“Ülkeyi şuna buna teslim edecek değiliz” demiş bir politikacı.. Politikanın temel ilkelerini hatırlatmak bana düşüyor…

78

Politika ile meşgul olanların, herhangi bir partinin içinde yer alıp çeşitli düzeyinde görev üstlenenlerin nihai amacı acaba ne olabilir?

Garip bir soru değil mi?

Ancak öyle değil. Bana bu soruyu sorduran, seçime haftalar kala, bazılarının dillendirdikleri, diğer bazılarının da köşelerine yansıttıkları sakil görüşler…

Soruma kendim cevap vereyim: Politika ile meşgul olan herkes, ilçe teşkilatında yer alanından milletvekilliğine soyunanına kadar, iktidar olma fırsatı yakalayıp ilçeyi, ili ve ülkeyi yönetmek ister…

Amaç, politikada, ülkeyi yönetmektir…

Elbette yönetimlerin seçimle el değiştirebildiği bir sistem olan demokrasinin geçerli olduğu ülkelerde…

Üç hafta sonra sandığa giderek seçilmelerini sağlayacağımız belediye başkanlığı ile belediye meclisleri üyeliklerine adaylığını koyanlar da, yerel yönetimlerde söz sahibi olmak, seçmenden vize alabilirlerse, ilçe ve illerde yönetici konumuna gelebilmek için yarışıyorlar.

Oysa bazılarının dillerine yansıyan görüşe bakılırsa, ülkemizde yönetim belli bir kesimin, partinin, hatta kişinin hakkı. O parti veya kesimden olmayan birileri politika yoluyla bir yerlere gelmek, ilçe, il veya ülke düzeyinde yönetimde yer almak isteyemezler, bunu yapmaya hakları yoktur.

Reklam

Hatta yanlış ve tehlikeli bir iş de yapmış olmaktadır o kişiler…

Yanlışın engellenmesi, öylelerinin niyetlerinin mutlaka önüne geçilmesi gerekir.

“Nereden çıktı bu?” sorusuyla karşıma çıkacaklara şu alıntıya bir göz atmalarını öneririm:

“Bu seçimlerde AK Parti karşıtı bir ittifak oluşturmaya gayret ediyorlar. Sandıklarda Cumhurbaşkanımızı başka bir yolla göndermek istiyorlar. Bu millet buna müsaade eder mi?  (..) Bu ülkeyi yolda bulmadık. Şuna buna da teslim edecek değiliz. Bu ülkeyi Suriye haline getirmek isteyenlere, parça parça etmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Bayrağımızın hep gölgesinde rahatladığımız, soluk aldığımız bir sığınma merkezi olacak. Bayrağımız, istikbalimizin işareti olacak. AK Parti büyük bir parti, büyük tecrübesi var, deneyimleri var. Dünya çapında bir lideri var.”

Kusura bakılmasın, ama bu sözler seçim propagandasının bir unsuru olarak, önüne çıkılan vatandaştan oy devşirmek için sarf edilmiş olsa bile, sakıncalı bir zihniyeti ele veriyor.

Meşru partilere gayrı meşru bakış

Gazetede karşımıza çıkan bu sözleri okuyunca, sanki ülke dışarıdan bir saldırıya uğrayacak ya da içeriden beşinci kol durumunda olan birilerinin desiselerine muhatap olacak hissine kapılmamak elde değil.

Oysa, o sözlerin sahibi, bu konuşmayı yaptığı ilçede partisinin aday gösterdiği kişinin belediye başkanı seçilmesini istiyor. O adayın rakipleri de ülkenin meşru partilerinin aday gösterdikleri aynı ilçeden başka kişiler… Yaptıkları şeyin adı ‘politika’ ve hepsinin tek hedefi de, o ilçeyi yönetme hakkına sahip olmak.

Reklam

Hiçbirinin ülkeyi Suriye haline dönüştürmek, parça parça etmek niyetine sahip insanlar olduğunu sanmıyorum. Hele bayrakla bir dertleri hiç olmaz.

İçlerinden hangisi seçmenden başkan olma vizesi almayı başarırsa ilçenin belediye başkanı o olacak.

Bunun tersini düşünmek, o ilçeyi, ilçenin bağlı olduğu ili ve doğal olarak da ülkeyi yönetmenin yalnızca kendilerinin hakkı olduğunu iddia etmek anlamına gelmiyor mu?

Ya millet aynı görüşü paylaşmayacak ve o ilçeden başlayarak illerde ve sonra da ülke çapında bu sözlerin sahibinin partisinden başka bir partiyi tercih edecek olursa?

O zaman ne olacak?

“Bu ülkeyi yolda bulmadık. Şuna buna da teslim edecek değiliz” cümlesinde yatan zihniyet mi devreye girecek?

Söyleyene yakıştıramadığım sözler bunlar…

‘Şuna-buna’ denilenlerin partisi AK Parti’ydi

AK Parti 2002 yılında oyların yalnızca üçte birini aldığı halde Meclis’teki sandalyelerin üçte ikisini kazanarak birinci parti olmayı başardı. 28 Şubat (1997) şartlarının ağırlığının henüz hissedildiği, liderinin siyasi yasaklı olduğu için milletvekili seçilemediği o günlerde, kimse “Bu ülkeyi yolda bulmadık, şuna buna da teslim edecek değiliz” diye ortaya atılmadı. Akıllarından o niyeti geçirseler bile aralarından böyle bir görüşü dillendiren çıkmadı.

Şimdi ne oluyor da, vatandaşın karşısına dikilip böylesine sakil görüşler kitlelerle paylaşılabiliyor?

Bugünlerde görüşünü aktardığım politikacının rakiplerine bakış tarzını, AK Parti çatısı altında toplanan politikacılar için benimsemiş kesimler, AK Parti’nin kurulduğu ve iktidara talip olduğu dönemde vardı. AK Parti onlar tarafından ülke yönetiminin teslim edilemeyeceği kadronun partisi olarak görülüyor, temsil ettiği görüşler de tehlikeli bulunuyordu.

O günlerin ‘şunlar-bunlar’ denilecek kadrosu AK Partililerdi.

Nereden nereye, değil mi?

Özetleyeyim:

Politikanın, demokrasinin söz konusu olduğu ülkelerde, politikacı sıfatını taşıyan insanlar tarafından, yerelden başlayarak ülke geneline kadar, yönetimde yer almak için yapılan bir uğraş olduğunu unutmamak gerekiyor. Seçime girmeye hak kazanmış bütün siyasi partilerin, vatandaştan oy alabildikleri takdirde, yerelde ve ülke genelinde iktidar olabileceği gerçeğine herkes kendisini alıştırmalı.

İktidar nasıl size teslim edildiyse, ‘şunlar-bunlar’ demeyip günü geldiğinde siz de, onu, kazanana teslim edeceksiniz.

Demokrasi, halk gerekli gördüğünde, yönetimin ‘şuna-buna’ da teslim edilebildiği sistemin adıdır çünkü.

ΩΩΩΩ

78 YORUMLAR

  1. Editör arkadaş yorum yapan arkadaşların yazdıklarını altına ifade ekleme beğeni tuşu ,muhteşem, hahaha, inanılmaz, üzgün ve kızgın gibi tepki tuşlar neden koymuyorsunuz…

    • Sitenin ciddiyetine zarar verir.Ayrıca -kendimce- fikir içermeyen bu kabil tepkilerin kimseye bir faydası olmayacağı kanaatindeyim.

  2. “Hiçbirinin ülkeyi Suriye haline dönüştürmek, parça parça etmek niyetine sahip insanlar olduğunu sanmıyorum. Hele bayrakla bir dertleri hiç olmaz.”yazarin bu cumlesini

    chp belediye mitinginden mikrofon kazasiyla gelen “yok abi bizim oylar kurdistana” haberiyle degerlendirin bakalim birde ..
    neymis ? sanmiyormus yazarimiz.

  3. Bazı arkadaşlar, arabesk şarkıcılarıyla öne çıkıp tanınır olmuş bir gece gazinosuna gidip assolistten heavy-metal parçalar söylemesini talep eden, talepleri yerine gelmediği için ilkin homurhomur olan, ardından da öfkesini frenleyemeyip eline geçirdiği bardağı çatalı sahneye fırlatan insanlar gibiler gerçekten.

    Yazar F. Koru, yarım asırlık gazetecilik ve köşe yazarlığı hayatında, ödün vermediği ilkeler ışığında, kendi içinde tutarlı bir çizgide yazılar kaleme alan saygın ve ilkeli bir kalem. Çok az faniye nasip olabilecek bir birikime sahip ve, çok haklı olarak, kendi önemsediği, değinmekte fayda gördüğü konuları seçip öne çıkarıyor.

    Yazardan A-Haber tadında şeyler duymak isteyen kimileri, sıklıkla “sen” şeklinde hitap ederek, beklentilerini karşılayan yazılar göremedikleri için, yazarın 50 yıllık birikimini heba ettiğini ileri sürebiliyorlar. “Hadi şunu da yaz bakalım yazabiliyorsan!” tadında atarlanıyorlar gençliğe ilk adımlarını atan çocuklara özgü bir huzursuzluk ve hırçınlıkla.

    Önceleri can sıkıcı bulurdum bu durumu, ruhum daralırdı. Artık gülümseyerek karşılıyorum.

    • Aynı kanaatteyim.Oysa piyasada istedikleri gibi yazan çok sayıda yazar var.Yetmiyor demek ki.Belki de “bir Fehmi Koru hepsine bedeldir “diye düşünüyorlardır.

    • Töremize göre büyüklerimize saygılı olmak boynumuzun borcudur; karşıt görüşte bile olsak:) eleştirimizi yapalım ama türk efendiliğiyle; yani necip bey gibi. Sözüm benimdir; isteyen dinler isteyen dinlemez… Mutabık mıyız bernar?

    • Demek ki okuyucular her kesimi okuyor sadece A haber i dinlemiyor

      Asıl aynı şey sizler için geçerli
      Durup durup ak parti ve Reis-i yola getirme peşindesiniz
      Buyurun istediğinizi gibi CHP hdp iyi parti Saadet var
      Onu destekleyin olsun bitsin
      Onu destekliyorumu da elli dereden su getirmeden açıklayabilirsiniz yazar da dahil buna
      Asıl komik olan da kriptoların kılıktan kılığa girmeleri

  4. Köpeğe sormuşlar, günde kaç taş yersin diye; mahallenin puştuna bağlı demiş:) milletimizin düşmanları hem dışardan hem içerden canla başla türkiyeyi tökezletmek için uğraşırken sanal alemi de boş bırakmıyorlar. Her türden muzahrafatı boş gördükleri yere tuvalet kapısı yazıları gibi sıvanıp geçiyorlar. İlgili ilgisiz, yerli yersiz ne bulurlarsa; halkın iktidarına karşı bir karalama ve kin kusma aracı olarak kullanıyorlar. Alabildiğine cahil ve cüretkar, alabildiğine şuursuz ve saldırganlar. Gözü dönmüş vahşiler gibi dört bir yandan milletimizin kutsallarına saldırıyorlar; o da yetmiyor siyasi tercihlerimize sövüyorlar, milli manevi neyimiz varsa ayaklar altına alıp çiğniyorlar. Çünkü biz onların taptığı tiranlara ve putlarına tapmıyoruz! Tek tanrıya tapıyoruz ve onun son elçisini selamlıyoruz… “Dünya gemisinin kaptanı abd dir ve biz de onun miçosuyuz” diyerek okyanus ötesine postu serip inzivaya çekilen sümüklü psikopat ve haşhaşileri kendi tapındıkları putlara karşı duruyoruz, biz de onlar gibi köpekleşmiyoruz diye kuduruyorlar! Dünyanın neresine kaçarsanız kaçın, son fetöcü de imha edilene kadar durmak yok yola devam..!

    • Şu seninki de bir siyaset tabii..

      *******
      Mangalda kül bırakma, fizandakilere karşı..
      Yahu kulak versene biraz, bak ne diyor çarşı;
      Şu seninki şövenizm, güç eldeyken “kin tutma”.
      Kuruların arasında yaşlar da var, unutma!
      *******

      Bu arada, Ebubekir toktaroğlunu internette buldum (https://en.wikipedia.org/wiki/Toktar_Aubakirov ). Sonra, başka bilgilere ulaştım. Aslında, o da, ilk müslüman astronot değil. İlki giden müslüman Saudi bir Arap 1985’te gitmiş (ABD aracında). Sonra Rus aracıyla gıden bir Suriyeli (1987), daha sonra bir Azeri (1987), bir Afgan (1988) ta ondan sonra Kazak (Toktar-1991).Toktar’dan sonra uzaya giden iki Kazak daha var. Daha sonra bir Kırgız ve Iranlı var. Yani, herkes gitmiş hemen hemen, Türkiye’den henüz biri yok. Güya önemli bir NATO ülkesiyiz ve stratejik bir ABD ortağı! Şu «çantada keklik»ülkemiz/ordumuz o kadar havacı mühendis/asker yetiştirdi darbeler için kullanıldı, ancak bir tanesini astronot olarak görmek istemediler. 15 Temmuz dönüm noktasından ABD’nin ne kadar ders çıkardığını zamanla göreceğiz.

      Neyse uzatmayalım. «Ey yeryüzü! artık insanoğluna sen tapın!» şiirinin evveliyatı ve devamı varsa yaz, referansıyla bilgimiz olsun… Gerçekten fikir yapılarını merak ettim (belki «akıl*iman sentezi» bakış açısından yeni şeyler keşfedebilirim!)

      Tevrat’a göre, Türk boyu Yafes’ten geliyorsa, Yahudiler Ortadoğudaki adaletsizlik ve kanın durdurulması konusunda niye Türklere güvenmiyor ve radikal kürtleri kollayıp kışkırtan Türkiye’ye musallat eden onlar. En azından oluşmuş böyle bir algının ortadan kaldırılması yönünde hiç bir gayret göstermiyorlar. Bu yetmiyormuş gibi, Kıbrıs’a gidip Akdeniz’deki tabi kaynakları paylaşma konusunda Rumları Türkiye’ye karşı kışkırtıyorlar. Gerçi dünya kamuoyunda boy-bos gösterme şövenizmine soyunan Sn. Erdoğan da ilişkilerin bozulması pahasına lüzümsuz çıkışlar yapmadı değil.

      • Dostum şiir kazak alimi oljas süleymanova aittir; orjinali rusçadır ve bu dize de şiirin başlığıymış:) şiirin içinde böyle geçiyor: “Ey yeryüzü! artık insanoğluna sen tapın! Tanrınım ve dahi babanım…” diye devam ediyor. 1961de gagarin aya gidince yazılmış… Bu şiiriyle ünlenmiş ve o yıllarda kolombiya ve sorbon üniversitelerinde o zamanki öğrencilerin önünde kendisi okumuş bu şiiri… Farklı farklı halklar, bu aya seyahat olayıyla kendilerinin dünya denilen bir gezegenin ortak sakinleri olduklarını farkettiler diyor şair:)

  5. Sayın Koru , yazınıza konu ettiğiniz cümlelerin kastının sizin anlamak ve anlatmak istediğiniz gibi olmadığını pekala biliyorsunuz. Seçim günü yaklaştıkça elinizde büyüteçle abartılacak beyan ve olay arayacağınız anlaşılıyor. Bu tip – hadi öyle diyelim – küçük dil sürçmelerinin veya kısmen kapalı konuşmaların peşine düşünceye kadar , sizin gibi usta kalemin yazabileceği o kadar ülke meselesi var ki. Bunların tamamı için hep birlikte mücadele edeceğimiz yerde , ayak oyunlarına rafine yorum ve göndermelerle zemin hazırlamak 50 yıllık emeğe yakışıyor mu ? ” O konuların tamamı beka ile ilgili. E , ben de böyle bir sorun yok diyorum. Ne yapalım,geriye dil sürçmelerinin takibi , sürpriz sonuçları ümit etme , poşet isyanı… gibi konular kalıyor ” diyorsanız ona sözüm yok. Nihayetinde geçim dünyası. Yine aynı şeyi yazarak bitireyim. Muhalif yorumları çekinmeden yayınlıyorsunuz ; demek ki eski Fehmi Bey için halen bir ümit var.

  6. İslam Ülkelerinde, Kurtarılacaklarda. Kurtarıcıda, Mehdi bekleyenlerde, Mehdide bitmez .Allahü Teala Kuran’da, Düşünmek ,Akletmekle ilgili Tedebbür,Tezekkür,Tefekkür,Teakkul u emreder-Tavsiye Eder . Müslümanda. Genellikle Aklını birisine Emanete. Bıraktığı İçin Yukarıda saydığımız. Akletme melekelerini çalıştıramaz sonrada başına iş gelince ne yapacak bilemez ,saçma sapan şeyler yapar. Çok basit bir gerçeğin anlaşılmaması. İçin Gayreteden yorumlara bakmak yeterli kendinizi bu Kadar yormayın ,Bakın ben nasıl bir ülke özlüyorum,Adalet olsun,Özgürlük olsun, Demokrasi olsun, Eşitlik olsun İnsanhakları olsun, Zenginlik olsun Benim ülkemde Yöneticiler uyanık olsun Hiç kimse ÇUKUR Kazamasın ,Hiç kimse Soru çalamasın, paralel şebeke kuramasın, mafya olmasın Eş ,dost akraba,Hemşericilik olmasın eşit şartlarda yarış olsun Bunları beceremeyende çıkıp ben ülkeyi iyi yönetirim diye bizi oyalamasın seçim ortamını göz boyamayla savaş ortamına hayat Memata çevirmesin Siz istemezmisiniz!..

  7. Evet! Şu siyasi yönetim kültürünü “Yağma Hasan’ın Böreği” tadında bir meşgale olmaktan çıkarmak şart! Ancak ondan sonradır ki millete/ülkeye gerçek anlamda hizmet etmek isteyen ve Allah rızasından başkaca bir gayesi olmayan yetenekli insanların önü açılmış olur. Türkiye’yi mevcut kadrolardakilerden çok daha iyi yönetecek; önceliklerini bilecek, ağırlıklı olarak üretime yönelecek-işi ehline verecek, hakkıyla denetleyecek, israf politikalarını bırakacak temiz insanlar her zaman vardır. Olmaması mümkün değil. Bu laçka sistemden ülkeyi kurtaracak olan onlardır, partizan parazitler değil.

    Bu işe yurtdışından da omuz verecekler çıkar. Birkaç nesildir gelişmiş ülkelerde yaşayanların çocukları önemli bir kaynaktır. Bu şekilde çok daha iyi işleyen, başarılı sistemi yakından görmüş, çalışma kültürü açısından disiplinli yeteneklere ulaşılmalı. Bunlardan mutlaka faydalanılmalı. Bu çağda bu iş hem gerekli ve hem de oldukça kolay. Yurtdışında yetişip Türkiye’ye aidiyeti yerinde olanlara %25 gibi bir kontenjan ayrılmalı. Bunlar AB, ABD, İsrail ile zaman zaman ortaya çıkacak sorunlarda iyi bir iletişim köprüsü de teşkil ederler. Bunların Türkiye siyasetine entegrasyonunu engelleyen kanunlar varsa, yeni düzenlemelerle bu durum ortadan kaldırılmalı….

  8. Bu şekli ile sunulan paragraf ele alındığında onaylanacak cümleler değil ,Ancak ifadenin başlangıcını ve sonunu görmeden bir yorumda bulunmakta güç.

    Lakin biraz fazla yüklenmiş Sayın Koru; Yiğidi öldür ama hakkını yememek lazım. Sayın siyasetçinin yanlış hatırlamıyorsam bir televizyon programında da benzer ifadeleri olmuştu. Konuşmasında Venezuela üzerinden yapılan dış müdahaleyle ilgili söylemi sırasında,dış müdahaleler karşısında tavrını ortaya koymak adına, bu cümlelere benzer ifadeler beyan ettiğini hatırlıyorum .Sonraki ifadelerinde biraz kastını aşan cümleler ilave etmiş olabilir, Zaman zaman hepimizin başına gelmiyor mu? Çoğu zaman yanlış anlaşılıyoruz. 28 Şubat sürecinde kendisi de bu beyan ve üsluba muhatap olmuş bir insanın, bu niyetle cümleleri sarf etmesi de beklenemez.

    Olsa olsa gaf der geçeriz…

  9. Halk artık , yok sol gelirse ortalık kötü olur yok CHP gelirse hdp ile iş tutar vs vs.Artık bu söylemlerin son kullanma tarihi geçti.Geçen Akp nin ağırlıkta olduğu Ege ilçelerini gezdim halkta ciddi ekonomik bıkkınlık var.Halk Pazar’ları bom boş köylü tezgah açmıyor,Kahveci’yle konuştum ,bu zamana kadar silme Akp ye oy verdiğini bundan kesinlikle vermeyeceğini çok farklı bir üslupla belirtti ( anladınız siz ).Yani halk ekonomiye bakar,mutfağa bakar gerisi hikaye….

    • Sadullah bey! Bunlar onada çare bulurlar, bu seferde cocuk yaşda ölenleri diriltir oy verdirirler.
      Bunlara birde hayeli seçmen ekledinizmi….. işleri tamamdir.

  10. Ak Parti/Erdoğan karşıtlığı sizi Kemal Kılıçdaroğlu çizgisine getirdi ya, yazıklar olsun. Ben de her yaptıklarını savunmuyorum ve çok yanlış yaptıklarını ve hala yapmaya devam ettiklerini görüyorum. Ama CHP nin dünya kadar Pkk’lı ve sempatizanlarını belediye meclis üyelikleri için aday gösterdiğini (HDP yi hiç saymıyorum bile) ve seçildikleri takdirde ülkeyi hendek savaşlarından daha beter hale getireceklerini tahmin edebiliyorum. Siz de adınız gibi biliyorsunuz ama kininiz bu gerçeği söylemenizi engelliyor.

  11. Fehmi bey son zamanlarda siyasetin ve siyasetçinin gelmiş olduğu seviyesizliği çok güzel açık ve seçik yazıyor ben anlıyorumda bu yazılardan okuyupta nasiplenmeyen arkadaşlara ne demeli bilmiyorum.Ak partiye oy verenlerin berat belgesini aldığını söyleyenlerimi desteklersiniz,Ak partiye oy verirseniz hesaba çekilmeyeceğini söyleyen millet vekillerinimi seversiniz yoksa siyasette o parti benim bu parti benim diyerek taklalar atan Numan beyin bu normal bir ülkede suç teşkil eden konuşmasınımı alkışlarsınız bilmem ama benim son zamanlarda oy uğruna söylenen bu sözler benim midemi bulandırdı.Ak parti genel başkanının dediği gibi nerden nereye….

  12. Ayni sözleri 20 yildir iktidarda olan hasta olup tekerlekli sandalyede olan ve yillardır ülke dişında tedavi gören Cezayir cumhurbaşkanida söylüyor. Demekki bir bir bildikleri var bu mübareklerin.!

  13. Yorumcuların çoğunun Prof. Neumark’in dedikleriden pek Haberi olmamış galiba. N. Kurtulmuş bey
    belki de DEMOKRASİ (palavrasına) uygun düşmese de GERÇEĞİ dile getirmiş. Türkiye Cumhuriyeti – Batılıların LOZAN’da belli edilen Yazılım ve Programa göre kurulmuş, formatlanmış. Size, – O Program dahilinde oyalayıcı,
    bazı esneklikler tanısalar bile O YAZILIM’ın DIŞINA çıkamazsın. Prof. NEÜMARK bunu hatırlatıyor. Mısır’da, SUDAN’da, Venezzuella’da hep bu gerçekle karşı karşıyayız. Dikdatörler Sınıf (Dünya nüfusunun % 0 ‘desini teşkil edenler) Çavuşu yapılan EKOL’un HAYLAZ çocuklarıdır.

    RTE ve VEkili N.Kurtulmuş gerçekleri daha yakından görüyordur.

    Allah, politikayı MESLEK edinmiş KİFAYETSİZ MUHTERİSLERDEN Memleketi korusun.

    İslam ne FETÖ’nün ne de başkalarının inhisarındadır. Belki Cumhuriyeti kuranların olabilir.

  14. Eski türkiyeyi özleyenler hatırlar: hizaya sokulması gereken partilerle ilgili biraz gazete kupürü toplayan mutemet bir savcımız hazırladığı dosyayı mahkemeye sunar ve dava biterdi. Yeni türkiyede aleni terör seviciliği yapan partilerin bile aldıkları seçim yardımlarıyla bir elleri yağda bir elleri balda..! Şimdi mahkemeler ne güne duruyordan girip hikmeti hükümetten çıkacak halim yok ama demokrasi dışı ilişkileri olan partiler bir daha açılamayasıca kapatılmalıdır. Lakin milletin gidip sandıkta oy verdiği her parti de saygıdeğerdir, bizde çifte standart yok:) Partilere ve belediyelere ödenecek bütçelerin de son kuruşuna kadar denetlenmesi devletin görevidir. Partilere seçim yardımı tümüyle kaldırılmalı; ya da sadece mecliste grubu bulunanlara cüzi bir destek sağlanabilir. Ayrıca grup kurma sayısı da yükseltilmelidir. Siyaset kurumu kendi doğası gereği bu türden yağma hasan böreği tadındaki imtiyazlarını elinden bırakmak istemez. O yüzden tez zamanda hem anayasanın tümü hem de özellikle seçim ve siyasi partiler kanunu topyekün yenilenmelidir. Yani kırık halkayı değiştirmeyi unutmadan:))) yoksa daha böyle kim ne demiş ne dememiş diye çok öte beri çekiştiririz…

    • *******
      “Yağma Hasan’ın Böreği” tadında bir imtiyaz!
      Kim elinden bırakmak ister ki, işte bunu yaz!
      Halbuki, helalinden ne tadlar, neler neler var,
      İşte buyrun! zeytinyağlı ve limonlu bir piyaz!
      *******

  15. Sermaye’nin sözcüsü
    Sermaye, önce Avrupa’daki feodalizmi yıkıp yerine ulusal devletleri, krallıkları koydu. Sonra krallıkları kaldırarak diktatörleri koydu ve dünyayı yönetti. Sonra ekseriyet demokrasisi ile, çift partili sistemle dünyayı yönetti. Sermayesi ile ekseriyet sistemini elinde tuttu. Tam istihdamın sağlanması, her tarafta eğitimin gelişmesi, ulaşım ve haberleşme nedeniyle çift partili ekseriyet sisteminin işe yaramadığını görünce şimdi yeni yollar arıyor. Demokrasi ve seçim ekseriyet yerine güçlü diktatörler.
    Bir turfadan Erdoğan’ı, Putin’i, Trump’ı, Sisi’yi iktidarda tutarak diğer taraftan da onların aleyhinde sürekli kampanya yürütüyor. Böylece halk güçlülere isyan edecek, seçmeyecek ama o da orada kalmaları için demokrasiye son verecektir. Bugün Türkiye’de ve dünyada bu oyun oynanıyor.
    Erdoğan yerel seçimi kaybedecek, genel seçimde de kaybedeceği için seçim yapmayacak. Belki de meclisi dağıtacak. Ona bunu telkin edecek. İlk defa Türkiye’de olmak üzere dünyada seçim sona erecek. Sermaye istediği adamları birer vali olarak atayacak.
    Bu başarılı olur mu? Türkiye’de olmaz. Türkiye’de demokrasiye inanan bir ordu vardır. Türkiye’de hile yapılamayan bir seçim sistemi vardır. Türkiye’de devletine sahip çıkan millet vardır. Samimi liderleri vardır. Türk halkı önce uysal olarak isteklere uyar ama gerçekleri öğrendikten sonra onu durduracak güç bulmak zor olur.

  16. ‘şuna buna bu ülkeyi teslim etmeyeceğiz diyen olmadı’ diyorsunuz ya; benim aklıma rüyalarım da gördüğüm cumhuriyet mitingleri, 17/25 Aralık, mit tırları, o meşum 15 temmuz darbe girişimi geldide… Hay Allah kim rüyama sokmuştu bunları.

  17. ………”Hiçbirinin ülkeyi Suriye haline dönüştürmek, parça parça etmek niyetine sahip insanlar olduğunu sanmıyorum. Hele bayrakla bir dertleri hiç olmaz.” ……….. F. K.
    Siz öyle zannedin. İktidar partisinin oyları bir düşsün de kimlerin devreye girip ülkede kaos çıkaracaklarını bir görün. Beka sorunu işte tam da tam da budur. Dünyada hiç bir ülkenin içinde bulunduğumuz gibi bir durumla karşılaştığını sanmıyorum. Bu bize özgü bir şey. Elbette ki beka sorununu ifade edenler, “seçimi kazansalar da kazandıkları beldelerin yönetimini onlara teslim etmeyiz” demek istemiyorlardır. Bu çok gülünç olurdu. Ancak beka sorununu başka türlü de nasıl izah etsinler bilmem ki? Muhalefet partileri; terör destekçileri, terörle arasına mesafe koyamayanlar, rant için ülkenin kaynamaya başlamasını isteyenlerden oluşmuyor mu? İktidarı devirmek için kimlerle ne tür pazarlıklar yapıldığını bilmediğimizi mi sanıyorlar? Ülkemiz kaynayan kazana dönmesin de iktidar değişikliğini biz kendimiz hallederiz diyen var mı? Hatta ne yazık ki bu düşüncede olanlar sadece partiler ve STK larda değil, bir kısım seçmen de böyle düşünüyor. Ne zaman ki ülke çıkarlarının kendi çıkarları olduğu bilincine varılır, işte o zaman demokrasi sağlıklı işler. Aksi ham hayal. Halkı bölen, birilerini dışlayan da iktidar değildir. Birileri kendi kendisini dışlayıp iktidarın bölücülük yaptığını söylüyor. Çok yazık.

    • “Amerikan mandası olmak bize yeter” diyenler için “Beka sorunu” olmayabilir. Ama “Tam bağımsız ve güçlü bir Türkiye” için mücadele edenlerin bir beka derdi sonsuza kadar olacaktır.

      • Necip bey bırakalım koskoca bir mandaya karşılık memleketi peşkeş çekmeyi; bir yeşilkart için 1dolara nelerini satanları gördük biz..:)

      • Trumpin damadı ile milli damadimizin arasinda geçende, biz size boy eğmeyiz tartışması olmuştu değil mi? Mandacilarin damadı olsaydı nasıl olurdu bir hesab edin durumun dehşetini

      • akp pkk ile görüşmeler yaparken de, fetö ne istedi ise verirken de bunlara karşı olsanız, “bunlar dürüst adamlar, söylediklerine katılmasam da bir düşünceleri var” diyeceğim.
        – Bizim küçüklüğümüzde topaç vardı. tahtadan. ucunda demir vardı. Şimdi var mı bilemiyorum. biz araba lastiklerinden uzun bir lastik keser, onu kırbaç gibi kullanır topaç çevirirdik. akp de sizi topaca çevirdi. bir “gerilla” diyorsunuz sonra dönüp “terörist” diyorsunuz. Bir “hocaefendi” diyorsunuz, sonra dönüp, “fetö” diyorsunuz.
        – Kemiklerim olmasa, ben de akpli olacağım da, omurga var. sizin gibi dönmek mümkün olmuyor.

        • Düşmanın la barış masasına oturursun ama yardım etmezsin.
          Yunanla barış masasına oturanla Yunan a yardım edeni bir mi tutuyorsun.
          Barış masasını yıkanında kafasına o masa geçirildi.

          Fetö ye gelince sağ kesimde herkes yardım etti sebebi de ulusalcıların katı laiklik anlyısışı idi.
          ama ipinin ABD elinde olduğunu gördükten sonra iş değişti.

          İlginç olan ipinin ABD elinde olduğu açığa çıkmasına rağmen özellikle iktidarın yanlışlıkları üzerinden FETö yü aklama çalışan zevat.
          arkdaşım Papazın büyüğü ABD kucağında ve “Haçlılar namusunuza birşey yapmaz” diyor
          Kalem oynatacaksan bunun üzerine oynat

          • Serdar , Doğu Perinçek şu anda hararetle AKP yi destekliyor. Söylediğin şeyler birbiriyle çelişiyor. FETÖ denen melaneti kalkan olarak kullanırken başka noktalarda açık veriyorsun . Bu melanet de sizin siyasi hareketin eski kankası .Puhaha

          • Korkma
            Nasıl ki FETÖ ve PKK hakkını alıyor reis onlara da hakkını verir

            Bu ara taktiğiniz reis i perinçek destekliyor
            Reis perinçek e destekle demiyor
            Siz onlara komplo kurduğumuzdan destekliyorlar
            Yani sizin (ABD maşası ) tavsiyenizi alkışlıyorlar
            Ama reis onlara sa bırakmaz meydanı korkma

        • eksik yazmışım, tamamlıyorum: şimdi fazla kırbaçlamışlar, hızınızı alamayıp, kendiniz hariç herkese “pkk’lı”, “fetöcü” demeye başladınız. akp yönetimine söylemek lazım, bu hızla devam ederlerse birbirinize de “fetöcü”, “pkk’lı” dersiniz.

          • Merak etme sen kargayı sesinden tanıyoruz
            FETÖ cüleri de daha lafa girişlerinden
            Sen iyi Kırbaç yenişsin herhalde ki FETÖ de PKK da farketmiyor
            Yeterki Tayyip olmasın

  18. Keşke şöyle bi imkan olsa 1-2 sene Chp zihniyeti iktidar olsa da insanlar bir karşılaştırma yapıp karar verse, mukayese etse diyesi geliyor insanın…Ama ülke onlara emanet edilemeyecek kadar önemli… Chp-hdp-iyi nin iktidara gelebilme imkanı bile bu sistem sayesinde oldu. Bu yeni sistemi en çok chp eleştiriyor ama kaymağını en fazla bunlar yiyor…. biraraya gelemeyecekler bile biraraya gelip mücadele edebiliyorlar., aslında kötü bir şey değil…sonuçta menfeaat çıkar ilişkisi… Bizim beka dediğimiz mesele pkk-fetö meseledidir..Devletin kapıları 1980 darbesiyle FETÖ’ye açıldı; silahlı bir terör örgütü olarak PKK’nın örgütlendirilmesinin başlangıcı da aynı tarihlerdir…FETÖ’yle devleti ikiye böldüler, PKK’yı da kullanarak Türkiye’yi tam ortasından çatlatmak istediler….Gerçek şu: Devleti FETÖ işgalinden, siyasal alanı PKK/HDP işgalinden kurtardığı için Erdoğan hedef tahtasına konuldu….Devreye ise herzaman ki gibi gerçek milliyetçiler girdi mesele budur.. uzun yıllarca devletin ayakta kalması, yükselmesi bu cumhur ittifakına bağlıdır… Bu ülke kurulana kadar, orta asyadan buralara gelene kadar kaç savaş yaptığımızı sayan varmı… Daha 90-100 öncesine kadar bizleri lime lime edeceklerdi.. Amaçlarından vazgeçtiler mi…Savaşla yenemeyecekleri bu milleti birbiri ile mücadele ettirip. güçsüzleştirip sürekli boyunduruk altına tutmaya çalıştıkları gerçeği var…Geçti o günler inşallah… Bütün mücadele budur aslında..

    • Sayın başbuğum, ağzınızdan yel alsın, milletimizin hiçbir ferdi chp iktidarına müstehak değildir; deneme amacıyla bile olsa:) tekparti yıllarında dedelerimiz o zevki doya doya yaşamışlar zaten:((( allah bi daha chp yüzü göstermesin türk halkına!

      • Aminnnn… benimkisi chp yi tanımayanların eldeki kıymeti hatırlatmaktı Gayretli kardaşım…Allah gayretini eksik etmesin inşallah… selamlar

    • Chp zihniyeti 1949’da bitti. Anakronik saplantiyi birakin artık. Bu iktidardan sonra makul bir iktidar gelir merak etmeyin. Demirel bile kendisi bir kere daha secilmezse turkiye batar diye korkutuyordu 28 şubatta. 80 milyonda kimicdaroglundan başka bir adam bulur herhalde Türkiye.

      • Daha başörtüye 5-6 sene önce geldi özgürlük. Chp zihniyeti sadece partide var zannediyorsun herhalde..28 şubata bile bunlar 1000 sene sürecek diyorlardı.e- muhtıralar veriyorlardı 2008 de… vesayeti ver bakim bunların eline…şu an sessiz durduklarına bakma fırsatı geçirdiklerinde ilk işleri sp yi ve iyi satmak olacak..

      • Nitekim demirelden sonra sezer geldi ve 2001de türkiyeyi batırıverdi:) allahtan sonrasında milletimiz akpartiyi seçti de bugünlere gelebildik tarhan arkadaş!

  19. Kısaca, eski halimiz neyse şimdi de pek farklı değil. Belki tek bir fark var. Kendini dinle ve dindarlıkla tanımlayanlar ülke yönetimine gelebildiler. Çoğunluk bunu istemedi değil. Bu süreçte tecrübe kazanıyor olmaları da belki bir kazançtır. Ancak, ülke, olması gerektiği bir yere gelebildi mi? Asıl sorgulanması gereken konu bu….. Ekonomi dediğimiz hala inşaat sektörü…. yüksek yüksek binalarla epey dikey gelişmeler oldu. Şimdi de yatay genişleme modelleri, yine inşaat! Tecrübe kazanan neslin çocukları babalarının üretim konusundaki hatalarını görüp onları eleştirecek bir duruma gelebilecekler mi? Bekleyip göreceğiz…

  20. Yapılan bu açıklama koltuk sevdasından öteye gitmez. Allah ıslah etsin. Sanki Ak partiden önce siyasi partiler yoktu. Devleti yöneten idareciler yoktu. Erdoğan geldi devlet kuruldu. ülkenin % 50’si pusuya yatmış ülkeyi satmaya hazırlanmışlar gibi bir algı operasyonu ortaya atıyorlar.
    Yeryüzünde bütün canlılar fanidir. Erdoğan da bir canlıdır ve günü gelince gidecektir.
    Şimdi soruyorum sizlere: Erdoğan giderse devlet parçalanacak mı? Yani bu halk sadece Erdoğan olduğu için mi vatanını koruyacak?
    SAYGILAR SEVGİLER

  21. Sayın Fehmi Koru adamlar kendi iktidarlarını öyle içselleştirmiş ki onlardan başkası geçerse sanki işgal edilecek yok birşey olmayacak ne olacak söyleyim geçenlerin yakınları ihaleleri alacak iş sözkonusu.
    olduğunda onun yakınları girecek milyonluk mercolari bu sefer onlar alacak halkın geçmeyeceğini köprüleri onlar yapacak örtülü ödenekten hesapsızca onlar harcayacak kaldırım taşları her yıl onlar değişecek ruhsatsız binaları onlar affeedecek gibi gibi birçok şey var

  22. Söylenen o laf pkk ile ilşkisi ispartanan ve onlara belediye imkanlarını sunan beblediylerle ilgili olduğunu Fehmi bey bilmiyor mu?.Sanki bu laf CHP li belediyelere söylenmiş.

    Daha önce tunel kazıp yüzlerce kişiyi şehit edenlere ne yapıldı.

    Paris in ortasında DAEŞ tunel kazıp özerklik ilan etse ne olur.

    Bu ortadoğu da yaşayıp İsveç ağzı nedendir.Bu olanlar avrupda olsa ne yaparlar.Bu mustemleke valiliği nedir Allah aşkına

    Hadi iyi algı operasyonları sizee.

      • Böyle can sıkıcı, akla zarar sorular nasıl aklınıza geliyor, inanılır gibi değil. Sözünü ettiğiniz belediye başkanlarının Erken Emeklilik Yasası’ndan yararlanarak kenara çekilmeyi tercih etmiş olduklarını dünya alem biliyor, siz bir F. Koru okuru olduğunuz halde bilmiyor ya da bilmezlikten geliyorsunuz.

        Sizin gibi aklı kötülüğe çalışanlar, bir zamanlar şimdi adı sanı unutturulmuş kimi bakanlarımıza da olmadık laflar etmişlerdi. Önceki gün ellerinde eşantiyon pazar torablarıyla Tanzim kuyruklarında sıra beklerkenki resimlerini gördüm. Münafıkların yalanları nasıl zamanla gün ışığına çıkıyor diye düşünüp iç geçirdim. Bence o üç deneyimli devlet büyüğü de ortaya çıkıp ellerini taşın altına sokmalılar, beka mücadelesine omuz vermeliler. Şimdi değilse ne zaman?

      • Kasdilen görevden alınanlar değil tabi ki onların durumu bambaşka
        Kim getirdi ise o götürdü.
        Gelirken ses çıkarmayıp el etek öpenlerin giderkenb de pek sesi çıkamaz normaldir.
        Buna kafayı takacağına hendek kazıp ABD silah alıp özerklik ilan edenleri kafayı tak.
        ABD de oturup “Haçlılar namusunuza dokunmaz ” diyerek gazlayıp tweet leri 20 ye katlayanları tak.

  23. Fehmi bey! Bu gibi soylemler bir ülkede alkıslaniyorsa, o ülkede Adalet ve insanlik bitmiş demektır.demekk.

    Turkiyede Adaletin bittiğini Bizim uğruna notalar verdiğimiz Milli Damadimiz dünyaya ilan etti, ve onu sayesinde KİTAPLARDA DESTANLAŞTI…..

    İki gün önce reklamlarda bir kitap tanıtımi için Seattle a gelecek olan yazarıni tanitirlarken Türkiyenin adi geçtiği için dikkatımi cekti, birde ne göreyim! yazar bizim MEŞHU Riza Sarraf davasınının Trump tarafından kovulan önceki savcısı, Preet Bharara! Kitabın ismi! “Bir Savcının Suç Ceza ve Hukukun Üstünlüğü Konusundaki Düşünceleri.”
    “DOING JUSTICE”
    Doing Justice: A Prosecutor’s Thoughts on Crime, Punishment, and the Rule of Law.
    Ayricada CNBC kanalinda konuk olmuş ve kitapta geçen bölumler hakkında bilgiler vermiş.
    Sağ olsunlar Bizim HAYIR SEVER İŞ ADAMIMIZ İÇİN! Bizim first lade, Başkan, ve dişişleri bakani hep birlikte seferber olmuşlar ve epeycede ABD lileri yola getirmek için uğraşmişlar fakat bu yobaz Amerkali yetkililere laf dinletememışler.
    Kitapta yazilanların Türkçeye çevrisini internetde buldum fakat tehlikeli yerlerini makasladım.
    Bundan sonrası az bir kismi benim tercumem diğerleri başkaları tarafindan
    Türkceye çevrilmiş.

    Eski savcı Bharara, Sarraf davasının bilinmeyenlerini yazdı
    Riza Sarraf davasinin eski savcısı Preet Bharara yeni kitabından bazı bölümleri CNBC ile paylaştı. Bharara, 333 sayfadan oluşan “Bir Savcının Suç Ceza ve Hukukun Üstünlüğü Konusundaki Düşünceleri” isimli kitapta Sarraf davasının bilinmeyen bazı yönlerine de yer verdi.

    Preet Bharara’nın hatıralarını paylaştığı kitap 19 Mart’ta piyasaya çıkıyor.

    Daha şımdiden! Bharara’nın kaleme aldığı kitap piyasaya çıkmadan Amazon üzerinden yapılan online satışlarla hukuk kategorisinde en fazla satan kitap olarak zirveye yerleşti.

    “SARRAF SORUŞTURMASINI SAVCI MICHAEL LOKARD BAŞLATTI”
    Sarraf!
    “KARISINA MARS GEZEGENİNİ SATIN ALMAYA SÖZ VERDİ”

    Türk pop yıldızı olan eşi kocası Sarraf’dan kendisine Mars gezegenini satın alması için söz vermesini istedi. Dava konusunda çok yeni şeyler öğrenmeye başlamıştım.

    Yaptığımız soruşturmalarda hazırladığımız bazı iddianameleri gizli tutarak hedeflerimizin uyanmamasını sağlıyorduk. Bu kişiler bazen ABD’ye seyahat edebilecek kadar kayıtsız olabiliyorlardı. Michael’ın davası ve Sarraf hakkında hızla çok daha fazla şey öğrendim.

    “TÜRKİYE’DEN İNSANLAR BANA ÖVGÜLER YAĞDIRDI”

    Sarraf davasının ortaya çıkmasının ardından, Hindistanlı diplomat Devyani Knobragade soruşturmasındaki gibi kötü adam ilan edilmemiştim. Aksine saatler içerisinde resmi Twitter hesabım aniden patladı.

    Takipçi sayım birden 8 binden neredeyse her biri, sevinçli bir Türk’ten oluşan 250 bin kişiye yükseldi. İddianamede ismim olduğu için adım Türk televizyonlarına yansıdı, tabii fotoğrafım da…

    Türkiye’den insanlar bana methiyeler yağdırdı, teşekkür etti ve kebap teklif etti. Çok cömert bir Twitter kullanıcısı ise bana ‘Türk rakısı, şiş kebabı, lokum ve Türk Halısı’ teklifinde bulundu. ‘Şiş kebabını seviyorum, fakat sadece işimi yaptığım için hediyeler kabul edebileceğimi sanmıyorum’ diye cevap yazdım.

    Haftalarca ve aylarca ABD’de çalışan Türk gazeteciler beni her türlü etkinlikte takip etti. Benim için şarkılar bestelendi. Şiirler kaleme alındı. Sevgilerini ilan ettiler.

    Hatta Twitter’da açtıkları #welovepreetbharara başlığı internette ‘en çok konuşulan’ olarak yer almayı başardı.

    “ADALET EKSİKLİĞİ YAŞAYAN TÜRKLER İÇİN İLAHİ BİR GELİŞME”

    Aslında ülkenin yarısı öfkeliydi. On milyonlarca Türk, hırsızlığa, adaletsizliğe karşı kızgındı. Sarraf hiçbir zaman hesap vermeyecekti. Tabi ki Michael Lockard’ın başlattığı gizli soruşturma dosyası açılana kadar. 2013 yılında adalet eksikliği yaşayan Türk halkı için bu ilahi bir gelişmeydi.

    Sarraf, mahkemeye çıkıp hak ettiği cezayı alabilirdi. Sarraf’ın aniden bir Amerikan mahkeme salonunda adaletle karşı karşıya kalması da Erdoğan’ın sessizce yerinde oturacağı anlamına gelmiyordu.

    NATO müttefikimizin Cumhurbaşkanı soruşturmamızı etkilemeye çalıştı. Halka benim Fethullah Gülen’in bir sempatizanı olduğum yalanını söyledi. İddianamede gizlilik kararı kaldırılıp, Gülen adı basına yansıyıncaya kadar bu adı hiç duymamıştım. Erdoğan, beni 2016 yılında hükümetine karşı düzenlenen başarısız darbeye yardım etmekle de suçladı.

    Keşke o güzel ülkeye gitmiş olsaydım, fakat Türkiye’ye hiç ayak basmadım. O bundan daha fazlasını da yaptı. Basında yer aldığı gibi Obama yönetiminin son haftalarında, Erdoğan şahsen Başkan Yardımcısı Biden ile bir araya geldi.

    “ERDOĞAN KOVULMAMI VE SARRAF’IN SERBEST BIRAKILMASINI İSTEDİ”

    Yabancı bir ülkenin Cumhurbaşkanı, Washington’a gelip ABD’li görevli bir savcıya saldırabileceğini, bir Amerikan suç soruşturmasına kendi tarzıyla müdahale edebileceğini düşündü. İki ana gündem maddesi vardı. Kovulmamı ve Sarraf’ın serbest bırakılmasını istedi.

    Cumhurbaşkanı’nın Biden yaptığı ile doksan dakikalık görüşmenin yarısı, Sarraf davasıyla ilgiliydi. Erdoğan’ın eşi de Jill Biden’a Sarraf davası konusunu açmıştı. Türk Adalet Bakanı, o zamanlar Adalet Bakanı Loretta Lynch’i ziyaret edip, Sarraf’ın serbest bırakılmasını istedi.

    Erdoğan, Obama ile telefon konuşmalarında davayı tartıştı. Bunu bir düşünün. Kovulmadım ve Sarraf serbest bırakılmadı. Ben kovulduktan sonra aylarca hapiste kalan Sarraf, fikir değiştirip hakkındaki suçlamaları kabul etti. Kendisiyle birlikte yargılanan sanık (Mehmet Hakan Atilla) aleyhine tanıklık yaptı. Bir duruşma sırasında Erdoğan’ı yolsuzlukla suçladı.

    “TÜRKİYE’DE BASININ AĞZI BAĞLANDI”, Bharara kitabının Sarraf ile ilgili son bölümünde Sarraf davasından çıkarttığı dersleri yazdı. “Sarraf davasında görev yaptıktan sonra ne öğrenilir?” diye soran Bharara, “Muhtemelen birçok şey, fakat ben iki ders çıkarttım.” diye yazdı.

    Bharara, çıkarttığı birinci dersin, adaletin hassas olduğu ve görevli savcılara müdahalenin her kimden gelirse gelsin tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini belirtti. Bharara, “Adalete müdahalenin, ister Amerika, ister Rusya ister Türk Cumhurbaşkanı tarafından yapılması, adalet arayanların şeytanlaştırılması, adalete olan inancı yok edip adaleti tehlikeye atar

    Bharara, Sarraf davasından aldığı ikinci dersi de şöyle ifade etti:

    “İnsanların adalete açlığı ve adaletin ortaya çıkışı. Bahsetmiştim, çünkü Türkiye’de bana olan bu inanılmaz ilgi, adalete duyulan açlıktan kaynaklanıyordu. Hiç kimse kanunların üzerinde olmaz, güçlü imtiyazlı kişiler hesap verebilir ve cezaları affedilmezse, yolsuzluklarla mücadele edilebilir. Sonuçta kimsenin yasaların üzerinde olmadığı hükümetler, her yerdeki uygar insanların hayalidir. Güçlü ve yozlaşmamış adalet sağlamak, büyük ve küçük her durumda insanlara inanç verir. Şimdi tüm bu olaylardan biraz uzaklaştığımı düşünüyorum, zaman zaman gülüp şunu düşünüyorum, Savcılar bazen halkın, umutlarını veya nefretlerini dökecekleri boş teknelere benzer. Hindistan’da bir kötüydüm, Türkiye’de bir kahraman.”

    • Şu ” Mars gezegenini satın almaya söz verme” işi, kitapta yazılanların gerçekliğini baştan MARS etmiş gibi Nurdan hanım…:))

      • Doğru söyliyorsun! 1000 bebek 10,000 kadin, polis ve emniyet mensuplarinin namusuna dokunmak istenen kadinlarin intihar ettikleri ülke güllük güneşlik! Sizin gibiler icin Necip bey!!!!!…
        Ben değil milli damadiniz Reisiin ADALETINI dunyaya tanitti…..

  24. aslında tamda seçim arefesinde fehmı beye ne oluyor. sormak lazım kime çalışıyorsun. derdin ne . derdim demokrasi diyorsan pek inandırıcı gelmez. geçmişin ortada.adam gibi buna çalışıyorum derse daha mertçe bir davranış olur kanaatindeyim.

    • Nasıl “Ülkeyi şuna buna teslim edecek değiliz” diyorsanız, Sn. Fehmi Koru’nun kişsel sitesini de Fehmi Koru’ya teslim edecek değiliz” diyorsunuz yani. . . Doğru anlamış mıyım, sn. Alican?

      • Yok alanı tweetleri 20 ye katlayan daha düne kadar siayaset şeytandır deyip
        şimdi ABD den yönetilenlere bırakmıyoruz diyoruz.

  25. Politika yapan insanlar niçin dün söylediklerinin tam tersini bu gün söyler. Bu nasıl bir anlayış, harun gibi geldiler Karun oldular sözü Numan beye aittir ..Allah Allah bu nasıl bir siyaset bu nasıl kişiliktir.

    • Belki de futbol ve futbolculardan ilham aldikları içindir, Abdurrahman Bey. Belki siz de bilirsiniz: Geçtiğimiz aya kadar üç dört yıldır Beşiktaş’ta oynayan genç bir oyuncu vardı -Tolgay. Kulübün parasını zamanında ödemediği için takımda huzursuzluk çıkardığı, maç sırasında tavuk döner yediği vs. söylendi. Fenerbahçe’nin kendisine daha arzu edilir koşullar teklif ettiğini düşündü, FB’ye transfer oldu. FB taraftarının duygu ve ruh dünyasına girip sıkı bir Fenerbahçeli olduğu izlenimi uyandırabilmek için, yeni formasıyla çıktığı ilk maç öncesi tribünlere gidip formasındaki FB armasını öptü, maç sonrası verdiği ropörtajda da şöyle söyledi: “Ben Beşiktaş’ta olduğum zamanlarda hiç Beşiktaş armasını öpmedim.”

      Futbolda olduğu gibi siyaset dünyasında da “Dün dündür, bugün bugündür” şiarı geçerlidir biraz, ikisinde de taraftarların duygu ve ruh dünyasına seslenerek yol alırsınız. Şey demek istiyorum elbette. . . Yani, mesele dava ise gerisi teferruattır ; )

  26. Numan Kurtulmuş’un sözlerini Fehmi Bey’in yorumladığı şekilde anlamak çok abartılı olur bence.17 Yıldır belediye seçimlerini hangi parti kazanmışsa yönetime o geçmiştir.7 Haziran milletvekilliği seçimlerinde
    çoğunluğu muhalefet ele
    geçirmişti.Devlet Bahçeli
    ikna edilebilseydi başbakan
    muhalefetten olacak,merkezi
    yönetimin başına muhalefet
    geçmiş olacaktı.Dolayısı ile
    seçimi kazanana yönetimi devretmemenin lafı edilemez.

    Numan Kurtulmuş’un söylediği başka bir şey.
    O sözler,”çok çalışacağız,
    halkımızın gönlüne girceğiz, belediye seçimlerini tekrar kazanarak halkımıza hizmet etmeye devam edeceğiz”
    şeklinde de anlaşılabilir pekala.Öte yandan ülkemizde bölücülerin olmadığını kimse söyleyemez.PKK bölücü bir örgüt değil midir?Bu örgütün taraftarları bölünmeyi istemiyorlar mı?

    Liberal görüşlü bir yazar olan Atilla Yayla geçenlerde “Hiç bir Avrupa demokrasisi HDP tipi bir partinin varlığına izin vermez” mealinde bir söz söylemişti.Türkiye buna izin verdi.Ama seçilenlerin de kazandıkları belediyeleri
    terör örgütü ile ortak yönetmeye,hatta terör örgütünün direktifleri istikametinde yönetmeye kalkışmamaları gerekmez mi?
    Belediyeyi terör örgütünün
    emrine vermeye kalkarlarsa
    buna dünyanın hiç bir yerinde
    müsade edilmeyeceği gibi
    Türkiye’de de müsade edilmez.

    Böyle bir durum söz konusu olmadığı takdirde belediye seçimini hangi partinin adayı kazanmışsa il veya ilçeyi o yönetir.Teslim etmeme gibi bir durum asla olmaz;tıpkı şimdiye kadar hiç söz konusu
    olmadığı gibi.

  27. Numan efendinin zamanında akp ye ve cumhurbaşkanına neler söylediği arşivlerde mevcut.
    O zaman akp şuna bunaydı.şimdi akp muhalifleri şuna buna oldu.

  28. Bahsinde bulunduğunuz politikacı Numan Kurtulmuş’un konuşmasından iki cümle: “Darbenin arkasına daha fazla güç koysalardı bugün demokrasi olmazdı.” ve “Bu ülkeyi Suriye haline getirmek isteyenlere, parça parça etmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz.”

    Birinci cümlesinden ziyade ikinci söylediğine şu soruyu sorsam:

    Bu ülkeyi Suriye haline getirmek isteyenler, bu fırsatı seçimle elde edecekler ise seçimleri yapmayalım, iptal edelim değil mi? En kısa ve sağlam olan, akıllıca olan yol bu değil midir?

    Millet ittifakı yerel seçimlerden galip çıktı diyelim, Kurtulmuş belediyeleri onlara teslim etmeyecek mi?

    Kurtulmuş, alıntıladığım birinci cümlesinde “Darbenin arkasına daha fazla güç koysalardı bugün demokrasi olmazdı.” demekle de darbecileri aklamış, onları “cici darbeciler, demokratik darbeciler” sınıfına yükseltmiş oluyor.

    Demek bugün demokrasi içerisinde kalıp seçim yapabiliyorsak, bunu darbenin arkasına daha fazla güç koymayan darbecilere borçluyuz ha!

    Acaba Sn.Kurtulmuş bunların kimler olduğunu biliyor mu?

    Bu ülkeyi Suriye haline getirmeye çalışanlara fırsat vermeyecek olanlar, bunu yaptıktan sonra demokrasi içerisinde kalmamız için ne kadar güç kullanacaklar?

    İnsanın aklına takılası sorular işte..

    • “Darbenin arkasına daha fazla güç koysalardı… “gerçekten ilginç bir tespit olmuş.Anlamak için çok düşünmem gerekecek!…

  29. Suleyman Demirel’i begenmiyorduk. Ama adam kazanana saygılıydi. Gelen gideni aratıyor maalesef. Hakkaniyetli dindar insanlar iktidara gelecek, ülkemiz cennet olacak diye ne hayaller kurmuştuk. Dindar kimliğini taşıyanların hakkaniyetsizligin en büyüğünü yapacağı, koltuk sevdalariyla ulkemizi cehenneme cevirecekleri bir felaket gelmez inşaallah.

    • Demirel kaybettiği her seçimin ertesi günü derhal erken genel seçim isterdi; muhalefet olmanın hakkını da öyle verirdi; ama kazanana saygı konusunu nerden uydurdunuz bilemem: erbakanın refahı birinci partiydi ama cb olarak o, hükümeti kurma görevini sonuncu olan en küçük partiye(anap) vermişti..!

  30. “Hiçbirinin ülkeyi Suriye haline dönüştürmek, parça parça etmek niyetine sahip insanlar olduğunu sanmıyorum. Hele bayrakla bir dertleri hiç olmaz.”
    asiri saflik mi desem art niyet mi ?

        • Devletin resmi kurumu olan TUİK’in Aralık ayı verilerine göre, Türkiye’de yıllık enflasyon oranı yüzde 20.3. Bunun inandırıclığını hiç tartışmayalım ve TUİK verisinin küsüratına kadar doğru olduğunu varsayalım. Sonuç: Türkiye, toplam 195 dünya ülkesi arasında yıllık enflasyonun en yüksek olduğu 10. ülke. Avrupa sıralamasında açık ara öndeyiz. Buyurun:

          Avrupa’da Türkiye’den sonra enflasyonun en yüksek olduğu ülke halen iş savaşın yıkımını atlatamamış olan Ukrayna: yüzde 8.9.

          Romanya yüksek enflasyonda Avrupa üçüncüsü: yüzde 5.0. Romanya’yı sırasıyla yüzde 4.4 ve 3.8 oranlarıyla Estonya ve Macaristan takip ediyor.

          İşsizlik ile kişi başına düşen bireysel kredi borcu verilerini de bir zahmet Reisçi arkadaşlar aktarsınlar.

          Bazılarımız rakamların dilini soğuk ve çözümlemesi güç bulabilir. Bu konuda Sadullah isimli arkadaşımızın bir paragrafta özetlediği Ege kasabalarından memleket ve insan manzaraları işimizi hayli kolaylaştırıyor. İster buradaki rakamsal görünümü, isterseniz Sadullah Bey’in resimsel tasfirini alın.

          Sadullah Bey sadece basit gerçeğimizi resimlemekle kalmamış, bir de gözlemini paylaşmış: “Halk ekonomiye bakar,mutfağa bakar gerisi hikaye….”

          ANAR araştırma şirketinin sahibi ve müdürü Sn. İbrahim Uslu (ki iktidara desteğiyle bilinen muhafazakar bir beyefendidir, yaptığı işe siyasal tercihini karıştırmaz)’nun söyledikleri Sadullah Bey’in kanaatini destekliyor: Toplumda beka sorunu olduğuna inananların sayısı yüzde 6 dolayında. Bir başka araştırmaya göre, oran AK Parti seçmenleri arasında bile yüzde 17.

          Yani ortada daha çok kendi çalıp kedi söyleme durumu var 🙂

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız