Özgürlüklerin ihlali Anayasa Mahkemesi’nden dönmeye başladı.. Bunun arkası gelmeli…

19

Anayasa Mahkemesi (AYM) dün hak ve özgürlükler alanında ortamı rahatlatacak bir karar verdi. İsminde ‘barış’ sözcüğü de bulunan bir girişim adına yayımlanan bildiriye imza vermiş akademisyenlerin bu eyleminin ‘terör örgütü propagandası’ sayılmayacağına, cezalandırılmalarının ‘ifade özgürlüklerinin ihlali’ anlamına geldiğine hükmetti AYM. O sayede cezaevlerinde bulunan veya cezaevine girmeyi bekleyen akademisyenler bu karardan yararlanacaklar.

Mahkeme başkanı Prof. Zühtü Arslan oyunu ‘ihlal’ yönünde kullandığı için, lehte ve aleyhte oylar eşit olduğu halde, karar bu şekilde çıkabildi. Sekiz üyenin ‘ihlal’ gördüğü imza eylemini, diğer sekiz üye ‘terör örgütü propagandası’ saydı.  [‘İhlal’ görüşünde olanların genellikle Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminde atanan üyeler olduğu anlaşılıyor.]

Böyle bir konuda bu denli farklı düşünmek makul mu?

Ben imza atmam, fakat…

Prensip olarak bugüne kadar herhangi bir açıklama ve bildiriye imza vermekten kaçınmış biriyim. Teklif edenlere her zaman mazeret bildirmişimdir. Ancak, bu, insanların ilgilendikleri veya hassasiyet gösterdikleri konularda görüşlerini ortak bir metinde ifade etmelerini yanlış gördüğüm anlamına gelmiyor. Tam tersine, görüş açıklamayı da, ortak metinlere imza ile katılmayı da en doğal haklardan sayarım.

İnsanların kolayca aynı görüş etrafında birleşemedikleri bir ülkede ‘ortak bir metin’ üzerinde anlaşabilmek ayrıca övgüye değer bir başarıdır.

Değerli bulmak açısından açıklamaların herkesin beğeneceği türden olması gerekmez. Altına imza konulan açıklamalar da zaten herkes tarafından tasvip edilebilecek metinler değildir. Toplumun hatırı sayılır bir bölümünün aldırışsız kaldığı, hatta azımsanmayacak bir bölümünün de tasvip etmediği türden olabilir açıklamalar.

İsimlerinin önünde profesör, doçent ve doktor unvanı bulunan akademisyenlerin imza verdikleri bir metnin ‘sakıncalı’ bulunmasını ise havsalam almaz. 

Reklam

Oysa imzalarını verdikleri için cezalandırıldıkları dava konusu ortak metin yüzünden, akademisyenlerin görev yaptıkları bilim kurumlarıyla irtibatları da koparılabildi. Hayatlarını üniversite öğrencilerini eğitmeye göre ayarlamış, çok daha fazla maddi imkan sahibi olabilecekleri işler dururken az bir maddi karşılıkla sürdürdükleri görevlerine son verilebildi akademisyenlerin…

Konunun bir de şu yönü var: İmzalı metin girişimleri genellikle toplumu veya toplumun bir kesimini ilgilendiren bir konuda devletin yanlış yaklaşım içerisinde bulunduğu veya öyle değilse kamuoyunu aksine ikna etmesi gereken ortamlarda söz konusu olur. Açıklama veya bildiriler, devletin karar alma mekanizması içerisinde bulunanların yanlış yaptığına inanan kişilerin, bu yanlıştan dönmeyi sağlamaya dönük girişimleridir. Dolayısıyla da yanlış yapma ihtimali bulunanları uyarma ve onları daha sağlıklı kararlar almaya yönlendirme açısından yararlı bir yurttaşlık görevidir de.

Karar mercii olanlar uyarıya kulak asmayabilir, bildiklerini yapmaya devam edebilir. Bu onların bileceği bir şey.

İyi de, uyarılar ne zamandan beri ‘tehlike’ olarak görülmeye başlandı?

Ya da barışçı açıklamaların, hatta gösterilerin ‘tehlikesi’ nerede?

Anayasa Mahkemesi anayasayı gözetmeli

Anayasa Mahkemesi bu kararından ötürü elbette övgüyü hak ediyor, ancak böylesine hassas bir konuda üyelerin yarısının farklı düşündüğünü öğrenmek yine de tedirgin edici. Temel hak ve özgürlükler konusunda hukuki yaklaşım, anayasanın getirdiği alanın da ötesine çıkmayı hak ediyor. Kaldı ki, anayasada da temel hak ve özgürlükleri teminat altına alan çok sayıda madde var. 

Bizim AYM dünyadaki benzeri hukuk kurumları gibi anayasanın güvencesi olarak oluşturulmuş bir kurum. Kendisini yasa koyucu yerine koyamıyor, ancak yasaları anayasaya aykırılık yönünden inceleyip iptal edebiliyor. Dolayısıyla yasaları değil anayasayı gözetmek zorunda AYM.

Reklam
NYT Magazine makalesi..

En fazla titizlik gösterilecek konu da temel hak ve özgürlüklerdir.

Türkiye bir süredir dışarıda en çok bu alandaki yanlış hukuki yaklaşımlar sebebiyle eleştiriliyor. Özgürlükler alanında ülkelere puan veren itibarlı kuruluşların verdiği karnemiz hiç de iyi değil. New York Times’ın bu haftaki ‘Magazine’ ekinde, on yıldır ülkemizde yaşayan bir Amerikalı gazetecinin imzasıyla çıkan sayfalar dolusu yazı, Türkiye’yi, başta akademisyenler olmak üzere, aydınlarına en acımasız uygulamaları reva gören bir ülke olarak dünyaya tanıtıyor.

Ülkemize reva mı bu görüntü? 

Herhalde AYM’nin bu kararını doğru yönde bir başlangıç olarak saymamız gerekiyor. AYM son zamanlarda devlet-birey ekseninde bireylerin haklarını fazla önemsemeyen bir zeminde kararlar verdi. Bazı kararları diğer bazı kararlarıyla bu alanda çelişebildi. Akademisyenlerin görüş açıklama hakkına sahip çıkan dünkü karar, özellikle görüş açıklama eksenli cezalandırmalarla ilgili başka davalar için de örnek olmalıdır.

İmza eylemi yüzünden cezaları AYM tarafından kaldırılmış akademisyenlerin üniversiteleriyle kopartılan ilişkileri ne olacak?

Türkiye yeni bir döneme doğru yol alıyor, bunun ilk belirtisi de siyasi hayatta görülüyor: ’Bedelini ödemeyi’ de göze alarak siyasete ağırlık koymaya hazırlanan insanlar çıkabildi. 

Hukuk alanının da artık normale dönmesi zamanı gelmedi mi?

ΩΩΩΩ

19 YORUMLAR

  1. Sünni gelenekte genelde yönetime itaat oldukça,Sünni gelenekte aykırı düşünenler ezilmeli anlayışı oldukça ,yöneticilerin kurumlar üzerindeki baskısı değişmeyecektir.Goreceksiniz Anayasa mahkemesi üyelerine baskı değişik yöntemlerle artarak korkutulacaklardır.Aklima hep bugünkü yoneticeliri izlerken Ahmet ibni hambelin “Kuran mahlukmudur, değilmidir “müzakeresi yapılırken zindan çıkarılıp hesap sorulurken ,Halifenin yanında iki tane büyük Hanefi mezhebibinin ileri gelen İmamları vardı. Sünni tarikat ve cemaatlarda idareciyle iyi geçinme sesini çıkarma maslahat olarak görüldüğü müddetçe bu toplum bu şekilde idare edilecektir. Çukü doğu toplumlarında akıldan çok duygular hakim olduğundan dinsel kurum ve teşekküller toplumu yonlendirdikçe değişimin buralardan başlaması gerektiğine inanmaktayım.Anayasa mahkemesi gibi kurumlar hiçbir zaman insan odaklı karalar alamazlar,devleti kutsayan kararlar almak zorundalar,çünkü onları oraya getiren güç devlet mekanizması….

  2. Sayın Koru ,
    https://m.haberturk.com/yazarlar/muharrem-sarikaya/2508324-ak-parti-il-baskanlari-biz-neyiz-sistemdeki-yerimiz-statumuz-ne

    Bu konu daha çok ilgimi çekti. Başkanlık seçimi öncesi , yazılarınızdan birine yaptığım yorumda bu konunun olacağına işaret etmiştim. Zira hem bu konu hem de bugünkü yazınızın konusu sosyolojik bir meseledir. Toplumun evrilme süreci ile ilgilidir. Köylü toplamdan kentli topluma geçiş süreci ile ilgilidir. Ülkemizin batı bölgeleri batıdan gelen muhacirlerin etkisiyle biraz daha önde. 1950 tehcirinde Bulgaristan dan gelen soydaşlar yerleştirildikleri bölgemizde tuvalet yaparlar. Bölgenin yerlileri olan göçerler bu ne diye sorarlar. Ancak ikinci cihan harbinden sonra köyden kente göç hızlanınca kentleşmeye başlayan ülke nüfusu bunu 3 kuşakta 100 yılda tamamlayacaktır. Köylü basit hesaplar yaparak faydayı maksimize etmeye çalışırken, kentli daha karmaşık kurallar yığını içinde bunu sağlamaya çalışır. Bu durum hukukun zihinsel kabulu ile mümkündür. Peygamber efendimizin en büyük reformist olması da bu yönüyledir. Rahmetli dostum Ismail Erkan Tolay demokrasi.org sayfasında bunu çok çarpıcı bir şekilde ifade etmişti. ”Demokrasiye karşı olanlar ona en fazla kendilerinin ihtiyacı olduğunu anlayacaklar. ”

    Ancak bu kabul hemen olmuyor. Bir zamanlar ikna odalarında başörtülerini açmaya zorlayanlar , başlarını kapatmaya zorlanmamışlardı ve bunun ne demek olduğunu bilmiyorlardı.

    Eşen kalın .

  3. Ahmet, bey merhaba!
    1- Benim takintim Erdoğan değile inandığım dini ve Milliyetimi kullanarak bizi hem dünya devletleri hemde İslam alemine! Kavgacı, cahıl ,merhametsiz, ukala ve katıl olarak tanitmasina….
    Isterseniz o siteye girin bakin, birileri onun davetini red etmesine rağmen halen daha onlari kullanmak için kendi amallerine alat etmesi bir devletin başkanına yakışırmi?

    2- Türk halkı ile! ilgili sık sık karşılastığım cahaletlerden en sonuncusunu size anlatayim, belki o zaman ne demek istediğımı anlarsiniz.
    Dün beni çok sevdiğini ve özlediğini söyleyen, kendisi Ortadoğu mezunu Canadada yaşayan Ankaralı bir muhendis hanım görüntülü aradı.
    Burada (ABD) yaşayan benimde tanidiğim Türklerden bir kaçını sordu.
    Benim cevabım! Türklerle görüşmiyorum ve görüşmekte istemiyorum, oldu….

    Daha sonr aramizda şu konuşmalar geçti.
    Arkadaş: Biz solcular size cemaatlarin ve tarikatlarin tehlikeli olduğunu bir türlü anlatamadik.

    Benim cevabım, bizim Türklerin içerisinde sizin gibi solcu ve cemaat veya tarikatci başörtülu tesettürsüzler olduğu müddetçe biz bir adim ileri on adim geri gitmeye mülkümüz…
    Demekki 21 senedir siz sadece kafanizi benim baş örtüme taktiğiniz için, beni dahi taniyamamişsiniz…25 yildir Kanadada yaşamaniza rağmende kendiniz gibi giyinmeyen hatta sizin gibi olmayanlara karşi en ufak bir tolerans dahi göstrrmeyi öğrenememişsiniz…..

    Bana gelince… ömrum boyunca cemaat, tarikat ve sizin gibi solcularin insanlara karşı! İdolojisi ve giyimlerine göre hareket edenlere karşi olmama rağmen…. hepinizle iyi geçinmemin sebebini dahi anlayamayan siz ve diğerleri, gerçekten ülkemiz için zararlisiniz.
    Hanımin cevabi! bana şu oldu! Ne dersen de seni çok seviyorum…
    Bu cevaba Güler misin ağlarmisın?

    Biz, Türk milleti olarak bölük pörçük ve param parça olmuşuz.
    Doğrulari değıl yalnişlari savunan bir millete, tabiiki Allah huzur vermez.

  4. delice gelen işler:
    eğitimini dahi tamamlamamış gençlerin devlet yönetenlere pankartla ayar vermeye kalkması.
    ekmek yediği topraklara sevgisini ispat dahi edememiş ünvan sahibi insanların bu ülke işleri için akıl vermeye kalkması.
    bu insanların söylediği şeylerin terör işleri çıkma ihtimali!
    bunları tiyatro izler gibi izleyen bizler!
    bunlar oldu diyelim:
    beni yönetmek isteyen siyasetçi çıkpta iki çif laf etmez ise ben senin peşine niye takılayım? senin görüşün ne? ne yapacak birisin? inmisin cinmisin? benim hakkımı mı savunacaksın sana hakaret etti diye millete dava mı açacaksın? ülkede yanlış geden birşey varsa siyaset konuşacak bence.
    biri üc kitap okuyunca beş para zumbalayınca dış mihrakların kuklası olmuş, kendini ve çevresindekilride inandırmış boş hayaller peşinde koşanları savunmak! hele birde bunlar doğru yolda fetvası vermek!
    ben bir profun ne dediğine bakmam. siyasetçinin ne dediğine, YÜCE YARGI nın ne karar verdiğine ve basın-medyada ne yazdığına bakarım.!.!.!
    Atanın şu sözünü hiç ununmam: gaflet ve dalalet hatta hıyanet…
    herkes uyanık olacak!
    işini yapmayıp bir de milletin sırtından ggeçinen asalak ları ortaya çıkarıldığı gibi başka dış güçlerin parsıyla benim ülkemde bana ayar vermeye kalkanları hukuk yargılasın. siyasetçi ona göre gardını alsın. medya yorum yapsın halk kararını ona göre şekşllendirsin.
    yani siyasetçi yanlış yaparsa yakalarımmm!
    amma velakin devletin içinden bir aykırılık çokarsa benim haberim dahi olmayabilir.
    medya görevini tam yapıp beni haberdar ederse!?!

  5. Erdoğan’lami normalleşme?
    Erdoğanin sadece bir derdi var millettin boğazindan kesim dünyaya kendi reklamıni yapmak….

    Türkiyeyi boö parçala babayı oğula düşman ett, git Amerkada “ÜMMET-İ BIRLEŞTIRME” toplantısı düzenle…..

    https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/turkey-usa/erdogans-uniting-ummah-event-new-york-divides-us-muslim-leaders?amp

    ABD Muslüman lidereri 1 ay önce erdoğanin davetini red etmelerine rağmen İsimlerini reklamini yaptiği toplantinin tanitimi için kendi fotoğraf’ının yaninadan kaldirmayinca onlarda twitterden duyurdular.
    Yukardaki linkte yaziyor.
    Birleştiriciliği AYM atadiği hakimlerden belli oluyor.
    NORMALLEŞME????? TÜRK HALKI İLEMİ???

    • Nurdan hn öncelikle Sn Erdoğan takintisindan kurtulmalisiniz.unutmayın türkiye sn erdogandan ibaret değildir. her olumsuzlukta onun adını vermek haklı da olsanız haksız duruma düşürür. Mahkeme karar vermiş % 50 50,demekki iyiye doğru yol alıyoruz yanlış varsa düzeltecek elbet birileri de çıkacaktır.
      Ayrıca yazınızı sonundaki türk halkı ilemi ifadesini aciklarmisiniz.

      • Ahmet be aşağidakı tiwittin parantis icerisindeki yaziyi okursaniz ABD li Müslümanlarin Erdoğana bakış açsıni iyi anlar siniz.
        Lider, her gün miliyonlarca tepki tiwit aliyor.

        Jazakum Allah Brother Suleiman and Sister
        @DMogahed
        .
        It is good to know that our leaders such as you will not be part of (Dictator Erdogan’s propaganda in US.)
        We expect the same wisdom from
        @YasirQadhi
        and
        @ojammal

  6. Kıl payı
    Anayasa mahkemesi kıl payı doğru karar vermiş. Gelecek seçimde Erdoğan’ın atadığı üye başkan olursa kıl payı diğer tarafa dönecek. Ceza hukuku Roma’da yoktur. Ceza yöneticilerin insafına bırakılmıştır. Ceza kanunu Tevrat’ta ve Kur’an’da vardır. Yargılamada kabul edilen bir ilke vardır, şüpheler cezaları düşürür.
    Anayasa mahkemesi cezalarla ilgili kararları hiç olmazsa nitelikli ekseriyetle almalıdır ki şüpheler gitsin. Bu yargı sistemi ile devlet yaşamaz. Yargıçları taraflar seçmelidir. Baş yargıcı da hakemler seçmelidir. Baş yargıcın verdiği karara iki yargıç da teslim olmalıdır. Yargı kararlarına karşı yine hakemlerden oluşan yargıya gidilmelidir.
    Çok basit ve adil olan bu kurala insanlık kulaklarını tıkamış, ölüme doğru yol almaktadır.

  7. Türkiye’de komünizm tehlikesi yoktur. Dolar aşkı bunları yaptırıyor. AK Parti genel af ilan etmeli ve tüm halkımızla barışmalıdır. Yeniden muhakeme edip gerçek suçluları cezalandırabilir. Bu da hakemlik sisteminden sonra olabilir.

  8. 2016 yılındaki “Barış İçin Akademisyenler Bildirisi” ni tekrar ve dikkatlice okudum. Daha sonra internetten şu tespiti yaptım. Bildiriye imza atanlar, Türkiye’deki toplam akademisyen sayısının %0,7 (binde yedi) sini teşkil ediyor.

    – Bildiri içeriği T.C. Devletini suçlu olarak ilan ederken ; çukurlar, siperler ve tüneller yapıp kayda değer silah ve militan yığınağı yapan PKK’ya ima yollu dahi bir eleştiri getirmiyor. Bunun anlamı çok açıktır : “PKK davasında ve mücadelesinde haklıdır”. Bu nedenle sözde barış bildirisini salt ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ olarak değerlendirmek mümkün değildir. Bu bildiriye karşı bir tavır alınması normaldir.
    – Kürtlerin özerk veya bağımsız bir devlet kurma hakları olduğunu savunmak ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ kapsamına girer. Fakat bunu silaha başvurarak savaş ile gerçekleştirmeye kalkışanlar, bulunduğu topraklardaki egemen devletlerin de uluslararası hukuka uygun bir şekilde silahla ve savaşla karşılık verme hakkına sahip olduğunu da bilmelidir. Söz konusu bildiri bu gerçeği dikkate almadığı için haklarında soruşturma açılması doğrudur.

    -Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ortağı Bahçeli’nin bu akademisyenlere hakaret etmeleri ve savcılıkları, YÖK’ü v.b. göreve çağırması hot-zot bir davranıştır. Bunun yerine bildirideki tek yönlü -PKK’yı eleştirmeyen- bakış açısını usulünce eleştirmeleri olmalıydı. Bunun üzerine söz konusu akademisyenlerin işlerine derhal son verilmesi yanlış olmuştur.
    -Savcılıklar görevini yapıp PKK-yımsı bildiri hakkında dava açmalıydılar. Mahkemeler dürüst bir şekilde yargılayıp, gerçekten ifade özgürlüğü kapsamına giren kısımları suç olarak kabul etmeyip, sonuçta bir karara varmalıydılar. Dürüst bir yargılama sonucunda bu kişilerin ‘devlet memuru’ olamayacağı sonucu çıkardı ve gereği yapılırdı. Özel üniversitelerde çalışanlara ise kendi mütevelli heyetleri karar verirdi. Fakat bunlar beklenmeden Reisler Erdoğan ve Bahçeli’nin emirleri doğrultusunda uygulamalar yapılması yanlıştı.

    Erdoğan ve Bahçeli, Türkiye’yi Batı’dan koparmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Belki de İran’daki ‘devrim muhafızları’ Türkiye’de de olsa diye hayal ediyor olabilirler. Bir kısmına yeşil elbise giydirirsin bunlar laiklerle mücadele ederler, diğer bir kısmına kahverengi elbise giydirirsin bunlar da (silahsız) kürt milliyetçileri ile mücadele ederler. Böylece asayiş berkemal ve memleket güllük gülistanlık olur. Na to kefari, na to mermari.

    * Doğru bir şeyi yozlaştırmak istiyorsan en geçerli yöntem onu abartmaktır. *

  9. Normale dönme zamanı? Sn. Koru haklı olarak bu beklentisini dile getiriyor ama “Normal”den kasıt nedir bunu bir açıklamak gerekir, kime göre normal? Gündeme, ekonomiye, kişiye, zümreye vb. göre hukuk yaklaşımı?

    Evet, artık yeter, hepimiz kaybediyoruz, artık yanlışlarımızdan özeleştiri yaparak çıkardığımız dersle hızlı bir normalleşme sürecine girmemiz lazım ama bunu becerebilecek miyiz? ABD başkanlarından birinin dediği gibi “Gücü el geçiren gerçek karakterini de ortaya koyuyor” ve bu bizim bölgemizde maalesef acı ve göz yaşından başka bir şey sunmuyor sıradan vatandaşlara. Sıradan bir AYM kararını bile bu kadar heyecanla karşılıyoruz, seviniyoruz. 8-8 gibi zorlama bir şekilde geçen bir kararın neyine sevinileceğine ben bilemedim. Daha da vahimi sosyal medya da 8-8 li grafikler ile kimlerin hangi safta olduğunu insanlar paylaşıyor. Daha dün yemin eden bir AYM üyesi cübbeyi girer giymez İhlal yok tarafında yerini almış. İnternette bu zat hakkında özgürlükçü kararlar veren bir kişi diye şeyler okumuştum. Demek ki neymiş “Tac giyen baş akıllanmış”!!

    AYM yemin töreninde başkan Sn. Arslan “biz tek tek dosyalara bakamayız, bizim verdiğim kararlar emsal olmalı, bunların ruhu mahkemelerce anlaşılıp uygulanmalı” şekline anladığım bir konuşma yaptı. Bence de doğru bir yaklaşım bu, ama gel görkü AYM halka “benim bile sözümü dinlemiyorlar” şekline bir dertlenme yapıyor. Ama işin ilginç yanı aynı gün KHK Pasaportları ile ilgili aldıkları bir karar vardı. AYNI GÜN KHK’lıların eşlerine uygulanan iptalleri reddetti. Şimdi konuşmaya yapan Sn. Başkana bir gazeteci çıkıp sormaz mı

    “Siz bir yandan bir prensip kararları veririz diyorsunuz ama pasaport iptalleri ile ilgili olarak neden sadece eşlerin durumunu ele aldiniz. Bir satır yazı ile “Mahkeme kararı olmadan hiç kimsenin pasaportu iptal edilemez” gibi bir satır karar almadınız” Böyle bir karar olsa bundan sonra olabilecek bütün ihlalleri bertaraf etmez miydi? Neden bunu muallakta bıraktınız?

    Neyse “Biz yine kaybolan devemizi bulduk” diye normalleşme beklentisi sevinci yaşayalım. Bazıları da Şairin dediği gibi gelecek adaleti aşağıda ki dizereler de arasın:

    Ne hasta bekler sabahı,
    Ne taze ölüyü mezar.
    Ne de şeytan, bir günahı,
    Seni beklediğim kadar.

    Geçti istemem gelmeni,
    Yokluğunda buldum seni;
    Bırak vehmimde gölgeni
    Gelme, artık neye yarar?

  10. Altı ibadet ,ortası Ticaret, Başı ihanet diyordu.

    Ama nedense çoğunluğu eline silah almamış ibadet kesimi alındı, birde hiç alakası olmayan insanlar alınmış.

    Kur’an’da “Allah Adil Olanları Sever”

    Kur’an’ın üç Medeni suresinin toplam üç ayetinde “Allah adil olanları sever. (inna(A)llâhe yuhibbu-lmuksitîn)” ifadesi yer almaktadır. Bu yazıda o ayetler, içlerinde bulundukları surelerin iniş sırasına göre ele alınacaktır.

    müslüman olmayan toplumlar için

    Müslümanlar ilişkilerinde detaylara dikkat etmeli, Müslüman olmayanların hepsini bir kategoride değerlendirme yanlışına düşmemelidirler.
    Nasıl Müslümanlar Allah’a itaat konusunda tek tip değillerse Müslüman olmayanlar da isyanlarının boyutları açısından tek tip değillerdir:

    “Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik etmekten ve onlara karşı adaletli davranmaktan sakındırmaz. Çünkü Allah adaletli davrananları sever.” (Mümtehine, 60: 8).

    Dinleri gereği barış içinde yaşamayı, saldırgan tutumlar içine girmemeyi prensip edinmesi gereken Müslümanlarla ilişkilerinde, Müslüman olmayanların kısmi adalet sağlamaları mümkündür.

    Onların hepsi de Müslümanlara zulmetmeye eğilim göstermez.
    Mekke’deki zulümden kaçan Müslümanlara sığınma hakkı veren Habeşistan kralı Necaşi bunun en iyi örneğidir.
    Müslümanların, bu tür kimselere iyi davranmaları gerekir. Müslümanların, ilişkilerinde adaleti esas almaları, en güzel tebliğ şekillerinden birisidir.

    Müminlerle ilgili:

    Müminler, yeryüzünde yürüyen melekler değildir.
    Nasıl inkârcılar arasında fiili çatışmalar oluyorsa müminler arasında da savaşlar yaşanabilir.
    Bu, onları günahkâr yapsa da dinden çıkmış olmalarını gerektirmez:

    “Eğer müminlerden iki grup çarpışırlarsa aralarını düzeltin. Biri diğerine saldırırsa saldıranla, Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Allah adaletli davrananları sever.” (Hucurat, 49: 9)

    • Can Bey Merhaba. Yorumunuzu beğendim. ancak belirttiğiniz ayette “(inna(A)llâhe yuhibbu-lmuksitîn)” allah iksat edenleri sever diyor. -İksat- Kasd demek diye biliyorum… Bununla birlikte Allah Mutlak surette Adaleti Emreder. innallahe ye’muru bil adl . bu emirdir ve Allah indinde herkesi bağlayıcıdır. Yanılıyorsam düzeltin. Muhabbetle

      • Can beyin bahsettiği Hucurat 9 da geçiyor .Esmaü-l Hüsna’dan “Muksit” ismi hakkında Diyanet İslam Ansiklopedisinde şunları yazıyor.Adalet ve günün konusuyla ilişkisi münasebetiyle faydası dolayısıyla aynen alıntıladım.Saygılar.

        Sözlükte “âdil olmak” anlamındaki kıst kökünün “if‘âl” kalıbından türemiş bir sıfat olan muksıt “adaletle hükmeden, âdil” demektir. Muksıt ismi Kur’an’da Allah’a nisbet edilmemekle birlikte “kıst” ve “iksât” kavramları zât-ı ilâhiyyeyi niteleme çerçevesinde kullanılmaktadır. Kâinatı yaratan ve yöneten mutlak kudret ve hikmet sahibi varlığın birliğine bizzat Allah’ın, meleklerin ve ilim erbabının şehadet ettiğini ifade eden âyette yer alan “adaleti ayakta tutan” (kāimen bi’l-kıst) nitelemesinin (Âl-i İmrân 3/18) Allah’a râci olduğu müfessirlerin büyük çoğunluğu tarafından kabul edilmektedir (Taberî, III, 285-286; Fahreddin er-Râzî, VII, 222). Kıst kelimesi bir âyette, iman edip faydalı işler yapanların adaletle mükâfatlandırılacağının bildirilmesi bağlamında zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmiş (Yûnus 10/4), iki âyette de âhirette insanlar arasında hakkaniyetle hükmedileceği beyan edilirken kıst kavramı dolaylı olarak Allah’a izâfe edilmiştir (Yûnus 10/47, 54). Aynı muhteva diğer bir âyette, “Biz kıyamet gününde doğru ve hassas teraziler kurarız, artık kimse en küçük bir haksızlığa uğratılmaz” şeklinde ifade edilmiştir (el-Enbiyâ 21/47). Bunlardan başka borçlanmalarda küçük büyük her şeyin kayıt altına alınmasının gerektiğini (el-Bakara 2/282) ve Allah’ın adaleti emrettiğini bildiren âyetlerde de (el-A‘râf 7/29) O’na yönelik bir muhteva taşımaktadır (ayrıca bk. KIST).

        Muksıt ismi, doksan dokuz esmâ-i hüsnâya yer veren İbn Mâce ve Tirmizî rivayetlerinde yer almıştır (“Duʿâʾ”, 10, “Daʿavât”, 82). Bir hadiste Cenâb-ı Hakk’ın uyumadığı, esasen böyle bir şeyin O’nun şanına lâyık olmadığı ifade edildikten sonra O’nun adaletin simgesi olan teraziyi (kıst) yükseltip aşağıya indirmek suretiyle insanların amellerini kontrol ettiği ve rızıklarını ayarladığı belirtilmiştir (Müsned, IV, 395, 401, 405; Müslim, “Îmân”, 293-295; İbn Mâce, “Muḳaddime”, 13; Nevevî, III, 13).

        Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, muksıt ismine “âdil” mânası verdikten sonra adlin “yerli yerinde ve dengeli iş görme; hakkaniyetle hüküm verme” anlamlarını göz önünde bulundurmuş olmalıdır ki ilâhî adaletin iki şekilde gerçekleştiğini kaydeder. Bunlardan biri tabiatı dengeli ve âhenkli bir şekilde yaratıp yönetmek, diğeri de hakkaniyetle hükmetmektir (İbn Fûrek, s. 56). Aynı yorum Fahreddin er-Râzî’de de görülür. Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, âhiret hayatının mevcudiyetinin hikmetlerinden birinin Allah’ın iman ve sâlih amel sahiplerine adl ile karşılık vermesinden ibaret olduğunu beyan eden âyetin tefsirinde (Yûnus 10/4) kıst kavramını şöyle açıklar: Allah dünyada ayırım yapmadan dostunu da düşmanını da rızıklandırmış, buna karşılık hiç kimsenin fizik yapısında dost veya düşman olduğunu gösteren bir alâmet yaratmamıştır. Âhirette ise dost ile düşman ayrı muamelelere tâbi tutulacak, muksıt isminin tecellisi olarak dostlar hak ettiklerinin fazlasıyla mükâfatlandırılırken düşmanlar sadece yaptıklarının karşılığında cezaya çarptırılacaktır; ayrıca Allah’ın dostları ve düşmanları bu durumlarını gösteren alâmetler taşıyacaklardır (Teʾvîlâtü’l-Ḳurʾân, vr. 320b). Ebû Abdullah el-Halîmî, muksıt ismine “kullarına kendi zâtından adalet duygusu lutfeden” veya “kullarından her birine kendi fazlından pay ayıran” anlamını vermiştir (el-Minhâc, I, 207). Esmâ-i hüsnâyı mistik yaklaşımlarla da yorumlayan Gazzâlî muksıta “mazlumun hakkını zalimden alan” mânasını vermiş, bunun en mükemmel şeklinin ise mazlumun yanında zalimin rızasını elde etmek suretiyle gerçekleştiğini söylemiş, ancak böyle bir şeye sadece Allah’ın muktedir olduğunu belirtmiştir. Gazzâlî kulun muksıt isminden edinebileceği nasibi de şöyle açıklamıştır: “Önce mazlumun kendisinde bulunan hakkını vermek, ardından başkasında olan hakkını alıp ona teslim etmek ve nefsi için başkasından intikam almamak.” Allah’ın kevnî-fiilî isim ve sıfatları arasında yer alan muksıt adl, hakem, latîf ve müntakım isimleriyle anlam yakınlığı içinde bulunur.

  11. Haklisiniz fehmi bey normallesmenin vakti geldi de geciyor herkes icin adil yargilanma ifade ozgurlugu otekilestirme dilinden vazgecilmesi lazim Su guzel vatanimiz baris ve huzur icinde yasamamiz icim hepimize yeter hurmetler

  12. Adalete güvenin %38 gibi (kimilerine göre bu oran%20) bu kadar düsük olduğu halde neden sorumluluğu olanlar adım atmazlar? Oyalamaca yapıp duruyorlar. Mazlumun ahı üzerlerinde iken nasıl rahat uyuyorlar anlayamıyorum. Bu kadar mı zor suçlu suçsuz ayrımı yapmak? Aynı kriter faklı kişilere farklı uygulanıyor. Nasıl görmezler? Allahım bu millet bu hale nasıl geldi? O kadar çok soru var ki, Allaha havale etmekten başka yapacak bir yol bulamıyorum…

  13. Basından: ”Anayasa Mahkemesi, Van Gölü kıyısına Cumhurbaşkanlığı Köşkü inşa edilebilmesi için Ocak ayında ‘torba yasa’yla getirilen kanun hükümlerini iptal etti.”

    Koru’dan: ”Anayasa Mahkemesi (AYM) dün hak ve özgürlükler alanında ortamı rahatlatacak bir karar verdi. İsminde ‘barış’ sözcüğü de bulunan bir girişim adına yayımlanan bildiriye imza vermiş akademisyenlerin bu eyleminin ‘terör örgütü propagandası’ sayılmayacağına, cezalandırılmalarının ‘ifade özgürlüklerinin ihlali’ anlamına geldiğine hükmetti AYM.” ve ”AYM son zamanlarda devlet-birey ekseninde bireylerin haklarını fazla önemsemeyen bir zeminde kararlar verdi”.

    Önce, Ahlat’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı Köşkünün Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali ile ”ifade özgürlüklerinin ihlali” konusunda AYM’nin almış olduğu kararların ”AYM son zamanlarda devlet-birey ekseninde bireylerin haklarını fazla önemsemeyen bir zeminde kararlar verdi.” (Koru’nun) hüküm cümlesinin tersinin gerçekleştiğini gösteren bir gelişme olarak algılanabilir. Yani AYM bundan sonra, artık devlet-birey ekseninde bireylerin haklarını fazla önemseyen kararlar verecek gibi algılayabiliriz. Tabi ki bu iyi bir gelişme olur.

    Ben ise, alınan AYM kararlarını siyasi buluyorum.
    Denecektir ki, ”olur mu böyle şey..Eroğan’a rağmen…”

    Bence oldu: Ahlat’ta ki Cumhurbaşkanlığı Köşkü hakkında AYM kararı için sosyal medyada şu yorumu yapmıştım; ‘AYM bu konjonktürde böyle bir karar alabiliyor ise nedeni; ya ekonomik daralma (kriz) yaşadığımız için kamu yatırımları durdurulması kararından bu proje de nasibini aldı ve siyasi arenada “Ne oluyor? sorusuna “yargı bağımsızlığı” vurgusuyla cevap verilmiş oluyor ya da yüksek yargı eliyle Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın iktidarına ket vurguluyor gibi geldi bana.’

    Yine Koru’dan: ”Türkiye yeni bir döneme doğru yol alıyor, bunun ilk belirtisi de siyasi hayatta görülüyor: ’Bedelini ödemeyi’ de göze alarak siyasete ağırlık koymaya hazırlanan insanlar çıkabildi.”

    Evet; Türkiye yeni bir döneme doğru yol alıyor ve belli ki AYM’de bu yeni döneme göre pozisyon alıyor.

    Bundan sonra AYM devlet-birey ekseninde, bireylerin haklarını fazlaca önemseyen kararlar vermeye çalışır mı dersiniz? ya da siyasi zemin el verdikçe mi bunlar gerçekleşecek?

  14. Türkiye’de hak hukuk adalet insan hakları gibi Önemli konularda Küçücük de bir gelişme olsa ya da bir ihlal olsa hemen ertesi günü Fehmi koru’nun ve Taha akyol’un bu konuda yazıp yazmayacağıni merak eder baktığım zaman genelde hayal kırıklığına uğramam Fehmi Koru da Taha Akyol da mutlaka yazmıştır daha yazısını okumadan yorum yapıyorum Çünkü her ikisinin de bu konuda hassas olduğunu biliyorum.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız