Siyasi zemin hareketli, erken veya zamanında bir seçimde taşlar yerinden oynayabilir, fakat…

35
Reklam

İktidar cephesi, ne zaman seçim konusu gündeme gelse, tarih olarak 2023 yılının Haziran ayını işaret ediyor. Yasal açıdan olması gereken de o tarihtir. Her iktidar yasaların kendisine tanıdığı en son tarihe kadar iş başında kalmayı ister; bu bakımdan iktidar cephesinin seçimi 2023’te yapmak istemesini yadırgamamak gerekiyor.

Yine de bir sorun var: Anayasaya göre (madde 101) cumhurbaşkanları en fazla iki dönem için seçilebiliyor; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan şu anda ikinci döneminde. AK Parti onu yeniden aday göstermek istiyor; iktidarın diğer ortağı olan MHP AK Parti’den de önce bir sonraki seçimde cumhurbaşkanı adaylarının Tayyip Erdoğan olacağını açıktan ilan etmiş bulunuyor.

Anayasada bunu mümkün kılacak tek bir formül öngörülmüş: Seçim tarihinin Meclis tarafından -milletvekillerinin beşte üçünün oyuyla- erkene alınması…

Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha cumhurbaşkanı olabilmesinin ‘yasal’ ve ‘anayasal’ yolu seçim tarihinin erkene alınmasıdır.

Dönemini tamamlayarak -2023’te- gidilecek bir seçimde Tayyip Erdoğan’ın yeniden aday olmasının ‘yasal’ ve ‘anayasal’ açıdan imkanı bulunmuyor; denenebilecek aksine her yol zorlama olacaktır.

Zaten bu yüzden, iktidar cephesinin seçim tarihi olarak ısrarla 2023 yılını işaret etmesine rağmen, muhalefet sürekli erken seçimden söz ediyor.

Seçim tarihinin erkene alınmasını getirebilecek başka sebepler de var. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu ortam bütün yönleriyle bir iktidar değişikliğini -hem de hiç gecikilmeden- davet ediyor.

İster erken ister zamanında yapılacak olsun, seçim konusunun tartışılması derhal bir soruyu gündeme taşıyor: Muhalefet seçime hazır mı?

Reklam

Dışarıdan bakıldığında ülke ortamı bir iktidar değişikliği için müsait. Demokrasi iddiası bulunan ülkeler arasında 20 yıla varan bir iktidara sahip Türkiye bir istisna teşkil ediyor. Demokrasilerde iktidarlar çabuk değişiyor. Ya halk iktidardan bıkıyor, ya iktidar muktedirleri bozduğu için halkın desteği altlarından kayıyor ya da muhalefet daha cazip bir programla halkın önüne çıkıp kendini kabul ettiriyor…

Sonunda hiçbir iktidar demokrasilerde uzun ömürlü olmuyor.

Türkiye’de de bugüne kadar hiçbir parti 20 yıl boyunca iktidarda kalmayı başaramamıştı; AK Parti bu alanda kırılması güç bir rekorun sahibidir. Bir dönem daha iktidarını sürdürmeyi başarırsa bu bir dünya rekoruna dönüşecek.

[Cumhuriyet’in kurulmasından (1923) Demokrat Parti’nin iktidara gelişine kadar (1950) süren tek parti dönemi ilk bakışta 27 yıllık bir dönemi kapsıyorsa da, onu Atatürk dönemi (1923-1938) ve sonrası (1938-1950) olarak iki zaman dilimine ayırmak gerekir. İlk dönem 15, ikinci dönem ise 12 yılı sürmüştür.]

Demokrat Parti 10 yıl iktidarda kalabildi.

Adalet Partisi varlığını uzun yıllara yaysa bile (1961-1980) iktidarda kalması bütün o yılları kapsayamadı. Arada CHP’li veya CHP’siz farklı hükümetler var.

Turgut Özal’ın Anavatan Partisi iktidar olduğu yıllar boyunca alternatifi bulunmadığı iddiasındaydı, ancak yine de uzun ömürlü olamadı. 1983’te iktidara geldi, 1991’de yerini muhalefet partilerine bırakmak zorunda kaldı.

AK Parti iktidara gelene (2002) kadar Türkiye değişik koalisyonlarla yönetildi.

Reklam

İktidarların ömrünü kısaltan pek çok sebep var ve AK Parti bugün o sebeplerin çoğuyla boğuşmak zorunda kalıyor. Ancak 20 yıl içerisinde sergilediği performansa bakıldığında, kendini her durumda muhalefetten daha başarılı kılabildiği esnekliklere sahip olduğu görülüyor AK Parti’nin. 

Öncesindeki iktidarlar dönemlerinde işe yaramamış seçim sistemiyle oynamak ve muhalefeti sindirmek gibi formüller AK Parti iktidarında sonuç getirebildi.

En son siyasi sistemi bile değiştirdi AK Parti. 

Koalisyonlara karşı çıkar, koalisyon hükümetlerinin ülkeyi geri bıraktırdığını her zeminde savunurken, sonunda üyelerini hükümete alma zahmetine bile katlanmadan bir tür koalisyonla ülkeyi yönetir hale geldi.

Seçim ufukta göründüğünde ittifak cephesini genişletmenin ya da muhalefeti azınlıkta bırakmanın yöntemlerini arayacak ve belki de bulacaktır.

En sert -hatta düşmanca- kendisine muhalefet eden bir partiyle (MHP) açık, bir diğeriyle (Vatan Partisi) örtülü ittifak kurabilecek esneklikte olabildi AK Parti; önümüzdeki dönemde şimdilerde kanlı-bıçaklı göründüğü partileri yanına çekmek için sempati taarruzlarına başladığını görebiliriz.

Başarır veya başaramaz, ancak kullanacağı yöntemler muhalefet cephesini zayıflatabilir.

Onun için yukarıda sorduğum şu soru çok önemli: Muhalefet seçime hazır mı?

Soruyu sorma biçimim içimdeki kuşkuyu dışa vuruyorsa, bu konuda gerçekten de kuşkularım bulunduğu içindir.

İktidar cephesinin olduğu kadar safları sık bir görüntüde değil muhalefet cephesinin. Muhalefet cephesi başarısı için önem taşıyan HDP’yi kendisinden uzak tutuyor ve kapatılması girişimine yeterince tepki vermiyor. Muhalefetin İYİ Parti kanadı iktidar cephesi kadar HDP’ye karşı.

Muhalefetin iktidar tarafından kurcalanmaya açık duran yumuşak karnı bu.

En önemli eksiklik de üzerinde odaklaşmalarını sağlayabilecek ortak bir söyleme bir türlü sahip olamamaları. Gündemi her durumda iktidar belirliyor, muhalifler kendilerini anlatacak yerde enerjilerini iktidar eleştirisiyle heba ediyorlar.

Kurucu felsefesinden uzaklaştığı için AK Parti’yi terk ederek yeni partiler kurmuş olan siyasiler, neden böyle zahmetli bir yola başvurmaları gerektiğini anlatmak ve özeleştiri de içeren temelden bir iktidar eleştirisi dili geliştirmek yerine sürekli güncel konulara karşı çıkmayı yeğliyorlar.

İktidar cephesinin toplam oylarında düşüş meydana geliyor, ancak kaçan oylar gidecek yer bulmakta zorlanıyor.

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun AK Parti’yi terk etme gerekçeleriyle benzeşen hisler taşıyan AK Parti seçmeni, partisini terk etse bile, DEVA Partisi veya Gelecek Partisi seçmeni haline dönüşmüyor.

CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun çizgisine tam bağlılık sezilmiyor.

İYİ Parti seçime giderken yine farklı pazarlıkları gündeme getirecekmiş gibi duruyor.

Sorduğum sorunun kestirmeden cevabı şu: Muhalefet erken veya zamanında bir seçime hazır görünmüyor.

Hiç değilse benim baktığım pencereden görünen bu.

ΩΩΩΩ

Reklam

35 YORUMLAR

  1. Muhalefet partilerinin anlayışı şu olsa gerek; siyasette en güzeli muhalefet olmaktır, hafiften eleştir, bol keseden salla, sorumluluk yok nasıl olsa. Mantık bu. Ülkede iktidara talip bir muhalefet olsa bu halde mi olurduk.

  2. Artık Gündemi HALK TV Belirliyor.
    CNN, Habertürk ve Haber Global Hep aynı yüzlerimi görüyorsunuz. Gerçekleri Çarpıtılarak uınutulması izlenimi ediniyorsunuz.

    O zaman Halk TV’ye gelin Son zamanlarda Dönen bin bir dolapları öğrenin.
    MODERATÖR ve uzman Konuklarıyla Gerçekleri öğrenin Çünkü Modaratörler ve uzman konukları Yürek Yemişler. 🙂
    Her Akşam Çeşitli oturumlarıyla sizlerle Birlikte.

  3. Aç tavuk kendini darı ambarında görürmüş.Bizimkiler de sabah akşam seçim deyip Erdoğan i indirip iktidar olmayı bekliyorlar.Ordan vuruyorlar olmuyor burdan vuruyorlar olmuyor.Halen %35 bandında geziyor AKP.
    Neden gezmesin ?
    Ana muhalefet gücü ve cesareti olmayınca BİDEN amcasına güvenir.Derde DEVA cimizda sabah Erdoğan lehine çalışıp akşam kuyusunu kazar.Dogrucu Davudumuz da yıllarca susar uğruna canını feda edecek o canı o bedende oldukça asla ayrılmayacak partisinden sırra kadem gider.
    Ablamiza laf yok o bir tane.
    İşte evlere şenlik besi biryerdeler bir Erdoğan edemiyor.Bari benim olmayan başkasının da olmasın deyip ülkeyi seçim kaosuna surukluyorlar.
    Hadi hayırlısı.

  4. Zaman zaman tekrarladığım bir öngörüm var: DEVA Partisi, yakın geleceğin iktidar partisidir, ya da iki partili bir iktidar koalisyonun paylaşanıdır.

    Kamuoyu araştırmalarında oyu yüzde 3’ü geçmediği için, bunu öngörümü dile getirdiğimde, insanlar gülüyorlar. Ya bunu akıl dışı buluyorlar, ya da, bu partiye yakınlık duyduğum için kendimi ham hayallere kaptırdığımı düşünüyorlar. Oysa, öngörüm, pekala sağlam bir siyaset çözümlemesine dayanıyor.

    Niye?

    (1) CHP’li seçmenler, ekonomiden eğitime, dış siyasetten çevre sorunlarına varıncaya kadar, CHP’nin ülkenin temel meselelerine köklü çözümler getireceğine inanarak mı bu partiye oy veriyorlar?

    (2) CHP ile İyi Parti arasında, programatik ve söylemsel açıdan, bana uzun uzadıya düşünmeden iki tane ayırt edici fark söyleyebilir misiniz?

    (3) Esas olarak CHP, hallice de İyi Parti, AK Parti yılgınlığının ayakta tuttuğu partiler değiller mi? İyi Parti seçmeni, CHP seçmenlerinden farklı olarak, bu partinin iyi işler çıkaracağına inanıyor. Ama, bu inanç partinin söyleminden, programından vs.den kaynaklanmıyor. Meral Akşener’e yönelik sempatiden ve inançdan ileri geliyor o inanç.

    (4) Söylemsel ve programatik açıdan, mevcut tüm siyasal partilerden ayrışan, bir kimlik değil, birleştiricilik ve çoğulculuk duygusu uyandıran parti hangisi? Sadece ve sadece DEVA Partisi. İnsanlar kimliklere dayalı siyasetten, bunun yarattığı verimsiz kimlik siyasetinden yorulup bıktılar mı? Hem de nasıl.

    (5) Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesine yol açacak erkem seçimin ardından, Erdoğan ve AK Parti’nin birer siyaset gündemi olmaktan çıkmasının ardından, çok büyük bir seçmen kitlesinin kulağı neye açık olacak? Tek bir şeye: ekonomi.

    (6) Bir TV ekranı kurulsa, masa etrafına Kılıçdaroğlu, Akşener, Davutoğlu ve Babacan otursa, ekonomik sorunlar, işsizlik, eğitim tartışılsa, meselelere hakimiyet, ne yapılması gerektiği konusunda net, üzerinde çalışılmış fikirlere sahip olma, derdini akıcı bir dille ifade etme açısından, bunlar arasında kim daha ikna edici lider olur?

    (7) Türkiye’nin Avrupa’dan kopması, onunla dalaşıp durması, Rusya ile, Katar ile düşüp kalkar olması, ülke ekonomisine bir istikrar, bir dinamizm getirdi mi? Hayır. Bunun aksi oldu. İnsanlar, siyasal kimliklerinden bağımsız olarak, bunun farkındalar mı? Evet, büyük ölçüde farkındalar.

    (8) Kararsız ve sandığa gitmeyecek ‘protestocu’ seçmen gurubu toplamı, hiçbir ankette yüzde 24’ünaltında değil. Bu yüzde 24’lük partisiz kitle, Türkiye’nin 2.en büyük partisi. Bunun kadar önemli bir başka veri şu: Bu yüzde 24’lük partisiz seçmen gurubunun yüzde 65-70 kadarı eski AK Parti seçmeni. Erken seçimde iktidarı yitirecek ve ardından dağılacak olan Erdoğan-AK Parti’nin artık ortada olmadığı o koşullarda, o eski AK Parti seçmenleri nereye gider? Gelecek ve İyi Parti’ye gitmezler. Bu ikisinden birinde bir çekicilik, bir umut bulmuş olsalardı, zaten o partilerin yeni seçmenleri olurlardı -karasız ya da protestocu seçmen değil. Peki, yüzde 24’lük o kararsız seçmen kitlesi içindeki yüzde 30’luk partisiz seçmen kitlesi nereden? Birincisi, eski CHP, eski HDP seçmeni. Bunlar nereye giderler? MHP mi? Gelecek Partisi mi?

    (9) Seçmen kitlesini elde tutmayı ve parti örgütü dinamizmini neye borçlu CHP? Bana inanınız ki, tavan yapmış Erdoğan’dan kurtulma arzusu önemli bir faktör. Düşünün: Artık Erdoğan yok. Artık AK Parti yok. CHP o canlılığı, o dinamizmi koruyabilir mi? Önemli bir ikinci soru: CHP’ye oy verenlerin alayı Mustafa Kemal’in Askeri mi? Alayı Yılmaz Özdil hayranı mı? Değil. En az yüzde 5-6 özgürlükçü, çoğulcu, demokrat var CHP seçmenleri arasında. Yükselişe geçmiş bir DEVA, bunların en az yüzde 2-3’ünü CHP’den koparır.

    (10) İstanbul, Bursa, İzmir gibi metropollerde yaşayan kentli HDP seçmenleri arasında parti sadakati güçlü olmayan, parti ile duygusal aidiyeti güçlü olmayan, sadece tercihen HDP’ye oy veren Kürtler var mı? Evet, var. Bunların HDP seçmeni içindeki oranı yüzde 3’ün altında değil. Kürt kimliği kadar, hatta bundan daha fazla, iş, makul asgari ücret, ödenebilir ev kirası ilgilendiriyor bu insanları. Bunların dönüp bakabilecekleri parti hangisi olur?

    (11) Bilgi ve eğitimi, hamasetten ve kimliklerden uzaklığı, kendisi olma konusundaki inandırıcılığı, yaşı açısından, gençler üzerinde dokunulur bir duygu uyandırabilecek lider hangisi?

    (12) Lideri başta gelmek üzere, bugün DEVA ile özdeşleşmiş insanlar arasında, üzerinde bir yolsuzluk, şaibe, ahlaksızlık gölgesi olan tek bir insan var mı?

    Türkiye seçmen nüfusu içinde A. Babacan’ın ismi DEVA olan bir parti kurduğundan haberdarlık oranı sizce kaçtır. Normal seçmen gurubu, eline akıllı telefon alıp “Bakalım Karar Gazetesi bugün neler yazıyor?” merakıyla o veya başka gazetelerin sitesine yollanmıyor. Herkes de İstanbul ve İzmir’de yaşamıyor.

    Ekrem İmamoğlu’nun belediye başkan adaylığı açıklandığında, Türkiye ölçeğindeki tanınırlığı yüzde 11 bile değildi. CHP’ye oy veren sıradan seçmenlerin yarısı bile o ismi daha önce işitmemişti. Sonrasında ne olduğunu hepimiz biliyoruz.

    DEVA partisi, önümüzdeki erken seçime kadar büyümez. Şimdi yüzde 3 ise, yüzde 4 veya beş olur.

    DEVA’nın seçim sonrasında Türkiye’nin 1. veya 2. en büyük partisi olması için iki şeyin bir araya gelmesi gerekiyor: (1) Erdoğan ve AK Parti’nin seçim yenilgisi sonrası dağılıp gitmesi, (2) Havuz medyasının çökmesi ve DEVA’nın TV ekranlarına erişebilirliğinin artık mümkün olması. Youtube’da bir tripodla Erdoğan gitmez. Kimse İnternet ve sosyal medyanın muhalif gücünü abartmasın. İktidar devirip iktidar değiştirecek güç ne Internet, ne basılı gazeteler: TV hala daha o alemin kralı.

    Bugün hala Erdoğan’a oy verecek yüzde 30’luk Reisçi seçmeni bir kenara yazın. Buna, bugün yüzde 24 dolayındaki kararsız seçmeni ekleyin -ve bunu yaparken, o yüzde 24’ün yüzde 70 kadarının eski AK Parti seçmeni olduğunu akılda tutun.

    Bunların her ikisi de gerçekleşecek.

    Akıl dışı ya da gülünesi yanı var mı yazdıklarımın?

    • Bernar bey!
      DEVA ile ilgili beklenti özellikle iş dünyasında ve esnafta oldukça yüksek idi.
      DEVA partisinde iki olumsuz kırılma yaşandı:
      1 – Babacan’ın kız kardeşinin başörtüsünden bahsederken ağlamaklı bir görüntü vermesi.
      Bu manzarayı o zaman nezaket sınırlarını da aşarak eleştirmiştir.
      2- Yine Babacan’ ın Anayasanın değiştirilemez maddelerinin tartışılabileceğine dair açıklaması.
      Bu açıklama daha sonra bunun bugün için geçerli olmadığı şeklinde düzeltildi.

      • Değindiğiniz her iki konu da mesele değil, sayın Y.K. Bunları mesele addedecek sığlıktaki insanlar zaten DEVA’ya siyasi bir yakınlık duymazlar. Bu ülkede başörtülü insanlar büyük skıntılar çektiler mi? Çektiler. O skıntılara kız kardeşi dolayısıyla doğrudan tanık olmuş bir insanın o dönemi hatırladığında hüzünlenmesinde ne tür bir sakınca olabilir? DEVA, bundan rahatsızlık duyan insanların basıncı altında kalıp onları memnun etmeye çalışacaksa, dükkanı kapatsın gitsin. Çağın, aklın, toplumun gereksinimlerine göre, her şey tartışılır, her şey değiştirilir. Burada da bir sorun yok.

        DEVA, akılcı, sorun çözücü, çoğulcu, sağ duyulu muhafazakarlığın partisi olacaksa bir değeri var. “Yeterince modern değil” baskısı, kötücül bir baskı. Buna teslim olmak, partinin biricikliğini zedeler, törpüler. Modernliğin sığ ezberlerine kapılmış tiplerin gideceği bir parti halihazırda var zaten. Bunu kavrayamamışların partiden kopması iyidir, öyle kaygılanıp üzerine kafa yoracak, kırılma olarak isimlendirilecek, önemsenecek bir mesele değil.

    • Sn.bernar “Akıl dışı ya da gülünesi yanı var mı yazdıklarımın?” diye sormuşsun ama tüm bunlar “öngörü”den çok temenniye benziyor sanki; çünkü daha önce de aynı şeyleri şeriat dedenin saadet zinciri için söylüyordun ama sonuç ortada işte? Boşversene…

  5. Osman bey yukarda ahmed bey siyasilere yaş/adaylık sınırı gibi yasaklar olsun diyor ama siz burda “Ben muhalefeti (Millet ittifakı) samimi buluyorum.” diyorsunuz;
    Girdiği her seçimi kaybetmiş(10 mu etti?) dersimli kemal ve partisinin ya da madamın neresini samimi buluyorsun?
    Adam seçim sandığına gidip kendi kendine bile oy veremedi, biz mi vereceez???
    Ama komşu partiye 15 baş maraba mebus lazım desen anında yolluyor; bu nasıl iş???

  6. 1-Tayyip bey ilk kez 2014 te CBAŞKANI seçildi.Görev süresini 2 dönemle sınırlayan Anayasa değişikliği 2017 de yapıldı.Anayasa değişiklikleri geriye doğru yürümez.Tayyip beyin 2018 deki seçimi ilk seçimdir.2023 ise 2.olacak.
    2-Daha önce DP ve AP darbeler nedeniyle iktidarı bıraktı seçim kaybettikleri için değil.Eğer darbeler olmasaydı DP de AP de çok uzun yıllar kesintisiz ülkeyi yönetirdi.Yada Akparti döneminde e-muhtıra yada 15 Temmuz yada parti kapatma davası başarılı olsaydı Akparti iktidarıda kısa sürerdi.

      • Kurnaz Bey,Gayret Bey. Anayasa değişikliklerinin geriye yürümez olduğunu nereden çıkardınız,biraz açar mısınız? Anayasa mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ile karıştırmış olmayasınız sakın…Aklımı seveyim kurnazca yorum,gayretlice destek diyorsunuz demek. Biz de gülelim.

        • Hukuk geriye işlemez!
          Mevcut cb nin ikinci kez aday olasının önü açıktır:)
          Hukuk geriye işleseydi idam cezası geri getirilir ve mapus damındaki tosuncukların alayını asardık, maalesef durum bu…
          Yani durum tam da fatih beyin yazdığı gibidir, sayın yazar dahil birçok kafası karışık arkadaşın uyanmasında fayda var; yoksa seçim sathı mailine girildiğinde arıza çıkarmasak iyi olur yani:))))

    • Anayasa 101. madde referandum öncesi ve sonrasında Cumhurbaşkanının görev süresi ve iki defa seçileceği hükmeyle aynıdır,yani bu konuda bir değişiklik sözkonusu değildir. Her iki metinde de
      “Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.”
      Ayrıca konuyla ilgisi olmamakla birlikte “Anayasa değişikliği geriye yürümez” diye bir kural da bulunmamaktadır.

      • Ufak bir düzeltme;Son cümleyi,”Anayasa değişikliği geriye yürümez diye KESİN bir kural da bulunmamaktadır.” şeklinde düzeltiyorum. Kazanılmış hak gibi istisnai durumlar lehe uygulanır ancak Cumhurbaşkanının seçilme süresi ve kaç defa seçileceği hususunda yapılmış bir değişiklik,dolayısıyla da kazanılmış hakkın korunmasını sağlayacak bir durum bulunmamaktadır.

  7. Fehmi Bey’in bugünkü yazısı ile ilgili olarak, kritik önemde iki soru sorulması gerektiğini düşünüyorum:

    (1) Tek tek muhalefet cephesindeki partilerin, ve bir bütün olarak muhalefet blokunun yapabilecek iken yap(a)madığı şey nedir?

    Açıklık kazandırmak, somutlaştırmak için, aynı soruyu, hem sayın Koru’nun yazısından, hem de Hasan Günay Bey’in metninden yola çıkarak tekrarlayabiliriz: Ne(ler) yapıldığında muhalefetin seçime hazır olduğunu artık söyleyebilir duruma geleceğiz? Ya da, Hasan Bey’in özellikle İyi Parti’den gelmesisini önerdiği/beklediği o “siyasete yeni bir soluk getirecek ve kitleleri arkasından sürükleyecek siyasi dil” nedir?

    (2) AK Parti’nin kuruluşundan hemen sonra iktidara geldiği Kasım 2002 seçimlerinden önceki on yıllardaki seçmen davranışlarını baz alarak, bugünkü siyasal tabloyu, muhalefetin durumunu, yakın gelecekteki seçimi hangi düzeye kadar açıklayıcı ve doğru şekilde kavrayabiliriz?

    AK Parti öncesi dönemde, seçmen davranışı, hemen her ülkede olduğu gibiydi: Ekonomik performans açısından kitlelerin beklentilerini tatmin eden iktidarlar seçim kazanır, elonomi yönetimi açısından baltayı taşa vurduklarında oy kaybeder ve iktidar değişirdi.

    Herkesçe paylaşılan bu tespit, bugün için de geçerli. Siyaset ustalığı, kitleleri ayartıcı hamasi söylem becerisi dışarıda bırakıldığında, ekonomiden dış siyasete varıncaya kadar, ülke yönetimi konusunda bir bilgi ve birikim sahibi olmayan Erdoğan, baltayı çok açık biçimde taşa vurdu. Zaten böyle olduğu için, muazzam bir oy kaybına uğradı. Bu at itibarıyla, ilk seçimde kendisine oy vereceğini söyleyen seçmen kitlesi yüzde 30’a kadar geriledi. Kısacası, altın kural işledi. Erdoğan baltayı taşa vurdu. Hamasi milliyetçi ve dindar söylemi artık iş görmez hale geldi.

    FAKAT, Erdoğan’ın elinde kalan o yüzde 30’luk kitlenin hala AK Parti’ye olan desteğini, o “altın kural” ile açıklamak mümkün değil. Ülke üretimini ve ülke ekonomisini yıkıma uğratıp yoksulluğu, işsizliği, enflasyonu patlatmış olması, bundan sonra olsa olsa 3 puan daha kaybettirir önümüzdeki 4-5 aylık dönemde -ve orada kalır.

    Çıkarsama: O elde kalan yüzde 30’luk AK Parti seçmen kitlesi, ÖZEL bir durum.

    Aynı ÖZEL durum, MHP seçmeni için de geçerli. MHP, Erdoğan ile birlikte yönetiyor ülkeyi. Ortada resmen bir koalisyon var ve MHP o koalisyonun parçası. Yukarıda sözünü ettiğim ekonomik yıkımdan etkileniyor mu MHP? Hayır. Etkilenmiyor. İyi Parti kuruldu, şimdi yüzde 15’e dayandı. Buna rağmen MHP dimdik ayakta. Anketlerin yanıltıcı olduğu kanısındayım. MHP’nin parti oyu yüzde 8-9’un altında değil bugün.

    Hem AK Parti’nin hala elde mevcut o yüzde 30’unu, hem de MHP’nin gücünü korumasını açıklayan o ÖZEL durumu açıklayıp kavramak durumundayız. Bunun yokluğunda, muhalefet cephesine yönelik hoşnutsuzluğun ötesine geçip “Şunu ve bunu yapmalılar” demekte zorlanırız.

    Söz konusu ÖZEL durum şudur: Son 8-9 yıla damgasını vuran kimlik siyaseti, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme strateji, medya dediğimiz muazzam aygıtın buna uygun propaganda ve algı yönetimi, yoğun duygu istismarı, Cumhur İttifakı seçmenleri arasında, yoksullaşmayı, hukuksuzluğu, yolsuzluğu, ülkenin yönetilemez halde olduğunu görmeyen, görse bile buna aldırmayan bir kitle yaratmıştır.

    Muhalefet, tıpkı muhalif yorumcuların o kitlenin buradaki temsilcisi yorumcular karşısında yaşadığı çaresizlik gibi, çaresizdir. Ağzıyla kuş tutsa, o kemikleşmiş kitlede bir tereddüt yaratamaz. Rasyonel düşüncenin, en temel ahlaki ilkelere sadakat çağrılarının erişemediği bir kitle bu.

    Böylesi kemikleşmiş, tutumunda militan seçmen kitlesi, her dönemde, her parti için var olmuştur. Durum, bu açıdan “yeni” ya da “özel” değildir. Özel olan, bu kemikleşmiş kitlenin, AK Parti ve MHP bağlamında, daha önce hiç olmadığı kadar büyümüş olmasıdır.

    Kaldı ki, son birkaç yıl içinde geri adım atarak bugün artık AK Parti seçmeni kimliğinin dışına çıkmış seçmenler, o durduğu yerde duran (ve hep duracak olan) yüzde 30’dan çok da farklı insanlar değiller. O yüzde 30 gibi, Erdoğan sempatisi hala var onlarda da. Hala A. Gül, A. Babacan vb. için hiç iyi duygulara sahip değiller. Hala CHP nefreti sürüyor. Bunları AK Parti’ye olan mesafesi, esas olarak, oy vermeme davranışı ile sınırlı. Bunların esas ve müşterek ruh hali şu: “Artık Reis de çekip çeviremiyor bu işleri. Muhalefet desen bir koyunu güdemez.” Tam da böyle olduğu için, AK Parti’ye oy vermeyecek olsalar da, başka bir partiye gittikleri yok. Rasyonellik, sağduyu ve ahlaki nedenlerle AK Parti’den kopmuş olanlar zaten çoktan diğer partilere dağıldılar.

    Muhalefet, bence doğru olanı yapıyor. Verili koşullarda ve o “özel” durumda, yapılması gereken şey basit: Millet İttifakı’nı muhafaza etmek. AK Parti seçmeni kimliğinin dışına çıkarak kararsızlar ve protestocular guruplarına geçmiş eski AK Parti seçmenlerinin seçim günü yine AK Parti’ye dönmesine neden olacak adımlardan kaçınmak.

    Bugün, muhalefet, kadın cinayetleri, hak, hukuk, adalet, yoksulluk ve yolsuzluk temaları etrafında protesto gösterileri türünden dinamik bir hareketlenme yaratsa, bunun kararsızlara gitmiş eski AK Parti seçmeni üzerindeki duygusal etkisi, eski Cumhuriyet Mitingleri gibi olur.

    CHP ve İyi Parti’nin kendi seçmeninin bir kısmını ‘etkili muhalefet’ yapmadıkları dolayısıyla homur homur kılmasının hiçbir sakıncası yok. Çünkü, nihai olarak, herkes tıpış tıpış sandığa gidip oyunu Millet İttifakı’na basacak.

    HDP ile mesafe de doğru bir tutum. Kararsız eski AK Parti seçmenini işkillendirmenin anlamı yok. Kaldı ki, HDP seçmenleri “Demek bize mesafe koymak ha! Alın o zaman. . .” kafasında seçmenler değiller.

    Söylemsel düzeyde, muhalefet blokunun yapabileceği fazlaca bir şey yok. Bir arada dursunlar, seçime ramak kala, ailece fotoğraf verip “Aha adayımız bu, yol haritamız bu, aha da izleyeceğimiz program da şu” desinler, yeter. Çünkü, seçim, partiler, programlar vs. arasında değil, “Erdoğan artık gitsin” ile “Erdoğan devam etsin” arasında bir referandum şeklinde geçecek.

    Nihayet:

    S. Peker’in seçmenler üzerinde etkisi yok. Ender Bey, Osman Bey gibi arkadaşlar ham hayal kuruyorlar. S. Peker videolarının hiç yabana atılmaması gereken etkisi şu: (1) Kararsızlara kaymış eski AK Parti seçmenini orada tutmak, tekrar partilerine geri dönmeleri önündeki duygusal bariyerlerden biri olmak (2) Mevcut AK Parti seçmenleri üzerindeki moral bozucu etkisi. Peker kepazelikleri bir bir ortaya döktükçe, hem gündem belirleyemiyorlar, hem savunmaya geçmek zorunda kalıyorlar, hem de savunma durumunda söyleyecek laf bulamamanın can sıkıntısını yaşıyorlar.

    Z kuşağı çok abartılıyor. Sanıldığınca etkisi olmayacak seçimlerde. Seçim geride kaldığında, anket şirketleri Z kuşağı denilen yaş gurubu içinde olup sandığa gitmemiş seçmenlerin oranını tespit edip bizlerle paylaştığında, seçim öncesi bu seçmen gurubundan büyük beklentileri olanlar, o beklentilerinin yersizliğini görüp anlamış olacaklar. Z kuşağının gümbür gümbür geldiği falan yok.

    İyi Parti asla saf değiştirmez.

    O. Asiltürk her ne numara çekerse çeksin, Saadet seçmeninden Cumhur İttifakı’na oy taşıyamaz. Olsa olsa, parti bir miktar oy kaybına uğrar, gidenler de Gelecek Partisi’ne, belki Deva’ya gider.

    Erdoğan HDP konusunda ne numara çekerse çeksin, HP’yi kapatsa da, “Ya aslında sizler yerli ve de pekala konuşulur arkadaşlarısınız. Hele gelin şöyle bakalım” diyerek yine bir U dönüşü ile bir HDP açılımına yeltense de, varabileceği bir yer yok. HDP’li Kürt seçmenden Erdoğan’a ekmek çıkmaz. Kaldı ki, önümüzdeki 4-5 ay içinde, C. İttifakı’ndan gidecek daha 3-4 puan daha var. Millet İttifakı ile C. İttifakı arasındaki oy farkı makası açıldıkça, HDP’nin yaşamsal belirleyiciliği görece azalacak.

  8. Artık bir konu çok iyi anlaşıldı hangi kademede olursa olsun seçimle geleni üçün defa ya kanunla yada halk engel olmalı. Bizi yöneticilerimiz bir koltuğa oturduğu zaman ya ölene kadar ya da halk kolundan tutup atıncaya kadar kalmak istemiyorlar.
    Her şeyin bir ömrü var vardır son kullanma tarihi vardır yönetimlerin de. ama ne anlamak nede görmek istemiyorlar illaki kolundan tutulup atılmayı bekliyorlar.
    Yöneten akıllar değişmedikçe neyi değiştirsen hiçbir şey değişmez her sistemi kendine uydurur. Hani yeni sisteme geçince uçacaktık, hala bazıları uçtuğunu zannediyor, doğru uçtuk ama nereye hooopp cuuumm uçuruma…
    Bir ülkede iktidar memnum muhalefet memnunsa hiçbir şey değişmez ancak gürültü patırtı olur başka bir şey olmaz durum öyle görünüyor.

  9. yazar soylem sorunlari oldugunu dusunuyor,

    acaba ?
    okuyalim

    Şimdi, Osmangazi Köprüsü’nden günde 42 bin 134 aracın geçtiği açıklandı. (Son zamanların bozuk Türkçe’siyle “geçiş yaptığı”…)
    2021 yılının ilk beş ayı için bu rakam.
    Müteahhide garanti edilmiş araç sayısı 40 bin.
    Benzer şekilde, Hersek-Orhangazi arası gişelerden geçen araç sayısı 51 bin 998.
    Garanti edilmiş araç sayısı 40 bin.
    Bursa kuzey gişelerinden geçen araç sayısı 58 bin 795…
    Garanti edilmiş rakam 35 bin.
    Bursa’dan Balıkesir’e batı yolundan giden 33 bin 746…
    Garanti edilmiş 17 bin.
    Balıkesir’den İzmir’e 21 bin 959.
    Garanti edilmiş sayı 23 bin. (Orada devlet yaklaşmış ama tutturamamış.) Bunlar günlük rakamlar ha!
    Peki hani devlet zarardaydı?”

    kaynak;e.ardic

    ha bide temel atmama toreni yapan, halihazirda devam eden metro yolunu molozlarla kapatan, kisacasi gorduklere her hizmete dusman olan tipler var bi de tabiki o tiplere oy veren avanak ordusu da.

    yazar en buyuk dertlerinin ‘ortak soylem’ oldugunu zannediyor… hayal goruyor 😉

    • Kütahya Havalimanında 2020’de iç hatlarda 752 bin 560, dış hatlarda ise 526 bin 792 kişilik yolcu garantisi öngörüldü. 2020’de iç hat yolcu sayısı 4 bin 746, dış hat yolcu sayısı ise 2 bin 489’da kaldı. Geçen yılki yolcu garantisi sayısı 1 milyon 279 bin 352 olurken, havalimanını kullanan toplam yolcu sayısı ise 7 bin 235 kişide kaldı. 2020’de alanı işleten IC İçtaş firmasına gelmeyen yolcular için 6 milyon 738 bin Euro ödendi.Havalimanı için müteahhit şirkete 2012’den bu yana Hazine’den bugüne kadar 46 milyon Euro ödendi. 2044’e kadar verilen garanti nedeniyle şirkete toplam aktarılacak para 208 milyon 131 bin Euro olacak.

    • Osmangazi Köprüsünden yıllık geçiş garantisi 14 milyon 600 bin araç.
      2019 yılında geçen araç 8 milyon 400 bin araç.
      2019 yılında ödenen garanti bedeli 2 milyar 35 milyon TL.
      2020 yılının ilk 6 ayı için ödenen garanti bedeli 1 milyar 750 milyon TL. Ödeme tarihi 29.09.2020 salı günü.
      2020 yıllı ikinci 6 ayı için ödenecek garanti bedeli 1 milyar 500-600 milyon TL idi.
      Bir de 2020 yılında bir otomobilin normal geçiş ücreti
      200 TL olacak iken yarısını devlet-millet karşıladı .
      Geçen 99 yada 101 TL ödedi.
      Garanti edilen miktarlar tutsa dahi bu rakamlar yarısını milletin ödediği geçiş fiyatı üzerinden.
      Yani yine bedel ödediğimiz gibi gibi, olması gereken geçiş ücreti olsa garanti rakamları hiçbir zaman tutmaz ve tutamaz.
      Osmangazi Köprüsünden 2021 yılında günlük 42 bin araç geçtiğinde bu araçların tamamının geçiş ücreti kadar yine bedel ödüyoruz. Çünkü bedel yani tarife olması gerekenin yarısı.
      Ta ki 2021 yılı için bir otomobilin geçiş ücreti 147 TL yerine 300 TL olur ve günlük 40 bin araç geçer ise o zaman garanti bedeli ödemeyiz.
      Maalesef birçok iktidarı yoksul halkın oyu değil, cehaleti ayakta tutar

    • İbrahim Kahveci den alıntı;

      Şimdi ilk sorumuza geçelim: Bildiğiniz gibi Osmangazi Köprüsü’nde geçiş ücreti 147,5 TL. Ama burada müteahhit fiyatı 45$’ın üzerinde. Yani bu yılın ilk yarısı için en az 335 TL. Kısaca geçen araçlar 147,5 TL ödüyor ama onların adına devletimiz yine en az 187 TL de milletin vergilerinden ödüyor. Araç garantisi doldu ise Osmangazi Köprüsü’ne bu yıl devletin müteahhide ödeyeceği para ne kadar?

      ….

      Bakınız o köprüde günlük 40 bin araç garantisi var ve diyorlar ki, daha çok araç geçince yüzde 30’u devlete gidiyor.

      Şimdi asıl sorumuzu soralım: Devlet zaten en az 187 TL geçen araç başına eksik fiyatı ödüyor ya, (araç garantisinin üzerinde geçiş olduğunu varsayıyoruz -amin, inşallah) acaba fazladan geçen araç geliri yine de yüzde 70 olarak müteahhide mi kalıyor?

      Evet, diyelim ki Osmangazi Köprüsünden 147,5 TL’den 40 bin araç yerine günlük 70 bin ortalama araç geçiyor. 40 bin araç garanti olduğuna göre müteahhide 5,9 milyon lira peşin kalıyor. Ama müteahhidin gerçek Hazine fiyatı 45 $ (335 TL) üzerinden günlük 13,4 milyon alması gerekiyordu. Bu farkı da devlet ödüyordu.

      Şimdi 70 bin araç geçince müteahhide günlük 10,325 milyon TL gidiyor. Ve müteahhit 40 bin araç üstünü garanti üstü sayıp 30 kamuya ve 70 kendisine mi alıyor? Ve devletten ayrıca 40 bin araç için geçiş fiyatı (147,5 TL) ile sözleşme fiyatı (45$=335 TL) farkını da cebe mi indiriyor?

      Anlayacağınız burada her durumda vatandaşa bir fatura çıkıyor. Geçen de kaybediyor, geçmeyen de..

    • Atıf bey! Ülkedeki betonlaşma konusunda! Herşeyi güllük gülistanlık çok güzel anlatmışsınız. Size zahmet
      birde son 20 yılda Tarım, teknoliji, hayvancılık, yetiştirilmiş bilim insani kış,yaz turizimcılığı, olumpiyatlar için yetiştirilmiş siporcula, ve insana yapılmış yatırımlardan falan bahsedin. Betonlaştırdığı orman’larin yerine ne gibi bir alternetif sundu?

      Hani marmariste yeşil alani ormani katlederek yaptırdığı Sarayından falanda bahsedin. Bu saraylarda kaçtane karadenizlı çalışiyor onlaride bir zahmet yazın.
      Ha birde köylere ne gibi yatırįmlar yaptı onlaride açıklarsanız iyi olur..!! Çünkü insanların karnlarını köpruler değıl kõylüler doyuriyor.
      En iyisi burda keseyım Bizdeki Cahiller akıllarını betonlarla bozduklari için Türkiyeyi betonlaştırmışlarki kimse dişariya kaçmasın.
      Haaa sahi son 5 senede yapılmış ve inşaatı devem eden Hapishaneler içın yap işlet devret modelinde’ki rakamlaride açıklarsanız iyi olur! Devlet bu konuda çok çoook daha başarılı.Hırsiz ve katiller haricinde, alanında uzmanlaşmış, doktor, mûhendis, gazeteci, bilim adami, gibilerinin sayılarını yazarsanız yap işlet devret Mutahitlerinin kazançlarınıde õğrenmiş oluruz.

    • Engin Ardıç’tan kaynak olmaz. Devlet hazinesinden müteahhitlere milyar milyar ödeniyor hazine garantileri. Kimi kandırıyorsunuz? Açıklasınlar şeffaf bir şekilde. Madem bu kadar karlı, neden milyar milyar vergilerini siliyorlar. Onları da açıklasınlar. Ayrıca böyle garantili karlı işleri neden hep aynı kişilere ihalesiz veriyorlar, onların da hesabını versinler. Millet aç, bunlar porsiyon düşürün diyorlar. Herkesi kendi obez çocukları gibi zannediyorlar.

    • Millete dolarla kira sözleşmesini yasaklıyorlar. Kendileri geçiş garantilerini dolarla veriyorlar. Millete Türk mahkemelerini, kendilerine Londra mahkemelerini layık görüyorlar. Adaletin bu mu dünya?

  10. ERDOĞAN NEFRETİ ULUSLARARASI BİR HAL ALDI

    Sadece ülkemizde değil bütün dünyada Erdoğan’dan bir bıkkınlık, yılgınlık söz konusu. Artık fransadan hollandaya, almanyadan avustralyaya seçimlerin başat aktörlerinden biri de erdoğan.

    İçerideki ulusalcıları, anti kapitalistler, anti natocular, ab karşıtları emperyalist ülkelerin liderleri ile aynı safta buluşturan bir partinin daha fazla iktidarda kalması çok zor. FK de benim daha önce defalarca dile getirdiğim konuyu yazmış. İktiadarda 20 yıl çok uzun süre. Hemen hemen cumhuriyetin beşte biri. Benim sorduğum soruyu da sormuş aslında dolaylı olarak. Irkçı iyi partiyi islamcı davutoğlunu, kürtçü hdp yi ve hepsinin düşmanı chp yi aynı çatı altında toplayan güç ne yaman bir güçtür. Bunlar bolu gerede de otobüsler mola verdiğinde dinlenme tesislerinde aynı masada çay içseler büyük kavga çıkar. Ama iktidara birlikte yürüyorlar işte.
    Buna kitlenin Biden tepkisi diyoruz.

  11. Önceki projenin adı” Yurtta sulh cihanda sulh” du. Ben başbakan olacığimdı. 15 Temmuzda bir gördük darbenin adı ve bildirgesi Yurtta sulh cihanda sulh muş.

        Yeni projenin adı “Turkish Democracy Project”  ABD, bize demokrasi getirecekmiş! Daha önce Afganistan’a, Irak’a da demokrasi getirmişti. Yeni demokrasi havarisi Bolton  “Türkiye’de alarma geçmenin vakti geldi” diye buyurmuş. 
    Enteresan bir şekilde bir iki haftadır Kemal Kılıçtaroğlu ben sizin “Demokrat Amcanızım” diye youtublarda boy gösteriyor. Hadi hayırlısı.

  12. Al birini vur ötekine:
    “Baran
    6 Temmuz 2021 At 23:43
    Bernar bey’in iki yüzlülükle suçladığı insanlar 5 senedir öz eleştiri yapmaktan dış dünyaya bakmıyorlar bile, ben şahidim. biraz da Bernar hoca kendi yapsın öz eleştirisini. ama senin öz eleştiri yapmana gerek yok, sana her şey serbest.”

    • Özeleştiri derken ne anlıyorsun bilmiyorum baran ama şöyle izah ediim: gece gündüz devlet büyüklerimize küfredip iftiralar atmak bir özeleştiri değildir; kendi patronunla ilgili bir şey söyleyebiliyor musun onu göster?
      Bylocktan haber ver, sn.bernar gibi örgütten içi kliklerden bahset, çuvallar dolusu paralardan bahset, yurodan dolardan…
      Öyle değil mi didem hanım, haksız mıyım?

      • Erdoğan: “dünyanın en ucuz akaryakıtı bizde” kime göre en ucuz? Erdoğanın cevabı: “önceden insanlar avrupadan gelirken depolarını fulleyip geliyorlardı şimdi boş depoyla gelip ülkemizde depolarını fullüyorlar, en ucuz akaryakıt bizde çünkü” yani avrupadan gelenlere göre ucuzmuş.

        Türkiye’ye tatile gelen bir turist: ” türkiye’yi çok seviyom, her şey çok ucuz, 50 avro bozduruyom gün boyu harcıyom harcıyom bitmiyo ”

        sn. Ali Babacan: “1 euro = 10 türk lira, tabi yabancıya göre en ucuz ülke türkiye”

        sen bir de yerli vatandaşa sor bakalım pahalılıktan milletin anası ağlıyor. sen yerli vatandaşın cumhurbaşkanı değilsin ki yabancıların cumhur başkanısın, konuşmalarından anlaşılan bu.

        şimdi ben küfür mü ettim?

        ben ortada bir devlet görmüyorum, garip gurebanın rızkına çöreklenmiş, haramiler, akbabalar çetesinden başka bir şey görmüyorum.

  13. Öncelikle, ülkemizde hiç bir siyasi partiye nasip olmayan ve 20. yılına yaklaşan uzunca bir süre olan AK Parti iktidarını tanımlamak lazım: 20. yılına yaklaşan AK Parti iktidarını, “kurucu felsefesini terk ettiği” 1. dönem ile “liderinin değiştiği/dönüştüğü”, ilkelerinden vazgeçtiği ve başkanlık sistemi adı altında 2. dönem -bir nevi- koalisyon hükümeti dönemi olarak ikiye ayırmak gerektiği kanısındayım.

    Buradan hareketle, kuruluş felsefesini terk ettiği ve AK Parti olmaktan uzaklaştığı dönem olarak 2010’ların başını baz alırsak, 2002- 20011 1. dönem, 2011-2015 Ara dönem ve 2015- -202… AK Parti/MHP/VP Başkanlık sistemi adı altında bir nevi koalisyon hükümeti dönemi olarak tasnif edebiliriz. Tabi ki bu tasnif, kuruluş felsefesi bağlamında muhafazakar, demokrat, özgürlükçü bir parti olarak AK Parti tanımını baz alındığında yapılabilir. Yani, yapısal bir değişikliğe uğramış, dönüşmüş, değişmiş; liderinin ismi dışında her şeyi değişen bir AK Partinin uzunca bir dönem, 20 yıla yaklaşan kesintisiz! iktidarını dönemsel olarak ayırt edebiliriz: 2015/20.. dönemi bir koalisyon hükümeti dönemi olduğuna göre, AK partinin tek başına iktidar olma süresini 2002-2015 yılları arası olarak 13 yılla tahdit edebiliriz.

    Muhalefetin durumuna gelince; tereni, 24 Haziran 2018 seçiminde kaçırdığı benim şahsi bir savım olarak zihnimdeki yerini koruyor. İYİ Parti liderliği “iyi” bir sınav verememişti o dönem ve hala aynı minval üzere devam ediyor. Farkında değiller ki, sadece AK Parti liderliğinin değil, muktedirlerin de dahil olduğu güçlü bir siyaset mühendisliğinin aracı haline geldiklerinin. HDP’de öyle…

    İdeoloji ve şahsi ikbal, ihtirasının esiri değillerse ve gayesi ülkemizi müreffeh yarınlara hazırlamak ise artık kaçınılmaz ve şartları çok müsait olan bu hengamda, siyasete yeni bir soluk getirecek ve kitleleri arkasından sürükleyecek bir siyasi dil geliştirebilirler. Etkisi diğer irili-ufaklı partileri de saracaktır bu yeni söylemin. Bu girdaptan çıkmanın yolu yeni, taptaze ve kitleleri arkasına alacak yeni bir siyasi söylemdir ve yaşananlar bize bunu salık veriyor.

    2018’de ıskaladığı fırsatı muhalefet, erken ya da zamanında yapılacak olsun önümüzdeki ilk seçimde yeniden elde etmek istiyorsa sorunları cesaretle orta yere sermeli, çözümü için de ortak deklarasyon üretmelidir. Belki de bu, mevcut muhalefetin varlığını sürdürmesi için son bir fırsattır. Daha ilerisini demokratik bir ülke olarak Türkiye kaldıramaz zaten.

    Manasını, anlamını kaybeden Türkiye demokrat-muhafazakarlığı, değerlerini de yozlaştırmış olarak tarihi misyonunu tamamlamış olacaktır. İçi boşalan/boşaltılan değerleri, muhafazakarlık adı altında hem de siyasi olarak iddia etmenin bir manası kalmadı artık. Türkiye Sol’u ise, kendini elimine edeli yarım asrı buldu neredeyse.

    Akşener, statükoyu bozan ve HDP ile Türkiye’nin kangren olan sorununa çözüm üretir ve siyasi bir dil geliştirirse bu, değil taşları, sert kayaları bile yerinden oynatacaktır. “Cesur Türk kadınının” cesaretini, ferasetini test etmiş, başarırsa da tescil etmiş olacağız.

    Siyasetin/muhalefetin bu ve benzeri çıkışları olmazsa sanırım son sözü millet söyleyecek. “Yeter, söz milletindir artık” diyecek.

    Ama ne zaman?..

    Henüz yakın zaman olarak gözükmüyor bu. Çünkü değişim zaman istiyor.
    Bu zamanın kısaldığını, çözüm üretemeyen mevcut siyasilerin siyaset sahnesinden çekildiği an fark etmiş olacağız.

    Hadi hayırlısı.

    • Hasan bey maşallah bugün ağzınızdan yal değil bal damlıyor:
      “Siyasetin/muhalefetin bu ve benzeri çıkışları olmazsa sanırım son sözü millet söyleyecek. “Yeter, söz milletindir artık” diyecek.”
      Hadi hayırlısı.

  14. Ben muhalefeti (Millet ittifakı) samimi buluyorum.
    Millete olduğu gibi görünmek istiyorlar. Siyasi çıkarlarla yapılan hareketlerin uzun vadeli olmadığını gördüler.
    Bütün milleti kucaklayacaklarına inancım tam.

    Bütün anketlerde Ekrem imamoğlu ve Mansur yavaş önde.
    Şu an anketlerde Erdoğanı oy olarak Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşenerde geçiyor.

    Bütün engellemelere rağmen, basının tek adam korkusu yüzünden medyada yeterli tanıtımı göremedikleri halde iyi ilerliyorlar.

    Halk görüyor Ne kadar gizlesende elbette ki bir gün gerçekler ortaya çıkacaktır.
    Hikayede olduğu gibi “yalancı yalancı sana kimse inanmaz ” Diyecek halk.

    Ben tahminim Millet ittifakı bir isimde anlaşmış O kişide doğuda mitingler yapıyor.
    https://www.youtube.com/watch?v=rxdKwJeXtb4

    Neden Mansur yavaş değil herhalde kürtler miting verene daha kolay oy vereceği olma ihtimali.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız