Tarih söylüyor: Hastalıkları aşıyla yenme Avrupa’ya bizim hediyemiz.. Futbolda da iyiyiz…

28
Reklam

Futbolun böyle de bir özelliği var: Efkarlı günlerde geçici bir süre için de olsa fazla ilgilenmeyenleri bile sevindirik yapabiliyor.

Geçen akşam Hollanda karşısında 4-2 galip gelmişti Türk milli takımı; dün akşam da Norveç karşısında maçı 3-0 önde bitirdi.

Keyifliyiz.

İlgisizlerin de okuyabileceğini düşünerek futbol hakkında bir şeyler söylemek gerekebilir.

Kısaca “Futbol yalnızca futbol değildir” diye bir söz var. Doğrudur. Futbol ekonomidir, siyasettir; bunlara ek olarak sosyoloji, psikoloji, yönetim bilimi alanlarını ilgilendiren karmaşık bir yapıdır da. Bütün bunların kesişme noktasında her biri etten-sinirden oluşan oyuncular durur.

Milli takımlar, her ülkenin kendi liglerinden farklı olarak, o ülkenin gençlerinden oluşur. Bir ara kendi ülkelerinde milli takım düzeyinde bulunmayan oyunculardan devşirme yoluyla -vatandaşlık verilerek- milli takımımıza alınanlar oldu; ama onlar istisnadır. Bugünkü milli takım bütünüyle bizim gençlerden oluşuyor.

İzmir’den Erzurum’a kadar liglerde neredeyse bütünüyle yabancı oyuncularla maça çıkan takımlarımız var. Her maçtan önce İstiklal Marşı okunma uygulaması bulunduğu için, 11’i de yabancılardan oluşan takımların oyuncuları o birkaç dakika içerisinde bayağı zorlanmaktalar.

Milli maçlar öncesi zorunlu okunan İstiklal Marşı’na iştirak daha en baştan motivasyona katkıda bulunuyor. Dün akşam öyle oldu.

Reklam

Yabancı oyuncu her ülke liginde var; ancak son yıllarda her ligde kendi ülkesinden çok genç oyunculara şans tanıma anlayışı hakim olmaya başladı.

Nedense o anlayış bizde henüz yok.

Çok kabiliyetli genç oyuncularımız yabancı liglerde top koşturuyor.

İyi de oluyor.

Bugünkü milli takım kadrosunda yer alanların önemli bir bölümü yabancı ülkeler liglerinde şans bulan oyuncular.

Oynadıkları takımların iyi teknik yöneticileri elinde kısa sürede pişiyor, oyun kavrayışları değişiyor.

Futbol teknik demek günümüzde; bu sebeple de teknik yönetmen önemli.

Milli takımımızın başarısında gençleri çalıştıran teknik yönetmenin –Şenol Güneş’in- payı herkesten fazla.

Reklam

Dünya kupasında en iyi sonucu 2002 yılında Kore ve Japonya’da yapılan turnuvada üçüncü olarak aldığımızda da takımı Şenol Güneş çalıştırıyordu.

Oyuncuyken kalecilik yapmış, İstanbul ve Ankara takımlarında oynamamış ve üstelik öğretmen kökenli olduğu için futbol yazarlarınca benimsenmemişti Şenol Güneş. 2002 yılında yaşattığı o büyük başarı görmezden gelindi.

Şenol Güneş’in kendisini ispatlaması için Beşiktaş’a teknik yönetmen olarak birkaç yıl üst üste şampiyonluklar yaşatması gerekti.

Milli takımı kendisine ancak ondan sonra teslim edebildiler.

Dünya kupası gelecek yıl Katar’da oynanacak. Şimdi oynananlar grupların eleme maçları. Yıl sonuna kadar lig aralarında oynanacak milli maçlar sonucu gruplarından ilk sırada çıkan takımlar Katar’a doğrudan gitme hakkı kazanacaklar.  

Daha hayli maç var oynanacak. Umarım, son aradaki üst üste başarılar Çarşamba günü oynanacak Letonya maçıyla da devam eder. 

[Hiçbir takımı küçümsememek gerekiyor. Türkiye’nin son iki başarısında rakiplerin bizi küçümsemesinin de payı vardır. Letonya takımımızın başarılı tekniğini nasıl işlevsiz kılacağının formülüyle sahaya çıkacaktır.]

…..

Aşı Avrupa’ya ve dünyaya bizden taşındı

Gözüm-kulağım milli maçtayken zihnim de iddialı bir tarihçinin bizi de yakından ilgilendiren yeni çıkan bir kitabındaydı.

Malum, son bir yılı etkisi altında geçirdiğimiz korona salgınını geriletmeye yarayacak aşılamada sorun yaşayan ülkeler var. Özellikle Avrupa’nın önemli ülkeleri aşı konusunda hayli geriden geliyorlar. Aralarında ciddi sorunlar da çıkmakta. Avrupa Birliği üyeliğini bırakan İngilizler aralarından ayrıldıkları ülkelerin kendilerine aşı ambargosu uyguladığı şikayetindeler. Buna karşılık aşıyı üreten BionTech firmasının merkezi olan Almanya da vatandaşlarını aşılama konusunda övünülecek bir durumda değil.

Yabancı ülkelerde aşıya direnenlerin sayısı hayli fazla.

Türkiye’de çeşitli gerekçelerle itiraz edenler çıksa bile, ben onların da zamanı geldiğinde kendilerini aşılattıklarına ve aşılatacaklarına inanıyorum. Aşı konusunda rahat insanlara sahip bir ülkeyiz.

Yeni çıktığını duyurmak istediğim tarih kitabından bunun bir sebebini öğrenmek mümkün oluyor. 

‘The Pioneering Life of Lady Mary Wortley Montagu: Scientist and Feminist’ adını taşıyan Jo Willett tarafından kaleme alınmış kitap, eşi İngiltere’nin Osmanlı nezdindeki sefiri olduğu için İstanbul’da iki yıl geçirmiş Lady Montagu (1689-1762) ile ilgili. 

İstanbul’da yaşarken gezip gördüklerini Londra’daki dostlarına gönderdiği mektuplarla anlatmıştı Lady Montagu

[O mektuplar önce Hilmi Kitaphanesi tarafından ‘Şark Mektupları’ adıyla (1933), daha sonra da ‘Türkiye Mektupları 1717-1718’ adıyla Tercüman 1001 Temel Eser arasında yayımlandı (1977). ‘Şark’tan Mektuplar’ adıyla basımları da var.]

Lady Montagu Londra’ya döndüğünde, 1721 yılında, İngiltere’de çiçek hastalığı salgını başlar. Kadının üç yaşındaki kız çocuğu da salgına uğrar. Hastalananlar sapır sapır dökülür ölürken Lady Montagu’nün kızı kurtulur. 

Sebep?

İstanbul’daki İngiliz sefareti doktorunun Türklerden öğrendiği bir formül ile. 

“Türk ailelerinde yaşlı kadınlar çiçek hastalarının irinlerini bir cam kavanoza koyar, eve getirinceye kadar koltuk altının sıcaklığında korur, sonra da ceviz kabuğu içinde saklar; hastalanan çocukların kolu ve bacağındaki çizik veya yarıklara o irinler uygulanır. İşte bu Batı’nın varlığını öğrendiği ilk aşı türüdür. Bu yolla aşılanan çocuklarda sekiz gün sonra hafif baş dönmesi veya ateşe rastlanır, ancak bir daha çiçek hastası olmayacakları ömür boyu korunma altına alınmış olurlar.”

Kitaptan alındı bu bölüm.

Çiçek hastalığı yüzünden geçmişte erkek kardeşini kaybetmiştir Lady Montagu, hastalık kendi yüzünde de izler bırakmıştır. Osmanlı İstanbul’unda öğrendiği formülün Londra’daki çevresince de uygulanmasına çalışır ama bu tür yöntemlere karşı olanlar o dönemde de vardır. Sonunda Kraliyet ailesini ikna eder Lady Montagu ve saraylı hasta çocukların iyileşmelerini sağlar.

Jo Hanım, “Nihayet 1755 yılında Kraliyet Tıp Kurumu tarafından aşı uygulamasına onay verilir” diye yazıyor.

Tevekkeli, koronaya en etkili aşıyı yine iki Türk –Özlem Türeci ile Uğur Şahin– üretti.

ΩΩΩΩ

Reklam

28 YORUMLAR

  1. Facebook kullanıcıları covid aşısı olup bir kaç saat sonra vefat eden kullanıcıları tespit etmişler.

    https://childrenshealthdefense.org/defender/facebook-posts-vaers-link-covid-vaccines-injuries-death/

    12 Şubat itibarıyle 929 ölüm, 616 hayati risk oluşturan olumsuz gelişme, 316 kalıcı sakatlık vakası, Covid aşılarından sonra 5.000 hastaneye yatış ve acil servis ziyareti VAERS’e bildirilmiştir.

    (VAERS Amerika’da aşı yan etkilerinin bildirildiği bir yazılım.)

    11 Mart 2020’deki DSÖ duyurusunun hemen ardından, BM’e üye 193 ülkeye kapatma ve sokağa çıkma yasağı talimatları iletildi.

    Tarihte eşi benzeri görülmemiş şekilde, Dünya iktisadının tüm iş kolları, neredeyse eş zamanlı olarak bir çok ülkede istikrarsızlaştırılmıştır. Küçük ve orta boy işletmeler iflasa sürüklendi. İşsizlik ve yoksulluk alıp yürüdü.

    BM raporlarına göre gelişmekte olan en az 25 ülkede kıtlık ortaya çıktı.

    UBS raporuna göre, yaklaşık 2189 küresel milyarderin serveti 10.2 trilyon dolar oldu. Bu UBS ve Forbes verilerine göre 1.5 trilyon dolarlık bir artış demek.

    Aşı mı sayısal kelepçe mi?

    https://programlama.tk/soru/12/a%C5%9F%C4%B1-m%C4%B1-say%C4%B1sal-kelep%C3%A7e-mi

  2. “In science the credit goes to the man who convinces the world, not to the man to whom the idea first occurs”
    Ingilizler cicek aşısına bilimsellik kazandırdı, geliştirilmesini sağladı.

  3. “Tevekkeli, koronaya en etkili aşıyı yine iki Türk –Özlem Türeci ile Uğur Şahin– üretti.”
    Fehmi bey! Bu Türkler Türkiyede yaşiyor olsa’idıler ve ayni aşiyi bulsaydılar! Size şu an nerede olurdular?
    Silivrdemi yoksa meşhur 12 Eylül Diyarbakır saraylarındamı ocu bucu diye ağırlaniyorlardı?

    Koca karı ilacı konusuna Bence! Şu an dahi koca karı ilaçları Dûnyadaki ilaçlardan daha iyi tedavi ediyor! Nerdenmi biliyirum? Kendimden.

    Football gelince, bizde herşey siyaset’e alet edilyor, ve başarılı siporcular’ı değil siyasi görüşü,meshebi, dini, ve ırkını ön plan’a çıkartılıyor. Dünya 3. Olduğumuzda Şenol Güneş’i ve milli football’cıları o zamanın Muhalefet partileri ve yandaşları hedef tahtasına yatırmıştılar. Sebebi’de Dindar olması.
    O zamanlar anıt kabire “laik’lik elden gidiyor” yürüyüşleri yapanlar tarafından nerdeyse linç edilmiştiler.
    Bizim çok bilmişler’imiz Laik’liği dahi bireyleştiriyorla. Laik ABD ve Kanada gibi devletlerin kanunları gibi olur bireyler değıl. Örnek:Vatikan Sadece Katolik meshebine hizmet ettığı için, devletin dini Hırıstıyan. O devletın giderleri kendi meshebinden olan cemâat”ın vergileri ile karşılanıyor.
    Birde bizdeki Laik devlet’e bakın! Hem laik’lik diye dayatacaksınız hemde kalkıp sadece sünni Müslümanlar içın Diyanet’i kuracaksınız ve ruhban okulunu yasakliyacaksız. Eğer siyasetcıler Kendi menfatını değilde devletin ve ülkenin menfaatını düşnselerdi o ruhban okulunu kapatmaz”dılar ve oraya eğitim için dünyanın herbir yerinden geleçek olan öğrencilerden ekonomiye katkı sağlardılar ve dûnya kadar dövüz kazanırdılar.
    Busefer “inşAllah” kazanacağımız başarıları TC vatandaşları olarak kutlarız.

    Laiklik cahaleti başımızda tokmağını hiç eksik etmedi ve miliyonlarca pudura şekeri koklayan Dinci cambazlar üretti.

    • Yurtdışında 7 yıl virüs konusunda eğitim görmüş bir doçentimiz vardı.
      Ülkemize sadece yurtdışı maliyeti 2,5-3 milyon dolar.
      KHK ile kapının önüne konuldu.
      Hakkında takipsizlik kararı verilmesine rağmen göreve iade edilmedi.
      Türkiye’nin en yetkin ismi idi.
      Adını bilmiyorum. Sadece memleketini Gaziantep olarak biliyorum.
      İyi tanıyanı tanıdığım birinin beyanı şu: Fırsat verilseydi ilk ve en etkin aşıyı üretebilirdi.

        • Siz aklınızca YK beyi tehdit ediyorsunuz! Şimdi Sizden korkar ve anında kayıplara karışır..
          kılavuzunuza bakın havuzun iftira makinesi.
          2009 da vucutunun % 98’ini kayıp etmiş gazi polisi 15, Temmuz 2016′ darbecilikle süçlayip hapise atan + henüz topraği dahi kurumamış polis memuru teröristlerin elinde rehin tutulduğu zaman darbecilikten işten atılan 2021 de şehit edilen polis memurunda siz ve sizin gibiler tarafından iftira atılmıştı! Siz onu bunu bırakında bırakında! Uygurlari kaça sattığınızı söyleyin! Mükafat olarak birisi Türkiyede Din cambazlığı yapmak hani faizsız eve satişı vb vb meselesi. Gibi mutahit iş adami bey!

          Buyurun buna ne kulup takacaksını.
          Haması İsraile, Müslüman kardeşleri Mısıra Uygurlari’de Çine satan sizlere ve havuza kimi inandırabilirsiniz? İnterpol dahi Türkiyenin yalan ve iftiralarından bıkmış.

          Buyurun bakalım bu yazara ne diyeceksiniz?

          “https://www.artigercek.com/yazarlar/korayduzgoren/milliyetci-iktidarin-satis-listesindeki-son-kurbanlar-uygur-turkleri”

          Ha bunlar siz ve havuz gibi dini kendilerine alet etmezler dost doğru yazarlar.

          • Neyi yazdığınızı önce bilin .
            Cevap verecekseniz elli tane işi boca edip yaygaraya getirmeyin
            Bildiğiniz FETÖ cü biri
            O KHK dan atılması aşıyı şimdicik bulmuştu diye aylarca kara propaganda yapıldı.
            aşıyı bulsa önce atlet koklar Abd ye gönderirdi.
            Bir sürü laf kalabalığı ile ABD den beslenen ajanları temize çıkaramazsınız
            sontra ABD papazına mama vermez .
            Nede olsa dizinin dibinden ayırmıyor
            Çok islama hizmet etme heveslisi anlaşılan bu ABD
            Laf cambazlıklarını bırakın da Papaz nerde papaz ona cevap verin

    • Nurdan abla pudra şekeri hadi neyse de onun bunun kirli çamaşırlarını koklayan avaralara ne demeli? Hemi de hepisi iyi yetişmiş, evrensel değerleri filan da yemiş yutmuş, sorgalayan, sivrizekalı marabalardan bahsediyorum; hani şu badem bıyık, paytak yürüyen tombul civeleklerden…

  4. Süveyş kanalındaki gemi kazasının fotoğrafını mı ne yayınlamış bizim göktürk uydusu; hayırlısıyla kanalistanbulun uzaydan çekilmiş göktürk fotoğraflarını da görmek nasip olur inşallah; nasıl olsa türkiye demir ipekyolunu inşa etti, şimdi o karaya oturan geminin taşıdığı konteynerleri tcdd karadan taşıyabilir avrupaya; gemileri dağlardan aşırmış milletiz, trenleri de marmaraydan geçiriyoruz işte; türkiyenin megaprojelerine karşılara kapak olsun!!!

  5. Son iki maçta milli takımımızla ulusça gurur duyduk. Güzel bir oyuncu grubumuz var. Güler yüzlü, olumlu, centilmen. Hollanda ve Norveç’i harika skorlarla geçtiler. Ancak tüm bunların dışında heyecan verici bir şey var bu takımda. Çeyrek yüzyıllık ezberlerimizi bozuyorlar adeta. Biz mesela hep topa sahip olan, yeteneklerine güvenen, sahaya terinin son damlasına kadar bırakıp şanssızlıkla kaybeden taraf zannederdik kendimizi. Oysa iki maçtır rakipler bir fazlasını yapmak zorunda kalıyor hep. Bizse akılcı oynayan tarafız. Onlar yüreğini koyuyor sahaya artık. Bizimse bir stratejimiz var. Topa onlar sahip oluyor, yetenek sergiliyor; biz kazanıyoruz. Bu bizim daha önce şahit olmadığımız bir şey. Ezber bozan bir şey.

  6. Virüse yerli ve milli çözüm bulacağımızdan emindim.
    Kongrelerde binlerce kişinin hayatının tehlikeye atılacağına zerre ihtimal vermiyordum.
    Hamdolsun yanılmadım.
    % 100 etkili çözüm bulundu: Pudra şekeri.
    Durumu kıskanan dış güçler hemen fiyatları manipüle ettiler. Pudra şekeri fiyatlarının kilosunu 128 TLye mi, dolara mı, milyona mı, milyara mı birine çıkarttılar.Neyse zaten at izi it izine karıştı.
    Tabii iç güçler de boş durmadı. Yatay çekimle elde ettikleri görüntüyü servis ederek, keyif verici madde kullanıldığı algısına oynadılar.
    Prospektüsü dikkatle okuyalım.
    Çekerken, iç ve dış güçlerin bizi çekmediklerinden emin olalım.
    Yoksa K kuşağının açılımı, kindar yerine kokainman olarak anlaşılabilir.
    Aman davamıza helâl getirmeyelim.
    Yoksa halel mi olacaktı?
    O kadar yan tesir biontehc aşısında da olur.

  7. Bi ara buralarda gavurun icadettiği interneti kullanıyorsunuz diye salya sümük dolananlar vardı; bizim ürettiğimiz aşıyı alın tepe tepe kullanın emi!
    Almanyada eldeki aşıyı bile doğru dürüst kullanamadıkları için insanlar sapır sapır dökülüyor; allah rızası için sanayiden iki türk işçisi getirin de berlin politeknikteki mankafalara bi harmanogram hazırlayıversinler aşı takibi için, yoksa vallahi aşılar çöpe gidiyor:))))

  8. “Tarih söylüyor: Hastalıkları aşıyla yenme Avrupa’ya bizim hediyemiz.. Futbolda da iyiyiz…”.. De, bu başlığın arkası yazının içeriğinde gelmedi maalesef.

    Yazının başlığı, içeriğinde devam etmesi gereken 3. bir konuyu salık veriyor; olması gereken üçüncü bir “iyi olduğumuz” alan yazıda işlenecekmiş gibi bir intibaı bırakıyor orta yere lakin, yazı, işlediği iki konu ile birden bitiveriyor. Yada; “…Hastalıkları aşıyla yenme Avrupa’ya bizim hediyemiz.. Futbolda da iyiyiz…” ama “iyi olmayan bir çok şey de var ülkemizde yaşanan” dercesine, açıklanacak üçüncü bir konu beklentisi oluşuyor okuyucu üzerinde. Şahsen ben oluştu.

    Ta 1700’lü yıllarda, Osmanlı’da, geleneksel anlamda yapılan aşı/tedavi şekli belki bir çok hastalık çeşidinde de Avrupa’ya hediyemiz olmuştur. Şimdilerde de kullanılan, vakti zamanında ve hala, adına “koca karı ilaçları (tedavisi)” denen ve bir çok ülkenin kendi kültürel ve geleneksel metodu ile de günümüzde “alternatif tıp” adı altında cari olan tedavi şekli, modern tıp’a göre daha etkili olduğu görülmektedir. Ne zaman ki, tıp ve eczacılık ekonomik, stratejik ve siyasi bir boyut kazandı; kim bilir, belki de önce insanları hasta edecek bir çok gıda veya ilaç geliştirildi, sonrada ortaya çıkan hastalıkları tedavi sektörü; dev hastaneler, akıl almaz teknolojik cihazlar, çeşit çeşit (insanı daha çok hasta eden) ilaçlar geliştirildi. Bunca modern gelişmeye rağmen günümüz tıbbı, günümüz amansız hastalıklarına kesin tedavi sunan bir tedavi yöntemi, ve hele COVİT-19’a kesin tanı ve tedavi sağlayan bir yöntemi ortaya koyamadı henüz. Üretilen virüs aşıları ise iyi bir siyasi ve ticari meta olarak ülkeler arası ilişkilerde rol kesiyor.

    Futbol da bize Avrupa’nın/Batının bir hediyesi olsa gerek. Nasıl ki onlar vaktinde “Hastalıkları aşıyla yenme hediyemizi” geliştirip insanlığın hizmetine bir hediye olarak sunamadılar veya hep parasal ve siyasi olarak davrandılar, biz de onların bize hediyesi olan futbol ve benzerini, ne onların sergilediği kalitede ortaya koyabiliyoruz ne de geliştirebiliyoruz. Hakkını vermek lazım; bir iki uluslararası başarının haricinde, futbolu, şike ve milyon, ya da milyar dolarlar ile anılan bir sektör haline sokmayı başarabildik. “Futbol yalnızca futbol değildir” diye bir söz var. Doğrudur. Futbol ekonomidir, siyasettir; bunlara ek olarak sosyoloji, psikoloji, yönetim bilimi alanlarını ilgilendiren karmaşık bir yapıdır da.”.. doğru, futbolun ekonomisi ve sosyolojisini iyi yürütüyoruz.

    İyi yürütemediğimiz bir çok şey de var: Ekonomi (alt üst oldu), siyaset (umut vermiyor), sosyoloji (ülke insanı kutuplaştırıldı), dış politika (dost ve müttefik ülke kimsemiz kalmadı), sağlık (pandeminin etkileri hem sağlığımızı hem de ekonomimizi vurmaya devam ediyor)…

    Yazının başlığında “… futbolda da iyiyiz…” den sonra ya üçüncü iyi olduğumuz bir şeyden bahsedilecek gibi beklentim oluştu ya da bu konulardan bir veya ikisine değinilecek gibi…Ben değinmiş oldum. Futbolla aram çok çok iyi değil ama halet-i ruhiyemden mi kaynaklı ne, olumsuz konulara değindiğim?

  9. Ben daha önce de belirttiğim gibi futboldan pek hazzetmem .Zira futbol , muazzam paraların döndüğü , son derece kombine ve karmaşık bir yapısı olan ,bir nevi finans veya kumar sektörüne benziyor ! Çok genç yaşlarda , maddi ve manevi anlamda , hayal bile edemeyecekleri imkanlara kavuşan ancak bunu taşıyamayan bazı futbolcuların tutum ve davranışları da işin tuzu biberidir.
    Ancak milli maçları haliyle ben de farklı bir bakış açısıyla ve zevkle , heyecanla izlerim.Ne var ki milli maçlarda bu güne kadar pek başarılı olduğumuz da söylenemez ; 2002 yılındaki başarıda , kurraların çok uygun olmasının ve hiç bir güçlü takımla karşılaşmamızın önemli bir katkısı olduğunu da unutmamak lazım !
    Son maçlarda , tam bir sisteme sahip olmasak da aldığımız neticeler ümit veriyor .Ancak benim dikkatimi çeken bir nokta var; bildiğim kadarıyla milli takımda ,Avrupa liglerinde yetişmiş bir çok oyuncumuz var.Avrupa’da yaşayan yaklaşık olarak 5 milyon vatandaşımızın çocuklarının milli takımın yarısından fazlasını teşkil etmeleri , son derece güzel , çok anlamlı ve olumlu ama bir o kadar da düşündürücüdür ! Demek ki bu kadar gelişmiş ve yaygın , popüler bir sektör olmasına rağmen bizim bu futbol konusunda yaptığımız bir çok yanlışlıklar var ; bunun bence iyice irdelenmesi gerekir .
    Herkese selamlar saygılar

  10. Eveeet, ikide bir bize magnakarta dersleri veren allameler; magnakartadan kaç yıl sonra aşı diye bir şeyden haberdar olabilmiş ingiliz tıbbiyesi ve nerden öğrenmişler? Kimmiş dünyanın aşı ustası, ingilizler mi? Peki kimlerden öğrenmişler?
    Allahın seçtiği büyük türk ırkından!
    İtirazı olan?

    “Jo Hanım, “Nihayet 1755 yılında Kraliyet Tıp Kurumu tarafından aşı uygulamasına onay verilir” diye yazıyor.

    Tevekkeli, koronaya en etkili aşıyı yine iki Türk –Özlem Türeci ile Uğur Şahin– üretti.

    Eveeet, dünyanın beklediği korona aşısını herkesten önce kim buldu? Yine dünyada başka insan kalmamış gibi bir çift karakafalı türk buldu! (ispanyollar, italyanlar, grekler ve fransızlar alınmasın lütfen; aşağılamak için değil övünmek için karakafalı dedim:)
    insanlığın soyunu bugünlere taşıyabilmesinde en büyük etken türklerin varlığıdır; ekstradan bir şey yapmamıza da gerek yoktur, atlarımızı yaylatmak için sefer ederiz, her yer bizim değil mi?
    Yeryüzü yaşanılabilir bir yerse ve diğer halklar da gün yüzü görebiliyorsa bunu en başta türklüğe borçludurlar; o zaman çinden niye aşı alıyorsunuz diyecek olanlara şu kadarını söyliim:
    Parasıyla değil mi???
    Ha, futbol hakkında;
    Cenk meydanında yenmek daha güzeldir.

  11. “Hiçbir takımı küçümsememek gerekiyor. Türkiye’nin son iki başarısında rakiplerin bizi küçümsemesinin de payı vardır. Letonya takımımızın başarılı tekniğini nasıl işlevsiz kılacağının formülüyle sahaya çıkacaktır” futbol da neticeye buyuk etkisi var. Norveç e karsi %57 ye % 43 ile basarini gelmis olmasi esasinda cok dikkatli olunmasi gerektigini ortaya koyuyor. Umarim bu basari devam eder.

    • Şu trol kelimesini bı aciklayiverin.Ulkeniz işgal edilmek istenirken top yekün savaşarak yönetime destek vermek isek ben de trol um.Devleti ele geçirmek isteyen ABD ajanlarına karşı durmak trolluk ise ben de trol um.Butun dünya savunma sanayin de sana gıpta ile bakarken yapılan işi takdir etmek trolluk ise. Bende trol um.
      Enerji de dışa bağımlılığı azaltmak için üretilen projeleri övmek trolluk ise evet.
      Güneyinde devlet kurulup ulkenden toprak talep edilmesine karşı çıkmak , Akdeniz’de hakkını savunmak trolluk ise bende trol um.
      Adamlık ise kötüyü eleştirip doğruyu takdir etmektir .Gerisi lafı guzafdir.İyi biline.

      • Bak , Ahmet niye trol olduğunu ben sana çok basit bir şekilde izah edeyim ; senin ifadenle , bu gün Erdoğansız yazılan bir yazıya da maşallah hızır gibi sen yetiştin ve eksiği tamamladın , değil mi ! Yani trol olduğunun sen de pek farkında değilsin canım!
        İyi günler

      • trollük; yabancı tehtidini görenlerin türkiyenin maddi ve manevi ekonomisinin zayıflatılmasına, içerde insanların kutuplaştırılmasına, kaynakların yandaşlara paylaştırılmasına, hayat damarı olan tarımın geriletilmesine, akarsular kururken sessiz kalınmasına, toplumu biz ve onlar diye bölünmesine, herkesin hain, ajan, proje diye etiketlenmesine ülkeninizin yabancı tehdidine hiç yardımcı olmayacağını bildiği halde sessiz kalmaktır.
        elektrik de üretiyoruz ama bu halkın cebine giriyor mu, faturasına yansıyor mu, yarın enerjide dışa bağımlılığı azaltırsak bu milli servete ne kadar yansır ne kadar yandaşı zengin eder diye kafa yormamaktır …

        • hıfzısıhayı anmadan geçmek olmayacak…

          cumhuriyet kurulduğu dönem 27 Mayıs 1928’de refik saydam hıfzıssıhha enstitüsü adı verilen türkiye’nin ilk halk sağlığı laboratuvarı hizmete girmiş ve Enstitü hızlı yayılan enfeksiyon hastalıklarıyla mücadele etmeye başlamış.
          aynı zamanda enstitü’nün ilaç kontrol şubesi devletin ilacını denetlerdi. Bu durum ilaç firmalarının korkulu rüyasıydı. Aşı ve Serum Şubesi Müdürlüğü Difteri, Boğmaca, Tetanoz ve her türlü tedavi anti-serumunun üretildiği bölümdü.

          Bakteri besiyerleri büyük cam galonlar içinde imal edilir ve oda kadar büyük neredeyse tarihi otoklavların içinde sterilize edilirdi. Üretilen anti serumlar arasında akrep, yılan sokmalarına karşı serumlar olduğu gibi gazlı kangren anti serumları da bulunmaktaydı.

          Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nin önemli hizmetlerden bir kısmı şöyle:

          * 1931: Ağız yoluyla uygulanan BCG Aşısı üretildi.

          * 1932: Serum üretiminin ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye gelmesi sonucu, dışarıdan serum ithali durduruldu.

          * 1933: Simple Metodu ile kuduz aşısı üretildi.

          * 1934: İstanbul Aşıhanesi enstitü bünyesine nakledildi ve çiçek aşısı üretimi ülke ihtiyacını karşılayacak düzeye geldi.

          * 1935 yılında, Farmakoloji Şubesi kurularak yerli ve yabancı ilaçlar ile diğer hayati maddelerin kontrolüne geçildi. 1936 yılında, Hıfzıssıhha Okulu açıldı. 1937 yılında, kuduz serumu üretilmeye başlandı.

          * 1942: Tifüs aşısı ve akrep serumu üretildi.

          * 1948: Boğmaca aşısı üretildi. İnfluenza virüsü, New-Castle virüsü ve tavuk vebası üzerine araştırmalara başlandı.

          * 1950: İnfluenza laboratuarı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza Merkezi olarak tanındı, influenza aşısı üretildi.

          * 1958: Frenginin modern yöntemlerle teşhisi sağlandı.

          * 1965: Kuru çiçek aşısı üretildi.

          * 1970: Fibrinojen, albumin ve gamma globulin üretildi.

          * 1983: Kuru BCG aşısı üretildi.

          * 1987: AIDS Araştırma ve Doğrulama Merkezi açıldı.

          * 1992: Kan ürünlerinin viral inaktivasyonu sağlandı.

          bir tarih yazılmış. değil mi?

          ama bu tarih 2 Kasım 2011 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanan 663 sayılı kararname ile kapısına kilit vuruldu.

          ayrıca
          BOMONTİ İLAÇ FABRİKASI: SSK Şişli Bomonti İlaç Fabrikası, 1979’da kuruldu. Yüzde 150 oranında daha ucuza 22 çeşit ilaç üretti. 2005’te kilit vuruldu.

          HEYBELİADA SANATORYUMU: 1924’te Atatürk’ün talimatıyla kuruldu. 660 yataklı hastane, verem hastalarına hizmet verdi. ‘Ulaşımı zor’ denilerek 2005’te kapatıldı, 2009’da binası yangında hasar gördü. Bina ve 200 dönümlük arazisinin Diyanet’e devredilmesi bekleniyor.

          böyle, dünya çapında mükemmel, stratejik bir Merkez’i kapattığımız için bugün diğer ülkelerin aşı ve ilaç üretmelerini bekliyoruz. Bu kadar önemli bir aşı üretim merkezinin kapatılmasının, ifade edemedikleri tek bir izahı var, o da bağımlılık…
          Refik Saydam Hıfzıssıhha da, tarım gibi, hayvancılık gibi, madencilik gibi ABD ile stratejik müttefikliğe, asla gerçekleşmeyecek olan AB hayaline kurban edildi.
          Refik Saydam Hıfzıssıhha’nın eski başkanı Dr. Erol Afşin’in şu sözlerinin altını bir daha çizmek isterim: “Aşı üretim merkezleri biyolojik savaş ve korunma açısından çok önemli merkezlerdir. Dünyada birçok ülkenin böylesine stratejik kurumun kapatılmasından çok mutlu olduklarını bilmenizi isterim.”

          Böyle stratejik kurumların kapatılmasını isteyen küresel iradeler, elbette ki, Büyük Ortadoğu Projesi karşısında, Büyük İsrail Devleti projesi karşısında, Batı’nın Şark Projesi karşısında Türk milletinin savunma mekanizmalarını ortadan kaldırmak isteyenlerdir.

    • Karşındaini jendi gibsanırmış.Tweetleri 10 a katlayın emri geldi galiba
      Atlet koklayanlardan galba bu.
      ABD tarafından beslenen ajanlardan
      Biz Reis sevdalısıyız.
      ABD,ab,PKK,FETÖ ve bilumum haçlı ortaklarının hedefindeki adamın yanında durmak tarihi bir namus borcudur.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız