Neye kafam takılsa, ne izlesem, ne dinlesem aklıma muzır düşünceler üşüşüyor.. Ne yapmalıyım bilmiyorum…

15
Juventuslu Merih Demiral Christiano Ronaldo dünkü maçta..

Dün öğleden sonra bizden uzak mekanlarda yaşanan fakat bizi de yakından ilgilendiren iki gelişmeyi izlemek üzere televizyon karşısına oturdum: ABD’de Donald Trump’ın başkanlığını sona erdirebilecek önemli bir tanığın, davet üzerine karşılarına çıkacağı senatörler tarafından sorguya çekileceği oturum ile İngiltere’de eş-zamanlı gerçekleşmekte olan başbakanlar değiş-tokuşunu…

ABD’den dünyaya pencereler açmak üzere yayın yaptığını varsaymamız gereken CNN-International’da Robert Mueller’in Senato’daki ifadesi canlı yer almıyordu; Amerikalı yayıncı onun yerine İngiltere’deki eski başbakanın istifasını sunduğu yenisinin atandığı Kraliçeli seremoniyi canlı yayınlamayı yeğlemişti.

İngiliz BBC-World ise tam tersini yapmış, Kraliçeli seremoni yerine önceliği Mueller’in tanıklığını duyurmaya vermişti.

Her iki tercihi de ilginç buldum.

Amerikalılar başkanlarının yasalara aykırı davranışlarını dünyaya duyurmak istemiyorlar mıydı yoksa? Yalan söylediğini, bir başka ülkenin çıkarlarını kendi ülkesinin çıkarlarının önüne koyduğunu, seçiminin bile Rusya desteğiyle mümkün olabildiğini? 

Ya İngilizler neden başbakan değişimini daha az önemsemiş olabilirlerdi? ABD’deki gelişme kendi başbakanlarının ve nihai olarak hükümet üyelerinin değişmesinden daha mı önemli görünüyordu İngilizlere? Eskimiş başbakan Theresa May’in gitmesine üzülüyor, Boris Johnson’un başbakan olmasına tahammül edemiyorlar mıydı da bunu dolaylı yoldan ilan etme yoluna gitmişlerdi?

Kafam karıştı.

Washington’da Mueller tanık

Reklam

Geçmişinde FBI başkanlığı da bulunan hukukçu Mueller, birkaç ay önce 400 küsur sayfalık bir raporla Trump’la ilgili araştırmasının sonuçlarını kendisini görevlendiren adalet bakanlığına sunmuş, bakanlık raporun bütünü yerine başkanı suçlamadığını göstermeye yarayacak kısa özetini verince tamamının yayınlanmasında ısrar etmiş, “Gelmez” denildiği halde Senato’nun davetine gideceğini de açıklamıştı.

Siniri alınmış biri gibi göründü gözüme 74 yaşındaki Mueller. Trump’ın partisinden senatörlerin gözünün içine baka baka, “Raporum başkanı aklamıyor” dedikten sonra onlara görevlerini hatırlattı: “Ancak onu görevden alan süreci başlatmak benim görevim değil.” O görevin yerine gelmemesi durumunda ne olacağını belirtmekten de kendini alamadı: “Trump’la ilgili yargı süreci her halükarda başkanlığı bittikten sonra başlayacaktır.”

Dünyanın demokratik her ülkesini ilgilendiren soru-cevap faslı, 2016 başkanlık seçimine Rusya’nın medya ve sosyal medya üzerinden müdahil olmasıyla ilgiliydi. Konuyu önemsediğini belli eden Trump’ın kendi partisinden (Cumhuriyetçi) bir senatör, “Size göre Rusya bundan sonra da Amerikan seçimlerini etkilemeye çalışır mı?” sorusunu yöneltince, Mueller ona şu cevabı verdi: “Şu anda bile yapıyorlar ve hiç kuşkunuz olmasın gelecek seçimde de yapmayı umuyorlar. Yalnızca Ruslar değil pek çok başka ülke de aynı yola başvurma çabasında. Umudum bunun ‘yeni normal’ haline gelmemesi; ancak o hale geldiğinden de endişeliyim.”

Mueller‘in bu sözlerini dinlerken aklım, birkaç gün önce bizde yaşanan Ahmet Davutoğlu’nu özel yayınlarına konuk ettikleri için kovulan üç gazeteci olayına gitti; daha doğrusu onları kovan Ruslar’a ait medya grubunun başındaki şahsın, “Bize göre Davutoğlu önemli biri değil” gerekçesine sığınmasına…

Kimin önemli olduğunu belirlemeyi Rus medyasına bıraktığınızda onlar böyle belirleyecektir.

Aynı anda Londra’da

Tam bunlar olurken, oturumu yöneten komite başkanı senatör Mueller’e beş dakika ihtiyaç molası verince, oturuma katılan dinleyicileri “Sizler sakın yerinizden ayrılmayın, oturum yeniden başladığında kapının dışında kalırsınız çünkü” diye uyarmasına aldırmadan, BBC World yayınını terk edip istifasını sunan May ile onun görevini üstlenmek üzere olan Johnson’un Kraliçe’nin yanına gitmeleri olayını yayınlamakta olan CNN International kanalına geçtim.

Theresa May de Boris Johnson da aynı partiden. Birisi gidiyor, diğeri onun yerine geliyor, hem de seçim olmaksızın… Sevmedikleri Boris geldiği için May’in üç bakanı aynı gün istifalarını sundu. Bakanlar kurulu listesi açıklandığında, May’in yönetim tarzını ve politikalarını tasvip etmedikleri için hükümetten istifayla ayrılmış olan birkaç ismin yeni listede yer aldığı görüldü. Boris Johnson’un kendisi de dışişleri bakanı iken aynı gerekçelerle görevini bırakmıştı.

Reklam

Ne gidenler gelenleri, ne de gelenler gidenleri ‘ihanet’ ile suçlamadı İngiltere’de.

Demokrasilerde devlet makamları siyasetçiler tarafından görev yeri olarak görülür, görevi bırakmamak diye bir şey kimsenin aklından geçmez; herhangi bir sebeple görevi bırakması gereken hiç nazlanmadan koltuğunu boşaltır. Theresa May de, istifasını sunmadan önce hüzünlü ifadelerle yaptığı açıklamada bu gerçeği özellikle vurguladı.

ABD başkanlık sistemiyle yönetilen bir ülke, İngiltere meşruti krallık ve parlamenter sisteme sahip bir ülke.

Ne kadar da bizden farklı iki ülke bunlar.

Futbol şampiyonası ve biz

Daha fazla kafam karışmasın diye bir başka kanala (TRT-Spor’a) geçip o sırada Çin’de oynanmakta olan iki İtalyan takımının maçını izlemeye başladım. Birden fazla kıtada eş-zamanlı oynanmakta olan ve dünyanın öne çıkan takımlarının katıldığı ‘Uluslararası Şampiyonlar Kupası’ kapsamında bir maçtı bu ve bizden tek bir takım bile şampiyonaya davet edilmemişti.

İtalyan Juventus takımında iki Türk oynuyordu ve maçın kaderini belirleyen de onlardan biri (Merih Demiral) oldu.

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Fehmi bey! “CAHILLER” ne yaparsa yapsın AHILLERE karşı başarılı olmaları mümkün değil….yalnız AHILLERIN mesleklerinde daha fazla başarılı olmalarına ve imkansizlığı başarmalarina yardımcı olurlar.
    Tıpkı Ocak Medya ve Fehmi Korunun günlüğüne önceki ve son yaptıkları saldırılarda olduğu gibi.

    Onlar ancak CAHALETLERİ ile maddi manevi kendilerine zarar verirler ve çöplükdeki yerlerını alırlar.
    Fehmi Koru gibileride dünya durdukça eserleri ve yaptıkları ile yaşarlar.
    Allah doğrularin yardımcısı olsun. Amin.

  2. Sovyetler Birliği varken dünyadaki baş çelişki kapitalizm ve sosyalizm arasındaydı. 1991’de S.S.C.B.’nin dağılması ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin uygulamada kapitalizme geçmesi (geçirilmesi) ile bu çelişki ortadan kalktı. Her ne kadar Rusya ve Çin ile ABD ve AB arasında hegemonya çatışması devam etse de bu çatışma bir ‘baş çelişki’ değildir.

    Artık baş çelişki Batı’nın kendi içersindeki ‘Küresel Sermaye’ ile ‘Milli Devlet’ yanlıları arasında yaşanmaktadır. Küresel sermaye globalleşmeyi savunarak dünyanın ‘tek bir köy’ olduğunu ve herşeyin (Batı) sermayesinin çıkarlarına göre biçimlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Buna gerekçe olarak Batı sermayesinin çıkarına olan her şeyin son tahlilde Batı’nın da çıkarına olduğunu söylüyor. Milli devlet yanlıları ise, tarihten gelen millet ve devlet kavramları korunmadan varlıklarının sürdürülemeyeceğini ve dünyanın belirsiz ve düzensiz bir yola gireceğini savunuyorlar. Bu nedenle küresel sermayeci kanada ve onların globalleşme politikalarına temkinli yaklaşıyorlar.

    2000’li yıllardaki bu ‘yeni baş çelişki’ öncekinden farklı olarak Batı dünyasının kendi içinde yaşandığı gibi taraflar arasındaki çizgiler de kesin hatlarla belirlenmiş değildir. Bazen ortak hareket ediyorlar bazen de çatışıyorlar. Başka ülkeler bu konuda nasıl önlemler alıyor bilemem fakat Türkiye’yi yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların bu gerçeğin derinlemesine farkında olmaları gerekir. Örneğin Donald Trump, milli devletçi kanat tarafında gözüküyor. Diğer aday Hillary Clinton ise küresel sermayeci kanat tarafında olduğu izlenimini vermişti. Fakat öyle gözüküyor ki hem Cumhuriyetçi Parti’de hem de Demokrat Parti’de kimi konularda karşı tarafın görüşlerine yaklaşanlar da oluyor. Gelişmiş ülkelerde parti disiplini olmakla birlikte siyasetçilerin konuya göre karar vermek/tercihte bulunmak gibi akılcı ve dürüst davranışlarda bulunması da sıklıkla görülüyor.

    Yeni dünya düzeninde gelişmekte olan ülke yöneticilerinin işi artık daha zor. Öyle ki artık Batı veya Doğu paktlarından birisini tercih etmek yetmiyor. Fakat Türkiye’de Siyasal İslam ve Avrasyacı ittifakını yönetenlerin zihniyeti eski dünya düzeninin kodları ile dolu ve kendilerini yenileme kapasiteleri yetersiz. Mevcut aktörlerden CHP de çok farklı durumda değil maalesef, fakat iyiye doğru bir ilerleme içersinde oldukları görülüyor. Bu nedenle yeni kurulacak partinin üst düzey yöneticilerinin küresel ölçekte donanımlı ve eğitimli kişilerden oluşması Türkiye için hayati önem taşıyor.

    Not : D.Trump ve B.Johnson örnekleri bizi aldatmamalı. Onların arkasında kurumsallaşmış ‘milli üst akıl’ oluşumları var.

  3. Kutuplar
    Bir mıknatısı ikiye bölerseniz iki ayrı mıknatıs olur. Yani dört kutup oluşur. Topluluklar da böyledir. Merkezi yönetim zayıflayınca iki kutup oluşur. Bundan önce tek kutup olarak Sermaye hakimdi. ABD’de siyasetle anlaşmış Rockefeller dünyayı yönetiyordu.
    Tam istihdam sağlanınca Sermaye’nin gücü yetersiz hale geldi. ABD’de siyasetle Sermaye yarışmaya başladı. Rothschildler ABD’de etkili olmaya başladı ve İngiltere yeniden eski gücünü elde etmeye çalışıyor. Avrasya’da önemli gelişmeler olmuştur.
    a) Sovyetler yıkılmış, Sovyet ülkeleri Sermaye’nin etkisinden kurtulmaya başlamıştır.
    b) Avrupa Birliği kurulmuş ve Avrupa devletleri Sermaye’ye karşı güçlenmeye başlamışlar. Euro Dolar ile yarışır hale gelmiş.
    c) Çin resmen sosyalist kalmakla beraber fiilen kapitalist bir ülke olarak ikinci güç olmuştur.
    d) İslam ülkeleri sözde de olsa bağımsızlaşmaya başlamış ve Adil Düzen ile Türkiye İslam ülkelerini birleştirmeye başlamıştır.
    Bu durumda ABD etkisini kaybetmiştir. Bunun yanında bilgisayar tekniği tekellerin elindedir ama program kolektif olarak oluşmaktadır. Dışarıdan programa müdahale edildiği gibi dışardan saldırılar da sıradan mühendisler tarafından def ediliyor.
    ABD seçimlerine Rusya müdahale etmedi. Sermaye Trump’a kazandırdı. Rusya’ya fatura etti. Trump ikili oynadığından onu tehdit etmektedir. Bununla beraber artık basit bir programlama firması da seçimlere müdahil olabilir.
    Mevcut düzende güven yoktur.
    Çözüm şeriat düzenidir. Kapalı oylama yoktur. Herkes açıkça oyunu kullanır ve oyunu kontrol edebilir. Gerçek demokrasi doğar. Korkaklar değil cesurlar siyasete hakim olur.

  4. Eğer Türkiye’deki gündemi ABD ve Rusya belirliyorsa; Türkiye bağımsız bir ülke değildir demektir. S400 alındı. Bütün gözler ABD’ye çevrildi. Herkes merakla yaptırımları bekliyor. Hayatı akışına bırakacaksınız. Bırakamadığınız takdirde esirsiniz demektir. Bakınız İran ABD’yi hiç takmıyor. Neden Türkiye de İran gibi düşünemiyor. Çünkü Türkiye bürokratların çoğu ABD’de yatırım yapmıştır. Allah’a teslim olacaksınız ve ABD ile Rusya’yı kafanıza takmayacaksınız. Bedir savaşını gözünüzün önünde canlandıracaksınız. Müşrikler çoğunlukta olmasına rağmen bertaraf oldular.
    Selam ve Dua ile…

  5. Mehmet akif ersoy avrupa seyahati dönüşü kendisine sorulan insanları nasıldır Diye soru soruluyor.
    Dinleri işimiz gibi, İşleri dinimiz gibi Diyor yani:
    Adamların dini işmiz gibi bozuk,
    İşleri Dinimiz gibi dosdoğru dürüst demek istiyor.

    Batılılar Ticari işlerrinde doğrular ve dürüstlerdir.

    Bizde ise Tembelliğimize kılıflar her zaman hazır her zaman bunun için bir düşman yaratıyoruz.

    Cnntürk’de bu dolar yükseldiğinde proğram yapmıştı oraya konuk olarak bir iki, değerli sabancı üniversitesinden genç bir ekonomi profösörü çıkarmıştı.

    Bu Ak partililer dış kuvvetlerin doları yükseltiğini savunuyorlardı.

    Sabancı üniversitesindeki profösörü bu açıklamalar kızdırdı.

    Dediki: Bu Amerakilıları Arablar sevmez., Türkler sevmez, Yunanlılar, avrupalılar sevmez. Ruslar, çinlileri kuzey kore gibi şangay 5’liler hiç sevmezler. Adamlar bahane üretmiyor çalışıyorlar Dış kuvvetler bizi sevmiyor bahanesi üretmiyorlar.

    Türkiyede sen fen liseleri açtında yabancılar engelmi oldu, Sen fabrika açtın yabancılar engelmi oldu.

    Gelelim Askeriyeye MKE devletin olduğu için doğru dürüst çalışmıyor.

    Ama Aselsanda Türkiyenin %51 özel sektörün olduğu için harıl harıl çalışıyor.

  6. Fehmi Bey!

    Fehmi Bey!Zihnimiz malumunuz bize verilmiş bir araç.Biz zihnimiz değiliz.Kendimizi zihnimizle özdeşleştirmeyeceğiz.Ayagımızı bir yere gitmek için kullanacağız.Ayağımızın peşinden gidersek vay halimize.Problem olduğunda zihnimize havale edip çözdürecegiz.Zihnmizin peşine takılırsak problem kaynağı haline gelir.Bir çocuğu oyun bahçesine bırakıp rahat etmek yerine, sokağa salıp peşinden dolaşmamız halinde bir günde haşatımız çıkar.Yada bir aracı durduğu yerde 6000-7000 devirde çalıştırır isek hiçbir iş görmeden eskitmiş oluruz.Birçok kişisel gelişim(NLP) kitabı var.Ancak bu konuda Echart TOLLE un “Şimdinin Gücü” kitabını tek geçerim.

  7. Fehmi beyin yazdıklarında bir muzırlık göremedim.Şiir gibi insanda çağrışımlar uyandırıyor ancak.

    Karanlık rüyalarım niye aydınlanmıyor
    “Doğruya yanlış,yanlışa doğru”yersen ;huzur

    Tepemde bir gardiyan gerçek o taraftaymış
    Mutluluk bana gösterdiği fotoğraftaymış

    Kimliğinde trolün yazar;” satılık ağa”
    Cehenneme dek vıraklayan mutlu kurbağa

    İstemem senin olsun karanlığınla dünya
    Sussam da haykırır içim; gördüğün bir rüya

    Zamanı karıştırmış ; yanlış yerde düşünce
    Düşünce dilinden kelepçe o gördüğünce

    Düşünceler,senin içinde ne kadar da hür
    “Kapat kapını işte!”der bana otosansür …

  8. Merhaba Fehmi Bey

    yazınız için teşekkürler; ilgiyle okudum ve değerli bir içerik. Ne var ki, epey zamandan beri (yıllar demek yanlış olmaz) sadece ima seviyesinde yazıyorsunuz. Eski yazılarınızdaki cesareti göremiyorum.

    Bir de ‘Ne … ne de …’ kalıbıyla ilgili sanırım yanlış bır kullanımınız var: “Ne gidenler gelenleri, ne de gelenler gidenleri ‘ihanet’ ile suçlamadı İngiltere’de.” Doğrusu ‘suçlamadı’ yerine ‘suçladı’ olacaktı.

    İyi çalışmalar,
    Teoman Aastveit

  9. Türkiye’de siyasal islamcı olarak vasıflandırılan bir yönetim olmasaydı İngiltere’de Brexit kararı çıkmazdı.Brexit kararı %1,5ile alındı ve bu karar yandaşlarının en önemli propaganda gerekçeleri Türkiye ABye girecek bu nedenle AB den çıkalım oldu.İngiltrede Brexit kararı alınmasaydı ABD’de Trump’ın seçilmesi de zordu.Trump’un seçimi ile Brexit in propaganda ve seçim çalışmalarını organize eden şirketin daha sonra aynı şirket olduğu ortaya çıktı.Ayrıca Avrupa’da cihatçı örgütlerin gerçekleştirdiği eylemler milliyetçi dalga oluşturdu yada bu dagayı körükledi.Maalesef tüm Dünya’da dinci,cihatçı,milliyetçi ve faşizan dalgalar birbirlerini besliyor.Yıkıcı ve kısır bir döngüye girildi.Olan insanların yaşamlarına ve özgürlüklerine oluyor.

  10. Savaşın, onun bir alt versiyonu olan siyasetin mantığını kavrayamadığınızı düşünüyorum. Tersini size yakıştırmam.
    Hacıvat Karagöz oyunundaki perdeye düşen gölgeleri bizlere anlatıyorsunuz. Sayın savcı karşı parti sempatizanı olduğu bilinen, sermayenin desteklediği de mantıken sezilen bir figür.
    Her ülke her ülkeyi manipule ediyor sadece Rusya değil. ABD ve AB listenin en başındadır. Nedir bu Rusya takıntınız..?
    Fehmi Koru yerine Taha Kıvanç ı yazdırmanızı dilerim.
    Saygılarımla.

  11. İnanın izlerken midem kalktı. Belli ki bütün sınırları aşmış, iyiden iyiye dengeyi kaybetmiş. Tam bir yontulmamış kalas; görgüsüz, kaba saba bir maganda.

    Çirkinlik diz boyu…

    Altına tabak yapışmış çay bardağını kaldırıyor. Höpürdeterek, ağzını şapırdatarak bir yudum alıyor. Sonra çaya bulaşmış elini ağzına götürerek yalıyor. “Bu kadar yeter” diyor. Yanındakilere içilmiş çay ile yemediği hurma ve bisküvileri gösteriyor:

    -Bunu şeye verin. Enes Kanter’e.

    Artıklarını bir köpeğin önüne atarcasına adamına gönderiyor. Ben duygusu öylesine tavan yapmış ki, bunu da ikram sanıyor!

    Enes Kanter ise sosyal medyadan yaptığı paylaşımla memnuniyetini ve şükranlarını iletiyor. Fetullah Gülen denilen adamın artıkları için “Ben buna layık değilim” diyor. Önüne pisliğini atan adamı kutsuyor, tanrılaştırıyor.

    Tam bir sapkınlık hali bu! Bir dönem “dindar nesil” diye millete yutturulmaya çalışılan güruhun gerçek fotoğrafı! Tam bir basitlik, bayağılık, çirkinlik, iğrençlik yumağı. Efendisi, artıklarını kölesinin önüne atıyor. İradesi ele geçirilen zavallı da koşup kapıyor.

    Durup dururken “midem bulandı” demiyorum. Gerçekten herkesin midesini ayağa kaldıracak iğrenç bir görüntü bu!

    ***

    Hep soruyoruz birbirimize:

    -15 Temmuz’da milletin üzerine tankları nasıl sürebildiler? İnsanların üzerine gökten nasıl bomba yağdırabildiler?

    Sorunun cevabı bu görüntülerin içinde gizli: Adamın, kendisini destekleyenlere verdiği değer ve bakış açısı ortada. Önlerine artıklarını atıp, onları mutlu ettiğini düşünüyor. Yanılmıyor da; artığı kapan, sevinç çığlıkları atıyor. Geçmişte F. Gülen denilen bu adamın kirli iç çamaşırlarını koklayıp, huzur bulanlara bile rastladık biz.

    Afyon yutmuşçasına içine girdikleri bu ruh hali, onlara her şeyi yaptırır! 15 Temmuz’da hep birlikte gördük nasıl insanlıktan çıktıklarını.

    O günden beri izliyoruz millete karşı yürüttükleri savaşı. Batının taşeronu olarak verdikleri mücadele hepimizin gözleri önünde gerçekleşiyor.

    İğrençlik, kılcal damarlarına kadar bütün vücutlarını sarmış durumda!

    ***

    Başta kendini ilah gibi gören hasta ruhlu bir adam var. Türkiye’ye şaşı bakan batılı güçler O’nu kullanıyor. Altta da o adamın artıklarını yemeği büyük bir onur olarak gören bir güruh yer alıyor. O adam işte bunları yönetip yönlendiriyor.

    Tam 251 şehit ve 2194 gazimizin kanı var bunların elinde. Büyük bir bölümü yakalandı ve ceza aldı. Mücadele devam ediyor…

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bunlardan “garibanlar” diye bahsetti. FETÖ soruşturmalarında “garibanların içeride olduğunu” söyledi. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener de daha önce benzer ifadeler kullandı.

    Bir yanda hasta ruhlu iğrenç bir adam ve O’nun adına bu milletin üzerine ölüm yağdıran katiller var. Diğer tarafta sözde siyaset yapmak adına cezaevlerindeki o katilleri aklama anlamına gelecek söylemler…

    Tam bir ört ki ölem durumu!

    Batının böyle bir adam ve örgütünü desteklemesini anlıyorum anlamasına da… Bizimkilere ne oluyor? Bu iğrenç yapı üzerinden siyasi rant devşirme çabalarını anlayamıyor, çözemiyor ve ahlaki bir temele oturtamıyorum!
    alıntı:emin pazarcı
    NOT:ACABA SİYASET SAHNESİNDE VE YAZILARINDA SÖYLEMLERİNDE BU MECZUBU ÖVENLERDE ARTIK ÇAY İÇMİŞLER OLABİLİRMİ.?.İNSAN DÜŞÜNMEDEN EDEMİYOR.Hg

  12. İyi günler Fehmi Bey. Ocakmedya’yı arşivleriyle beraber yayına almanızdan ötürü tebrik ederim. tekraren geçmiş olsun. Geçen haftalarda günlük yazılarınızın ingilizce’ye çevrildiği bir dönem oldu . Devam ederse çok memnun oluruz.

  13. Fehmi Kardeş;
    Ne dersin, bir gün bu ülkeye ‘Adil Düzen’ ve onun seçim sistemi…
    Dünyaya da ‘Adil Dünya Düzeni’ ve onun seçim sistemi…
    GELEBİLİR Mİ?
    ‘Adil Düzen İnsanlık Anayasası’ ile birlikte…
    Nedense…
    Ben de bugünkü yazını okurken…
    Yarım yüzyıllık bu çalışmalarımızı düşündüm…
    Ve’s-selam…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız