Üniversiteler.. Hocalar.. Tasfiyeler.. Tarih bizde hep tekerrür eder..

32
İstanbul Üniversitesi..

Ergenekon ve Balyoz davalarını yolundan saptırıp yargılama sürecinin bugün bir ‘zulüm mekanizması’ olarak algılanmasına sebep olan neydi?

Darbeci olmayan, hatta konu içinde adının anılması mümkün bulunmayan kişilerin ‘Ergenekoncu’ ve ‘Balyozcu’ olarak yaftalanması ve hukuki sürecin bu yolla sulandırılmasıydı.

Gazeteciler ile çocuklar ve gençlere eğitim imkânı sunan derneklerin yöneticilerinin tutuklanıp cezaevine gönderilmesi… Neredeyse bütün bir askeri birliğin ‘casus’ diye suçlanması…

İleride bugünleri yazacaklar da, büyük ihtimalle, algı değişikliğinin başlangıcı olarak, 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile akademik görevlerinden uzaklaştırılan üniversite öğretim üyelerinin başına geleni zikredeceklerdir.

Bir kalemde 330 öğretim üyesi üniversiteden atıldı dün Resmi Gazete’de yayımlanan 686 sayılı KHK ile…

İşte bunu yapmayacaktınız…

27 Mayıs 1960 sonrası tasfiyesi.. 147’ler olayı..

Bizde akademik hayata girenler bir gün başlarına böyle bir durumun gelebileceğini bir süre sonra öğrenirler.

Üniversitelerimizin tarihi aynı zamanda tasfiyeler tarihidir çünkü.

Ve tarih hep tekerrür eder bizde.

Star gazetesinde yazan tarihçi Prof. Cemil Koçak’ın 27 Mayıs tasfiyesine ilişkin yazısından bir bölüm aktarayım:

27 Mayısçıların bir girişimi de ‘üniversite reformu’ oldu. Reform lâfın gelişi… Türkiye üniversite tarihinde reform kelimesi, üniversite tasfiyesi ile eş anlamlı hale çoktan gelmişti zaten. İttihatçılar, zamanında İtilâfçıları atmışlardı. 1933’de inkılâpçılar, rejime ayak uyduramayanları attılar. 1940’ların ikinci yarısında da CHP’liler, solcu hocaları atmıştı. Sıra 27 Mayıs’a geldiğinde, onlar da üniversitede pek işe yaramadığını düşündükleri hocaları attılar. Hem de özel bir yasayla…”

Özel yasayla 27 Mayısçılar tarafından üniversiteden kovulan öğretim üyelerinin sayısı 147 idi.

Yasa Milli Birlik Komitesi (MBK) tarafından çıkarılmıştı, ancak listeleri 10 kadar öğretim üyesi belirlemişti.

Tasfiyeye sebep olarak, bir MBK üyesi, Muzaffer Özdağ, “Demokrasiye giderken elbette Beyazıt’tan da geçecektik” diyecek, bir başka MBK üyesi ise, Muzaffer Karan, daha uzunca bir gerekçe açıklayacaktı:

“Ahlakî, ilmî ideolojisi yönünden yüz kızartıcı notlara sahip olan, bilhassa çoğu komünist, mason, kifayetsiz, cinsi sapık, Kürt devleti kurmak isteyen, asistanlarını metres olarak kullanan, doçentin yazdığı kitaba imzasını koyan, senede üç beş kere fakülteye uğrayan üyeleri affettik.”

Bir başka MBK üyesi, Muzaffer Yurdakuler, “Yapılan iş, Atatürk inkılâbının gerçekleşmesinde hızı artırmak, buna uymayanları uzaklaştırmaktan ibaretti” demekteydi bu tasarrufun sebebi olarak…

Yapılan, üniversite câmiasından tepki çekmiş, 27 Mayıs’ın anayasasını hazırlama görevi kendisine tevdi edilmiş İstanbul Üniversitesi’nin anlı-şanlı rektörü Prof. Sıddık Sami Onar ile ODTÜ rektörü Prof. Turhan Feyzioğlu görevlerini bırakmışlardı.

Protestoyla…

‘İşe yaramadıkları’ iddiasıyla kovulan hocalardan bazıları şunlardı: Hukukçular: Prof. Ali Fuat Başgil.. Prof. Recai Galip Okandan.. Prof. Yavuz Abadan.. Prof. Bülent Nuri Esen.. Prof. İsmet Giritli.. Prof. Mazhar Şevket İpşiroğlu.. Matematikçi: Prof. Ratip Berker… Felsefeciler: Prof. Hıfzı Timur.. Prof. Takiyeddin Mengüçoğlu.. Siyaset bilimci: Prof. Tarık Zafer Tunaya.. İktisatçı: Prof. Memduh Yaşa..

1940’lar: Cadı kazanı kaynıyor

Cemil Koçak’ın “1940’ların ikinci yarısında CHP’liler ‘solcu hocaları’ atmışlardı” diye özetlediği olay, Ankara Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi’nden 4 doçentin kovulması olayıydı.

Uğur Mumcu, o tasfiyeyi, ‘1940’ların Cadı Kazanı’ adlı kitabının bir bölümünde (s. 99-112) anlatır.

Can alıcı bilgi şudur:

“Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Enver Ziya Karal, Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Öğrenim Genel Müdürlüğü’ne 13 Aralık 1945 gün ve 2258 sayılı şu gizli yazıyı yazar:
«İ̇stanbul’da yayınlanan ve ‘haftalık siyasi mecmua’ olduğunu ilk sahifesinde açıklayan bir derginin kapağında ‘yazı yardımı vaad edenler’ başlığı altında fakültemizden Doçent Behice Boran, Doçent Pertev Boratav, Doçent Niyazi Berkes ve İlmi Yardımcı Mediha Berkes’in isimleri görülmüştür.
Politika eğilimi ilmi düşünceyle uzlaşma kabul etmeyecek karakterde olan bu dergiye Doçent Behice Boran ile Doçent Pertev Boratav’ın ihtisaslarıyla ilgili de olsa yazı göndermelerini, Doçent Behice Boran’ın yayınlamasını, Doçent Niyazi Berkes’in yazı vaadetmesini, ilmi yardımcı Mediha Berkes’in yazı vaadetmiş olduğunu söylemesine rağmen mecmuayı gördükten sonra kendi hakkındaki i̇bareyi yayınlamamasını akademik kariyer düşünce ve çaIışmalarıma aykırı gördüğümü ve yukarıda adı geçenlerin bu hareketleriyle fakülte içindeki durumlarının gözönüne alınması gerektiğini saygılarımla arzederim.»

Sonuç: Bir dergiye yazı verme vaadinde bulunuş 4 hoca üniversiteden atılmıştır.

1948 yılında…

28 Şubat da üniversiteye vurmuştu

Sonuncu tasfiye ise, hepimizin bildiği gibi, ‘28 Şubat süreci’nde yaşandı.

Eğitim-Bir-Sen tarafından süreçle ilgili hazırlanmış ‘Rakamlarla 28 Şubat Raporu’nda o dönemin üniversitelere reva gördüğü muamele şöyle özetleniyor:

“Aynı süreç, üniversitelerde yaygın bir akademisyen tasfiyesine sahne oldu. 12 Eylül 1980 sonrası yaşanan tasfiyeye benzer biçimde, hatta ondan daha sistematik ve daha programlı biçimde, özellikle araştırma görevlisi, yardımcı doçent ve doktora öğrencisi üniversitelerinden atıldı, yüksek lisans için gidenler yurtdışından geri çağrıldı ve akademik hayatları sona erdirildi. Hukuk normları geriye yürütülerek birçoğunun kazanılmış hakları yok sayıldı. El Ezher gibi bazı üniversitelerin denkliği iptal edildi ve bu iptal hükmü geriye yürütülerek, yıllar önce bu üniversitelerden birinden mezun olup Türkiye’deki bir üniversitede görev yapan öğretim elemanları, bir anda lise mezunu durumuna düşürülerek işlerini kaybetti.”

En başta ne demiştim, “Üniversitelerimizin tarihi aynı zamanda tasfiyeler tarihidir”, değil mi?

İşte bunu bugün yapmayacaktınız.

ΩΩΩΩ

ARŞİV İÇİN NOT:

KHK 686 ile HANGİ ÜNİVERSİTEDEN KAÇ KİŞİ ATILDI

* 72 akademisyenin ihraç edildiği Ankara Üniversitesi listede ilk sırada yer aldı. Tıp, Siyasal Bilgiler, İletişim, Dil ve Tarih Coğrafya, İktisadi ve İdari Bilimler, Müzik ve Sahne Sanatları, Hukuk, Fen-Edebiyat, Yabancı Diller, Sosyal ve Beşeri Bilimler, Eğitim Bilimleri, Güzel Sanatlar fakülteleri ile Rektörlükten ihraç edilenler arasında 16 profesör, 10 doçent yer aldı.

* Ankara Üniversitesinin ardından ihraçların en yoğun yaşandığı üniversiteler 28 ile Anadolu Üniversitesi, 27 ile Yıldız Teknik, 23 ile Marmara, 16 ile Eskişehir Osmangazi, 13 ihraçla Cumhuriyet Üniversitesi oldu.

* Kamu ve Özel Üniversitelerden İhraç edilen akademisyen sayıları şöyle: Abant İzzetbaysal: 5, Adıyaman: 3, Adnan Menderes: 3, Afyon: 1, Ahi Evran: 2, Amasya: 3, Anadolu: 28, Ankara: 72, Atatürk: 1, Balıkesir: 1, Bartın: 1, Beykent: 3, Bilecik Şeyh Edebali: 7, Bingöl: 1, Bozok: 15, Cumhuriyet Üniversitesi: 13, Çukurova: 3, Doğuş: 2, Dumlupınar: 22, Erciyes: 7, Erzincan: 1, Eskişehir Osmangazi: 16, Gazi: 2, Gebze Teknik: 1, Giresun: 3, Hakkari: 2, Iğdır: 1, İstanbul Ayvansaray: 1, İstanbul Bilim: 2, İstanbul Medeniyet: 3, İstanbul Üniversitesi: 1, İstanbul Yeniyüzyıl: 1, Kafkas: 11, Karadeniz Teknik: 1, Kırıkkale: 1, Kilis: 2, Kocaeli: 1, Marmara: 23, Muğla Sıtkı Koçman: 3, Mustafa Kemal: 1, Namık Kemal: 1, Nevşehir Hacı Bektaş: 1, Ordu: 1, Pamukkale: 21, Recep Tayyip Erdoğan: 2, Trakya: 3, Uludağ: 2, Uşak: 2, Yıldız Teknik: 27.

32 YORUMLAR

  1. Devletin başı ispiyonlayın deyince, aşağıdaki ihtiras sahiplerine gün doğdu. Kıyımlar son sürat. Önce ceza veriliyor, sonra suçsuz olduğunu ispatlarsan belki geri gelirsin. İtiraz edeceğin yer de bağımsız mahkemeler değil, atanların kurduğu hukuksuz komisyonlar. Türkiye’nin olmayan adalet sistemi bu. Afrika’da bile kalmadı böyle bir sistem. Türkiye bir de AB adayı falan, nasıl bir iş bu?

    Milletimiz şunu görmek zorunda. Hukuk ve adalet olmayan bir ülkede barış da olmaz, huzur da olmaz. Bu gidişle ülke olarak duvara toslayacağız bu kesin. Millet olarak elimizde tek şans var. Referandum. Millet ona da evet derse, sonumuz belli artık. Bunu göremiyorsak ve #HAYIR diyemiyorsak, yapacak bir şey de yok artık. Hukuksuz ve adaletsiz Türkiye son gaz devam. Milletin evet diyen %50’si kendisini kurtardım sanırsa yanılır, hepimiz aynı gemideyiz çünkü.

    Herkes adaletsizlikleri görüyor. Kulağının üzerine yatanlar, bana dokunmayan diyenler olsa da, çoğunluk #HAYIR diyecek izlenimi alıyorum. İnşallah öyle olur.

  2. Fehmi Bey insaallah siz de okuyorsunuzdur yorumlari gecen trt de izledigim bir film
    Ankara Yazi hani siz hep filmlerden dem vuruyorsunuz ya bence buda izlenmeli

  3. Taha bey merhaba, siz bu sitenin yorumlar bölümde hehangi bir değişiklik yaptınızmi?
    Yorumlar gitmiyor, ve siliniyor.bunuda değişik bir yöntem uyguluyarak yazdım. Size yetişirmi yetişmezmi bilemiyorum,

  4. Sayın Koru! Sağduyunuza teşekkürler lakin yazınızda mağdur olanların bir kısmını ele almışsınız. KHK’larda mağdur olan akademisyen, gazeteci, ünlü biri olanca yazarlarımızın çoğu yazılarında KHK’lara haykırıyor. KHK’larda mağdur olan yüz binden fazla sıradan memur(öğretmen, hemşire, doktor…) olunca nedense yazarlarımızın çoğunun kalemi lal oluyor ya da mağdur gazetecilere,akademisyenlere ayırdıkları yazılarının onda birini sıradan mağdurlara ayırmıyorlar. Gariban mağdurun sesini Allah’tan başka duyan yok daha doğrusu duymak isteyen yok. Ne diyelim bu zulüm elbet biter Allah’ın izniyle.

  5. Hepsi birbirinin aynısı gibi,”yok birbirimizden farkımız biz Osmanlı bankasıyız.”
    Amaç araziyi çoraklaştırmak gibi geliyor bana.Bukadar yetişmiş oyuncunun tam oyunun ortasında kural değişikliği yaparak oyun dışı kalmasının sonuçlarını iyi etüd etmeliyiz.kurallar çerçevesinde sarı kart kırmızı kart tamam
    Rabbim milletimize yardımcı olsun.

  6. “Yapılan, üniversite câmiasından tepki çekmiş, 27 Mayıs’ın anayasasını hazırlama görevi kendisine tevdi edilmiş İstanbul Üniversitesi’nin anlı-şanlı rektörü Prof. Sıddık Sami Onar ile ODTÜ rektörü Prof. Turhan Feyzioğlu görevlerini bırakmışlardı.”
    Acaba günümüzde böyle bir protesto yapılabilir mi?
    Var mı böyle cesaretli fedakar insanlar.
    Bence yok!…
    100.000 kişi atıldı ve hiçbir şey olmamış gibi hayatımıza devam ediyoruz.
    Çünkü günümüzün bilim adamları ve genelde halkımız sindirilmiş durumda.
    Bazıları bencillikten, bazıları korkudan v.s. v.s. böyle bir karar alamazlar.
    Ama keşke yapabilseler.
    Keşke topluca istifa ettik diyebilseler.
    Merve Kavakçı nın eşini de atmışlar.
    Dün 28 Şubatta Merve Kavakçı yı meclisten kovanlarla bugün kocasını üniversiteden atanların ne farkı var?

  7. Selamlar,
    Yazılarınız için öncelikle teşekkürler. Ben meseleye kimin hangi kurumdan atıldığından ziyade ilkeler doğrultusunda bakıyorum. Siz bir yanına öğretim üyelerine dikkati çekmişsiniz. Ben de 686 sayılı KHK ile mesleği elinden alınmış bir öğretmenim. 33000 küsür ihraç edilmiş öğretmenden sadece biriyim. Ne ile suçlandığımı bilseydim, yazılı ya da sözlü bir ifadem alınsaydı belki biraz içim soğurdu. en azından beni FETÖ teröristi yapan şeyi öğrenirdim. Bankada kendi hesabına üç beş kuruş yatırmak, 3-5 ay anayasal güvence altında olan bir sendikaya üye olmak mıydı beni terörist yapan ve 20 yıllık emeğimi elimden alan. elbet bugünler geçecek ama iadeyi itibarın zamanı geldiğinde, gaspedilen haklarıma tekrar kavuşunca yanıma gelip “biz zaten senin masum olduğunu biliyorduk, çok yanlış yapıldı” minvalinde yanıma yaklaşanların aynı zamanda bugün susan beni yargılamadan mahkum eden ve beni 30 yıldır tanıyan kişiler olduklarını gördüğümde ne yaparım onu bilemiyorum. Saygılar…

  8. Yarım yüz yıla yakın bir zamandır gelişmiş bir demokraside yaşayınca her şey insana çok kolay gibi geliyor. Demokrasinin temel kurallarında anlaşınca rejim tartışmaları duruyor ve herkes enerjisini ülkeyi kalkındırmak ve beraber huzur içinde yaşamak için harcıyor.

    Bu platformda usül hakkında bir problemim var. Sayın Koru çok önemli konulara değiniyor. Her gün yazdıklarını ilgi ile okuyorum. Okuyucu yorumlarını okumakta ama zorlanmaya başladım. Bazı yorumlar çok uzun ve çoğunlukla da aynı konuların tekrarı gibi. Bu türlü platformlarda alışılmış bir durum değil. Tabi ki, okuma o zaman diyenler olacaktır! Ama diğer yorumları okumadan da yorum yazmak istemiyorum.

  9. Sadece akademisyenlerden bahsediyorsunuz ya biz öğretmenler ya diğer memurlar. Ben Muğla Milas tan Fatih Göktepe. Adımı yazmaktan hiç çekinmiyorum çünkü hayatımda bunlar ile yolum kesişmedi. Hayatında hiç fetullah ile bağı olmayan birçok insan ihraç ediliyor şu an. Lütfen görün artık.

    • fetö terör örgütü ise 15 temmuz ilk terör faaliyetidir. o ana kadar teröre bulaşmayan cemaat gören Allah için giden insanlar hele ki 15 temmuz sonrası bağları da koptukları noktada onlar hak ediyor mu ihracı. bunların sohbetine gitmediğim halde ihraç oldum demek , gidenlerin ihracını meşru görmek demektir. hangimiz ihracı hak ettik hangimiz etmedik muhabbetine girmeden tüm ihraçların haksız olduğunu korkmadan söylemeliyiz. istisna darbeciler

  10. Demekki ülkemde hiçbirşey değişmiyor. .değiştirme vadiyle gelen bir önceki kini hayrete düşürecek işler yapıyor. Sadece değişmeyen sessiz kitleler..bir orda bir burda kalabalık oluşturan lar onlar aynen devam ediyor ki bu kalabalık lar sesini vicdanını isletmedikce iktidar olan bundan güç alıp devam ediyor. .şu sorular sormak aklımıza gelmiyor mu…Ergenekon u Fetö yaptı. .Bu gün yapılanları kim yapıyor? ..darbe soruşturma sinda 300 pilot ıtirafci olup görev lerine dönerken sadece yasal hak olan sendika üyeliği olanlar neden yok sayılıyor?KHK lar ile işine geri dönemlerdeki komik rakamlar (7,8 kişi )…kendi adıma en çok ta size hakkımı helal etmiyorum görüp te susanlar vicdanlar ini yok sayanlar. .ama lar la herşeye rağmen savunanlar yapılanlar da biraz sizin eseriniz….’adalet bir gün herkese lazım olur’

  11. Fehmi bey, işte bunu yapmayacaktınız ifadenize takıldım. khk gerekçesinde; terör örgütü ile ilişkilenmek veya milli güvenliğe karşı oluşum diyor. şimdi gerçekte böyle bir durum var ve biz bu akademisyen denilen hainleri görmezden gelecek isek vay halimize. işte bunu yapmayacaktınız dediğiniz akademisyenler yanında, binlerce öğretmen atıldı. bu atılan öğretmenler aydın değil mi idi. bunlar için neden böyle demiyorsunuz. örneğin, bizim nazarımızda dil tarih fak. her daim sol görüşlü anarşist militanist akademist ve öğrencilerden oluşmuştur. Her zaman devlet düşmanı tavırları vardır. Adam gibi karşıt görüşü olanı göremedik. Medeni usuller içerisinde çıkar fikrinizi beyan edersiniz. Ama bunların çoğu, terör örgütü lehine bildiri imzalar. Neyse.. siz bunları bizden daha iyi biliyorsunuz.

  12. Fehmi Bey, neden 686 yı bir dönüm noktası olarak tanımlıyorsunuz? Sanki daha önceki KHKlar hukuka uygun mu yapıldı? Onlarda mağdur yok mu? 686 ile ihraç edilenlerin özelliği nedir? Ben anlamıyorum. Ben yasal bir bankada hesabım var diye ihraç edildim. Hesabımda açıklayamayacağım 1 kuruşum yok. Yılların emeği bir gecede elindem alındı. Hem fetöyü hem beni işten atanları Allah’a havale ediyorum. Bu zulme sessiz kalmayın lütfen ve mağdurları da ayırmayın.

  13. Bu 330 un arkasına saklanan 2585 öğretmen bu kadar değersiz olamaz. 14 EKİMDE AÇIĞA ALINAN listenin hatalı olduğunu sağır sultan bile duydu.
    Şuna özellikle dikkat edilmesi gerekir ki bu KHK 2 Ocak tarihli yani 679 tasfiyeleri bile birleşse ile olacaklardan çekinmiş olmalılar.
    Son olarak biri bu haksızlığa dur demeli artık.
    Mazlum ların ağı arşı aştı..
    Bu kadar vebalin altından kalkılmaz
    Allah devletimize basiret li Feraset li ve adaletli eller ile güç ve kuvvet versin inşallah.

  14. Maalesef olay tam da FETÖ nün istediği duruma geldi. Sadece üniversite hocalarını yazmışsınız ama binlerce öğretmen 14 ekimde açığa alındı. Bu listenin hatalı olduğunu bizzat bakan söyledi ama masum yok algısı oluşturmak için bu hatalar görmezden gelindi ve bu khk yla 4 ay sonra ihraç edildi. Fetöcü olmadığımızı delilleriyle anlattığımız dosyalar bimer- ohal komisyonu – meb gibi hiç bir kurumca dikkate alınmadı cevap bile yazılmadı. Alakasız insanları fetöcü diye işten atmak ah almak devleti güçlendirir mi? Allah hatadan dönme feraseti versin.

  15. Merhaba Fehmi Bey,

    İhraç listelerini hazırlayan rektörlerin hangi ruh hali ile o listeleri hazırladığını yakından görmek adına, Gaziantep Üniversitesi eski rektörü Mehmet Yavuz Coşkun’un görev tesliminden önce gider ayak hazırladığı ihraç listesini irdelemek için aşağıdaki linki sizinle paylaşıyorum.

    Araştırma inceleme yapılmadan, kendisi Ağustos 2016’da yüzden fazla akademisyenin ihracına yol açmıştır. Şu an üniversitenin iddianamesi tamamlanmış ve mahkemeler devam etmektedir. Yüzden fazla göz altının sonunda şu an sadece 8 kişi tutuklu olup, bir çok kişinin ismi iddianameye dahi girmemiş ve bazıları da savcılık tarafından doğrudan salı verilmiştir. Ancak bu kişiler şu an ihraç durumundadırlar!. Ne üniversite komisyonu ne de savcılık bu kişiler ile ilgili somut bir bilgi ve belge ortaya koyamamaktadır.

    Peki sebep?

    Rektörlük seçimleri ilk sırada… Kişisel hırs ve husumetler ikinci sırada…

    Bu arada link içeriğinde (Videonun 2.00- 3.20 arasındaki dakikalar arasında) söz konusu eski rektör darbe girişiminden çok önce bir çok generalin isminin cebinde bulunduğunu ancak kimseyi ikna edemediğini de belirtiyor!….Bu noktayı özellikle dikkatinize sunmak istiyorum..

    https://www.youtube.com/watch?v=MDsG54uaU6E

    Son olarak burada paylaştıklarım, tamamen Mehmet Yavuz Coşkun’un kendi beyanları ve somut paylaşımlarıdır…

  16. Sermaye dünyayı ikiye ayırmıştır. Sanayileşmiş ülkeler ve gelişmemiş ülkeler diye. Sanayileşmiş ülkeleri sermayesi ile, geri kalmış ülkeleri cehaletle sömürmeye ve yönetmeye devam ediyor. Ekseriyet sistemi ile istikrarsız hale getirdiği ülkelerin başkanı değişince sil baştan yeniden başlarlar. Böylece sık sık değişen başkanlar, hükümetler taş üstüne taş koymadan gelip geçerler.
    Sermaye ister ki sanayileşmiş ülkelerde ilim olmasın. Bunun için akla gelmeyen hileler yapar. İngilizce öğreneceksin, batı sanayisinde tercümanlık yapacaksın ama başka her hangi bir bilgin olmayacak. İlmi çalışma yaparsan üniversiteden kovulursun. Yazdığın kitap batılıların yazdıkları olmalı ve Sermaye’nin kontrolünde olan kitapları evirip çevirip Türkçe ifade etmelisin. Batılıların dergilerinde yayınlanmış makalen yoksa doktor bile olamazsın.
    Sık sık bahaneler bulup hocaları atacaksınız ki gelişme olmasın, ilim olmasın, bir şey icat edilip ilerleme olmasın. Bu hep böyle devam eder. Medreseler kapatılır. Üniversiteler açılmaz. Açılanlar da batıda yazılanları ezberlemek dışında bir şey yapmaz.
    Batıda köylü tarlayı ekti iye destek verilir. Bizde ise tarlayı ekme diye destek verilir. Batıda ormanlar geliştirilir, dünyaya kereste ihraç edelim diye. Bizde ise ormanlara girenler hapse atılır ki tüm ormanlar işe yaramaz hale gelsin ve keresteyi ithal edelim. Borçlanalım, borçlanalım. Esir olarak yaşamaya devam edelim.
    Gecekonduda oturup fabrikalarımızı çalıştıran işçilerimizin ayaklarını öpmemiz gerekir. Onlar üretiyor, biz sömürüyoruz. Biz gecekondularını da yıkıyoruz ki işçi köyüne dönsün, Avrupa’ya gitsin, fabrikalar iflas etsin. Borçlanıyor, yüksek katlı binalar yapıyoruz. TOKİ ülkenin inşaat sektörünü çökertmeye görevlidir.
    Bütün bunları saymakla bitiremeyiz. Doktorların kullandığı ilaçları bakanlık belirliyor ki istedikleri batı firmasını yaşatsınlar. Biz bunları 1960’larda gördük. Akevler olarak siyasete bunun için katıldık. Kurduğumuz Milli Görüş Anayasa ekseriyeti ile iktidar olmuştur. Bir şey yapamamıştır.
    Atılan subaylara, kovulan profesörlere tavsiye ederim. Bir semt kooperatifi kurun. Orada ilim yapın. Üretici olun, maaşla değil işle kazandıklarınızla yaşayın. Beni de sebepsiz yere 1960’da attılar. O sayede biz Akevler’i kurduk. Onlar Yusuf Peygamberi kuyuya atan kardeşleri gibi. Siz de bu gerçeği görün. Semt kooperatifleri kurmak için her türlü şart oluşmuştur.

  17. Sermaye ister ki sanayileşmiş ülkelerde ilim olmasın. Bunun için akla gelmeyen hileler yapar. İngilizce öğreneceksin, batı sanayisinde tercümanlık yapacaksın ama başka her hangi bir bilgin olmayacak. İlmi çalışma yaparsan üniversiteden kovulursun. Yazdığın kitap batılıların yazdıkları olmalı ve Sermaye’nin kontrolünde olan kitapları evirip çevirip Türkçe ifade etmelisin. Batılıların dergilerinde yayınlanmış makalen yoksa doktor bile olamazsın.
    Sık sık bahaneler bulup hocaları atacaksınız ki gelişme olmasın, ilim olmasın, bir şey icat edilip ilerleme olmasın. Bu hep böyle devam eder. Medreseler kapatılır. Üniversiteler açılmaz. Açılanlar da batıda yazılanları ezberlemek dışında bir şey yapmaz.
    Batıda köylü tarlayı ekti iye destek verilir. Bizde ise tarlayı ekme diye destek verilir. Batıda ormanlar geliştirilir, dünyaya kereste ihraç edelim diye. Bizde ise ormanlara girenler hapse atılır ki tüm ormanlar işe yaramaz hale gelsin ve keresteyi ithal edelim. Borçlanalım, borçlanalım. Esir olarak yaşamaya devam edelim.
    Gecekonduda oturup fabrikalarımızı çalıştıran işçilerimizin ayaklarını öpmemiz gerekir. Onlar üretiyor, biz sömürüyoruz. Biz gecekondularını da yıkıyoruz ki işçi köyüne dönsün, Avrupa’ya gitsin, fabrikalar iflas etsin. Borçlanıyor, yüksek katlı binalar yapıyoruz. TOKİ ülkenin inşaat sektörünü çökertmeye görevlidir.
    Bütün bunları saymakla bitiremeyiz. Doktorların kullandığı ilaçları bakanlık belirliyor ki istedikleri batı firmasını yaşatsınlar. Biz bunları 1960’larda gördük. Akevler olarak siyasete bunun için katıldık. Kurduğumuz Milli Görüş Anayasa ekseriyeti ile iktidar olmuştur. Bir şey yapamamıştır.
    Atılan subaylara, kovulan profesörlere tavsiye ederim. Bir semt kooperatifi kurun. Orada ilim yapın. Üretici olun, maaşla değil işle kazandıklarınızla yaşayın. Beni de sebepsiz yere 1960’da attılar. O sayede biz Akevler’i kurduk. Onlar Yusuf Peygamberi kuyuya atan kardeşleri gibi. Siz de bu gerçeği görün. Semt kooperatifleri kurmak için her türlü şart oluşmuştur.

  18. Özgüveni olmayan, kendi fikir ve uygulamalarının doğruluğundan kuşku duyan her kişi ve kurum ilk iş olarak kendi gibi olmayanı yok etmeye yönelir. Sanki kendisi gibi olmayanlar ortadan kaybolursa haklılığı ortaya çıkacaktır. Bu özgüvensizlik otoriterleri her yerde ve her zaman tasfiyelere yöneltir. Otoriterler kendilerini ülkenin ya da kurumun gerçek sahibi olarak gördüğünden, kendi gibi olmayanın hakkı veya hukuku olabileceğini düşünmez.
    Amaç suç işleyene cezasını vermek olsa olağan hukuk yeterlidir. Hertürlü suç ve yaptırımı düzenlenmiştir. Ancak amaç muhaliflerin tasfiyesi olunca olağanüstü hukuka ihtiyaç duyulur. Bugüne kadar tasfiye edilen 5000 akademisyen ve 125.000 kamu görevlisinin kimlikleri ve ideolojileri farklıdır. Ama tek bir ortak yönleri vardır, yönetimi yeterince desteklememişlerdir. Kimi o veya bu cemaatten, kimi alevi, kimi kürt, kimi liberal bu insanların tek ortak yönü muhalif olmaktır.
    Son 330 kişiyi öne çıkarıp önceki 4500 den fazla akedemisyen ve 125.000 insan hakkında yazıda tek kelimeye yer vermemek de aynı kimlikçi bakışın yansıması değil mi? İlkeleri mi savunuyorsunuz kimlikleri mi? Eğer derdiniz kimliklerse hakkı ve adaleti değil, kişilerin veya grupların menfaatini savunuyorsunuz demektir. Bu durumda tasfiyecilerden tek farkınız onların yerinde olamamanızdır.
    Size haksızlık etmek istemem. Aklı selime ve hakkaniyete davet eden yazılarınızı çöldeki bir vaha gibi görüyorum. Fakat iki gündür sosyal medyadaki yaklaşım ile aynı tonda yazınızla karşılaşınca hatırlatma ihtiyacı hissettim.

  19. Elin adamı uzayda bulduğu madeni dünyaya getirme planları yaparken bizim uğraştığımız şeylere bak 2023 hedefine böyle mi ulaşacağız KHK devleti olunca böyle oluyor aklı selimi kaybettik bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete sonumuz HAYIR olsun!

  20. İyide fehmi bey sanki ilk defa üniversite den hocalar ihraç edildi bu süreçte.iş sol görüşlü insanlara dokununca mı bu ülkede demokrasi olmadığını anladınız.insanın sevdikleri için demokrasi istemesiyle ne o insan demokrat olur NE de demokrasi gelir ülkeye. insanlar bu khk ve mahkemeleri sadece cemaat için sanmıştı. madem asgari müştereklerde buluşamıyoruz yeni doğmuş bir bebeği hapse gönderen zihniyete bi iki laf söylemenin bi önemide yok. Yakın zamanda bylock programıda yalan olunca bakalım insanlar zülümlerini neyin arkasına gizleyecek.

  21. ’İşte bugün bunu yapmayacaktınız’’

    Yaptılar! Ne olacak ki?

    Yapanlara ne oldu, bu güne kadar yaptıkları yanlarına kaldı mı? ..kaldı.

    Tarih bizde hep tekerrür eder. ..eder mi? ..eder.

    OHAL Kararnameleriyle yönetilen bir ülke.

    Milli irade! ..gasp edilmiş. Millet’in Meclisi, devre dışı.

    Millet’in vekilleri, ‘süper emeklilik’ derdinde.

    Hukuk, ‘hak’ getire.. Yargı, yargıçlar, siyasete ram olmuş. .. çıt, yok!

    Tasfiyeler, tasfiyeler, tasfiyeler…

    ‘OHAL’ ile idare edilen bir ülke! Milli irade? Meclis yok, devlet var.

    Hayır, hayır

    Devlet var, meclis var, … yasama yok, hukuk yok.

    Olsun, Devlet var ya, gerisi angarya.

    Devlet var, Bayrak var, Başkan var.

    Daha ne istiyorsunuz, yetmez mi ya?

    Hak, hukuk. ..o da ne,

    Karın doyurur mu?

    Tarih tekerrür ediyor ya.

    Halk? ‘Ölü toprağı’ var sanki üzerinde. Uyuyor.

    Ev, araba, her şey var.

    Karnı doyuyor ya!

    Şehitler ölmez, vatan bölünmez.

    Şehitler tepesi boş kalmayacak,

    Tarih tekerrür ediyor ya!.

    (Şehitlerimizi rahmetle yad ediyorum, ruhları şad olsun).

  22. Aşağıdaki alıntı 11.01.2016 Tarihli Sabah
    gazetesinden:

    “Özel ve devlet üniversitelerinde bulunan 1100 akademisyenin imzaladığı bildiride, “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi gerekiyor” gibi ifadeler yer aldı.”

    Devletin güvenlik güçleri canlarını dişlerine
    takmış,şehitler vererek teröristlerle büyük
    bir mücadele veriyor.1100 Akademisyen
    devletin katliam yapmasından bahsediyor.

    Dünkü Yenişafak’taki bir haberde Fetö’nün
    üniversitelere 20 bin kişi yerleştirmesinden, ÖSYM’nin son 13 yılda yaptığı tüm sınavların sorularının çalınmasından bahsediliyordu.

    Şimdi bu durum karşısında ne yapılmalı?
    Bunların hepsi sineye mi çekilmeli?

    Devletin maaş verdiği akedemisyenler, devletin güvenlik güçlerinin terörle mücadelesini katliam olarak nitelendirirse
    terörle nasıl mücadele edilecek?

    Akademisyenlerin atılması Fehmi Bey’in
    hatırlatmalarını da dikkate aldığımızda
    iyi bir çağrışım yapmıyor.

    Ama madalyonun bir de yukarıda anlatmaya
    çalıştığım yüzü var.Madolyonun bu yüzü hiç
    de iyi bir görüntü vermiyor.

    • s.a bekir abi
      abi 36 yaşındayım sizin evladınız yaşındayım ama okumayı çok seviyorum hemen her kesimden insanın yazdıgı yazıları okumaya gayret gösterdim ola ki dogru bir şeyler ögrenirim farklı farklı kesimlerden diyerek çocuklugumda emine şenlikoglu ablam vardı sistemin yönetimi tarafından terörist olarak görülürdü hapise girip çıkardı dualarımı yollardım ufacık ellerimi açıp hiç görmedigim şenlikogluna rabbimden sabırlar dilerdim evladlarına üzülürdüm salih izzet erişi tanıdım tek kişilik terör örgütü üyeliginden hapise girmişti dönemin yanılmıyorsam star gazetesi işkence yapılmış resmini basmıştı yok kalkarken kafasını kapıya çarptı yok ranzadan düşüp gözünü çarptı gibi yapabildigim hiç bir şey olmadı dua dan başka hiç tanımadıgım mirzabeyogluna da sabırlar diledim.
      bir dinazorun anıları diye bir kitab gördüm mine urgan yazmış kendisi akademisyen aklımda kaldıgı kadarı ile oda bir darbe sonrası okulundan atılmış .
      necip fazıl kısaküregi yaşadıgım çevrem çok sevdigi için ilgimi çeken bir müttefekirdi yassı ada mahkemesinde yargılanan şehit başbakanımız adnan menderese hakim soruyor örtülü ödenekten necipe para vermişsin diye menderes necip bey vatansever bir isimdir yayınlarını destekledik diyor hakim necipmi vatansever diye menderesi fırçalıyor. bir dergi karıştırıyordum karşıma necip fazılın yanılmıyorsam bursa cezaevinde hapis yatan nazım hikmeti ziyaret ettigini yazıyordu dergiyi okurken agzımdan gayri ihtiyari olarak kusura bakmayın oha kelimesi döküldü inanmadım necip fazılın nazım hikmeti ziyaret etiigine sonra araştırdım evet ziyaret etmiş
      biz her devirde büyük bir maharetle kendi evlatlarımızı yedik terör yada terörist tanımı muglaklaştı benim fetö yada başka bir yapı ile bagımda balmamımda yok işçi bir insanım memur falanda degilim ancak çocukluguma yelken açıyorum ilkokul zamanımda yaşadıgım kasabaya açılan nur cuların pansiyonunu hatırlıyorum arkadaşlarım vardı orada bir kısmıda okuyup başarılı insanlar oldu bugüne kadar herhangi bir kötü hadisesine rastlamadım ancak ben bu yapıya farklı bakıyorum ve kızıyorum camialarına keşke bu kadar bürokrasi yerine elindeki bu yetişmiş insanları bilime yönlendirseydi diye ancak bu kadar insanın teröröist oldugunuda vicdanıma kabul ettiremiyorum .
      askerde bir kürt arkadaşımla sohbet ederken tertip neden pkk yı destekliyorsunuz dedigimde çok haksızlıga ugradık demişti bizde haksızlıklara ugradık ancak elimize silah alıp devletimize kurşun sıkmadık arkadaşımın gözleri dolarak bana baktı söyledigi sözler yüregime çakıldı tertip siz içinizden erbakan hocayı çıkarttınız biz şansızdık öcalan çıktı içimizden demişti
      abi hiç kendi ruh dünyanız ile başbaşa kaldıgınızda düşünüyormusunuz neden bu kadar terörist çıkartan bir ülkemiz var ben muhafazakar bir ailede dogdum ancak deniz gezmişide mahir çayanıda okumaya çalıştım muhsin yazıcıogluna adeta gönlümü yüregimi verdim çatlıları öcalanı yada digerleri hangi görüş yada düşünce etnik mezhepsel kimlik farketmez neden kendi ülkemizde kendi düşüncemizi özgürce söyleyip yaşayamıyoruz yapılan baskılar bizi riyakarlıga sürüklemezmi ?

    • Sevgili kardeşim Bekir bey,
      Kim soru çaldıysa kim haksız yere memuriyet alıp devletin parasını haksızca aldıysa cezasını çeksin, aldığı maaşlar tazminatıyla geri alınsın. Suç olan eylemlere kimsenin bir şey dediği yok. Ama üzülerek görüyorumki siz haksız yere ihraçlar olduğunu görmek istemiyorsunuz. Hakkımıza giriyorsunuz. Mağduriyet çok fazla öyle yüzde bir falan da değil. Düşünün ben yıllardır okudum, hakkımla mesleğimi elime aldım bir anda en ağır ceza ile cezalandırılıyorum. Eğer suçtan bu kadar eminse bizi atanlar, hodri meydan mahkeme yolunu açsınlar. Varsa suçlu tespit edilsin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here