Trump’ın suyu ısınıyor gibi.. Dün süreci başlatan ifadeler Nixon’un akıbetini düşündürdü…

45

Dün bizde hayli geç saate denk gelen ABD başkanı Donald Trump’ı zor duruma düşüren ifadelerin bolca kullanıldığı Kongre’deki özel oturumu bu yazıda konu edindiğimi fark edenler, hemen “Acaba oturumda söylenenler Trump’ın sonunu getirir mi?” merakına düşeceklerdir.

Bu sorunun cevabını en başta vereyim: Getirebilir de, getirmeyebilir de…

ABD’de sistem yanlışlıkların üzerine gidilmesini kolaylaştıracak özelliklere sahip olarak oluşturulmuş, ancak bunu da aceleye getirmeyen hassasiyete uygun bir sürece bağlamış kurucu babalar.

Zaman alacak bir süreç dünkü oturumla başlamışa benziyor.

Nixon’un sonunu getiren süreç

Richard Nixon ABD siyasi hayatının en renkli simalarındandı. 1953-1961 yılları arasında başkan yardımcısı makamının sahibiydi, 1969’da başkan seçilmeyi ve dört yıllık ilk döneminin ardından ikinci kez seçim zaferi kazanmayı da başarmıştı. 1974 yılına geldiğimizde ise, rezillenerek istifa yoluyla görevini bırakmak zorunda kaldı Nixon

Nixon’un sonunu getiren süreç, 1973 yılı Haziran ayında, Beyaz Saray danışmanlarından John Dean’in Kongre önüne çıkıp Nixon’u ve yakınlarını suçladığı ifadesini vermesiyle başlamıştı.

‘Watergate skandalı’ diye tarihe geçen olay sonunu getirdi Nixon’un; ancak süreci başlatan da Dean’in Kongre’de düzenlenen özel oturumdaki ifadeleriydi.

Reklam

Başkanlıktan istifası bir sonraki yılın (1974) Ağustos ayında gerçekleşti Nixon’un…

Süreç o zaman tam 14 ayda tamamlanmıştı.

Kongre önünde dün ifade veren Michael Cohen’in Beyaz Saray’da resmi bir görevi bulunmuyor. Buna karşılık, iş ilişkilerinden özel hayatına kadar Trump’ın her bakımdan en yakınında bulunmuş, kritik dönemeçlerde onun adına devreye girmiş, pis işlerini halletmiş özel avukatıydı o.

Tam 10 yıl boyunca…

Daha önce önlerine çıktığı Kongre üyelerine, yemin de ettiği halde, Trump adına yalanlar da söylemişti Cohen.

Şimdiki durumu kötü: Yalanları tek tek ortaya çıkınca her şeyini kaybetti, Baro tarafından ihraç edildiği için avukatlık yapamaz hale geldi, birkaç ay sonra yine aynı sebeple çarptırıldığı cezasını çekmek üzere cezaevine girecek…

İfadesi sırasında kendisini sıkıştıran Trump’ın partisinden politikacılara, “Tam 10 yıl boyunca ben de sizin gibi davranıp durdum, sürekli onu savundum; şimdiki halime bakın ve ileride kendinizin de ne hale geleceğinizi anlayın” deyiverdi.

Trump yalancı, sahtekar, menfaatçı

Reklam

Trump hakkında Cohen’in söylediklerinde şaşılacak pek az yön var. Yalancı, ırkçı, menfaatçı, insanların onuruna saygısız, sahtekar, hilekar sıfatları hayli sert olabilir, ama ABD başkanı için daha önce başkaları tarafından da aynı sıfatlar kullanılmıştı. Trump’ın ilişki kurduğu bir kadının susmasını sağlamak için Cohen’in araya girdiği, kadına yüklüce bir para ödediği de biliniyor. Bu konuda bilinmeyen, Trump’ın parayı geri ödediği ayrıntısıydı. Onu da belgeledi Cohen.

Oysa, Trump vergi mükellefi olarak doldurduğu formlarda o ödemeyi beyan etmemiş görünüyor.

Ciddi bir suçlama bu.

“Haberim yoktu” dediği bazı konularda Trump’ın tarafları yönlendirdiğinin de tanığı Cohen. Seçimde rakibi Hillary Clinton’u zor duruma düşüren ‘e-posta skandalı’ onun bilgisi dahilinde gündeme girmiş… Rusya’da adını taşıyacak otelin müzakerelerini, kendisi ısrarla inkar ettiği halde, bizzat Trump yönetmiş… Cohen bu sakarlıkları şu cümleyle açıkladı: “Aday gösterilmeyi de, ardından seçileceğini de tahmin etmediği için olağanüstü dikkatsiz davranabildi.”

Şu sözlerini Michael Cohen’in bir kenara not ettim:

“Bugün burada karşınızdayım ve Donald Trump’ın büyüsüne kapılıp onun adına kesinlikle yanlış olduğunu bizzat bildiğim işleri yapabildiğime kendim de inanamıyorum. (..) Trump’ın yanında bulunmak sarhoş edici bir şeydi.”

İktidara yakın olmanın aynen böyle büyüleyici, sarhoş edici etkileri vardır.

Süreç başladı

ABD’de başkanlık sistemi var, ama ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi sayesinde denge ve denetleme mekanizmaları çalıştığı için Kongre böyle bir ifadenin verilmesine mekan haline dönüşebiliyor.

Daha da önemlisi, ülkenin en tepe yöneticisinin en ağır sıfatlar da kullanılarak suçlandığı toplam beş saat sürmüş olan Kongre’deki özel oturum, ülkenin belli başlı TV kanalları tarafından canlı yayınlanabiliyor.

Hem de Trump’ın kendisi Kuzey Kore ile nükleer silahlar konusunu müzakere etmek üzere Vietnam’da, Ortadoğu konusunu görev olarak tevdi ettiği danışmanı-damadı Jared Kushner ikili temaslar için Ankara’da bulunduğu bir sırada…

Süreç başlamış görünüyor, bakalım Richard Nixon’un başına gelen Donald Trump’ta da tekrarlanacak mı?

Tekrarlanacaksa ne kadar zamanda?

ΩΩΩΩ

45 YORUMLAR

  1. Zihnim, hayli basit fiziksel ya da matematiksel kuralları dahi anlayıp kavrayabilmenin çok uzağında. Öylesine ki, A noktasından hareket ederek saatte bilmem kaç kilometre hızla giden bir araçla karşıt yöndeki B noktasından saatte bilmem kaç kilometre hızla giden başka bir aracın hangi zaman aralığının ardından C noktasında burun burun gelebileceklerini saniyesi saniyesine hesaplayıp bulan bir insanın yaptığı şey bana imrenilesi bir zeka pırıltısı olarak görünür. Binlerce kilometre ötede oynanan bir futbol maçında top koşturan oyuncuları “ekran”denilen bir pencerede görebilmek, taraftarların sesini duyabilmek, bir göle attığım küçük bir taş cup diye batarken, üzerinde otomobillerden TIR kamyonlarına varıncaya kadar binlerce ton yük taşıyan gemilerin nasıl olup da suya batmadıklarının sırrına varmak benim için imkansız. Uçakların içlerindeki o insanlarla ve yüzlerce valizle uçabilmesi, benim için hala mucize ötesi bir muamma. Dolayısıyla, “Bir zaman makinesi geliştirdim, 2019 yılının 1 Nisan gününden geliyorum, sevgili Fehmi Koru okurları. . .” diye söze başlayıp, kimi karmaşık nano-teknoloji terimleriyle sizlerde küçük de olsa bir “Acaba atmıyor da gerçekten yaşadığını mı anlatıyor. . .?” kuşkusu uyandırabilecek bir öykü anlatabilecek durumda değilim.
    Böyle bir şeye yeltensem, “Yahu bu adam daha dünyanın 5’den büyük olduğunu kavrayamamış, gelmiş burda zaman makinesi masalları anlatıp aklımızla alay ediyor!” diye beni tefe koyarsınız haklı olarak (muhtemelen de H. Gayret Bey yürümemi ve ense traşımı göstermemi ister). Velhasılı kelam, zaman makinesi gibi beni çok aşan şeyleri bir kenara bıraktım, ve becerime uygun olanı seçip düş makinesi yoluyla yaşadığım ülkeden binlerce kilometre ötedeki İstanbul’un Esenler ilçesine uzandım, Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ı çok seven, katıldığı ilk genel seçimlerden bu yana hep AK Parti’ye oy vermiş, (diyelim) bir devlet hastahenesinde memur olarak çalışan eşi lise, kendisi (diyelim) üniversite mezunu olup orta ölçekli yerli bir şirkette insn kaynakları departmanında çalışan (diyelim) iki çocuklu bir AK Parti seçmeni olan Nuri Şaşmaz Bey’in evine misafir oldum. Nuri Bey’in çocuklarından yaşça büyük olanı (diyelim) ortaokula, henüz okul çağına gelmemiş küçük kızı ise (diyelim) kreşe gidiyor. Evlerinin bir odasını, en mütevazi ücretle bile çalışmaya fazlasıyla hazır olan genç bir adam, Kemal Bey paylaşıyor. Kemal Bey, küçükçe tarlasında yürüttüğü ekim işlerinden elde ettiği para üretim maliyetlerini bile zor karşılar hale gelince ve bundan sıtkı sıyrılınca Isparta’daki kasabasını terk edip bir iş ve gelecek beklentisiyle İstanbul’a göç etmiş onbinlerce genç adamdan birisi; ne yazık ki, misafir olduğu evde geçirdiği 11 aylık dönem içinde o umduğu iş kapısı, tüm çabasına rağmen henüz açılmış değil.
    Akşam yemeği için hep birikte masanın etrafında toplandıklarından kısa bir süre sonra, A Haber başlıyor.
    Berat Albayrak, yüzde 14.7 olan işsizliği 2019 yılı içinde yaratacakları 2,5 milyon yeni iş sahası sayesinde yüzde 4 ya da yüzde 5’e çekeceklerini müjdeliyor.
    AK Parti Samsun milletvekili, yerel seçim kampanyası için gittiği Samsun’daki parti teşkilatında etrafındaki üyelerle söyleşirken, başkanlık sistemiyle birlikte artık kararların hızla alındığını, eğitim gibi, tarım gibi alanlarda bürokrasinin ayak bağı olmaktan çıkarılmış olunduğu için halkın taleplerine şimdi daha hızlı karşılık veriliğini, ekonominin tüm göstergelerindeki olumlu seyir ile devletin hantal yapısından yeni sistem aracılığı ile kurtulmuş olunması arasında yakın bir ilişki olduğunu söylüyor. Henüz aradan bir yıl bile geçmemişken halkın başkanlık sisteminin fayda ve faziletlerini kendi gündelik yaşantısında fark ettiğini sözlerine ekliyor.
    Erdoğan, Isparta konuşmasında, muhalif partilerin alayının Pensilvanya ve Kandil’in hizmetinde olduğunu yineledikten sonra, dış ve iç düşmanların şimdi yine harekete geçip yeni senaryolarla Cumhur İttifakı’nı yıkmaya yöneldiklerini, halkımızın uyanık olması gerektiğini, meselenin bir Erdoğan, AK Parti değil, ülkemizin beka sorunu olduğunu dile getiriyor.
    Daha önce hep MHP’ye oy vermişken İyi Parti’nin kurulmasından sonra bu partiye oy veren, M. Akşener’e çok güvenen genç Kemal, ağabeyinin gelen bir telefona cevap vermek için balkona çıkmasını fırsat bilerek, TV kumandasını alıp kanal değiştiriyor. Binali Bey’in bir gurup partili ve korumalarıyla İstanbul sokaklarını arşınladığı görüntü karşısına çıktığında, “Ne diyor bu adam?” merakıyla zaplamayı durduruyor, ama şimdi bir başka habere geçildiği için Binali Bey’in sadece son sözlerini yakalayabiliyor: ” Bu açıdan baktığımız zaman bir beka sorunuyla ilgili ben bir endişe taşımıyorum.” Erdoğan’ın İzmir’deki belediye başkan adayı N. Zeybekçi’nin de önceki gün benzer sözler söylediği aklına geliyor Kemal’in (“Vatandaşın baktığı yerden bir beka sorunu yok, bu bir yerel seçimdir”)
    Nuri Bey balkondan döndüğünde, yemek masasının arkasına düşen kanepe üzerine yerleştirilmiş televizyondan, yüzü ekranlardan düşmeyen, aslında işi ve uzmanlık alanı anketörlük olduğu halde konu ister Suriye, ister yargı, ister dövizdeki oynak kurlar, ister Türkiye Futbol Federasyonu, isterse Venezülella’nın Madurosu, isterse Kürt meselesi olsun hep konuk olarak programa davet edilen iktidar yanlısı adamla, yine programın gedikli konuklarından biri olan muhalif bir sima, Tanzim çadırları önündeki kuyrukların varlık kuyruğu mu yoksa yokluk kuyruğu mu olduğuna yönelik nezaket kurallarını hayli aşan heyecanlı kapışmasının sesleri yükseliyor.
    “Hani çöpte kesilmiş kadın bacakları bulmuşlardı ya dün. . .” diye sessizliği bozuyor Elif Hanım mırıltılı bir sesle: “Bugün de başını ve gövdesini bulmuş polisler.”
    “Mersin’de iki kuyumcuyu öldüren soyguncu da polis çıkmış. ..” diyor Nuri Bey.
    Kardeşi Kemal, geleneksel aile örfüne uygun düşüp düşmeyeceğini bir an zihninde tarttıktan sonra, ağabeyinin sakin ve hoşgörülü doğasından cesaret alıp haber paylaşımına politik bir tarafgirlikle katılıyor:
    “25 vatandaşın öldüğü tren faciasında mahkeme takipsizlik kararı vermiş. . .”
    Bu üç insanın 31 Mart günü oy kabinine girip perdeyi çektiklerinde ne yapacaklarını hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Ama şunu biliyoruz: Sadece yerel seçimlerin sonucunu değil, ülkemizin yakın geleceğinin yazgısını Nuri Bey, Elif Hanım ve Kemal Bey’in vereceği oylar belirleyecek.
    “Düş gücünü zorla ve bu insanların ne karar vereceklerini kestirmeye çalış” derseniz, elbette ki Kemal’in ‘Zillet İttifakı’na oy vereceğini düşünüyorum sizler gibi. Nuri Bey, çok muhtemel, çok arzulu olmasa da, hem büyük şehir hem ilçede AK Parti’ye verecek oyunu. Elif Hanım ise, diğer zamanlarda yaptığının aksine, seçim günü küçük kızının gittiği kreşte tanışıp çok sevdiği kendi yaşlarındaki iki hanımla birlikte çoçukları alıp bir mesire yerine gidecek, oy kullanmayıp günü o şekilde geçirecek. . .

  2. – öncelikle nurdan hanım için epey endişelenmiştim. yorumunu görünce sevindim.
    – ikinci olarak da, nedense yorumlarda nerdeyse bilinmesi mümkün olmayan konular hakkında, savundukları tarafa göre, olacaklar konusunda kesin inanç bildiriyorlar. Bu durum, hem diğer okurlar açısından yorumu yararsız, hem de böyle yorumların kendi işlevi açısından yararsız. mesela bir kişi eğer akp yandaşı ise “akp bu seçimi de kazanacak” vb. türü yorum yapıyor, muhalif ise, onlar da “akp bu seçimde kesin kaybedecek” türü yorum yapıyorlar. Ancak yapılan bu yorumların altı doldurulmuyor.
    Böyle olunca akpnin neden kazanacağı ya da kaybedeceği konusunda doyurucu bir görüş ortaya çıkmıyor. öyle olunca da okurlar, bu düşüncelerden yararlanamıyor.
    diğer açıdan ise, yeni kendi açısından işlevselliği açısından da bir yarar içermiyor. çünkü içinde bulunulan şartlar artık “akp kesin kazanır” dendiğinde de, “akp kesin kaybeder” dendiğinde de etki gücü olmayan şartlar.
    – ben de önceki seçimlerde “hile yapmazsa akp kesinlikle kaybeder” diye yorum yaptım ancak bu yorumumu temellendirmiştim. (akpnin mitinglerindeki kalabalıkların eskisine göre azlığı, coşkusuzluğu ve hatta erdoğanın konuşma yaptığı sırasında alanın boşalması vb. veriler ile).
    – evet ekonomik durum seçimleri etkileyebilecek önemde ancak seçimler sadece ekonomi üzerine oturmuyor. mesela düşmanlıklar ekonomik durumlardan daha önemli olabiliyor. insanlar düşmanlarını alt etmek için açlığa da, zülme de, hatta çocuklarının ölümüne de katlanabiliyor, razı olabiliyor. Onun için “ekonomi kötü. akp kesin kaybeder” demek çok basmakalıp bir yargı olur. Bunu söylerken akpnin kazanacağını da ifade etmiyorum. sadece yargılara varırken pek düşünülmeden yargılara varıldığını belirtmek istiyorum.
    – hep beraber, bu sitenin gerçekten de düşünce üretilen bir platform olması açısından, yorumların basmakalıplıktan çıkmasında yarar var.
    – Eğer şu anki durumdan yarar sağlayacak bir kesim belirtmek gerekirse, bu kesinlikle akp mhp tarafı olur. düşüncesizlik en çok onların işine yarar çünkü. o nedenle, özellikle de muhalif olanların bu konuda daha dikkatli yorum yapmaları gerekiyor.
    – Bir de “hangi konu daha önemli” diye sorulduğunda işin bir de propaganda yönü olduğunu hatırlatmak isterim. yani eğer ekonomik durum konusunda toplum “beka meselesi”ne göre daha fazla etkiye maruz kalırsa veya daha toplumun ilgisini çekecek şekilde işlenebilirse o zaman ekonomik konu, yok eğer beka sorunu daha fazla işlenirse ve toplumda bir karşılık görürse beka meselesi seçimleri daha fazla etkiler. Durum böyle iken, ekonominin iktidar götüreceği yargısı çok basmakalıp kalıyor.
    – bir köşe yazısında okuduğuma göre; tanzim satış kuyruğundaki bir bayana soru sorulduğunda pahalılığın sebebinin chp olduğunu söylemiş. Bu durum, propagandanın önemini yeterince açıklıyor zannediyorum.

  3. Şu anda davaları devam eden Fetö’cüler duruşmaların uzaması için kırk dereden su getiriyor. Duruşmalara katılan bir avukat bu durumun sebebini merak edip araştırıyor hangi bilgiye ulaşıyor biliyor musunuz?
    Davaları oyalama yöntemi seçen Fetö’cülerin neredeyse tamamı, “Çünkü Mart’ın sonu bahar” diyor. Yani CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun sloganı onların da dilinde…
    İlginç bir tesadüf değil mi?

  4. trump ta olmasa sayın fehmi koru ne yazacak bilemiyorum.
    neredeyse üç-beş yazıdan biri, trump gider mi acaba…gitse bari konulu.
    bir tür özdeşlik kuruyor ve bir tür kelebek etkisi umudu taşıyor olmalı.
    başkaca da umudu yok gibi. mesela muhalefetten hiç konu açmıyor. yazacak şey bulamıyor olmalı yani olumlu bir şey bulamıyordur. olumsuz kotasını iktidardan yana kullanıyor zaten. gerçekten de bizim muhalefet işi tencere tavaya kalmış durumda. muhalefetin yegane katkısı kenarına köşesine atatürk resimleri kondurulmuş domates biber fıkraları neşretmek. iktidarın hiç olmadığı kadar zayıf olduğu bir zamanda gümbür gümbür gelmesi, meydanları doldurması, sert muhalefet etmesi beklenen zamanda, partililer nerde derseniz, ola ki merak ederseniz nerde bunlar diye… dövüş kulübündeler. birbirlerini yumrukluyorlar… arada anketler imdada yetişiyor, moral nefesi için -de-araştırma firmaları İstanbul ankara da ittifakların oylarının yakın olduğunu söylüyor-da- , ankarada millet, istanbulda cumhur önde gözüküyor -ya-, söylemedikleri kararsızların oranının her zamankinden yüksek olduğu… ve bu kararsızları kararsız akp seçmeni oluşturuyor.
    nereye gidecek bu seçmen…
    tencere tavanın yardımına çatal bıçak yetişmezse kararsızların partilerine döneceğini iktidarın/ittifakın ise bu seçimi kısmi bir oy kaybıyla geçiştirebileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

    • Yazmadığı sadece muhalefet mi?
      Ayda 10 tane trump yazısı yazıyor ama mesala ABD deki bizim papazın ne işi var orada tek bir yazı bile yazılmadı.
      Sn Yazar kendini fikri takipçi ilan edip edip uzakları bile takip etmesi ile övünürken .
      Sahi ne iş yapar orada bizim Papaz Bilen var mı?

    • Sizi kışkırtmak için söylemiyorum: Partiniz Ankara’yı halihazırda kaybetti ve Ankara’yı geri alma şansınız yok, Didem Hanım. İzmir’de CHP gözlenir bir oy kaybına rağmen belediyeyi elinde tutacak. İstanbul’da durum garanti değil partiniz açısından. Erdoğan’ın, iki üç hafta önce “Bunlar da yeni türedi!” diyerek azarladığı EYT’liler konusunda söyleminden çark etmek zorunda kalarak bu insanlarda ikna edici bir umut yaratmak üzere bir söylem değişikliğine gitmesi kuvvetle muhtemel İstanbul’daki riskin büyüklüğünü kısmen azaltmak için. Her oy değerli AK Parti açısından (aynı şeyi İmamoğlu ve muhalefet bloğu için söyleyemeyiz; B. Yıldırım zorlanarak kazanacağı için AK Parti açısından Istanbul seçim sonucu da memnuniyet verici olmayacak). Velhasılı kelam, söylediğinizin aksine, partinizin kurduğu ittifak “bu seçimi kısmi bir oy kaybıyla geçiştiremeyecek”.
      Tutkulu, gerçeklikle bağı çok kolayca kopabilen, hakikatin sesine değil duygusal olarak duymak istediklerine kulak kabartan CHP’li seçmenlerle benzeştiğimi düşünebilirsiniz. Böyle değil. Yaptığım şey, kamuoyu yoklamalarında tarafsızlığına (sınanmış oldukları için) güvendiğim muhafazakar anket şirketi yöneticileri ile, seküler dünyada çözümlemelerine değer verilebilir bir kaç saygın isimden biri olan Bekir Ağırdır ile E. Mahçupyan’ı, ve Erdoğan yandaşı gazetelerdeki dört beş köşe yazarı başta gelmek üzere, muhafazakar dünyayı takip etmek yaptığım şey. 54 yaşımdayım, Türkiye ve dünya meseleleri 17 yaşımdan bu yana aralıksız ilgi ve kaygı konularımın neredeyse merkezinde. Bu da kısmi bir çözümleme kolaylığı sağlıyor. Değilse, yerel seçim sonuçlarının Erdoğan iktidarının yakın gelecekteki seyri üzerinde sanıldığı ve ileri sürüldüğü kadar etkisi olduğuna zaten hiç inanmıyorum.
      Belirgin ve üstü örtülmesi güç bir yenilgi olursa yerel seçimler AK Parti açısından, yeni parti seçmileri takip eden kısa sürede kurulur, kadrolarıyla kuruluşunu ilan eder. AK Parti bürokrasisinden ve milletvekillerinden yeni partiye geçişler olur, gerisi çorap söküğü gibi gelir (AK Parti, kurumsal kitle partisi niteliğini korumuş olsaydı ve bir Reisçiler partisine dönüşmemiş olsaydı,böyle bir durumda bile AK Parti’nin ANAP gibi çözülüp dağılma olasılığından söz etmezdim). Başarısızlık, çarpıcı bir başarısızlık olmaz ise, yeni partinin kuruluşu ve ilanı bu yılın sonlarına sarkar, sadece sözünü ettiğim süreç gecikerek yaşanmış olur.
      Hukuk devleti temelinde, bankalarından Merkez Bankası’na kadar yapısal kurumlarıyla dünya sisteminin gereklerine uygun işleyen bir ekonomik düzen oturtamamışsanız, işsizlik, tarım ve eğitim sorunlarını çözemeyip derinleştiriyorsanız, Kürt sorununu geleneksel devlet refleksleri dışında demokratik araçlarla çözmeye girişmiyorsanız, Türkiye’de iktidarda kalamazsınız. Muhalefetin çapsızlığına, 15 Temmuz’a vs. rağmen, bu Erdoğan için de geçerli.
      F. Koru’nun günlük yazılarını Koru’nun kendisine özgü imalı yazı tarzını akılda tutarak dikkatle okuyan herkes, onun yakın geleceğe ilişkin öngörülerinin neler olduğunu bilir. Trump anlatırken bile Türkiye anlatır pek çok yazısında.
      Bu tür bir başkanlık sistemi ve AK Parti’deki Reisçi lider partisi yönelimi Erdoğan’ın sonunu hazırlar demeğe getirmişti. İki yıldır söyledikleri istisnasız olarak birer birer yaşanıyor. Seküler milliyetçilerin değil, ama dindar muhafazakarların F. Koru yazılarına çok ihtiyaçları var -yazık ki, onunla CHP arasında fazlaca bir fark göremeyip yazara homurhomur homurdanmaktan yakın geleceğin siyasal süreçlerine hazırlık şansını yitiriyorlar ve seküler otokratları güçlendirip CHP’nin ömürünü uzatmış oluyorlar.
      AK Parti’nin kucaklayıcı kurumsal bir kitle partisi olduğu yıllardaki CHP ile son 1 yıldaki CHP’yi karşılaştırın. Sadece kurultay kavgalarıyla gündeme gelip herkesin kendiliğinden sönümlenip tarih sahnesine çekilmesini beklediği CHP, M. İnce gibi arkaik bir kasaba siyasetçisiyle bile milyonları alanlara toplayabiliyor, adı sanı bilinmez kendi halindeki küçücük bir belediyenin başkanı olan E. İmamoğlu, partinin en ağır topu Binali Bey ile dişe diş yarışabiliyor.
      Yani. . .

      • aslına bakarsanız kişiliğe saldırılmadığı, edep sınırları zorlanmadığı sürece pek kışkırmam.
        sizin aksinize türkiye ve dünya konuları ilgi ve kaygı merkezimde değil, ilgi alanım biraz daha farklı, dolayısıyla size göre oldukça amatör sayılırım, yorumlarımdan da belli oluyordur zaten. yani öngörülerimde yanılırsam benim açımdan pek bi prestij kaybı sayılmaz. partim kaybederse milletin kararı başımızın üstünedir. benim ne bir akp çatısından girmişliğim var, ne ak partili bir tanıdığım var. şahsi olarak beni rahatsız edecek değil, sitenin en başından beri, seçim üzerine seçim kazandığı zaman da aynı şeyi yazıyordum, yine yazıyorum, sırtımızda akp küfesi yok..akp şimdi yönettiğinden 100 kat daha iyi yönetseydi 101 kat iyi yönetecek insanlar varsa yine önü açılası olmalıdır. ben şu anda alternatif göremiyorum. gören beri gelsin…
        fehmi korunun yazılarında da türkiyeyi anlattığını anlamamak için f. koru okuru olmamak gerekir herhalde. eğitimi ve birikimini görmezden geliyor değilim elbette. sonuçta eleştiri yapıcı bir şeydir, hele bir art niyet gözetilmiyorsa.
        chp ye gelince… ile öyle çok şey yazıyorum ki ,
        alkışlar bize, oylar akp ye gidiyor diyor ya ince,
        işte öyle…

        • Didem hanım, kaliteyi ve eleştiriyi birleştiren incelikli üslubunuzun muhalefetin militan kadroları tarafından anlaşılmasını ummak biraz zorlama olur. Nitekim bu derece gözü dönmüş ve bilinçsizce her gün sağa sola bulaşan bu kurşun askerlerin memleketimiz için neyin eğri neyin doğru olduğunu kavramalarını da bekleyemeyiz. Nihayet gelecek kuşaklar sanal ortamlarda sörf yaparken “yahu bu kadar mankurt ortalığı kasıp kavururken karşılarına çıkıp kimse itiraz etmemiş mi?” demesinler diye arada bir biz de yazıp duruyoruz işte. Böylesi bir ortamda sizin gibi değerli ve entellektüel kişiliklerle karşılaşmış olmak da büyük bir onur. Bu yüzden de sayın koru okuru olmak ayrıca bir keyif diyebilirim:) karşı cinsteki(burada muhalif anlamında kullanıyorum) arkadaşlarımızın da inşallah bir ara ‘koru fanları buluşması’ düzenlendiğinde gerçek yüzlerini yakından görmüş olacağız… Selamlarımla

    • ben kendi adımı kullanıyorum, lakin insanların sembol, nick, kod, rumuz kullanmasına karşı değilim. isimlerin zaten ne önemi olabilir, adın Nusret olmuş, hasret olmuş ne fark eder…önemli olan meramımız. derdimizi anlatmak, hatta mümkün olursa bir ortamda paylaşmak.
      üstelik kiminin bahanesi hazır. muhalefetimizden dolayı içeri atılabiliriz endişesi!!! var ya.
      millet kendini içeri atılacağını sanacak kadar önemli hissediyor diyelim. .
      ya da herkes nusret karaca kadar cesur değil diyelim.

        • H gayret Bey! paketleri çok seviyorsunuz ama; gerçek isminizi yazacak kadar cesur değilsiniz. İktidara karşı olan herkesi paket yapmaya kalksan Türkiye’nin yarısı kadar hapishane inşa etmen gerekir. Siz Halka damga vurmayı iyi biliyorsunuz.
          Didem hanım; Muhalefetten çok iktidar yanlıları nick name kullanıyor dikkatinizi çekerim.
          Saygılar

          • Bu paketleme konusunda H. Gayret Bey’i ne kadar ciddiye alırsınız, bunu bilemem, sayın Karaca. Sizin bileceğiniz iş. Yalan yok, ben ciddiye aldım.
            Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi çizmeyi aştığımı düşündüğünde bana bir “Ayağını denk al, küçük çelik kuşlar gelir seni ininde bulur alır getirir” ayarı çekti; üzerinden üç beş ay geçmeden tası tarağı topladım Tayland’ın ormanlık bir bölgesinde, ağaçların gizlediği bir dağ köyüne çekildim, kedi köpekçikle güne börtü böcek sesleriyle başlıyor, börtü böcek sesleriyle yatağa yollanıyorum (çok çenebaz görünmemin bir nedeni de bu).
            Ya eski marksist kategorisinden olduğum için alınıp getirilecekler listesinde Gülencilerden sonra geldiğim için bana şu sıralar hayli müşfikçe yaklaşıyor, ya da bu dağ köyüne çekilmiş olmam gerçekten iş gördü evim teyyarelerin görüş alanına girmediği için 🙂

          • Merhaba Nusret bey! Ben buradayım sadece 15 Temmuzun meyveerini yiyenlerin, seceresini çıkarmakla meşgulüm.
            Allahın izni ile Beni paketleyebilecek emeir erlerini brnim diyen analar doğurmaiş vede doğuramaz.
            Çünkü bana taş atana gül değil kaya atarım. KIdsasa Kısas, bu bizim dinimizin emri.
            Selamlar Allaha emanet olun

          • ben sadece bu siteyi biliyorum burada da iktidar yanlılarının çoğu isim kullanıyorlar, kendi isimleri olabilir diye düşünüyorum. sonuçta kimseyi bilemeyiz, birbirimizi tanımıyoruz.
            ama dediğim gibi, ne önemi var. nick kullanmak bir eksiklik değil, fikirlere bakalım, zanlara değil…

        • Hani mesajlarıyla karşılaştığımızda farenin aşağı sarma çubuğunu imdada çağırdığımız, copy-paste İngilizce metinlerin tutkulu paylaşımcısı hanım mı?

          • Yerin kulağı var abi, evet ta kendisi, aman uzatmayalım..! Öyle bizim safanın babasının kahve arkadaşlarına falan da benzemez yani…

          • Nurdan abla valla şeytana(bernara) uyduk, yanlış anlama! Yazışmalar ortada, o başlattı yani…

  5. Bu kuwetler ayrılığı denilen mekanizma bizim eski sisteme benziyor galiba; ülkeyi kilitleyip sırtüstü yatıyorlar anlaşılan:) yalnız trampın kadına ödediği paradan bi halt çıkmaz; gayrımeşru işin gayrımeşru ödemesine vergi tahakkuk etmez heralde ama kadın fiş kestiyse ya da faturalıysa o başka tabi:)

  6. Trump’ın görevden alınacağını hiç düşünmüyorum. ABD derin devleti tüm planlarını Trump üzerinden uyguluyor. Hatta 2. Dönemde seçileceğine Eminim çünkü Trump ile Ortadoğu, İran, Suriye, Türkiye dizayn ediliyor

  7. Evet, MBS (“Murderer bin Selman)’ın can ciğer arkadaşı Amerikan damat ülkemizde! Damatlar için ayrıca yorum yapmağa değer. En önemli Bakanlık koltuğuna oturan bizim Damadın karşısında oturan Damat sadece bir danışman! Bu durum, bizdeki yüzlerce danışmanın ağırlığını mı gösteriyor, yoksa Damadın ağırlığını mı gösteriyor. İşin o yönü meçhul!
    Sistem sağlam olduktan sonra, Başkan olarak başa kim gelirse gelsin, kim giderse gitsin pek önemli değil. İşi ehline vermek açısından, Amerikan iç yapı çarkını döndüren sistem bir Damadın “Bakan” yapılamayacağı kadar etikseldir. Şeffaflık ve hesap verilebilirlik sistemin olmazsa olmaz özelliklerindendir.

    • Abd sisteminde başkan emekli olunca yerine karısı mı başkan olmak zorundaydı yoksa stajyeri mi? Az oy alan aday kazanıyor onu biliyorum da sıradaki akrabayı bi türlü çıkaramadım:)

      • Sapla samanı karıştırırsan çıkaramazsın tabii! Clinton’un yaptığı ahlaksızlık savunulabilir mi? Hem o halta ortak oldu hem de yalanla işin içiden çıkarım sandı. Ancak konuyu ayrıntılarıyla ele alan objektif programları izlediysen, Clinton’un sorgulamada nasıl iki-paralık aciz hale getirildiğini görmüş olman gerekir. Sorgulamayı yapan SİSTEMdir. İma ettiğin ahlaksızlıkların SİSTEMle ne alakası var? Önemli olan nedir: SİSTEM görevi istismarın hesabını sordu mu, sormadı mı? Bir Başkan’ı haketmediği koltuğundan sıpıtıp attı mı, atmadı mı? karısının bileğinin hakkıyla politikaya girebilmesi ve başarılı olması da SiSTEMin nitelikli olduğunu gösterir. Amerika başka yönleriyle eleştirilebilir, ayrı mesele. Ancak,
        Sapla samanı karıştırmamak lazım!
        Yeni bir şeyler ortaya koy cancağzım.
        Çamura yatma da o teklifi (http://fehmikoru.com/ak-parti-yine-kazanir-diyorum-ama-isler-galiba-iyi-gitmiyor/ H.K. 27 Şubat 2019 at 21:28 ) bir daha oku. Bizdeki SİSTEMin sağlamlaştırılması için neler yapılabilirmiş bir düşün. O teklifte hiç bir israfa kaçmadan, gayet kolaylıkla uygulanabilir ülke-yararlı 100 yıllık bir SİSTEM projesi var. At gözlüklerinle bunu göremedin gittin hkö fkö ‘ye daldın…

  8. Durum başka
    Nixon zamanında Sermaye yönetime hakimdi. Onu uzaklaştırmak için kurduğu tezgah sonuç vermiştir. Şimdi ise Sermaye ile Ordu karşı karşıyadır. Trump aradadır. ABD’de Sermaye’nin anayasası sorgulanıyor. Türkiye’de olduğu gibi ABD’de de ordu yönetime el koyabilir. Senato ve Temsilciler Meclisi sorgulanabilir. ABD’de Başbakanlık Sistemi gelebilir.
    Yeryüzünde tam istihdam sağlandığı için faizli işçilik sistemi son bulmuştur. Sermaye artık eski saltanatını kaybetmiş olacak. Varlığını koruyabilir ama artık saltanatını koruması mümkün değildir. Bu, Kur’an’ın ve tarihin bildirdikleridir.

    • İlk paragraf “olmayacak duaya, amin” türü bir saptamadır. Amerikan sistemi böyle bir sistem değil! Ordu anacak bizim gibi ülkelerde müdahele etme gereği görür. Çünkü bizim siyasetçilere göre 2+2=3, bazen de 5 tir. Ama orduya gore bu her zaman 4tür.
      Ikinci paragraf çalışmaya değer bir konudur. Faizli düzen şart değildir. “Kefenin cebi yok” sloganıyla yola çıkar herkese eşit ve hakça bir düzen dersin. Önce toplum dersin. Toplum-yararlı bir “Ortaklık Sistemi” daima yeni yeni yatırımlara yönelirse başarılı olur. Kaliteli eğitime-üretime önem verilirse başarı gayet mümkün. Başarılı sonucu ortaya koymak için ekonomik simulasyonu zor bir konu da değil, sanıyorum.

  9. GELİN! GELİN! AYAĞINI DENK AL.
    “iktidara yakın olmanın aynen böyle büyüleyici, sarhoş edici etkileri vardır.” diyor yazar. Yazı satır aralarında pek çok iç siyasete yönelik uyarılar içeriyor. Devlet iktadarı ve bütün kurumları ile bir beka sorunu algılayıp tarihte olmadığı kadar uyumlu bir çalışma içinde gözüküyor. Meseleye soğan fiyatları açısından bakanlar komşu bir ülkede binlece dönüm arazide hakimiyet kurduğumuzu ve bunu genişletme çabası içinde olduğumuzu unutuyor yada unutturmak istiyor. Şüphesiz bu bir fetih değil bir zorunlu hareket. Böyle olunca daha da uyanık ve tetikte olmamız gerekiyor. Kurumların bu kadar yakın çalışması normal bir düzende hoş karşılanmayabilir fakat etrafımız hoşluk peşine koşup boşluğa düşen devletlerle dolu olunca “milli birlik” daha önemli oluyor. Bu gün ABD ile Rusya ile pazarlığa oturuyor, abd ye rağmen bir şeyler yapıyor, iranın türlü oyunlarına dayanabiliyorsak bu birliğimiz sayesindedir. Boş verin birliği iktidar giderse her şeyinizi kaybedersiniz, hapse düşersiniz şeklinde Michael Cohen üzerinden sopa göstermek işe yarayabilir, ama kimin işine?

  10. Amerika kuvvetler ayrılığını bir kez daha test etmiş olacak.
    Bu süreç dünya için çok önemli olacaktır.
    Eğer kuvvetler ayrılığı zarar görürse dünya da bir çok devlet yönetimi bundan cesaret alabilir.
    Halk yeniden otoriter yönetimlerin rüzgarına kapılabilir.
    Dünya yeniden kısa bir dönem buzul çağına girer.
    Yeniden büyük kırılmadan sonra evrensen dünya devleti dahada pekişir.
    Günümüzde zenginler ve her yerde mesleği geçerli olanlar bu statüye çoktan ulaştı.
    İlerde daha da yaygınlaşacaktır.
    Yakın zamanda halkı tarafından (çoğunluğu)benimsenen otoriter liderlik daha da yaygınlaşabilir.
    Umudumuz odur ki Amerika da başlayan bu süreç iyi bir neticeyle ve adil bir şekilde sonuçlanır.
    Dünya liderleri ve halklarını da iyi yönde etkileyerek, hayırlara vesile olur.

  11. Bir Amerikabirleşik Devletlerinin başkanlık sistemine bakalım birde bizdeki baśkanlık sistemine bakalım isterseniz.Ülkemizde böyle bir olay olsa savcılar soruşturma başlatabilirmi,hade başlattı diyelim basın yazabilirmi hade yazdı diyelim televizyondan canlı yayın yapılabilirmi,hade yapıldı diyelim,hakimler ceza verebilirmi hade verdi diyelim,hüküm uygulanırmı.Adil yargı tarafsız basın,sağlam yasalarınız olmadığı taktirde böylebir suç bizde kulaktan kulağa bi!e konuşulamaz.Yargıya güvenin %20 lere düştüğü basın özgürlüğünün yerlerde süründüğü kanunların güçlüleri ve muktedirleri savunduğu bir ortamda Amerika birleşik devletlerinin başkanlık sistemimi daha doğru yoksa halkımızın daha ne olduğunu bilmediği ortaya karışık bizdeki başkanlık sistemi mi sizler kararı verin.Sevgiyle kalın

    • Bence, ABD ve diğer kimi demokratik ülkelerdeki başkanlış sistemi ile bizdekini karşılaştırmak, üzerine söz söyleyip fikir üretmek, zihinsel enerjimizi tüketmeyi hak etmeyen eskimiş bir konu ve tartışma, Sayın Erdem.
      Bizdekinin ne menem bir şey olduğu daha birinci yılı dolmadan HALK YIĞINLARI tarafından doğrudan deneyim yoluyla görüldü. Vesayet düzeninin biçimlendirdiği, Siyasi Partiler Kanunu ve liderlik oligarşisine dayanan parlamenter sistemi tarihe gömmüştü bu halkın sağduyusu ve politik aklı. Aynı sağduyu ve siyasal akıl, şimdi de, kendi içeriği aynı zamanda kendi kaçınılmaz başarısızlığının bir güvencesi olan bu abidik gübidik sözde başkanlık sistemini tarihe gömmeye hazırlanıyor.
      Zihinsel enerjimizi, yakın geleceğin yeni ve olması gerken sistemi üzerine harcalayalım derim 🙂

        • Nerde bu yükselen volkanlar H. Gayret Bey? Ankara’da yükselen bir volkan olduğu pek açık. İstanbul’da da öyle görünüyor. Söyleyin lutfen, volkan başka nerede yükseliyor, bilip öğrenelim, merak giderelim:)

    • Bizdeki haşhaşi hakim savcılar ancak ellerindeki iddianameyi fotokopi çektirip adliye sarayı önlerinde; gece kulübüne müşteri toplayan eskort kızlar gibi önüne gelene dağıtmayı bilir:)))

  12. Trump tum bunlardan paçayı yirtip, ikinci kez de baskan secilecek.
    Neden mi? Artık, cagimiz, Erdogan’in actigi “ne yaparsan yap, halktan bir şes çıkmaz” cagi.
    Eski, Amerika’da, Trump’in işlediği suclardan sadece bir ikisini isleyen bir başkanın istifa etmesi gerekirken, Trump’un kirdigi yumurta kirki asti demek hafif kalır. Ama halkdan ciddi bir tepki yok; halk artık kaniksamis durumda. Bundan da bir şey çıkmayacak.
    Bir bakıma, Trump, bu yeni cagin fatihi Erdogan’a ciddi teşekkür borçlu.
    Ayrica, ülkemizi Amerika’nın takip ettigi bir ülke haline getirdiğinden, dünya liderimize ne kadar minnettar olsak azdır. Azdir dediğime bakmayın, fazla bir şey de yapmamiza gerek yok; gelecek secimlerde de AKP’ye oy verirsek, yeter de artar bile.
    Ondan sonra mi? Artık secim olmayacagina gore, orasını da siz dusunun.

    • Nereden çıkarıyorsunuz “Ne yaparsan yap halktan bir ses çıkmaz” çağında yaşadığımızı?
      Halktan ciddi tepki yokmuş, halk artık kanıksamış, Amerika’da haşk ne ise bizde de öyleymiş, bu cağı da Erdoğan açmış. . . Geçiniz efendim! 🙂
      Halk, tanzim çadırları önünde kuyruk yapsın diye var olan, kendi hayatına ve içinde yaşadığı ülkeye ilişkin hiçbir fikri olmayan pasif bir yığın mıdır, T.R.Winemaker? Ne zaman kurtulacaksınız bu Erdoğan’ın gücünü abartıp halkın gücünü sıfırlama hastalığından merak ediyorum gerçekten.
      Ne Erdoğan gördüğünüz ve karamsarlık yayarak gösterdiğiniz kadar güçlü bir lider, ne de halk tanzim kuyruklarına yarenlik etmek, gelini komşuyu kaynanayı çekip çekiştirmek ya da birlikte selfi çekmek için doluşuyor.
      Her şeyi kontrol ettiğini düşündüğünüz o lider, o hüzünle ve iç sıkıntısıyla izlediğiniz (nasılbir izleme eylemi ise o artık) halkın oylarıyla Bahçeli desteği olmadan ayakta kalamaz bir lider -farkında mısınız bunun?
      O gücünden görkeminden pek ürkmüş ve karamsarlığa kapılmış göründüğünüz liderin, milletimizin gerçekten hassas olduğu BEKA meselesindeki bütün o bağırış çığırışlarına rağmen, dünya lideriyle alay edercesine gidip oy mührünü terörist partinin (!) adayı Mansur Yavaş’ın aha da tam anlına yapıştıracak Ankara’da, Erdoğan’ın adayına en az 7-8 puan farkıyla kaybettirecek. (Bir yere gideceğim yok, seçim sonrası da buradayım, dediğim gibi olmazsa gel bu iddiamı bana hatırlat ve gönlünce alaya al)
      İstanbul’da, ülkenin gerçekten en ebelek-gübelek partisinin gösterdiği E. İmamoğlu gibi adı sanı şehrin en küçük ilçesine hapsolmuş, senin benim daha önce adını bir kez duymamış olduğumuz adayı, Binali Yıldırım’a kök söktürecek. Binali Bey kazanırsa da, kaybederse de,ancak burun farkıyla olacak bu.
      O pek güçlü sandığın lider haftalardır “Beka Sorunu” diye şehir şehir dolaşıyor, “Bunların alayı Zillet İttifakı!” deyu twitler sallayıp duruyor, ama kendi gösterdiği İstanbul ve İzmir adayları sırasıyla kendilerine uzatılan mikrofona “Bana göre beka sorunu yok”, “Seçmen açısından bakıldığında bir beka sorunu yok” diyor (Herhalde CHP’deki çok başlılığa ve çok sesliliğe özendiler!), Doğu Beyazıt’da AK Parti adayı gidip HDP seçim bürosunu ziyaret edip misafir oluyor! Bunlar neden oluyor, hiç düşündün mü, bir fikre vardın mı? Sadece ve sadece dört harflik basit bir sözcük yüzünden değerli kardeşim -HALK. Allah esirgesin, Halk bir kez konuşmaya görsün, insana feleğini şaşırtır, hatırlatmış ve hatırlamış olalım bu vesileyle.
      En sıkı AK Parti seçmenleri evinden kamyonundan gelen gaz-elektrik faturalarına isyan edip nedamet getiriyor haklı olarak, siz gelmiş burada bizlere karamsarlık aşılıyorsunuz -amacınız maksadınız bu kullanıcı adı ile ürettiğiniz şarabı markalaştırmak mı, anlamadım doğrusu 🙂
      Halkımız, erdemli, vicdanlı ve ahlaklı dindar muhafazakarların liderliğinde Türkiye’nin demokratik kitle partisini kurarak ülkeyi 2013’den sonra içine sürüklendiği açmazlardan kurtarıp engin denizlere yelken açmaya karar verdi, sizin -bırak dünyayı bir kenara- ülkede olan bitenden haberiniz yok gibi 🙂

      • Sn.bernar gördüğünüz gibi öyle ortada abartılacak bir zihinsel enerji falan yok; bi yığın mercimek beyinli habire kendi ülkesine ve milletine sövüp sayıyor hepsi bu:( 250 kelimelik otel ingilizcesiyle abd nin shell istasyonlarında tuvalet temizleyiciliği yapan bu iyi yetişmiş mutemetlerin tek derdi bi yeşilkarttır; onu da böyle giderse tramp ellerinden alacak galiba:)

      • Iyimser olmayi isterdim, ve insaallah siz haklisinizdir. ama Sokrates’in sünnetine gore, demokrasilerde iyimser olacak bir durum yok.
        Ornegin, siyonistlerin degil, amerikanin cikarlari icin mukemmel isler yapan baba bush bir secim basta kalabilirken, hem amerika hem de dünya icin bir felaket olan ogul bush iki kere secilebildi. Basit bir mantikla… Trump’un Amerika’nin basından hiç gitmeyeceğini ongorebiliriz; bu firsat kacarsa, ikinci bir Trump olmayabilir.
        Ayni şey Turkiye icin de gecerli.

  13. Liderler dokunulmaz değildir. Halk seçer ve halk onları eleştirmeyi hak eder. Trump hata yapmışsa Yüce divana gider. Aynı olaylar bizim Ülkede de olabilir mi diye düşündüm ama; bırakın lideri eleştirmeyi, iktidar caycisini bile elestiremiyoruz. Hemen vatan haini damgası yiyoruz. Zillet ve terör örgütü ve Çete ilan ediliyoruz.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Sen eleştireceksin ne güzel, seni eleştirecekler ne kötü…. Nusret sen kadrolu eleştirmen gibisin… sürekli eleştirdiğin için yorumların pek kıymetli olmuyor…Sen ilk önce oy verdiğin kendi genel başkanını bi eleştirmeye başla…. Kendinize iğneyi batırmadan başkasına çuvaldız. Yok öyle…Biz oy verdiklerimize sahip çıkmasını biliriz… gerçi sizde lider yok dimi… onun için hep başkası…anlıyorum…Başkasının desteklediğine de biraz saygın olsun..hep mi kötü bu adamlar…

      • Bizim lider tapu gibi partinin başında Temel Karamollaoğlu. Elbette iktidarın yaptığı yanlışları eleştireceğiz. 16 yıldır Ülke ne hale geldi. Eğer bu tanzim çadırları CHP veya Saadet Partisi açmış olsaydı: Sn. Erdoğan diyecekti: Eyyy Miletim Türkiye gibi tarım ülkesi kilometrelik çadır kuyruğuna mahkum olmuş, halen oy verecek misiniz diyecekti. Ayrıca Bizleri zillet yaptınız çete yaptınız neredeyse Vatan haini ilan ettiniz. Ak Parti Kurulduğu günden bu güne kadar HDP ile en çok kim kol kolaydı. İktidar oyları azaldı diye mi HDP CHP İP ve SP zillet oldu. Beka sorunu dediğiniz AKP ve MHP çöküş sorunu olmasın? Eğer HDP Meşru değilde iktidar alenen suç işliyor demektir. Mecliste oturuyorlar. Eğer HDP Meşru ise iktidar yine suç işliyor. Çünkü haksızlık yapıyor.
        Saygılar

        • Erbakan olaydı hepinize gulu gulu dansı yaptırırdı…Erbakan olaydı Chp ile sarmaş dolaş olurmuydu… tabiki hayır…. siz onların yanından desteğini çektiniz.kime veriyorsunuz şu an ben ona bakarım… merak etme biz desteklicez sonuna kadar, siz yoksanızbiz varız…Sizin liderin tapulu malı mı ki parti…Yıllarca mücadele ettiniğiniz adamlarla kol kola…yakışır size…

          • Sayın başbuğum müsaadenizle nusret arkadaşa bi saplama yapmak zorundayım: bendeki kayıtlara göre türkiyedeki çadırdan tanzim satışlar ve meyve sebze ticareti refah partili ankara belediye başkanı melih gökçekin “belpa”yla başlattığı bir uygulamaymış ve erbakan da genel başkanıymış. Kendisine bugüne kadar neden refah belediyesi manavlık yapıyor diye söven sayan da hiç olmamış… Bunların alayı yalancı!

  14. Devletin yönetim şekli ne kadar önemli ,Sistem ilke ve prensiplere, dayanıyorsa,devletin mekanizması. Sadece kendi işini yapıyorsa,ve denetlemede hakkıyla yapılıyorsa İşte o devlet gücünü sisteminden alıyor Güçlü devlet oluyor.Yok eğer. Devlet ,Kişiye veya herhangi bir topluluğa dayanıyorsa ,ve hiçbir şekilde denetlenemiyor, Sorgulanamıyorsa tamamen kişilerin. Keyfiliğine bırakılmışsa oradada,huzur güven güçlü devlet olmuyor.Kalıcı başarılar elde edilemiyor, Devlet,Sağlam ilke ve prensiplere dayanmalı keyfiliğe izin vermemeli yoksa herkes devleti babasının malı zannediyor kafasına göre yönetmeye çalışıyor ,sonra Kifayetsiz muhterisler. Bundan nemalanıyor ,hiç haketmediğ makam Ve mevkileride zayıflatıyor…

  15. Zamanı belli!
    İki yıldan daha az bir zaman kalan ABD seçimlerine yeniden aday olup ikinci bir dört yılı daha başkan olarak geçirmeyi planlayan Trump ve bağlılarına, karşı cenahın veya -ABD devlet geleneğinin, Trump gibi bir deliyi/karaktetsizi ülkenin başından kovmaya kararlı kesiminin- ona bu zevki tattırmamak adina başlattığı bir süreç olsa gerek bu.
    Yani, Tramp’in ABD ‘nin yaklaşık iki yıl sonra yapilacak başkanlık seçimine aday olmasını engellemek adına sarf edilen bir çaba bu galiba.
    Bu arada Trump ‘ın damadı ülkemizde üst düzey bir ilgiyle ağırlandı. Bizim damat ile de mesaisi oldu.
    Damatarın ülke yönetiminde etkili olduğu ikimizden -ABD ve Türkiye’den- başka ülkeler var mıdır bilmiyorum. Lakin Trump ‘ın damadının bölgede cirit atıyor olması pek hayra alamet olmasa gerek.
    Trump ‘ın sonunun gelmesine yönelik çalışmaları destekliyorum ki, bu, onun damadıyla birlikte gitmesi demek.
    İsrail’in de hesapları alt-üst olur ya.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız