Pamuk değil, Sancar değil, peki de CB Erdoğan “Nobel ödülü bizde bir teröriste verildi” cümlesini neden söyledi?

57
Orhan Pamuk Stockholm’da Nobel edebiyat ödülünü alırken.. Ben de oradaydım...

Aradan hayli zaman geçti. 2006 yılında tam da bu günlerde  ülkemiz açısından büyük bir eksikliğin daha giderildiğine bizzat tanıklık etmek üzere İsveç’in başkenti Stockholm’daydım.

Orhan Pamuk Nobel edebiyat ödülünü alacaktı ve ben de hepimizi mutlu ettiğini düşündüğüm o törenin davetlileri arasındaydım.

Hepimiz mutlu değilmişiz; bunu, aradan günler geçmiş olmasına rağmen dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in lutfedip tebrik etmek için Orhan Pamuk’u aramadığı gazetelere haber olunca öğrenmiştim.

Bir yabancı gazeteye hayli zaman önce verdiği mülakatta söylediklerini beğenmemiş Cumhurbaşkanı Sezer; 100 yılı aşkın süredir verilmekte olan Nobel ödüllerinden birini ilk kez alan romancımızın ülkemize tattırdığı mutluluğa bu yüzden katılmamış…

“Onun eksiği” diye düşündüğümü hatırlıyorum.

Dün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daha sonra Nobel kazanmış bir başka Türk’ü –Aziz Sancar’ı- övdükten sonra, “Nobel’i bizden bir teröriste verdiler” dediğini işitince içimin burkulduğunu hissettim. 

Yanlış hatırlamıyorsam, Orhan Pamuk’u tebrik edenler arasında başbakan olarak Tayyip Erdoğan da bulunuyordu. 

Hayır, yanlış hatırlamıyormuşum; biraz sonra bazı gazetelerin internet siteleri “Nobel aldığında Erdoğan tebrik etmişti” haberini duyurdular.

Reklam

Ardından, Cumhurbaşkanlığı sözcüsü de, “Sayın Cumhurbaşkanımız o sözleriyle Orhan Pamuk’u kast etmedi” açıklamasını yaptı.

Nobel’in uzun tarihinde Türkiye’den sadece  iki kişi ödüllendirildi: Orhan Pamuk ile Aziz SancarSancar’ı kendisi övdüğüne, Pamuk’u kast etmediği sözcüsü tarafından açıklandığına göre, geriye şu soru kaldı kaçınılmaz olarak: Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan kimi kast etmiş olabilir?

Hiç kimseyi…

Peki neden İsveç’te bu yılın ödülleri sahiplerini bulurken yaptığı konuşmada öyle bir cümle kurmuş olabilir Cumhurbaşkanı Erdoğan? Yoksa bilinçaltı mı devrede?

Bu yılın Nobel edebiyat ödülü Avusturyalı romancı ve tiyatro yazarı Peter Handke’ye verildi. Handke de, birkaç yıl önce kendisinin ‘sirk’ diye andığı ve tasfiye edilmesini istediği Nobel ödülünü Stockholm’e kadar giderek aldı.

Handke bir faşist. Hem de sıradan bir faşist de değil, bütün dünyanın ‘soykırım’ olarak bildiği, Birleşmiş Milletler’in (BM) raporlarına ‘soykırım’ olarak geçmiş, sorumluları BM mahkemesi tarafından yargılanan Sırpların Bosna-Hersek’teki soykırımına kendini siper etmiş, Miloseviç’i mahkeme huzurunda savunmuş, onun cenazesine taziye mektubu göndermiş bir faşist…

Zaten bu yüzden dünyanın bir çok yerindeki edebiyatla ve uluslararası ilişkiler alanıyla ilgilenen önemli kişi ve kurumlar tarafından ödüle layık görülmesi protestolarla karşılanmıştı. Daha önce Nobel ile ödüllendirilmiş kişilerden onun yüzünden ödülünü iade edenler bile oldu.

Nobel jürisinin ilk ve tek hatası da değil Handke. Yıllar boyunca ödüllendirdiği bazı sakıncalı tipler kadar, ödüllendirmesi beklendiği halde ihmal ettiği değerler yüzünden de sürekli eleştirildi Nobel jürisi…

Reklam

Sözün kısası: Nobel ödüllerine -özellikle de bu yıl faşist birini edebiyat dalında ödüllendirmesine- itiraz etmekte yerden göğe kadar haklıdır Cumhurbaşkanı Erdoğan…

Hiç kuşkusuz Nobel ödülleri biraz güncel siyasetle ilgili. Başkanlık süreci ülkesinin dış ülkelere müdahaleleri bakımından en kanlı olaylara sahne olan Barack Obama’ya ABD’ye başkan seçilir seçilmez ‘barış’ ödülünü layık görmüştü Nobel Jürisi.

Bob Dylan gibi dünya çapında bir müzik adamına edebiyat ödülü verilmesini de kimse anlayamamıştı.

Jüriyi eleştirmek için pek çok haklı gerekçe var.

Eminim, Cumhurbaşkanı Erdoğan aşırı sert eleştirilerini ödül töreni günü değil de, Handke’nin bu yılın edebiyat ödülünü kazandığı ilk ilan edildiği sırada -bu yılın Ekim ayında- dile getirseydi, sonuç daha farklı olabilirdi.

Onu başkaları da takip edebilir ve ortalığı saracak sert eleştiriler Handke’yi Stockholm’a gitmekten vazgeçirebilir, hatta Nobel Jürisi’ni ve ödül dağıtmada görev alan İsveç Kraliyet Ailesi’ni de farklı tavır almaya başvuracak kadar etkileyebilirdi.

Zamanlama önemli.

Yanlış zamanlama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkışını etkisiz bırakacaktır.

Handke’yi hedef alan eleştiriler arasına “Jüri Türkiye’den de bir teröriste ödül vermişti” cümlesinin sıkıştırılması da elbette büyük bir talihsizlik.

“Kast edilen Orhan Pamuk değil” açıklaması Aziz Sancar’ı, ‘terörist’ sıfatının kullanıldığı konuşmada Aziz Sancar için kullanılan övücü cümle ise sonradan o olmadığı söylense bile Orhan Pamuk’u akıllara getiriyor. 

İkisi de kast edilmemiş ise, zihninde neden öyle bir birikim olduğuna dair Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizzat kendisinden bir açıklama gelmesini hak ediyor.

Aksi halde…

Mutlaka neden öyle bir cümleyi neden sarf ettiğini açıklamalı Cumhurbaşkanı…

ΩΩΩΩ

57 YORUMLAR

  1. Darbeden sonra yazdığın ilk yorumdu

    Nurdan Öz
    17 Temmuz 2016 at 15:54
    Ben Fetullahci falan deyilim.Türkiyede Askeriyeden emekliyim 18 yildir yurt disinda yasiyorum vede RTE yi çok beyenen ve taktir eden birisiidim? emin deyilim Faith Altayli olsa gerek bir yazisini okudum hatta birazda o yaziya kizmistimtm,fakat biraz tarafsiz gözle bakinca o zaman gelecekleri göriyorsunuz,o yaziyi hiç unutmadim,7 sene önce idi ve bu süre zarfinda dedikleri tamamen gerçeklesti.size bir sorum olacak.
    C baskaninin eski dostlari hepisimi ihanetci? Rahmetli Erbakan,A L Sener,Abdullah Gül,daha bunlar gibi bir cogu.Lütfen biraz tarafsiz gözle bakin gerçekleri göreceksiniz. Benim fikrim bütün darbelerin bilhassa aileme ve bana çok büyük zararlari oldu.Bu kadar tecrübe sahibi birisi olarak diyiyorumki bu darbe dünyayi kandirmak için bir oyoundu vede aklibasinda yani tarafsiz analiz ederseniz çok kolay sonuca ulasirsiniz.hosca kalın

  2. Ağzına geleni söylüyor. Sonra etrafındakiler bez yetiştiriyor. Bugün “Sancar ve Pamuk’un nobeli” dedi. Kendince bir düzeltme/onarım yaptı. Hatada ısrar etmedi yani. 2016’nın başında “Nobel ödülleri nasıl veriliyor, gördük, görüyoruz!” demişti. Sussa bir türlü konuşsa bir türlü. Konuşmazsa rahat edemiyor. Erdoğan’dan ve AKP’den kurtulunca rahat bir nefes alacak ülkemiz. Türkiye bu negatif şahıslardan, bu çirkin zihniyetten sıyrılmalı. 2020’li yılları uyum içinde geçirmemiz buna bağlı. Ülkenin başından gitmeleri büyük bir rahatlama, büyük bir kurtuluş olacak. Yeni parti kuranlara isim önerimi yineliyorum: Büyük Kurtuluş Partisi.

  3. Erdoğan’ın ödülü kazandığı tarihte Orhan Pamuk’u tebrik etmesi, şimdi ise terörist demesi arasındaki tutarsızlık dikkat çekmiştir. Fakat Erdoğan hemen her konuda benzeri tutarsız davranışları sergiliyor. Buna göre ortada cevaplanması gereken şöyle bir sosyo-matematik problem var.

    “Bir kişinin tutarsızlıkları süreklilik kazanmışsa o kişinin davranışlarında tutarsızlık var denebilir mi?”

    Bu soruyu fazla felsefi bulup da burun kıvıranlar olursa, intikamım acı olur 🙂

    “Hiçbir terörist şey yoksa bile kesinlikle terörist bir şeyler oldu.”

  4. Open secret! …”Başkanlık süreci ülkesinin dış ülkelere müdahaleleri bakımından en kanlı olaylara sahne olan Barack Obama’ya ABD’ye başkan seçilir seçilmez ‘barış’ ödülünü layık görmüştü Nobel Jürisi.” Sayın yazar müslüman kökleriyle “bizden” ama ülkemizi de onlarca kez ve hunharca kan gölüne çevirmekten geri durmayan dünyanın gördüğü en azılı zenci terörist barak osamayı teşhis etmekte neden güçlük çekiyor ki? Verilen eşkal öylesine kabak gibi ortada duruyor ki kimse görmek istemiyor mu ne? Halbuki tanrı dağlarının zirvelerinden alemi gözleyip duran bozkurtlarımızın gözünde her şey çok nettir…

  5. Sn Koru ve değerli yorumcular : Sürekli negatif yorumlar yapılıyor,sürekli moraller bozuluyor.
    Yokmu bu ülkede iyiye giden işler ?
    Doğu akdenizde neler oluyor ?
    Türkiye dünyanın sayılı SİHA üreticisi mi ?
    Türkiye Sıfırdan elektrikli otomabil mi üretecek ?
    Dünyanın sayılı silah üreten firmaları arasına kendi markalarını mı sokmuştur ?
    Daha saymadığım bir çok konu yok mu ?

    • Ahmet bey bildiğim kadarıyla en son rüyayı sarıklı sakallı ve Cüppeli bir hoca efendi görmüştü. Rüyası da şöyleydi: her ay düzenli olarak ziyaret ettiği kutsal topraklarda hz. Peygamberin makamını ziyaretinde yorgunluktan uyuyakalır, rüyasında hz.peygamberin Ahmet Davutoğlu’nun sağ göğsüne vakfının ismi yazılı olan rozeti sol göğsüne de Başbakan yazılı rozeti taktığını görür. O gün bu gündür başka da rüya görene rastlanmaz.
      ( h.k. hocama doya doya sentezleyecegi bi konu sunmuş olayım, hem de sizi cevapsız bırakmamış olayım)

      Bu arada tabiki haklısınız silah sanayimiz ilerliyor. Artık bundan sonra Reisi makam koltuğunda oturmuş Amerikaya doğru firlatilan füze denemelerini izlerken çekilmiş ense profilli fotograflarını da sık sık görürüz:))

  6. Güzel gelişme…olayların üzerine gitmek gerekir…
    Rabia Naz Vatan Başta Olmak Üzere Şüpheli Çocuk Ölümlerinin Araştırılması Komisyonu, AKP Aksaray Milletvekili Cengiz Aydoğdu başkanlığında toplandı. Aydoğdu, Araştırma Komisyonunun yargı yeri olmadığına işaret ederek, olayın meydana geldiği andan itibaren bütün bulguları değerlendirdiklerini, kanaat oluşturmaya çalıştıklarını anlattı. Aydoğdu, öte yandan kuvvetler ayrılığına hassasiyet gösterdiklerini vurguladı.

  7. Gözlem ya da izleniminize pek katılamıyorum, sayın Mim. Sayın Koru’nun da yazısıyla, daha önce BBC’deki “Hard Talk” programından bildiğimiz, ülkemizde geçen haftalardaki Kalın ropörtajı ile tanınırlık kazanmış Tim Sebastian’ın 2016 yılı Eylül ayı sonlarında Conflict Zone programında karşısına Gülen Cemaati’nin Almanya temsilcisi E. Karakoyun’u oturtup konuğunu bir hayli zorladığı ropörtajı izlemenizi öneririm. Çok az insan haberdar o ropörtajdan.

    Ülkesinde ulusal güvenlik danışmanı olarak da görev yapmış İngiltere’nin eski Ankara Büyükelçisi Richard Moore’un şu sözlerini konuğuna metinden okuyan Tim Sebastinan, E. Karakoyun’u öylesine zor durumda bırakıyor ki, Karakoyun, “Kalkışmayı Cemaat planlayıp gerçekleştirmemiş olsa bile, cemaatinizden bazılarının kalkışmada rolü olabileceği ihtimalini kabul ediyorsunuz, öyle değil mi?” sorusu karşısında, “Hayır, böyle bir ihtimali kabul etmiyorum” diyemiyor:

    “Türk hükümetinin Gülen Hareketi’ne yönelttiği suçlamanın haklılığını kabul etmekte bir zorlanma yaşamıyorum. Şu anki durum itibarıyla, bu konudaki yargılama sürecinde önyargılardan uzak kalarak söyleyebilirim ki, hükümet bana oldukça güçlü görünen bir iddiaya sahip.”

    Tim Sebastian, program boyunca, Batılı hükümetlerin ve kurumların Gülen Cemaati’ne nasıl kuşkuyla baktıklarını gösteren belgelere baş vuruyor. İzlemenizi öneririm.

    Ben, döneme ilişkin Avrupa Birliği’nin resmi raporlarının pek çoğunu okudum. Bunların hepsine İnternet’te ulaşabilirsiniz. Avrupa’nın Cemaat’in masumiyetine inandığı, Gülen ve yönetici kliğin bir propagandası. Yok böyle bir şey. Avrupalılar, Gülen’in bu iddiasına son derece mesafeliler. Erdoğan hükümetinin iddiasına da öyle. Gülen Cemaati’nin iktidar savaşlarına dahil olmuş bir yapı olduğu konusunda şüpheleri olmadığını o belgelerden rahatlıkla öğrenebilirsiniz. Avruplalılar, Türkiye’deki soruşturma ve yargı süreçlerine kuşkuyla bakıyorlar. Bu doğru. Ama, bu, onların Cemaat’in masum olduğunu düşündükleri anlamına gelmiyor. Gülencilerin propaganda aygıtı böyle göstermeye çalışıyor.

    Gülen Cemaati’nin sorunu bu: Sıkı biçimde hiyerarşik ve gizli bir yapıları vardı. Şeffaf değillerdi, kimin ne kararı nasıl aldığı belli değildi. Tepedeki yönetici klik, iktidar mücadelelerinde yer aldı. Operasyonel güce sahiplerdi ve bunu kullandılar. 15 Temmuz kalkışmasının Türkiye’de kolayca üzerlerine yapışıp kalmasında çok büyük rolü oldu bunun. Avrupa’nın Erdoğan hükümetinin iddiaları kadar kendilerinin masumiyet iddiasına da kuşkuyla bakmalarının nedeni de bu.

    Ben Gülen Cemaati’ni darbecilikle suçlamıyorum. Sahip oldukları hiyerarşik ve gizli yapıyı onca uyarılara rağmen dağıtmamış, şeffaflaşmayı reddetmiş oldukları için eleştiriyorum.

    İkinci eleştirim, tepedeki yönetici kliğin, sıradan mensuplarını kullanması. Cemaat mensubiyetlerini saklamaları, cemaatin faaliyetlerine katılmış olduklarını reddetmelerini istedi Gülen. Böylece, onların kriminalize edilmesini kolaylaştırdı. “Bizim iktidar mücadelelerine girdiğimiz koca bir yalan. Bakın, siz masum insanlara iftira atarak kırımdan geçiriyorlar. Aynı iftiraları bana da atıyorlar!” diyebilme olanağı kazanmak için yaptılar bunu. Pek çok sıradan yurttaş, “Şunlara bak, sanki bunları onca yıldır bilmiyormuşuz gibi, cemaate mansubiyetlerini, yakınlıklarını inkar ediyorlar!” diye düşünüp Erdoğan’ın devletinin iddialarına kolayca ikna oldu.

    Gülen Hareketi mensuplarının Gülen’i ve ‘Abi’leri sorgulamadıkları, bunların cahil, efsunlanmış tipler oldukları da, Erdoğancı-Perinçekçi propaganda aygıtı tarafından üretilen bir yalan. Muazzam bir kuşku, muazzam bir içeriden eleştiri var Cemaat’te -takip edenler biliyor. Gülen öylesine zorlanıyor ki, karar alma süreçleriyle ilgisi olmayan, cemaatte herkesin saygı duyduğu simaları, gerçek ‘Abi’leri perdelemek üzere, “Kim Bu Abiler?” video serisiyle sosyal paylaşım ağlarına boca ettiler.

    Özellikle kentli Cemaat mensuplarının entelektüel kapasitesi, düşünme ve sorgulama kapasitesi, diğer pek çok dini cemaattekilerle karşılaştırılamayacak kadar yüksektir. (Bunu bilmek için içinde olmaya gerek yok -garezden, kıskançlıktan, nefretten uzak olmak yeterli.) Cemaat’e bağlılıkları devam etsin etmesin, dışına çıkmayı yeğlesinler ya da içinde kalmayı yeğlesinler, Türkiye’nin yakın gelecekteki demokratikleşme sürecine katkıda bulunabilecek bir sürü insan var aralarında.

    Daha önce birden çok kez ifade ettiğim üzere, hepimize düşen dersler var Türkiye’nin yakın siyasal tarihinden ve olaylarından çıkaracak. Gülen Cemaati ve mensupları bundan azade değil. Darbeci değiller, darbeyi desteklemiş değiller. Ama, sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını bizler gibi onlar da biliyorlar. Ne var ki, göstermiş oldukları zaaflar, yapmış oldukları yanlışlar dolayısıyla bu insanlarımıza zulmetmeye, onları şeytanlaştırmaya, onlara suçlu muamelesi yapmaya, işlerinden etmeye, onları dostlarının, akrabalarının gözünde itibarsızlaştırmaya kimsenin hakkı yok.

    “İlk taşı içinizde masum olduğunu iddia eden atsın” dendiğinde, kimsenin bir adım öne çıkıp “Ben!” diyemeyeceğini biliyorum. . .

    • “Darbeci değiller, darbeyi desteklemiş değiller. Ama, sütten çıkmış ak kaşık olmadıklarını bizler gibi onlar da biliyorlar.” görüşünüzü ben de daha önce farklı bir şekilde dile getirmiştim. Hatta paralel devlet yapılanmasının (PDY) suç olduğunu ve çökertilmesinin iyi de olduğunu yazmıştım. Fakat onları tasfiye edenlerin tasfiye edilenleri aratması hayal kırıklığı yaratmıştır. Tekrar edeyim ne Gülen Cemaati nede Ergenekoncu Paşalar terörist değildir. Her ikisi de dini ve milli duygular açısından üst düzeyde fakat küresel düzeyde akılcılık bakımından vasat kalmaktadırlar. Türk milleti iktidar savaşının nasıl yapılacağını hala öğrenemedi. Fatih’ten kalan devletin bekası için kardeş katli fetvası hala geçerliğini koruyor.

  8. Erdogan da fani sonucda ve her fani gibi sacmalayabilir, yanilabilir, hata yapabilir. Bunu tevil etmeye calismak, ortmeye calismak cok sacma ve gulunc.

  9. Yazıyı ve yorumları “gözdirek”le şöyle bir tararken M.AKÜZÜM yorumunda durakladım. Üzüm yerken bağcıyı da dövmeği ihmal etmemiş, sanki!

    Yanlış bir girişle başlayarak, “müslüman”lı bir gelişme bölümünden sonra toparlayıp doğru bitirmiş. Ancak, Kemal’e ermek ile kemale ermek birbirinden farklı şeyler. Birincisi Kemal’e ulaşmak ve orada takılı kalmak. Diğeri ise takılıp kalmadan işin ötesine de ilerleyebilmek. Bunun için de DiN’in özünü iyi bilip iki hayatı da kazanabilecek şekilde rehber edinmek.

    Ancak, sormak lazım; M. Kemal Atatürk o son cümledeki büyük puntolarla yazılmış olan Kuran ayetinin anlamını Kuran’ı Türkçeye bizzat çevirtmiş olmasına rağmen biliyor muydu? (Türkçe Kuran’ı okuduysa tabii). Neyin ne olduğunu bilenler yok değildi. Onlara bir saygısı var mıydı? Ezberine, kayıtsız şartsız savunarak toz kondurmayan ve hattta onun hafız olduğunu iddia eden yorumculara da rastladım. Ezberine bir hafız da olmuş olabilir, ama neye yarar? Acaba, Kuran’ı okuyup üzerinde hiç düşünebildi mi? Yoksa okumadan topyeküncü bir analyışla veya okuduğunu anlamadan, veya anladığını zannederek işi “oldu bitti”ye getirerek “gopya”cılığa mı kaçtı? CeHaPe Kemal’e ermiş olabilir ama kemale erdiğine dair bir belirti yoktur. Bunun ipuçlarını İmamoğlu’nun seçim sonuçları henüz kesinleşmeden dahi soluğu AnıtKabirde almasında görmedik mi?

    AB muhtemelen iyi ideallerle başlatıldı. Türkiye de iyi niyetle başladı. Eksikliklerini giderme yolunda kararlıydı. Ancak, M.Kemal Atatürk’ün CeHaPe’si böyle bir şeye, kendileri duruyorken, kaşımpaşalı kaptan cemaatının önayak olmasını kaldıramadı, partiler-üstü bir platform ile köstek yerine destek olamadılar. Her vesileyle bir kaşık suda boğmağa çalıştılar. İçerde bunlar oluyorken dışarda “AB ideali” yönetim çekirdeği etrafına onun bir “hristiyan klubü” kalmasında ısrar edenler üşüştü. Bahaneler de yok değildi. Büylece, insanlık medeniyeti projesi idealinden bencilce sapıldı. Yani, bunlar doğru değilse Avrupa gerçekten takiyye yapmadıysa, Türkiye de yapmamıştır…

    Nobel ödülünü verdikleri kişi ülkesinin tarihi ve kültürel gerçeklerinden sapma göstermese o ödülü biraz zor verirlerdi. Bence Nobel ödülü Sn “Fehmi Koru”ya verilse yeridir. Manevi yanıyla, kültürel özünden ayrılmamış üretken bir yazar olarak daha iyisi varsa ben bilmiyorum. Herşey bir yana, Aziz Sancar’ın aldığı ödül daha bir hakedilmiş ödüldür. Ancak, ilk alana terörist yakıştırması ne doğru bir şey ne de hoş ve yakışıklı birşeydir…

    • Sayın H.K. iyi güzel yazıyorsunuz da şöyle bir sorun var. CHP yaptığı hataların bedelini seçim kazanamayarak ödüyor. Fakat sizin daha yakın durduğunuz sağ partiler yaptıkları hataların bedelini bıçak kemiğe dayanıncaya kadar ödemiyorlar. Acep nedendir, bu sorunun dinin siyasete alet edilmesiyle bir alakası olabilir mi acaba? Sağ partiler “nasıl olsa muhafazakar seçmen çoğunlukta” deyip siyasi bir şımarıklık içine giriyorlar bence ve bu nedenle kısa sürede yozlaşıyorlar.

      • Sn Mim benim sağım solum yok. Bunun için sağım solum belli olmaz da diyebilirim. Hata maliyetinin önemi ibret almakla ilgili bir şey. Hata yapan babam olsa eleştiririm. Zaman zaman kendimi de eleştiririm. Günlük siyaseti takip eden biri değilim. Genel bir bilgim vardır, o kadar! Bu konudaki ayrıntıları bilmediğim için partizan s. yarışlarına da pek girmem. Parti seçimi/taraftarlığı benim için seçimler zamanı önemlidir.

        Yozlaşma konusu “nefs” ve “irade” kontrolüyle ilgili bir sorun.

  10. bu mal varlığı da, erdoğanın yüzüğü gibi sihirli birşey galiba.
    – “mal varlığını araştıralım” diyenler hemen kıymete biniyor.
    – reis, halk bankasını dolandırmaya çalışmakla suçladığı davutoğluna hemen elçiler göndermiş.

  11. BİR HABER: AHMET KEKEÇ ,STAR GAZETESİ :Malum zat(Davutoğlu nu kasdederek), biliyorsunuz, Başbakanlığa atandıktan sonra, 17/25 Aralık’ın mağdurlarını (bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı) Yüce Divan’da göndermek için çok çaba sarf etmişti. 
    Bir Yorum: Erdoğan ın yargılanmasını istememek,onun suçlu olduğunu kanıtlar.Yazar,yüce divan Anayasa Mahkemesidir.Bu mahkemeye güvenmiyoruz diyor yazısında.Ne yani!Erdoğan ı aklayacak bir Anayasa Mahkemesi kuracaktınız?O nu aklayacak hakim ve savcı mı atayacaktınız?O güvenmediğiniz Anayasa Mahkemesi, Erdoğan ın siyaset yasağını kaldırmadı mı?
    Anayasa Mahkemesi. 19 Temmuz 2001 de Hasan Celal Güzel ile ilgili davada “Cezası erteleme kapsamı içinde olan birinin, cezasının sonuçlarının da ertelenmesi gerekir” yorumunu yaparak Erdoğan’ın parti kurucusu olabilmesinin yolunu açtı.Siz ,bu mahkemeye güvenmiyorsunuz.Buna nankörlük denir.Siz, güdümlü yargı istiyorsunuz.

  12. Bernar a cevap 2:Dinde taviz konusunda sorulan soru genel anlam taşıdığı için ,13.39 da genel cevap verdim.Sorulan soru dinde zorlama ve tehtit ile ilgili ise cevabım şudur:
    Bir müslüman;kalbi îmâna yatkın olduğu halde, zorlama ve tehdidin etkisi altında kalarak dinden dönmeyi ve küfrü gerektiren sözü söylerse kâfir olmaz.Delil olarak şu olay gösterilir: Peygamber’in zamanında, Müseylemetü’l-Kezzab’ın (yalancı peygamber Müseyleme)casusları tarafından iki sahâbî esir alınıp Müseyleme’ye götürüldüler. Müseyleme onlardan birisine dedi ki:
    – Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna inanır mısın?
    – Evet.
    – Ben Müseyleme’nin Allah’ın Resulü olduğuna da inanır
    mısın?
    – Evet.
    Bunun üzerine Müseyleme onu salıverdi. Sonra ikincisine dedi ki:
    – Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna inanır mısın?
    – Evet.
    – Ben Müseyleme’nin Allah’ın Resulü olduğuna da inanır mısın?
    – Sağırım kulaklarım işitmez, dedi. Bunun üzerine onu alıp boynundan vurdurup öldürttü. Sonra ölümden kurtulan sahâbî Peygamber’e giderek:
    – Helak oldum, dedi.
    – Seni helak eden nedir?
    Sahabe durumu anlattı. Bunun üzerine Resûlüllah (sav):
    “Senin arkadaşın azimet ile amel etti, sen de şimdi içinde bulunduğun ruhsat ile amel ettin.” buyurdu.
    Sahâbî de; “Senin Allah’ın Resulü olduğuna kalben inanır ve tasdik ederim.” dedi.
    Ölümden başka bir şey ile tehdid edilen kimse, İbni Sehnûn’un Irak ehlinden nakil ettiğine göre, el ve ayak kesmek veya ölüme vesile olabilecek işkence ile tehdit edilirse, yapılması caiz olmayan şeyi yapabilir ve mesul değildir. Nehâî ve Mâlik, “zincire vurmak ve hapis ile tehdit etmek de zorlama sayılır” derler. Bu gibi şartlar altında kalan kimse yaptığından sorumlu sayılmaz . 1
    İmam Muhammed bu hususta şöyle diyor: “Bir kimse küfrü gerektiren sözü söylemediği takdirde mal v.s. gibi şeylerinin alınacağı ile tehdid edilirse, kalbi İmâna yatkın olduğu halde küfür gerektiren sözleri söylerse küfrüyle hükmedilmez.”
    1 Kurtubî, C. 10, s. 188-189-190
    ALINTI:(Halil Günenç – Günümüz Meselelerine Fetvalar)

  13. Noel ödülü Kılıçtaroğluna verilebilir…En son el attığı samanyolu ve zaman gazetesi bunların terörle ne işi olabilir diyordu..Hendekçilere kardeşlerimiz diyordu…Ypglilere özgürlük savaşçıları diyordu… Sevgi pıtırcığı mübarek..şehir üniversitesini ziyarete gitmiş…Üniversiteye mimarlar odası dava açmış olaylar günyüzüne çıkmış gönül elçisi yanlarında hemen… var bunlarda bi iş…

  14. Erdoğan’ı ezberledik artık. Herkesi kontrol altına almaya çalışıyor alamadıklarını krimine ederek kontrol altına alıyor. Bir de sol gösterip sağ vuruyor. Erdoğan’ın siyaset diye bize sunduğu taktiklerinden en fazla zararı da en yakınında bulunmuş olanlar görüyor.

    YouTuber gençler Çinlilere Çin seddini niçin yaptıklarını soruyor. Çinlilerin cevabı ekseriyetle terör saldırılarından korunmak için cevabını veriyorlar. Orada zihinler terör korkusuyla çalışıyor. Çinin ankara ve İstanbul konsoloslarını dinliyorum onlar da hemen her konuyu terörle izah etmeye çalışıyorlar. Bizimkileri dinliyorum onlar da aynı dili kullanıyorlar her şeyi terörle açıklamaya çalışıyorlar. Yani onlara göre dünyada normal insanlar yok, kendilerinden olan iyi! insanlar ve teröristler var başka türlüsü yok.

    Erdoğan’ın ” bizden bir teröriste de Nobel verdiler” cümlesi dünyaya verdiği ‘ben teröristlerle mücadele ediyorum ya beni desteklersiniz ya da teröristleri destekliyorsunuzdur’ mesajı.

    Dünkü yazının giriş cümlesi güvendiği her ne ise onlara çok ta güvenmemesi gerektiğiyle ilgiliydi. Düşününce Erdoğanın güvenmesi için hiçbir neden göremiyorum.

  15. Nobel ödülü değil de Almanya’nin Selahattin demirbaş’a verilen ödülü eleştirmiş olabilir. Uzun adama yalan yanlış bilgi aktariyorlar. Bir nevi uzun adamın kredisini düşürmek için hata yapmasını zorluyorlar. Şehir üniversitesi bunun en bariz örneği….

    • Dünyanın çoğunluğu 15 Temmuz’u Gülen’in yaptırdığına inanmıyor. Dolayısıyla dinlerarası diyalog v.b. çalışmalarını dikkate alıp Nobel Barış Ödülü verebilirler de. Fakat vermezler zira ‘Türk Okulları’ Vatikan’ı rahatsız etmiştir.

  16. Bernar ,11 Aralık 2019 at 10:40 -CEVAP:Dinde taviz olmaz.Din Allah ın değişmez anayasasıdır.Din İlâhi anayasadır.Dinin kanun ve kurallarını Allah koyar,kullar uymak zorundır.Beşeri işlerde, dine uygun olmak üzere,amel edilir. Dinde ;katlık,zorlama,istismar,baskı,aldatma ve bilumum ameller islama terstir.Beşeri ve yönetimsel işlerde,dine en uygun ;amel,söylem ve icraatlar esas alınır.Saygılar.

  17. Davutoğlu halleder… Davutoğlu yapar…Olan garibim Akşenere olacak…Çok uğraşmıştı davutoğlu Chp ile hükümet kurmaya, sonra benden size vefadan başka bir şey görmeyecekiniz diye çekip gitti… şimdi halledecek gibi muradına erdi…Şener gibi Chp ile ittifak yapacak…. Davutoğlu yapar… Babacan geri dururmu hiç…Koltuğun tadını aldılar tabi…

  18. Kime söylendiği açık değil mi? Ben daha bunamadım ve akıl sağlığımda yerinde! Hala kime söyledi diye sorgulamanızı anlamış değilim. İlla şifre çözecekseniz yardımcı olayım. Sancar ı kendisi övüyor Pamuk u sözcüsü. Buna psikolojide bilinç altı deniyor. Ermeni soykırım görüşü nedeniyle Pamuk u eleştirbilirsin, beğenmezsin, sevmezsin, boykot edersin vs vs. Ama terörist demezsin! Birine terörist dersen bildiğin varsa suç duyurusu yaparsın. Sonra demedim diye niye çekinirsin! Neyin hesabını yaparsın? Demekki neymiş Türkiyed herkese terörist demek sıradanmış. Darısı yeni teröristlerin başına!

  19. Kıvırmak, “sehven” sözcüğünü kullanmak, amaca ulaşıncaya dek ayıya dayı demek, “öyle demek istememiştim” palavraları bazıları için adeta fıtratlarından gelen ortak özelliklerdir.

  20. A.N.Sezer, elestirilebilir ama, ozu ile sozu bir olan insandir. RTEde boyle bir tutarlılık yoktur, TVye cikmak icin her bahaneyi kullanir, gerisi teferruattır onun icin. Gerci bunlari Sn Koru bizlerden daha iyi bilir, bir tarihte oldukca yakindi kendisi.

  21. Erdoğan’ın Nobel Edebiyat ödülü için “Jüri Türkiye’den de bir teröriste ödül vermişti” demesi ülkemizde matematiğe ve istatistiğe olan ilgiyi artırdı. Önce istatiksel veri tabanlarına bakıldı ve Türkiye’nin 2 adet Nobel ödülü kazandığı tesbit edildi. 1) Orhan Pamuk, 2) Aziz Sancar. Sonra Aziz Sancar’ın övülmesi üzerine “Övülen bir kişi terörist olamaz, o halde teröriste verildi demekle kastedilen kişi Aziz Sancar değildir” şeklinde, önermeler üzerinde mantıksal bir analiz yapıldı. Daha sonra “2 – 1 = 1” matematiksel işlemini bilgisayarlar yardımıyla hesapladık ve malum sözün muhatabı olarak ‘1’ kişi kaldığını tesbit ettik. Nobel ödülü alan 2 Türk olduğundan “O halde kastedilen kişi Orhan Pamuk’tur” şeklinde bu karmaşık problemi çözmüş olduk.

    Öncelikle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, matematik ve mantık ilminin toplumda yaygınlaşmasına katkıda bulunduğu için teşekkürü bir borç bilirim. Daha sonra bu konuda çalışmalar yaparak matematik ile siyaset arasındaki ilişkileri kullanabilen vatandaşlarımızı kutlarım.

    Nobel Ödülü kazanabilmiş vatandaşlarımız Orhan Pamuk ve Aziz Sancar’ı ise her türlü tartışmanın dışında tebrik ederim.

    Not : Erdoğan’ın ödülü kazandığı tarihte Orhan Pamuk’u tebrik etmesi, şimdi ise terörist demesi arasındaki tutarsızlık ise ayrı bir değerlendirme konusudur. Şimdilik şu sosyo-matematik sualini sormakla yeni bir tartışma başlatabiliriz. “Bir kişinin tutarsızlıkları süreklilik kazanmışsa o kişinin davranışlarında tutarsızlık var denebilir mi?”

  22. Bizde siyasal İslamcılar Avrupa’nın bütün kurumlarına karşıdırlar. Fakat takiye yapıp bunu saklar.Avrupa Birliğini Hıristiyan kulübü olarak görenlerden Nobeli tanımalarını beklemek ahmaklık olur. Demokrasiyi de hedeflerine varıncaya kadar vasıta olarak kulanır,sonra onu kâfir düşünce sistemi diyip toptan reddeder. Çünkü müslümanlar Avrupa’nın acımasızca kendilerine yaptığı “HER ŞEYİ SORGULAMA” düşünce sistemini kendilerine tatbik etmemişlerdir. Müslümanlar sürekli Avrupa’nın sefahatini ahlaki yapısını eleştirmiştir. Bardağın dolu tarafı olan ilim,sanayi,eğitim,devlet yapısı,kanunlara uyma,ve bunun gibi müsbet hiç bir yönünü sahiplenmemiş,toptan bir reddedişe yönelmiştir. Oysa hikmet müminin yitik malıdır nerede bulsa alır ,almalı.Fakat bu normlar alındığında, toplum sömürülemiyeceği için ,güç odakları bunu istemezler. Bu güç odakları zamana ve mekana göre değişmektedir. Bir zamanlar mağdur olanlar bir zaman sonra güç odağı olmakta,şeytana rahmet okutacak duruma gelmektedir.Bu durum bizi ya inandığımız değerlerde bir sıkıntı olduğuna yada biz Ortadoğu toplumlarının karakter protipinde problem olduğu algısına götürmektedir. Düşünün öyle bir toplumda yaşıyoruz ki devletin en tepesindekiler DOLANDIRICI olmakla suçlanıyor.Bu dolandırıcı oldukları itham edilenler bu ülkenin maddi ve manevi en tepesindeki insanlar. Eh artık sıradan biz insanların nasıl bir halde olduğunu siz düşünün..Böyle bir toplumdan kemalat beklemek ahmaklık olur. Biz kendimizi değiştirmediğimiz müddetçe Allah’ın koyduğu kevni kanunlar değişecek değildir. Toplumlar kendilerini,olayları,maddeyi,tarihi ve bunun gibi herşeyi tarafsız, objektif sorguladığı müddetçe doğruyu bulacaktır. “ALLAH ADEM’E BÜTÜN İSİMLERİ ÖĞRETTİ” İnsan bunu başardığı müddetçe Kemal’e erecektir vesselam…..

  23. H. Gayret’e veda sorusu: Lideriniz Doğu Perinçek, Reis’in yaşadığı oy kaybının önüne geçmek için Adil Öksüz kartını ne zaman masaya sürecek, sayın Gayret?

  24. Ben dindar değilim. Dindarlığı birincil kimlik ve aidiyet olarak benimsemiş arkadaşlara soruyorum:

    Dindarların, her koşulda (en zor ve “açmaz” dediğimiz haller dahil) taviz vermek istemedikleri ilkeleri var mıdır?

    Dindarlar, zulme uğrayan insanların durumlarına baktıklarında, o zulme gerekçe kılınan şeye bakıp, “Acırsan acınacak hale düşersin” diyen vicdan yoksulu insanlar mıdır?

    Dindarlar, işler yolunda gitmediği zaman, hiçbir sorumluluk üstlenmeyip, işine geldiğinde yanındakine dost diyen, işine gelmediğinde o zamana kadar dost dediğine düşman yaftası yapıştırıp kitlelerin önüne atan fırsatçı, iki yüzlü, sözüne ve karakterine güvenilmez insanlar mıdır?

    Dindarlar, devlet yöneticilierinde iki yüzlülükle, tutarsız söz ve davranışlarla karşılaştıklarında, o iki yüzlülüğü sergileyenin lafızına bakıp, iki yüzlülüğü meşru ve makul göstermek üzere, o devlet yöneticisinin gerekçelerini tekrarlayan papağanlar mıdır?

    Dindarlar, katışıksız bir Batı medeniyeti ürünü olan “milliyetçilik” dediğimiz şeyi, “başım gözüm üstüne!” haykırışlarıyla kucaklayıp, iş “demokrasi” olduğunda “Aman eksik olsun, Batılı’nın teranesi!” diyen yüzeysel ve tutarsız insanlar mıdır?

    Dindarlar herkes için adalet isteyen insanlar mıdır?

    Dindarlar, Gülen Cemaati’nin sıradan üyelerinin kötücül insanlar olduklarını düşünüp 15 Temmuz darbe girişimini bunların planlayıp icra ettiğini mi düşünüyorlar? Bundan eminler mi? Dindarlar, 15 Temmuz hadisesinin kamuoyunda serbestçe tartışılmasını, araştırılıp sorgulanmasını, sorular sorulmasını istemeyen korkaklar sürüsü mü?

    Erdoğan bir dindar mı? Erdoğan dindarların temsilcisi mi?

    Bence Erdoğan, dindar değil, dindarlığın lafızını kullanan sözüne güvenilmez, tutarsız, ve vicdansız bir insan. Kendisine hiç saygı duymuyorum. Böyle bir insanın dindarları temsil ettiğini değil, onlara zarar verdiğini düşünüyorum.

    Ben, Yeni Asya Vakfı olarak bilinen geleneğin, ortalama bir Gülen Cemaati üyesinin, Akif Emre, A. Turan Alkan, F. Koru, M. Bilici gibi aydın ve toplumbilimcilerin, Karar Gazetesi’nin dindar yazarlarının, Mustafa Yeneroğlu, Abdullah Gül, Cihangir İslam, Ö. Faruk Gergerlioğlu, Hüda Kaya, Alparslan Kuytul gibi siyasetçilerin, akademisyen ve aktivistlerin, vakıf ve kanaat önderlerinin iyi ve ilkeli dindarlar olduklarını düşünüyorum.

    Yanlıyorsam, neden yanıldığımı söylesin dindar arkadaşlar.

    Bu lafı uzatıp dolaştırmadan dobra dobra yazdığım yorum metnim, hakaret dolu, dindarlar arasında fitne çıkarmaya çalışan ‘ateyiz’ ithamına sarılan, kripto FETÖcü ithamıyla itibarsızlaştırmaya girişen kimi yorumlarla karşılaşacak. O yorumların sahipleri, ezici ve bariz biçimde, seküler-devletçi taşra milliyetçisi partinin taraftarları ile Doğu Perinçekçi H. Gayret olacak.

    Böyle olduğu için ben Türkiye’den ümitvarım. Böyle olduğu için Erdoğan’ın bir yıl dolmadan iktidardan gideceğini hem görüyor hem düşünüyorum.

    AK Parti’nin dindar yğınların gücüne yaslanan bir kitle partisi olarak ülkeye kazandırdıklarını zorbalıkla kendi tekeline alıp kendisiyle eşitlediği partisini vesayetçi-ulusalcı güç odaklarının hizmetine koşan Erdoğan, dindar falan değil: Su katılmamış bir oportünist.

    Doğu Perinçek “Önümüze kattık” diyordu Erdoğan için. Doğruydu.

    Şimdi, dindarlar bunların her ikisini de önlerine katıp siyaset sahnesinden tasfiye edecekler -çok yakında, 2020 Kasımı’ndan da önce.

    Çünkü, dindarlar, yukarıda sorduğum sorulara “Hayır, o tür insanlar değiliz” diyen insanlar. Erdoğan’ı karakterize eden vasiflar dindarlara uymuyor ve dindarlarla çok açık çelişki içinde.

    Bence Gülen Cemaati mensubu kardeşlerinize sahip çıkın. Onların yaralarını sarın. Çok zulüm gördüler. Perinçekçilerin ve onun hizmetindeki Erdoğan’ın kurbanı oldular. Gülen’i sevmek zorunda değilsiniz -ben de sevmiyorum.

    15 Temmuz, amaç odaklı, iyi tasarlanmış bir derin devlet tezgahıydı. Çok cana, pek çok zulme ve mazlumiyete yol açtı. 15 Temmuz, size söylenenlerin aksine, bir Cemaat kalkışması değildi -Gülen’in çevresindeki kimi kliklerin de oyuna getirildiği bir derin devlet operasyonu idi. Gülen Cemaati mensupları, bundan ders çıkarsınlar, cemaati iktidar savaşlarına soktuğu, şeffaflaşma çağrılarını inatla reddettiği için Gülen’i ve tepedeki kliği eleştirip sorgulasınlar -yapıyorlar da zaten.

    Erdoğan’ın gidip dindarların gelmesinden benim kişisel bir çıkarım yok. Benim ve Ahmet Altan gibilerin yazgısı kolay kolay değişmez. Sol-liberaller ve demokratlar her dönemin itilip kakılanları, ve bu yazgımızın kolay kolay değişmeyeceğinin fazlasıyla farkındayız.

    Yazıp duruyor isem, dindarları sevdiğim, otantik değerlerini kendime yakın bulduğum, onların daha çok üzülmelerini istemediğim için. . . Zulmedenden ve zulme olur veren omurgasız, korkak tiplerden nefret ettiğim için.

    • Yazmazsam olmaz, doğru söze ne denir, tebrikler Sayın Bernar. Uzun yorumları okumazdım ama sizin yorumunuz kısa bile diyebilirim. Tekrar tebrikler ve teşekkürler…

      • Türkiye konuşacak, Cemil Bey. Konuşacak, çünkü konuşmak zorunda. Çünkü bu iş gerçekten bir beka sorunu haline geldi. Biri Doğu Perinçek, diğeri Devlet Bahçeli isminde simgesini kazanan küçük bir azınlık, ülkeyi hepimizi bir bütün olarak yakan ateşin içine attı.

        Bütün o demokrasi ve adalet mücadeleleri, bütün o emek ve sendikal örgütlenme mücadeleleri, bütün o dini cemaat faaliyetleri, fıkıh tartışmaları, basılan okunan kitaplar, dergiler, şiirler, kendi kişisel bekası dışında hiçbir şeyi umursamayan Erdoğan’ın koruyucu kanatları altında Türkiye’ye üç kuruşluk hayrı dokunmamış Perinçekçilerle hamsetçi milliyetçiler ortalıkta cirit atsın, Türkiye’nin burnundan tutup istediği yere çekip götürsün, Türkiye zulümle, çakma bir liderin heyheylenmeleriyle bütün dünyada yalnızlaşıp Putin’in emir eri haline gelsin, sayısı yüzbinleri bulan bir dini cemaat soykırıma uğratılsın, dindarlar bile sahte milliyetçilik ve vatanseverlik gösterileriyle dindarların uğradığı zulme, el kadar çocukların nehir sularında ölüp gitmesine sessiz kalsın, üniversite mezunları dahil gençlerimiz işsizlikten, emeğiyle geçinenler yoksulluktan kırılsın, aklıyla düşünmek isteyenler şeytanlaştırılıp zindanlara tıkılsın diye değildi.

        Türkiye bunlara ve Erdoğan’a teslim olmaz, olmayacak. 15 Temmuzu da konuşacağız, bir yüzükle gelip zenginliğine zenginlik katanları da. Üstelik de, çok yakında.

        Erdoğan, konuşan Türkiye’den korkar, hep korktu.

        Daha çok korksun.

        Çünkü, henüz göremiyorsunuz, ama, Türkiye konuşmaya karar verdi. Erdoğan ne yapsa etse konuşacak Türkiye. Daha çok konuşacak.

        Türkiye konuştukça normalleşecek, devlet gibi bir devlete sahip olacak, birbirimizden kanıbozuk üretme manyaklığına son verip toplumsal barışımızı hep birlikte tesis edeceğiz.

        Evet, yine dindar yığınların ve onların gerçek siyasal aktörlerinin öncülüğünde.

        Üç yıldır burada bana “Ayağını denk al, yoksa. . .” diye seslenip sindirmeye çalışanların sefaletine, tası tarağı toplayıp çıktıkları keskin kılıç kınına (yani karanlık dehlizlerine) sessizce geri döndüklerine tanık olacağız.

        Emin miyim?

        Evet, çok eminim. . .

        • Konuşacak sayın Bernar konuşacak…kriptolar konuşacak ki sade cemaat mensubu olayların farkına varacak… Sana kahkahalarla gülüyordur şu an kriptolar…Allah kitap deyip hizmet etme aşkıyla koşanlara bir sözümüz yok…Onlar da araç oldular bu kumpasa merak etme…
          Onca insanı yem ettiler kendi amaçlarına…Yem olanlar daha yem olduklarının farkında değiller… Konuşacaklar konuşacaklar merak etme…
          Masumlar da niye başımıza bunlar geldi… Şefkat tokatlarını niye yedik dediklerinde Allahın rahmeti üzerlerinden eksik olmaz inşallah…Bir nesili yok ettiler… Darbeyi gerçekleştirdiler zaten…Algıyla yalan fitne birbirine girdi zaten…
          Özlerine, gerçek üstatlarına, sadece imani meselelere odaklansınlar her şey düzelir…

    • Sn Bernar Bey :
      Varsayalım 15 temmuz u devlet yaptı peki şu soruları nasıl cevaplıyorsunuz.
      1 Cemaat askeri okullara öğrenci yerleştirdi ve bunların deşifre olmaması için içki içmelerine, flort etmeleri gerektiğine , diz izi olmayan paltolon giymelerini emretti .( Bizzat tanık olmuşumdur )
      2 Her devlete personel alımında neden eleman yerleştirmek için çaba sarfetti.
      3 Neden KPSS sorularını çaldı.
      Yalnızca dini esaslar ile ilgilenen bir grubun dünya işlerine bukadar dalması normalmidir?
      Bu soruları cevaplayabilirsek 15 temmuzu daha iyi algılayabiliriz.

      • Merhaba Ahmet Bey,

        Bir ve ikinci maddelerde dile getirdiğklerinizin yaşanmış olduğundan kuşkum yok. Sonuncu madde ile ilgili olarak yorumda bulunmak istemiyorum.

        Sadece dini meselelerle ilgilenilmediği, deünya işlerine dalındığı da çok açık bir gerçek. Ben daha fazlasını da söyleyebilirim: Açıkça iktidar savaşlarına girdi Gülen.

        Bütün bunlar, 15 Temmuz kalkışmasını Cemaat yaptı dememize el vermiyor. Ancak, bu sıraladığınız nedenlerle darbe girişiminin Gülen Cemaati üzerine yapışıp kalması çok kolaylaştı ve insanların bu iddiaya kolayca inanmasını sağladı.

        Devlet bgürokrasisine girip orada güçlenmek, Cemaat’e özgü ve ondan ibaret bir durum değil. Hemen tüm ideolojik guruplarda, dinsel cemaatlerde var bu. Doğu Perinçek’in ulusalcı-faşist Aydınlık gurubu bunların açık ara önde gideni. Bunların “ordu öncülüğünde burjuva demokratik devrim” kuram ve stratejisine göz atmanız bile, bunların alenen darbeci olduklarını gösterir, vs. Erdoğan’ın yolsuzluklarıyla ilgili elinde 38 ses kaydı olduğunu söylüyor Perinçek. Herhalde bunları kendisine bir ceket cebi dolusu tuzlu kabak çekirdeği karşılığı H. Gayret Paris’ten servis etmiyor.

        Ne yapacağız? Çökecek miyiz Vatan partisinin herhalde 3-5 bin olan militan ve sempatizanlarının tepesine?

        Bu açıdan bakmaya çalışın derim.

  25. Chp mi özgürlükçü…Girdiği her seçimi kaybederek partisini adeta muhalefete mahkum eden Kılıçdaroğlu “susun” deyince CHP’de ne kadar Muharrem İnce varsa suspus kesiliyor.
    Girdiği her seçimi kazanan Erdoğan,başbakan ve bakan yaptığı malum AKP’liler makamlarından olunca susmak nedir bilmiyor.

    • Ali Babacan 2015 seçimlerinde milletvekili adayı bile olmadı. Araya hatırını kıramayacağı kişileri koydular ve çok baskı yaparak milletvekili adayı olabilmesini sağladılar. Ne koltuk davası? Esas koltuk davalısı işleri beceremediği halde koltuğu kimseyle paylaşmayan Erdoğan’dır.

  26. Barış ve özgürlüğü götürme sırası şimdi de Doğu Akdeniz de (!)Erdoğan,şimdi de Doğu Akdeniz e barış götürp,orasını mavi vatan yapmak istiyor.Baksanıza yedi düvele karşı nasıl meydan okuyor(?)Erdoğan a Nobel Barış ödülünü verin artık!!!Bitsin bu hasret!!!

  27. Fuat Uğurun bahsettiği kemalistlerin darbe hazırlığı yaptığı ve aynı yazıda yer verdiği sosyal medya hesaplarınin saçma sapan paylaşımları yeni bir civciv sayımına hazırlanıldığını akla getiriyor.

  28. Nobel almış Türk vatandaşları Orhan Pamuk ve Aziz Sancar,Erdoğana göre terörist değilse;mutlaka ileride Nobel ödülü verilmeye aday bir başkasıdır.Kimbilir,Erdoğan şimdiden onu terörist ilan ederek ;önüne taş yığıyordur.Şimdiden terbir almak lâzım;öğle değil mi(?)Zaten Erdoğan a bir türlü Nobel barış ödülü vermiyorlar(!)Oysa Erdoğan,Suriye ye sırf barışı tesisi etmek için ;tanklar ,toplar ,öso terör örgütü,tsk ve uçaklarla girmişti.Suriye ye palet palet ,kurşun kurşun özgürlük ve barış götürüyordu(!)Yazık ,kıymetini bilemediler gitti(!)

  29. Bilerek yapıyor.

    Bunlar Erdoğan’ın milliyetçilik gazına abanma babından son çırpınışları. . . CHP’lisinden MHP’lisine, hamasi ve istismarcı bir milliyetçiliği dindarlık olarak yaşayan şaşkınlarımıza kadar, toplumdaki geniş anti-Orhan Pamuk algısına oynuyor.

    Yarın bir gün lafı Hırant Dink’e de getirir -bir alkış da oradan alır.

    Peki çok yakında lafı, kendilerini itibarsızlaştırmak üzere, yeni partilerin kurucu liderlerine getirdiğinde ne olacak?

    Yaptığında ne olacağını görür . . .

    İyi ki aklı başında dindarlarımız var da yakın geleceğe umutla bakabiliyoruz.

    Değilse, bırakın birden serbest zaman fakiri düştüğüm günlerde gazete okuyup haber takip edip yorum yazmayı, “Umutsuz vakıa. . .” deyip dikkatimi ve enerjimi kendi gündelik yaşantıma, kişsel meselelerime hasretmek işten bile değil.

    Yaptığı zulüm ile, yol açtığı yoksulluk ve sefaletle, dün ak dediğine bugün kara diyen tutarsız ve samimiyet yoksunu diliyle, bereket versin “Yetti gali!” noktasına getirdi insanları.

    “Yetti gali!”, “Artık git gali!”nin bir önceki adımı.

    2020, “Artık git gali!” yılı.

    Kısa okul tatilim sona erdi.

    Nasipse ülkenin erken seçimlere gideceği 2020 yılının ilk yarısında, seçim sonucunun “Git gali!” olacağını anlatacağım yorumlarla merhaba derim.

    Buyurun, H. Gayret biladerim:Söz sizin 🙂

    • Nurdan hanım bende sizin gibi 15 temmuz u artı gerçek Ahmet nesin yazılarından çözmeye ve anlamaya çalışıyorum.
      Ama her yazıda beynimin biraz daha zorlandığını devrelerin şok dalgalarına maruz kaldığını hissediyorum.
      Hele polislerin sivilleri canınızdan korkmuyorsanız gidin deyip köprüye gitmelerine izin verdiği video görüntüleri şok edici.
      Velhasıl 15 temmuzun bilinenleri buz dağının su üstündeki kısmı.

      • Efe bey! 15 Temmuz da boğaz köprsüdeki tanklari burda (ABD)haberlerde gördüm fakat pek ilgimi çekmedi.
        Bir toplantiya gidiyordum.
        Evden çıktım oğlum aradı bana “darbe oluyir haberin varmi?” Diye sorunca, bende onu “köprüdeki olaymi” diye sordum. evet cevabı alınca.
        Şunu söyladim, Ne darbesi bu cemaatın içine soktuğu casuslar vasıtası ile yok edemediği CEMAATI bitirmek için yapilyor.
        Tabii oğlum epeyce yok anne olmaz öğle şey olurmu. Diye soruncada 15 Temmuzdan bu tarafa olanları o gün oğluma tahmi olarak anlattim. Oğlumun telefonu konuşmaları kayit ettiği için benim o konuşmam oğlumun konuşması ile birlikte onun telefonunda kayıtlı. (Not:15 Temmuza kadar akp yi destekliyordum.)
        Bu sitede çoğu sansürlenip yayınlanmamasına rağmen yorumlarımda ne o kelimeyi kullandım nede erdoğanın yalanlarına inandım. Hatta ben o kelimeyi kullanmam icap ettiği zaman RETOCU olarak yaziyordum. Zaten o kelime geçen yorumları dahi okumuyorum.
        Erdoğan milleti koyun yerine koyumuş başını kaldıranın tepesine tokmak gibi o kelimeyi indiriyor.
        Orda zengin nsanlari iftira ile içeri tıkıp mallarına cebine koyup abdeye yatırım yaptį .
        Şimdi keser döndü sap dõndü, abdede hesap sorma zamani geldi.
        Allaha emanet olun.

  30. Fehmi bey! erdoğana göre kendine biat etmiş troller dışında herkes terörist.

    Erdoğanın şimdiye kadar gelmiş geçmiş TERÖRIST listesinde kimlerin olduğuna baktığımız zaman, demeki, Orhan Pamukda o cevherlerin arasında hak ettiği şerefli yerini almış…. Erdoğanın terörist listesinde kimler var ona bir göz atalım… Hırsızları yakalayan, emniyetçiler Milli siporcular, professorler, doktorlar, mühendisler, generaller, Cumhur başkanlar ve bebekler den oluşan bu gurup..aslında suçlular! Çünkü aşağılık kompileksi olanların kaabusu, oluyorlar. Zaten 35 tane kelime dağarcığınıde ancak kendisi için kaabus olanlara kullanması gayet normal.

    Erdoğan sayesinde kendisine kızdığım ve beyenmedığım Davuoğlununda son zamanda gene erdoğan vasitasi ile bu guruptan olduğunu öğrendik.
    Hatta Hamza bey, gibi bende oyumu Davutoğluna vermeyi düşüniyorum.

    Demeki oda Çalanlardan değıl terörislerdenmiş.

  31. Ne demek istedi? Kısaca, bana karşı olanlar ya terörist ya dolandırıcıdır demek istedi. Tabii dilin kemiği yok. Özellikle sorumsuz ve sonsuz yetkili olunca. Hakaret ettiği kişiler mahkemeye gidip hakaret davası açmaya da cesaret edemezler bu sistemde. Çünkü vatandaşlar kanun karşısında eşit değiller. Bu da demokrasi açısından son derece geri olduğumuzu gösteren bir durum. Ama kimin umrunda, halkımız memnun halinden. 50+1 tamam diyorsa yola devam. Cesaretli siyasiler olmadığı sürece de bu böyle devam eder. Aday olursa oyum Hayrünnisa hanıma. Bir o mıy mıy demeden konuştu. Onu da susturdular maalesef. Ne varsa kadınlarda var yine. Nihal Olçok da geliyor işte. Meral Akşener de iyi başladı ama, sürekli üstüne gittiler ahlaksızca ve engellediler. Güçlü bir kadın koalisyonu bekliyorum. Erkekler siyasetten emekli olsunlar artık. Bu sert, kaba ve yolsuz siyaset de son bulsun. Değişsin herşey. Bir sonraki seçimde meclise %50 kadın gönderecek partiye oyum. Ve varsa kadın başkan adayına. Erkekler ses verin. Kadınlar cesaretlensin.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız