını size izah etmeme izin verin.

      Eğer hastalık size bulaştı ve virüsü def ettiyseniz (ki çoğu insan bunu yapar), vücudunuzda parçalanmış, ölü virüs parçaları bulunur.

      Ve böylece haftalar ve aylar boyunca vücudunuzun bağışıklık sisteminin yok ettiği, parçalanmış ve ölü virüs parçaları bulunur.

      Ancak PCR testi virüse ait RNA’nın canlı bir virüsten mi yoksa ölü bir virüsten mi geldiğini ayırt edemiyor.

      Bu yüzden sonuç artı çıkan PCR testlerinin büyük bir bölümünün aslında “soğuk artı” olduğunu düşünüyorum : örnekte virüse ait bir RNA olduğunu tespit edebiliyorlar – ama bu RNA ölü bir virüse ait.

      Onlara zarar veremez, hasta olmayacaklar, başka kimseye bulaştıramazlar. Yani bulaşıcı değiller.

      Bu, sözde sonuç artı çıkan vakaların büyük bir bölümünü oluşturuyor. Bunlar virüsü yenen insanlar.

      Neden fiziksel bulaşma ile bu hastalığı yenen insanları ayırt edemeyen bu testi kullanıyoruz?”

  2. Dursun Temel’e sormuş ,
    – Uyy. Temel uşağum , bi adamun kafasuni karişturmak içun ne etmeli ?
    Temel ,parmağını şakağına dayamış ve biraz düşündükten sonra cevabı yapıştırmış ,
    – Pilduri , 104 !
    Dursun bu anlamsız sözden bir şey anlamamış , tekrar sormuş,
    – Ula o ne demek daaa… bişey anlamadum !
    Temel hemen taşı gediğine koymuş ,
    – Eee… cordun mi daaa. bak kafan nasil karişayi !

  3. Emekli amirallerin meşhur ! açıklaması , ‘ cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni yıkmaya/ değiştirmeye zorlamak / teşebbüs etmek ‘ gibi bir suçlamayla mahkemeye intikal ettirildi !Düşünüp duruyorum ama bir türlü işin içinden çıkamadım ; yahu bu bizim ‘anayasal düzenimiz ‘ bu kadar nanemolla mı ki bu emeklilerin bildirisiyle pattadanak ortadan kalkacak veya değişiverecek , Allah Allah , bu ne menem bir şey yahu !
    Haaa… onun için bizim bu anayasayı kimse takmıyor demek ki !
    Amanııın tezelden takviyeye başlayalım ! Bu böyle olmayacak !
    Selamlar iyi akşamlar

  4. Sayın Koru ,
    Mesele, Amerikancı olmak ya da olmamak değildir. Ne söylediğiniz ya da ne yaptığınızın muhtabınızca nasıl algılandığı ve anlaşıldığı ile ilgilidir. Öyle görünüyor ki Amirallerin bu eylemi varlığa bir tehdit olarak alğılanmış ve geçmişte yaşananlara bakarsanız son derece de doğaldır. Hukuki açıdan bakmak başkadır.
    “Şuyu vukundan beter” i ben yazacaktım. Madem siz yazdınız ben başka bir veciz ifade yazayım o zaman. Söz ola kese savaşı , söz ola kestire başı demişler. Amiral olmuşlar ama hikmeti bilmiyorlar. Nerede , ne zaman , ne ,nasıl , niye ve kim tarafından yapılır ya da yapılmaz.
    Güvenlik soruşturması ise bambaşka bir garabet . Daha ince ve hassas ayrıntılar ile çözülebilecek bir mesele de bir kaşık su da fırtına koparılıyor. Adam devletin kadrolu imamı . Medrese çıkışlı. Açık imam hatip ve ilahiyat bitirmiş . Yüksek lisans yapıyor. Seyda sının kızı ile evleniyor . O da aynı eğitimleri alıyor . Diyanet sınavını kazanıyor . Tam ataması yapılacak Valilik güvenlik soruşturmasını gerekçe göstererek göreve başlatmıyor. Bu zat Valiliğe dilekçe yazıyor. Sebebini soruyor. Vatana bağlı bir vatandaş olduğunu eğer eşi ile bir çatı altında yaşaması devletin bağımsız bütünlüğüne bir tehdit teşkil ediyorsa bunu bilmesinin hakkı olduğunu , bir terorist ile aynı çatı altında yaşamak istemediğini vs. Valilikten cevap yok. Şimdi benim oğlum MSB sınavına girdi . Dedim oğlum amcan beraat etti ama seni bu okula almazlar birincilik ile kazansan dahi. Zira bu ülkede kraldan çok kralcı var. Kanunu bilmeyen müdürler var. Kaç tanesini şikayet ettim , kaç tanesini dava ettim oradan biliyorum. Ama herkesin bu şansı olmayabilir.

  5. Fehmi Bey’in 08 ocak 2010 daki yazısı:

    Türkiye”de bir sivil darbe gerçekleşiyor, Tayyip Erdoğan Putin”leşiyor…” Hemen her gelişmeyi ”komplo” olarak görmeye yarayan bir bakış bu: “Bülent Arınç”ın evinin subay üzerinde çıkan krokisi” dediğinizde, “Sivil darbe malzemesi” diye karşınıza çıkıyorlar.
    Formulün mucitleri “Mazlumlar zâlim oldu” diyorlar ama, ülke üzerine çöken ”28 Şubat” (1997) kâbusu günlerinde, “Eh siz öyle yaparsanız, yaptığınıza böyle mukabele ederler” formülünü geliştirmişlerdi.
      Denilen şu: Emrindeki bürokratları grubun üzerine saldı bu iktidar, amaç medyayı susturup kendi diktatörlüğünü kurmak… “Bu iktidar son genel seçimde her iki seçmenden birinin oyunu almıştı” dediğinizde verdikleri cevap da hazır: “Hitler ve Mussolini de seçimle iktidara gelmişlerdi.”
      Aynı birileri “Türkiye Malezyalaşıyor” tespitinden de ”mahalle baskısı” ile kıblemizin değişeceğinden de etkilenmişlerdi. ”Eksen kayması” tartışması da en çok aynı tiplerin ilgisini çekmişti.

    O tiplerin Türkiye ve insanı hakkında bu tür yanlış bakışlara sahip olmaları hiç şaşırtıcı değil. Vaktiyle savunucusu oldukları görüşleri iktidara taşımak için kestirme formülleri vardı bunların: Birkaç kışkırtıcı eylemle hareketlendirilecek kitleler ayaklanacak, burjuva devletini yıkıp proleterya diktatörlüğünü kuracaklardı. Şimdi de, Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının benzer kestirmeci formüllerle kendi diktatörlüklerini kuracaklarına ve ülkeyi ”Malezyalaştırıp” herkes üzerinde ”mahalle baskısı” uygulayacaklarına inanıyor ve her yeni gelişmeyi ”irticanın ayak sesleri” olarak değerlendiriyorlar.
    “Bunların esas amacı diktatörlük” dediklerinde, kopartılan yaygaranın altında ”çıkarları zedelenen” küçük bir azınlığın sesini hemen ayırt edebiliyor insanlar…Demokrasi yolunda atılan adımları tersine yorumlayarak kendilerini gülünç duruma düşürdüklerini fark etmiyorlar bile.
    Eskiden, halktan aldığı oylara ihanet etmeleri pahasına siyasileri öne sürerek o bir avuç azınlık kullanırdı iktidarı; koalisyonlar kurar, bakanlar atar, başbakanlarla ”al gülüm – ver gülüm” pazarlıkları yaparlardı. İtiraz etmeye başlayan siyasilere karşı ”asker” kartını oynayanlar da aynı azınlıktı; öyle dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı”nı ağlama duvarına çevirdiklerini sadece Özden Örnek”in anılarından değil, Kenan Evren”in anlattıklarından da biliyoruz.

    O düzen bugün bozuldu.

    Ağlamalarının sebebi budur.

  6. Bugünkü konuşması merakla beklenen Kılıçtaroğlu bombayı patlatmış.
    ****Türkiye de aşı yok.***
    Kemal Kılıçtaroğlu aşı yaptırmış mı. EVET.
    Türkiye’nin dört bir yanında, en ücra köylere kadar dağıtımı yapılan aşıların uygulamaları devam ederken, uygulanan birinci ve ikinci doz toplam aşı miktarı 17 milyonu geçti. Eeee

  7. Niye 14 amiral gözaltına alınmış.
    Bu bildiriyi organize eden kişilerden Ergun Mengi’nin kim.

         ****Ulusal Strateji Merkezi Başkanı Utku Reyhan’ın dün sosyal medyadan paylaştığı bilgilere göre Ergun Mengi, GİF, yani Global İlişkiler Forumu (Global Relations Forum) isimli sivil toplum kuruluşunun az sayıdaki üyesinden biri.
    Kendisi aynı zamanda İyi Parti’nin dış ilişkilerden sorumlu Başkan Yardımcısı Ahmet Kamil Erozan’ın yardımcısı.
    Her ikisi de GİF üyeliklerini sildirmişler.
      Sadece 150 üyesi bulunan, ABD ve AB’de görev yapmış diplomat ve askerler ile Türkiye’nin önde gelen iş insanlarının oluşturduğu elit bir yapı. Sitelerinde üyeleri görülebilir.

    Ortak özellikleri BATICI VE ATLANTİKÇİ oluşları.GİF bağımsız değil, ABD Dış İlişkiler Konseyi’nin (Council on Foreign Relations-CFR) Türkiye şubesi. CFR aslında Beyaz Saray-Pentagon-CIA ortaklığının gölge hükûmeti. Dev şirketlerle politikacıların buluştuğu, içinden ABD başkanları, bakanlar çıkarmış bir şer yuvası.
    CFR’ın üyeleri arasında Joe Biden’dan, George  Ford’a, Gorbaçov’dan, Hoover’a, Rockefeller’dan Şevardnadze’ye, Agnelli’den Albright’a, Clinton’lardan Abramowitz’lere ve Brezinski’ye kadar kimi ararsanız var.****

    1-Kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayan, hatta birçoğu FETÖ mağduru olan bu amiralleri nasıl gaza getirdiler.
      “Ülkenin sahibi sensin, sakın ha siyasetçilere teslim etme, onlar yanlış yola girerlerse müdahale et ve devir”  zihin altyapıları mı?

    2-28 şubat ve sonrasında 1.dereceden Askeriye yakın olan MGK ya sürekli akradite olan Habertürk ten Muharrem Sarıkaya’nın programında, Sarıkaya “Türkiye Montrö sözleşmesini teknik olarak feshedebilir mi?” diyerek yöneltilen soruyu son derece makul biçimde “Teknik olarak mümkün ama pratikte Marmara Denizi’ne yoğurt çalarak ayran yapılamayacak kadar imkânsız” diye cevaplayan meclis başkanı Şentop’un sözlerini 15 gündür İktidar Montrö den çekiliyor yalanını kim yaydı.
      “Başta Sözcü gazetesi ve yazarları olmak üzere tüm muhalif medya ve siyasetçiler tarafından”
    3-Kışkırtılan amiraller,Montrö yalanına askerî okullardaki yeni uygulamalarla ilgili yalanlar eklenerek hepsi gerekli kıvama getirildiler.
       “Hepsine gün doğdu aslında, kendilerini belki de önemli olduklarını hissettiler. Kullanışlı aptallar olduklarının yeni yeni farkına varıyorlardir şimdi”.

  8. İki günden beri devlet ve devlet yetkilileri , basın yayım organları, siyasi partiler … velhasıl memleket , e. amirallerin bildirisi nedeniyle adeta hop oturup hop kalkıyor , yer gök inliyor, kızılca kıyametler kopuyor !
    Tabii bu arada ‘ yere düşen’ bu insanlara hakaret ve aşağılamalar başta olmak üzere her türlü muamele , eza cefa da reva görülüyor!
    Bu insanlar haklı veya haksız olabilir , görüş ve düşünceleri kınanabilir , konu çarpıtılarak başka başka yönlere çekilebilir ,nitekim öyle de oluyor .
    Ancak bütün bunlara genel ve panoramik bir açıdan bakıldığı zaman ülkenin , düşünce ve fikir özgürlüğü konusunda , bütün samimiyetimle ifade etmek isterim ki ne hazin bir durumda olduğu çok net, çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır .
    Maalesef bir arpa boyu yol katedememişiz ; yazık , çok yazık !
    Herkese selamlar saygılar

  9. O soru şu: Ortak bir bildiriye imza koyan emekli amiraller ‘Amerikancı’ mı, yoksa ‘Amerikan karşıtı’ mı?

    şimdi kenar mahalle güzellerinin fetöcü-amerikancı olmakla işaret ettiği bu amirallerden bazıları ergenekon-balyoz davalarında iftiraya uğramış, yıllarca hapisle yargılanmış isimler değil mi?

    yani fetönün yani abd nin ordudan tasfiye etmeye çalıştığı askerler.

    soru şu; fetönün kurtulmaya çalıştığı askerler nasıl amerikancı olabilirler ve nasıl amerikancı bir bildiriye imza atabilirler?
    bu bildiri kişilere bireysel ve toplu açıklama hakkı veren anayasal bir hak olmakla beraber-yani birilerinin anayasal hakkı varsa istediği gibi kullanabilir diyenler var ya-bu insanlarda istediği gibi kullanabilir demeyeceğim, bu toplumu gerecek üzecek şekilde onlarda başkaları da hakkım var hukukum var kullanırım demesinler, haklarını bu şekilde kullanmasınlar madem anayasal hakkın var, yapıcı, onarıcı, bütünleştirici, kapsayıcı kullansınlar diyeceğim. ülkeye hizmet ülkeyi içeriden her türlü gerginlikten uzak tutmakla, herkesi kapsamakla olur, kutuplaştırmakla olmaz. bu bildirinin yargıda önümüze delil konana kadar bunun bir muhtıra ya da bazı medyanın inandırmaya çalıştığı şekilde ülkeyi darbeye hazırlayan bir girişim olduğunu düşünmüyorum. milleti vatan millet sakarya diyerek korku, endişe psikolojisine sokarak her zamanki gibi düşmanlar ve hainler yaratarak konsolide etmeye çalışıyorlar. bu bildiri toplumsal hafızamıza göre şeklen yanlıştır, yanlış yorumlanmaya müsaittir. öte yandan seçilmiş hükümet hiç olmadığı kadar güçlüdür, ordumuz, polisimiz güçlüdür, her şeyden önce bu millet bir darbenin garantisidir. hiç bir darbeye, hiç bir müdehaleye geçit vermemiz mümkün değildir. seçilmiş bir iktidarı hangisi olursa olsun gitmesini sağlamanın tek bir yolu var o da sandıktır, milletin iradesidir.
    montröye gelince,
    dün akşam sayın CB beklediğimden çok daha yumuşak bir üslupla bildiri ile ilgili konuştuktan sonra montrö konusuna değindi, şimdilik bir değişiklik niyetimiz yok ama gelecekte daha iyi şartlar olursa çekinmeyiz dedi. elbette öyledir. devletin, milletin ali çıkarlarına göre hareket edilmelidir.
    karadeniz kıyısında pek çok ülke var o nedenle boğazlar uluslar arası bir anlaşma ile korunuyor ve bize savaş durumunda egemenlik tanıyor. şu anki konjonktürde abd ve rusya arasında ukraynanın merkezde olduğu olaylara bakmak iyi olur, donbas bölgesinde olanlar hayli tehlikeli bir hale geldi ve abd ukraynaya destek açıklaması yaptı. şimdi abd yi karadenizde donanması ile endam etmekten uluslararası bir anlaşma koruyor, aksi olsaydı yani tam egemen olsaydık bu karar bize ait olacaktı. abd donanmasını geçirsen rusya ile geçirmesen abd ile aran bozulacaktı. hem de ne bozulma.
    şimdi bu durumda ekonomik ve siyasal olarak güçlü bir devlet ancak çıkarı doğrultusunda karar verebilir, çünkü tehditlere karşı ayakta sıkı durabilir. en ufak bir krizde ekonomisi dibe vuran bir devlet bu tür kararlar alamaz demek doğru değil ama almakta zorlanır ve ağır ekonomik yaptırımlar gibi hatta bir savaş tehdidi gibi felaketlerle karşılaşabilir. bunun dengesinin iyi ayarlanması gerekir. daha iyi şartlardan ben aynı zamanda güçlü bir ekonomi düzeyine ulaştığımız sonucunu da çıkarıyorum.
    öte yandan kanal istanbulun böyle bir amerikan rüyasına hizmet edeceği görüşü var. doğru mu bilmiyorum, önümüzdeki süreçte netleşir.
    bu coğrafya her türlü tehlikeye açık bir coğrafya, ülkeyi ayakta tutmanın tek yolu, güçlü bir ekonomiden, adil paylaşımdan, birlik, beraberlik ve kardeşlikten geçiyor.

    • Hanımefendi bütün olan bitenden hiçbir şey anlamamış; patron aynı, eleman aynı; adı sanı etiketi değişen bişey yok yani; sipariş darbeyse müşteri ya da işveren değişmiyor(us army) anlaşıldı mı?

    • “””bunun bir muhtıra ya da bazı medyanın inandırmaya çalıştığı şekilde ülkeyi darbeye hazırlayan bir girişim olduğunu düşünmüyorum.””
      Darbeler bir gecede olmaz Aczimendiler gelir tanklar dolastirilir sonra ortam oluşturulur.Nihayetin de her algı oluşunca sabaha karşı yapılır.
      Bu kargaşa bu sıkıntıda ne alemi vardı bunun sorarım size?

      • ben bunu gereksiz yani alemsiz olarak zaten tanımladım, okumadın mı? bence tartışılması başka ve ciddi konular var ve onları sıralayıp duruyorum.
        bu dış güçler bizim gibi ülkelerde işi oldukça ucuza getiriyorlar. bir grup kullanışlı aptallara yazdırıyorlar, bir grup kullanışlı aptalların da buna karşı çıkmasını sağlıyorlar, böylece milleti birbirine düşürüyor, millet birbirini yiyor, birbirinin enerjisini soğuruyor, birbirini hain ilan ediyor, toplum bölünüyor.
        bari sen bu tuzağa düşme, fikir beyan edip geçelim diyorum.
        daha ciddi konularımız var, bak vaka sayısı 50.000 e dayandı.😕

  10. Tesadüf mü bilinmez ama yayınlanan bildiri 4 Nisan sabahı. NATO nun kuruluş günü. ilginç. Eski Fehmi Koru bunu mutlaka görürdü.Üzerine mutlaka giderdi.
    Darbelerin tümünün arkasında NATO ve Amerika olduğunu biliyoruz. Çok ilginçtir, 1960 darbesini “ilerici” diye ifade edenler oldu. O darbenin arkasında Amerika vardı. 1971 Muhtırası’nın ardında Amerika vardı. 1980 darbesini “gerici” bir darbe diye niteleyenler vardı ama yine “Bizim çocuklar başardı” diyenler Amerikalılardı.
    15 Temmuz 2016’da NATO’dan ve Amerika’dan “Paydaşlarımız, gözaltında” diyen açıklamalar geldi. NATO’da görevli birçok FETÖ’cü asker Amerika ve Batı ülkelerine iltica talebinde bulundu. O gece yayınlanan korsan bildiride her darbe bildirisinde olduğu gibi NATO’ya bağlılıktan söz edildi.

  11. Gündemde hiç Montrö tartışması yokken, mesele doğru tartışılmıyor demek biraz abes. Peki emekli amiraller görüşlerini açıklayamaz mı
    Tabii ki açıklar. Açıklıyorlar da zaten. Televizyonlara çıkıyorlar. Kişisel yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. Sosyal medyada yazıp çiziyorlar. Kimse de onlara bir şey demiyor. Ama siz “Aramıza hiçbir alt rütbeli girmesin, biz amiraller olarak şöyle bir posta koyalım” derseniz, tehditkâr ifadelerle dolu bir bildiriyi gece yarısı gündeme düşürürseniz… Her demokratik ülkede “Ne oluyor yahu” diye sorulur. En azından “Bunlar, bir iklim mi yaratmak istiyor? Bu işin arkasında ne var?” denir.

  12. CB “Montrö’nün ülkemize sağladığı kazanımları önemli görüyor, daha iyisi için imkan bulana kadar bu sözleşmeye bağlılığımızı sürdürüyoruz” demiştir. Hiç bir devlet başkanı böyle konuşmaz. Konuşmamalıdır. Ne yani bir gün askeri gücümüzü artırdığımızda kullanılmayan otoyol ve havaalanlarında olduğu gibi boğazdan geçen gemilerden para almaya mı başlayacağız? Bu üslup saldırgan bir üsluptur ve saldırgan bir açıklamadır. On yıllarca bize “Saldırgan ülke” diyen komşularımızı haklı çıkarmak onlara koz vermektir. Yarınlarda Rusya’ya “Ben nükleer gücüm, Kars ve Ardahan’ı geri istiyorum” deme hakkı vermektir. Yunanistan’ın Kostantin’i istiyorum demesine zemin hazırlamaktır. AB, ABD ve İsrail’i arkasına alıp bunu derse ona hukuki haklılık payı yaratmaktır. TV lerde her akşam boy gösteren, köşelerinde ahkam kesen herbokologlar meleklerin cinsiyetini tartışabilirler, aynını yönetim yapıyorsa damadın dediği gibi “Allah sonumuzu hayır etsin”

  13. TÜFE 16,19
    ÜFE 31,2
    Üretici fiyat artışı yani maliyetleri, tüketici fiyatlarını neredeyse ikiye katlamış.
    Kaldı ki tüketici fiyatları da rekor artış göstermiş.
    Üreticiler bu maliyeti ya tüketiciye yansıtacak yada iflas edecek.
    Bu rakamlar tabii ki, sadece istatistiki veri değil.
    Stres demek,
    Dram demek,
    Aile içi şiddet demek,
    İntihar demek.

  14. 20 senem askeriyede geçti, yapılan yolsuzluklar, haksızlıklar, eline güç geçiren bir altintakıni ezer. Deveyi humudu ile yutarlar.
    O erlere yapmadıkları zalımlık kalmazdı.
    Kendilerinden korkanları köle gibi ezerdiler korkmayanların’da arkadan kuyusunu kazardılar.
    En son müdürüm Perinçekın kankası.
    Kankası diyiyorum halen daha onunla beraber.
    Onun nelerine şahit olduk herkes korkardı ben korkmazdım ve iki foyasını ortaya çıkarttım. Bayağī maddı kayıpları olmuştu.

    .Askerlerin bir özeliği var onlardan korkanı ezerler korkmayan’danda korkarlar.
    20 yílda 5 müdür geldi geçti birtanesi 2 yıl zor tahamüll etti tayınını istedi fakat çıkartamadı ve emekli oldu.
    Çok dürst ve çalıkan birsiydi.
    Levazimde ‘müdür olmak benim işim değıl diyiyordu.
    Ayrıcada ,Askerler Erdoğan ve onun gibi siyasetçileri severler ve gitmesini istemezler.

    Şimdi bildiri yayınlamışlar bunlar’ın hepsi gündem saptırma.
    Askerler onun gitmesini isterseler aninda gönderirler.

  15. Bildiriyi hazırlayıp imzaya sunanın kim olduğunu savcılık tespit eder sanırım.Sonuçta 104 amiral aynı ortamda buluşup,kafa kafaya vererek bu metni hazırlamamışlardır herhalde.Ağı kuranın kim, arkadaş hatırına oltaya gelenlerin kim olduğu da önemli bence. Gözaltına alınanlar mı ki acaba bu bildirinin tasarlayıcıları?

    Bildiriden darbe iması çıkar mı? Bence çıkmaz da, imzacılardan oltaya gelen eski kafa sazan tabiatlıların içinde aklının bir köşesinden darbe düşüncesini hiçbir zaman çıkarmayanların olabileceği ihtimali de bulunuyor.Ancak bu akıllarındaki ihtimali gerçekleştirme imkan ve yetenekleri nedir, ona bakmak lazım bir de.

    Amiral dede gördüğü rüyanın etkisiyle uykusundan heyecan içinde uyanır:
    -“Hanım şurdan dişlerimi uzat,hemen bastonumu getir, darbe yapacaam!”
    -“Kör olmayasıca herif!sana kaç defa dedim, akşam bir kova su içtiğinde altını bezlemeden yatağa yatma diye.Yine yatağı Kanal İstanbul’a döndürmüşsün. Al sana baston!” Küt…
    -“Ahh! Kafam!”
    Amiral dede uykusundan henüz tam uyanamamış,rüyanın etkisinden de kurtulamamıştır.Kafasına yediği bastonu şarapnel parçası olarak görür.
    -“Evlatlarım! İsabet eden torpilin gemiye bir zararı olmayacak. Herkes işine baksın. Kaptan oğlum dümeni 40 derece sola kır. Radyocu megafona Sivastopol Marşını ver.”
    Ve yüksek sesle marşı söylemeye başlar:

    -🎼 Kanal İstanbul içinde yüzer gemiler aman amman
    Kanal İstanbul içinde yüüzer gemileeer
    Aman da kaptan paaşa,izin ver bize
    Silah da nişanlııımız,dalalım herkese…

  16. Bakan gece uyumamış sabaha kadar, GBT yapmış. Hangi bakan? İçişleri. GBT? Genel bilgi taraması. Kime? Bildiricilere. Şöyle demiş: “sabaha kadar çalıştık, tüm irtibatlarını çıkardık. 4’ü CHP üyesi, 18’inin bir yakını oraya üye. Son 30 günde kimlerle irtibat kurdukları, hangi parti yoğunluklu irtibat kurdukları çok açık”.

    İlginç değil mi? Artık bir polis devleti olduğumuzun açık itirafı. Her türlü irtibatınız an be an izlenir ve kayıt altına alınır. Big brother. Nasıl beğendiniz mi? Akp’nin ileri demokrasisine hoşgeldiniz.

  17. Baran şöyle demiş dün: “cemaatler bu millete ait değil mi? bu milletin % 70’i mutlaka bir cemaatle teması var. milletin ordusunda milletin cemaati neden olmazmış? cemaatler fikri topluluklardır ve insanlar topluluklar halinde yaşarlar. siz de kendinize has fikrinizle kendiniz gibi düşünenler cemaatinin bir üyesi değil misiniz?”.

    Bu soru mutlaka bir cevap hak ediyor. Teşekkürler soru için.

    Cemaatler maalesef fikir toplulukları değiller. Öyle olsalardı keşke. Büyüğü küçüğü tüm cemaatler birer kayıtsız örgüt en başta. Bayağı yöneticileri olan, hiyerarşik, çoğu zaman akçeli işleri oldukça karmaşık, çapraşık ve karışık örgütler. Çok ciddi bir kara para aklama mekanizması, ciddi yolsuzluk, usulsüzlük, vergi kaçırma aracı. Bunun yanında kamuda ve pek çok kurumda iltimas, liyakatsiz işe alma gibi tonlarca usulsüzlüğün de yolu yordamı olmuş cemaatler. Birader cemiyeti bunlar. Masonlardan öğrenmişler yöntemlerini de, gizlilik, gizem, birbirlerini koruma kollama, yükselme, gizli işaretleşme, haberleşme yöntemleri ile de. Yani tam bir istismar ve yolsuzluk aracı. Bunun yanında son yıllarda ortaya çıktığı gibi, çocuk ve kadın istismarı, dolandırıcılık, insan ticareti, hatta hatta darbe gibi pek çok suçları da var ve sabit.

    Türkiye’nin bu sefil örgütlerden kurtulmadan adam gibi bir demokrasi kurması da mümkün değil.

    Bu örgütler örneğin bir insan hakları örgütü gibi kayıtlı bir kuruluş yada dernek değiller. Ne iş yaptıkları belli değil. Üyeleri belli değil. Nereden para topladıkları tamamen karanlık. Mali hiç bir kayıtları yok, denetlenebilir değiller. Denetlenmedikleri için her türlü usulsüzlüğe ve istismara açıklar. Tam bir karanlık kuyu.

    Bu rezaleti hala 2000’lerde sürdürmek oy avcısı sağcı siyasetçilerin işine geliyor. Ama Türkiye’nin ve gençlerin geleceğini karartan tam bir tuzak bu. Bu rezaletten kurtulmak için tüm aydınların topyekün savaş açmaları gerekir. Bunu seslendirmeyen herkes sorumlu ve bu suçların ortağıdır.

    Cemaatlerin eğer insani veya toplumsal bir amacı varsa, gitsinler dernek kursunlar, kayıt yapsınlar, finans hareketleri kayıtlı ve denetlenir olsun. Çocukları toplayıp kamp yaptık, yurt kurduk, eğitiyoruz gibi kayıtsız işlere girmesinler. Gireceklerse kim eğitiyor nasıl eğitiyor denetlensin, eğitecekler kontrol edilsin.

    Söylenecek çok şey var. Türkiye ne çekiyorsa bu cahilliklerden çekti ve çekiyor. Devlet dediğimiz mekanizma da öküzün trene baktığı gibi bu rezilliklere yol veriyor, besliyor, ne istiyorsa veriyor, sonra da milletin başına bela ediyor.

    Cemaatçiler içinde mutlaka ve belki de çoğunluk iyi niyetli insanlar vardır. Fakat bu tür yapılar kayıtsız ve karanlık oldukları için insan istismarına müsaittir. Bunu defalarca test ettik. En iyiyim diyen sonunda bir grup tarafından sömürülüyor ve olan o garibanlara oluyor sonunda. Din baronları ise sefalarını sürmeye devam ediyor. Atlantik ötesindekilere bak görürsün ne olduklarını. Bir de içerde yatan 10 binlere bak. Saflıklarının kurbanı bir sürü insan. Hala besini savunuyorsunuz bu yapıların?

    • Ender bey, masonların ne zararını gördün de atıp tutuyorsun? Türk masonları türkiyenin yanındadır! Yalancılık da ayıptır!!!

      • Eklemeyi unuttum. Masonlar her zaman dünya masonlarının yanındadır. Bunlar çıkar grupları sonunda. Cemaatler de aynı. Allayıp pullayıp İslamın, ülkenin, insanlığın hizmetindeyiz gibi iddialar içi boş yalanlar taraftar toplamak için. Gizli örgütler her zaman gizli ajandalarla hareket ederler.

        • Ender bey sizin türk mason locasıyla ilgili önyargılarınız var sanki; türkün masonu da türktür, şimdi anladın mı? 1dolarlık mankurtlarla karıştırma sakın…

  18. Demek ki arka planda Amerika’ya Karadeniz’e çıkabilmesi için bir kanal açmak varmış. Çok ilginç. Boşuna BOP eşbaşkanı demiyor birileri. Ne birileri, kendisi kendisi.

    O zaman emekliler de Rusçu oluyorlar. Eh onlara da yakışır.

    Neyse eteklerdeki taşlar dökülüyor yavaş yavaş. Bu da ne kanalmış ama, bir taşla bir sürü kuş vurma peşinde birileri. Kim takar çevre bilmem ne endişelerini.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız