Reform mu dediniz? Osmanlı’da da en çok konuşulan sözcüktü ‘ıslahat’…

69

AK Parti’den hala umudunu kesmeyen, sorunların varlığını kabul etse bile birkaç küçük fırça darbesiyle işlerin düzelebileceğini düşünen, bu sebeple de ‘reform’ sözcüğünü yetkililerin kullandığını işitince sevinenlerdenseniz, kendinizi yalnız hissetmeyiniz diye uyarayım:

Yalnız değilsiniz.

Kamuoyu yoklamalarına göre o malum soruya muhatap olunca hala “Oyum AK Parti’ye” diyenlerin oranı yüzde 28.5…

Umudunu yitirmeyen insanlar…

Gözü muhalefete kaymış, ancak orada da fazla umut ışığı görmediği için kendisini muallakta hisseden yüzde 25.3 oranında bir başka kalabalık grup daha var; sandık zamanı gelince onlardan bir bölümünün eski alışkanlıklarıyla AK Parti’ye oy kullanabileceğini de hesaba dahil etmekte yarar var.

Zaten ‘reform’ sözcüğü şu sıralarda işte o kitle için yeniden gündeme sokuldu.

Kimse bana o malum soruyu sormadı, ama yazılarımdan herhalde anlaşılıyordur: Ben her iki grup içerisinde de değilim.

İster ‘reform’ ister eski deyimle ‘ıslahat’ sözcüğü kullanılsın, bugünkü hükümetin kendisini bana beğendirecek işler yapabileceğinden çok kuşkuluyum.

Reklam

Hükümet içerisinde ağzından ‘reform’ sözcüğü hiç düşmeyen adalet bakanı Abdülhamit Gül’e sırf bu sebeple üzülüyorum.

Besbelli hevesleniyor, muhtemelen ülkenin önünü kesen, dışta itibarını zedeleyen, içte de her türlü sıkıntının sebebi olan adaletle ilgili sorunların ortadan kalkmasını arzuluyor, bunun için kim bilir kaç kez yapılması gerekenlere dair dosyalar da hazırlattığını sanıyorum.

Zaten üyesi olduğumuz çeşitli uluslararası kurumların dosyalar dolusu uyarıları var. 

Olmuyor, olmuyor. ‘Reform’ her seferinde bir başka bahara kalıyor.

Bakan Gül bu defa yalnız değil; AK Parti’nin genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da son günlerde her vesileyle ‘reform’ sözcüğünü kullanmaya başladı. Daha dün, Tekirdağ’da yapılan partisinin kongresine katıldı ve orada da “Ekonomi ve hukukta yeni bir reform dönemini başlatıyoruz” cümlesiyle ‘müjde’ verdi.

AK Parti’nin reform dönemi

ABD’de başkanlık seçimini kazanan Joe Biden görevine başlayacağı 20 Ocak tarihine kadarki süreyi verimli değerlendirmek için bir komisyon oluşturdu. Komisyon yeni başkanın işe başlar başlamaz yapması gerekecek en önemli icraatları belirleyecek. 

2002 yılında seçime gidilirken, kısa süre önce kurulmuş AK Parti de, sandıktan iktidar olarak çıktığı takdirde derhal ele alınacak konuları belirlemek üzere bir gruba çalışmalar yaptırmış, ilk AK Parti hükümetinde başbakanlığı üstlenen Abdullah Gül iktidar olur olmaz düzenlediği basın toplantısında o çalışmayı kamuoyuyla paylaşmıştı.

Reklam

Türkiye açısından tam anlamıyla ‘reform’ denilecek maddelerdi açıkladığı…

O çalışmayı yapan grubun içerisinde Lütfi Elvan ve Cevdet Yılmaz da vardı.

Uzun bir süredir uzakta tutulduktan sonra şimdilerde önemli görevlere yeniden getirilen isimler…

Çalışma grubunun diğer isimleri DEVA ve Gelecek Partisi kurucu kadrolarında yer alıyor.

Abdullah Gül’ün adını saygıyla anmak günümüzde cesaret istiyor.

‘Reform’ sözcüğü ve o sözcüğün akla getirdiği her şey AK Parti gündeminden çıkalı epey zaman oldu.

[Bilinmeyen, bilenlerin de unuttuğu bir gerçeği hatırlatayım: Osmanlı’da da 1600’lü yıllardan itibaren en fazla kullanılan sözcük ‘reform’ karşılığı olan ‘ıslahat’ sözcüğüydü. O adı taşıyan padişah fermanları vardır. Aklı başında devlet adamları, büyük başkentlere sefir olarak atanan iyi yetişmiş aydınlar, raporlar -yahut layihalar- ile ıslahat tedbirleri önerisinde bulunmuş, padişahlar nice sonra o önerileri yerine getirseler de gecikildiği için işe yaramadıkları görülmüştür. Zamanında yapılmayan reformlar işe yaramaz; bazıları zarar bile verebilir.]

Nasıl bir reform?

Acaba hukuk alanında reformdan ne kast ediliyor?

Hakimler ve savcılar kurulu 1109 gündür cezaevinde tutulan Osman Kavala’nın Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen tutukluluk halinin devam etmesini kararlarıyla sağlayan mahkeme heyetlerinin isimlerini talep etmiş… Osman Kavala nihayet serbest mi bırakılacak, Anayasa Mahkemesi kararı yönüyle onunla aynı akıbeti paylaşan Enis Berberoğlu’nun milletvekilliği mi iade edilecek? 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle işlerinden olan, özlük hakları alınan insanlara hakları iade mi edilecek? Darbeyle ilgileri bulunmadığı, vaktiyle sempati duydukları grupla ilişkilerini adı darbeye karışınca kopardıkları halde, elek çok geniş tutulduğu için, ‘darbeci’ damgasıyla yargılanıp mahkum edilmiş kişilere af mı gelecek? Sefil ve perişan olmuş insanlar, parçalanmış aileler, bunların çoluk çocukları nihayet rahat nefes mi alabilecek?

Bunların çoğu zaten yapılması elzem şeyler.

‘Reform’ sözcüğünü hak etmek için yeni zihniyetin bir daha hiçbir büyük yanlışlığa düşülmeyecek nesnel bir çerçeve getirmesi gerekir.

Her türlü müdahaleye kapıları sımsıkı kapalı, tam anlamıyla bağımsız bir yargı…

Yargıç teminatı…

Tabii en başta da kuvvetler ayrılığı…

2017 yılında yapılan referandumla geçilen ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ bunların hayata geçirilmesinin önündeki en önemli engel. 

“Sorunları yine ancak AK Parti çözer, reform gerekirse AK Parti yapar, engeller varsa onları AK Parti ortadan kaldırır” diye düşünenleriniz olabilir. 

Tıpkı bugünlerdeki oranı yüzde 28.5 olduğu anlaşılan kitle gibi.

Ben bunun olabileceğine inanmıyorum, inanamıyorum.

O müsaadeyi kendime çoktan verdim ama bir de sizlerden isteyeyim: ‘Hukuk reformu’ hakkında farklı düşünme konusunda bana müsaade…

ΩΩΩΩ

Ferhat Koç’u yitirdik

Ankara’nın nesli tükenmeye yüz tutmuş mesleğine aşık gazetecilerindendi Ferhat Koç. Değişik gazetelerde çalışan farklı görüşlere sahip meslektaşlar tarafından da sevilen ve takdir edilen bir önemli isimdi. Benim de dostumdu. Yıllarca Milli Gazete’de yazdı, gazetenin Ankara temsilciliği görevini yürüttü.

Önceki gün onu kaybettik.

Vefatını işiten pek çok ortak dostumuzun duyduğu üzüntünün yakın tanığıyım.

Allah’tan kendisine rahmet, ailesi bireylerine, dostlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.

ΩΩΩΩΩ

69 YORUMLAR

  1. Sn Koru, sizi uzun süredir okumuyordum. Zira cesaretsiz buluyordum. Bu yazınızı Karar’dan duyunca biraz cesaretlendiğinizi ve magdurların haklarını savunmaya başladığınızı görünce inanın çok sevindim. Eski Fehmi Koru geri mi geliyor acaba diye keni kendime sordum. Umarım daha cesur ve okkalı, taşı gediğine koyan yazılarınız gelir. Siz “bu”sunuz aslında. Korkmayın sonu hapis de olsa doğruları ayan beyan dile getirmekten ve hakkı tutup kaldırmaktan. Sevap hanenizi doldurmak fırsatı varken doldurun. Yoksa C. Allah o fırsatı da elinizden alır. Tıpkı bazılarının elinden aldığı gibi.

  2. Bir de şunu ilave etmek isterim, Bakana uluslararası şaffaflık, hukuk endeksleri sorulduğunda ne demişti? Onlara bakmıyor, kalbine vicdanına baktığını söylemişti. Kalbini vicdanını siz tahmin edin…

  3. (Dün yoğunluktan okuyamadım, bugün okuma fırsatım oldu. Sayın Taşgetiren de bahsetmiş bugün).
    Hukuk reformu hakkında farklı düşünme konusunda bana müsaade…(F. Koru)
    Bana da müsaade, bu konuda da siz yalnız değilsiniz, ben de öyle düşünüyorum. Neden? Çünkü; bugün yaşadıklarımız tesadüf eseri mi? Bir başkasının eseri mi? Hayır bunlar bilerek isteyerek bu hale getirildi. Yazınızda geçen mağduriyetleri hangi vicdan sahibi sahiplenir? Birileri yada her kim bunları bile bile bu hale getirmişse niye vazgeçsin. “Size su bile yok” “Ağaç kökü yesinler” diyen zihniyet niye bu vicdansızlığından vaçgeçsin ki? Onlar için ne değişti? Adalet bakanı ile ilgili de Sayın Koru çok iyimsersiniz. Verilen rolü güzel oynuyor, başka birşey değil. Perinçekgiller ne diyor bence onu görelim, öyle yorum yapalım…

  4. sağlık bakanı tüm türkiyedeki toplam ölüm sayısını 92 olarak açıkladı.
    – imamoğlu ise mezarlıklar müdürlüğündeki kayıtlara göre hastalıktan ölüm sayısının 164 olduğunu açıklamış.
    – haberde net olarak belirtilmiyor ama zannediyorum imamoğlunun açıkladığı rakam sadece istanbul rakamı.
    – hasta ve vaka ayrımından sonra, tıp literatürüne, “hastalıktan ölenler” ve “vakadan ölenler” bilimsel ayrımını da ilave edeceğiz gibi gibi görünüyor.
    – kısa dönemde tıp literatürüne 2 tane katkı…,
    – müthiş bir şey…

  5. Şerif bey! Sizin yazınızın başlığında ismimi görünce ilk iki satırını okudum ve kalan kísmíní okumaya değer bulmadım.
    Benim yazımı ya anlama kapatineniz zayif anlamamışsınız yada çarpitmişsıníz. Benim bahsini ettiğim karadenizli imamlar erdoğanın içlerine yerleştirdiği ajanlar…
    2003e kadar tek bir devlet bursu
    ile gelmiş Karadenizli öğrenci nede değil imam tek bir cemaat mensubu na rastlamadım.
    Avrupada ayni.
    Zaten ABD olsu Kanada olsun Doğum yeri Karadeniz olanlaravize vermiyordu. Erdoğan sayesinde almaya başladılar ve her alanda buralarda kaldı. Bizdeki RTE nin Cİ ajanlari.

    Yazımın o kísmı

    *****
    nasıl bir hikmet vardi ise Kanadada bir aile 10 sene uğraştı oğluna kanadaya gezmek için dahi vize alamadı, darbeden bir hafta õnce 3 çocuğu ve eşi ile Kanadaya gezmeye geldi. Darbe olur olmazda oturum aldı.
    Yeterki Karadenizli bir hemşerin olsun 👉size diplomat pasaportu dahi verir👈 ve istediğiniz ülkeye rahatlıkla gidersiniz.
    Cemaat okullarínda müdrler, eş çoluk çocuk her yíl türkiyeye tatile gidiyorlar.
    Onu için merak etmeyin şu an cemaatín içinden suçsuz ve günahsızların hepsi hapiste, karadenizlilerde vatandaşlıklarla mükafatlandılar, ve buralardaki vergi verenleri vergilerini zíkkımlaniyorlar.
    Şimdi Darbenin nede Alkahın bir Lütfü olduğunu anlaya bildinizmi?

    • Nurdan hanım!
      Geçen yazınızda gelin-kayınvalide sorununuzdan ve kaynağından bahsetmişsiniz.
      Naçizane bazı birikimlerimi daha sonra aktarabilirim.

  6. Bir son dakika gelişmesine göre yabancı iş adamları , Türkiyeye giriş yapmak için Kapıkule sınır kapısında sıraya girmişler ! Gerçekten bu büyük bir müjde , hadi hayırlısı ! Baki selamlar

  7. üstat demiş, her şey elden gitti, şimdi ne yapacağız?
    bir çay koy, demiş üstat, baştan başlayacağız.

    yorgun, bıkkın, üzgün olan tek kişi bernar bey değil kuşkusuz.
    ama her birimizin daha iyi yarınlar için 100. maymun/kişi olma sorumluluğu var, kollektif bilince katkı sağlama sorumluluğu var. bu yaşadığımız ülkeye, coğrafyaya ama daha çok insanlığa karşı bir sorumluluk.
    kainatın yapıtaşı sestir yani sözdür.
    söz yaratıcı güçtür.
    yanlışları ortaya koyalım,
    çözümleri tartışalım,
    ahlak ve adalet üzerinde ortak bir payda yaratalım.

    • Bazan sil baştan iyidir tamamda,
      Yıkılmışlar, bezmişler için iyidir.
      Eline paspası alıp at, araba izini arkandan yok et diye anlayanda olabilir,
      Umarım bunu da ters algılayanlar çıkmaz.
      Kendine yontanlar yonta yonta ağaçta kabuk bırakmadı,
      Bizde de bir yirmi yıl daha dayanacak mecal kalmadı.

  8. Sayın üstat, hala bir şeyler arıyor. 2002 yılında heyecan ve aşkla kurulan AKP’de bir şeyler arıyor.2002 yılında seçim sabahı güneş bir başka doğmuş diyenlerdenim ama şu an da AK Parti’den belki de tamamen umudu kesenlerdenim. Şöyle bir bakıyorum o günkü fotoğraftan pek kimse görünmüyor. Görünenlerin de yüzde 90 değiştiğine inanıyorum. Adalet konusunda reform yapacakmış bana inandırıcı gelmiyor. Adalet’i saraylara tıktık, son zamanlarda ağızınıda iyice kapattık. Bu halde reform yapma şansımız yok. Üstat da hala reform bekliyor…

  9. Ülkemizde kimsenin çok ta “hukuk (mukuk)” diye bir derdi yok, varsa yoksa ekonomi, ekonomi…Ekonomi iyi olursa her şey yolunda olur, iyi de olur diye…

    Ekonomi yönetiminde yaşanan depremden sonra -gidilecek başka yol, başka da yöntem olmadığından- hükümet, uygulayageldiği ekonomi politikalarından çark edecek ya; en azından günü kurtarmak ya da kapımızı çalmaya başlayan bir erken seçim öncesine hazır olmak adına, adına reform dediği yeni paketler açıklayacakken, ekonomik paketlerin -acı reçetelerin- yanına bir de yargısal bir takım düzenleme ve eylemler içeren “hukuk reformu paketi” koymasak olmaz kabilinde davranıyor.

    Bende hukuk reformu yapılacağına, yapılsa bile kağıt üzerinde kalacağına inananlardanım.

    Öyle kamuoyunda tanınır ve mağdur edilmiş kişiler üzerinden yapılacak bir takım iyileştirmeler(!) veya tahliyeler ile -Kavala’nın yanında Demirtaş’ın da ismi anılmaya başlandı- bu olacak bir şey değil.. hoş, bunu bile bir hukuk reformu olarak niteleyecek hem ümmi hem de okumuş! kitle hazır bile.

    Hukuk reformu ve yerleşmesi, -son yıllarda hakları gasp edilen, haksız yere zindanlara tıkılan ,işinden edilen ve bütün bunların yanal etkilerine maruz kalanların bütün hakları iade edilse bile- bugünden yarına olabilecek, işlerlik kazanacak bir şey değil. Bu uzun soluklu bir evrimdir.. “evrimdir” çünkü, bir çok şeyin aslına evrilmesi zamana saridir.

    Şimdi, pembe sözcüklerle pembe tablolar çizmek hükümetin bu arada yapacağı tek şey… İstifadan sonra terkedilen ekonomi politikalarının yerine daha rasyonel ve önceden kullanılan ekonomik araçlar devreye girse bile bunun ekonomiye/topluma etkileri, yansıması da zaman alacak. Her iki durumda da -ekonomik ve hukuk reformu yapmada- hükümetin bir -geniş- zamana ihtiyacı var. Oysa hukuki ve ekonomik olarak ulaşılan tahribatın halka yansıması daha belirgin bir hale geldi ki; bu, anketlerdeki “kararsızlar” miktarında ve onlardaki şaşkınlıktan da kendini belli ediyor.

    Başta söyledim ya; ekonomik durum iyiyse her şey de iyidir diye…Halbuki iyi ve gelişmiş bir ekonomi bulunduğu yerde hukukun işlerliğine bağlıdır. Hukuk varsa ekonomik ve diğer alanlarda da gelişmişlik vardır.

    Ama seçim sistemi, bir siyasi partiyi, onu iktidara taşıyacak çoğunluğu -yüzde 30, 40 veya 50+1 oy verdiği verdiği- ülkelerde, hükümet, onu iktidara taşıyacak kitlenin niteliğine göre (yandaş, hamasi, milliyetçi, hırsızlık olmayan yolsuzluk v.s.) gibi politik araçları kullanıp tekrar o oy oranını yakalayacak icrada bulunur ki, bu, ancak hukuktan yoksun zeminlerde olabilecek bir şeydir.

    Yani her şartta ve her halükarda, hatta ekonomik gelişmişlikten önce Hukuk gereklidir. Hukuk -Hak- yoksa hiç bir şeyin kıymet-i harbiyesi de toktur.

    Hukuk bir yerde, bir (her) ülkede yerleşik olmalıdır. Reform, hukukun yerleşmesine sebep olmuşsa o zaman reformdur; öyle aklı estiğinde/sıkıştığında yapılacak düzenlemelere reform demekle reform “Reform” olmaz..vesselam.

  10. Erdoğan, Ekonomi uçuyor diye bize hikaye okumuş 😀
    Ekonomi uçuyordu birden bire Acı Reçeteyle karşı kaldık.

    Seneryo

    Biden ekomi icraat değişikliğine gitti Merkez bankası(fed) %1 faizleri artırarak dünyadaki dolarları çekti.

    Türkiyede Dolar 12 Tl olur; Bütün şirketler batar.

    fed faizi %2 yaptı; Türkiyede dolar 15 tl olur.

    3-4 sene evel Ak partili ekonomi başkanı Mehmet Şimşek “Çatı Akıyor” dedi önlem alınmalı dedi popilist lider bu reçeteyi uygularsak seçimlerde halk bize oy vermez benide yargılarlar diye Mehmet Şimşeki gönderdi.

    Reçete oldu acı reçete akan çatı geçen izmir depreminde tümüyle bina göçtü çatı filan kalmadı.

  11. Bugünkü yazı konusuna ilişkin diyeceğim şudur:Yolcudur Abbas,hiçbir reform kurtarmaz.

    Benim bugün asıl yazmak istediğim husus ise böylesi bir konuda Bernar Bey’in niçin sessiz kaldığına ilişkin olacak.Yorum sayfasını takip eden dikkatli okurlar farkettiyse Bernar Bey dün de herhangi bir paylaşımda bulunmadı.Sebebi ise benim iki gün önce paylaştığım bir yoruma tepki gösterip herkese “eyvallah!”demesi.Yani Bernar Bey’in susuşuna bu haliyle ben sebep olmuş oluyorum.Sebep ben olduğuma göre ve o günkü kısa açıklamam da Bernar Bey’i tatmin etmediğine göre meseleye ilişkin biraz daha açıklama getirmek benim yönümden zorunluluk arzediyor.Bu yazım kendisine hitaben o günkü kısa cevabımın devamı mahiyetinde olduğundan “yazmadığınız takdirde ben de yazmayacağım”şeklindeki sözümü de bozmuş sayılmaz.Bu anlamıyla eğer Bernar Bey susuşuna devam ederse bu yorumum benim de buradaki susuşumun başlangıcı olacak.

    Meseleye dönersek,o yorumumda günün konusuna ilişkin birkaç ihtimalli bir düşünce içerisinde olduğumu ancak ben -bir sefere mahsus- o ihtimallerin sadece müspet olanını değerlendirmeye alacağımı ve o yorumumun da doğru sebep olduğunda ise ısrarcı olmayacağımı belirtmiştim.Anlaşılacağı üzere düştüğüm o şerh,benim diğer ihtimalleri gözardı etmediğim anlamını da taşıyordu.Sadece o konulara girmek istemedim,çünkü onlar zaten yazılıp çiziliyordu.Ancak Bernar bey,bu hususen şerh düşülmüş duruma rağmen ‘yazdığım metnin sonrasında Türkiye’ye dair artık herhangi bir şey yazmanın bir anlamı kalmadığı’ sonucunu çıkararak “herkese eyvallah!” deyiverdi.Tabiidir ki onun bu beyanının hemen sonrasında da fırsatı ganimet bilen H.Gayret özel kıyafetleriyle sahneye çıkıp “Ayşe de,Fatma da dostum var/Çalkala yavrum çalkala” anlamına gelen nağmelerle göbek atmaya başladı.

    Ben o gün Bernar Bey tarafından yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum.Yukarıda da bahsettiğim üzere o günkü bahsettiğim hususu mutlak doğru olarak ortaya atmadım.Aksine yazarımızın da değindiği hususların asıl sebep olduğunu düşünüyorum.Ancak ben farklı bir sebebe binaen o yazıyı yazdım.

    Ayrıca buradaki her yorumcunun tüm yazdıkları,onu okuyan her kişide,o yorumcunun ‘genel fikriyatına dair bir kanaat oluşturmuştur’ diye düşünüyorum.Burada üç yüz,beş yüz tane -artık ne kadar- yorum yazdıysam okuyanların benim hakkımda da bir kanaati oluşmuştur elbet.Ben bütün bu süreçte yazdığım konuların bir bütünlük içerisinde olduğunu ve birbirleriyle tutarsızlıklar içerisinde olduklarını düşünmüyorum;
    çünkü hep aynı çizgide yazdım.Bu durum Bernar Bey’in hassasiyet gösterdiği yorumum için de geçerli.O yorumun diğer yorumlarımla tezat teşkil eden ve hele -özel bir şerh düşülmüş olmasına rağmen- önceki paylaşımlarımın bütünlüğü de gözetilmeksizin ‘tek parça halinde mutlak bir kanaat’ izharında bulunmuşum gibi değerlendirilip herşeyden vazgeçecek derecede gönül konulacak bir tepkiyi hak etmediğini de söylemeliyim.

    O paylaşımımın arkasındaki asıl etken ise şuydu:Şu dönemde haksızlığa uğramış olmama rağmen süreç içerisinde benimle tüm irtibatlarını koparmış,fiili olarak ta haksızlıklara bulaşmış,geçmişte kardeşim gibi gördüğüm insanlara kendi dilimce bir kendine gelme uyarısında bulunmaydı.Aynı değerlerin etkisi altında şekillendiğimizi düşündüğüm bazı insanlara BİR ÇAĞRIŞIM VE BİR TEMSİL üzerinden o değerlere dönüş çağrısıydı.Geçmişte birçok ortak hatıralarımız olan,aynı sofraları paylaştığımız,hüzünlerimizi paylaşıp,sevinçlerimizde ise ortak olduğumuz,
    samimiyetlerini her hallerinden hissedip yaşadığım,arkamdan gözyaşı döktüklerini gördüğüm fakat süreçle birlikte “nasıl bu kadar değişebildi?” diyerek hayretten hayrete düştüğüm eski dostlarıma ve tanışmasam da onlarla aynı durumda olanlara karşı, hala vazgeçemediğim gönül bağından kaynaklı bir vefa borcumun bulunduğunun zorlamasıyla -az bir ihtimal de olsa- belki ulaştırabilirim saikiyle,anlayabilecekleri dilden bir ses vermemin insanî kabul edilebilecek bir yönü yok mudur?Gözleri bağlı vaziyette yetişemeyeceğiniz kadar uzak mesafede sonu uçurum olan bir yolda giden -dargın da,küskün de olsanız- bir kardeşinize,
    yetişemeseniz de,az da olsa duyma ihtimaline göre,ona avazınız çıktığı kadar “yolun sonu uçurum!” diye bağırarak sesinizi duyurmak istemez misiniz?

    Akparti yönünden 2021 yılının dağılma yılı olacağını tahmin ediyorum.Süreç bitiminde ise asıl olan kullanılanlara olacak.Ama herkes için bir yanlıştan dönme fırsatı hala vardır;bence sonunda bedel ödemek ihtimali olsa bile dönüş ihtimali herkes için vardır.Benim gibilerin kısa bir süreliğine şu dünyada bazı kayıplara uğramamıza karşılık,geçmişten kaynaklı kendilerine vefa borcu hissettiğim eski dostlarım ve tanımasam da onların benzerlerinin ebedi kayıplara uğramasına halen gönlüm razı değil.O günkü paylaşımımın temeli işte bu anlattığım iç dürtüsüdür ve muhatabı da bahsettiğim mahiyetteki kişilerdir.Bernar Bey’in anladığı gibi tepki gösterilecek özel bir durumu da yoktur.

    Ayrıca şu da var:Farklı fikirlerimiz de olabilir,her konuda anlaşamayabiliriz de.Şimdi her anlaşamadığımız konuda duygusal bir tepki vererek kenara çekilmenin bir anlamı var mıdır?

    Bernar bey bu sitede özel takipçileri olan,değerli paylaşımlarda bulunan,samimi ve değerli bir arkadaşımızdır.Kendisinin bu şekilde ‘herkese eyvallah’ deyip çekip gitmeye yeltenmesi beni huzursuzluğa sevketti ve sebep olarak görünmem de ayrıca beni rahatsız etti.Açıklama yapmaya çalıştığım bu yazıyı anlayacağına inanıyor,kendisinin yazmaya devam etmesini can-ı gönülden istiyor ve geri dönmesi çağrısında bulunuyorum.

    Bernar Bey!Ortada yanlış anlaşılacak bir durum yoktur,bekliyoruz,selamlar sunarım.

    • Merhaba Uğur Bey, yorum sayfasından uzunca bır süre uzak kalma ihtiyacım, sizin bende derin bir düş kırıklığına yol açmış olan metniniz dolayısıyla başlamış değil. Düş kırıklığımı saklama niyetinde değilim, ama, yokluğumun sorumlusu olarak sizi işaret ettiğimi düşünmeniz beni üzer.

      Bu sayfa aracılığı ile uzaktan ve sözcüklerle tanışıklık kurduğumuz yıla karşılık düşen siyasal dönem ile, içinden geçtiğimiz ve pek çoğumuzun nihayete doğru yol aldığını düşündüğümüz dönem, bir dereceye kadar, birbirinden farklı dönemler.

      Geride bıraktığımız son cumhurbaşkanlığı seçimine ve hemen sonrasına karşılık düşen dönem, iktidarın tarftarı ve iktidarın muhalifi bireyler olarak hepimizin duygu düzeyinin bir hayli yüksek, yorumların keskin ve kışkırtıcı olduğu bir dönemdi.

      Yerel seçimlerin sonuçlarının alınmasıyla birlikte, başka bir döneme geçilmiş olduğunu söylemek mümkün: Cumhur İttifakı’nın güç yitirmeye başlayabileceği yolunda ciddi işaretlerin alındığı, muhaliflere yönelik illet, zillet, dış güçlerin piyonu, vb. ithamların yavaş yavaş geriye çekildiği bir dönem başladı. İkitdarın söylemlerindeki açık tutarsızlıklar, ekonomi başta gelmek üzere ülkenin doğru yönde yünetildiğine ilişkin kuşkuların ortaya çıktığı veya derinleştiği, yorumlardaki dilin kısmen yatıştığı dönem (ki devam ediyor), hepimize, iktidarın uygulamaları üzerine tartışma fırsatı kazandırdı.

      Bir noktadan sonra, artık düşünsel enerjimizi Cumhur İttifakı sonrasına yöneltmek gerektiğine çok inandım. Bunu yaparken, hem kendi bireysel siyasal konumlarımız üzerine eleştirel bir düşünüş haline girebilir, iktidar seçmenlerinin “Peki ortada oy verilebilir bir lider, bir part mi var? Sizler gerçekten inanıyor musunuz Erdoğan’ın bir alternatifi olduğuna?” mealindeki güçlü (ve kısmen haklı) savlarına karşılıklar geliştirmeye çalışabilirdik. Bu yapıldığında, benim çok değer verdiğim bir melezleşme (kimi ortak paydalarda buluşma ve o ortak paydalara basarak yakın geleceğe uzanma) hali yaşanabilirdi. Farklı siyasal, kültürel, duygusal aidiyetler içinden gelen bireyler olarak, hep birlikte, konuşabilirdik, hepimiz için iyi, hepimiz için onarıcı, hepimiz için umut verici, hepimiz için dönüştürücü olabilirdi bu.

      Böyle olmadı (ve bu yüzden kimseyi suçluyor falan değilim). Herkes pozisyonunu korudu. Ortaklık kurulan ve müşterek olarak paylaşılan yegane tema, Cumhur İttifakı’nın çöküşünün hiç de uzak olmadığı sezgi ya da öngörüsü oldu.

      DEVA Partisi’nin desteklenmeyi ve oy vermeyi hak eden yegane parti olduğunu düşündüğümü saklamadım, her fırsatta tekrarlı olarak bunu dile getirdim. Ama, yorumlarımızda yukarıda sözünü ettiğim türden bir müzakereye doğru evrilmemiz beklentisi, DEVA’yı önerip bunu tartışma beklentisi değildi.

      ADALET ve HUKUK, bir siyasal dönemden diğerine, hemen hepimizi doğrudan ya da dolaylı olarak vurmuş bir mesele idi. Ben dahil, her birimiz bundan ders alarak, gerçek bir adalet düzeninin tesisinde hemfikir olup bunu öne çıkarabilecek miydik?

      Bu soru hep havada kaldı, bugün de havada. Ya Cumhur İttifakı’nın gidişini beklerken gündelik siyaset üzerinden yorum yazmaya devam ediyoruz, ya da, sizin yaptığınız gibi, tıpkı 1,5 yıl kadar önce iktidarın “yargı reformu” iddiasını dillendirdiği günlerde yaptığınız gibi, bütün bir Cumhur İttifakı meselesini, ceazevindeki masumların salıverilmeleri olasılığı ve umudu gibi çok dar bir alana hapsediyoruz. Ve, hala daha, iktidarın amansız savunucusu bir kaç yorumcuya laf yetiştirme derdinden kendimizi alamıyoruz.

      Oysa, Didem Kuz isimli yorumcu arkadaşın da son yorumlarında işaret ettiği üzere, artık meseleyi iktidarın kendisi olmaktan adım adım çıkarıp, çözüm önerileri kertesine taşımak gerekiyor. En azından benim açımdan hal bu iken, iktidarın her “Doğru yola dönüyoruz, reformlar geliyor” yollu taktik manevrasında heyecanlanıp bağışlayıcı bir dille ortaya atılmak, hem verimli bir müzakerenin yolunu tıkıyor, hem de yıllara yayılan çaba ve emeği boşa düşürüyor. Ben de çok istiyorum masum insanların özgürlüklerine kavuşmalarını. Ama, bunu, yersiz ve tutarsız bir bağışlayıcılıkla, ve üstelik on yıldır pekala hesaplı bir sistem değişikliği ile adım adım adaletin altını oymuş iktidar kliklerinin ‘yanlıştan dönme’ farkındalığına nihayet erişmiş olmaları olasılığıyla vs. açıklamak, umut kırıcı olduğu kadar yorucu ve tüketici bir tutum.

      Bir kişisel çıkar dolayısıyla değil, bir inanç ve bir kişisel değerlendirme sonucu hala Cumhur İttifakı’na umut bağlayan yorum-okurları olduğunu da akılda tutmamız gerekiyor. Bu sayfaya göz atanlar, sadece yorum yazanlar değil. Sayısını kestiremiyorum, ama, az da olsa, sessizce gelip yorumlara göz atıp çıkan F. Koru okurları da var kuşkusuz. Ve, o C. İttifakı destekçileri, haklı olarak, muhalifler cenahında ne dillendirildiğini belki merak ediyorlar.

      Bir çözüm önerir görünüyor muyuz yazdıklarımızda? Olumlu yanıt vermek pek kolay değil.

      İkitdarın sonu gelmek bilmez yanlışlarına ve o yanlışların sonuçlarına işaret edip durarak yarına ilişkin hiçbir şey anlatmış olmuyoruz. Muhalefet partileri açısından da genel görünüm bu şekilde, burada muhalif tutumu benimsemiş görünen yorumcular açısından da böyle.

      Hal böyle olunca, yaşadığım bireysel yorgunluk ve bıkkınlık hali, bende vaktimi ve emeğimi daha üretken alanlarda harcayabileceğim fikrine götürdü. Bu fikir, iki gündür fikir olmanın ötesine geçip orta ve uzun vadeli iki projeye yönelik pratik adımlar atmaya dönüştü:

      (1) Sayın Koru’nun Amerikan başlanlık seçimi sırasındaki yazılarından yola çıkarak, (a) hem ABD hem de Avrupa ölçeğindeki otoriter-populizmi, (b) hem de ABD ve Avrupa’daki İslam karşıtlığını, bunun üzerinden yükselen yeni-sağ popülist, ırkçı, faşist hareketler üzerine bir çeviri makaleler seçkisi hazırlamak istiyorum. Çeviri makale sayısı 6-7’ye eriştiğinde, bunları Internet üzerinden paylaşıma açıp proje üzerinde çalışmaya devam edeceğim.

      (2) Yukarıdaki çalışmanın, uzun dönemde, bu birbiri ile çok yakından ilgili iki tema üzerine kapsamlı bir kitaba zemin hazırlayabileceği fikri de var zihnimin bir yerinde.

      Yorum sayfasından uzak kalma isteğimin birinci ve temel nedeni bu. İkincisini de, bir yorgunluk ve tükenmişlik hali olarak, yukarıda uzunca özetledim.

      Metninizi kabul edilmeyecek ölçüde küstürücü ve yaralayıcı buldum. Bu doğru. Ama, burada yazmak istemeyişimin nedeni değil.

      Saygı ve selamlar.

      • Sn Bernar bey gidisiniz üzer beni olaylara çok farklı açılardan baksak bile hemfikir olacağımız dogrularda olacaktır.Bikmak yok yorulmak yok doğruyu bulana kadar

      • Bernar bey o yorum sizlere değil bana ders olarak yazılmış ben Uğur hocama çok teşekkür ederim.

        aslında o metnin altında çok zengin bir anlayış yatıyor ve islam dininin ruhunu yansıtıyor. hani siz bu yazınızda çözüm diyorsunuz ya… işte o metin inanan insanlara bireyden topluma, toplumdan ulusa, ulustan da dünya nizamı, barışı ve huzuruna harikulade bir çözüm olarak yazıldığı yerde duruyor. küstürücü bulmayacağınızı bilsem bir cümlem daha vardı ama…neyse.

        siz orijinal makaleleri burada da paylaşırsanız okuruz, iyi olur yani.

    • Uğur bey !
      İki gün önceki yazınız ve verdiğiniz linkteki Ali Bulaç’ın yazısını okudum.
      Yazıda özetle Basra halkını ve toplumunu inceleyip 10 hususu eleştirdiğini, bu 10 husustan 8.sinin
      “Din kardeşlerinizin kusur ve ayıpları ile uğraşıyor, kendi kusur ve ayıplarınızı görmüyorsunuz” tespiti var.
      Yani öncelikle kendinizi eleştirin diyor .
      Bunda ne var?
      Verilmek istenen mesajın tam tersi mi anlaşıldı?
      Yani kendinizi değil, başkasını eleştirin şeklinde mi anlaşıldı?

    • Kıymetli Bernar, anladığım kadarıyla islami kokenli okumuş, entelektüel birisiniz.Bizler de size yaķın kişileriz. Temelde İslamı savunuyoruz ama onun bugünkü uygulamalarının yokluğundan veya yanlışlığından şikayetçiyiz. İslamın özünün de tevhid inancı ve insan hak ve hürriyetleri olduğunu biliyoruz. Tevhid dışındaki islam uygulamalarının da bugün en ileri düzeyde Batı demokrasilerinde olduğunu göruyor ve inanıyoruz. Ancak bunu bir kısım islamik kökenli kardeşlerimiz göremiyor ve demokrasiyi islam karşıtı bir rejim, Batılıları da islam ve müslüman düşmanı olarak görüyor. Bence bu yanlış ve bu noktada bize düşen görev demokrasiyi savunmak ve İslama aykırı olmadıgıni belli bazı inanç ve uygulamalar dışında İslamla % 90 uyumlu olduğunu insanlara islami kaynaklardan da deliller getirerek göstermek yani bir yerde çağdaş medeniyetle islamı bir noktada buluşturmak ve barıştırmaktır diye düşünüyorum. Bunu yaptığımız takdirde günümüzde toplumumuz ve islam adına yaşadıgımız birçoķ problemin çözüleceğini veya çözüm yoluna gireceğini düşünüyorum. Bu şekilde sizin arzu ettiğiniz ortak paydada buluşma ve geleceğe yönelik plan ve projeler yapma durumunun da gerçekleşeceğini düşünüyorum. Bunun için de Batının Ortaçag’dan itibaren izlediği aydınlanma döneminde yapılanları esas alarak ve akıl ve din felsefemiz temelli bir yol izlememiz gerektigi kanaatindeyim. Bu yolun olmazsa olmazları eleştirel düşünce, demokratik hoşgorü ortamı, şeffaflık, samimiyet, saygı ve sevgidir. Ortak bir akıl geliştirip aksi ispatlanana kadar demokratik hukuk degerlerini savunmak zorundayız. Bunu en iyi sağlayan olmazsa olmazları sürekli ve objektif olarak savunmak, uygulamak ve uygulatmak temel amacımız olmalıdır. Herkes için hak, hukuk, demokrasi ve özgürlük, herkesi çalıştırmak, herkese ürettirmek, güçlü bir ekonomiye,orduya, topluma ve temiz bir çevreye sahip olmak ve her şeyin yolunda gittigi ideal bir Türkiye ve sonra ideal bir Müslüman dünyası ve en sonunda da ideal bir dünya hedefimiz olmalı. Buna götürecek olan da şu an görünen o ki çagdaş medeni dünyanın ortak aklının yüzyıllarca süren bir çaba ve mücadele sonucu bulduğu ve kabul ettiği demokratik, insani, ekonomik vs değerler (vahşi kapitalizm değil) ve araçlar ile Cenabı Allah’ın ve peygamberlerinin bizlere öğrettigi ve gösterdiği inanç değerlerimizdir. Bunda pek anlaşamıyoruz ama uygulamada çok iyi anlaşıyoruz. IPhonu, bilgisayarı arabayı, uçağı vs hepimiz kullanıyoruz ve ortak akıl aslında bize neyin dogru neyin yanlış; neyin İslami neyin İslam dışı olduğunu gösteriyor ve bunlarda genelde uzlaşıyoruz ama iş uygulamaya geldiginde yan çiziyor hükümetler. İste bizim gorevimiz bu yan çizmelere engel olmak ve demokrasiyi dört dörtlük uygulatmak olmalı.
      Bugünkü dünyada buraya kadarki aldıgım eğitim ve 30 yıl görev yapmış tecrübeli bir zorunlu emekli ( mağdur) bir bürokrat olarak başka bir çözüm yolu göremiyorum. Demokratik hak ve özgürlükler de bedava ve bedelsiz kazanılmıyor. Bunun da farkındayım. Demokrasiden ve adaletten taviz vermemek gerekiyor. Kendi adıma bunu yaptıgımı düşünüyorum. Ama organize bir şekilde hep beraber demokrasi savunuculugu yapmamız ve bunu herkese anlatmamız tabana ve tavana yaymamız bu ortak paydada birleşmeyi saglayarak %50+1 ‘i sağlayıp düşüncelerimizi realize etmemiz gerekiyor. Bunun için şu an Türkiye’de tam demokrasiye geçilebilmesi icin yapılması gerekenlerin öncelikle tespit edilip tüm demokrasi yanlılarının üstünde uzlaştıği bir reform paketini kamuoyuna deklere etmemiz ve ardından da erken seçim isteyip iktidara talip olmamız ve gelmemiz gerekiyor.Demokrasi cephesinin temeli Millet İttifakı ile atıldı. Buradan baslanip bu ittifak daha belirgin ve net hale getirilmeli ve tavanda uzlaşma saglanip tabana yayılmalıdır.Yapılacak olan budur. Kanaati acizanem budur. Sevgi ve saygılarımla.

  12. Nurdan hanım eliyle yazmış ya yine de inkar ediyor bir yandan. Darbe girişimi sonrası Kanada oturumu almaya başladılarsa bunu da mı Tayip sağladı. Demek ki Kanada bu işe en azında seviniyor. Amerika başaramadıkları için üzgün olduğunu başından beri yineliyor zaten. E o zaman bu yılanın başı niye CIA ajanı olamasın. Sadece ingilizce bilmiyor diye mi ? Hiç inandırıcı değil dedikleriniz.

    Sayın yazar nihayet açık bir cümle kurdunuz. Muğlak konuşmaların arasında. Teşekkür ederiz. Bitaraf olmadığınızı açıklamanız yerinde oldu. Elbette biliyorduk. Ama siz de AKP ne yaparsa yapsın sizi ikna edemeyeceğini söylediğiniz için teşekkürler.

    Keza bende nedense AK partiden daha iyisinin olmadığını söylüyorum ülkede. En azından mevcutların içinde olmadığına eminim kendimce. Yanlışları var büyük de yanlışları var. Ama terazi kefesine koyunca REİS hepsine baskın geliyor… Gerçekçi olun; Hadi çıkarın reisi denklemden de görelim bakalım neler oluyor. Düşünce tembelliği bulaşıcı demek ki, herkes her işin kabahatini reisten biliyor. PKK’yı Suriye ye reisin hangi politikası soktu, yahut Ermenileri Karabağ’a reis mi soktu, Arapları Reis mi ABD ye teslim etti. Gitti nefis yapmadı kralı uçak kapısında karşıladı “para dilenmek için yaptı” dediniz. Karşı çıktı hatalarını söyledi “Müslüman kardeşine cephe açıyor” dediniz. Suudi ile konuşsa İrancı oldu İranın yanlışını söylese mezhepçi dediniz.

    Hasılı kelam 2011-2012 yılından beri her kimle takışsa siz mutlak onun karşısında kim var ise siz öteki devletin yanında oldunuz. Gün geldi sol görüşe kaydınız gün geldi Faşist görüşe kaydınız. Ermeni oldunuz, Yunan oldunuz, bu gün Doğu Türkistan’ı anlatanlar o söylediğinde Çin tarafgiri oldu. Çin’den gelen görüntüleri Troller uydurdu bile dediniz. Myanmar da bile bunu gördük. Sırf o Myanmarlıları eleştirdi diye Müslümanların hatalı olduğunu söyleyen muhafazakar gazetecilerimiz ve güya münevverlerimiz var.

    Bunu sebebi de çok sır değil. Çok net ortada. Ne zaman ki Reis birilerinin ihanetini gördü o zaman siz de ona cephe almaya başladınız. Tabii ki en kolay yutturulacak mesele de demokratikleşme isteği, hak, özgürlük vs. vs. vs. sayısı asla 10-12 yi geçmeyecek ağacın taşınması yüzünden olanların ekonomik etkisini bu gün yok saymanız ne acı. Faizler o günden sonra hiç oralara yaklaşamadı bile. Ağaç ağaç diye belediyeleri alanları görüyoruz. Adamlar “temel atmama töreni” için ağaç kesti bir tane medya organı demedi ki ağaç kesildi. Yıllardan beri SHP-DSP-CHP (hatta kalesi olmakla övünülen şehir) tarafından yönetilen İZMİR depremindeki binaların kusuru bile ona yüklediniz. Kişisel olarak yüklemediyseniz bile yükleyenlere destek verdiniz tarafgircesine dillendirdiniz. Gayet de her mecrada dillendi bu iddialar. Benim haberim olduğuna göre herkesler de bunu duydu. Demek ki her parti sesini duyurabiliyormuş.

    Sizin özgürlük isteğiniz de yalan görüyoruz. 80 öncesi örgütler bağırıyorlardı özgürlük özgürlük diye diye. Meğer istedikleri özgürlük devleti ele alana kadar bağırıp çağırmaları sağı solu talan etmelerine özgürlükmüş. Sonradan özgürlük isteyen örgütler kendi düzenleri kurulunca politbüro kurana kadarmış. Sizinki de ondan çok farklı değil. Bırakın bu işleri.

    Abdullah Gül dediğiniz önceki cumhurbaşkanımızdır. Kendisine kişisel olarak saygım vardır. Şimdilerde sağ muhalif birden çok isimle de aynı sofrada yemek yemişliğim vardır. Ancak Rahatını bozup kendini ortaya atıp aday olmayan kişiden memleketi kurtarmasını nasıl beklersiniz. Mücadele etmeden o güce nasıl sahip olabileceğini düşünüyorsunuz. Yoksa güce gerek yok makama o otursun biz yönetiriz, onun yorulmasına gerek yok, diyorsanız onu bilemem.

    Beğenmediğiniz yerden yere vurduğunuz adamın liderliği bu gün bize uzaya 5 füze fırlatmamızı sağladı. Hele o uçak uçtuğunda hele o tank atış yaptığında (ki seri üretimin test atışları yapılıyor) söyleyeceğiniz şey “Yüzme bilmeyen başkan kendisi için suda yürüme aleti yaptırdı” olacak biliyorum.

    Asıl derdiniz başka işte.

    • şerif abi CIA ajanı, gizli servis elemanı olunca hepsi gizli mi yaşıyor? gizli servis elemanları belki de en göz önünde olanlardır.

      bir başka soru; CIA kimlerle çalışır? dil bilen önemli kurumların tepesinde bulunan ülke adına karar alıcılarla çalışmaz mı, yani bana böyle daha kısa yoldan amacına ulaşır gibi geliyor. sence de mantıklı değil mi? öyle ya, bilgi çağında gizli servisler benim gibi dil bilmeyen ilkokullularla zaman harcar mı?

      bir tane istihbarat kitabı okisan yeter aslında. dünyanın bütün gizli servislerinin devletlerin en tepe adamlarıyla uğraştıklarını anlarsın o zaman.

    • ŞERİF, sen şimdi Erdoğan’ın demokrat olduğuna, demokrasiye inandığına ve demokrasiyi uyguladığına inanıyor musun? Başta Reis demen ve fikriyatinı tek bir adama ve lidere indirgemen demokratik ve analitik bir kafa yapısına sahip olmadığının göstergesi. Liderler de nihayet bir insandır ve tek başına bırakılıp ne derse kabul edilip uygulanmamalı ve lider sultasına yol açmamalıdır. Demokratik sistemlerde lider ancak bir koordinatör ve simgedir. Reis yerine en azından Ak Parti desen daha iyi olurdu. Hakta hukukta demokraside ve iyilikte buluşmalıyız.Kişiler gelip geçicidir ama fikirler ve değerler ölmez. Fikir ve değer savunalım. Uygulamaları da bu açıdan degerlendirip iktiidar veya liderlerin dogru yapıp yapmadıklarını söyleyelim.Yok efendim alternatifi yokmuş, muhalefet liderleri daha kötüymüş vs bunlar savunulacak veya geçerli mazeretler değil. Doğruya doğru yanlışa yanlış demesini ögrenmeli ve toptancı anlayıştan vazgeçmeliyiz.

      • Evet lider dediğin simgeseldir, bi tür bostan korkuluğu yani, önemli olan onun iplerini elinde tutan kukla oynatıcılarıdır; ecevit misali değil mi aslan demokrat?

        • Senin bu işlerden anlamadığın ve mürekkep yalamadığın belli. Bari otur yerinde sus da dinle bak derviş Yunus ne demiş senin gibilere: İlim İlim ilim ilmektir
          İlim kendin bilmektir
          Sen kendin bilmezsen
          Ya nice okumaktır.

    • Elinize sağlık… Ortada şikayet etmekten, eleştirmekten baska herhangi bir şey bilmeyen muhalefet kukalari liderler ile devletin milletin gelecegini kurtarmak icin kendilerini umut olarak pazarlayanlar, “armut pis ağzıma düş” miskinliği içersinde fırsat kolluyor. (bakiniz Abdullah Gül). Çok acik yazmissiniz… Iste soru su; Tayyip Erdogan’dan daha iyi bir lider varsa gösterin, oyumuzu verelim… Tayyip Erdogan’dan daha cesur bir lider varsa, gösterin oyumuzu verelim… Tayyip Erdogan’dan daha donanımlı bir lider varsa, gösterin oyumuzu verelim…
      Muhalefet partileri A dan Z ye kadar FETO kontrolu altında sekillenmeye baslamis bir ülkede, bana Tayyip Erdogan’nin hala %30-40 düzeyinde destekçisi var, hayret bir şey sizlanmasiyla gelirseniz, ben sadece yukarıdaki soruları tekrar bir kendinize sorup, cevabini kendinize verin derim… Allah’ın rahmeti uzerinize olsun… Allah akil ve fikir ve izan nasip etsin.. Vesselam…

  13. Yirmidokuz harfi yanyana koyarak tespit yazılmış, fakat günün anlam ve manası yorumcu sırtına yüklenmiş.
    Bu yönetenler niçin tercih edilmişler? Din mi elden gidiyordu, açmıydık açıktamıydık?
    Birileri çoluk çocuğumuz üzerinden planlar mı kuruyorlardı da bu planları tıkır tıkır işledi?
    Ekonomi üzerinden birileri tuzak mı kurmuşlardı? Felan fiştan…
    Birsurü hikaye yazarız, birsürü bahane üretir sebepler döşeriz.
    Bir de görünen var, canlı. Ne kadar saklasalarda lüküs hayat tayturası oynandı bir daha unutulmaz romeo ve jülyet gibi.
    Ne sular akar daha köprülerden, ne yollar tepilir dereler tepeler taşsada heyelanlar olsada.
    Ferhatın dağları delmesi aşktan sa, tüneller delikler açılması neyin sevdasından yazacaklar gelecekte acaba?
    Konuşanlar şunu yapacam bunu yapacam deyip duruu.
    Konuşup ta sesini mi duyuramayanlar! var ki ne dediklerini de, ne yapceklerini de bir biz birde hiçkimse bilemiyor? Varsa yoksa şikayet.
    Size ne benim oranımdan, ölçümden?
    Siz bence bu basit işlere kafa yormayın bu adalet terazisinin kefesine ne koyacaklar, ne tartacaklar doğrumu tartacak kantar ne tartar bunları bize bildirin derim. Kim ne yapacak, kin ne yapılmasını istiyor, kim ne yapılmasını istemiyor. Ne hayırlı olur, ne kötü dür?
    Sayın yazar bu günkü yazısında yine mükemmel özet geçmiş. Gerisi havale Allah’a.

  14. Erdoğan doğalgaz müjdesinden sonra şimdi de ıslahat müjdesi verdi. Doğalgaz için şöyle demiştim. “Yok öyle yağma! Ne zaman gaz çıkartılır, borular döşenir ve gazın ekonomiye katkısını görürüm o zaman takdir ederim”. Aynı şey ıslahat müjdesi için de geçerli.

    R.T.Erdoğan bitti artık. Müjde satarak iktidarda kalmaya çalışıyor. Heryere beton binalar dikip Beton Recep ünvanını almıştı. Muhtemelen 19 Kasımda MB hatırı sayılır bir faiz artışı yapacak ve Faizci Recep ünvanını da alacak. Henüz gerçekleşmemiş geleceğe yönelik müjdeleri nedeniyle Müjdeci Recep ünvanı da eklenecek.

    Bu ünvanları Recep parantezine alıp yazabiliriz: (Beton + Faizci + Müjdeci) Recep

    Veya bu ünvanları üç ismini de kullanarak yazabiliriz :

    Beton Recep , Faizci Tayyip , Müjdeci Erdoğan

    Kimse kusura bakmasın. Ne ekersen onu biçersin. Bu kural dinen de caizdir.

    • dini bu işlere karıştırmasak iyi olur sayın Mim hocam. zaten ALLAH vermiş, bize lüzum yok. bu kesim beton kemal diye çok alay ediyorlardı, o benzetme kendilerine yapıştı. haşhaşi dediler kenevir güzellemeleri yapan onlar oldu. başka neler neler. çok ibretlik bir durum gerçekten.

    • Beton + Faizci + Müjdeci + Rekorcu, İstifci) Recep
      Mim kardeş rekorcu’yu ve İstifci’ yi unutmuşsunuz 10 kişilik húcrelere ay pardon malik hanelere olacakt’i 20 30 kişi istifliyor, mahkum sayısı’ni yüzde 100 artırma
      rekoru + Bebek ve lohusa mahkum saysında Adem AS dan bu tarafa gelmiş geçmış DİKTATÕRLER eline su dõkemiyecek bir rekor sahip biz Dúnya ve Ümmet liderimizle Gurur Duyuyoruz.
      Bir rekor daha ekleyeyim Yalan ve oyun kurma rekoru, burda keseyim
      bu konuda hakkını yemiyelim çünkú Trump onun eline su dõkemez.

      Üf be sabah sabah yoruldum en iyisi recep efendiyi rekorlari ile baş başa bırakalım, zaten cebinde cennet anahtarlari’de mevcüt yaşadíkca dúnyada unutulmayan rekorları sayesinde Ahirette de rekorlar kırmaya devam eder.

      • Nurdan hanım!
        Anladım kadarıyla inançlı birisiniz. Her anlamda.
        Ben ilahiyatçı değilim.
        Küresel konjonktür açısından, Enbiya suresi 95.ve 96. ayetlere dikkatinizi çekmek istiyorum.
        Trump’ın seçilmesi ve Brexit olayını da bir kenara not edin.

        • Y.K bey! Elehdulillah kendimi idare edecek kadar dini bilgiyi öğrene bildim.
          Kur’an’ı Kerim’in İngilizce meâlerden.
          Tüekçe ile aralarínda çok fark var genelde İngiltere kaynakli mealar Arapcaya daha yakın.
          Trump hakikaten Dünyanín en tehlikeli ve en yalancı insani.
          Buna rağmen bizdekilerin eline su dõkemez. Yalnış anlaşílmasín çevresi ve Ailesindeki dürüstler’ den
          Ablası Yiyeni ve ABD halki sayesinde

          • Bahsettiğim ayetleri ayrıca ve özellikle irdelemenizi naçizane istirham ediyorum.
            Sayın Bernar’ın da dikkatini çekmek isterim

  15. re-form yeniden şekil/form vermek demek,
    bir şeyin yeniden form kazanma kabiliyeti ne kadar esnek olabilir? hele bu devlet kurumlarıysa.
    gelir dağılımı gibi, ekonomi gibi, adalet gibi konular bozup bozup hadi yeniden şekil verelim denebilecek konular mı???
    hele ehil ellerde değilse, işimize gelen mantığı varsa, bu durumda yeni form versen ne olacak???
    seçmen çaresiz, ideolojik olarak akpnin ve özellikle erdoğanın söylediklerine inanıyor, çünkü duymak istediğimiz herşeyi söylüyor, ama olmak istediğimiz şeyler gerçekleşmekten çok ama çok uzak olduğu için yaptıklarına bakmamayı tercih ediyor, ve tabi 18 yıllık bir iktidarın devletin sonu gelmez imkanları ile yaptığı, çoğu yıllarca torunlarımız tarafından ödenecek icraatları nimet sayıyor. kuşkusuz 18 yıl oturacak değil, saygıyı hak eden, bizleri memnun eden işleri var elbette lakin yekün denen bir de şey var. siz işlerinizde bazı kalemlerde kar edebilirsiniz ama toplamda kar olmak zorunda değil mi? zarar eden kalemler toplamda da zarara neden oluyorsa fesi öne koymak gerekmez mi?
    cumhuriyet tarihinde devlet teşekküllerinin çoğu bu 18 yılda satıldı, 18 yıl vergi topladı, toplam gelir rakamları sağda solda var biliyorsunuz, şimdi kasada pek fazla para kalmadığı söyleniyor. re-formun önemli bir nedeni de bu biliyorsunuz…peki bunca para ne oldu? hizmetler havaalanları, otoyollar, hastaneler yaptı falan desen, yap-işlet-devret ile yapıldı, parası ödenmedi derim. personel ve emekli giderleri desen devede kulak derim, kamu giderleri desen öbür kulak derim, diğer yatırımlar desen devede kafa derim, savaş giderleri var, kabul
    yine de devenin kalanı nerde? bu hepimizin sorması gereken bir soru çünkü re-form açısından nasıl bir beklenti içinde olmamız gerektiği ile son derece yakından ilgili. paranın nasıl harcandığının hesabını soracak bir yer yok bu ülkede, sadece sandık.
    ekonomi ve hukuk yani,
    para ve adalet.
    ne yazık ki en çok zarar gören alanlar oldu. şimdi kalkmış birileri düzelteceğiz diyor. öyleyse bu işi bilenlere devret, sen sistemi uygula. korona ile mücadele de ilk dönemde bir tıp kurulu toplandı, nispeten başarılı bir sonuç alındı. şimdi ne durumda bu kurul, hala tavsiye veriliyor mu, verilen tavsiyelere uyuluyor mu bilmiyorum, sonuçların ağırlaşması bu durumla ilgili olabilir mi bi bakmak lazım. depremde binası yıkılmış, altında 20 kişi kalmış, ağır cezada yargılanmış isimler cumhurbaşkanı danışmanı olacağına, şimdi ekonomi düzelecekse bu ülkenin değerli ekonomistleri var, kur bir kurul, tavsiyelere uy. ekonomi rahatlasın.
    bu arada en önemli konu rahatlayan ekonominin kimin cebine gireceği meselesi.
    benim seçilmiş hükümetle, seçilmiş lider ve siyasilerle hiçbir sorunum yok, bir öfkem bir sıkıntım yok, halk kimi seçmişse kabul ederim, doğru bulduğum işlerini desteklerim, yanlış bulduklarımı ise yazdığım tek yer olan fehmi beyin sitesinde dile getiriyorum. eleştirmek temel bir haktır, yalan ya da yanlışlık olmadığı, yanıltma ve provoke etmek amacı taşımadığı sürece, bunu bir vatandaşlık sorumluluğu olarak görüyorum.

    • Didem hanım şu
      «kamu giderleri desen öbür kulak derim» ifadenize bakılırsa kamuda israf falan yok öyle değil mi?
      «paranın nasıl harcandığının hesabını soracak bir yer yok bu ülkede, sadece sandık.»
      Sandıktan başka hesap soruculara ihtiyaç duymanız seçmenin siyasi tercihlerini beğenemiyor oluşunuzdan mı yoksa bi tür imf hasretinden mi kaynaklanıyor?
      Yoksa hanımefendi koskoca sayıştayı görmüyor mu? Saygılarımla

      • imf düşük faizle ülkelere teknik ve mali destek veren uluslararası bir fon. işin sıkıntılı yanı nasıl ödeyeceksin, ne zaman ödeyeceksin ve en sıkıntılı kısmı nereye harcayacaksın bilmek ister, kontrol etmek ister, üstelik kontrol eder, heyetler gelir, gider yani hesap vermek zorundasındır.

        uluslararası bazı özel bankalar ve bankerler de var. imf yerine buralardan para almak ta mümkün, tabii ki yüksek faizle… yani normalde bankaların verdiğinden daha yüksek faizle… ama işin iyi tarafına bakalım nereye harcanacağını pekte bilmek istemezler, kontrol etmezler…heyet yollamazlar…hesap vermek zorunda değilsindir…
        anlatabildim mi?
        saygılarımla.

        • Didem hanım imf uluslararası bir hayır kurumu ya da insani yardım örgütü fian değil küresel sömürü düzeninin haciz ve tahsilat bürosudur!!!

    • Didem hn yekünde zarar nasıl oluyor ?
      Yapılan işlerde tabiki hatalar var kabul bunu inkar eden kör olur .
      Fakat toplama bakalım . Bugün yurt içinde ve dışında otobusten daha ucuza
      uçakla seyahat edebiliyorsunuz. Türkiyenin heryerine çift şeritli yollar ile seyahat
      edip trafık kazalarından yüksek oranda kurtulduk ( Bu bir kazanç değil mi ? )
      Ülkenin herşeyini sattılar doğru satılmasaydı şimdi çok daha perişandık.Kardemir i
      1 ( BİR ) TL ye işçilere sattılar şuan üretim yaparak ekonomiye katkı sağlıyor
      ya satılmayıp borç hanesini kabartsaydı. Elektrik idareleri satıldı oralarda nekadar yuksek birim maliyetle çalışan işçileri bilseniz neden daha önce satmadılar diye hayıflanırdınız.
      Bir çok yap işlet proje si yapıldı bunların içinde fzibıl olmayanları var elbette fakat 3 sene sonra bir yavuz sultan selim köprunuz olacak oldukça fizibıl.Benzerler çoğaltılabilir.
      Artı eksi kumülatif hesap yaparsanız artıların daha fazla olduğunu görürsünüz.
      Seçmen çaresiz doğru tutunacak dal arıyor o dalın kırılmaması gerekiyor.

      • selamlar ahmet bey,
        yapılan işlerde hata var meselesine gelelim
        şimdi günde 3-5 sigara içersen bu hata olur, ama günde 3-5 paket içersen bunun adı hata değildir, durum bu kadar basit değil.
        1970 yılında otobüsten ucuz uçakla seyahat etseydik belki bir anlamı olabilirdi, ama 2020 deyiz, insanlığın 100 yılda aldığı mesafe artık 1 yılda alınıyor, kuantum bilgisayarlar kullanılıyor, uçağa binebiliyoruz diye sevinmeli miyiz gerçekten???
        kamu teşekküllerinin zarar edeni vardı, etmeyeni vardı, çoğu satıldı. arpalık olarak kullanılmasaydı hiçbiri zarar etmezdi, satılmalı satılmamalı meselesini geçtim zaten ben halkın cebine ne girdi onu soruyorum. en pahalı et yiyen, benzini teknolojiyi en pahalı kullanan, araba alırken en yüksek vergiyi ödeyen bir ülkenin vatandaşı olarak soruyorum. bence sende sormalısın.
        yap.işlet devret ile ilgili işlerde asıl sıkıntı maliyet meselesi.
        mesela bir yorumcu arkadaşın talebi üzerine yazdığım yorumumu aktarayım
        şehir hastanelerinde yatak başına düşen kapalı alan avrupa ya da abd de yapılan modern hastaneler için tercih edilen kapalı alan miktarından yaklaşık yüzde 40 daha fazla,
        yani,
        bir hastanenin gerek yapım gerekse de hizmet sunumu maliyetlerini yükseltmek için bulunabilecek en etkin yol tercih edilmiş.
        enteresan değil mi???
        bakanlığın açıklamasına göre şehir hastanelerinin 1 metrekaresinin 848 abd dolarına, 1 yatağının ise 243.3 abd dolarına mal olacakmış. üstelik bu hastaneler gittikçe yükselen dolara endeksli hizmet alım garantili özel işbirlikli anlaşmalar ile yapılıyor.
        10 şehir hastanesine sadece bu yıl 10.4 milyar lira kira ve hizmet bedeli ödenecek. sadece bu parayla devlet 10 hastane yapabilirdi.
        onlarca hastane parasına bir hastane…
        onlarca hızlı tren parasına bir tren…
        onlarca uçak parasına bir uçak yapılıyor.
        verimlilik problemi başka bir sıkıntı onu da yakın gelecekte daha net göreceğinizi tahmin ederim.
        yekün de artıların daha fazla olduğunu düşünüyorsanız, hesapları siz tutmayın değerli yorumcu arkadaşım, bir muhasebeci tutun, yani işi ehline verin, kar zarar tablosu netleştiğinde sonuçlar beni üzdüğü kadar sizin güzel gönlünüzü de üzebilir.

        • Didem hn şehir hastanelerinin ilk yapılan sözleşmeleri oldukça hatalı kabul ediyorum fakat ilk 5 den sonrası ise ehveni ser bedellerle yapılıyor.Yukarida belirttiğiniz değerler de hatalı yurt disinda benzer hastanelerin M2 birim fiyatları minimum 1200 ila 1800 USD arasında değişmektedir.Boyut büyüdükçe maliyet azalıyor.Maalesef hatalı projeler yokmu var elbet örneğin Çanakkale köprüsü çok ciddi maliyet hatalarıyla yapılmaktadır.Bir Çanakkale olarak projeye karşı cikmisimdir.Buralarda maalesef en büyük sorunumuz devlette yeterli teknik düzeyde personel bulunmamasından kaynaklanıyor.Ozur dileyerek en çapsız beceriksiz elemanlar devlet dairelerinde istihdam edildiği için maalesef hesaplar yanlış yapılıyor.Bunu birtek Rahmetli Özal sözleşmeli personel alımını gerçekleştirerek kırmak istedi fakat sonra proje kadük oldu.Tum memurlardan özür dilerim fakat gerçek bu.

  16. “15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle işlerinden olan, özlük hakları alınan insanlara hakları iade mi edilecek? Darbeyle ilgileri bulunmadığı, vaktiyle sempati duydukları grupla ilişkilerini adı darbeye karışınca kopardıkları halde, elek çok geniş tutulduğu için, ‘darbeci’ damgasıyla yargılanıp mahkum edilmiş kişilere af mı gelecek? Sefil ve perişan olmuş insanlar, parçalanmış aileler, bunların çoluk çocukları nihayet rahat nefes mi alabilecek?”

    Bunların olması için reisimizin kripto mhp lilerden kurtulması gerek. Bu olumsuz gelişmelerden en çok kendisi rahatsız. Bunların böyle olmasını kendisi hiç istemez. Perde arkasında kim bilir neler olmuştur. Gemileri yakıp sineyi millete dönse onu kimse yıkmaz mıgo

  17. Sn Koru halen bir partiye % 30 35 oranında destek var ise bunu oturup düşünmek lazım . yenisini iyisini ikame edene kadar mevcut ile idare etmekten başka şansı yok bu insanların . Çok aykırı gelebilir ve asla karşılaştırma anlamında yazmıyorum fakat şunu bir düşünün SADDAM diye bir diktatör vardı IRAK ta ne oldu demokrası gelecek diye adamı asıp binlerce yalan la alaşağı edip idam ettiler sorun bakalım şimdi Iraklılara hangi dönem daha iyi bir diktatörün yönettiği ülke mi ? yoksa kaosun anarşinin yönettiği ırak ı mı tercih edecekler?
    Gelelim ÜLKEMİZE halk iyi yapılanı da görüyor kötü yapılanı da görüyor.halk nezninde halen kredisi bitmedi AKP ve Sn Erdoğan ın çünkü biliyor aksi durumda ülke kaosa sürüklenecek. Peki ne yapmalı herşeyi Sn Erdoğandan mı beklemeli . Tabi ki baş sorumlu Ülkeyi yönetendir ya insanımız cüzdanı ile vicdanı arasında sıkışan hakimlerin verdiği yanlış kararlardan onlar sorumlu değil mi . Ülkede deprem gerçeği varken binayı güçlendirmek yerine boyayıp süslemeyi tercih eden Halkın suçu yok mu ? Rüşveti alan kamu çalışanının suçu yok mu ? Asgari ücretle geçinemeyip çocuğuna son çıkan cep telefonunu alan babanın suçu yok mu ? VS.. vs.
    Evet ülke sıkıntılı biliyoruz altımızda 50 bin tır silaha sahip olmuş bir PKK sorunu varken
    Geçmişte kaybettiğimiz petrol bölgeleri gibi Akdenizden bizleri çıkartmaya çalışan ölü soyucu batı varken bu sıkıntıları çekmek zorunda kaldık.
    Peki çözüm : başkan olmaya cesaret edemeyen Kılıçdaroğlu mu ? Yoksa adı her mekan ve zeminde geçtiği halde tek kelime edemeyen SN Gül mü ? Geçmişte yenen her haltın sorumlusu olup partiden öyle veya böyle uzaklaştırılınca Bülbül kesilen Sn Davutoğlu veya Babacan mı Kurtaracak bizi ? Soruyorum
    Halk 2023 e kadar şans tanıyacak Erdoğan A oldu oldu olmazsa elbet bir çaresi bulunacak .Can çıkmadıkça ÜMUT BİTMEZMİŞ.

    • evine ekmek götürmekte zorlananların çocuğuna çok zorlanarak cep telefonu alması kadar doğal bir şey olamaz. çünkü cep telefonu okul çocukları için ekmek su kadar ihtiyaç Ahmet abi. bu gün cep telefonu en ekonomik öğrenme aracı. 500 lira verip aldığınız bir android telefon dünyanın en büyük kütüphanesi, hem de her an elinin altında. o telefonla her konunun uzmanlarını, her dersin en iyi öğretmenlerini dinleme imkanı sunuyor. üstelik okulların öğrenemediği yabancı bir dili sadece cep telefonuyla öğrenenlerin sayısı oldukça fazla. yeterki çocuk nasıl kullanılacağını bilsin.

  18. «2017 yılında yapılan referandumla geçilen ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ bunların hayata geçirilmesinin önündeki en önemli engel.»
    demiş sayın yazar, bize de geçmiş olsun demek düşer; artık geçirilecek başka hayatlara bakmak lazım.
    Mesela karşı çıkılan başkanlık sistemine rağmen utanmadan seçimlerde bir de başkan adayı çıkarıp sonuna kadar dişediş gözegöz yarışalım, sonra da oylarımız çalındı diyerek ortalığı velveleye verelim!
    Muhalefet dediğin mutlaka omurgasız ve haysiyetsizce mi yapılmalıdır didem hanım?

    • muhalefeti konu edindiğim yorumlar sitede mevcut sayın gayret, bakabilirsiniz. muhalefetin üzerinde yeterince durdum, şimdi biraz iktidar cephesine bakalım neler oluyor değil mi???

      • mesela,
        belediye seçimlerinde kaybedince oy sahtekarlığı var diyerek ortalığı velveleye veren, gücünü seçimleri yeniletmek için kullanan, sonra çok pişman olan iktidar cephesine bakalım.
        omurgasız ve haysiyetsizce yapılan her iş te zarar var değil mi???

  19. Reyiz ; malum olduğu üzre ‘çıraklık ,kalfalık, ustalık ‘ dönemlerinden sonra şimdi ustabaşılık dönemini yaşıyor . ‘Ekonomi ve hukuk reformları yapacağız ‘ dediğine göre demek ki akıl yeni başa gelmiş ! Eyvaaah biz bir 18 sene daha mı bekleyeceğiz , yandık ki ne yandık !! Baki selamlar

  20. Fehmi bey! TC başkanına haksızlık ediyorsunu! 15 Temmuz uğursuz darbe girişimi değil o darbe Erdoğan için Allahın bir LÜTFÜ… olarak Tarihe geçti
    siz halen daha girişim diyiyorsunuz.

    “Darbeyle ilgileri bulunmadığı, vaktiyle sempati duydukları grupla ilişkilerini adı darbeye karışınca kopardıkları halde,”

    Bu darbe seneryosunu kim yazdi ise zerre kadr kafası çalişmiyormuş.
    Nedenine gelince Dünyada hiç bir devlete inandıramadılar.
    Ve rezil kefaze oldular.

    Ben Kanadaya 1998 Haziranında geldım, ve bir tane dahi Cemaat mensubi
    İle karşılaşmadım.
    Sadeca rahmetli Mustafa amca vardı fakat oda camaat mensubi değil sempatı duyan birisi’idi.

    ABD Washington Eyaletinde’de öğleidi Microsoft’ta çalışan Üniversiteyi okurken onların evlerinde kalmış 2 kişı vardı.
    2003 sonunda Türkiyeye gittim 2004 Haziranında geri dõndükten bir kaç ay sonra Vancouver diğer eyalatler Karadenizli İmamlar ve Devlet bursu ile okuyan öğrencilerle doldu.
    Seattle’la ben Türkiyeye gitmeden akın başlamıştı.
    Dõndükten sonra ilk işim oğlumu ve gelinimi onlardan uzaklaştırmak oldu, zaten oğlum sevmiyordu fakat hanımı Türkçe öğrensin diye toplantılarına katılıyordu.
    Gelin onlardan Türkçe değil
    Kaynana Düşmanlığı öğreniyordu.

    Türkiyede banka asyanın önünden geçenlerin dahi sülalelerini kuruturlarken Ne hikmetse burdaki İmamların Aileleri ana babaları her yaz Türkiyeye gidip geliyorlar. Kimse onlara dokunmiyor.

    Allahın Karadenizlilere Lütfu olduktan sonra binlerce Karadenizli buralarda sığınma hakkı aldı.
    O darbede nasıl bir hikmet vardi ise Kanadada bir aile 10 sene uğraştı oğluna kanadaya gezmek için dahi vize alamadı, darbeden bir hafta õnce 3 çocuğu ve eşi ile Kanadaya gezmeye geldi. Darbe olur olmazda oturum aldı.
    Yeterki Karadenizli bir hemşerin olsun size diplomat pasaportu dahi verir ve istediğiniz ülkeye rahatlıkla gidersiniz.

    ABD Karadenizlilere vize vermezken AKP ihtidar olduktan sonra o sorunlaride kalmadı.
    Hemşeri dediğin böyle olur.

    Bizim millet, yalancıları çok sever ve siyasetciler içinde canlarını verirler.

    Bazılaride tam cahiller kabadayısı.Tek kelime İngilizce bilmeyen Fetullah Güleni CIA ajan yapiyorlar. Country Intelligence Agency
    Nediyelim AKP milleti öğle bir duruma getirdiki, Dünya Küçüldükçe bizimkiler cahilleşiyor.

    • Nurdan abla hoş gelişler ola! Tek kelime bilmeyen elemandan cia ajanı mı olurmuş diyorsunuz da; heralde dersane öğretmenliği ya da mütercim tercüman kadrosuyla filan karıştırdınız işi… öptüm

      • Teşekúrler, Ha Gayret! Ben bir úlkeye gezmeye dahi gitsem o úlkenin õnemli olan kanunlaríní okurum.
        CİA , FBİ ve diğer 15 tanesi’de dahıl! Ajani olmak için ilk aranan ABD vatandaşlíğı…!!!!
        Yalnış hatırlamiyorsam 2008de Gúlenin oturumu bittmiş ve ABD den çíkmasí gerekiyormuş, tedavisi için geçici oturum almişlar.
        Tekrarda oturum vermiyorlarmíş.
        O zaman Kanada Húkúmeti bize gel demişti, ondan haberim oldu.
        Daha sonrada şimdi inlerine giren reis torpil yaparak işini halketmiş onuda gene basından duydum.
        Bu site sayesinde Yurdumun hem çok değerli hemde çok cahillerini yakíndan tanıdím.
        Caheltin õrneği ortada, Dúnya lideri Devlet başka kimseyi bulamamış Gúleni ajan yapacak.
        ABD nin ajanlar değil maşalarí gúzel yurdumu Batírdí.
        Size tavsiyem maşalara ateş olmayín. Eğer vatani seviyorsanız bu vatani bu maşalardan kurtarín.
        2002 2007 Adelet ve Kalkínma Partisi 2008 -2013 Aldatanlar ve Kandíranlar Partisi
        2014 2020 Al Kal Partisi olmasína rağmen halen daha bunlari savunanlar ve bunlara inananlar olan bir ülkede yaşayan Dürüst insanlara Allah yardím etsin ve edecektir.de yeterki biraz daha sabirli olsunlar.
        Bak kardeşim bu sitede hiç duruşumu değiştirdimi? İflas ettirenleri savunanlar’dan Niceleri geldi niceleri geçti.
        Hoşca kal Kardeşim.

  21. Zor, hemde çok zor… Bunca gücü eline almışken bundan vazgeçmek zor. Ülkemizde zaten sorunun büyüğü yasalarda değil, o yasaları doymak bilmeyen egoları için yontan güç sahillerinde ve o güç sahillerine tapar gibi başımıza çıkaran biziz..

    • Karafer arkadaş, siyasi partiler ve seçim kanununu şöyle bir gözden geçirirsen sorunun büyüğü nerdeymiş belki biraz zihnin açılır! Ondan sonra yine kime tapıyorsan taparsın…

      • sorunun büyüğü bir adamın iki devletin başı olması;
        1. normal devlet yani TC; bu devleti tüm kurumlarıyla kendine bağladı: Erdoğan holding yaptı.
        2. devlet içinde paralel bir devlet kurdu ve devlet holdingi bu paralel devlet aracılığıyla kendi istediği gibi yönetti, yönetiyor.

        mesela vitrinde olan, herkesin adalet bakanı zannettiği Abdulhamit Gül var. paralel adalet bakanı Berat Albayrak ve onun troll grupları. Abdurrahmanlar siyasi zemini hazırlıyor Adalet bakanı Berat albayrak’ın adamları Erdoğanın istediği gibi karar veriyor, sonra Abdurrahmanlar Erdoğandan aferin alıyor. her şey gözümüzün önünde yaşanıyor her şeyi ulu orta yapıyorlar kimseden de korkmuyorlar. bir tek sokaktaki gariban İbrahim vatandaştan korkuyorlar doğrulardan ibaret iki cümle söyledi diye hapse atıyorlar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız