Siyasette başarısızlık halinde küme düşülmüyor, sorgulama yapılmazsa iktidar zora düşebiliyor…

28
Tottenham Hotspur teknik direktörü Mauricio Pochettino.. Bayern maçı sonrası..

Her ülkenin kendi liginde futbol kulüpleri en ön sıralara çıkmaya hak kazanmak -mümkünse ligi şampiyon olarak bitirmek- için çaba sarf ederken, bir yandan ‘Şampiyonlar Ligi’nde de başka ülkelerin bir önceki yılın başarılı kulüpleriyle karşılaşıyorlar.

Şampiyonlar şampiyonlarla karşılaşıyor…

Futbol meraklılarınız şu sıralarda birbiri ardına yapılan karşılaşmaları izliyorlardır. Bu akşam Başakşehir, Beşiktaş ve Trabzonspor’un değişik Avrupa kulüpleriyle maçları var.

[Merak etmeyin bu bir futbol yazısı değil; biraz sabrederseniz buradan yine siyasetin gündemine geleceğimi göreceksiniz.]

Önceki akşam yapılan karşılaşmalardan biri herkesi şaşırtan bir sonuçla bitti: Geçen yıl ‘Şampiyonlar Ligi’nde finali oynamış, çok çetin rekabetin söz konusu olduğu İngiliz Premier Lig’de de 4. sırayı kazanmış Tottenham Hotspur takımı, kendi sahasında yapılan maçta, Alman Bayern Munich takımına açık farkla yenildi: 2-7…

Herhalde bu kadar açık farklı bir mahçubiyeti birkaç on yıldır taraftarlarına yaşatmamıştır Tottenham…

Dün İngiliz gazetelerine baktım ve tahmin ettiğim türden yazılarla karşılaştım. Yazıların çoğu geçen yılın çok başarılı takımının şimdi neden bu durumda olduğunu sorgulamaktaydı. Daha da önemlisi, kapsamlı bir değerlendirmenin takımın kendi içerisinde de yapıldığını duyuruyordu gazeteler…

Ayrıntıya girmeye gerek yok. 

Reklam

Futbolda da hiçbir mazeret başarının yerini tutamıyor. 2018’de neredeyse ‘yılın teknik direktörü’ seçilecek değerde görülen hocasının taktikleri basit bulunuyor, iki yıl önce adada ‘gol kralı’ olabilmiş takımın golcüsü hesaba çekiliyor, pahalı futbolcuların aldıkları parayı hak etmedikleri yüzlerine karşı ifade ediliyor…

Tabii “Alman Bayern’de ne var da bizde yok?” sorusu eşliğinde…

Milyarlarca doların döndüğü bir sektör artık futbol. İyi bir topçu yüz milyonlarca Euro bedelle takım değiştiriyor. Başarıya ayarlı olunduğu için yenilgiler sineye çekilmiyor.

Futboldan siyasete

Buraya kadar hep futbol yazdım, siyaset bunun neresinde?

Şurada: Siyaset ülke yönetimine talip olunarak yapılıyor ve halktan oy desteği bulan partiler iktidara geliyor, liderleri de yönetimde en yüksek mevkiye getiriliyor. Halkın partiyle ilişkisi, eğer ülke demokrasi ile yönetiliyorsa, seçmenin partiye sadakati biçiminde gerçekleşmiyor. ‘Sadakat’ sözcüğü mutlaka kullanılacaksa, partinin halka verdiği sözlere ‘sadakat’ göstermesinin beklendiği söylenebilir. Esas ikili ilişki, halk oyuyla iktidara gelmiş olan partinin, ülkeyi refaha kavuşturması, itibarını sağlaması, insanlarını mutlu etmesi ile kurulabilir.

Politikacılar bu ‘başarıyı’ gösterdikleri oranda yerlerinde kalabiliyor demokratik ülkelerde; ekonomik sıkıntılar baş gösterdiği, dünyanın diğer ülkeleriyle ülkenin ilişkileri bozulduğu ve bunun bireysel düzeyde de hissedilir ve zarar verir hale geldiği, insanların gelecek kaygısına düştüğü zaman geçmişteki başarılar unutulabiliyor.

Halk evvelce desteklediği partinin arkasından yavaş yavaş çekilmeye başlıyor.

Reklam

Normalde, şu sıralarda pek çok Avrupa ülkesinde yaşandığı türden parti-içi sorgulayıcı değerlendirmeler söz konusu oluyor ve “Neden böyle oldu?” sorusu eşliğinde hesaplaşmalara gidiliyor. İngiltere’de son 10 yılda çok sayıda başbakan değişmesi bundan. İktidar değişiklikleri pek çok Avrupa ülkesinde de yaşandı, yaşanıyor.

Türkiye ve AK Parti’ye bu açıdan baktığımızda ne görüyoruz?

Kimseyi üzmek istemediğim için, gerçek tabloları buraya taşıyarak yakın geçmişle bugün arasında meydana gelmiş olan geriye gidişi gözlere sokmak gibi bir niyetim yok. Her şey bir tarafa, ekonomide, dış politikada durumumuz herkesin gözleri önünde zaten. 

Ülkeye “Nihayet biz de birinci ligteki ülkeler arasında yer alacağız” umudunu verecek bir başarıyı ilk döneminde yaşatmış olan AK Parti, son 10 yılında önce yalpalamaya, ardından da geriye gidişi durduramamaya başladı. 

‘Premier Lig’de başa oynayan, ‘Şampiyonlar ligi’nde finali oynayan Tottenham takımının bugün karşılaştığı durum gibi…

Futbolcular yöneticileri, teknik direktörü sorguluyor, kendilerine verilen taktiklerle oynatılan oyunun başarısızlığa sebep olduğu görüşünü paylaşıyor, taraftarlar da stadyumda takımı coşturacak tezahürat yapmak yerine sessiz kalarak iç değerlendirmeye bir biçimde katılıyor. 

Peki bizde siyasette ne oluyor?

Halkın iktidar partisine eskisi kadar destek çıkmadığı herhalde parti yönetimi tarafından da görülüyordur. Bunun sebepleri araştırılıyor mu? Araştırılıyor ve sebepler dikkatle not ediliyorsa, bunlar parti içerisinde etraflıca tartışılıyor mu?

Partililer sessizce kenara çekiliyor sadece.

Siyasetten futbola

Takım göz göre göre ligden düşme noktasına doğru yol aldığı halde, onu ve oyuncuları yanlıştan döndürmeyi sağlayacak tedbirler almak yerine, bir önceki dönemde büyük başarılara imza atmış teknik direktöre sadakat göstermeyi düşünüyor olabilir mi Tottenham takımı? 

Yoksa, daha da ileriye gidip 7 golle yenileni yenilmemiş sayma gibi tuhaf formüller üretmeyi mi düşünür? 

Bizde “Yüzde 50+1 kuralı değişsin, halktan yüzde 40 oy almış olan aday cumhurbaşkanı seçilebilsin” formulü ile derdine çare bulmaya çalışıyor da AK Parti, ondan bunu soruyorum.

“Neden artık böyle bir formüle muhtaç hale geldik?” sorusunu bile soran yok AK Parti içerisinde ve AK Parti’nin itibar ettiği medyada. Hatta, “Nankör millet” tadında değerlendirmeler yapanlar bile çıkıyor…

[Bu yıl Türkiye’de Süper Lig’de ilginç yeni bir durum görülüyor: Yerleşik takımlar zorlanıyor. İkinci sıradaki Fenerbahçe hariç ilk altı sırada hep Anadolu takımları var; birinci de Alanyaspor. Beşiktaş düşme hattı olan 16., Galatasaray ise 7. sırada. Beşiktaş kulübü kendisine çıkış yolu arama sorgulamasını başlattı. Futbolda bizde de hesap soruluyor, ama siyasette…]

ΩΩΩΩ
[Bu yazının Bernar Kutluğ tarafından yapılmış İngilizce tercümesi için.]

28 YORUMLAR

  1. İRANLI MILLI DAMATDAN SONRA, Turkiyenın başını ağirtacak bir idiada Reuters haber ajansindan.

    Reuters haber ajansının haberine göre Amerika Birleşik Devletleri’nin müeyyideleri dolayısıyla büyük sıkıntılar yaşayan İran vatandaşları kanunsuz bir şekilde Türkiye vatandaşlığı satın alıyor.

    Yakinda Satacak birşeyimiz kalmaz.
    Allah IRANLILARDAN KOMŞU DÜŞMANA VERMESIN.
    Maalesef AKP Farsların 700 yıllık RUYALARINI gerçekleştiriyor. Türkiyeyi Para karşıliği irana satiyor. Bu işi İRANLILAR bayağıda ucuza kapatiyor.

    Yalniz bu idia bu kadarla kalsa öpüp başımiza koyalım. Iranlilar kadar ikili oyun oynayan dünyada başka bir millet bulanmaz.
    Vatandaşlik alip abd ambargosunu delecekler ve suçu Bize yikacaklar.Tipki Zarafin yaptiği gibi.

  2. Ali bayramoğlunun karardaki yazısını okuduktan sonra SUSAMAM isimli rap şarkısını dinledim. Daha önce dinlemediğim için hayıflandım.
    – Yazıda, bahçelinin parça hakkında görüşleri de verilmişti.
    – Bahçelinin şarkıyı anlamaması, kapasitesi ile uyumlu bir durum.
    – şarkı çok çok güzel olmuş. hem içerik olarak, hem de müziksel değeri açısından.
    – Sanatçılar değil de, yaşananların ortaya çıkardığı müzik olmuş.
    – Emek verip, günümüz türkiye sorunlarını bu kadar güzel ve bu kadar toptan anlatanlara selam olsun.

  3. Bizim sorunumuz. Siyasetçiler değil, biz kendimizız.
    Burada bir yorumcu BBC Türkceden ABD baskani ve bizimki hakkinda yazan bir alinti yapmiş.

    Ben 700 yıllik bir devletin 2 veya 3 saata yazilan ana yasalarla idare edilmesı, zaten nerden nereye geldığımizi gösteriyor.

    244 yıllik ABD devletınin 12 maddelik anayasa kitabı tam 11 yilda yazilmiş ve 2 yilda didik didik edilerek yani iyce incelenerek kanunlaşmişşş.
    1.madde WE THE PPEOPLE.
    Bizler (ülkenin sahipleri olan sıradan insanlar).
    Bu siradan insanların Din ve FIKIR, hürriyetlerini hiç bir kuvvet engelliyemez.
    Örnek: ırkçılığı protesto eden siposcular, milli marşta saygi durusunda durmiyorlar, veya siradan bir vatandaş har hangi bir haksizliğa uğrarsa ABD bayrağıni ve kimse onu cezalandiramiyor.
    ABDde bildiğim kadari ile, 17 tane gizli servis var, herbir birimi misal deniz,hava,kara,kuvvetleri gibi kuruluşun içinde kendi gizli servisleri var.
    Hele bizdeki bir subayin siradan bir eri ölduresile dövdüğu gibi abd de bir subay dövsün bakalım.
    son 3 yilda Trumpa miliyonlarca Amerkali hakaret ediyor sorun bakalım bunlardan hanvisi mahkemelik olmuş.

    • Nurdan abla, hangi subay hangi erimizi ne zaman dovmus bi kanitiniz varsa lutfen paylasir misiniz? Bazen erlerimiz kendi arasinda tartissa da bu bahsettiginiz turden olaylar cok sukur 1dolarlik mankurtlar temizledikten sonra artik gorulmez oldu.

  4. “Yaşı 30 ve üzeri olan seçmenlerin yüzde 40’ı, yaşı 25 ve altı olan gençlerin yüzde 44’ü Türkiye’nin sorunlarının mevcut siyasal partiler aracılığıyla çözülebileceğine inanmıyor.”peki ya geri kalan ortayaşın %60 ı,gençlerin %56 sı ne diyor?bunun üzerinde durulmamış.türkiye de parti tutmak takım tutmak gibidir.partisinden asla vazgeçmezler.çünkü sağ ,sol ,ırkçı(kendilerini türk milliyetçisi diyorlar) partiler ile dini referans alan partilerin yıllar öncesine dayanan siyasi alt yapıları ve siyasi seçmen tabanları vardır.siyasi alt yapıları değişmez.ama siyasi seçmen tabanları ,partisini siyasi altyapısı doğrultusunda değiştirir.misal: dyp ve anap ın seçmen taban, bu partiler merkeziyetçi olmalarına rağmen, bu partileri destekliyordu.refah partisi,dini refenas almıştı.seçmen tabanı refah ı destekliyordu.akp kurulunca ,topu hemen akp ye geçtiler.17 yıldır onlara oy veriyorlar.çünkü,siyasi altyapısı olan seçmen tabanına hitap etmişti.sadece merkeziyetçi seçmene değil,ırkçı,dini referans alan partilere de hitap etmişti.bilhassa tarikat ve cemaatları avladı.işte, türk siyasi tarihinde işler böyle döner.partinin adı değişir,aynı hizada ve iktidar olabilecek partiler gelir seçmen tabanı hop oraya kayar.mevcut partiler dışında gençlerin kuracağı bir parti olsa,gençler dahi oy vermez.oy vercekelrini düşünenlerin bakış açısı, iyimser ve dar kalıplar içinden bakan bir siyaset anlayışı olur.akp karşısında ,akp tabanına hitap eden bir parti kurulsa,mesela babacan ,akp nin dibini oyar.akp taban oyunu alır.çünkü akp siyasetinde sağ siyaset altyapısı vardır.akp seçmen tabanı erdoğan ve çevresinden son derece rahatsız.ondan kurtulmak istiyorlar.çünkü,erdoğan ın kabadayılık siyaseti türkiye ye zarar verdi.ekonomiyi çökertti,iç ve dışta dostlukları bitirdi ve düşmanalıkları körükledi.akp seçmen tabanı böyle düşünüyor.türkiye de siyaset yapılacaksa,erdoğan ın taktiklerini yine ona karşı uygulamak gerekir.saygılar.

  5. bazıları iyi parti önemli diyor.iyi parti önemli filan değil.erdoğan,iyi parti ile ittifak ederek akp içindeki mhp karşıtlarını susturmak istiyor.iyi parti dediğiniz güvenilmez,çıkarı için adam satmayı iyi bilen ve uygulayan bir partidir.akşener ve yakındaki güya stratejistleri,akp ile ittifak yaparlarsa,mhp nin taban oylarını partisinde toplayabileceklerini düşünüyor.yani işin içinde iyi parti ile mhp arasında post kavgası var.erdoğan işte bundan yararlanıp mhp yi kullanıp atacak.ne zamana kadar?kullanıp atacağı başka bir parti bulana kadar.erdoğan ın kullan at modeli bu sefer sıkı müttefiği mhp ye işletiliyor.boşuna demedik şimdiye kadar, akp ye elini veren kolunu kurtaramaz diye.

  6. Türkiye, en azından sosyal medayada, ilkin yakında siyasi hayata dahil olacaklarını bildiğimiz iki inisiyatif (birisi A. Davutoğlu diğeri A. Babacan ismiyle referansta bulunulan süreçler) dolayısıyla, son günlerde de F. Çelik’in dillendirdiği “Yüzde 40 cumhurbaşkanı seçilmek için yeterli olsun” önerisiyle, olası ittifaklar ve olası cumhurbaşkanı adayları merkezli dar bir gündeme kilitlendi kaldı.

    Oysa, ciddi kamuoyu araştırmalarını takip eden ve bulgular üzerine kafa yoran insanların bir kısmının da işaret ettiği üzere, siyasetçilerin ve medya profesyonellerinin berbat biçimde ıskaladıkları bir gerçeğin giderek artan güçlü işaretleri alınıyor son zamanlarda: Toplumun hatırı sayılır bir kesimi, adı ister “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”, ister “parlamenter sistem”, isterse bir başka sistem önerisi olsun, ne bunlarla gerçekten ilgili, ne de, muhtemel ittifaklar ve bunlardaki muhtemel değiikilkler, ya da bir sonraki seçimde hangi adayın cumhurbaşkanlığı ipini göğüsleyeceği gibi konularda bir ilgi ya da meraka sahip. Söz konusu “hatırı sayılır toplum kesimi”, hükümet sisteminin ne olduğundan bağımsız olarak, bütün bir siyaset kurumundan umudu kesmiş görünüyor. Buna, iktidar partisinin yanısıra, CHP ve HDP, hatta kurulacağını bildiğimiz iki yeni parti de dahil.

    Sadece önceki gün kamuoyu ile paylaşılan (ve KONDA’nın bulgularının da desteklediği) şu veri bile, tek başına, benim siyasal sezgilerim yoluyla var olduğunu hissettiğim ve kimilerince de desteklenen yukarıdaki gözlemimi doğruluyor:

    “Yaşı 30 ve üzeri olan seçmenlerin yüzde 40’ı, yaşı 25 ve altı olan gençlerin yüzde 44’ü Türkiye’nin sorunlarının mevcut siyasal partiler aracılığıyla çözülebileceğine inanmıyor.”

    Çok önemsenmesi gerektiğini düşündüğüm bu çarpıcı bulgu, hem iktidar partisini hem de muhalefet partilerini endişelendirmeli.

    Ne var ki, yakında kurulacak olan iki parti açısından da yaşamsal önemde bu bulgu: A. Davutoğlu ve beraberindekilerle A. Babacan liderliğinde kurulacak partinin lider kadroları eğer bu verilerden yola çıkarak “yeni” olmalarının tek başına iyimser olmaları için bir neden oluşturduğunu düşünüyorlarsa, vahim bir yanılgı içinde oldukları gerçeğiyle yüz yüze kalabilirler.

    Bence, “Daha adil bir. . .”, “Halkın yoksul kesimlerinin ezilmediği bir ekonomi ve. . .”, “Güçler ayrılığı ve yürütmenin denetlenir olduğu mekanizmaların oluşturulması, “Yargı reformu yoluyla bağımsız bir yargı kurumunu inşa edeceğiz ve bunu yaparken. . .” türü retorikler etrafında kendisini tanıtan ve tanımlayan bir yeni partinin varabileceği pek bir yer yok. Olsa olsa, yakın geleceğin ittifak oyunlarında kilit olabilecek bir oy oranına erişebilirler (verili seçim sisteminde yüzde 2 ya da yüzde 4 bile tek başına yeterli olabilir böyle bir ‘başarı’ için).

    Kurulacak yeni partiler, ancak içine hapsedildiğimiz bütün bu gündelik tartışmaların ve alışılageldik retorik ve vaadlerin çok ötesine geçebilirlerse siyaset dünyamızda kritik dönüşümlere yol açıp kalıcılaşabilir, ve iktidara yürüyen partiler durumuna gelebilirler. Bu ise, çok açık ve ikna edici bir DÜZEN KARŞITLIĞI ve altı doldurulmuş bir YEPYENİ TÜRKİYE vaadi ile mümkün olabilir.

    Hiç kuşkusuz, Türkiye toplumu bir devrim beklentisi ya da talebinde değil.

    Ama, benim açımdan şu husus bir hayli net: Hem samimi ve hem de inandırıcı (ve ikna edici) DÜZEN KARŞITI bir söylemle kendisini halihazırda bütün diğer partilerden ayrıştıran bir partinin şansı çok, ama çok fazla.

    Kürt meselesi konusunda cesaretli ve risk alır bir siyasal tavır sergilerse kurulacak iki yeni parti (ya da bu ikisinden birisi), pek çok insanı şaşkınlığa düşürecek bir şekilde, HDP’nin Kürt mahallesindeki hegemonyasında tamiri mümkün olmayan bir gedik açabilir, CHP’nin giderek artan “güçlenen ve iktidara yürüyen alternatif parti” umutlarını derin bir düş kırıklığına sürükleyebilir.

    A. Davutoğlu ve kuracağı “lider partisi”nin böyle bir parti olamayacağı bence şimdiden çok açık. Davutoğlu, Türkiye’nin sürekli değişen dinamik sosyolojik süreçlerini okuyabilme kapasitesinden çok uzak. Kuracağı parti çok sınırlı bir oy yüzdesinde kalır ve varlığını sonraki yıllarda sürdüremez. En iyi ihtimalle, yakın geleceğin ittifak oyunları (pazarlıkları) içinde dikkate alınması gereken bir parti olur bir süreliğine -hepsi bu.

    Türkiye’nin kurucu babalarından ve laik-jakoben elitlerinden miras aldığı, (AK Parti’nin ilk dönemi parantez içinde olma üzere) bugüne kadar sürdüregeldiği geleneksel gerilim ve siyset paradigmaları ile (laik-dindar, Türk-Kürt) ulaşabileceği bir yer yok. Halklarımızın liderleri çok sevdiği ve karizmatik bir lidere sahip olmadıkça bir partinin iktidara yürüyemeyeceği koca bir balon. Türkiye, hem siyaset dünyasının tıkanıp kalmışlığı hem de halk yığınlarının duygu dünyasındaki tükenmişlik anlamında, AK Parti’nin doğuşuna ve hızla yükselişine olanak tanıyan konjontüre benzer bir iklime doğru yol alıyor. Hatta, o iklimin bizatihi içinde yer alıyor.

    A. Babacan ve ekibinin bu durumu çok iyi okuması ve benim kendilerinden beklediğim cesareti göstermesi gerekiyor.

    Devlet partilerine fazla pirim tanımaz Türkiye halkları. Günümüzn AK Parti’sine ve onun tek-adam konumundaki liderine de pirim vermeyecek. PKK’nın uzantısı görünümüne son vermemekte ısrar eden ve Kürt seçmen üzerindeki vesayetinin pek güçlü olduğunu sanan HDP’yi de, bir devlet partisi haline gelmiş AK Parti’yi de, geleneksel siyasetin geleneksel partileri konumundaki CHP ve İyi Parti’yi de bir kenara savurmaya hazır Türkiye -ve MHP’yi gerçek değerine geri itmeye (asla iktidar olamayacak ve asla ortadan kaybolmayacak bir siyasi aktör, hem olması gereken hem de olabileceği yegane şey bu MHP’nin).

    A. Babacan ve beraberindekiler, ittifak dengelerini sarsacak yüzde 8-10’luk bir parti olmaya değil, Türkiye’yi kökten dönüştürecek, giderek kendisinin cehennemi haline gelen geleneksel kimlik siyaset ve paradikmalarını yıkıp geçecek bir parti olmaya oynamalılar ve bunun gerektirdiği siyasal cesareti sergileme basiretini gösterebilmeliler.

    Kendisini AK Parti’nin küskün seçmenlerine MHP’nin yanında ikinci ve daha makul bir alternatif olarak sunmanın ne vahim bir hata olduğunu yakında görecek A. Davutoğlu.

    Türkiye, A. Babacan ve ekibini bekliyor merakla.

    Ben de. . .

    • Erken genel secimin ucu gorunmus olacak ki nihayet sn.Bernar arkadas burnunu deliginden cikarip tesrif etmisler aramiza. Eski aylari kirpip kirpip yildiz yapma cabanizin beyhude oldugunu kendiniz de goruyorsunuz gibi ama mhp nin yukselen yildizini es geciyorunuz..! Eski tufek biri icin duzen karsitligi kullanisli bir soylem olabilir ama burdan kastiniz baskanlik sisteminden geri donusse o biraz zor.

      • Kılavuzu sofu bir partizanlık olanların burunlarının dibindeki göremedikleri söylenir -ki bence doğrudur bu.

        Partilerinin önü alınmaz bir dağılma sürecine girmiş olduğundan bihaber kalarak yozlaşmış bu “devlet-ve-akraba” partisinin ve onun topluma söyleyebileceği sözü kalmamış yorgun liderinin 2023’e kadar iktidarını koruyabileceği ham hayallerini kuranlar, mitili bir Avrupa ülkesine (örneğin Fransa!) atıncaya kadar içinde yaşamış oldukları topluma ve o toplumdaki siyasi süreçlere ilişkin cehaletlerini kendi elleriyle açık ederler ve “erken genel seçimin ucu görünmüş olacak ki. . .” diye başlayan talihsiz cümleler kurarlar.

        Erdoğan ve partisi dahil olmak üzere, ülkenin 2023’den çok önce erken seçimlere gideceğini herkes görüyor ve biliyor -siyaset ve toplumu okuma beceriksizliğinde yarışanlar istisna elbette.

        Benim işim, şimdiden tarih olanı ve dünü bugünmüş gibi yaşama ve kavrama aculluğundan uzak kalarak yakın geleceğin, yeni yarının okumalarına girişmek.

        MHP yükselen yıldızmış. . . Başkanlık sisteminden geri dönüş zormuş, vs.

        Siz ağaçlara dadanmaya, “bugün”ün çoktan “dün” olduğunu kavrayamamaya devam ediniz -benim işim ormanın kendisiyle, yani “yarın”la 🙂

  7. Zavalli ingilizlerin icine dusmus oldugu trajikomik siyasi sersemlik artik beni eglendirmiyor; hatta hafiften hafiften endisenlendiriyor bile. Brexit sonrasi neseli isliklar calarak ofisini toplayip ceketini de omzuna atip giden ve cok guzel bisiklete binen bi yigin memur taslagi takozun marifetleri… Majesteleri bunlari besliiceene gelsin turkiye siyasetinde tuttugu bikac icoglani ve icguveysine yatirim yapsin daha iyi; yoksa turkiyenin karizmatik lideri bunlar gibi (cameronun kulaklari cinlasin) daha nice cemisi eskitip geridonusume atar yani… Bakalim ab den anlasmasiz ayriligin bedeli olan bilmem kac milyar sterlinlik hesabi odemek hangisine nasip olacak? Hesap demisken, ulkemizin ve liderimizin kiymetini bilelim; cunku irakta baslayan gosteriler tarihte ustumuze gelen en buyuk kitlesel goc dalgasini da tetikleyebilir..! Gun dayanisma gunudur…

  8. Türkiye’nin Erdoğan’a mahkum edilmesinin iki nedeni var.

    1- Ana muhalefet CHP’nin SHP olmaktan kurtulamaması: Eğer CHP altı oka sahip çıkıp o ilkelerin içini çağdaş bir şekilde doldurabilseydi en azından 2015’de tek başına iktidar olurdu. Fakat CHP bunu başaramadığı için millet CHP=SHP’ye oy vermektense kerhen de olsa AKP=Erdoğan’ı tercih etmiştir. (Oldukça gecikmeli ve ağır bir tempoda CHP kendine gelmeye çalışıyor. Biraz daha akılcılık ve hızlanmaya ihtiyaçları var.)

    2- Küresel gücün bir kanadının kendi hedefleri doğrultusunda gizlice Erdoğan’ı desteklemesi: Küresel üst aklın bir kanadı, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra Türkiye’nin stratejik öneminin kalmadığını ve Batı kampında yeri olmadığını düşünüyor. Bu hedeflerine ulaşmak için de Siyasal İslamcı Erdoğan’ı destekliyorlar. Ayrıca öteden beri amaçları Batı’dan kopmak olan Avrasyacı kanadı da destekliyorlar. (Bunu, 15 Temmuz operasyonunun sonuçlarından anlayabiliyoruz).

    Halka gelince, onlar güce yönelir. Bıçak kemiğe dayanıncaya kadar güce sabreder, ancak ondan sonra isyan eder. Henüz bıçak kemiğe dayanmadı ama çok acıtıyor. Bu acıyı unutturmak için de Suriye’de küçük bir askeri operasyon yapıp bunu yeni bir kurtuluş savaşı gibi takdim etmek çok zor olmayabilir.

    • Sayın F.K.T.! internet kullanıyorsunuz, cep telefonu kullanıyorsunuz, bilgisayar kullanıyorsunuz, metro kullanıyorsunuz, ameliyat yöntemlerinden kemoterapi yöntemlerine kadar, giydiğin elbisenin kumaşından modasına kadar herşey değişmiş, artık dünyanın öbür ucundan ürün sipariş eder durumdasın ya da dünyanın öbür ucundaki bir adamın tasarrufu nedeniyle burda işsiz kalıyorsun, yani herşey ama herşey değişmiş, sen CHP’nin aynı kalması gerektiğini, özüne dönmesi gerektiğini iddia ediyorsun.
      – kapı komşun ugandalı, hastanedeki doktor hindistanlı olmuş iken, sen milliyetçilik, halkçılık, atatürkçülük gibi şeylerin chpnin ilkesi olmaya devam etmesini istiyorsun.
      – Oysa dünya chpnin kuruluş yılları dünyası değil. dünyada yeni sorunlar, yeni bir yaşam, yeni değerler ve sorunlarla başetmede yeni yöntemler geçerli.
      – Zannediyorum daha önce bu konu hakkında en az 2 sefer ayrıntılı olarak yazdım, bunun haricinde de birkaç yorumumda değindim.
      – Dünyada dönüşümler üretici güçler, üretim ilişkileri, üretim yapısı, bölüşüm yapısı ve bölüşüm mekanizmasındaki değişimler üzerine oluşur. Ve dünya da, senin chpyin kurulduğu zamandan epey farklı üretici güçlere, üretim ilişkilerine, üretimin yapısına, bölüşüm ilişkisine sahip. Ayrıca bunun üzerine şekillenen yeni değerler, yeni insan ilişkileri, yeni toplum ilişkileri, yeni sorunlar, sorunlara yeni çözüm yolları ortaya çıkmış. Mesela çevre sorunu gibi, bütün dünyanın en önemli sorunu ile karşı karşıyayız, mesela marsa uzay aracı indirilmiş vb.
      – Artık dünya, sol-sağ ayrımını mümkün kılan ilişkilerden daha farklı ilişkiler temeli üzerinde yürüyor.
      – Mesela solun dünyada sönüklenmesinin bir nedeni, sosyalist ülkelerin dönüşümü sağlayamaması ise, bir diğer neden de, artık işçilerin bile mal mülk sahibi olması, çeşitli kapitalist mekanizmalara katılabilmesi, toplumun yönetim sistemine bir şekilde katılabilmesi, artık zincirlerinden başka kaybedeceği bir şeyin olmadığı durumdan, kaybedebileceği pekçok şeyinin olduğu duruma geçmiş olmasıdır. Yani altyapının yeni durumu, üstyapı kurumu olan siyasette değişimi zorunlu kılmış.
      – Sen ise, dünya, solun etkinlik kaybettiği dünyadan da daha fazla değişmişken, chpnin özüne dönmesi gerektiğini söylüyorsun.
      – Ben ulusalcı, atatürkçü bir chpye niye oy vereyim?
      – ben hukukun üstünlüğünü savunan, demokrasiyi savunan, insanı öncelikli gören, özgürlükleri savunan, artık dünyayı ulusların ötesinde gören, bütün insanlığa yönelik politikaları olan bir partiye oy veririm. Milliyetçi bir partiye oy vermem.

      Olayın diğer boyutuna gelince, yani chpnin özünden sapması nedeniyle ak partinin uzun yıllar iktidar olduğu tespitiniz de sorunlu.
      – Hani atla arabanın yanlış yerlerde konumlanması gibi sorunlu.
      – Akp uzun süredir iktidarda, çünkü chp özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, önceki dönemde savunamayıp, darbecilerle birlikte, farklı değerler, farklı düşünceler üzerinde baskı kurduğu için ak parti, o günün uygulamalarını öcü göstererek iktidarını sürdürdü. Yani kılıçdaroğlu sonrası yapmaya çalıştığı dönüşüm nedeniyle değil.
      – Bu durum bile, chpnin artık değişmesi gerektiği gerçeğini yeterince ifade ediyor.

      • CHP kökten değişirse kendini inkar etmiş olur ve siyasi mezarlığa gider. Tek dayanağı altı oka 1930’lu yılların kafasıyla değil 2000’li yılların gerçeğiyle bakıp çağdaş bir yorum getirebilmesidir. Ulusalcılık olmadan millet olunamaz, aksini savunmak gerçekçi değildir. (Küreselci değilseniz tabi ki). Önemli olan bunu yaparken ırkçılık yapmamak ve milliyetçiliği geçmişle bağı inkar etmeden fakat daha ziyade birlikte bir gelecek inşa etmek olarak yorumlayabilmektir. Bence CHP’ye ihtiyaç var, ne yapıp edip kendilerini geliştirmeleri gerekiyor. CHP giderse, Türkiye yakın mazisini hatırlamayan toplumsal alzheimer hastalığına yakalanır. Gerçi CHP’nin mevcut hali de insanı hasta ediyor ama yokluğu daha önemli bir soruna yol açar.

  9. “Neden artık böyle bir formüle muhtaç hale geldik?” sorusunu bile soran yok AK Parti içerisinde ve AK Parti’nin itibar ettiği medyada. Hatta, “Nankör millet” tadında değerlendirmeler yapanlar bile çıkıyor…
    parağrafı içimi acıttı:
    Devletin başı bu ülkede hep önemli olmuştur, olmaya da devam edecektir!
    mevcut başkanı sadece bir partilinin desteklediği zannı sizi bu yanılgıya sürüklüyor.
    belkide alternatifi çıkmadığı yada çıkamadığı için destekleniyor, seviliyordur.
    alternatif çıkarabilmek muhalif patilerin işidir.. hukukçu gazeteci kahveci memur gazozcu çifçi yada esnafın değil.
    bu kesimler kendi işlerini layıkıyla yapıyorsa zaten kendini yönetmesini istediği kişiyi de cımbızla seçer ve o makama oturtur; bunu rey iyle zaten yapacak güce sahip allah şükür..
    yeni bir sistem.. yeni kurallar.. deneme yanılmalar.. ben yaptım oldunun sonuçları..
    bu denemeler hiç olmazsa ders olarak okutulsun da yeni hatalar yapılmasın..
    50+1 alamayan hiç karşıma çıkmasın, da diyebiliriz,
    50+1 i birinci turda alabilecek bir yiğidin varlığı ülkeye gurur verir de diyebiliriz,
    50+1 ön yoklamadır:oy dağılımının ortaya çıkması için gereklidir de diyebilriz,
    ikinci turda en çok oyu alan seçilir: önemli olan seçilenin partiler üstü konuma yükseltilmesidir!
    ama, fakat, lakin..
    adrese teslim ilk turda ”falan” seçilsin oyunları bu ülkeye ve insanına hakarettir!
    o koltuğa bu şekilde kimse oturmaz, kendine hakaret sayar!
    neticede o koltukta oturan kötü biri de olsa, yanlış ta yapsa, yanıltılsa da o koltuktan ininceye kadar ben o makamda oturanı korurum arkasında dururum.
    bunun partiyle etnisiteyle inançla alakası olmadığını hala anlamayan nankörler! köşelerde işgaliyeye devam ediyorlar demekki!
    üç beş tane haddini bilmez saltanat sürecek cebini dolduracak ondan böyle yapıyorlar diyede düşünmüyorum; açlık yada mahkemelerde hesap verme bazılarının kabusu olabilir..
    milletin an.s.na selam gönderenlere hukuk ta siyasalda gazetecilikte ders olarak okutuluyordur herhalde..
    yanılmıyorsam K. Evreni bile yargıladılar bir zamanlar.
    yani sonuç olarak:
    siyasetçimi, gazetecimi, hukukçumu, güvenlikçilerimi, vekillerimi koltuğunda,
    suyu bardakta..
    uçağı havada seviyorum..

  10. abd çakma başkanı paragöz trump un çıkar maceraları hakkında:ukranya cumhurbaşkanı ile abd çakma başkanı trump arasında yargıya müdahale yolu ile gelecek abd başkanlık seçimlerinde ciddi rakibi Joe Biden i gayrı ahlaki ve gayri huhuki yollarla seçime müdahale edip saf dışı bırakma maceresı gündemde.Yaşananların merkezindeki isim.,trump.Aşağıdaki alıntılar BBC News Türkçe medyadan alınmıştır.”Trump’ın rolü ile ilgili bildiklerimiz kısaca şöyle:
    Trump, Ukrayna’ya yapılacak 400 milyon dolarlık askeri yardımı askıya aldığını kendisi teyit etti.Bu yardım askıya alındıktan çok kısa bir süre sonra, Trump Ukrayna’nın yeni Cumhurbaşkanı ile telefon görüşmesi yaptı.
    Bu telefon görüşmesinde Trump, Ukrayna Cumhurbaşkanı’ndan, Joe Biden ve ailesi hakkında soruşturma başlatmasını istiyordu. Biden, 2020 seçimlerinde Trump’ın olası rakipleri arasındaydı.
    ABD istihbaratından bir yetkili, olan biteni bir şikayet dilekçesine dönüştürdü. Bu yetkili, ABD Başkanı’nın şahsi çıkar için görevini kötüye kullandığını, yabancı bir ülke liderinin 2020 seçimlerine müdahale etmesini istediğini söylüyordu.
    Trump tüm bunların bir ‘cadı avı’ olduğunu söylüyor.
    Trump ayrıca kimliği gizli tutulan istihbarat yetkilisinin kim olduğunun açıklanması gerektiğini de söyledi ve yaptığı şeyin ‘casusluk’ olduğunu savundu. Vladimir Zelenskiy kim?
    O da Trump gibi eski bir televizyon yıldızı. 8,5 milyon Instagram takipçisi olan eski komedyen, Nisan ayında Ukrayna’nın yeni Cumhurbaşkanı olarak seçilmişti.
    Rolü ne?
    25 Temmuz’daki telefon görüşmesinde telefonun diğer tarafındaki isim. Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde söyledikleri yüzünden Ukrayna’da eleştirilerin hedefinde.
    Beyaz Saray’ın kamuoyu ile paylaştığı telefon görüşmesi dökümüne göre Trump’a iltifatlarda bulunmanın yanı sıra, yeni başsavcıyı kendisinin atayacağını ve ABD Başkanı’nın Biden konusunda endişe etmemesi gerektiğini söylüyor.
    Joe Biden kim.
    Barack Obama’nın döneminde ABD Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Biden, 2020 seçimlerinde Demokratların başkan adayları arasında ve anketlerde de diğer Demokrat adayların önünde.
    Rolü ne?
    Biden’ın en güçlü Demokrat başkan adayı konumunda bulunması, onun kilit bir role sahip olmasına neden oluyor.
    Eğer Biden ön seçimleri kazanırsa Kasım 2020’de Trump karşısında başkanlık için yarışacak isim olacak. Düzenlenen anketlerin büyük kısmı bu senaryo gerçekleşirse Biden’ın seçimi kazanacağını öngörüyor.
    Trump ise Biden’ın Başkan Yardımcılığı yaptığı dönemde Ukrayna politikalarından sorumlu olduğunu, ancak aynı zamanda Biden’ın oğlu Hunter Biden’ın Ukrayna’da bir enerji şirketinin yönetim kuruluna girdiğini ve Joe Biden’ın şahsi kazanımlar için görevini kötüye kullandığını iddia ediyor.
    Biden 26 Eylül’de yaptığı bir açıklamada, “Bu benimle alakalı bir konu değil. Bu yöntem başkan seçim gündemini ele geçirip gündem değiştirmek için daha önce de kullanıldı” dedi.” olayın özü nedir:trump zorda.gelecek abd başkanlık seçimini kaybetme olasılığı hayli yüksek.en güçlü aday Biden.ne yapıyor trump?ukrayna cumhurbaşkanı ile anlaşıp ukrayna yargısını müdahale etmesini ve biden in oğlu hakkındaki yargı kararını trump un istediği şekilde verilmesini istiyor.ukrayna cumhurbaşkanı da emredersin,mahkeme hakimi olarak benim adamımı atayacağım ve istediğin kararı çıkartacağım diyor.gaye ne,Biden i zora sokmak,halkın gözünde aşağılayıp küçük düşürmek,abd başkanlığını gayrı ahlaki ve gayrı hukuki yolla ele geçirmek.trump un ,dürüst seçimle kazanması neredeyse mümkün değil çünkü.iş açığa çıkıyor ve telefon görüşmesi kayıtları medyada gündeme düşüyor,trump un azil süreci başlıyor.ne yapıyor trump?önce bu bir cadı avı diyor.akıl hocası türkiye cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan,bu savunma olmadı trump!benim yaptığım gibi yap, bu bir darbedir de,diyor.erdoğan,15 temmuz 2015 de,yıllardır ortağı olduğu fetullah gülen ile iktidarı paylaşamamış ver onunla savaşa girmiş,kontrollü darbe masalını devreye koymuş,bana darbe yapıldı istismarı ile ne kadar kızdığı varsa ve kendinin önünde engel olan muhalifler de dahil olmak üzere ; darbeci-terörist ilan edip ,hepsini hapse tıkmıştı.ayrıca,17/25 aralık yolsuzluk operasyonlarında kendi oğlu bilal ile bakan çocuklarının ayakkabı kuyularında sakladıkları milyon dolar ve milyon avroluk yolsuzluk paraları açığa çıkıp tutuklanmaları istenince de ;bu ,bana ve hükümetimize darbe girişimidir demiş,yargıyı yok edip ,kendi yandaş yargını atamış,soruşturmalardan kurtulmuş,yolsuzluklara adı karışanları yargıdan ve yargılanmaktan kurtarmıştı.bir de ,venezüella diktatörü muhaliflerin karşı ve hukuki gösterilerine ;bu bir darbe girişimi deyip, muhalifleri suçlamıştı.şimdi de trump aynı numaraları oynuyor.akıl hocaları erdoğan dan öyle ders almışlar.peki erdoğan ,trump a bu darbe masalı oynamasını niçin istiyor?suriye nin işgal projesinde erdoğan nın trump a ihtiyacı var.sığınmacılara suriye de köy kuracağım,suriyelileri yerleştireceğim masalını devreye koydu.gayesi suriyelileri yerleştireceğim masalı ile suriye işgal projesini işletmek.yani,trump un desteği ile suriye işgalini gerçekleştirmek.abd den füze,uçak gibi teknolojik silahları trump un desteği ile alabilmek.abd ile 100 milyar dolarlık ticaret anlaşması yapıp trump desteği ile ekonomik refahı ele geçirebilmek.trump ile şahsi ve şirketsel bazda ticari faaliyetler yapabilmek.erdoğan ın oğulları ve yandaşlarının şirketsel faaliyetleri konusunda, trump un şirketi ile işbirliği sağlayabilmek.sonuç:şimdi abd yargısı devreye girmeli ve trump yargı yolu ile yargılanmalı,suçlu görülürse azli yapılmalıdır.trump un, erdoğan menşeili darbe masalı; abd yargısına sökmez.abd ,türkiye değil çünkü.saygılar.

  11. Siyaset ve Futbol
    Bugün Dolar dünyaya hakimdir. Sermaye istediği takımı şampiyon yapıyor, istediği partiyi iktidar ediyor. Faizli işçilik sisteminde faiz karşılığı üretilen Dolar ile dünyayı yönetiyor. Tam istihdam sağlandığı için faizli Dolar varlığını sürdüremez. Dolayısıyla futbol da siyaset de eskisi gibi olmayacaktır.
    Bir ikinci husus ise futbolda hayali çatışma vardır. Oysa siyasette gerçek çatışma vardır. Siyasette aş aranıyor, iş aranıyor. Futboldaki oyunlarla siyaset götürülemez. Türkiye’de partiler dış Sermaye’lerin desteği ile kurulur. Onların talimatı ile indirilir. Milli Görüş bunun istisnası olmakla beraber, sonunda yine Sermaye’ye teslim olmuşlardır. Mum yatsıya kadar yanmıştır.
    Ortaklık düzeni gelecektir. Nerde ve kim tarafından onu bilmemekteyiz. Türkiye, İran, Rusya, Çin buna adaydır. Sermaye de bunların arasına girebilir. AB veya ABD hatta Eskimolar bile girebilir.

  12. KÜME DÜŞMEK GÜNDEME DÜŞMEKTİR

    Hayvanlar dünyasında yenmek ve yenilmek önemlidir, insanlar dünyasında ise tanımlanmak ve tanımlamak, diyor bir düşünür. Biri sizi tanımlıyor ise yiyecektir bu basit. Size rol biçiyor, size yüzde biçiyor, sizin aslında ne yapmanız gerektiğini söylüyor ise dışardan bazıları hangi hesap içinde olduklarını araştırmaktan başka atacağınız her adım sizi uçuruma götürür. Gündemi belirleyemeyen, gündem olan bir siyasi partinin üzerine toprak atılıyor demektir.

    Asıl öğrenmek istediğim en kaba destekçilerinin bile %6 ila %9 oy alacağını tahmin ettikleri yeni oluşum kurucularına, bu oy ile ne yapmayı düşünüyorsunuz, aldığınız bu oy ülkenin geleceğine nasıl hizmet edecek, siz bu oy ile ülkeye bir istikamet çizebilecekmisiniz yoksa birinin istikametine payanda mı olacaksınız sorusunun niçin sorulmadığı. Gerek dinimiz gerek, gerek bütün söylemlerimiz birlik beraberlik üzerine iken ayrılmanın dağılmanın gerekçesi sağlam mı? Her iki kliğinde refaransı islam, acaba fıkıh bu konuda ne diyor. Yoksa siyaset fıkıh dışı bir alan mı?

    • Fıkıh bu konuda ne diyor ? Müslüman toplumların tarihinden öğrendiğimize göre ‘geleneksel islam’ fıkhı bu konuda şunu diyor: “Duruma bak, güç o anda kimin elindeyse rivayet hadisleri de karıştırarak gücün lehine bir fetva yaz.” Gerçek ama acıtıcı bu tespitin istisnaları da olmuştur elbette. Fakat istisnalar kaideyi bozmaz.

  13. hesap sormak, adamın ağzına biber sürerler. iki yafta asılı duruyor ikisininde üzerinde silahlı terör örgütü yazılı Allah korusun göz ucuyla bile yazıyı okumaya çalışsan hemen boynuna geçiyor.
    Hesabı soracak kişiye ulaşmadan sana o kadar hesap sorarlar ki hesabın şaşar.
    Millet seçtiği vekillere hesap sormaya yetkili olduğunun farkında bile değil durmadan hesap ödüyor. Vekiller harcama yarışında çünkü hesapları başkası ödüyor işimiz kalmıştır LEMYEZELE.

  14. Sayın Recep Tayyip Erdoğan yazınız konusunda Ruşen Çakır, Fehmi Çalmuk’un yazdığı, “Recep Tayyip Erdoğan: Bir Dönüşüm Öyküsü” adlı kitapta (İstanbul: Metis Yayınları, 2001) 1999 yılında şunları söylemişti: (Aynen alıntı)

    Erdoğan için kesin itaat yoktu. Bunu birçok yerde deklare etmişti:

    “Sonuna kadar güvenme yok zaten. Yönetici kadrosundaki insanlara sonsuz bir güven içinde değiliz. Soru işaretlerini her zaman koyarız. Mülahaza hanesini boş bırakırız. Niye? İnsanız hata yaparız. Hatta bu, hatayı da aşar sapma olur. İkazlardan anlamıyorsa o zaman ona tabi mi olacağız. Ben hatadan öte sapma yapıyorsam, iyi devam et, der mi?” (s. 109)

    “Bizde partimizin ilkelerine ters olan hiçbir şeyde sadakat yoktur. Bana şimdi genel başkanım yanlış emrettiği zaman ben onu tartışamayacak mıyım? Siyaha beyaz dediği zaman evet beyaz mı diyeceğim? Eyvallah mı diyeceğim? Olmaz öyle şey. Bu bizim bir defa yaradılışımıza, partimizin kuruluş esaslarına ve inançlarına ters. Mümkün değil.” (s. 110)

    Erdoğan, çıkışını bir gençlik hareketi olarak yorumluyor, medyanın tasviriyle parti yöneticilerini “ak saçlılar” demeden erken emekliye sevk ediyordu. Erdoğan, bunu şöyle formüle ediyordu:
    “65 yaşın üstündekiler siyaset yapmasın.” Devlet tarafından emeklilik yaşı kabul edilen bu yaşın, siyaset üzerindeki kuşatmasının kalkmasını istiyordu:

    “Ben siyasetten çekilmelerini değil, seçilme haklarının olmamasını istiyorum. Türkiye’de siyasi düşünce ve parlamento daha genç, daha dinamik nesillere inmeli. Siyaset rantın değil, hizmetin cazibeyi oluşturduğu bir yerde olmalı. Ülkeye yön vermede, idarede, paylaşımın içerisine girecek insanlar çoğaltılmalı. Bunu sağlayabilmek için alt limit belirlenmişti. 25 iyi bir yaş.

    – Siz üst limitin de belirlenmesini istiyorsunuz…

    Evet. Nasıl alt limit varsa, üst limit de konulabilir. Yasalar bu işte müsait değilse, partiler kendi iç tüzüklerine, adaylık şartlarına 65 yaşı aşmama şartını koyabilir. Ve bunun birilerini üzmemesi lazım… Ben bunu söylerken şu veya bu şahsı kastetmiyorum. Kaldı ki Allah ömür verirse, yarın benim için de geçerli. Siyasetteki yaklaşık 30 yıllık deneyimimden edindiğim tecrübe bu.” (s. 112)

  15. Fehmi Bey, “Siyasette başarısızlık halinde küme düşülmüyor,…” derken herhalde CHP’yi kastediyordur.Zira 70 yıla yakın bir zamandır tek başına iktidar olamadı.Aldığı
    oy oranı yıllardır %20 ile %30 arasında değişiyor CHP’nin.

    İktidarının 17.yılında da %45 oy alarak
    CHP’ye %50 fark atan Ak Parti’yi kastedecek değil ya.

    Şayet Ak Parti’yi kastediyorsa bu çok zorlama bir yorum olur ve realite ile de örtüşmez.

    Daha dün diyebileceğimiz bir tarihte,
    31 Mart 2019’da %45 oy alarak birinci olan bir parti küme düşecekse diğer partilerin hali nice olur?

    • Yorumunuza katılıyorum. İktidarı eleştirmek kadar muhalefetin eleştirilmemesi hem samimi hem de akılcı bir davranış değildir. Fakat siz de şunu kabul edin. Muhalefetin başarısızlığı iktidarın başarı hanesine yazılmaz.

  16. Akpartinin % 40 dan medet umması gibi bir durum yok.seçime 4 yıl var.bu konu tartışılıp unutulacak.tayyip bey gündem değiştiriyor

  17. Eskiden Fehmi bey Kızım sana söylüyorum gelnim sen anla prensibince yazardı… Gelin anlamazdan geliyor galiba…
    Zaman asrın liderimizin arkasında durma zamanı… nerden bulacağız bir daha böyle üniversiteli partili Cumhurbaşkanını!?Herkes bizi kıskanıyor… Bence asrın liderimiz bundan böyle seçimlere girme külfetine maruz kalmamalı… ne gerek var 10% barajmış, 20% miş… sanki asrın liderimiz baraja takılacak… asrın liderimize sahip çıkalım kısacası… zira kendisi henüz doyamadı… biz de kendisine henüz doyamadık… yetmez ama evet yani…

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız