Simiti ‘inovasyon’ haline dönüştürme fikri ‘dahice’ değilse nedir? Bedeli 500 milyon dolar olsa ne fark eder?

43
Yurtdışındaki bir Simit Sarayı dükkanı ziyareti..

Başlık sizi ürkütmesin. Bugün simit kadar ‘tatlı-tuzlu’ bir yazıyla karşınızdayım.

“Olmazsa olmaz” saydıklarımdan değildir, ama en sevdiğim kahvaltı katıklarından biridir simit. Her sabah soframda bulunsa tadından yenmez, ama hafta sonları çaylı-peynirli kahvaltımızda mutlaka yerini almasına çalışırız. Çayın en iyi arkadaşı olduğuna hep inanmışımdır fırından taze çıkmış simidin.

Ancak yine de dünyanın başka bir köşesinde “Simit var mı?” telaşına kapılmam; tersine bulunduğum ülkenin kendisine mahsus kahvaltı dostlarını öğrenmeye ve o tadları denemeye çalışırım.

Kruvasan’a “Hayır” demem, bagel’in en lezzetlisini nereden alacağımı sorar bulurum.   

Londra’nın en işlek yerinde vitrini gibi içi de kocaman ‘Simit Sarayı’ dükkanı ile ilk karşılaştığımda nasıl şaşırdığımı anlatamam: Dünyanın en pahalı ürünlerinin satıldığı mağazalara arkadaşlık eden bir simitçi dükkanı… Meydanın mağrurluğu ile bizim gariban dostu simit büyük bir tezat teşkil etmekteydi. Birlikte olduğumuz grubun diğer üyelerinin kendimize ait bir alışkanlığı orada görmekten müthiş mutlu olduklarının yakın tanığıyım.

Simit Sarayı’nın 25 farklı ülkede Londra’daki benzer 25 dükkanı daha varmış; bunu bu haftaki tartışmalar sırasında öğrendim.

Keşke öğrenmez olaydım.

Çünkü, simidin tartışma konusu olmasının sebebi, gariban katığı olan bizim simide hiç yakışmayan ‘saray’ sözcüğünü isim olarak seçmiş olan, 25 ülkedeki dükkanları yanında Türkiye’de açtıklarıyla birlikte 10 binden fazla kişiye iş imkanı sağladığını gururla ilan eden firmanın içine düştüğü finans sıkıntısı…

Reklam

Finans sıkıntısına düşen ‘Simit Sarayı’nın patronu “Son üç yılda 163 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik” demekte.

Meğer bizim gariban kahvaltı katığı simidimiz ‘ihraç’ malzemesiymiş…

İhracat teşviklerinden de simit sayesinde yararlanılıyor muymuş acaba?

“Bizim söylendiği gibi bankalara olan borcumuzun miktarı 500 milyon dolar değil, bütün bankalara borcumuz bahsi geçen rakamın üçte biri bile değildir” de demiş firmanın patronu.

500 milyon doların üçte biri ne kadar ediyor, parmaklarımla o hesabı yapmakta zorlandığım için sizlere soruyorum.

O kadar doları, “Bütün bankalar” denildiğine göre en azından üç-beş banka, “Simit satacağım” diye başvuran firmaya kredi olarak verebilmiş, öyle olmuyor mu?

Hangi bankalar ve o kararı hangi elemanlarının raporu üzerine hangi banka müdürleri vermiş, isimlerini öğrenmek isterdim.

Aklınıza kötü şeyler gelmemesi için öğrenmek isteme sebebimi de hemen kayda geçireyim: Bonkörlüklerini ve simitte kar etme istidadını gördüklerinden dolayı hepsini teker teker tebrik etmek için…

Reklam

1,5 bilemediniz 2 liraya satılan (Simit Sarayı fiyatlarının fırınlarda veya tezgahta satılanlardan daha yüksek olduğunu söyleniyor, ama bankacıları ikna edebilmek için mamulün herhalde pahalı olması zaten gerekirdi) bizim gariban simidin parlak geleceğini görebilmek tebrik edilmeyi gerektirir elbette.

Tabii en sıkı tebriki ise, böylesine parlak bir ‘inovasyon’ ile Türkiye adına dünyayı tanıştıran, bankaları kendisine 200 milyon dolara yakın bir meblağı borç olarak vermeye ikna eden, bu arada başka ülkelerde şubeler açabilmek için devletten 23 milyon TL’lik destek sağlamayı beceren, zor duruma düştüğünde önce bir Arap fonuna yüzde 10 hisse satan, en sonunda bir kamu bankasının yan kuruluşunu devreye sokarak sıkıntıdan kurtulma çabası sergileyen büyük işletmeci ‘Simit Sarayı’ patronuna sakladım.

Gazetelerin bazıları benim düştüğüm şaşkınlık gibi bir hayret selini üzerine boca etmese ve o yayınlar üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “Tasvip etmiyorum” çıkışını yapmasaydı, ‘Simit Sarayı’ adıyla bizim gariban katığı simidi sadece 200 milyon dolarlık bir kayıpla dünya ürünü haline dönüştürme başarısı gösteren işadamımız amacına ulaşacaktı da…

Olmadı, olamadı.

Peki şimdi ne olacak?

Bizim simit, dünyanın 25 ayrı ülkesinde, ne olduğunu bilmeyen bu sebeple meraklı gözlerle vitrine bakaduran yabancılarla bozuşacak, onları pazarlayan dükkanlar önce oralarda sonra ülkemizde kepenk mi indirecek?

Hadi, kamu bankası son anda kasasını açmaktan vazgeçti ve bu ‘yerli ve milli’ kuruluşu batmaktan kurtarmadı; iyi de ona işletme sermayesi olarak kasalarını açmış ve şimdilerde yaklaşık 200 milyon dolarlık kredilerinin ödenmesini bekleyen ‘bütün bankalar’ ne yapacak?

Genellikle öyle duruma düşen alacaklılar borçlularının kapısına dayanıp neyi ne ile üretmişse hepsine el koyar, onları satarak hesabı kapatmaya bakarlar. Vitrinlerdeki simitlere el konulsa borcun ne kadarı karşılanır ki?

Kredi kullandıran -benim isimlerini teker teker öğrenmek arzusunda olduğum- banka elemanları ve müdürleri Simit Sarayı yüzünden üç öğün simit yemek zorunda kalmazlar umarım.

‘Simit Sarayı’ adıyla açılan birkaç dükkandan sonra onların hemen yanı başlarında içinde ‘simit’ sözcüğü mutlaka bulunan isimlerle benzer mekanlar ülkenin dört bir yanında pırtlak vermişti. En son merakım, onların da da bankaların simit aşkından yararlanıp yararlanmadıkları…

Eskiler “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” derlerdi. Bütün simitçilere eşit muamele edilmemişse bankalar ayıp etmişler demektir.

Fotoğraflarında pek genç görünüyor simidi bir ‘inovasyona’ dönüştürme ve ağırlığınca kredi kullanma açısından ‘başarılı’ işletmenin sahibi. Karar yazarı İbrahim Kahveci, patronun 20 yıl önce de yine ödeyemeyeceği miktarda yüklü bir kredi kullanma olayında 40 kişiyle birlikte adının geçtiğini yazdı.

İyi ki de yazdı. Onun duyurduğu bu eski olay sayesinde, 20 yıl önceki vartayı atlatıp kendine yeni bir iş dalı yaratabilmiş uzak görüşlü bir işletmecinin, bugünkü sıkıntılarını da bir biçimde atlatabileceği ve bir süre sonra başka bir parlak fikirle ortaya yeniden çıkabileceği umuduna kapıldım. 

200 milyon dolar değil de 500 milyon dolar batsa ne olur ki…

Ülkemizde onun gibiler çok.

Simitten bir büyük iş imparatorluğu oluşturmak azımsanacak bir olay değil.

[İzmir’de simide ‘gevrek’ denildiğini biliyor muydunuz? Hala dilim önce gevrek sözcüğüne gider, sonra kendimi simit diye düzeltirim.]

ΩΩΩΩ 

43 YORUMLAR

  1. Devlet Chp ye de el atsın. Simit Sarayı’nda, kamu bankası alacağını tahsil için didinirken..
    Sana ne, batsınlar” diyenler..
    Şehir Üniversitesi’nde, “Canım birazcık yardımcı olsana” diyor..
    Doğa Koleji’nde ise..
    “Gözünü kapat, kurtar gitsin. Orası bizim. Öğretmeni de, öğrencisi de, hepsi bizim adamlar.. Bastır milletin parasını. Kurtar Doğa Koleji’ni” diyorlar…
    3 durumda da gariplikler var… Milletin parası çarçur olmasında. İşin ehline verilsin…
    Neyse
    Şehir üniversitesi Marmara üniversitesine
    Doğa koleji İTÜ vakfına
    Simit sarayı da değerinde satışına…

    Bir tek dileğim daha var… Devlet Chp ye de el atsın…Adam dikdatör gibi yapıştı.. Bir kumpas yapmayı bile beceremiyorlar…Chp yi kurtarmak için Chp nin başına Abdullah Gül ve Babacan gelmeli… Zaten kuramadılar gitti arkadaş şu partiyi…

  2. Basında çıkan haberlere üzerine,Simit sarayına 500 milyon dolarla ortak olmak istiyor ziraat.Sonra sahipleri ,200 milyon dolara yakın dediler .Rakabet kuruluna başvuruldu haberleri çıktı.Alıcı ve satıcı annaşınca rakabet kurlu onay veriyor biliyoruz. Banka Genel müdürü tek başıma karar alabilirmi? Aldı ise, neden görevden alınmıyor. Simit sarayını kurtarmak isteyen irade,başka kimleri kurtardı.Böyle devasa bir para ile simit sarayına ortak olmak isteyeceksin ,hic bir siyasinin haberi olmayacak.Unutmayalım ,gecmiş yıllarda bu ülkede 500 milyon dolarlara banka satışı oluyordu. Yani rakam çok büyük.Belediye başkaları yanlış işlere imza attı görevden alalım,banka müdürleri yanlış yaptı iki laf söyleyelim.Yanlış yapanlar ne zaman adaletin karşısına çıkacak.

  3. Ankara’dan İstanbul’a gitmek istiyorsunuz. Vasıta olarak da hızlı trenle (YHT) gitmek istediniz. 20 Aralık 2019 tarihi itibariyle günde en fazla 8 (Sekiz) yüksek hızlı tren var. Konya’daysanız yine İstanbul’a gitmek istiyorsanız günde sadece 3 (üç) tren var.

    Konya – İstanbul Yüksek Hızlı Tren Hattı 2013 yılında, Ankara-İstanbul hattı ise 25 Temmuz 2014 tarihinde açılmış. Peki o zamandan bu zamana trenler yolcu talebine rağmen neden artırılamamış. Çünkü yeterli tren seti yok. Neden satın alınmamış? Gereken finansman bulunamamış. Yani para yokmuş.
    Nihayet İslam Kalkınma Bankasından 312 Milyon Avro kredi bulunmuşta 10 setlik bir tren siparişi 2018 yılında verilebilmiş. Siemens Velaro marka 10 hızlı tren 349 Milyon Avro karşılığı alınmış ancak bunların hiçbiri henüz sefere başlamadı. Bunlardan biri geçenlerde geldi. Sefere Şubat 2020’de çıkacak. Diğerleri de peyderpey gelecek ve seferler artacak.

    2018 yılında TCDD zarar rekoru kırmış. Yani 2 Milyar 558 Milyon TL zarar etmiş. Ray yapmış ama üzerine tren koyamamış. Milyonlarca potansiyel müşteri var ama sefer yok. Millet diğer vasıtalar ile rezil olmuş önemli değil. Parayı da Simit Sarayı gibi işletmelere vermiş sevgili bankalarımız. TCDD de İslam Kalkınma Bankası’na muhtaç edilmiş.

    • Eskiden hızlı tren de yoktu mirza hazretleri; yapılırken de karşıydınız zaten, şimdi de bilet bulamıyoruz diyorsunuz, sorsak millette para da yoktur zaten şimdi bir de utanmadan iş mi beğenemiyorsunuz? Demek ki yht hatlarından utanıp sıkılmadan yaralanıyorsunuz da..! Yakında başlarsınız artık; bu yeni havaalanı da aslında çok daha iyi işletilebilirmiş de bilmem ne diye..! neyse, yorumcu hasan beyin sayın yazarımıza da buyurduğu gibi aklınıza sağlık diyelim bari…

  4. Yahu ihracat yapıyorlarsa iyi ya! devlet de bir kuruşunu bırakmasın. Tıkır tıkır alsın. Keşke başka kalem mallarda da ihracatımız artmış olsa. Bu gidişle korkarım, yabancı yiyecek/gıda devlerinden biri bir miktar para verip bunu bizimkilerin elinden alır ve dünya çapında bir gıda zincirine çeşit olsun diye katar. Yanlız adına “simit” demezler çünkü aralarındaki “Mr. Smith”lere ayıp olur. İsim olarak Turkish Bagel olabilir. Turkish Delight fazla tatlı olmasından ciddi bir gelişme gösteremedi (şekerli şeylere yüz verenlerin sayısı her geçen gün azalıyor). Zeytinlerimiz desen fazlaca tuzlu (özellikle Marmara Birlik zeytinleri berbat derecede tuzlu). Simit belki iş görebilir ancak çeşitlendirmek gerek. Misal, taze hazırlanmış peynirli-avokadolu gevrek besin değeri açısından yabancılarca rağbet edilebilir.

    • Yazıyı okurken bazı cümlelerini sanki bir yerlerden hatırladığımı farkettim. Zihnimi yokladığımda ilk simit sarayı dükkanının açıldığı zamanlarda benzer cümlelerle farklı kesimlerce eleştirildiğini anımsadım. Simitin inivasyonu kavramıyla çokça dalga geçildiğini iyi hatırlıyorum. H.K. beyin simite yeni inivasyonlar getirdiği yorumunu okuyunca dedim simit sarayının sahibi bir süre sonra yeniden bankalardan kredi toplar, daha büyük sükse olsun diye Backingam Palace’ın tam karşısına mağazayı açar, BP ın müdavimleri alsa yeter abi diyerekten. hele bir de kraliçenin tören günlerinde halka ikram olarak simit dağıtması ihtimali…çok cazip..

      Üstad milletini tanımaz mı? Bu cümleyi ciddiye alsak iyi olur.
      “…..bugünkü sıkıntılarını da bir biçimde atlatabileceği ve bir süre sonra başka bir parlak fikirle ortaya yeniden çıkabileceği umuduna kapıldım.”

      • *******
        ……
        Simit simit dedikleri,
        Susam kaplı halka ekmek!
        Yolcu işi, yetmez ola,
        Parası kıt, halk’a ekmek!

        İşbu simit saray marka,
        Deseler de inovasyon,
        Nerden baksan, alaturka,
        Yenilikse, bu atmasyon!

        Para elzem, çok lazımken,
        Zamanında biz de sattık!
        Para veren, altın bulsun,
        Bereketle cebe attık!
        ……
        *******

  5. Bana iki şeyi hatırlattı bu yazı; ona gelmeden önce, evvelinde Şehir Üniversitesi üzerinden “..bankayı dolandırıyorlar, bunlar dolandırcı” dedikten sonra Erdoğan: “Biz geçmişte bankaların nasıl iflas ettiğini biliyoruz. Hamdolsun 17 yıldır bizim dönemimizde bizim bankalarımızın hiçbirisi kasaları boşaltmadı. Biz de kasayı boşaltamayız.” dedi.

    Nedense böyle vurgulu bir ifade bana Türk Finans Sisteminin -bankaların- zorda olduğunu, sanki içinin boşaltılmaya başlanıldığının, “pis kokuların”da sızmaya başladığını çağrıştırıyor.

    Bu bana başta söylediğim iki şeyi; 90’lı yılların sonunda, banka hortumlamalarını ve Jet Fadıl’ı hatırlattı.
    Hoş iki elden hortumlamanın da kaynağı kamu, kamunun da kaynağı halk; hem kamu görevlileri hem de özel müteşebbisler(!) eliyle soyulan, emeği çalınan halk…

    Yap zamları, artır vergileri; ver mehteri. İyi mi?..

    İyi olacak ki bizde hep “tarih tekerrür ediyor”..alan razı veren razı.

    Artık kamu bankaları da ekonominin yükünü çekemez olduğundan elde kalanlar zayi(!) olmasın deyu, banka yöneticileri ile özel girişimciler ‘kurtarma işlemi’ gerçekleştiriyorlar galiba. Yed-i emin (emanetçi) olarak da ecnebi ülkelere muhacir olarak yerleşmek, beraberinde sermayeyi de ora halkının refahına sunmak, menkulün güvende olmasına karşılık halkımız adına bir jest olsun diyedir..zinhar başka anlamlar yüklememeli; puslu hava dağıldığında ülkemizin ali menfaatine sunulmak üzere sermaye yeniden ülkemize bulunduğu yerden ihraç edilecektir.

    Bu yazı bir nostalji yaşattı sanki bana…

    Bu vesile ile yaşı 40 ve üzeri olanlar 90’lı yıllara şöyle nostaljik bir dalış yapsınlar, benim gibi bir de o yıllara ait şarkılar eşliğinde; hafızalarını hızlı bir şekilde tazelerler ve unuttukları biri bir gözlerinin önüne gelir.

    Şimdi merhum Yıldırım Gürses’in “Mevsimler yas tutup çöller ağlasın” şarkısı eşliğinde yazıyorum.

    Niye yalan söyleyeyim; her şeyine rağmen o yıllar benim için daha mutlu yaşadığım zamanlardı.

    Vefa vardı, kadirşinaslık vardı, paylaşım vardı, sohbet-muhabbet vardı..vardı da vardı…

    Şimdiyse…

    • Tabii hasan bey özlemini çektiğiniz eski türkiyenin o yıllarında yaşanmış yolsuzluk, vurgun, soygun, banka/kredi hortumları ve benzeri diğer skandalara doyamamış olabilirsiniz; isterseniz ulucanlar cezaevi müzesine gidip şöyle biraz efkar dağıtıp eski mutlu mesut günlerinizi yadedebilirsiniz..! Allah hepimize “zihin sağlığı” versin diicem ama insan her şeyi de unutamıyor ki…

      • Vefa vardı, kadirşinaslık vardı, paylaşım vardı, sohbet-muhabbet vardı..vardı da vardı…

        Şimdiyse… o zaman da olduğu gibi; -sizin deyiminizle- bugün de yolsuzluk, vurgun, soygun, banka/kredi hortumları ve benzeri diğer skandallar zaten var; bunun neyi özlensin ki H. Gayret?

        Dedim ya; ‘her şeyine rağmen o yıllar benim için daha mutlu yaşadığım zamanlardı.

        Vefa vardı, kadirşinaslık vardı, paylaşım vardı, sohbet-muhabbet vardı..vardı da vardı…’

        Çok değil, 20 yıl önce…

        Mutlu olduğum bundan idi.

        Şimdiyse?..

  6. Helal olsun Õnce iş adamlari, õzel okullar, bankalar, ve milletin birikiminin inlerine girip can damarlarını kuruttu! Gõzü doymamış olacakki… Şimdide TÜRKIYENIN inine girerek damarlarını kurutuyor.
    Aslında işi hiçde kolay değıl bir yandan adam kaçırmak için rüşvet dağıtırken diğer yandan Cami yaptirma bahanesi ile camının etrafına SIMIT SARAYLARI gibi dõnerci kebapci ve rantcı saraylar yaptıriyor..
    Fehmi bey 500 miliyon dolarda parami! O para DİN Ticareti yanında solda sıfır kalır.
    Dünyadaki Müslümanlara cami yaptıriyor. Türkiyede millet açlıktan õlmüş Bunlar, umurundami?. Dünyadakı Müslümanlar namaz kılmalari içın miliyar dolar harciyor.

  7. Abdullah Kavuklu kimdir bilmem.Yurt dışında Simit Sarayı isimli bir firmanın faaliyet gösterdiğini de konu tartılışınca
    duydum.Erdoğan’la bir resminin olması
    onun siyasi kimliğini açıklamak için yeterli olmaz.Geçenlerde Aydın Doğan’la da
    bir arada göründü Tayyip Bey.Halbuki
    Aydın Doğan’ın muhalif bir isim olduğunu
    herkes biliyor.

    Muhalefet kılıcının iki tarafı da keskin:
    İktidar,Şehir Üniversitesi’ni niçin kurtarmıyorsun diye eleştiriliyor,Simit
    Sarayını ise niçin kurtarıyorsun diye. Halbuki bir özel okulu da birileri para kazanmak için için kurar.Sonuçta o da bir ticarethanedir,tıpkı Simit Sarayı gibi.Keza Doğa Koleji de bir okul olmanın yanı sıra aynı zamanda para kazanmak için kurulan bir dükkan gibidir.Simit Sarayı’nı kurtarmayın,batsın diyenler,Doğa Koleji’ni kurtarın diyorlar.Burada bir tutarsızlık yok mu?Tartışmaya katılan muhalifler Devletin parasını düşünmekten ziyade bu işten siyasi bir ekmek çıkarmak derdindeler.

    Öte yandan işin içine yalan da katıyorlar.
    Simit Sarayı’nın 500 milyon dolar borcu
    var diyorlar.Halbuki Fehmi Bey’in linkini
    verdiği açıklamada borcun bu rakamın
    üçte birini bulmadığı söyleniyor.Ayrıca
    Kavuklu’nun açıklamasında borcun gayri
    nakit olduğu bilgisi de var.Ne demek bu?
    Yani eline para sayılmamış,teminat mektubu verilmiş olabilir mesela.Ayrıca borcun yüzde sekseni özel bankalardan alınmış.Benim bildiğim özel bankalar
    sağlam teminat almadan kredi vermezler.
    Şayet verirlerse bu onların kendi sorunu.
    Milletin sorunu değil.

    Gene linki verilen İbrahim Kahveci’nin yazısında borcun ağırlığının
    Denizbank’a olduğu bilgisi de var. Yazarımızın merak ettiği bankanın hangi banka olduğu da orada geçmiş oluyor.Dolayısı ile Fehmi Bey Denizbank’ı tebrik edebilir.Tebrik etmek için Denizbank’ın o krediyi veren müdürünün ismini öğrenmek gerekmez; Bankanın tüzel kişiliğine teşekkür etmek de maksadın hasıl olması için yeterlidir bence.

    Simit Sarayı 3 yılda 163 milyon dolarlık
    ihracat gerçekleştirmiş.Bu da küçümsenecek bir rakam değil. Bu ihracat,simitin gemilere yüklenerek dışarıya satılması şeklinde anlaşılmamalı.Bildiğim kadarı ile Türkiye’deki vergi mükelkeflerinin dışarıda
    yaptığı işler ihracat sayılır.Örneğin inşaat
    firmalarının yurt dışında yaptığı işler bu
    kabildendir.

    Elbette kamu bankaları kimseye bir kuruş
    kaptırmamalı.Önceki iktidarlar döneminde
    çok büyük zararlar eden kamu bankaları
    şimdi en çok vergi ödeyen ilk 10 kuruluşun
    arasına giriyor.Bu durum da kamunun parasına sahip çıkıldığını gösteriyor.

  8. Hılfü’l Fudûl :Fazilet kelimesinini kökü,Fazl kelimesinin çoğulu ,fuzûl / fudûl kelimesi ile;ant,yemin,sözleşme gibi anlamları olan hılfül/hılful kelimesinini birleşmesinden meydana gelmiştir.Erdemliler Sözleşmesi/Erdemliler İttifakı/Erdemliler Yemini gibi anlamı vardır. Aşağıdaki bilgileri şu veb ardesinden aldım: Harâm aylarda yapılan savaşlara Araplar arasında “Ficâr Savaşı” denirdi. Ficâr savaşları dört defâ vâkî olmuştur. Kureyş ve Kinâne kabîleleri ile Hevâzin arasında meydana gelen dördüncü Ficâr savaşında Peygamber de bulunmuştur.Bu savaştan dönüldükten sonra harâm aylardan biri olan Zilkâde ayında, Zübeyd kabîlesine mensup Yemenli bir adam, satmak üzere Mekke’ye ticâret malı getirmişti. Kureyş ileri gelenlerinden Âs bin Vâil bu malı satın aldı, ancak parasını ödemedi. Adamcağız, Abduddâr, Mahzûm, Cumâh, Sehm ve Adiy bin Kâ’b Oğulları gibi Mekke’nin ileri gelen âilelerinin büyüklerine başvurup kendisine yardım etmelerini istedi. Fakat onlar bu mazlûma yardım edecek yerde, Âs bin Vâil’i kayırarak adamı azarladılar.Çâresizlik içinde kalan adam, Kureyş ileri gelenlerinin Kâbe çevresinde oturdukları bir sırada, Ebû Kubeys dağına çıkarak; “Ey Fihr Hânedânı!” diye bağıra bağıra şiir okudu. Uğradığı zulmü ve haksızlığı îlân ederek yardım istedi. Yardım için ilk harekete geçen zât, Peygamber in amcası Zübeyr oldu. Kureyş’in ileri gelenleriyle birlikte Abdullâh bin Cüd’an’ın evinde toplandılar.
    Abdullâh onlara yemek ikrâm etti. Daha sonra, “kim olursa olsun, Mekke’de zulme uğramış kimselerin hakkını geri alıncaya kadar, zâlime karşı mazlûmu müdâfaa etmek” üzere ahitleştiler. Denizlerde, bir kıl parçasını ıslatacak kadar su bulundukça, Hirâ ve Sebîr Dağları yerlerinde durdukça ahitlerine bağlı kalacaklarına yemin ettiler.Hılfü’l-Fudûl Cemiyeti, ilk olarak Âs bin Vâil’den Zübeydli adamın hakkını almakla icraata başladı. Daha sonra da Mekke’de zulme ve haksızlığa uğrayan pek çok kimsenin imdâdına koştu, adâleti ikâme etmek için gayret sarf etti.(İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295-296; İbn-i Sa’d, I, 128-129).Peygamber in Câhiliye devrinde tasvîp edip katıldığı tek cemiyet, “Hılfü’l-Fudûl”dür. Çünkü bu bir adâlet cemiyeti idi. Zulüm ve haksızlığa mânî olmak için kurulmuştu. Peygamber , bu cemiyet hakkında nübüvvetten sonra şöyle demiştir:
    “Abdullâh bin Cüd’ân’ın evinde amcalarımla birlikte, Hılfü’l-Fudûl’de hazır bulun­dum. O meclisten o kadar memnun oldum ki, ona bedel bana kızıl develer (yâni en kıymetli dünyâ metâı) verilse, o kadar sevinmezdim. O antlaşmaya şimdi de çağrılsam, yine icâbet ede­rim.” (İbn-i Kesîr, el-Bidâye, II, 295).

    Peki şimdi ”HILFU’L-FUDUL”cemiyeti AKP içinde kurulur mu?AKP iktidarı olduğu sürece, hayır kurulmaz.AKP içinde ne zman kuruldu ki şimdi kurulsun.Onlarda zulme karşı dayanışma cemiyeti yok.Zulümde yardımlaşma konusunda; cemiyet,kurum,dernek,lokal,vakıf,partileri ve teşkilatları var.AKP/MHP topal ördek dayanışmaları var.O halde ”HILFU’L-FUDUL CEMİYETİ”başka partiler ve başka oluşumlarda kurulabilir demektir.Ne duruyorsunz?

  9. Tayyib e vuran vurana bu ara.. fakat nedense hep böyle muğlak ve subjektif konularla vuruyor iddia sahipleri. Simit sarayı meselesinde ve tank palet fabrikasında olduğu gibi. Kimse kime ne karşılığında ne kadar menfaat sağlandığı konusunda bir iddia ortaya koyamıyor. Tek kalemde iddiasını ispata dair bir veri sunamıyor. Chp li vekillerin ispatlayamadıkları iddialar dışında ortada içi boş sözler dışında bir veri yok. (Sakın kimse ortada yolsuzluk vs yok dediğim sonucu çıkarmasın bundan) neden bunlarla ilgili sağlam bir dosya oluşturulup basına verilemiyor. Neden belediyelerle ilgili böylesi sunumlar yapılıp savcılığa suç duyuruları yapılmıyor. Örneğin ibb el değiştirdi ve bir çok yolsuzluk olduğu söylendi geçmişte. Buyrun elinizde işte çıkarın yolsuzluklar bir kopyasını basına bir kopyasını savcılığa bir kopyasını da bizzat randevu alıp cumhurbaşkanına iletebilir imamoğlu. Sonucu da tüm ülke ile paylaşabilir. Böyle şeyler neden yapılmaz ki ?

    • Aynen katılıyorum, Şerif Bey. İBB etrafında o kadar yaygara kopardılar, halen ortada savcılıklara suç duyurusunda bulunulmuş bir yolsuzluk iddiası yok ortada. Erdoğan da aynı. “Dolandırıc bunlar” diye seçmenine şikayet ediyor. Bırak sızlanmayı, ver savcılık makamına, dürsünler dolandırıcıların defterini. Elini tutan mı var?

      Tam bir “Al birini vur öbürüne!” hali.

      • Şerif bey bu daha ne ki? Hele bir sabret millet Tayyip a.ş. çalışanı olduğunu bir kabullensin sen o zaman gör Türk işçisinin patronla cebelleşmesini.( hatırlarsanız “ben Türkiyenin şirket mantalitesiyle yönetilmesi taraftarıyım” açıklaması yapmıştı bir ara)

  10. “İslam demokrasi ile bağdaşır mı?” ya da “dindarlık demokratlığı dışlar mı?” türü soruların üzerine çullanıp “Ben topu sana attım. Hadi Cin Ali, sen de şimdi topu bana at.” kıvamında ezberletilimiş varsayımları mitralyöz gibi sıralayan seküler elitlerin zihniyetinin çok sorunlu olduğuna yeri geldikçe işaret ediyorum. Modernleşmeci-seküler tutumun, din ve dindar karşıtlığını ilericilik, laikçiliği solculuk zannederek hem modern hem de laik olduklarında ‘kendiliğinden’ ve ‘zorunlu olarak’ özgürlükçü ve demokrat da olduklarını sanıyorlar.

    Bunun kusursuz bir örneği, bugün Cumhuriyet Gazetesi’nin ana haberlerinden birinde ve video eşliğinde okurların ‘gözüne gözüne’ sokuluyor. Hemen tüm Cumhuriyet okurlarının okuduklarında “Şu hale bak, güzelim ülkeyi tarikatların oyun sahasına çevirdiler” türü yazıklanmalar eşliğinde göz attıkları ‘skandal’a bakalım:

    “Bakan Gül, tarikat liderinin elini öptü.”

    Daha vurucu olsun diye video görüntülerini de sokuşturmuşlar.

    Şöyle bir ‘olay’, olay sayılıp Cumhuriyet Gazetesi’nde kendisine yer bulur muydu acaba Türkan Saylan bugün sağ olsaydı:

    “CHP’li 5 genç milletvekili ile partinin bütün MYK üyeleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kurucusu ve başkanı T. Saylan’ı ziyaret ettiler, elini öpüp iyi dileklerini sundular.”

    Beyinsizliğin ve otoriter zihniyetin mahallesi yok, vesselam.

    • Bu türden yaklaşımlar istisnası var mı bilemiyorum ama her kesimde var sayın hocam. Biz millet olarak gerçek dışı olana öyle alışmışız ki hayatın normalini unutmuşuz. Tanımlanabilir bir fikre sahip olan herkesin kendi fikrinden olmayanı öteki olarak görmesinin bir sonucu. Meseleleri hayatin doğal seyri içinde yorumlayabilen kaç kişi sayabilirsiniz ki?

      Bu soruna yeni yaklaşımlar var ama henüz tamamlanmış bir kurumsal yapı yok.

    • Hamza bey,muhtemelen dünkü namaz yazısı münasebetiyle sitem ettiğiniz kişi Turgut beydi.Gayret’in soyadından kaynaklı alay etmesi sonrasında Turgut bey’in ad veya rumuz yerine konu başlığıyla giriş yaptığı kanaati var bende.

      • Uğur bey, pertev bey benim soyadımla ne zaman dalga geçmiş link verebilir misiniz? Kim bilir belki de türkeş beyle bi sürtüşme yaşanmıştır, benim haberim yok yani; malum çift kişilikliymiş ya… tövbe tövbe…

        • Yav Gayret.Senin tövbelerin de Ramazan sahurunda niyetlenip ,onu sabah yataktan kalkana kadar tutan çocukların orucuna benziyor… Tövbe etmen hoşuma gidiyor bir taraftan,ancak bir de onu tutabilsen çok güzel olacak.Hadi bakalım!ha gayret,bu da olur belki bir gün.

      • Uğur bey merhaba!
        – valla bravo. böyle şeyleri nasıl tahmin ediyorsunuz. Ben, bazen insanların, burda yorum yazan diğerleri hakkında yazdıklarını okuyorum, “herhalde birbirlerini tanıyorlar” diye düşünüyorum. Hiçbir tahminde bulunamıyorum
        – Nurdan hamın da, benim yazımdan önce yorum yazmış. ben görememişim. onun da iyi olmasına sevindim.

        • Hamza bey sevabına bizim ahmet bey ve biokur adlı yorumcunun durumunu da bi öğreniverseydiniz uğur beyden; şimdi ben söylesem başlar bi yandan onlar zaten aynı kişiydi de bilmem ne de diye… aslında siz de haklısınız hani kimin kim olduğuyla ilgili; nihayet al birini vur ötekine..!

        • Merhaba Hamza bey
          Birkaç defa okuyunca yazı üslubu,konu işleyişi,tarzı derken bir aşinalık oluşuyor.
          Benim siteden tanıdığım hiç kimse yok.Aslında uzun zamandır çok görüştüğüm kimse de yok.Ancak bundan dört-beş ay kadar önce -sadece okuyucu olduğunu söyleyen-bir tanıdığım “Fehmi Koru sitesinde yazan Uğur sen misin?”dediğinde şaşırmıştım,bunu beklemiyordum.
          Fehmi beyin yorumcularının da takip edildiğine dair başka gözlemlerim de var.Bu vesileyle bunu da söylemiş olayım:yani yazan arkadaşların tahminlerinin de ötesinde okuyucuları olduğu kanaatine sahibim.

          İnternet çağında yazar- okur ilişkilerinin ve etkileşimlerinin de değişime uğraması ,okurların aktif katılımıyla fikir genişlemelerinin artarak herkesin faydasına sunulması beklenen gelişmelerden.Fehmi beyin sitesi bu gelişimin Türkiye’de öncüsü bence ve şu zaman diliminde önemli bir işlev görüyor.Bu vesileyle selamlar sunarım.

    • Hamza bey merhaba! Teşekür ederim.
      Aslında bu ara pek vaktim olmiyor, zaten yazdıklarımda makaslaniyor, ve anlamı değışiyor. Cami yapımı bahane hirsısızlik şahane.
      Türkiyeyi soymak içın şeytanın aklına gelmeyen hilleleri, Din satanlar hıç zorlanmadan başariyorlar.
      Nasįl olsa trollerin tuzu kuru ve 24 saat hırsızlar içın Küfür ve iftira üreterek onların savunuyorlar.
      Mālum avukatlik kolay değıl.
      Heleki troller ordusu savunma avukatlığı hiç kolay değıl.
      Sürekli iftira ve küfür üretmekle meşguller.

      Sağlıcakla kalın.

  11. Chp nin durumu gerçekten vahim…
    Ak partiye muhalefet yap, eleştir, haksızlığa karşı dur… Buna bir şey diyen yok…hakkındır… Ama kardeşim muhalefet yapacağım diyede işin cılkını çıkarma…Cumhuriyetin kurucu partisi nasıl oldu bu cumhuriyetin karşısına dikilen bir partiye dönüştü?
    Şimdi de…İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni insansız hava araçlarıyla takviye ederken CHP grubu, Kuzey Kıbrıs’a gönderilen İHA’larımıza sadece karşı çıkmakla kalmıyor, salya sümük, küfür hakaret, tehdit ve şantajla Kıbrıs’a İHA gönderildiği için Meclis’te kıyameti koparıyor….

    • Doğru ise, “Hık demiş Bahçeli’nin burnundan düşmüş mübarekler” demek lazım. O da küfredip hakaret yağdırırken salya sümük bir görüntü verirdi. İbibikler ötüp sütler kaymak tuttuğunda kaldığı yerden devam eder artık. Erdoğan’ın cevap yetiştirmeye mecali kalmış olur mu, orasını bilmem gali.

    • Çok araştırdım fakat CHP’nin KKTC’ye İHA gönderilmesine karşı çıktığına dair bir bilgiye ulaşamadım. Zaten böyle bir şey mümkün de değil. Sadece şu olaylar var: i) Sezgin Tanrıkulu bazı SİHA operasyonlarında sivillerin de öldürüldüğüne dair şikayette bulunmuş. Bunun üzerine çıkan tartışmada karşılıklı atışmalar olmuş. ii) Abdüllatif Şener, Cumhurbaşkanı’nın çok yakın akrabasının İHA/SİHA da olsa Devlet ile bu denli akçeli işler yapmasının sakıncalı olduğunu söylemiş. Tabi ki bu şikayet ve itirazlar tartışılabilir, fakat mesele bundan ibarettir. Akşam Gazete’sindeki köşe yazısı olayı fazla çarpıtmış.

  12. simit sarayının londradaki yerinin kirası in yıllık 800 bin dolarlardan bahsediliyor.
    – ödediği kiraya göre de teşvik alıyorsa kira rakamları da doğru olmayabilir.
    – hırsız “yok ben cumhuriyet altını hırsızıyım” demezki, küpe, yüzük, kolye, değerli ne bulursa çalar.

  13. Sayın hamza akyol,”HILFU’L-FUDUL OLDU HILFU’L ZULÜM”rumuzlu yorumu ben yazdım.Artık isim kullanmadan yazıyorum.Yorumun anafikri,temasi,özünü rumuz olarak kullandım,o günden bugüne kadar.Saygılar.

    • Turgut bey, abd başkanlık yarışlarını bıraktınız şimdi de namaza mı başladınız? Eğer öyleyse bence isabet olmuş, yalnız dün hamza bey o cuma vaazı gibi yorumunuza demediğini bırakmadı benden söylemesi..! Yani siz kendinizi kurtarmışken zaten pamuk ipliğine bağlı bizim hamza beyi de zıvanadan çıkarmayın derim, yoksa ibadetinizin de bi anlamı kalmayabilir… neyse, kalın selametle…

  14. Bu gün ilk defa trollük denemesi yapacağım:
    -Kardeşim simit neden yapılır?
    -Tabii ki undan.
    -Un neden yapılır?
    -Tabii ki buğdaydan-ekinden.
    -Ziraat Bankasının amblemi neden oluşuyor?
    -Buğday başağından.
    -Simit satılmaz ise, kimse un almaz.Kimse un almaz ise buğdayı kim alır? Bu durunda tarım-ziraat nasıl gelişecek?
    Tüm bu soru- cevap, replik-düplikten (trollerin kelime dağarcığına da bakarmısınız sayın seyirciler) anlaşılan banka tarafından yapılan operasyon, iktidarın pardon bankanın kuruluş amacı ve ana sözleşmesine uygundur.

  15. Vaktiyle askeri tesis yemekhanelerinde ya da öğrenci yurtlarında yaşanan gıda zehirlenmelerinden sonra siyanürlü, şarbonlu kargo paketleri derken okul kantinlerinde satılan aburcuburun içine zerkedilmişine kadar geldik sonunda adım adım büyükada etkinliklerinin… okul kantininde zaten aburcuburun ne işi var? Aileler bu konuda yeterince bilinçli değillerse bile okul yönetimleri kantinlerdeki gıda güvenliğinden sorumlu değil midir? Eğer tedarik zinciri iyi yönetilemiyorsa tüm kantinleri kapatırsınız olur biter..! Okul, kışla, yurt gibi kurum kantinlerinde önüne gelen ürün satılamaz, satılmamalıdır da..! Laf simit sarayından açılmışken, eskiden okullarda bizlere fındık fıstık, kuru üzüm ve süt gibi yerli malı ürünler dağıtırlardı. Sağlıklı türk fastfoodu olarak okul kantinlerinde yalnızca bikaç geleneksel yerli üretim atıştırmalık satılsa ne güzel olurdu… nedir o bilmem neli tostlar veya ne idüğü belirsiz abur cuburlar..? benim önerim şu: her okul kantininde ucuz olmak şartıyla simit sarayı ürünü sağlıklı ve besleyici simitler satılsın, dilerse öğretmenler de alabilsinler aynı fiyata! Neden olmasın..?

  16. ve sayın H.K.’nin beklediği yoruma sıra geldi.
    Sayın H.K. tekrar tekrar ve tekrar merhaba.!
    – Umarım sizi çok bekletmemişimdir.
    – Öncelikle, “umutsuz vaka” ifademi o vatandaşı aşağılamak için değil, bir tespit olarak yazdım. O vatandaşı aşağılamadığım gibi sizi de aşağılamadım.
    – Sizin için ise, “umutsuz vaka” gibi bir tespitim yok.
    – Öyle bir tespitim olur ve konu da gündeme gelirse muhtemelen söylerim.
    – Bir de, o vatandaş ile tartışmamız, yanlış hatırlamıyorsam, beyninin çalışıp çalışmamasından çok ahlaki durumu ile ilgili idi.
    – siz ise, onun (veya onlar) gibi değilsiniz. Kendi çapınızda doğruyu arıyorsunuz.
    – Ancak bir sıkıntı var. Doğruyu ararken, kendinizi kısa bir ipe bağlamışınız o şekilde arıyorsunuz.
    – Kısa bir ipe bağlı iken, uzaktaki gerçekleri (ya da meyveleri) bulmanız mümkün değil. Sıkıntınız burada.
    – Yani demem o ki; kendinizce doğruyu arıyorsunuz ancak doğru olabilecek herbir konu ve durumu, size öğretilen doğruya uygun mu diye bakıyorsunuz. Yani, başka doğrular olsa bile sizin bulmanız mümkün değil.
    – Akıl-iman sentezinden bahsediyorsunuz.
    – Öncelikle, aklınızla imanınızı oluşturmadınız. Müslüman bir ülkede, belli bir müslümanlık algısı olan bir çevrede yetiştiğiniz için, inandırılan şekilde müslümansınız. Yani, şu müslümanlık ve daha da önemlisi, inandığınız müslümanlık şekli, sizin tercihiniz değil. Eğer putperst bir çevrede yetişmiş olsa idiniz, putperest olacaktınız ve putperestlik algınız da yine size inandırılan şekilde olacaktı muhtemelen.
    – Eğer dikkat ederseniz, sadece müslümanlık ya da putperestlikten bahsetmiyorum, esas itibariyle bunların farklı algılarından bahsediyorum ki esas sıkıntı da burası.
    – Yani sizin dinin algılayış şekliniz, ki bu şekil, bir hristiyan ile bir müslümanın, bir yahudi ile bir müslümanın bir arada kardeş gibi yaşamasına vesile olabileceği gibi, bir başka islamın algılanış şekli ise bir müslümanın başka bir müslümanın kafasını kesmesine, diğer müslümana zülmetmesine neden olabiliyor.
    – Yani, demem o ki; siz çevreniz tarafından belli doğrular çerçevesinde yetiştirildiniz ve aklınızı, sadece o doğruları açıklamaya çalışmak için kullanıyorsunuz. Bu duruma da akıl-iman sentezi diyorsunuz.
    – Oysa ortada sentez bile yok. sadece inandırılan belli doğrular (muhtemelen siz bunu islam diye anlıyacaksınız ama benim kastım islam değil, kastım, sizin algıladığınız şekli ile islam) var, sizin duygularınız var, fakat sentez yok.
    – Ayrıcada, islam algınızın ötesinde, islam konusundaki bilgileriniz bile yetersiz. Eğer yanlış anlamıyorsam nesih-mensuh meselesini bile benden öğrendiniz.
    – Sizinle felsefe tartışmak biraz lüks kaçtı.

    • Yanılıyorsunuz, sizden yorum beklediğim falan yok. Hiç lütfenmeyin. Kendinizi yormayım zorlamayın. Vaktinize de yazık…

      Uzun uzun yazdıklarınıza bakılırsa, felsefeymiş, din`miş, bilim`miş neyinize lazım. Şöyle sakin bir yer tesbit edin, gidin kafanızı dinleyin. “Bir şeyde mi herşey var(dı), yoksa herşeyde mi bir şey var(dı)” türü konuları çözmeğe kalkmayın. Zihnen dinlenin. Tebdili mekânda ferahlık vardır…

  17. Türkiye de bir iç çatışma olur mu? Sorusuna cevap arayanları dinlerken aklımın bir kenarında yer edinen o ihtimal : (sözcü sitesinden)

    ABD Savunma Bakanı Mark Esper, güçlü bir ordusu olan Türkiye’nin uzun yıllardır ABD müttefiki olduğunu vurgulayarak, “Onları NATO ittifakına yaklaştırmamız lazım” açıklamasında bulundu!

  18. Simit Sarayı vakasıyla ilgili edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

    Söz konusu şirket çok hızlı büyüyüp yurt dışında da şubeler açmasına rağmen nedense işleri son bir yılda bozulmuş. İşlerin neden bozulduğuna dair bir bilgi edinemedim. Fakat Simit Sarayı’nın sahibi A. K.’nın devletten aldığı 20 milyon dolarlık teşvikle 15 milyon dolarlık uçak aldığı iddia ediliyor (uçağın fotoğrafı bile var). Şirketin bazı bankalara olan tahminen 150-200 milyon dolar borcunu ödeyemediği söyleniyor. Bunun üzerine Ziraat Bankası iştiraki olan Ziraat Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı, 500 milyon dolara Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesini devralmak için Rekabet Kurulu’na başvuruda bulunuyor. (Çünkü yasalar gereği büyük ticari işlemlerin bu kurul tarafından onaylanması gerekiyor). Bu başvuruya dair belgeler var, zira ilgili kuruluşun web sitesinde yayınlanmış.

    Buna göre Simit Sarayı’nın %51 hissesi 500 milyon dolar ederse, şirket değeri 1 milyar dolar olarak belirlenmiş oluyor. İki sene önce Suudi ortak Fawas Alhokair firmanın yüzde 10’unu 100 milyon dolara satın almış. Yani şirketin piyasa değerlemesi o tarihte 1 milyar dolar olarak yapılmış. Dolayısıyla, Ziraat Bankası’nın bu işe neden müdahil olduğu bir yana, Ziraat GSYO’nın teklifi makul gibi duruyor. Fakat diğer yandan şirketin borsadaki değeri 200 milyon dolar olarak gözüküyor. Bu durumda 2 yıl önceki Suudi iş adamının hisse alımı muvazaalı gibi duruyor. Sanki Simit Sarayı’nın piyasa değerini yüksek göstermek için yapılmış gibi bir şüphe uyandırıyor.

    Ziraat Bankası diğer birçok dev kamu kuruluşu gibi geçtiğimiz yıllarda Türkiye Varlık Fonu’na devredilmişti. Varlık Fonu’nun Yönetim Kurulu Başkanı, T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Berat ALBAYRAK olduğunu kendi web sitelerinden öğreniyoruz. Yani Erdoğan ve damat Albayrak, TC Varlık Fonu’na bağlı Ziraat Bankası’nın en üst yöneticileridir. Böyle olmasaydı bile bir kamu bankasının 500 milyon dolarlık finansal bir tasarrufunun bu kişilerin bilgileri dışında yapılabilmesi doğru da değildir, mümkün de değildir.

    Sonuç olarak R.T.Erdoğan, Ziraat GSYO’nun Simit Sarayı’nın %51 hissesini almak için 500 milyon dolarlık teklif yapacağını tabi ki baştan biliyordu. Fakat kamuoyunda gösterilen büyük tepki üzerine geri adım atmak zorunda kalmıştır.

  19. Yerel ve geleneksel ürünlerin dünya piyasasına da açılması ülkemiz için de başka memleketler için de güzel bir kazanımdır. Hem biz paramıza bakarız hem de onlar adam gibi bikaç lokma dünya nimeti yemiş olurlar. Örneğin gürcistana gitmiş olanlar bilirler; gümrükten geçerken gürcüler yabancı turistlere geleneksel gürcü şarabı ikram ediyorlar, lezzetlidir de… turizm böyle bir şeydir; dönüşte bikaç şişe alıp öyle dönüyorsunuz eve. Alanyayı gezmiş yabancı bir turistin ise şaşkınlıkla şöyle sorduğunu hatırlıyorum; neden oradaki restoranlarda yerli muz satılmıyor diye yakınıyordu… turist muz cennetine germiş restoranda muz yok..! Bizde bir puba girsek ya da sahilde oturup bi bardak bira içelim desek, siparişten önce önümüze çerez tabağını dayıyorlar; nohut, tuzlu fıstık..! Yav bi kerede taze simit getirseler olmaz mı sanki; spirituslar açkarnına iyi değildir; bu tür ekmeksi pretzeller her zaman en güzelidir; ara ki bulasın..? Sonuçta bilimum gümrük kapısı ve havaalanlarında, alkollü kafe restoranlarda ucuz simitçi kioskları bulunsa iyi olur; sınırdışına çıkan, memleketine dönen yurttaşlarımıza, turistlere çok güzel ve ucuz bir yolluk ve alışveriş fırsatı olurdu… yani simit sarayından daha ucuz bir simit kioskları konseptine geçmenin tam zamanı…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız