Türkiye’nin ABD ile ilişkileri bozuk, Rusya bize yukarıdan bakıyor diye sevinenlere uyarım var

35
Reklam

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan New York’ta her yıl eylül ayında yapılan BM genel kurul toplantısına biraz da ev sahibi ABD başkanı Joe Biden’la görüşmek umuduyla gitti, ama beklenen gerçekleşmedi.

Dönüş yolunda yaptığı açıklamalar hayal kırıklığını yansıtıyordu.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başarısızlık hanesine yazıldı o gezi.

En son Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’le Soçi’de bir araya geldi Cumhurbaşkanı Erdoğan. Oradayken ve döndükten sonra verdiği mesajlar iki ülke arasındaki ilişkilerin farklı bir boyuta geçtiğini ortaya koyuyor. Rusya’dan yeni bir S-400 alımı ve iki nükleer santral daha yapımını müjde olarak sundu Cumhurbaşkanı Erdoğan; buna karşılık Suriye ve Libya’da Rusya yüzünden yaşanan sıkıntılarda bir anlayışın gerçekleşmediği belli oldu.

Rusya gezisi de Adalet ve Kalkınma Partisi açısından başarılı geçmiş sayılmaz.

Nitekim, görev tanımlarını “AK Parti’nin her yaptığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her söylediğini beğenip savunmak” olarak bilen köşe yazarları ve TV yorumcuları her iki gezi sonrasında -herhalde ne deyip ne yazacaklarını bilemedikleri için olacak- fazla övücü ifadeler kullanamadılar.

Benim dikkatimi, muhalif kalemler ile tarafsız kalmaya çalışan yorumcuların ABD ve Rusya ile Türkiye ilişkilerinin kötüye gitmesine verdikleri tepki çekti. 

Sevindiler.

Reklam

Halbuki ortada sevinilecek bir durum yok.

Aramız hiç iyi olmadı ki…

Önce Rusya ilişkileriyle ilgili birkaç paragraf.

Tarihi açıdan Rusya ile aramızda evvel eski çıkar çatışması var. Moskova’da karar merciinde bulunanlar, ister çar ister devlet başkanı sıfatını taşısınlar, yanı başlarındaki ülkeye baktıklarında hiçbir zaman bir ‘dost’ görmediler. Buldukları ilk fırsatta işgalci güç oldular, Ankara zora düştüğünde toprak talebinde bulundular, gözleri her zaman -hak iddia etmek üzere- İstanbul ve Boğazlar üzerinde oldu.

Putin’in kendisinden öncekilerden farklı olduğu söylenemez.

Arada zoraki mutabakatlar olmasına rağmen Rusya, AK Parti dış politikasının en önemli deneme taşı olan Suriye’de Türkiye’nin varlığına karşı. Rusların Türk mevzilerine saldırıları yüzünden şehitler veriliyor. Türkiye’nin ABD’ye karşı en ciddi eleştirisi olan PYD/YPG desteği konusunda Rusya da benzer bir tavır sergiliyor.

Ne zaman sorun yaşansa, sözgelimi Ukrayna toprağı olan Kırım’ın Rusya tarafından işgalini kabul etmediğini açıklasa Türkiye, PYD/YPG lider kadrosu Moskova’da ağırlanıyor.

PYD/YPG’nin -ve PKK’nın da- Rusya’da temsilcilikleri var.

Reklam

Şam’da Beşşar Esad’ın kalmaya devam ettiği bir Suriye istiyor Rusya.

Böyle bir ülkeyle AK Parti yönetimi arasında ‘iyi ilişki kurmak’ nasıl mümkün olabilir?

Nitekim 2,5 milyar dolara S-400 alınmasıyla başlayan süreç Türk-Amerikan ilişkilerinin bozulmasına yarayan dikenli konular arasında bir numaraya oturmuş bulunuyor. Alınan füze savunma sisteminin kullanılmaması Putin’i fazla rahatsız etmiyor. S-400 satışının Rusya açısından esas amacı, Türkiye’nin neredeyse Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren izlediği temel dış politika tercihlerini sarsmak çünkü.

İkinci bir S-400’ü Türkiye’ye para almadan bile verebilir Putin.  

ABD ile ilişkileri bozulmuş bir Türkiye Putin’in oyun alanını genişletiyor. Pek çok konuda anlayış bekleyen, Rusya ve Libya’da hiç değilse koordineli bir politika arayışı içerisinde olmayı sağlamak ve Rusya’nın Türk ürünleri ithaline çıkardığı güçlüklerle doğalgaz fiyatı ile ödemelerinde kolaylık görmek isteyen AK Parti’yi ve lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı dinlemeye bile hazır olmayan biri Putin.

Yalancı sonbahar ve sonrası

Konu ABD-Türkiye ilişkileri bakımından da az çetrefil değil.

Türkiye Washington’da ülkesi politikalarını tek başına belirlediğini düşündüğü Donald Trump söz sahibi iken ilişkiler konusunda bir yalancı sonbahar yaşadı. Oysa kendisinden önceki başkanların hiçbirinin aklından bile geçirmediği olaylar Trump döneminde karşımıza çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hitaben yazdığı mektup yenilir yutulur türden değildi. Parasını ödediği ve ticari ortağı da olduğu halde F-35’lerin Türkiye’ye verilmemesi Trump dönemi kararıdır. Halen etkisini hissettiren ambargolar da öyle. İki ülke arasındaki ticaretin hacmi için konulan çıtaya o dönemde yaklaşılamadı bile.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “İyi geçindim, ilişkilerimiz iyiydi” dediği George W. Bush ve Barack Obama ile de sorunlar yaşamıştı; ancak onlar Amerika’nın geleneksel Türkiye politikaları çerçevesinde ilişkilerin bozulması noktasına varmadan sorunları geçiştirmeyi bilebildiler. Türkiye Bush ve Obama dönemlerinde ABD için ‘stratejik ortak’ olmayı sürdürdü.

Şimdi Türkiye’den sadece “NATO müttefikimiz” diye söz ediliyorsa, bu, Trump dönemi politikalarının sonucudur. Trump Türkiye’yi NATO içerisinde bile yalnız bırakabildi. 

Joe Biden başkanlıkta neden Türkiye’yi önemsemeyen bir tavır sergiliyor?

Neden Türkiye her başkanın ilk aradığı birkaç ülkeden biriyken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı araması için aylar geçmesi gerekti?

Ve neden o ilk aramanın amacı, ertesi gün yayımlanacak açıklamasında 1915 olaylarından “soykırım” olarak söz edeceğini haber vermek içindi?  

Neden uzun zamandır ilk defa 24 Nisan’da “soykırım” sözcüğünü kullandı?

İlk yüz yüze görüşmenin yapıldığı Brüksel’deki buluşmadan sonra yumuşama mesajları verme ihtiyacı neden duyulmadı?

Geçtiğimiz ay yapılan BM toplantısı vesilesiyle ABD’ye gelmiş olan Irak devlet başkanı, Avustralya ve İngiltere başbakanları gibi Türkiye Cumhurbaşkanı ile de görüşebilirdi, neden görüşmedi?

Bu sorular daha da uzatılabilir.

Türkiye’nin ABD ve Rusya ile ilişkilerinin ‘iyi olmaması’ sevinilecek bir durum değildir. ABD ile ilişkilerin kötü olması Rusya’nın ikili ilişkilerde elini güçlendiriyor; Rusya’nın eli güçlüyken kurulan Rusya-Türkiye denklemi ABD ile ilişkilerin daha da kötüye gitmesi sonucunu doğuruyor. Daha da kötüye giden ABD-Türkiye ilişkileri ise Türkiye’yi Rusya karşısında istediği sonuçları alamaz ve tavizler verir hale getiriyor.

Her şeyden önce bu kısır döngüyü kırmaya katkıda bulunmak gerekiyor.

İlişkiler bozuk diye sevinmek yerine…

ΩΩΩΩ

Reklam

35 YORUMLAR

  1. “H. Gayret
    1 Ekim 2021 At 02:01
    Hasan beyin “Çok geçmiş olsun Fehmi Bey. Allah bu illetten sizi de muhafaza etsin.” temennisine ilk anda katılmakta biraz tereddüt ettim ama “nihayi sonuçta” fehmi beyi de muhafaza edilmesi gerekenler listesine ekleştirmiş olduğu için gönül rahatlığıyla amin diyebiliriz sanıyorum:)
    Yalnız itiraf etmeliyim ki sonraki pasajı tam olarak anladığımı söyleyemem:
    “Anlaşılan bayağı endişelenmişsiniz, hatta korkmuşsunuz. Neyse ki işiniz ve de yaşınız gereği kendinizi izole edip kalabalıklar içinde bulunmuyorsunuz.”
    Yani sayın yazarın korkup endişelenmesini gerektirecek bir durumu yok muymuş yoksa ne kadar korksa az mıdır nedir bi anlam veremedim…”

    • hasan beyin büyük bir incelikle yazdığı yorumu

      “Neyse ki işiniz ve de yaşınız gereği kendinizi izole edip kalabalıklar içinde bulunmuyorsunuz.”

      camianın acı kaybı ile daha iyi anlaşılmıştır sanırım.

      yaşlı insanların risk alıp kortejlerle çıktıkları siyasi gezileri bünyeleri taşıyamıyor degil mi?

  2. Sayın Koru ,
    Sizinki de görüş , yorumcuların ki de . Bu da Allah ın . Bakara süresi .
    120﴿ Sen onların dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da senden asla memnun kalmayacaklardır. De ki: “Asıl doğru yol ancak Allah’ın yoludur.” Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, bilesin ki artık Allah sana ne dost ne de yardımcı olacaktır.
    Batılılar , Erdoğan dan haz etmiyorlarsa O doğru iş yapıyor demektir. Sünnet üzere yaşıyordur. Nokta.
    Tarz ve Usul , kişiye , muhatabına , zamana ve mekana bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Karadeniz uşağının ki de böyle . Elhamdulillah bu kulunu bize hizmet ile görevlendirdi. Bayraktar ın neler yaşadığını iyi bir dinleyin. içimizdeki hainlerin nasıl taş koymaya çalıştığını . Tabi ki güçlü Türkiye yi istemezler. Onlar kendilerine ram olan hainler ve ahmaklar isterler.
    2001 krizi sonrası 650 tl den , 1650 tl ye gelen değersiz tl sebebiyle 20 milyar dolardan , 160 milyar dolara çıkan ihracat 10 sene orada takılıp kalmıştı. Reis risk aldı. TL yi degersizleştirdi de % 50 artış gerçekleşiyor. Neydi O Babacanın ithalat ikameli büyüme politikası . Çin malı ile rekabet edemedim de milyon dolar harcadığım ülkedeki tek üretim tesisini tasfiye etmek zorunda kaldım.

    • dinini tilkiden öğrenen tavuk çalmayı sevap zannedermiş.
      halkın parasıyla lüks, şatafat üzere yasayan müslüman siyasiler, sünnet üzere yaşıyorlar değil mi? kimin sünneti acaba?
      para pul olduktan sonra ihracatın yükselmesi kaçınılmaz olur, fiyat herseyi halleder, burada bir risk yok, ülke fakirlesirken birilerinin zenginleştiği bir iş var, burada başarı var sandığınıza göre kusura bakmayın ama bu anlayışla milyon dolarlık tesisinizi kapatmanız pektabii bir durum. belki isi bilenlere bırakmalıydınız, aile işi belki de, atadan kalma.
      ülke refahını ölçmenin tek yolu kişi başı milli gelirdir. dünyada bizim gibi gerileyen bir ülke olmadığı gibi, cumhuriyet tarihinde de böyle bir dönem yok. uçurumdan aşağı bırakılmış bir taşın düşüşü gibi fakirlesiyoruz, az bir kısmımız hariç.

      • Didem hanım melik beye “belki isi bilenlere bırakmalıydınız, aile işi belki de, atadan kalma.” diyerek akıl veriyorsunuz ama maalesef yerli üretimleri hakkıyla koruyup destekleyemediğimiz sektörler de oldu, keşke daha da millici/alman kafasıyla koruma kalkanları oluşturabilseydik!
        “Çin malı ile rekabet edemedim de milyon dolar harcadığım ülkedeki tek üretim tesisini tasfiye etmek zorunda kaldım.“
        Melik bey haklı, ama didem işin bilincinde değil ve ucuz politika yapıyor… Yazık!

        • Yazık da kime yazık, seni duyan da Çin ile rekabet ortadan kalktı sanır. Niye kapatmış ki Melik bey dükkanı Çin’e konteynır yapıp satmayı akıl edememiş mi? Çin büyük bir iştahla dünya limanlarından konteynır toplarken.

        • “işin bilincinde değil ve ucuz politika yapıyor” biri varsa ülkenin içler acısı haline bakarsak bu ben olamam sanki…
          risk primi yüksek dünyada 4. ülke.
          parası dünyada en çok değer kaybeden ülke.
          yüksek döviz,
          yüksek faiz,
          yüksek enflasyon,
          yüksek işsizlik sarmalında bir ülke. yazık.

          bütün ülkeler paralarının değerini düşürüp ihracat şampiyonu olsunlar madem.
          bu anlayışla milyon dolar yatırdığı işini tasfiye etmesi bay melikin gayet doğal. millilik/alman kafası da kurtarmaz. o dönemde herkes çinle rekabet etti, tüm dünyada, halen ediyor. herkes tasfiye etmiyor.
          iş ehline bırakılmalı.
          senin için de öyle.
          buralarda biri herkese laf yetiştirecekse gördüğün gibi bu sen olmamalısın.
          yeterli değilsin.¯\(°_o)/¯

  3. Nurdan:
    Ben Fehmi beyın yazıların’dan çok faydalandım, ve faydalanmaya’da devam ediyoru. Kendisinden Allah razı olsun.
    Dün bu siteye girdiğmde fatih rumuzlu ak trol ABD senetösü Ülkü ocaklarını terörist ilan etmiş diye havuzdan kopilediği iftiraları. Biraz araştırdım. ABD senetösüne õğle bir õnerge verilmediği gibi ismi geçen senetör de Müsevi asıllı birTürk dostu.
    Arkasından Birde ne gõreyim Twitter ‘de Prf D. birisinin sohbet odasında, “ABD sanetosu Ülkü ocaklarını neden terõrist ilan etti” diye bir başlık 750 kişiden fazla dinleyici ve konuşmacı var. Söz almak için tam 3 saat onlari dinlemek zorunda kaldım. Sonunda konuşma imkani buldum. Araştırdığımı ve öğle birşey olmadığını, 3 gün õnce havuzda yazdığnı sõyledim. Yani resmen insanları sokaklara dõkerek ihtidarlarını sürdürmek istiyorlar. Olayın aslı aşağıdaki linkte, tartışılması için Ülkü ocakları hakkındaki idialari Fıransa(ASLAYI yaratan Fıransa) onaylamış ve avrupada bir çok ülkede görüşüme aşamasında, olduğu için Joe Biden’a Ermeni soy kırmını tanitan raporu hazırlayan DP Millet vekili Dina Titusun mecliste görüşülmesi için Ülkü ocaklari hakkında rapor hazırliyormuş.
    O sitede gerçeklri açıkladım site yöneticisi beni Kürt olarak tanıtıca hayır ben Kürt değilim Şeyh Şamilin soyundan geliyorum Avarım Türkiyim dedim. Güya beni Kürt olarak gösterip yalanlarının üzerini örteceklerdi. bir dakika geçmeden beni sitelerinden attılar. Şu an AKP gidici MHP lileri ortalığa saldırıp milli duygulari kabartacaklar. Akıllarınca!
    O haberin linkini Avrupada gazetecilik yapan bir arkadaş gõnderdi.
    https://tr.euronews.com/amp/2021/09/22/abd-temsilciler-meclisi-nde-bozkurtlar-icin-teror-sorusturmas-onergesi?__twitter_impression=true

    • 2 gün önce Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, “Bozkurtlar/Ülkü Ocakları”nın bir terör örgütü olup olmadığı hakkında ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından rapor hazırlanmasını öngören bir maddenin de yer alması esefle karşılanmıştır. diye açıklama yaptı.
      Ben fehmi beyin sitesinden çok faydalanıyorum.En azından Fetöcü yorumların nasıl geliştiğini gözlemliyorum Dün bu siteye girdiğimde nurdan , Abd nin ülkücüleri ve ocakları terör örğütü göstermesini gündeme getirilmesinden rahatsız olmuş. nurdan, bir sor bakalım Abd dışişlerine ben şeyh şamilin soyundan geliyorum siz napıyorsunuz diye. Sor bakalım pyd pkk ya niye bu kadar silah ve para yardımı yapıyorsunuz. Şeyh şamilmiş.

    • “$15+30=$45 miliyon
      1 Ekim 2021 At 19:49
      Nurdan:
      Ben Fehmi beyın yazıların’dan çok faydalandım, ve faydalanmaya’da devam ediyoru. Kendisinden Allah razı olsun.”
      Nurdan abla elhak öyledir, belli oluyor zaten ne kadar faydalandığınız ama ben burdayken lütfen şu alttaki gibi ifrazatta bulunmayın:
      “O sitede gerçeklri açıkladım site yöneticisi beni Kürt olarak tanıtıca hayır ben Kürt değilim Şeyh Şamilin soyundan geliyorum Avarım Türkiyim dedim. Güya beni Kürt olarak gösterip yalanlarının üzerini örteceklerdi. bir dakika geçmeden beni sitelerinden attılar.”
      Kürt olmaktan niye gocundunuz, ben olsam gurur duyardım!
      Çerkezlerle şeyh şamilin ne ilgisi var, ki avarım diyorsunuz onlarla zaten bi alakası yok; şamil kumuk asıllı bir türktür ve avarları da hiç sevmezler:)
      Tüz mü? Tüz tügül mü? Tüppe tüz!!!
      Kürtlere kurban ol sen!!!!

  4. Üstad’ım gülenlerden biri de benim ALLAH affetsin, ama ben hükümetin dış politikadaki çıkmazlarına beceriksizliklerine gülmüyorum.

    hükümet zincir marketleri gıda fiyatlarının fahiş artışına sebep olmakla suçlayıp 5’ine inceleme başlattı. bu marketler de kendilerini TÜİK verileriyle savunarak ” biz enflasyonun aşağı yönlü baskılanmasını sağlıyoruz” diyorlar.

    Karar’ın haberinden bir bölüm: “Ağustos ayı itibariyle yurtiçi üretici enflasyonu (Yİ-ÜFE) 45,52 iken, aynı dönemde yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE) yüzde 19,25 olarak açıklandı. Bu rakam, perakendenin enflasyon üzerindeki baskılayıcı rolünü net bir şekilde ortaya koyuyor.”

    Gel de gülme:)))

  5. “F-35, ABD’nin geliştirip, üretim aşamasında ortak aldığı bir proje. Katılımcılar arasındaki her türlü anlaşmazlık için yalnızca karşılıklı müzakere yolu açık. Taraflar, anlaşmazlıklarını herhangi bir ulusal ya da uluslararası mahkemeye taşımayacaklarını taahhüt ettiler. Dolayısıyla tahkim gibi kanallar kapalı.”
    “6 aylık çalışma için hukuk şirketine 750 bin dolar ödeyecek. Arnold&Porter ile imzalanan anlaşmaya göre lobi faaliyetleri sonrasında “sonuç garantisi” de verilmedi.”

  6. ülkenin ekonomisi bozuk ya da dış ilişkileri sorunlu olduğu için sevinen varsa aklından zoru olmalı ya da tasvip edilemeyecek bir nedeni.
    sonuçta sorunlar gelip hepimizin evine, ailesine, çocuklarına, rahatına, huzuruna, refahına ve en önemlisi güvenliğine dayanmıyor mu?
    hepimizi etkilemiyor mu?

    ülkemizin cumhurbaşkanı seçilmiş bir kişi olarak hepimizin cumhurbaşkanıdır. sonuçta ona yapılan hürmet önce ülkemize, sonra ülkenin halkı olan bize yapılmış hürmettir, ona yapılan kabalıkta aynı şekilde hepimize yapılmış olur. bundan bir sevinç çıkması düşünülemez.
    uluslararası ilişkilerin kötüye gitmesi hayırlara vesile değildir çünkü dünya küçülmüştür ve artık bir çoğumuz kendi küçük dünyamızda yaşamıyoruz. dünya ile entegreyiz ve ne olup bittiği bu nedenle çok önemli.

    ülkelerin ne dostluğu olacak, çıkarları olur.
    bu çıkarları koruyan, ülkesi adına en doğruya karar vermeye çalışan siyasileri olur.
    bir de algıları.
    abd ile işlerin iyi gitmediğini ilk ağızdan öğreniyoruz.
    yılın sonuna doğru bazı yaptırımlar gelebilir ki ekonomi açısından hiç iyi olmaz.
    rusya ile ekonomik ilişkiler daha iyi gibi durmakla beraber geçmişte istediği anda onlarında gelen uçakları durdurmak gibi, giden malları döndürmek gibi ufak tefek sebeplerle nasıl pürüz çıkarabildiğini biliyoruz.
    bu görüşmelerin siyasi akisleri önemli ama ekonomik yansımaları içinde bulunduğumuz ve her gün ağırlaşan kriz nedeniyle daha önemli diye düşünüyorum özellikle ekstra şehit ve mülteci sorunlarına neden olabilecek idlib gibi…
    abd ile de rusya ile de gerçekten çok ciddi sorunlarımız var ve inattan çok firasetle çözmemiz gerekiyor, firaset ise bu aralar kara borsa…

  7. Filanı aptal, fiştanı ahmak sanma hastalığı hep vardır. Adamlar binlerce km uzakta diye ..
    (Y.odasından canlı yayın izlerler sen tedbirlerini almazsan birde).
    -35’i vermiyon mu? Bak alırım 400’ü!
    -şurdaki adamlar aslında insan!.. sanki onlar bilmiyor mu?
    -şu topraklardan çık! Eee.. senin topraklardan mı verecen bana?
    -şunu paket yap gönder. Yok yav, delik tıkanmış açmaya çalıyorlar bizimkiler😂😭

  8. Recep Tayyip Erdoğan şu an en büyük sorundur. Kendisi ve ailesi sadece basit parazitler olsalar bu yük belki taşınabilir ama ülkeyi resmen “dış güçlere” peşkeş çekmekten çekinmeyen bir duruma düşmüştür. Her türlü tehdit, şantaj ve aşağılamaya açık hale gelen ülkenin, her geçen gün artan Erdoğan maliyetlerine uzun süre dayanması zor gözüküyor.

    Fehmi beyin anlattığı bu tablonun Erdoğan gitmedikçe çözülemebilme ihtimali ise SIFIR!

  9. Etki alanı Yakın Asya’nın içlerine kadar uzanan ve Avrupa kıtası dahil Uzakdoğu sınırına kadar dayanan bu ABD etkisi olmasaydı Rusya ile bölge ülkelerinin durumu/ilişkisi nasıl olurdu? Bölge ülkelerinin haritaları nasıl şekillenirdi?..

    Bunu Avrupa krallıkları ile Osmanlı İmparatorluğunun tarihin sahnesinden çekildiğinden bu tarafa olan zaman dilimi için söylüyorum. Var oldukları zaman diliminde birer denge unsuru idiler imparatorluklar ve onların yerini bugün çok uluslu devletler aldılar.

    Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) öncülüğünde kurulan Varşova Paktı ile ve yine ABD öncülüğünde kurulan NATO, SSCB’nin 1991 de çökmesi ve akabinde Varşova Paktının da dağılmasına kadar olan sürede, “soğuk savaş” ortamında imparatorluklar sonrası dünya muvazenesini sağlayan bu “iki kutuplu” dünya düzeniydi.

    Bir imparatorluk bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı’nın yıkılmasından bu tarafa -iki dünya savaşı dönemi arasında kuruluş sürecini yaşayan- dünya muvazenesinde bir denge unsuru olmaktan çok, gücü nispetinde ya da geleneksel devlet tecrübesinden kaynaklı ve rasyonel, akıllıca bir kararla Batı ittifakı içinde yer almıştır…

    Bu karar, hem 1. Dünya savaşından yenik ve yoklular içinde çıkmış olmak, hem 1930’lar dünya ekonomik buhranı ile 2. Dünya savaşı koşullarında zayıf olmak, NATO konseptinin askeri talepleri ya da dayatması -onu Batı’nı ileri karakolu ya da kolluk kuvveti olarak görmesi- zorunluluğundan değil ve fakat “Kuzey ayısının” şerrinden emin kalmakla ilgili rasyonel bir karardır. Şu düşünceden kaynaklı olmasa da; komünizmin etkisi altında kalmaktansa “ehli kitaptan” yana tercih koymak o zamanın sosyal görüş ve inanç bağlamında bu karara tesir etmiş olabilir.

    SSCB’nin dağılması ile Varşova Paktının işlevsiz kalmasından kaynaklı Batı (ABD), hegemon, hakim güç olma saikiyle olsa gerek NATO’ya, İslam dünyasını/coğrafyasını tehdit unsuru görmekle yeni bir konsept belirlemiş, bu meyanda Afganistan, Irak -‘ta iki kez- Suriye’de işgal girişiminde bulunmuş, etkisi sınırlarını aşan, altüst oluşlar yaşatan bir süreç yaşanmıştır.

    Öyle ki, NATO öncülüğünde Batı’nın bu mesaisi, Çin yükselişine zemin hazırlamış, Rusya’nın toparlanmasına sebep olmuş ve gelinen noktada ABD’nin (Batı’nın) sınırlarına çekilmesini netice vermiştir. Bölgede yerleşen/güç elde eden otokratik yönetimler de tuzu biberi…

    Kuramsal ve demokratik sistemleri aşağılayan Amerikan tutumu, onu terör örgütleriyle iş tutar hale düşürmüştür. (Terörist örgütler listesine PKK’yı yazdıran ABD yönetimi, onu bir diğer ismiyle -YPG/PYD ile- meşru görmüştür. Ve bugün ABD ile müttefikleri Suriye’de işgalci konumunda iken Rusya, Suriye devlet başkanının davetiyle orada bulunmaktadır.

    Azalan ABD etkisiyle beraber toparlanan Rusya ile yükselen Çin ekseninde dünya, yeni bir -iki mi olur, üç mü- kutuplu dünyaya evriliyor. Geriye kalan irili ufaklı ülkeler de, güç dengesinde yerini almakla meşguller. ABD’nin (Batı’nın) elini zayıflatan “tepedenci” tavrıyla beraber stratejik ortak ve müttefiki olan bir Türkiye’yi dışlar tutumu ile bölgesinde yer alan coğrafyayı yıkıma uğratması ve bu bölgede otoriter rejimleri, terörist eylemleri/örgütleri teşvik etmesi ebetteki BATI blokunun aleyhine olanıdır.

    Bu yeni bir şey değil ve Türkiye ile BATI arasındaki ilişkinin dumura uğraması 2000’nin başlangıcı ile 20 yıl kadar öncesine dayanır. Avrasyacı ya da Shangay taraftarı olan (askeri) klikin faaliyetleri bu döneme rastlar ve bu kanat çeşitli yargısal operasyonlarla elimine edilmek istenmiştir. Mücadelenin tesiri günümüzde de kendini belli etmektedir. (Bu durumu, muhafazakar- demokrat bir iktidarın, Perinçek ile ulusalcı-milliyetçi MHP’nin elinde kalması yeterince açıklayıcıdır denebilir.)

    Kısacası…

    AK Parti iktidarları, ilkelerine sadık kalsa ve iktidar kalma noktasında tamah davranmasa ve kurucu kadrosunu dağıtmamış olsaydı, gelişen yeni kutuplu dünya düzeninde, iki kutbun temsilcileri arasında bir sarkaç gibi, bir o yana bir bu yana salınıp durmaz, belki, onlar Türkiye’nin kapısını aşındırıyor olurlardı. Ne Biden’in ABD’si “naz evi” olurdu ve ne de Putin hak etmediği bir gururun hazzını yüzümüze üflerdi!

    Bu durum, her halükarda sevinilecek bir durum değildir.

    Bu günün şartlarında daha gelişmiş bir Türkiye var ve hak ettiği yerde oturması öyle hayal meyal bir şey değil. Daha demokratik, daha katılımcı bir yönetimle bu gerçekleşir. Gerçekleştiğinde o sevinci, milli coşkuyu istisnanız hepimiz de yaşıyor olacağız.

    Ben ümitvarım.

    • ak partinin kurucu kadroları uluslararası ilişkiler de dirayetli olabilmişse de dış ilişkiler ile iç ilişkiler dengesini kuramadılar dış yönlendirmeyle hareket ettiler ve bunun farkına bile varamadılar. içindekileri dışarıya kurban ettiler. aynı yanlışlığı kendilerini tasfiye eden iktidar yaptı. iç-dış dengesi kurulamazsa ortada türkiye diye bir devlet kalmaz ALLAH muhafaza.

  10. SAKIN GEÇ KALMA ERKEN GEL
    01.10.2021 başlıklı yazımı yazdıktan sonra, gazetelere bir göz atayım dedim.
    Bir de ne göreyim?
    Bizim “yancı ” muhalefetimiz, pardon şanlı muhalefetimiz, başkanlık sisteminin berbat icraatların faturasını aziz milletimizin yanlışlıkla iktidara keseceğini hesap edip, faturanın bir kısmını(%99) ödemeye talip olmuş.
    Bir yanlışlık olmasın. Ülke yönetimine talip değil. Haşa ve kellâ. Allah yazdıysa bozsun.
    Neymiş efendim bakanlar milletvekillerinden olacakmış.
    Muhalefet partilerinden bir “Gençlik ve Spor Bakanı” atarlar.
    Sonra 128 milyar doları bulmak için stadyumların orta yerinde canlı yayında kazı yaparlar.
    Herşeyi size yüklerler.
    Bu paketler iktidarı kurtarmaz.
    Başka paketler de getirin.
    İktidara söyleyin başka da hazırlasınlar.
    Sunumunu yaparsınız.
    Benden söylemesi.

  11. DİŞ İLİŞKİLER

    Rusya ve ABD ilişkiler ne zaman iyi olmuş, anap zamanında mı ecevit zamanında mı, inönü zamanında mı. Türkiyenin abd için bir şeyler yapmaya çalıştığı mesela koreye asker gönderdiği, natonun doğu kanadı olduğunda , abd üsleri kurulacağı zaman iyi olabililmiştir. Ama türkiye kedi için veya müslümanlar için bir şey istediğinde her zaman abd ile aramız kötü olmuştur. Rusya derseniz zaten kadim düşmanımız, nato da onun için varız. Yani rusya tehlikesine karşı kurulan bir askeri ittifakın içindeyiz, aramız nasıl iyi olabilir.
    Admin inşallah başlığı düzeltmez, çünki yanlış yazılmadı dış politika kimin dişi keskin ve uzun ise onun sözünün geçtiği bir alan. Türkiye abd ve rusya karşısında eşit şartlarda masaya oturma cesametine sahip değil. Bölge ülkeleri de ittifak yapacak olgunluğa ve istikamete sahip değil. Daha doğrusu bölgemizde iç sorunlarından başını kaldırıp dünya sisteminden pay isteyebilecek bir ülke mevcut değil. Bu ahvalde yapılacak şey ukraynanın, ırak ın suriyenin parçalandığı bir coğrafyada mali kayıplarla da olsa ayakta kalmak. Ak parti 20 yıldır bunu yapıyor.
    Bu başarı değil mi?
    Hendek ayaklanmalarının, gezi kalkışmalarının nereye varabileceğini hiç düşündünüz mü. Sabır ve kan ile şehitler vererek adım adım o hendekleri aşmasa idi bu gün kendi şehirlerimizi bombalıyor olabilirdik. Bunu ak partinin feraseti sayesinde aşabildik.

    Ak partinin şehitler olmasın diye yürüttüğü açılım politikalarını ihanet görenler, megri megri diye dalga geçenler “O hendeklerin önünde diz çökeceksiniz, serhildanı engelleyemiyeceksiniz” diyen demirtaşın önünde diz çöküyorlar. HDP nin doğuda pkk nın kazanacağı batıda ak partinin kaybedeceği ittifaka evet diyorlar. Peki 2023 te bidenci muhalefet seçimi kazanınca kayyım atanan bir kaç belediye başkanlığı ile demirtaş veya arkasındakiler yetinecek mi?

    CUMA MESAJI

    Cuma bu gün ne güzel
    Birleşir ebed ezel
    Yağar dür-i lem yezel
    Cümleten Cumamız mübarek olsun

    • Bu ahvalde yapılacak şey ukraynanın, ırak ın suriyenin parçalandığı bir coğrafyada
      saraylar yaptırıp, dünyanın en pahalı uçaklarıyla hangar, en pahalı arabalarıyla garaj doldurmak ta olmasa gerek. bir gecede doları zıplatmakta olmasa gerek. kendi yandaş basına ya da müteahhitlerine servet aktarırken bürokratlarına bir çok yerden maaş bağlarken asgari ücreti açlık sınırının altında tutmak ise hiç olmasa gerek.
      faiz günah deyip dünyanın en yüksek faizini veren ülke olmak olmasa gerek.
      faizi azıcık düşürüp dolar zıplayınca dolara yatırım yapanların gelip bavulla para götürdükleri ülke olmak ta olmasa gerek…

      hendekler bir gecede açılmadı değil mi?
      yolların altına bombalar da bir gecede döşenmedi.
      feraset arıyorsun ama yanlış yerde.
      1000 kadar genç insanımızı şehit verdik siz methiye peşindesiniz.
      çok yazık gerçekten…

    • 2023 seçimleri için kritik öneme sahip isim Oğuzhan Asiltürk vefat etti. Allah rahmet eylesin. Bidenci muhalefet bir engeli daha aştı.

  12. Yazıdaki bütün görüşlere ben de aynen katılıyorum .
    Evet, Rusya hiç bir zaman bizim gerçek dostumuz olmamıştır, daima sinsi olmuş , fırsat kollamıştır .
    Ancak ülkemizdeki hemen hemen bütün ağır sanayi kuruluşları , tesisleri de Rusya tarafından inşa edilmiştir .
    Nazilli- Kayseri tekstil fabrikaları , T.C.Merkez Bankası, İskenderun-Karabük Demir Çelik Fabrikaları,Tüpraş ,Mersin- İskenderun Limanları ,Seydişehir Alüminyum Fabrikası , Oymapınar Hidroelektrik Santrali, Bandırma Sülfürik Asit Fabrikası ,Aliağa Petrol Rafinerisi ve nihayet Akkuyu Nükleer Santrali vs..
    Buna mukabil hep sözüm ona dost bildiğimiz ABD nin yaptığı bir tane tesis bile yok yani ben bilmiyorum !
    Bütün bunları bir arada nasıl yorumlamak lazım , doğrusu onu da bilemiyorum !
    Benim , başta bu iki ülke liderleri olmak üzere diğer devletlerin bize karşı tutum ve davranışlarında gözlemlediğim çok enteresan başka bir şey daha var ; arkadaşlarım ne kadar katılırlar , bilemiyorum .
    Bu ülkelerin bize karşı olan davranışlarında RTE nın şahsına karşı farklı, devletimize karşı ise daha farklı bir yaklaşım olduğunu sezinliyorum . Ne olursa olsun RTE nin kendine özgü tavır ve hareketlerinden bir çok ülkenin ve özellikle liderlerinin hoşlandığı söylenemez !
    Hal böyle olunca da ilişkiler durulmuyor , bir türlü rayına girmiyor ; sürekli inişli çıkışlı ve adeta günlük durumlara göre yürütülüyor .
    Ve son olarak şunu da belirtmek gerekir ki rahmetli İ.İnönü’nün dediği gibi büyük devletlerle dost olmak ayıyla beraber yatağa girmeye benzer ; ister istemez bazen alttan almak gerekebiliyor !
    Herkese selamlar saygılar

  13. 01.10.2021
    Bugün TBMM açılacak.
    Meclisimiz olduğu hatırlanacak.
    Altın tepsiler içinde yancı muhalefetimize “parlamenter sistem” paketleri sunulacak.
    Şatafatlı salonlarda Anayasa değişiklik paketleri.
    Sanki uygulanacakmış gibi.
    Sanki uygulanan Anayasa maddesi varmış gibi.
    Belki de kaza süsü vererek, bir bakarsın sunumu muhalefetimize yaptırırlar.
    Görselliğe birinci derecede önem veren kaynanalardan düşük not almasın diye.

  14. “İkinci bir S-400’ü Türkiye’ye para almadan bile verebilir Putin.” Cümlesi tespiti ve devamı çok isabetli yazarın.
    -taa pensilvanydan gelip iki kıta geçişine incir dikmiş tramp var!🙃
    -şurda kahve fincanı kapıp kahve ödünç verecek raşa hanım!💘
    Ama fakat, raşa hanımmm kıskaçmı kıskanç😠
    Boğazdan kanallattırmaz kimseyi köprüden geçirmez gelinleri.
    Onünçün senle olmaz asla raşa, git yumruğunu vur bir taşa.
    -tramgiller bir kahvenin kırk yıl hatırı.. lapından bile nasiplenmemiş ammaaa,..
    NATO diye bir mukavele var ortada!
    Yani demem o ki, bu mukavele varken sen başkasına bakma😎
    Gerisi hava cıva.

  15. FARKLI SONUÇ
    Hep aynı şeyleri yap farklı sonuç bekle.
    Hatta daha kötü yap daha iyi sonuç bekle.
    Olacak iş mi?
    Şu anki sonuç bile öpüp başımıza koymamız gereken bir sonuç.
    Küresel kapitalistlerin emir eri olmamızın bir ödülü.
    Ufak tefek bedeli de olmalı değil mi?

    • Bu bakış açısı da, bakanların hastalıklı kafası da,
      Ülkeyi bir yere götürmüyor. Hep yerinde sayıyor lar, malesef herkes.
      Kimse hint kumaşı olmadığı gibi, tepelere gelmiş biri de püf deyince harcanacak kişi değildir.
      Seven de olur, nefret eden de.
      TR’de etnik yada inanç sorunu da yok aslında.
      Teror sorunu var terroist sorunu var. Din sorunu değil dinci, teknolojizst sorunu değil cehalet sorunu var malesef.
      Enflasyon faiz sorunu dahi olmaz belkide!
      Parayı basıp basıp yüzde beşlik kaymakçılara akıtmasa. (Bundanda götür piramidin dip satırına pompala anlama).

  16. sayın koru bütün bunların tek sebebi müslümanların zayıf,uyuşuk,birlikten uzak,fakirlik,bilimden uzak ve en kötüsüde islamdan uzaklaşmaları.bu böyle sürdüğü sürece yeryüzünde müslümanların ne yönetenleri ne yönetilenleri huzur bulmayacak,gün görmeyecektir.Allahın kanunu böyle.gerisi laf-ı güzaftır.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız