Sedat Peker yarınki videosunda yeni neler söyleyebilir?

37
Reklam

Herkes nefesini tutmuş yarın sabah YouTube’a konulacağı ‘müjdesi’ bizzat Sedat Peker tarafından verilmiş yeni videoyu bekliyor; videoda gözleri faltaşı gibi açmaya yarayacak yeni bilgiler bulunması umuduyla… 

Daha önce yayına konulmuş yedi video böyle bir beklentiyi doğurduğu gibi, ifşaat sahibi bu defa kollar ve bacakları kıracağından söz ederek beklentinin dozunu artırdı.

Kimsenin hevesini kırmak istemem, ama bu ülkede yeterince yaşamış, olayları yakından gözleme imkanı yanında biraz da tarih bilgisi bulunan herkes şimdiye kadar anlatılanlarda olduğu gibi bundan sonra anlatılacaklarda da ‘ilk kez söylenen’ bir şey bulunmadığını/bulunmayacağını biliyor.

Bu ülkede hiçbir şey tek bir kere olmuyor; defalarca aynı şeylerin tekrarlandığı bir ülke burası…

“Gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur” cümlesi en çok bizim ülkemize yakışıyor.

Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey suikastından başlayarak (1923) günümüze kadar işlenmiş siyasi cinayetlerin, bir kısmı ‘faili meçhul’ kalmış görünse bile, neden işlendikleri bilinir. “Neden?” sorusuna verilecek cevap ise meçhul kaldığı sanılan ‘fail’ hakkında yeterli bilgiyi sağlar.

Misal, “Uğur Mumcu’yu kim öldürdü?” sorusuna bugüne kadar yetkili ağızlar en az sekiz kez “İşte bunlar öldürdü” diye farklı kişi ve grupları işaret etmişlerdir. Kesin bilgim yok, ancak suçlanan kişilerden bazılarının halen cezaevinde bulunduğunu öğrensem asla şaşırmam.

Herhalde bir cinayeti birbirinden habersiz sekiz ayrı grubun işlediği dünya suç tarihinde pek görülmüş bir olay değildir.

Reklam

Oysa bizde siyasi cinayetlerin çoğu ile ilgili dosyalarda bu garabet görülür.

Uğur Mumcu’nun uğursuz bir cinayete kurban gimesi ardından meydana gelen siyasetteki kaymalara yakından bakıldığında caninin suretinin belirdiğini fark edebiliriz.

Nitekim, Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu 2012 yılında yayımlanan ‘İçimden Geçen Zaman’ adlı anı kitabında, kendilerine “İşte caniler bunlar” diye sunulan senaryolara inanmadığını belli ediyor.

Şu bölümü Cumhuriyet’te tefrika edildiği biçimde aktarayım:

“Galiba Kurban Bayramı’ydı. Bayram için o aralar çok ziyarete gelen olmuştu. Hem taziye, hem bayram kutlaması yapıyorlardı. Biraz tedirgin olmakla birlikte ‘Bakalım kimmiş’ dedim. Açtık sokak kapısını.

Biri kız, biri erkek üç dört yaşlarında iki çocuğun ellerinden tutmuş bir adam bizim kapının önüne geldi. Sakallı, benim boyumda, biraz ince, lacivert bir ceket ve gri bir pantolon, ceket özensiz, pantolon ütüsüz, hafif eskimiş… Böyle bir kılık.

Hızlı bir şekilde, birbiri ardına, adeta nefes almadan konuşmaya başladı. Biraz aksanlı:

‘Sokaktaki caminin adının ‘ti camii’ olarak değiştirilmesi gerekir. Bunu sizin sağlamanızı istiyorum.’

Reklam

Salonda karşılıklı ayakta duruyoruz. Yüzüne baktım, ‘Yanlış yere gelmişsiniz. Burası camilere isim veren veya isimlerini değiştiren bir yer değil. Benim yapacağım bir şey yok. Bunun için size yardımcı olamam’ dedim.

Daha sonra, artık çıkması gerektiğini hissettirecek şekilde kapıya doğru yürüdüm. Salondan çıktık. Adam durdu, bana döndü. Sesi düzelmişti. Son derece normal, son derece düzgün bir Türkçeyle ‘Olayın failini bulsak, sizin için yeterli olur mu?’ dedi. ‘Ben gerçeği istiyorum’ dedim.

‘Olayı yapanı bulsak, sonra etrafından da birkaç kişi bulunsa yeter mi? Çünkü siz ne isterseniz o olacak…’

Ben yine ‘Ben gerçeği istiyorum’ dedim.

Adam bunun üzerine; ‘Haa, anladım. Siz hepsini istiyorsunuz’ dedi. Üçüncü kez yineledim:

‘Ben gerçeği istiyorum.’

‘Siz hepsini istiyorsunuz. O zaman üç tane gül alacağım. Birini Başbakanlığa, birini Çeçenistan’a, birini de Uğur Bey’in öldürüldüğü yere koyacağım’ dedi.

Kapıyı açtım. Adam çıktı çocuklarla birlikte. Kapıyı kapatmamızdan sonra birkaç dakika geçmemişti ki, apartman içinden bağırmalar duyduk.

‘Olayların hepsi açığa çıksın! Bütün gerçekler açığa çıksın! Artık yeter! Buraya gerçek adımı da yazıyorum. Gerçek adım Mahmut Yıldırım. Buraya yazıyorum. Gerçekler açığa çıksın!’

Merak etmiştik, yukarı çıktık. Taziyeye gelenler için koyduğumuz masa ve defter hâlâ duruyordu. ‘Buraya yazıyorum’ dediği için merakla deftere baktık; hakikaten söylediklerini yazmıştı. Defteri yerine koyup eve geçtik.

Ertesi sabah ‘Defteri alıp saklamam gerekir’ diye düşünerek çıkıp baktım; ama artık defter yoktu.”

(Güldal Mumcu kitabında, bu kişinin Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım olduğunu nasıl fark ettiğini, Yeşil’in “ti”den kastının “hedef” anlamına geldiğini ayrıntısıyla anlatıyor.)

Asıl adının Mahmut Yıldırım olduğunu söylemiş -kod adı ‘Yeşil’ olan- o kişi kim mi?

‘Susurluk olayı’ olarak bilinen kaza sonrasında uzun uzadıya tartışılan ülkemizin üzeri örtülü tutulmak istenen faili meçhul siyasi cinayetler döneminin ismi en fazla telaffuz edilen tetikçisi…

Faili meçhul bilinen sayısız cinayetin faili.

Tek değil bu alanda, onun gibi pek çok ‘fail’ var, ancak en ünlüsü o…

Adı Kıbrıs’ta işlenen Kutlu Adalı cinayetinde de geçiyor.

O cinayetin faili Yeşil olmasa da, Adalı cinayetinde kullanılan silahla işlenmiş başka siyasi cinayetlerin faili o.

Kaç cinayetin? 

Hangi cinayeti, bombalama olayını Yeşil yaptı?

Aslında bu soruların cevabını devlette bilmesi gereken herkes 1995 yılından beri biliyor.

Geçmişte değişik vesilelerle birkaç kez yazdığım bir olayı yeniden hatırlatayım. 

1995 yılı Ramazan ayında Ankara’da birbiri ardına patlayan bombalar Emniyet’i Yeşil’e ulaştırır. Bir gece kulübünde derdest edilip Emniyet’te misafir edilir Yeşil ve orada onu ayrıntılı ifade vermeye mecbur ederler.

Polisler kendisini sabaha karşı MİT’in Yenimahalle’deki merkezinin kapısına bırakır ve ifadesinde irtibatlı olduğunu anlattığı MİT mensubuna bulunduğu yer bildirilir.

O gün bir de MİT’te ifadesi alınır. Daha sonra Diyarbakır savcılığına gönderilen MİT ifadesinde, Yeşil’in “Bana sahip çıktığı an devlet yanar” gibi cümleler sarf ettiği yazılıdır. MİT’e, “Esas Emniyet’teki sorgumu araştırın” da dediği bilinir.

Emniyet’te alınan o ifade hiç ortaya çıkmadı.

Yeşil ne oldu?

Ona ne olduğu da bilinmiyor.

Peki ya Sedat Peker, onu videolarla meydan okumaya sevk eden ne?

Sedat Peker’i konuşturan saik onca karanlık işten sonra Yeşil’in başına gelene uğramaktan kaçınma arzusu olabilir mi?

[Konuya ilişkin yazdığım onlarca yazıdan birinin tarihi 13 Temmuz 2000. Başlığı ‘Yeşil konuşunca…’ Yeniden okuduğumda tüylerimin diken diken olmasını engelleyemedim.]

ΩΩΩΩ

Reklam

37 YORUMLAR

  1. Aşağıda değinilen « “Yanlış” olanla ”zamansız” yapılan ayrımını yapabildiğimiz zaman! » konusuna devam…

    Ekonomi ne zaman gelişme temayülü göstermeğe başlar? Sorusuna cevap teşkil etmesi açısından bunun bir versiyonu da: “Ezbere Yapılanla”, “Önceliksiz Yapılan” ayrımını yapabildiğimiz zaman…. Bu da benden olsun!

    Aynı noktayı aşağıda belirttiğim şekilde izaha edip, savunduğumda H. Gayret’in “GIK”ı çıkmadıydı (bazen karşı görüş te olsa işin hakkını vererek susmasını da biliyor!). Ancak çoğu zaman sadece bir reaksiyon vermiş olmak için aynı kafada, aynı yaklaşımını başkalarına da tekrardan geri kalmıyor. “Şunu yaptık, bunu yaptık; yollar, köprüler, havaalanları hep millet için. İtiraz ettiğine göre millete karşı mısın yoksa? İsteyen yeni havaalanına gitmez. Şu köprüden, bu köprüden geçmez” şeklinde yapılanları listeliyor, övünüyor ve partizanca savunur(du). Hatırlayanlar olabilir kısaca şunu demiştim: “Önceliği olmadan yapılan her proje ve herşey israfa girer”. Bu da DiNimiz ve kültürümüzde kaçınılması gereken konulardır (yani bunun milletin parasını carcur ederek harama kaçmaktan bir farkı yok). Öncelikleri milletin acil ihtiyaçları tesbit eder. Bugün için enöncelikli konulardan biri işsizliğin azalması ve ekonominin herkese daha bir yeter duruma gelmesidir-bugün yaşadığımız gibi geriye gitmesi değil (milleti düşünmüyor olsak, onlar adına üzünmüyor olsak, şahsen bana göre hava hoş!). Devletin kasasından/milletin kesesinden bilmem kaçbin atama yapmak veya öğretmen almakla artan işsizliğin önünü kesemezsiniz.

    Evet, ihtiyaca yönelik yapılan şeyler de vardır, ama pek çoğu da ileride yapılmasına sıra gelecek önceliksiz işlerdir. Yapılanların çoğu muhtelemen astarı yüzünden pahalıya geldiği gibi daha önemli fonksiyonu olabilecek millet (ülke)-yararlı projelerin önünü tıkamıştır. Yatırım yapacak kaynakları kurutmuştur. Hazır parayı harcamak kolay. Ama bu harcanan paralar carcur edenlerin babalarının özel parası değil, milletin parası!!!!!

    *******
    Dostlar alışverişte görsün; onu yap,
    Hazır parayı carcur et, bunu yap,
    Yaptığın bütün işlerden para kap,
    Para milletinindi, bunu unuttun!
    …..

    • zaten kimse kimseye ”şunu neden yaptın” demiyor!
      ”ben yaptım oldı” dedikleri zaman milletin aklı çıkıyor 🙂
      geçmişin onlarca yıllık eksiğini gediğini sen mi doldurmayı üstüne vazife edindin?
      su akar yolunu bulur, sen yapamazsan devlette süreklilik esastır, bir sonraki yapar.
      Bir de ”fayda zarar” yönüne bakmak lazım bu işlerde. örneğin yol yapmakla ”artık trafik kazalarından ölen sayısı” ne kadar azaldı?
      yada,önce yolları yapıp, ta mı oğlum osmanlı everseydik, yoksa önce evlendirip sonra mı yol (ev) yapsaydık 🙂 (bir an önce takıları alıverip..)
      bu ayrımı, önceliğine karar vermeyi de muktedirlere, devletin tepesindekilere bırakmak gerek bazen..
      (bir sitede bütçedeki tüm para personele gider hale gelmiş. yüksek aidatları savunmak için yönetim yandalı birisi şöyle demiş: ”sen devletin asgari ücret zammını çalışana vermeyelim mi, kanunen suç işleyelim mi demek istiyon? 🙂 ) (gayrete bir tiyo).

      • Evet vazife edindim! doğruların, dosdoğruların ışığında eksikleri gedikleri yamukları görür, fikir veririm, bazen de kafiyeli olarak! Trafiğin yoğun olduğu yerlere duruma yardım eden yolların alası yapılır. Bu bir önceliktir diyorum. Trafiği yoğun olmayan yerlere yolun alasını yapmak israftır. Osman’a önce iş lazım. Hayatını kazanmasını becerecek öğrenim/eğitim lazım. Zamanı gelince kendisi evlenir. Devlette süreklilik esastır, Ancak, bu sürdürülebilir şartlarda mümkündür. Önceliklerinizi şaşırmışsanız (yolsuzluk vs öncelikler arasında her işte hazır ve nazırsa) devletin/ülkenin sürdürülebilirlik esaslarını baltalıyorsunuz demektir. Su akar yolunu bulurken yerçekimi kuralına uyar. Ancak bu, potansiyeli varsa olur. Kaçakları bol olan su-yatağında, “Su akar yolunu bulur” kuralı geçersizdir. Anlaşıldı mı?!


        Milleti fakir ettin, çevreni ihya!
        Bu muydu amaç, bu muydu milli rüya?
        Önceliksiz işler iş değil, israf ya!
        “Para milletinin”di, bunu unuttun!
        ….

        H.K. = H.B.

  2. ‘İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.’
       29 mayıs İstanbul ‘un fethine imza atan Fatih e ve ecdadımıza selam olsun.

      Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini…
    Göster : Kabaran sular nasıl yıkar bendini ?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

    Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
    Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
    Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!

    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin… Millet yürüyecek arkandan !
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan ….

    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin !
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın…
    Yürü, hâlâ ne diye kendinle savaştasın ?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın.!

      Arif Nihat Asya

  3. İngiliz The Guardian ve BBC, Amerikan Washington Post, Fransız France24, İspanyol El Periodico, Katar merkezli Al Jazeera ve İsveçli Expressen, simge meydan Taksim’deki camii açılışını Gezi Parkı Eylemleri üzerinden görmüş.
      
    BBC: “Erdoğan, İstanbul Taksim Meydanı’ndaki tartışmalı caminin açılışını yaptı. Camii, laik Türk cumhuriyetinin sembolü olarak görülen bir kamusal alanın yanında belirgin bir şekilde öne çıkıyor.”

    Washington Post: “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cuma günü,  İstanbul’un Taksim Meydanı’nda, modern Türkiye Cumhuriyeti’nin sembolü haline gelen “bir Müslüman ibadethanesi inşa etme arzusu”nu yerine getiren yeni bir caminin açılışını yaptı. Camiinin yapıldığı yer; 2013’te hükümetin bitişikteki Gezi Parkı’ndaki inşaat planlarının ateşlediği kitlesel hükümet karşıtı protestoların da yapıldığı meydan…”

    The Guardian: “Erdoğan, Gezi Parkı protestolarının yıl dönümünde İstanbul’da laik tarihe sahip meydandaki tartışmalı camiyi açtı. Modern şehrin kalbindeki ibadethane, yaklaşık 20 yıldır Atatürk’ün laik mirasını yıkmak için çalışan ve Türkiye’ye kendi damgasını vuran dindar Erdoğan için uzun zamandır bir hayaldi.”

    Taksim Cami’nin Gezi olaylarının yıldönümünde açılmış olması ayrıca çok isabetli olmuş.
        
    Onlarca kilise ve sinagogun olduğu Taksim’e bir camiyi çok gören, Taksim’e abdestli bir Müslüman girmesin diye senelerdir ne taklalar atanların dün yaşadığı “kaybettik” duygusu boşuna değil.
      Gerçekten kaybettiler çünkü.

  4. Fatih bey! H Gayreti merak etmeyin, yurt dışínda geneldede AB ülkelerinin nimetlerinden yararlananlar, tam olarak bilmiyorum fakat 6 aydan fazla ülke dişinda yaşayanların vatandaş değilse oturumu! Vatandaş ise devlet yardimlari iptal ediliyor. Onun için H Gayret her 6 ayda bir buralarda. Toz oluyor. Belki bu fíransa için daha az olabilir. Siz isterseniz bu siteden kayip olduğu tarih ve dönúş tarihlerinden öğrene bilirsiniz.
    Fatih bey size zahmet birde
    Erdoğanın rantcilarıní zenginleştırdiği icraatlarından değilde Tarim, Hayvancílik, tip, sağlık teknoloji bilim ve ilmi alanlarında yaptıklari tahribatlar’i yazín! Veya bu alanlarda eğer varsa hízmetlerini yazın.
    Õrnek Koronada neler yaptí ? Yalniz dikkat edin! soylunun kongrelerde ki istifleri gõrmeyipte sokakta maske takmayan garibanlara kestiği para cezalaríndan falan bahs etmeyin çünkú oda devlethullahlarín cebine giriyor, ülkeye her hangi bir faydasí olmadığí gibi istifcilerin millete ve devlete attiği kaziği o zavali kendisine atmíş oluyor.

    Kestane kebap acele cevap.
    Hoşca kalín.

  5. Nâzım Hikmet’in, Beyoğlu’ndaki Ağa Cami için yazdığı dizeler:

    “Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

    Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

    Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

    Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

    Bir gün harap olmazsa Türk’ün kılıç kınıyla,

    Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!”

    • Ya demek öyle! Nazım Hikmet efendi epey üzülmüş! vah vah! İyi de o hislerinde samimi idiyse neden çözümü/geleceği dini-maneviyatı topyekün çöplüğe atan Sovyetlerin komünizminde görebildi-ona abone oldu ve sonunda hayal kırıklığı yaşattı o ruhuna. Bence bu iş (yani Ağa Camiin yalnızlığı) birazda Mustafa Kemal Atatürk Paşamızın yaptığı hatalarla o duruma geldi. “… Geri dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç..”mi deyip onun da elinden bir şey gelmedi acaba. Kanaatim o ki Nazım Hikmetin de (Paşamız gibi) “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde biri olduğu aşikar!

    • ben de diyorum bu şiir yazanı ya yurttan kovuyorlar, yada hapse atıyorlarmış bir zamanlar. 🙂
      epey şiir kitaplarım var. en çok ta salkım söğütlerin dallarıın suya çarpmasını yalın kılıçların çarpmasına benzettiği şiirini severim.
      bir insan anca bu kadar toprağına suyuna havasına aşık olabilirmiş diye..

  6. Sayın Kılıçdaroğlu da Taksim Camii’nin açılış törenine katılsaydı keşke.
    Geçen gün partisinin grup toplantısında, “Yeni bir siyasete, fırsatlara, Allah’a bir seferdir bizim seferimiz… Siz de hazır mısınız bu sefere?..” ifadesiyle ihsas ettiği cumhurbaşkanı adaylığına, sözleriyle de müsemma bir anlam kazandırırdı.

  7. 23 Nisan 1922 tarihinde Tevhîd-i Efkâr Gazetesi`nde Yahya Kemal Beyatlı`nın yayınlanan yazısı: 

       Kendi kendime diyorum ki: Şişli, Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minareler görülmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve Kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler.

    İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet hâlinde tutuyor. Bugünkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübârek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur’an’ın sesini işittiler; bir raf üzerinde duran Kitabullah’ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler; kandil günlerinin kandilleri yanarken, Ramazan`ların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken tekbirleri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler. Türk oldular.

    Bugünün çocukları büyük bir ekseriyetle yine Müslüman semtlerde doğuyorlar, büyüyorlar, eskisi kadar derin bir tahassüs ile değilse bile yine Müslümanlığı hissediyorlar. Fakat fazla medenileşen üst tabakanın çocukları ezansız semtlerde, yani alafranga terbiye ile yetişirken, Türk çocukluğunun en güzel rüyasını göremiyorlar. Bu çocukların sütü çok temiz, hilkatleri çok metin olmalı ki ileride alafranga hayat Türklüğü büsbütün sardıktan sonra milliyetlerine bağlı kalabilsinler, yoksa ne muhit, ne yaşayış, ne semt hiçbirşey bu yavrulara Türklüğü hissettiremez.

    Ah! Büyük cedlerimiz! Onlar da Galata, Beyoğlu gibi frenk semtlerine yerleşirlerdi, fakat yerleştikleri mahallede Müslümanlığın nûru belirir, beş vakitte ezan işitilir, asmalı minâre, gölgeli mescid peyda olur; sokak köşesinde bir türbenin kandili uyanır, hâsılı o toprağın o köşesi imana gelirdi. Beyoğlunu ve Galatayı saran yeni yapıların yığını arasında o mescidlerden, o türbelerden bir ikisi kaldı da gördük ki cedlerimiz kefere frenk mahallelerinin toprağına böyle nüfuz ederlerdi. Biz bugünün Türkleri bilakis Şişli, Nişantaşı, Kadıköy, Moda gibi küçücük bir şehri andıran yerlere yerleştik, fakat o yerler Müslüman rûhundan ârî, çorak ve kurudur. Bir Üsküdar’a bakınınz bir de Kadıköyü’ne. Üsküdar`ın yanında Kadıköy Tatavla (Kurtuluş)’yı andırır. Eski Türklerin ruhları ile yeni Türklerin ruhları arasındaki farkı anlamak isterseniz, bu son asırda peydâ olan semtlerle, İstanbul içlerini mukayese ediniz. Medenîleştikçe Müs-lümanlıktan çıktığımızı tabiî ve hoş gören eblehler uzağa değil, Balkan Devletlerinin şehirlerine kadar gitsinler. Görürler ki baştanbaşa yenileşen o şehirlerin her tarafında çan kuleleri yükselir. Pazar ve yortu günleri çan sesleri işitilir. Manzara halkın dinini ve milliyetini hatırlatır. O şehirler bizim yeni semtlerimiz gibi milli ruhtan ârî değildirler. Artık Türk milletinin ruhu bir râyiha gibi uçtu mu? Hayır, büyük bir kütlede yine o ruh var, fakat biz son nesil bir sürü gibi, büyük kafileden uzaklaştık, kaybolduk, fakat daha uzağa gitmeyeceğiz, yeni tarzda yaşayışla cedlerimizin diyânetini mezcedip (bir araya getirip, kaynaştırıp) bizi bu çoraklıktan, bu karanlıktan, bu ufûnetten (kokuşmuşluktan) kurtaracak mürşidler, şâirler, edipler, hatibler, yetişmedi, fakat gayet tabii bir revişle (gidişle) büyük kafileye, kendi kendimize döneceğiz.

    Dinsizliğin, kayıtsızlığın aksülameli başladı bile. Çocukluktan beri diyânet yolundan ayrılmamış olan kardeşlerimiz, bizim gibi rücû hislerini itiraf edenlere henüz inanmıyorlar. Onlara tamamiyle ilticâ edeceğimiz zaman da bizi birden tanımayacaklar. Çünkü onlardan çok ayrı ve uzak düştük.

    Dört sene evvel Büyükada’da oturuyordum, bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim, fakat frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erkenden uyanamamak korkusu ile o gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım, Büyükada’nın mahalle içindeki sâkit (sessiz) yollarından kendi başıma câmiye doğru gittim. Vaiz kürsüde vaaz ediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatın gözleri bana çevrildi. Beni, daha doğrusu bizim nesilden birini, camide gördüklerine şaşıyorlardı. Orada o saatte toplanan Ümmet-i Muhammed, içine bir yabancının geldiğini zannediyordu. Ben içim hüzünle dolu, yavaş yavaş gittim. Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum. Kardeşlerim Müslümanlar bütün cemaatin arasında yalnız benim vücûdumu (varlığımı) hissediyorlardı. Ben de onların nazarlarını hissediyordum. Vaazdan sonra namazda ve hutbede onların içine karışıp Muhammed sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaşla doldu. Onlarla kendimi yek-dil, yek-vücut olarak gördüm. O sabah, o Müslümanlığa az âşinâ Büyükada’nın o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik. Namazdan çıkarken kapıda âyândan Reşid Âkif Paşa durdu. Bayramlaşmayı unutarak elimi tuttu: “Bu bayram namazında iki defa mes’udum. Hamdolsun sizlerden birini kendi başına camiye gelmiş gördüm! Berhudâr ol oğlum, gözlerimi kapamadan evvel bunu görmek beni mütesellî etti!” dedi.

    Hem geldiğimi, hem de bayramımı tebrik etti. Yanındaki eski adamlar da onun gibi tebrik ettiler. Bu basit hâdiseden pek samîmi olarak haz duydular. O sabah gönlüm her sabahtan fazla açıktı.

    Biz ki, minâreler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübârek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz böyle bir sabah namazında anne millete dönebiliriz. Fakat minâresiz ve ezansız semtlerde doğan, frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlamayacaklar!

  8. Soyluyu hiç sevmem ve beyen’mem.. fakat askerlerin emir erlerini, özeliklede 25 senedir Tavşan ve tazílarí oynayanlar’dan farkli olduğunuda kabul etmek gerek..
    Eğer soylu 15 Temmuzdan önce içişleri bakanı olmuş olsaydı 15 Temmuz darbesini yapamazdılar.
    Soylu iç işleri bakanı olmasaydı 2. Ve 3. Darbeler’de yapílacaktı ve şu an’ki görevde olan gizli cuntacılar o zaman kendilerini gizlemiyecektiler ve Tamamen Perinçek rejimi ilan edilecekti. Soylu ESAS PKK’CILARÍ Bildiği ve ona göre tedbir aldığí için
    Baştakı gizli mafyacílar ondan kurtarmak için ortaklarí pekeri görevlendırdíler…!!!!.

    Milletti uyuttuklarínı zannediyorlar. Bunlar Serkan Gölenın itiraflarıní, değíl yayınlamak isminin yazılmasını dahi yasakladılar, pekeri allayip pullayip dünyadan bey hamer muhalefeti ortaklarí mafya liderinin YouTube kanalına izlenme rekorları kıdıriyorlar. 7. Video’ yu 3 dakika izledim sanki Erdoğanın yúzúne pekerin maskesini takmíşsın, vidoe’yu açar açmaz kafa pekere ağíz erdoğana ait olduğunu görúnce hemen kapatím.

    PKK yi kuranlar şu an Altın çağları’ní yaşadíklarí için 3
    kendilerine engel olanlari bu tip videolarla yipratarak hem onlardan kurtarip hemde gündemi saptırarak isdediklerini elde ediyorlar.
    15 Temmuz darbesi ile ordu, yargí ve emniyeteki engeller’inden kurtardılar, şimdide içlerindekileti temizlemekle meşgullar.

    2007 e-muhturasíndan hemen sonra meşhur sır görüşme’de neler yapílacağímí konuşuldu?
    Gelinen nokta onu gösteriyor. Önce Gülden başlayarak başarıdan başariya koştular. Deniz kuruyunca onu doldurabilmek için.değişik taktikler deniyorlar. Mafyada oyunlar túkenmez.
    Birde bizim millet gibi doğrulardan kaçan yalanlara kucak açan olduktan sonra Nafyanın keyfine diyecek yok.

  9. İstanbul’a heykel yapıldı.

    Yanlış anlaşılmasın Chp heykeli değil.

    İstanbullulara, mega kenti, panoramik olarak izleme olanağı sunacak olan, deniz seviyesinden 587 metre yüksekliği ile İstanbul’un ve Avrupa’nın en yüksek yapısı ünvanını taşıyan Çamlıca Kulesi, çağ açan fethin 568’inci yıldönümünde, bugün hizmete açıldı.

    • chp heykelle pek bilinmez zaten.
      heykelin piri melih gökçektir.
      yanlış anlaşılmasın melih gökçek heykelleri değil deseniz daha bir anlamlı olur.
      çamlıca kulesi fethin 568. yıldönümünde açılmış, geçen yıl açılsaydı fethin 567. yıldönümü, gelecek sene açılsaydı fethin 569. yıldönümü olacaktı, planlandığı gibi gidip maliyeti ikiye katlanmasaydı 2017 de bitecekti fethin 564. yıl dönümü diyecektik, yani bir yıldönümüne gelmesi kaçınılmaz, lakin istanbulun silüetine, doğasına ve kültürel değerlerine pek te uyumlu olmayan doğal bir sit alanı tahrip edilerek yapılan bir yapının fetihle anılması ne alaka kimbilir.
      bu yıl açılacak bir avm için de fethin 568. yıldönümünde açıldı mı diyelim mesela???
      neyse kazasız belasız ayakta kalsın da.

      “Kuleyi inşa eden Sarıdağlar, 2011 yılında Dünya Üniversiteler Arası Kış Oyunları için Erzurum’da yaklaşık 100 milyon TL harcanarak yaptırılan ve iki defa yıkılan kayak pistinin kulelerini de inşa etmişti. Kulelerin yıkılma nedeni olarak yanlış fizibilite yapılması gösterilmişti.”

  10. Bir ara Tokilerden rahatsızdılar,

    Sonra her ile stadyumlar yapılırken rahatsızdılar, hepsi bitti çok şükür.

    Havalimanları yapıldı.ne gereği vardı dediler.

    Bir ara Köprülerden rahatsızdılar, çanakkale ķöprüsü harıci hepsi bitti.

    Sonra otoyallardan rahatsızdılar, büyük bölümü bitti.

    Marmaraydan ve Avrasya tünellerinden rahatsızdılar, çok şükür onlar bitti.

    Ne gerek vardı Şehirhastanelerine. Gördük ne gerek olduğunu.

    Milletbahçelerine karşı olduklarını da gördük,

    Ayasofya nın açılmasından rahatsızdılar,

    Taksim camiine ne gerek vardı,

    Sihalardan rahatsız oldular.

    Yerli ve milli silah yapıldı, küçümsediler,

    Elektrikli otomobil denildi, çakma dediler. Şimdi gidin de görün fabrikanın son halini.bir iki seneye yollrda.

    Çamlıca kulesi yapılmaya başladı,karşı çıktılar.bugun açıldi maşallah

    Ne işimiz var Suriye de ,Irakta, Libya da ,Somali de
    Ne işimiz var Akdenizde Ege de
    Hatta utanmadan Azerbaycan a terörist cihatçı gönderiyoruz diye yaygara yaptılar.

    Sıra geldi Kanal İstanbul’a
    Yine yaygara çıkaracaklar.İşleri bu.Rahatsız olanlar var, olacaklar, varsın olsunlar. 

    Eski Türkiyenin artıkları Fuat Avnileri,Kriptoları, mafya babalarına sarılsınlar. Varsın sarılsınlar.

    • evet, hepsi bitti,
      ekonomi de bitti,
      tarım da bitti,
      hayvancılıkta bitti,
      çiftçilikte bitti,
      adalette bitti,
      kurumlara güven de bitti,
      döviz de bitti,
      para da bitti…

      para betona gömüldü.
      beşi bir yerde müteahhitler dünya listelerine girdi.
      kadrolar zenginleşti,
      halk fakirleşti.
      enflasyon arttı,
      işsizlik tırmandı,
      gelecek kuşaklar borçlandırıldı.
      hizmet projeleri oldu rant projeleri…

      üç beş kuruş nemalanacağım, odun kömür verecekler diye memleketin içine düştüğü durumu görmezden gelenler varsın görmezden gelsinler.

    • Yahu Fatih kardeş , sen H.Gayret olmayasın ! Çok şükür bu aralar O yok , başımız rahat ! Derken şimdi de sen çıktın ! Allahını seversen iktidara yaranmak için bunca insanın nefretini niye çekiyorsun ; onların avukatlığı sana mı kaldı ! Şimdi sen de aşağıdaki sorulara bir cevap ver de görelim bakalım ! Şunu da unutma ; zulme alkış tutmak , dolaylı olarak ona ortak olmaktır !

      • Hayreti Mucib kardeş, H.Gayret beye benzetmene memnun olurum. H.Gayret bey i Allah başimızdan eksik etmesin. Ben de merak ettim. Kaç günlerdir yok. Bir an evvel dönmesi dileğiyle.
        Bir de Mucib bey,; farklı seslerin sitede yazmasının ne mahsuru var ki. Muhalifiyle, muhalifsiziyle bu sitede yazması gayet gerekli ve normal. Kimse kimseye düşman değil sonuçta. Sadece farklı bakış açısıyla görüyoruz o kadar. Bernar bey, H.Gayret bey, Turgut bey,Nurdan hanım,Didem hanım, yeni ddm hanım(merak ettim didem ve ddm aynı kişi mi), Serdar bey, Ugur bey, HK ve YK beyler, siz ve daha anamadığım bir sürü değerli arkadaş herkes aynı düşünmek zorunda değil sonuçta.Güzel paylaşımlar oluyor.
        Valla beni baya kişi paralı trol yerine koydu.Olsun onlarin da canı sağolsun.Herkes bi şekilde kendi değerlerinin trolluğunu yapıyor burda, gayet de normal. Selametle

        • didem kuz ve ddm aynı kişi,
          yorumlarımda bir süre birlikte kullanarak değişikliğe işaret ettim.
          isimler değişir, yazı üslubu/karakteri değişmez. daha kimliksiz olsun diye isim değişikliği tercihine gittim.

          bir ses ve bir renk olmak güzeldir kuşkusuz.
          ama bütün muhalefeti, dış güçlerle ilişkilendirmek, toptan terörize etmeye, ajanlaştırmaya çalışmak bu ülkenin birliğine, kardeşliğine yapılan bir saldırıdır, itham ettiklerinizden çok daha fazla zararı siz veriyorsunuz, bir ses, bir renk olmak bu değildir.
          milliyetçi bir duruş olmadığını düşündüğünüz tutum ve yaklaşımlar olabilir, benim de oluyor, onlarca yorumumda sitede duruyor ama toptancı bir anlayış zarar, ziyan getirmek dışında anlamsız ve yararsızdır. yaşadığımız coğrafya bu denli yüksek perdeden insanları kutuplaştırmaya uygun değildir. birlikte yaşamak dışında bir seçeneğimiz yok, bizi alacak bir ülke de yok.
          bakınız size sorulan soru niye bunca insanın nefretini çekiyorsunuz oldu,
          çünkü nefret ekiyorsunuz. eleştiri yapmak bir şey, sert eleştiri getirmek bir şey yani anlaşılabilir bir şeydir, nefret söylemi başka bir şeydir.
          bunu göremiyor musunuz?
          nefret bir ses olsa nasıl bir ses olurdu dersiniz?
          bir renk olsa nasıl bir renk olurdu dersiniz?
          böyle bir sesi, rengi kim ister?
          baya kişinin sizi paralı trol yerine koyması yadırganır bir şey olmamalı, bunca toptan terörize etmek niyeti, onlarca yorumla siteyi baskılama gayreti para için değilse geriye seçenek olarak sadece ahmaklık kalır.

        • Boşver Fatih kardeşim
          Herkes milleti kendi gibi bilirmiş
          Atlet koklayan
          Ruhları 1$ satılık
          Vatan kavramını yitirmiş ABD yi vatan bilen
          Emirle twitleri 5 katlayan troller herkesi kendi gibi bilir

  11. Taksimde Cami yaptırmışlar; bilmem hangi yandaş şirkete ,bilmem kaç paraya.25 ton gülsuyu sıkmışlar.Yine bilmem hangi yandaş şirkete,bilmem kaç paraya.Cami çok hakiki müslüman kaç tane?Hadis:”Bir zaman gelecek, insanlar camileri doldurur, içlerinde (hakiki) tek mûmin yoktur.”
    Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah el Hâkim Nisaburi, Mustedrak, Hadis no: 8414.Gösteriş Gösterişli ve süsülü camiler yapılıypr.Halbu ki,camileri süslemek bid’attir.Allah bid’atçilerin hiçbir hayrını kabul etmez.Hadis:Bir bid’at çıkaranın namazı, orucu, haccı, umresi, cihadı, tevbesi, farzı, nafilesi ve hiçbir iyiliği kabul olmaz. Yağdan kıl çıkar gibi, dinden çıkması kolay olur.Kaynak:İbni Mace.

    Tvlerde,şehit cenazelerinde gösteriş yaparak Kur an okur birileri.Gösteriş için sahte gözyaşları döker birileri.Maksat oy avlamak,kendilerini dindar göstermek.Gösteriş(riya)için yapılan fiileri Allah kabul etmiyor.Birilerine göre, varsın Allah kabul etmesin.Akkoyunları avlamaya yetiyor ya siz ona bakın!Bu nedenle gündem dışı konum gösteriş/riya.Enfal Suresi, 47. ayet: Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. Riya, insanlar arasında manevî nüfûz, şan ve şöhret, maddî çıkar sağlamak için yapılır. Dünyaya âit bu tür maddî ve manevî çıkarları elde etmek için, dinin insanlar tarafından kutsal değerlere karşı beslenen bağlılık ve hürmet duygularının âlet edilmesi, riyanın en kötü şeklidir. Bu tür davranışlar, hilekârlık ve yalancılıktır. İnsan şeref ve haysiyetine hakarettir.sorularlaislamiyet.com.Riya/gösteriş:Sözlükte “görmek” anlamındaki re’y kökünden türeyen riyâ (riâ’), hadislerde ve ahlâka dair eserlerde -süm‘a (şöhret peşinde olma) kelimesiyle birlikte- “saygınlık kazanma, çıkar sağlama gibi dünyevî amaçlarla kendisinde üstün özellikler bulunduğuna başkalarını inandıracak tarzda davranma” şeklinde açıklanır.
    Riya, “Allah’tan başkasının hoşnutluğunu kazanma düşüncesiyle amelde ihlâsı terketme” (et-Taʿrîfât, “riyâʾ” md.); “Allah’a itaat eder görünerek kulların takdirini kazanmayı isteme” (Gazzâlî, III, 297); “ibadeti Allah’tan başkası için yapma, ibadetleri kullanarak dünyevî çıkar peşinde olma; Allah’ın emrini yerine getirmek maksadıyla değil insanlara gösteriş olsun diye iyilik yapma” (Kurtubî, V, 422; XX, 212); “insanların görmesi ve takdir etmesi için ibadeti açıktan yapma” (İbn Hacer, XXIV, 130) vb. şekillerde tanımlanmıştır. İslam Ansiklopedisi/Müellifi:MUSTAFA ÇAĞRICI.Konunile ilgili hadislerden bazıları:”Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır.” (Müslim, Zühd, 38);
    “Şüphesiz riya şirktir.” (İbn Mace, Fiten, 16).
    “Gösteriş için oruç tutan, namaz kılan, sadaka veren kimse Allah’a şirk koşmuştur.” (et-Tergib ve Terhib, I/32).”Ümmetim için gizli şirk ve şehvetten kaygı duyuyorum” demiş, “Sizden sonra da hâlâ şirk olacak mı?” sorusuna, “Evet, fakat güneşe, aya, taşa ve puta tapmak şeklinde olmayacak, insanlar ibadetlerini riya için yapacaklar” cevabını vermiştir.
    Müsned, IV, 124.”Ey riyakârlar! Dünyada amellerinizi gösteriş olsun diye kimin için yaptıysanız gidin onu arayın, bakalım bulabilecek misiniz?”
    Müsned, V, 428, 429.

    Saygılar.

    • sayın ertav, bir filmde kılıcıyla hareketler yapıp görenleri titreten birinin karşısındaki kovboyun silahını çıkarıp dan diye işi bitirdiğini izlemiştim. yeditepeye cami yapan ecadımız boğazdan kruyus gemisi geçeceğini bilseydi kızkulesinide cami yaparmıydı bilinmez.
      sizin notlarınızda hayli kıymetlidir muhakkak. herşeyi gösteriş, yada oy diye yorumlamak..
      25 ton su kaç para yazar bilemem ama, istnbulun sorunlarını istanbulluların da bilmesi gerek. umalım da metro da yapsınlar aynı zamanda!
      Taksime de boğazın boydan boyuna denizden ve karşı kıyısından görülecek yerlerine de bir müslüman olarak cami yada herhangibir eser (heykel- koru- müze konser binaları vb) yapılmasını istemezükle kimse engeleyemez, hiçbirşeylede açıklanamaz.
      binlerce turistin geldiği şehir elbet korunur, yüzlerce gezme gemisinin geçtiği boğaz zaten kendini koruyor! birazınıda bırakalım sonraki gelecek yönetenler planlasın yapsın!
      ne zaman anlarız doğrumu yanlış mıyı?
      ”yanlış” olanla ”zamansız” yapılan ayrımını yapabildiğimiz zaman!

      • son derece değerli bir noktaya işaret ettiğinizi düşünüyorum.
        bir şeyin yanlış olması ayrı, zamanlamasının yanlış olması ayrıdır çok doğru.
        kuşkusuz istanbula güzel camiler yakışır, bir islam ülkesine güzel islami eserler yakışır. bir hırıstiyan ülkesine görkemli kiliseler, buddhanın ülkelerine güzel tapınaklar. sanat, mimari bilinenden çok daha önemlidir.
        kanal istanbula karşıyım mesela. lakin yapılmalı ya da yapılmamalı açısından değil. bu konuda uzmanlar tarafından ikna edilebilirim, şimdiki inancım bir rant projesi olacağı yönünde ise de. ama asıl yanlış insanların büyük projeler adı altında son derece ranta teslim edilen projelerin ülkenin kaynaklarını kuruttuğu, ekonomik sıkıntının hiç olmadığı kadar toplumu ezdiği, dovizin, faizin arttığı, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü bir zamanda yapılacak olmasıdır.
        üstelik istanbulda büyük bir deprem bekleniyor iken hazır olduğu söylenen finansmanın kentsel dönüşümde kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum, geçmişte ne kadar acı sonuçlar olabileceğini biliyoruz, yapılması gerekenlerin neredeyse hiç biri yapılmadı ne yazık ki.
        bugün halkın devleti yanında bulmak, devlete güven hissetmek zamanıdır. bugün en büyük proje halkın yanında olmaktır, vergilerle, zamlarla ezmek değil…
        ekonomik olarak güçlü olduğumuz , istihdamın normal bir seyir izlediği, refahın arttığı bir dönemde ayağımıza göre yorgan olmak kaydıyla iyi, doğru, faydalı projelere kimse karşı çıkmaz.

        • ddm hn umarım rantist gün gelir yılan hikayesine dönmez.
          hiç kimse evini önündeki giriş kapısının önüne hendek kazıp, üzerine köprü yapam da üstünden gelip geçenden 1, geçmeyenden iki akçe alam demez. dese dese ortaçağ şatolarını etrafına kazıp içine bol su ve timsah koyarlardı 🙂
          pardon birde bebekçiler hendek kazmayı denemişlerdi.
          her ne olursa olsun, birgün gelen birileri ”bu hendekleri kapatalım” ükeyede marmarayada k.denizede zarar veriyor demeyecekse, su yollarımızı kesmeyecekse,
          bir parti yada partililer bir 5 yıl daha koltuğunu garantilerse benim için sorun yok 🙂
          Ha agam, ha paşam. yok ki birbirlerinden farkları.
          Şu güzel ülkemin sahibi olmayı geçtim, vatandaşı olmayı, hatta Türk olabilmeyi bile ağzının suyu akarak isteyen milyonlar varken..
          ya taşını toprağını satmaya kalkan, yada gaflet ve hıyanet içine düşmüş binyıldır bu topraklarda yaşayan insanlarımız, kardeşlerimiz çıkmasın içimizden diye uğraşan bir avuç vatan millet kıymetbilirler, üzülüyoruz gerçekten.

  12. Rahmetlinin (resimde) 93 te öldüğünü görünce gençlk yıllarım geldi aklıma. ne döndüğünü anlamazdık bile. Gazeteciler niçin öldürülür bilemem ama, bu meslek sahiplerinin biraz daha eğitimli, geleceği gören, kendi vazifesinin ne olması gerektiğini iyi bilmesi, hatta proesyonel olmalrı gerektiği düşncem hiç değişmedi.
    Başka bir ülke diğer ülkenin ajan majan ldürmesini, (007 J.Bond) mesaj vermesini anlarım, gazeteci, hele ki bürokrat vb ölumleri aklım almaz. Halkımız da birgün idamları, sallandıracaksın.. ları, tüh tüh pek te gençti..leri geçecektir inşallah!
    15-16 Tmmz olayının aynısı olsaydı bu (eski) dönemde, ”ihtilal” yazardı takvimlerde. ama, ”aldı tlf’u eline.. ve ..” yazılı şimdi oysaki.
    ”Bir baba diğer babayı öldürdü” yazardı eskiden,
    ”Al paçino’ filmi izedim dün yine..” yazıyorlar artık genelde.
    olmak istiyor ”dünyaca ünlü” belkide.
    Sonuç olarak öğren diğim iki şey:
    -iki kişinin bildiği sır sır değildir,
    -Evinin dışındaki herşey artık senin değil, toplumun malıdır unutma.

  13. Pasifik’te, Filipinler’e yakın küçük bir ada olan Lubang Adası ile S. Peker videoları arasında bir ilişki var.

    Peki ama ne türden bir ilişki bu?

    O ilşkinin ne olduğuna geçmezden önce, söz konusu Lubang Adası’nın ne olduğunu kısaca hatırlayalım.

    ABD’nin iki büyük Japon kentini atom bombası ile bombalaması, Japonya’yı dize getirir ve İkinci Dünya Savaşı 1945’de Japonya’nın teslim olması ile sona erer. Savaş sırasında, çevredeki diğer pek çok ada gibi dış dünya ile iletişimi olmayan Lubang Adası’nda konuşlandırılmış Japon askerleri, savaşın sona erdiğinden habersiz, yıllarca Lubang Adası’nın ormanlık bölgesinde saklanıp hayatta kalma mücadelesi verirler.

    Yorum sayfalarının tutkulu iktidar yandaşı yorumcusu Fatih Bey, bana Lubang Adası’ndaki o bir avuç Japon askerini hatırlatıyor. Gündelik olarak döşendiği yarım düzine yorum metninde bizlere Ekrem İmamoğlu’nu anlatıyor. Hiç kimse de, Fatih Bey’e, İstanbul Büyükşehir Yerel Seçimleri’nin çoktan geride kaldığını, seçimin Binali Abi ve Erdoğan’ın teslim bayrağını sallamasıyla birlikte nihayete ermiş olduğunu Fatih Bey’e hatırlatmaya gönüllü olmuyor.

    Memleket evlatları, genci ve yaşlısıyla, neredeyse bir aydır S. Peker videoları ile uyuyor, sonra uyanıp o videolarla yeni güne başlıyor. Adamın yeni videonun gün ve saatini ilan ettiği anlar, adeta geleneksel bayramlarımızdan çok daha fazla bir heyecan ve sevinçle karşılanıyor, millet, bayram sabahını bekleyen çocuklar gibi, yeni videonun yükleneceği gün ve saati iple çekiyor. Şimdiye kadar yüklenmiş videoların toplam tıklanma sayısı 40 milyonun üzerinde.

    Hal böyle iken, dış dünyada olup bitenden habersiz olup İstanbul yerel seçimleri günlerine takılıp kalmış görünen Fatih Bey, hala, ikinci seçim meydan muharebesinin devam ettiği sanısıyla, bizlere, “Görelim bakalım bu E. İmamoğlu kimdir” tadında metinler okutuyor.

    Binali Beyler’in göremli gemi filosundan bir gemi bir güzellik yapsın, gidip Fatih Bey’i bulunduğu adadan kurtarıp getirsin. 🙂

    • Bernar bey!
      Gözümüz yollarda kaldı.
      Her ne kadar seçim olmasa da siyasi analizlerinizi özledik.
      Bir ay önce,
      90 TL olan arpa şu an 90 TL,
      295 TL olan MDF plaka şu an 545 TL,
      9- 10 bin TL olan demir doğrama hammaddesi şu an 18 bin TL.
      Bir köylümüz(MS) tüm inek dana buzağı için kasap getiriyor.Kasabın söylediği fiyata bir kuruş bile itiraz ve pazarlık etmeden, “bir an önce götür, gözüm görmesin” diyor.
      Anladığım kadarıyla hiç “deliriş” dizisi izlememişsiniz.
      Ben 5 dakika izledim, 5 seans psikolojik destek aldım daha normale dönemedim. En az 5 seans daha gerekiyormuş.
      İzlemeyi düşünüyorsanız bilgilerinize arz olunur.

  14. Önemli olan milletin bu tür cinayetlerle yönlendirilebilir olmasıdır.
    Hamdolsun keklenmeye oldukça hazır bir millet var.
    Peker ne demişti?
    Daha sonra ” vatansever” olduğunu öğrendiğimiz Kutlu Adalı’yı bize hamasî nutuklarla hain olarak tanıtmışlardı.
    Şamil Tayyar ne dedi?
    İktidar değiştiğinde bugün hain kabul edilenler vatansever, vatansever kabul edilenler hain kabul edilecek
    Manipülasyona açık bir millet kirli yapıları da adeta teşvik ediyor.
    7 Haziran-1 Kasım arasındaki her bir olay en az %1 seçim sonucunu değiştirdi. Her bir şehit bir milletvekili dağılımını değiştirdi..

  15. Kayseri’de , 21 Eylül 2009 senesi Ramazan Bayramının ikinci günü , şeker toplamaya çıkan iki kardeş ile bir arkadaşları , o gün bir daha evlerine dönmedi . Çocuklar esrarengiz bir şekilde ortadan kayboldu , sanki yer yarıldı da yerin dibine girdiler ! Günlerce , haftalarca , aylarca devam eden inceleme ve araştırmalardan bir türlü sonuç alınamıyordu! Nihayet aradan bir yılı aşkın bir süre geçtikten sonra Em.Gn.Md. lüğünce , olayın aydınlatılması için konunun uzmanı olan özel bir ekip oluşturuldu . Ekip bir ev kiralayarak olayın meydana geldiği mahalleye yerleşti .Yaklaşık olarak 4 ayı aşkın bir süre kendilerine özgü yöntemlerle inceleme ve araştırmalarını sürdürdüler , mahallenin adeta röntgenini çektiler ! Ve nihayet eliyle koymuş gibi katilin kimliğine ulaştılar ! Katil 33 yaşında bir fabrikada çalışan ve yalnız yaşayan birisiydi; kız çocuğuna tecavüz ettikten sonra çocukların üçünü de öldürmüş ,bir araç tutarak Yozgat/Çayıralan’da bir barajın yamacına üstüste gömmüştü !
    İşte devlet budur , devlet dediğin böyle olur ! Bir devlette demokrasi, adalet, hukuk, insan hakları , ciddiyet ,itibar , özgürlük ve güven vs. varsa asla faili meçhul bir cinayet veya vukuat olamaz !
    Bir diğer husus da şudur ki devlet millet için vardır , millet devlet için değil !
    Herkese selamlar , saygılar

  16. Eskiden Fuat Avni arkası yarın haberi bekleyen tayfa şimdi Sedat Peker dizisi izliyor
    Biri efendisi ABD Ye sığındı
    Diğeri ABD nin emir eri BEA ye
    Ama hedef değişmedi
    Aynı şeyleri tekrarlayıp farklı sonuç beklemek

    Birde buranın değişmez atletci yorumcuları
    Bernar gibi sıkıp sıkıp sonra başka isimlerle yeni yorumlar
    Sıkı durum bunlar bahara gidici
    Ama hangi bahar

  17. Kemalizm daha neşvü nema bulmamışken ittihatçı reflekslerin müteyakkız olduğu günlerde, rahmetli Hasan Basri Çantay’ın hükümeti düşürdük ancak kendi aramızda hükümeti kurmak noktasında ittihad edemediğimiz için ertesi gün kerhen ittihatçı artıklarının hükümetini tekrar dışardan destekledik diyerek, arkasından da yıllar içinde olmuş olan istiklal mahkemeleri,faili meşhurlar ve diğer suikasıtlı işleri de görmenin verdiği ızdırab ile ” Herhalde bu günah bize yeter” demiştir. Aslında Sedat Peker bu ülkede bizim oğlan bina okur döner döner bir daha okur özdeyişinin bir başka aksidir . Lakin işaret ettiği ‘teşkilatı mahsusa yüzüğü düşmez’ sözü aslında aidiyet noktasına açık işareti olup. Bu işaret ile Ali Şükrü Bey’in ve Kutlu Adalı, Uğur Mumcu katilleri ile vatan için kurşun sıkan eller kutsaldır, Abdullah Çatlı, Haluk Kırcı abilerinin bir ardılı olduğuna da zımnen işaret etmektedir. Aslında temel sorun şu anda hedefe koyup canlarını yakmak konusunda Hannibal Lecter gibi iyi düşünülmüş adımlar atan holywood don carleone çakması reisimizin neden yollarının ayrıldığı ve bu ayrışma sonrasında sigortasını attırıp aklını tatile zekasını fazla mesaiye çıkaran, aile ocağına ağır silahlarla tecavüz dışında asıl saik nedir? Merak ediyorum.

  18. Başta Erdoğan olmak üzere AKP çevresi ve yandaşları,Mafya Lideri Sedat Peker in hedefi Erdoğan dır,hedefi AKP hükümetini düşürmektir,bunun için filan kişilerle işbirliği yapıyor gibi saçma sapan heyezanlar içindeler.Bir kere Sedat Peker şimdiye kadar, asla Erdoğan a ve AKP hükümetine hedef alan bir itham veya suçlama yapmadı.Aksine Erdoğan ın haberi olmadan kirli işler çeviriyorlar,Süleyman Soylu ve Erdoğan ın çevresindekiler onun dibini oymaya çalışıyor sözleriyle; Erdoğan ı uyardı.Hele MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli aleyhine hiçbir söz sarfetmedi.Sık sık Soylu için Sülüüü!şeklinde hitaplarda bulundu.Vidiyolarını inceleyin söylediklerimin doğruluğunu göreceksiniz.Ben incledim.Sedat Peker ,Erdoğan a ve AKP hükümetine ve onun ortağı MHP ile Devlet Bahçeli ye hedef almadığı halde;hedefi nasıl Erdoğan ve AKP hükümeti oluyor?Bu konudaki suçlamalar mantıklı değil.Demek ki AKP ve MHP den oluşan Cumhur ittifakı ,mafya ile şahsi ve kirli işler çevirmiş,Peker e de güvenemiyor;onun için sağa sola saldırmaya,kabadayılık yapmaya,hedef saptırmaya,algıları lehlerine yönlendirmeye ,kendilerini ak pak göstermeye çalışıyor.Cumhur ittifakının tipik suçluluk psikolojisi içinde olduğu açık.Bundan sonra ne olur bilmem.Sedat Peker in yerinde olsam hiçbirşeyi gizlemeden her şeyi ifşa ve itiraf ederdim.İşin içinde kim varsa korkmadan açıklar,elimdeki belgeleri yayınlardım.Bu arada Sedat peker in eşi ve çocukları Türkiye de ve Cumhur ittifakı hükümetinin elinde olduğu için; Peker, ailesi hakında endişe taşıyıp birçok suç fiilleri işleyen hükümet üyelerini gizlemesi doğal olur.Ailesi güvenlik çinde olsaydı durum herhalde başka olur,hiçbirşey gizli kalmazdı.Şunu da söyleyeyim,Başta Erdoğan ve Bahçeli olmak üzere Cumhur ittifakının korkusu Peker ‘den ziyade Süleyman Soylu’ dur.Hep birlikte Soylu’ ya destek açıklaması yapmalarındaki gerçek budur.Birlikte suç ortaklığı yapmamış olsalardı,sıkandalın arkasını araştırma komisyonu kurarlar,Soylu’yu derhal görevden alırlar,iddiaların arkasını titizlikle araştırırlardı.Demokrasilerde hep böyle olmuştur.Bir bakanlık çalışanı küçük bir hata yaptı diye Avrupada isitfalar yapılıyor,hükümetler düşüyor.Belki suç ortakları ve İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu bütün delilleri toplayıp gizlemiş olabilir.Bunuyapmak için Bakanlık yetkileri gayet müsait.İşte o zaman ne olur?Soylu, cumhur ittifakı için büyük tehlike olur.Erdoğan ve Bahçeli korkularını açık edip oylu hakkında soruşturma yapmaktan kaçınmaları ve onu görevden almayarak kendilerinin mafya ile birlikte suç ortakları suçlu olduklarını kanıtladılar.Saygılar.

  19. 1980ler.
    1990lar.
    Sizin alıntı yaptığınız yazınızın tarihi olan 2000ler.
    Ve şimdi 2021 yılındayız. Ne olur birşey değişsin diyoruz ama olan tek şey toplumun umutlarının söndürülmesi.
    Ve pekerin temiz toplum vaad etmeyen itirafları:
    “En çok ahlak diye bağıran, en büyük ahlaksızdır.”
    “Temiz toplum diye birşey yok kardeşlerim! inanmayın.” “Benden de mesihlik beklemeyin sakın. Ben kendi derdime düşmüşüm.”
    Yazık. Tek kelimeyle yazık.

  20. Çok etkileyici bir yazı. Yazının girişini okurken aklıma bir sürü espri akın etti. Ancak ilerleyen satırlarda o esprilerin herbiri içimde birer buza dönüştüler.
    Kısaca “Devlet ancak hukukun sınırları içinde korunabilir. Layüsel MGK kararları vs ile hukukun kontrol alanından her çıkış yine toplum düzenine ve devlete zarar verir” diyerek çekileyim ve her ortamda alakasız gazel okumayı adet edinmiş arkadaşlardan bu klasik müzik icrasına davul zurnalarıyla girmemiş olmaları halini hayal edeyim.

    • Peker kime hizmet ettiğini yavancı basın bizden daha iyi biliyor.

      Haberin türkçe kopiisi
      ××××××
      İsviçre’nin en köklü gazetelerinden Neue Zürcher Zeitung’da da kendine yer buldu.

      NZZ söz konusu gelişmeleri, “Türk hükümetindeki mafya skandalı giderek şiddetleniyor” başlığıyla verdi. Peker’in özellikle Soylu’yu hedef aldığı belirtilen haberde, Erdoğan’ın partisinin bu skandalı zarar görmeden atlatamayacağı yazıldı. Ayrıca Soylu için “Türkiye’nin en popüler siyasetçilerinden biri” denildi.

      Gazete olayı “Soylu’nun Erdoğan´ın koltuğuna geçme hırsları göz önüne alındığında, meselenin hükümet içindeki güç mücadelesiyle ilgili olduğu düşünülüyor” şeklinde yorumladı.

      Soylu’nun verdiği röportajlara da değinilen haberde, bakanın istifa etmeyi reddettiği ve hemen hemen hiçbir soruya yanıt vermediği ifade edildi. Ayrıca Adalet Bakanı’nı dolaylı olarak eleştirdiği bilgisine de yer veren gazete Erdoğan’ın 4 hafta boyunca neden sessiz kalıp ardından Soylu’ya destek açıklaması yaptığını sorguladı. İstanbul Sabancı Üniversitesi’nden Berk Esen’in yorumuna da yer veren gazete, “Erdoğan’ın güçlü bir kabine üyesini kasten zayıflattığını ve Berat Albayrak´ın siyaset sahnesine yeniden döneceğinin düşünüldüğünü” öne sürdü.

      Gazete, AKP’nin oy oranlarının çok düştüğü, TL’nin değer kaybı ve yoksulluk oranının yükselmesi gibi konulara da değinirken, en son turizm çalışanlarına “enjoy, I´m vaccinated” maskeleri taktırılmasını da eleştirdi. Haberde “Bir zamanlar Türkiye’de halkın ruh halini en iyi okuyabilen bir parti için tüm bunlar kayda değer başarısızlıklar“ yorumunda bulundu.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız