Seçimlerine şaibe düşürmeyen ülke bilinen Türkiye bir aydır itiraz tartışmalarıyla sarsılıyor. YSK’ya teklifim var…

84

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyeleri önlerine seçimi yenileme beklentisiyle getirilen itirazları görüşmeye değer buldukları için görüşüyorlardır; herhalde görüşmeye değer olmadığına inansalar gündemlerine bile almazlardı.

Üyelerin hemen hepsi son birkaç seçimde yine aynı görevdeydiler ve şimdi önlerine getirilen itirazların benzerlerini daha önce ‘görüşmeye değmez’ olarak değerlendirmişlerdi.

YSK kendi kurallarını kendisi koyabilen ve döneme göre gerektiğinde içtihat da değiştirebilen bir kurum.

Verdiği kararların herhangi bir temyiz mercii de yok. Kararları kesin.

Her seçimde çöp kutularında oy pusulaları bulunur, tutanaklarda oyların bir partiden diğerine oy kaydırıldığı türü itirazlar taraflarca yapılır ve hemen hiçbir itiraz İstanbul gibi bir ilin seçiminin yenilenmesi sonucunu getirmez.

İtirazlar ne kadar ciddi ve ele alınmayı hak ediyor olursa olsun…

İtirazlar gerçekten ciddi mi?

1950’lerden beri -çocukluk günlerimde bile- seçimlerle ilgilenmişimdir; şimdiye kadar itiraz edilmemiş tek bir seçim hatırlamıyorum. Aklımda geçmişte İstanbul’da seçimin yenilendiğine dair hiçbir izlenim yok.

Genellikle itirazı muhalefet partileri yapar, çoğu kez beşeri hatalarla ilgilidir itirazlar; küçük yerleşim birimlerinde birkaç oy farkla elde edilmiş kazanımların sayımda hata yapıldığı için bazen yer değiştirdiği olur, ama işte o kadar…

Bugüne kadar 1950 sonrasında seçimlerine kuşku ile yaklaşılmamış olmakla övünen bir ülkeydik. Bizde son 70 yılda seçimler üzerine şaibe gölgesi hiç düşmemiştir.

Şimdi ise, YSK, İstanbul seçiminin yenilenmesiyle sonuçlanabilecek itirazları ciddi ciddi inceleme ihtiyacı duyuyor. İtirazı yapan iktidar partisi ve itirazın konuları seçim güvenliğiyle ilgili.

Yani, hükümetin yönetimindeki bürokrasiden kaynaklanan yanlışlıklar…

İlk verilere göre, seçimi kazanan, muhalefet partisinin adayı; itiraz edilen konular muhalefetin kotaracağı türden usulsüzlükler değil, buna karşılık sonunda seçimin yenilenmesi kararı alınacaksa, bundan zarar görecek olan muhalefet partisi ve adayı…

Sandık müşahitlerinin kamu kurumlarından insanların gözetimine verilmesini sağlamakla görevli olanlar bir hata yapmışlarsa, hadi diyelim böyle bir durum varsa, bu hatanın ceremesini muhalefete -ve tabii seçmene de- yüklemenin bir mantığı olabilir mi?

Tuhaf değil mi sizce?

Karara varmanın neredeyse bir ayı bulması da dikkate alınmalı.

İşlerini ciddiye alan ve önlerine getirilen itirazları titizlikle değerlendiren bir kurula sahip olduğumuz için herhalde sevinmeliyiz. Ancak bu sürecin bir aya uzanması günümüzün teknolojik şartlarında biraz garip kaçıyor.

Daha da önemlisi, her geçen gün, Türkiye’de seçimlerin sağlıklı yapıldığı ve hiçbir zaman güvenliğinin tartışılmadığı iftiharını boşa çıkartıyor.

YSK’nın baskı altında bulunduğu ve vereceği kararın baskı sonucu olacağı yolunda iddiaları seslendirenler bu arada çıkabiliyor. Ben daha ilk günden itibaren, içinde yer aldıkları yargı kurumlarının en güvenilir unsurları oldukları için özel olarak YSK’ya yönlendirilmiş kıdemli hukukçulara güvenilmesi gerektiği görüşünü ifade ettim.

O görüşüm aradan geçen bir aya yakın süre içerisinde değişmiş değil. Çıkacak sonucun kurul üyelerinin vicdani kanaatlerini yansıtacağını, hukuk dışına çıkılmayacağını düşünmeye devam ediyorum.

Ancak etraftan gelen eleştiriler de dikkate alınmalı.

Şeffaflık YSK’ya da yansımalı

Dönem ‘şeffaflık’ dönemi. Baksanıza, Ankara ve İstanbul’da göreve başlayan yeni seçilmiş belediye başkanları belediye meclisi çalışmalarını kamuoyuna açık hale getirdiler; canlı yayınlanıyor görüşmeler ve isteyen TV kanalları da çekim yapabiliyor.

Acaba YSK da döneme uysa ve konuları tartıştıkları oturumlarını canlı yayınla izletse güzel olmaz mı?

Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerle herkese açık oturumlar arasındaki en önemli fark, ikincide her şeyin şeffaf hale gelmesidir. Özellikle sürecin uzaması böyle bir teklifin yapılmasını zorunlu hale getiriyor.

YSK itirazlarla ilgili oturumlarını şeffaflık uygulaması gereği halkın gözetimine pekala açabilir.

Sonuçta şeffaf bir biçimde yürüttükleri tartışmalar sonucunda verecekleri kararla, sağdan-soldan gelen eleştirilerin kirletmeye başladığı ortamın etkisi azalır, hatta ortadan kalkar.

Türkiye’nin şaibesiz seçim geçmişine böylece yeni ve çok güçlü bir kanıt daha eklenmiş olur.

İlk oturumlarında YSK üyeleri bu konuyu kendi aralarında görüşseler iyi olacak.

ΩΩΩΩ

84 YORUMLAR

  1. Sayın Fehmi Koru, yorumlar kısmını kaldırsanız daha iyi olacak sanırım. Birileri havuz medyası ağzıyla yazıyor başka birileri de onlara laf yetiştirmeye çalışıyor. Bu durum daha önemli bilgilerin ve görüşlerin ortaya çıkmasını engelliyor.

    Eğer yorumlar devam etsin diyorsanız naçizane bir önerim olacak. Yorumu cevapla butonunu kaldırın, bir de isim vererek bir yazara cevap veren yorumları yayınlamayın. Herkes sadece konu hakkındaki kendi görüşlerini yazsın. Saygılarımla.

  2. Bernar bey merhaba!
    Bu sitede en fazla okunan ve yorumlari ile siteye renk katan ve beğenilen yorumcular arasinda size ve Hamza beye saldirmalarinin sebebi sizleri biktirip susturabilmek.kendilerine kadın süsü vererk ellerine verilmiş bir kalemden çikan cahalet ve kin kusan yazilar ile birlikte YAZARIMIZ da dahil her yorumcuya saldirarak susturabileceklerini umuyurlar.
    Onlarin anliyacagi bir dille cevap vereyim AVUÇLARINI YALARLAR.
    Bu ne yaho insanda biraz utanma olur! Galiba ben iyice şaşırdım!
    Erdoganin emırerleri 24 saat bu sitenin bekçiliğini yapiyorlar.

  3. Ne o yahu uzun uzun?!
    Cebelleşme, atışma,
    Vaktiniz bolsa sizin,
    Yok mu biraz yatışma?!
    Bu, izafiyet çukuru,
    Haydi çıkın yukarı!
    Kimden aldınız izin,
    İşiniz yok mu sizin?
    Bernar bey bıraksana!
    Valizi hazırlasana!
    Durup durup haykırma,
    Uçağını kaçırma!…
    Seni “yolcu” atadım,
    Besmeleyle at adım,
    Hollanda’ya varırsın,
    Oradan da yazarsın!
    ……..

    Kim de demiş, ne demek iştemiş. Takibi zor. Tabiki zor, beynin kıvrımlarında kaybolabiliyor meraklı insan. Bazısı çıkmaz sokak. .. Bundan böyle çok uzun yazıların önünde işin özünü anlatan iki paragraflık bir özet olsun… maksat ve kritik bilgi burada bulunsun. Bu okunsun… Veya benim geçen de bir örneğini verdiğim gibi, nokta nokta. Aksi takdirde, belki de kritik noktalara gelemeden uzun uzun okurken rehavet çöküyor, bırakıyor insan…. Hakemlik kolay iş değil!

    • Sayın h.k. “su üzerine yazı yazmak” mantıksız falan diyordun ama bakıyorum ilk denemeler sonuç vermeye başlamış bile:) eğer su üzerine daha fazla okumak istersen fuzulinin su kasidesi filan vardır(hayır kasesi değil:) hem şiiri zaten seviyorsun…

  4. Ben kıdemsiz bir yorumcu olarak yazıyorum, aynı zamanda yorumcuların görüşlerine değil (ki birçoğuya endişelerini paylaşıyorum) dar bakış açılarına da muhalifim. Yaşım itibarıyla evveliyatını bilemiyorum sayın yazarın sadece 30 yıldır takipcisiyim. Sanırım birçoğu da benim gibi ki çoğunluk benden büyük ve daha eski takipçidir. Bu itibarla sayın yazarın sanırım 2012 yılındaki geniş açıyla başlayıp gittikçe daralan bir açıyla sürdürdüğü ve nihayet 180 derecelik açıya ulaşan dönüşünün sebebini bu günlerde daha çok merak eder oldum nedense! Kimse yanlış anlamasın asla muhalif duruşuna yada kime muhalif olduğuna değil sözüm. Bir çok endişesini paylaştığımı yinelemeliyim. Fakat ne olduysa olayları doğudan batıya kuzeyden güneye küresel bakışla irdeleyen sn Koru o zamandan bu zamana olayları sırf Türkiye mihenginden irdeler oldu. Bunu garipsiyorum doğrusu. Örneğin beklenen bir adım “sudandaki darbe sonrası sevakin adası” ile ilgili bir cümle yada yorum bekledim kendisinden. Yanlış anlaşılmasın bütün meseleleri “dış güçlere” bağlasın demiyorum elbette. Fakat dışarda olan bitenle ilgilenmemesi de garipsenir doğrusu. Kendisi sadece Türkiyede değil dünyanın önemli ülkelerinin çoğunda “en büyük kişisel file servere sahip gazeteci” olarak tanınır. İngilizcesinin iyi olmasıyla bilinir. Üstüne üstlük her dönemde birşeyler değişirken, bizlere yeni dönemle ilgili küresel bazda yorumlar yapar yol gösterirdi. Şimdilerde pek birşey göremiyoruz kendisinde. İlgi alanını mı değiştirdi nedir. İsrarla tekrar ediyorum bahsettiğim şey asla durduğu yer değildir. Ondan beklenmeyen yanılgı ise Türkiyede risk almayan politikacıların “Hüsamettin Cindoruk” dan öteye geçemeyecekleri gerçeğidir. Üstelik bu “risk almayan politikacı” nın Cindoruk gibi “özel” bağlantıları da yoktur. Yani geri planda etkileyebileceği ve hedefe kilitleyebileceği birileri de çok fazla yoktur. Olası “şimdilik” etkileyebileceği alanlarla bağı çok suni olup bir süre sonra zaten kendisi de o kümenin suni olduğunu farkederek ordan ayrılmayı isteyecektir. Ok yaydan çıkmıştır ülkemizde (Türkiye) sistem yahut düzen dünya kojüktürünün de etkisiyle bir yerlere doğru evrilecektir. Kadrolar değişir mi değişmez mi bilinmez. Burda devreye girmesi gereken bakış olayların nereye gideceğini öngörmeye çalışmak olmalıdır. Gazetecimiyiz bu ülkenin geleceğinin paydaşımıyız ? İşte sayın yazar ve yorumcularla açı farkımız bu. Sayın Koru’dan beklediğim bu yönde bir fikri alan açmasıdır. Ülkemizdeki en ileri görüşlülerden birinden bunu beklemek de bunca yıllık takipcisi olarak en azından beklenti düzeyinde hakkımdır diye düşünüyorum. Vesselam.

    • Yazarımız, beklentilerinizle örtüşen bir yazıyla karşımıza çıkar mı bugün yarın, kestirmek güç, Şerif Bey. Ülkenin uluslararası ilişkileriyle yakından ilgili görünüyorsunuz. Belki şu Venezüella’nın Madurosu ile yapılan altın alımı işlerinde bize fikir verici bir iki şey yazarsınız eğer önemli bir konu başlığı olabileceği fikrindeyseniz.

      Biliyorsunuz, İran’a uygulanan ticaret ambargosu nedeniyle benzer bir ilişki kurulmuştu altın üzerinden İran rejimi ile. İşin ucu, arada malı götüren Zarraf üzerinden önce Rahip Brunson’a, oradan Halk Bankası’na kadar uzanıp H. Atilla’nın başında patlamıştı.

      Benzeri bir durumu yaşamayız inşallah, diyor, kaygılanıyorum. ABD, Maduro hükümetini gayrı-meşru ilan etti kısa bir süre önce.

      Sizce tekrarlanabilir mi benzeri bir durum? Bulunur mu bir rahip daha “Neme lazım, bunu alıp elde tutalım bir tedbir olarak” diye düşünülerek?

      Saygılar.

  5. CHP’yi desteklemek sanki suçmuş gibi… O parti’de neticede bu ülkeden çıkan insanların kurduğu ve calistirdigi bir parti. Hepsi ‘bizim’ akrabamız komşumuz. Sanki bu adamlar uzaydan geldiler. Eğer kötülerse, AKP’den daha kotu degiller.

  6. Sanal alemin Gayretşahlı Romeo’ları, Münevverşahlı Jülyetleri işin şirazesinden çıktığının farkına varsınlar. Henüz daha zaman ve fırsat varken, Nurdan Hanım’dan gelen “imdat kolu”na abanabildikleri kadar abanarak, “Bunları yazan ve yazılanlara olur veren romantikler biz değiliz! FETÖcüler rumuzlarımızı çalmış bize operasyon çekiyor!” yaygaraları arasında çıkış kapısına koştursunlar. Yoksa durum “vahim”den “rezalet”e doğru gidiyor -aynı partiniz gibi! 🙂

    • tam ortasında dururken ve omurga işlevi görürken mi böyle diyorsun, herkese kibir satarken düşünecektin…benim dışımdaki site sakinlerinden özür dile gitsin, kimse sana yardım edemez.

    • Dr.safa bey artık hiç şansın kalmadı; şu benim yazdığım söylenen ve tabii ki benim yazdığım elden ele, gönülden gönüle dolaştırılan yorum metni artık sayın korunun yeni yayınlanacak kitabının arka kapağında örnek okur yorumu olarak basılır heralde; rumuzları bari kapatmayı unutmasalar:) bütün bunlar aslında hep şu neriman mıydı n.ç. rumuzlu yorumcunun marifeti..! Neymiş, ben mösyöyü kıskanıyormuşum da estek köstek…

  7. h. gayret beyin yorumunun alıntılandığı bölüm şahane idi.
    tekrarını isteriz.

    ben de rast gele girdiğim bir iki sayfadan bir iki alıntıladım
    bir zamanlar h. gayter beyin aşırı zeki mizah yeteneğine ne kadar düşkün olduğunu bilmeyen yok.

    şöyle diyordu,
    :)) Yani vallahi de billahi de iyi ki varsınız diyorum! Muazzam bir renk katıyorsunuz şu yorum sayfalarına nüktedanlığınızla! Salt bu sıradışı renkten mahrum kalmayalım diye Erdoğan’ın iktidarının iki üç yıl daha sürmesini bile içten içe istiyor gibiyim inanın! Ne yapalım, eli kulağında görünen yeni günlerde yeni partinin bir hizbini siz, bir diğerini ben desteklerim, yarenlik sürer gider

    bir diğerinde ise şöyle
    Aleyküm selam, H. Gayret Bey – *samimiyetle*
    Aklımdayken: “Ne o, ortadan sıvışmıştın bir süredir, memleket seçim sath-ı mealine girdiğinde yeniden peydah oldun, muhalif-trol olaraktan klavye başına kuruldun yine!” gibisinden neşeli bir takılma bekliyordum sizden, nedense gelmedi. Bu ikinci paragrafı ekleyerek bir davetiye çıkarmış olayım

    iyi ki varsın,
    ne dersen kabulüm,
    mezara kadar dostuz dediği çok yorum var lakin vakit bulup bakamadım. didem hanımı kıskanıyorum konulu da vardı ama aynı nedenden arayamadım..

    ne zaman eşini oğlunu kaybetmiş insanların üzerinden hamaset yüklü siyasetler başladı, ve polemikler h. gayret bey onu ölü sevici olarak tanımladı
    işler değişti,
    husumet başladı.
    bu bölümleri de zamansızlıktan alıntılayamıyoruz…

    önceki bölümleri izlemeyenler varsa küçük bir not düşeyim dedim, sözüm söz, her bölüme yorum yapacağım.

    • Hazır bindirilmiş kıtalar olarak bu kadar klavyeşör elinin altındayken gidip hep birlikte arşivlerde eşinin bulun o iddia ettiğin metnimi. “didem hanımı kıskanıyorum konulu da var”mış, lakin “vakit bulup bakamamış” Seçim bozgunundan sonra bir şeyler daha ayarını hepten bozmuş senin. Her yorumuma laf yetiştireceğine git arşivlerde eşin, o ilkokul düzeyine takılıp kalmış hayal gücü ürünü metnimi bul, gel burda bana yedir: Elini klavyeni tutan mı var? 🙂

      • A ne kadar harika yazıyorsun diyenler bindirilmiş kıta değil,
        pek çok selam,
        diğerleri klavyeşör.
        pek bi aciz oldu bu, pek bi çaresiz.
        her yorumuna laf yetiştireceğim ta ki ilkokul mezunu hayal gücün ortaya çıkana kadar. samimiyetsizliğini herkes görene kadar. insanlara saygılı olmayı öğrenene kadar. 55 yaşındaki bir adamın eline aldığı metinle sağa sola koşturmasını onu bunu çağırmasını izleyene kadar…
        kibire kibir sadakadır…

        kıskanıyor konulu mu yorum var mıymış site sakinleri karar versin..
        şöyle diyor bay bernar
        Necip Bey bir zamandır buralara uğramıyor, H. Gayret Bey. “Belki de yeni partinin kuruluş çalışmalarından başını kaşıyacak vakti yoktur. . .” diye aklımdan geçirmeye yeltensem beni alışık olduğu üzere topa tutar mısınız? Bütün dikkatiniz ve zamanınız Didem Hanım’ın yorumlarına gösterdiğiniz uzun uzun teveccühlere gidiyor, beni topa tutmayı ihmal ediyor, radarınıza giremez görünüyor ve üzülüyorum inanın

        Yorumu Cevapla
        H. Gayret 27 Şubat 2019 at 12:20
        Allah iyiliğinizi versin emi:))) artık gerisini didem hanım halleder heralde…

        • Sen bu sinir krizlerinin üstesinden gelemedikçe, günde bir düzine metin girsen bile kendini daha zor duruma düşürürsün, kızım. Daha önce söyledim burada: “Adamı kattık önümüze, yorum mahallemizin eğlenme mecburiyetinin görevlisi kıldık” diye yazdım -Doğu Perinçek’in “Erdoğan’ı önümüze kattık, mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” sözlerine örtük bir göndermeydi o.

          Adamın, yazarımız neyi konu alırsa alsın, ekranda elektronik formatta yazılmış bir kadın isminden yola çıkıp olmadık düşlere yelken açıyor, kendince o elektronik isme güzellemeler döşenerek gerçeklikten kopmuş, görevini ihmal eder olmuştu. Kendi mizahi alaycılığımla “gel gel” yapmıştım. Senin arşivlerde eşindikten sonra bulup buraya aktardığından çıksa çıksa benim H. Gayret’e yönelik bir kıskançlığım çıkar -çocukca düşlerden yakasını kurtarıp gelsin burda bizi eğlendirsin diye. 🙂

          Dilediğin sayıda, dilediğin uzunlukta laf yetiştirmeye çalış sen, itirazım olmaz. Ama A. Dilipak’ın sözünü ettiği çamur deryasına sürüklenmeyeceğimi de bilesin. İktidarınızın kepazelikleri benim konum. Becerebiliyorsan gel laf yetiştir. Oyuna gelmem: Ekonomiyi, iktidarınızın yolsuzluk arsızlıklarını, Erdoğan’ın derinleşeyen siyasal krizini, yaklaşan gidişini konuşacağız.

          Uyarsa sarıl klavyene: Tamam mı?:)

          • olmadık düşler diyecek kadar buralara tevessül edecek kadar çaresiz olduğunu görmek gerçekten acı. öfke krizlerini açıklıyor değil mi???

        • Didem Hn., Bernar Bey’i fazla önemsiyorsunuz.

          Bernar Bey tipolojisini Oğuz Atay Tutunamayanlar romanında çok iyi betimlemiştir.

          Sn Bernar bu platform sayesinde sanal gerçekliğin avantajlarını kullanarak hayata tutunmaya çalışıyor.Siz kendisini ciddiye almayınki vicdanında kendi sanal ve öznel gerçekliğiyle yüzleşip kendini tanıyabilsin.

      • sıra sizde
        şimdi siz gidin eşeleyin,
        Süleyman soylu nun yorumundan mest olduğum sözleri bulun, gelin, burda herkese gösterin.
        bir de sizin ayarlarınızı görelim…
        sizin klavyenizi tutan da yok değil mi???
        sahip olduğunuz tek şey de zaman değil mi???

        • Elele tutuşup sığlaşmanın sığ sularına çağırıp duruyorsunuz beni: Yemezler! 🙂 Ben yazacağım iktidarınızın hallerini, siz laf yetiştireceksiniz.

          • daha sığ olamazdın zaten.
            verecek hiç bir şeyin yok.
            sadece hamaset sunabilirsin.
            herkese kibir satabilirsin.
            ve yalan.
            dün İstanbul da bir kahvede garsonum dersin, sonra okulda hoca öbür gün sürgün edebiyatı.
            iktidarımızın hallerini bol bol yaz, ypg ile gizli görüşmeleri deşifre et,
            partinizin kamusal alanda savunuculuğu senin gibilere kaldı ise çok yazık olmuş doğrusu.

          • Hayır, hadi bul gel bilmem kimin beyanlarından nasıl mest olmuşuz mario? İşin kolayına kaçmadan ama..!

          • mario taksicilik yapmış, safanın babasıyla prafa oynadıkları kahvenin önündeki durakta; demek orda garsonluk da yapmış; çalışmak ayıp değil ki? Onların blogu mu ney varmış, kahve muhabbeti yazıyolarmış falan işte:) nerdeydi o karagümrük tarafında tahtaminare mahallesinde… Fatih sarmacısına da bi uğrayamadık epeydir canım nasıl tatlı çekti..:)

      • Barnar bey! Birileri kayip edeceklerini anlayinca hemen, bariştan, kardeşlikten bahs ederek duygu sömürüsü yapanlar “KURTLAR gibi KUZU”
        postuna rahatlıkla bürünebiliyorlar.
        Hatirlarsaniz Istanbul seçimlerinden umutlari kesilince burada onu uguladilar! Sizde Kuzu postuna bürünmüş kurtlari gerçekten kuzu zannederek uzatilan elleri karşılıksız birakmadıniz.
        Nasil Istanbul seçimlerinin yenileneceğini veya yenile bilceğınin sinyalini alir almaz postu çıkarip gerçek yüzlerini gösterdiler.
        Şimdi burdakiler sizin o zamanki uzatiklari elerini geri çevirmediğiniz yazilarinizi size hatirlatmak istiyorlar.

        • Yaw, şimdi kim kuzuymuş, kim el uzatmış kim kol kim bacak kaptırmış muhabbetlerinin zamanı mı, Nurdan Hanım?

          Görmüyor musunuz durumun aciliyetini?

          Gerçekten bir üzüntü hali yaşıyorsanız durumuma bakıp, bir güzellik yapın, tezelden iki üç kopyala yapıştır operasyonu çekin, alın başımdan bu çakma münevverler müfrezesini.

          Dört koldan sarmış çamur tabancalarıyla huruç harekatı çekiyorlar, siz kurt kuzu çözümlemelerine girişiyorsunuz.

          Hiç bir şey yapamıyorsanız, bana en acıklı Türk filmlerinden ilhamla, “H. Gayret çekti sana bir Perinçek operasyonu, başına sardı bu kızı, ortadan sıvıştı!” deyip gerçekleri söyleyin.

          Olmuyor yani! 🙂

          • ben bu sitede yeni yazmıyorum, 3 yıldır yazıyorum, yorumlarımın hepsi duruyor, bu sitede kimse senin kadar bayağı davranmaz, davranmamıştır, ahlaksızlığına yandaş aradın, çağırdın, kimseyi bulamadın, nurdan hanımdan medet umuyorsun, bakalım daha ne kadar batacaksın…

          • Bernar bey! Merak etmeyin bazılarının çamurlari size yapişmaz…
            Onlarin çamurlari FAZLASI ile geri döner ve kendilerini yutar.
            Ayricada size yardimci olmayi isterdim fakat, sizin benim kopilememde dahil yardimima ihtiyaciniz olacağini zannetmiyorum.. cünkü sizin iki kelime bilginiz dahi değil burdakileri bunlarin patronlari de dahil miliyonlari halleder onun için,
            Evvel Allah sizin bilginize güveniyorum.☺

            Not: Sizi genede kirmazdım TC de yasaklı sitelerde koplenecek hem İngilzce hemde Türkçe muazzam bilgiler var fakat, sansürleneceğine emin olduğum için, şimdilik dosyaya yüklemekle yetiniyorum,zamani gelince cümleler sandiktan çikaririm.
            Bilgiler, genelde Kayin Peder, Damat, saltanatları kakkinda.

            Size Kolay gelsin.

  8. Bugün, F Korunun günlüğünüde! bayram var.
    Gerçi sayları fazla değil, fazla göstermek için bayağı enerji harciyorlar….Kendi çalıp kendi oynayanlarda gene kendileri inaniyor.
    MAŞALLAH KADIN ROLU OYNAMAK İÇİN EPEYCE EĞITIM GÖRMUŞLER……
    Genede kabak gibi ortadalar.
    Bazılarını okuma gibi bir hobim yok yeni isim görünce onu okumaya başlar başlamaz hemen kim olduğunu anlayip o an okumayi bitiriyorum.

    Yalnız! benim favorim hariç….kimden bahs ettiğimi herhalde anlaşılmamıştir…!!!!!
    Favorim is! Esas H.Gayret..
    Yazdiklarini anlamadiğim için kendisini hep okurum.

    • Nurdan abla istedikleri kadar “kadın rolü yapsınlar” kimse sizin elinize su dökemez yani:) özellikle de rumuz olarak 4-5 harfli bayan adı kullanan nevzuhur arkadaşları sizinle karşılaştırmam mümkün değil! Yalnız yeliz kimdi ben onu hiç okumadım buralarda?

  9. “Efedamat” ve “Neki Bu” rumuzlu arkdaşlarıma sitem etmekten kendimi alamayacağım.

    Yaw, dostlar, yorum sayfalarımızda yeni bir AHMET ALTAN doğarken siz neyle uğraşıyorsunuz! Baksanıza “Sen ne işsin” diyerek üslubunu sorgulayıp burun kıvırdığınız seçkin yazarımızdaki şu olağanüstü ince dile ve soyutlama düzeyine!

    ” H.Gayret 25 Nisan 2019 at 15:06

    Hanımefendinin yazısı hafif mayhoş orman meyvecikleri ve böğürtlen tadında; öyle ki en güzelleri en dikenli kısımlarda asılı duran bu yaban meyvelerinin tadına bakan, suyundan içen kesinlikle bağımlısı olur. O kadar sivri ve keskin dikenlerine rağmen böylesine güçlü bir aromaya sahip olan ifadelerinize doymak imkansız. Yuvasına yaklaşan bir yılanı uzaklaştırabilmek için çığlıklar koparan bülbülün sesini ne güzel de şakıyor diye hayranlıkla dinleyen bencil bir şair gibi okuyorum belki yorumunuzu ama durum bu..:) “

  10. dün saç saça baş başa birbirine girişen mahalle kızları bugün yine kanki olmuş pencere kenarına geçmiş, sakız çiğneyerek herkesi izliyorlar. biri pencereden sarkmış gelene geçene bağırıyor,kime ne çamur atacak diğeri de bu duruma nasıl üzülüp timsah gözyaşı dökecek gelecek bölümlerde pardon yorumlarda öğreniriz. televizyonda cennet mahallesini izlememiştim ama bunu kaçırmam, bütün bölümleri izlerim, yorum bile yaparım…hatta her bölüm için ayrı ayrı.

  11. Fehmi Bey’i günün ilk ışıklarıyla okuyoruz. Ardından yorumları gün içinde ilgiyle takip ediyoruz. Her geçen gün yorum sayfası güzelleşiyor. Sayın yorumcular ortamı şenlendirmekle kalmıyor, kendi üslubuyla da elinden geldiğince sayfaya katkıda bulunuyor. Mahalle havasına da bürünmüş buralar. Eskiden Fehmi bey sitenin istatistiklerini paylaşırdı keşke yine paylaşsa.

    • Tarık Bey, kızmayın darılmayın ama söylemek durumundayım: Sitenin yorumlar köşesini övmek için tam zamanını buldunuz yani! Keşke şöye bir 20-25 dakika bekleseydiniz de aşağıdaki akıl almaz mesaj yeni gelen yorum metinlerinin arasında kaynayıp gitseydi pek fazla kimsenin dikkatini çekmeden!

      Böyle giderse, okur çoğunluğu muhafazakar insanlarımız olan sayın Koru’nun hayli okur kaybedeceğinden, hatta küçük çaplı bir ayaklanma çıkaracaklarından endişeliyim 🙂

      “Hanımefendinin yazısı hafif mayhoş orman meyvecikleri ve böğürtlen tadında; öyle ki en güzelleri en dikenli kısımlarda asılı duran bu yaban meyvelerinin tadına bakan, suyundan içen kesinlikle bağımlısı olur. O kadar sivri ve keskin dikenlerine rağmen böylesine güçlü bir aromaya sahip olan ifadelerinize doymak imkansız. Yuvasına yaklaşan bir yılanı uzaklaştırabilmek için çığlıklar koparan bülbülün sesini ne güzel de şakıyor diye hayranlıkla dinleyen bencil bir şair gibi okuyorum belki yorumunuzu ama durum bu..:)”

    • Aylık 330 bin civarında ziyareti var. Günlük 10 k (bin) gibi rakam. Mart ayı için konuşuyorum. Onceki ay yani subatta 220 bin civari. Nisan verileri mayis 5 i gibi yayinlanacak. Ziyaretin yuzde 65 i dogrudan gelen ziyaret. Digerleri google kaynakli olsada muhtemelen fehmi koru aramasi ile gelen ziyaretci. Vs. Similarweb.com ‘dan dilediğiniz zaman bu verileri kontrol edebilirsiniz. Iyi bir seocu esliginde milyon aramayi bulacak potansiyele sahip site. Ancak benim gibi profesyonel seocu eksiginden dolayi ancak bu rakamlarda kalmış.

  12. Kendine özgü bir niteliğe sahip yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu’nun faaliyetlerini kamuya açık hale getirmesine bir engel yok;isterlerse bu yönde bir karar da alabilirler.Ancak verdikleri kararların öncesindeki ,karara hazırlık mahiyetindeki değerlendirmeleri,belki tartışmaları da nihayetinde birer yargı faaliyeti olduğundan,yine kararları da birer yargı kararı olduğundan ,bunların niteliği gereği kamuya açık yapılmaları mümkün ve makul görünmüyor.

    Herşeyden önce onların verecekleri kararlar ,en azından bir çıkar çatışmasından kaynaklanıyor.Televizyon benzeri bir yayın organından değerlendirmelerinin yayınlanması demek Kurul üyeleri üzerindeki baskının daha da artması sonucunu doğurur.Karar verme mekanizmalarının izolasyonundaki ana gaye her türlü etkiden uzak,sağlıklı değerlendirme yapabilme ortamında en doğru karara ulaşılmasının sağlanmasıdır.Şuradaki bazı paylaşımlardan da çok iyi bildiğimiz üzere maalesef ‘bilgi edinme çabası kıt,tahammül seviyesi düşük,değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek baştan kesin hükümle verilmiş önyargıların taraftarlarının ‘önünde bir Yüksek Yargı Kurumunun faaliyetlerini aleni hale getirmesi ,kendisini arenaya aç arslanların önüne atmasından farksız olacaktır.

    Aslında önemli olan Kurulun her hak sahibine eşit bir bakış açısıyla ,mevzuata,kendi yerleşik teamüllerine uygun,herkesi tatmin edici şekilde gerekçelendirilmiş ,hakkaniyete uygun karar vermesidir.Bu durum sağlandıktan sonra faaliyetlerinin alenen yapılıp yapılmamasının bir önemi yoktur.Zaten Anayasa ‘nın 138/2 maddesi “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez”hükmüyle herkesi bağlayıcılığı altına almıştır;neticede bu hükmü hakimler de,muhatapları olan her seviyedeki kişi de bilmektedir ve elbette muamelelerini de bu hüküm kapsamına uydurmak hepsinin boynunun borcudur.

    Bilindiği üzere bir de -istisnaları hariç -mahkemelerde görülen davaların herkese açık görülmesi ilkesi var.Ceza Muhakemeleri Kanunu 183.maddesi”adliye binası içerisinde ve duruşma başladıktan sonra duruşma salonunda her türlü sesli veya görüntülü kayıt veya nakil olanağı sağlayan aletler” in kullanılmasını yasaklıyor.Bu yasağa gerekçe olarak ta “kişilerin masumiyet ilkesinin -toplum algısında -ihlaline yol açacağı,duruşma düzenini bozacağı,savunmayı güçleştirip,mahkeme salonlarına siyasetin etkisinin sarkmasına sebep olacağı “gibi muhtemel etkenler gösteriliyor.

    Bu ihtimaller varsa da tedbirleri alınmak suretiyle Ergenekon,Balyoz,Fetö/Pdy Çatı Davaları gibi tüm toplumu ilgilendiren,toplu halde kişilerin hak/hukuklarını ilgilendiren davalar için bu yayın yasağına istisna getirilip,tamamen yargılamayı yapan mahkemenin uygulayacağı bir yöntemle bu tarz davaların görüntülü olarak açık yayının yapılmasının topluma ve yargı unsurlarına faydalı olacağı düşüncesindeyim.Hüküm öncesi medyadaki farklı görüşlerin tartışma ve değerlendirmelerinin ,Yargı makamlarına da ışık tutup,yüzlerce binlerce kişinin yargılamasını yapan neticede ne kadar iyiniyetli olurlarsa olsunlar nihai kararı verecek 3 kişiden oluşan hakim heyetinin en doğru kararı vermesine ve dolayısıyla da toplum mutabakatına çok büyük katkısı olacaktır.

    Tabi yine burada da yukarıda bahsettiğimiz bilgi edinme çabası kıt,tahammül seviyesi düşük,değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek baştan kesin hükümle verilmiş önyargıların taraftarlarının ‘yargılamak ta neymiş hemen asalım’yaygaraları ortamı karıştıracak bir faktör olarak varolacaktır.Toplumun kendi kaynaklarından eğitimi zannediyorum ,kötüniyetliler hariç,büyük ölçüde bu toplumsal eksikliğimizi asgari seviyeye indirecektir.Bu kapsamda belirtmeliyim ki yargılama ilkelerine ilişkin olarak dinimizin vazettiği buyruklar da yerleşik hukuk kurallarıyla uyumludur.

    Örneğin olaylarla ilgili sağlam delillendirme yapılmasına ,peşin hükümlerle hareket edilmemesine ,zandan kaçınılmasına özel vurgu yapıyor Kur’an.Özellikle Nur suresi 4-17,Sad suresi 21-26 bu duruma dikkat çekici örnek mahiyetindedir.Yine Hucurat 6.da ” Ey iman edenler, herhangi bir fâsık (yoldan çıkmış,ölçü dışına çıkmış kişi )size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz” emri bir başka örnektir.

    Geçenlerde Ocak medya’da Mehmet Gündoğdu hocamız Hz.Ali’nin bir yöneticiye gönderdiği genelgeyi yazdı.Orada Hz.Ali’nin hakimlerle alakalı şu tespitleri de dinimizin yargılamaya ilişkin bakışına güzel bir örnek.Demiş ki Hz.Ali:

    “…Meseleyi iyice anlamadan hüküm veren birini hâkim tayin etme.

    Atayacağın hâkim şüphelerini iyice giderip delillerinden emin olmadan hüküm vermesin. Her şey açıklığa kavuşana kadar sabırla beklesin. İşler açıklığa kavuştuktan sonra da kararı ertelemesin. Övülünce şımarmasın, heyecana kapılmasın. Gerçi böylelerini bulmak çok zordur.

    Hâkimlerin verdiği hükümleri sürekli gözden geçir. Onların ihtiyaçlarını gider, halka minnet edecek duruma gelmelerine izin verme. Onlara o kadar yakınlık göster ki kimsenin mevkilerini ellerinden alacağından veya seni ikna edip kendilerine karşı kışkırtacağından endişe duymasınlar. Bu meseleye çok dikkat et. Çünkü din kötü adamların elinde esir oldu. Bu adamlar dini kullandılar ve arzu ettikleri dünyalıklara dini alet ederek ulaştılar.”

    Bu mahiyetteki bilgilendirmelerle umulur ki yargılama ilkelerine dair insanımızın bir kısım önyargıları izale olur ve Allah’ın da hepimize emrettiği toplumsal adaletin tesisinde önemli bir mesafe kat etmiş oluruz.

  13. ayşe hanım beğendiği bir yazıyı paylaşmış, akp nin ifade özgürlüğüne yaklaşımını eleştiren kim varsa tepki göstermiş. bir görüşe yer vermekten çok onu orda istemediğimizi ifade etmişiz.belli ki ifade özgürlüğü ile derdi olan sadece akp değil. kim gelse kendi türküsünü söyleyecek gibi. diğer türkülerin çalınmasına izin vermeyecek gibi. seçilenler aydan gelmiyorlar, içimizden çıkıyorlar.
    dün seçimlerde hile var, akp aldığı oyla değil, çaldığı oyla iktidar diye yorum üzerine yorum döşenenlerin bugün seçimlerde hile olmadığını savunması gibi. işine nasıl geliyorsa öyle düşünmek istediği gibi. yarın da öyle davranacak gibi…

  14. ülkede 8 milyon civarı işsiz var. rakamlar soğuktur.
    – Troller için soğuk ötesidir. hiçbir anlam ifade etmez.
    – Ancak çocuğu için mama çalmaya çalışan, parası olmadığı için kombiyi soğuk havada yakmayan veya düşük ayarda yakan, nasıl geçineceğim diye kara kara düşünen, çocuğun okulundan gelen, “çocuğunuzun …. etkinliğine katılmasını istiyor musunuz?” türü sorulara, etkinlik için para ödemesi gerektiği için “istemiyorum” yazanlar, menüsünü eskiden alışkanlıkları ve canının istemesine göre oluştururken, şimdi hangi sebze ucuzsa ona göre oluşturmak zorunda kalan için de belki rakamlar soğuktur ama bu gerçekler yakıcıdır. Karısının, evin ihtiyaçlarını söylediğinde, yüzünün alı al moru mor olanlar için yakıcıdır. iş için çıktığı her günün akşamında evine dönmek istemeyenler için yakıcıdır.
    – trollerin umurunda değildir milyonlar. Ülke batmış, nerdeyse yıllardır fabrika açılışı yapılmadığı gibi, var olan fabrikaların bile kapanmış, var olanlar da borç batağı içinde ve kapasitesinin %30’u ile çalışmak zorunda kalmış, troller için hiçbirşey ifade etmez. 450 milyor dolar (bu sadece alınan kredilerin rakamı. gerçek borç daha yüksek) borç da birşey ifade etmez troller için.
    – normal halk için de rakamlar birşey ifade etmez. ancak, onlar pazara gidemediğini, iş aradığı akşamı evine nasıl döneceğini kara kara düşündüğünü bilirler.
    – türkiyede eğitim bitmiş. türkiyenin bütün varlıkları satılmış. şu an, türklere ait bir tane bile liman kalmamış. ülkede hastalıklar patlamış. yerli tohum yasaklanarak, bu ülke israil tohumlarına muhtaç edilmiş. saman ithal edilir duruma gelinmiş. ingiltereden çop bile ithal edilir olmuş. Fakat troller için sorun yok. ülke isterse batsın, yeterki akp kazansın.
    – “yıldırım kazansaydı böyle yazmazdınız”. ülkede sadece seçimler öncesine göre türk parası %9’nün üzerinde değer kaybetmiş. 5.40’dan 5.90’a gelmiş. fakat onlar “yıldırım kazansaydı böyle yazmazdınız” derdindeler. YSK, halkın iradesini bıraksın akplilere istanbul belediyesini versin fakat ülkenin ne olacağının hiçbir önemi yok. doların kaç lira olacağının onlar için önemi yok. Millet iradesini çalmanın onlar için ahlaken hiçbir sıkıntısı yok. yeterki akp alsın. isterse dolar 10 lira olsun. çünkü onlar akpden besleniyorlar.
    – Osmanlı imparatorluğu yıkılırken, istanbul ingiliz işgalindeyken, anadoluda başlayan kurtuluş mücadelesine karşı tavır alanların durumu neyse, sizin de durumunuz aynı. bu ülkenin ihanet şebekesisiniz.

  15. Yorumları okuyunca içim ürperdi, Fehmi Koru sitesinde miyim Sabah gazetesinin sitesinde mi anlamadım. Aynen; gezici hainler, fetö, chpkk, rabia, baykeMal, dünya beşten büyüktür.. Zillet demiş miydim?

    • Ne sayın Koru’nun sitesi olduğundan kuşkuya kapılın, Dilay Hanım, ne de yorum sayfalarındaki yanıltıcı izlenimin sizi karamsarlığa sürüklemesine izin verin.

      Sayılarını kestiremiyoruz elbette, ama yazarımızın günlük yazılarını okuduktan sonra yorum sayfalarına da göz gezdiren düzinlerce (belki yüzlerce) okur olduğundan kuşkum yok benim. Burada belli sıklıklarla yazanların çok üzerinde o rakam. Geliyorlar o okurlar, yorumlara göz atıyorlar, sonra başka sitelere gidiyorlar ya da gündelik yaşantılarında sırada ne varsa ona odaklanıyorlar.

      Hepimiz gibi, bu sessiz çoğunluğun zaman zaman yaptığı bir şey daha var: Söz sırası geldiğinde gidip oy vermek -tıpkı bir ay kadar önce yaptıkları ve iklimin birden değişmesine vesile oldukları gibi.

      Adım adım yaklaşan erken seçimlerde, yorum sayfalarını kullanan bizler, buna gerek duymayan sessiz okurlar olarak hepimiz gidip oyumuzu kullanacağız.

      Ben, ülkemiz insanlarına söyleyecek sözü kalmamış, hamasetle, sığlıkla, düşmanlaştırmayla, lumpen bir dille yol almaya çalışanların o erken seçimlerde sadece ağır bir yenilgi almayıp dağılıp gideceklerinden adım kadar eminim.

      Bahar geldi, yakında ülkenin düşünen, gören, sözü olan insanları iklimi Akdeniz kılacaklar ülkenin dört bir tarafında, buna hazırlanıyorlar.

      Görmüyor musunuz?

      Ben gülümsüyorum. Bence siz de gülümseyin.

  16. Bir köşe yazısıyla yargıya talimat vermek mümkün müdür bilmiyorum ama denemesi bedava anlaşılan:) müzayede salonuna canlı bağlantı yapar gibi mahkeme salonundaki hakim ve savcıları kamerayla röntgenlesek, hatta oralarına buralarına çip yerleştirsek neye yarar acaba? Bir meslek(tuz) bu kadar mı kokuşur; ya ekran başındakileri de gözetlemek icabederse? Ya o gözetleme personelini de kameraya çekmek gerekirse; bu işin sonu karakolda biter bence..:)

  17. şeffaflık mı dediniz sn.koru.birden bire kahkahalarla gülmek geldi içimden ama gülemedim.içimde acı acı birşeyler hissettim.ihale kanunun onlarca kez değiştirildiği bir ülkede yaşadığınızı unuttunuz herhalde.
    ihale kanunu neden bu kadar sık değiştirilir bir ülkede.yap işlet devret sisteminin geçiş ve yolcu garantili ihalelerinde neden gerçekleşen ile bu kadar açık bir fark olur.
    sn.recep tayyip erdoğanın istanbul belediye başkanlığı sırasında yaptığı bir ihale sona ermişken kameraların önünde hani benim komisyonum diyerek yüzde 10 daha indirtip bunu da devletin dolayısıyla halkın cebine koyduğu günleri çok özlüyorum.
    haydi hep beraber hey gidi günler hey diyelim.

      • Sayın H. Gayret,
        Üslubunuzun çirkinliği bir yana, sayın yorumcuyu gülmekten alıkoyan Avrasya tüneline ödenen şu kadar milyon, YSS köprüsüne ödenen be kadar milyon, şehir hastanelerine “müşteri” garantisi feşmekan projeye hazine garantisi vb. olabilir gibi geldi bana…

        • O neki; yatırımlardan ve hizmetlerinden yararlanmazsınız olur biter; ayrıca size olan sevgimi azaltacak bir üsluptan da kaçınmalısınız…

          • Bence “hem karşı çıkıyorlar hem de köprüden geçiyorlar” yaklaşımı oldukça bayatladı.
            1. Mevzubahis “yatırımlar” için hazine garantisi vererek maliyetini halk üstlendi.
            2. Hem kullanım sayısı hem de bedeli olarak rayicinin oldukça üstünde verilen kullanım garantisini halk üstleniyor.
            3. Bu “yatırımlar” kullanılsın diye %100’ü aşkın geleneksel köprü zamları yine halkın cebinden.
            Eh, bu kadar cezayı üstlendikten sonra bırakın da kullanalım artık.
            Bu arada ben sizin üslubunuzu eleştirirken yaptığınız kontra atak pek şık olmuş 😂

          • sen ne işsin.bilgisiz cahilin tekisin.o hizmetlerden yararlanmam zaten yararlanmıyorum.ama hazineden ödenen geçiş garanti paraları benim ve bu ülkenin insanından çıkıyor.
            evet bunu anlamayan bir sürü insan var.

          • 2 milyar dolarlık köprüye 12 milyar dolar garanti verildi diye ibrahim kahvecinin yazısında okumuştum. tam bir soygun. türkiyenin bir yılda, sadece aldığı krediler ve tahviller için (diğer borçlar bu rakama dahil değil. yani yabancıların mevduatları vb) ödeyeceği faiz 10 milyar dolar civarı. Bunun da yaklaşık yarısı kamunun ödediği faiz. Bunlar başka bağımsız kuruluşların rakamı değil, bizzat hazine bakanlığının verisi. Orda ilginç bir durum daha var. kamunun bu sene ve sonrasındaki ödeyeceği borç, özel sektörden daha düşük ancak, kamunun ödeyeceği faizin, ödeyeceği toplam tutara oranı çok çok yüksek.
            – Özel sektör % 7 gibi faiz öderken, devletin ödeyeceği faizin toplam ödemeye oranı: %28 gibi bir oran.
            – kamu. 2019 yılında toplam 16 milyar 917 milyon dolar ödeme yapacak. bunun 4 milyar 861 milyon doları faiz.
            – yani ödediğimiz faizler ile hersene en az birer tane avrasya tüneli, osmangazi köprüsü ve 3. köprü yaparız. ancak ülke borçlanmış, o borçla ekonomi dönmüş. o dönen ekonomiden hükümet vergiyi almış ve yemiş. o para nereye gitti belli değil. kim, nasıl yedi belli değil. ama toplanan vergilerle yapılan ciddi hiçbir yatırım yok.
            – isteyen, hazine bakanlığının istatistikler bölümünden verileri görebilir.

  18. bernar beyin olmadığı belli. bugün trol akını var. altın günü gibi, bugün trol günü olabilir.
    – seçimler yenilenecek diye trollere bereket de gelmiş olabilir. trollere hızır aleyhisselam uğramıştır.
    – bu ülkede bu kadar trol olmasının pisa test sonuçları ile bağlantısı var mı merak ettim şimdi.
    – trol olmak nasıl bir duygu onu da merak ettim.
    – troller cahil halkın ferasetine mi sahipler yoksa aslında gerçeği biliyorlar ama trol oldukları için mi gerçekleri çarpıtıyorlar.
    – cahil halkın ferasetine sahiplerse sıkıntı yok. vicdan olsa da olur olmasa da olur. bunlarda vicdan matematikteki sıfırdan daha etkisiz elemandır. arıncın özgül ağırlığı gibi birşeydir.
    – yok cahil halkın ferasetine sahip değiller, pisa sınavına girseler ülkenin puanını yükseltecek durumdalar, zaten bunlar pisa sınavında cumada olduklar için türkiye kötü not aldıysa o zaman durum kötü. vicdanın vereceği rahatsızlığı esrar, afyon da kesmez. içki haram olduğu için bunlar içkiden uzak dururlar, fakat esrar ve afyon için hüküm olmadığından vicdan rahatsızlığını teskin için bunları kullanabilirler.
    – neyseki ikinci şıkkın doğru olma ihtimali arıncın özgül ağırlığı kadar. troller için endişelenmeye gerek olmadığı gibi, “keşke cuma namazı olmasaydı da ülkenin puanı yükseldeydi” diye hayıflanmak da anlamsız.
    – zaten duyduğuma göre pisa testi de hafta sonu yapılmış.

    • Buralardayım, Hamza Bey. Geçenlerde de bir vesileyle söylemiştim: Seçim sonrasında söktükleri çadır direkleriyle çadır tiyatrosu kurmuşlar, kenara çekilip eğlendirici oyunlarını izliyorum.

      Önde, kolayca kestirilebileceği üzere, Küfürbaz Köy’ün Kavalcısı, arkasında İstanbul seçimlerinin tekrarlanabileceği olasılığından hareketle sayısını artırdıkları bir ‘münevver'(!) kalabalığı, önlerine çıkana dalıyorlar -hatta 31 Mart bozgununun moral bozukluğu içinde, Badu Bey örneğinde olduğu gibi, yanlış arkadaşlara bile dalmaya başladılar.

      Siz de kenara çekilin, izleyin derim.

      Hem fikirsek: İyi seyirler, iyi eğlenceler. 😉

      • Hamza Bey! Peygamber aşkına işi gücü bırakın, ama koşarak, ama taksiye atlayarak, çıkın gelin her nerede iseniz!

        Şu akıl almaz yeni oyunu kaçırırsanız ben üzüleceğim! Öyle sonradan anlatılacak gibi de değil inanın. Mutlaka izlemeli, tanık olmalısınız. Ahlak masasından savcılar bilmem neler el atıp sansür mansür işlerine girişmeden gelin kaçırmayın!

        Hanımefendinin yazısı hafif mayhoş orman meyvecikleri ve böğürtlen tadında; öyle ki en güzelleri en dikenli kısımlarda asılı duran bu yaban meyvelerinin tadına bakan, suyundan içen kesinlikle bağımlısı olur. O kadar sivri ve keskin dikenlerine rağmen böylesine güçlü bir aromaya sahip olan ifadelerinize doymak imkansız. Yuvasına yaklaşan bir yılanı uzaklaştırabilmek için çığlıklar koparan bülbülün sesini ne güzel de şakıyor diye hayranlıkla dinleyen bencil bir şair gibi okuyorum belki yorumunuzu ama durum bu..:)

        İyi ki Dilay adlı okur bunu görmeden çıkıp gitti. Değilse, 40 yıl uğraşsak kendisini F. Koru sitesinde olduğuna inandıramazdık!

      • karar gazetesinde bir okur: “içinde yaşamasının aslında oldukça eğlenceli bir ülke burası”.
        Bazılarının yazılarını da aynı şekilde. eğer onların desteğinin cezasını biz çekmesek, yazdıkları epey komik, onların yazılarını okumak aziz nesinin hikayeleri tadında olurdu.

  19. Bugün burası çok acayip olmuş. Sayın Koru’nun başlığı ile içeriği kendi icindeki çelişki ile yorumcuların yorumlarının konu ile büyük oranda ilgisizliği ile ve yazıdan ayrı yorumcuların birbirleri ile atışması ile acayip olmuş. Örneğin Sayın Koru “Seçimlerine şaibe düşürmeyen ülke bilinen Türkiye” demiş. Buna kim inanır. Ben 53 yaşındayım, şaibe yok mükemmel bir seçim oldu denilen bir seçim hatırlamıyorum. Hele bir de şimdi dijital ortamda müdahaleden bahsediliyor mesela Rusyanın ABD ve İngilterede seçimlere müdahalesinden. Bu ülkelere müdahale eden bize ne yapmaz? Zaten yazar da yazı içerisinde başlık ile uyuşmayan konulardan bahsetmiş. Secimden önce dünyanın en güvenli seçimini biz yapıyoruz diyenler 1 Nisanda tam tersini söylediler. Bana öyle geliyor ki Fehmi bey konuya girmiş ama düşüncelerini tam yazmamış/yazamamış, yorumcular yazmadıklarımı tamamlar diye düşünmüş olabilir. Acayip…

  20. “YSK’nın ne karar alacağını İş dünyasının koskoca tanınmış isimleri, TÜSİAD’cılar bile bilmiyorlarken ve bunun üzerine yüklü miktarlarda bahis oynarlarken, yazarımız nasıl olur da bir tahmin ya da öngörüde bulunabilir ki?” diye sorsam, “Nereden çıkarıyorsun bu lafları?” diyen biri çıkar herhalde.

    Çıkarsa, “Uydurmuyorum, gazetede okudum” derim.

    “Geç sen bu boş işleri kardeşim! Senin yaptığın, devleti küçük düşürmek için Sözcü’de, Cumhuriyet’de algı operasyonu için malzeme üreten tiplerin yazdıklarını gelip burada yorum ayağına bizlere yutturmaya çalışmak!”, muhtemel tepkilerden biri olur herhalde.

    Ben, yine de, gazetelere ve yazarlara karşı çok peşin hükümlü olunmamasını önerip paylaşmak isterim o gazetecinin söylediklerini -rezaletin giderek ne boyutlara ulaştığının bir işareti olsun diye:

    “Günlerdir bana telefonlar geliyor. İş dünyasının en tanınmış isimleri YSK kararının ne olacağını arayıp soruyor. Çok tanınmış iş adamları büyük paralara, çıkacak karara dair bahis oynuyor. Benden de tüyo istiyorlar.”

  21. “Bizde son 70 yılda seçimler üzerine şaibe gölgesi hiç düşmemiştir.” Ilginc daha bi onceki secimlerde damgasiz oylarin sayilmasi gibi bi tantana vardi.Garibime giden yazi/lar/in adaletten ziyade hep muhalefet eksenli olmasi..cevresini/hukumeti elestiren bi yazar izanini kaybettigini nasil ve ne zaman farkeder acaba?

  22. Yargı safahatının canlı yayınlanması neye yarar bilemiyorum ama hukukçu taifesinin ne mal olduğunu daha iyi anlamak isteyenler için faydalı da olabilir…

  23. YSK itirazlarla ilgili oturumlarını şeffaflık uygulaması haline getirmeyecektir; zannımca bu emsal oluşturur, diğer yargısal oturumlar içinde bu istenir ve ülkemizde maalesef hukuka uygun olarak hem de şeffaflık içerisinde alınmış olsa bile bu kararlar, günlerce tartışılır ve sonu gelmez. Bu yüzden ben, YSK’nın İstanbul seçimleri ile ilgili alacağı kararın oturumunu, kamuoyuna açık halde yapmasına gerek duymadan ve alacağı kararın ”İstanbul seçiminin yenilenmesine gerek olmadığı” şeklinde olacağını bekliyorum.

    Aksi bir kararın özellikle ülkemiz hayrına olmayacağı, tartışmaların sonunu getirmeyeceğini, yeni bir seçimin ve yansımalarının maddi ve manevi yükünü ne kamuoyu ne de devletimizin kaldıracağı; faydasından çok zararı olacağına kani olacak olan YSK üyeleri, bu sorumluluğu ve işin garabetini üzerilerine almayacak ve bununla anılmak istemeyeceklerdir.

    Peki neden bu kadar uzun zaman bekliyorlar karar vermek için diye sorulduğunda; nedenlerinden birisi yukarıda andığım karar gerekçelerinin toplumda ve taraflarca özümsenmesi sürecini kullanmak, bir diğeri de malum; iktidar baskısını absorbe etmek için olabilir. Nitekim iktidar cenahının diğer kanadı AK Parti veya Erdoğan, seçimin yenilenmesinin yararına olmayacağının farkına varmakla beraber diğer kanat Bahçeli, seçimin yenilenmesi ısrarında hesabi davranmakta ve topluma çıkacak faturayı önemsememektedir.

    Baçeli’nin hesabı ne ola ki?

    Diğer taraftan siyaseti finanse etme kabiliyeti ve YİH (Yurt içi hasılanın) dörtte birini -yaklaşık 200 Milyar Dolar resmi- ve kayıt dışı olarak bir 200 Milyar Dolar daha üreten, takribi 400 Milyar Dolar civarında hasılası ile İstanbul’u ve devasa belediye öz gelirlerini de elinde bulunduran böyle bir ilin, böyle bir imkanın elden kayıp gitmesini kim içine sindirebilir ki? Bir de bunu, yaklaşık 25 yıldır yönetimini elinde bulunduranların, hem de ülke yönetimini de elinde bulundurdukları halde elinden kayıp gittiğini düşünürsek, YSK üyelerinin karar vermesinin hiç de öyle kısa zamanda ve kolay olamayacağını kavramış olabiliriz.

    Netice itibariyle YSK üyeleri seçkin, tecrübeli, kemale ermiş ve almış olduğu kararlara itiraz olunmayacağı, alanında son karar mercii bilinci içerisinde ve ülkenin ali menfaatlerini göz önünde bulundurarak kararını ”seçim yenilenmeyecek” şeklinde verecektir.

    Yani ben böyle düşünüyor, böyle bekliyorum.

    • Hasan bey konu henüz yargıda ama bakıyorum siz kararı çoktan vermiş ve bir de açıklıyorsunuz:) ee, hani yargıya müdahale etmek suçtu?

  24. BD’nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton kendisini “Davu” diye çağırırmış.
    Pek sevimli. Yakışıyor da üstelik.
    Ahmet Davutoğlu’ndan bahsediyorum.
    Bir deklarasyon yayınladı. Cumhurbaşkanı sistemini masaya yatırıyor ve parlamenter sisteme dönülmesini istiyor uzun uzun.
    Evet, hemen istifa etmeli partiden. İhraç edilmeyi beklemesine gerek yok.
    Çünkü yöntemi öncelikle etik değil.
    İkincisi her şey ortada cereyan ediyor.
    Yeni bir parti hazırlığı içinde ve görüşmelerini aleni olarak yapıyor. Hem parti kurma hazırlığı yapıp hem de partiye “içeriden” sistematik biçimde eleştiri getirmenin tek bir anlamı var:
    “Partiyi bu tartışmalarla yıpratayım, çarşı pazar karışsın ve güvensizlik ortamı doğsun. Sonra da ben bunun üzerine yeni partimi kuracağımı açıklayayım”
    Doğru yöntem bu değil. Koskoca bir profesöre yakışmıyor.
    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sayesinde üniversitedeki o kürsüden başka makam yüzü göremeyecekken Başbakan oldu, ikbal gördü Sayın Davutoğlu.
    Ahmet Davutoğlu’nun siyasetteki ısrarını anlamaya çalışıyorum ama henüz gerçek sebebini bulamadım. Belli ki ona umut bağlayan birileri ya da bir yerler var.
    Oysa Başbakan olarak geriye kötü bir miras bırakmış siyasetçilerden.
    Misal, Suriye politikasının sonuçlarına baktığımızda bugün içinde bulunduğumuz durumun tek müsebbibi olarak ne yazık ki kendisini görüyoruz. Gerçi o vakitler Dışişleri Bakanı’ydı ama Beşar Esad ile yaptığı uzun görüşmelerde oluşturduğu güvensizlik ortamının sonuçlarını ağır bir bedel olarak hem ülkemiz, hem de Suriye halkı ödedi, ödemeye devam ediyor.
    Ahmet Davutoğlu, Başbakan olduktan sonra 7 Haziran 2015 seçimlerindeki başarısızlığın da mimarı olarak tarihe geçti. “Onlar konuşur AK Parti yapar” gibi Türkiye halkının gerçeğiyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bir sloganla eleştirilere ve propagandalara cevap vermeyen cool bir kampanya yürüttü.
    Sonuç; AK Parti yüzde 40’ı gördü o seçimde.
    Ardından PKK’nın hendek saldırıları, CHP’nin 20 maddelik şartlar listesiyle gelmesiyle koalisyon ihtimalinin suya düşmesi sonucunda erken genel seçim 1 Kasım 2015’de yapıldı.
    Halk “Yandım Allah” diyerek oylarını Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli’nin şahsında AK Parti ve MHP’de konsolide etti.
    Ahmet Davutoğlu ve ekibi ise 1 Kasım seçimlerindeki başarının kendilerine ait olduğu fikrini yayıyordu garip biçimde. Buna inananlar şüphesiz vardı.
    Sonra başbakanlık başarısını taçlandırmak istedi. Avrupa’ya gidiyor, AB liderleri onu el üstünde tutuyorlar “Biz Erdoğan’ı değil seni tanıyoruz” diyorlardı. Çünkü akıllarında Geri Kabul Anlaşması vardı.
    Almanya Şansölyesi Angela Merkel Türkiye’yi su yolu yapmıştı. Orta Doğulu mülteciler kapıya dayanınca, hatta içlerine kadar girince paçaları tutuşmuş ve “Akını durdurun size yardım edelim” demeye başlamışlardı. 2015 yılı Ekim ayı başlarında sabahlara kadar süren pazarlıklar yapılıyordu. Kıvranıyorlardı ama yine de Türkiye’yi üç otuza kapatma peşindeydiler. Aslına bakılırsa kolay bir yol bulmuşlar, o sırada Davutoğlu’nu “Aslansın, kaplansın” deyip 2016 yılı Ekim ayında “Vize muafiyeti” zokası karşılığında 3 milyar avroya razı etmeye çalışıyorlardı. Üstelik Türkiye o zamanki miktarla mülteciler için 7 milyar avro harcadığını ifade etmişken.
    Bunu laf olsun diye söylemiyorum, anlaşma imzalanmadan önce, 17 Ekim 2015 tarihinde yazmıştım bu durumu(*) ve uyarmıştım “Kapıyı 20 milyar avrodan açın, vize muafiyeti için de kriter mriter kabul etmeyin, yoksa imzalamayın bu anlaşmayı” diye.
    Ama çarklar dönüyordu.
    Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne iyice muhtaç etmek için atılması gereken bir adım daha vardı. Rusya ile aramızın bozulması. Zaten Suriye’deki durum nedeniyle ilişkiler netameli gidiyordu. Üstüne üstlük 24 Kasım 2015 günü Rus uçağı Türkiye sınırından iki kere kısa süreli giriş yaptı diye düşürüldü. “Ben verdim talimatı” dedi Sayın Başbakan. Ve ardından Rusya ambargosu geldi. Son derece kötü bir dönem başlamıştı.
    Başbakan Ahmet Davutoğlu ve ekibi bu kaotik durumdan kurtulup Başbakanlığını taçlandırmak için “Vize serbestisi”ne sarıldı ve anlaşmayı imzaladı.
    Böylece Türkiye’nin elindeki en büyük koz olan Geri Kabul Anlaşması AB’ye altın tepside armağan edilmiş oldu. Dahası vize muafiyeti için 72 yasal kriteri yerine getirmeyi de sineye çekerek.
    Vize muafiyeti aradan 4 yıl geçti artık koskoca bir hayal.
    Davutoğlu sonunda 2016 Nisanı’nda MYK’da partinin örgütlenme yapısı hakkında karar verme yetkisi elinden alınınca Başbakanlık’tan istifa etti.
    Zaten 2,5 ay sonra da 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi yaşandı.
    Her şeyde bir hayır vardır derler.
    15 Temmuz sırasında Binali Yıldırım Başbakan’dı ve çıktı aslanlar gibi darbeye izin vermeyeceklerini, hepsini yargılayacaklarını ilan etti.
    O gece etrafından “Güvenli bir yere sığındığı” açıklanan Davutoğlu Başbakan olsaydı hâlimiz nice olurdu, düşünün.
    Şimdi Cumhurbaşkanlığı sistemini masaya yatıran bu uzun deklarasyonu “Bayram değil seyran değil…” deyişiyle karşılayanlar olmuştur diye söylüyorum.
    Aynı şeyi “Büyük bir tesadüf eseri” CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da yaptı dün Cumhurbaşkanlığı sisteminden vazgeçilmesini istedi.
    Hep beraber geliyorlar anlayacağınız.
    Bekliyoruz.
    (*) https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/fuat-ugur/588400.aspx

    • “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan sayesinde üniversitedeki o kürsüden başka makam yüzü göremeyecekken Başbakan oldu, ikbal gördü Sayın Davutoğlu.” Bu üslubunuz zaten içinizdekini dışa vurmaya yetiyor.Fazla söze hacet yok.

    • Muhterem,

      Şimdi sırayla ne kadar köşe yazısı varsa, “Ali”, “Veli”, “Selami”, “Kivi” takma adlarıyla copy/paste yapıp sıralayalım.

      İki satır yorum yazmak zul geliyor herhalde.

        • Ablacığım,

          Usul-erkan dedim özetle.

          Yazaydın iki satır başına şu an yazdığını. Vereydin bir de linkini.

          Hani bura sahibine hürmeten en azından.

      • Oo, baduh bey yorum mu seçiyoruz; geçen gün de tusaş ın tai nin aselsanın ulusal orijinli askeri teknolojilerini ve milgemi beğenemiyordun! Bakıyorum seviyeyi gittikçe yükseltiyorsun:) burda kimlerin “kopileyip” kimlerin yapıştırdığını, kimlerin teşhir bağımlısı “vidio” linki düşkünü olduğunu sen dahil herkes bilir halbuki! Ondan sonra da aya karşı uluyan köpek gibi; vidio mu izlemediniz mi, linkime tıklayan yok mu, neden sustunuz diye ağlaşıp duruyorsunuz buralarda erenler…

      • yorumları takip eden biri olarak yorumlara müdahale kriterlerinizi anlamak zor. bu köşede isteyen uzun yorum yazar, isteyen bir satırla yetinir, isteyen beğendiği yorumu paylaşır, isteyen de videolinki atar.
        kişilerin tercihlerine saygı göstermek gerekir,
        genişi daraltmanın,
        çoğu azaltmanın manası nedir?
        yazıyı beğenmediyseniz,
        iki satır eleştiri yazıverirsiniz,
        sarı çizmeli ayşe demeye getirdiğiniz nükteniz, sarı çizmeli baduh tarafından anlamlı hale gelirdi.

    • Sayın Fuat Uğur’u bizim yorum sayfalarımızda görmek biz yorumcular açısından mutluluk verici..umarım aynı duyguları FK’da yaşıyordur.

      Bugünkü konusuyla alakalı olarak Sn. Uğur’un yazısını yorum sayfasında görmeye pek anlam veremedim ama belki Fuat bey Fehmi beye başka bir şeyler anlatmak istiyor, göndermede bulunuyordur. Bu tabi ki ikisini ilgilendiren bir durumdur.

      Ben, Fuat beyin bugünkü paylaştığı yazısınında da konu olan Suriyeli mültecilerle ilgili daha önce de paylaştığım ‘Suriye’den 4 Milyonu aşkın mülteciyi, sorgusuz sualsiz, sırf insani ve İslami (Ensar olmak) saiklerle mi kabul etmiş olduk; yoksa bu Ortadoğu projesinin bize dayatmış olduğu (demografik yapımızı ilgilendiren) zorunlu bir görev miydi’ yorumum(a)/düşüncem(e) hala cevap bulmuş değil(m).

      Madem konunun yeniden, burada açılmış olmasına Fuat bey sebep oldu; umarım merakımı giderecek bir açıklamayı da lütfederler.

      Merakıma sebep olan; bugünler itibariyle mültecilere yapmış olduğumuz 40 Milyar Doları aşkın parayı bulursak yaşamış olduğumuz şimdiki ekonomik daralmayı aşmış olacağımıza mesnet olacak ve bunu bulamadığımız gibi tali bir çözüm yolu olarak da bütçe mali disiplini alt üst eden uygulamalara imza atıyor olacağımızı ilk günlerden seziyor olmamdı.

      Merakım da mazur görülür umarım. Saygıyla…

  25. Fehmi Koru İmamoğlu’nun İBB veri tabanını kopyalaması ile ilgili skandal genelgesini ve bunun mahkeme kararı ile durdurulduğuna hiç değinmemiş neden acaba?

    • Yazmazdı, yazdırmazlardı çünkü onun temsil ettiği görüş seçimlerde hdp yi ve ortağı chp yi destekledi. ABD’deki ağababaları da aynı şekilde chp yi destekledi.

      • Muhteremler,

        Sayın yazarı, 24 saat içinde, 38 defa, 180 derece dönebilme imkan ve kabiliyetine sahip yazarlarla karıştırdınız galiba.

        Elbette biraz abarttım. Ama sadece biraz.

        Dün Habertürk’te genç bir avukat karşısındaki dedesi yaşındaki muhatabına: “Siz değil misiniz ‘PKK terör örgütü değildir.’ diyen 3 yılda ne değişti?” diye sormuş.

        Neyse ki onun gerçeği görmesi 3 yılı bulmuş.

        Reis, kazara, tekrar “Kürt Meselesi” ne el atarsa siz o zaman izleyin asıl.

        Dolap beygiri gibi. Dön babam dön.

    • Şöyle yazardı: Seçim kesinlikle yenilenmeli, kazanan neden endişe ediyor zaten yine kazanacaktır. Seçime şaibe karışmıştır, Hatta daha da ileri gider trafolara kediler girmiştir felan sallardı, tarafsız gazeteciyim diye bir de dalga geçerdi. Yıllarca çalıştırmışlar yaşı da gelmiş hala beni işe almıyorlar diye ağlıyor.

    • Yok yazarlardı Hemen geziye koşun derlerdi.Ortalığı yıkarlardı.
      ABD de 2 yıl geçti seçimlerden haa tartışılıyor
      %10 sayıldı fark 29 binden 13 bine nasıl düştüyü sorgulasalr.
      30 bin tane sandık başkanı olmaması gereken nasıl başkan olarak sızdı (Sızmakta mahir birilerini biliyorum)
      Yazacak o kadar konu var ama algıdır gidiyor.
      Bakalım

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız