Yunanistan sorunu Akdeniz’den Ege’ye taşıma hazırlığında.. Savaş ihtimali büyüyor…

41

Balkan kökenli (Kosova) olduğuma verin, ne zaman ‘savaş’ sözcüğünü akla getirecek gelişmeler yaşansa huzurum kaçar. Son 150 yıl içerisinde tarafı haline geldiğimiz ne kadar ‘savaş’ çıkmışsa, hepsinde kaybedenler arasında yer aldığımızı bilirim.

[Tek istisna olarak 1974 Kıbrıs çıkartmasını hatırlatacaklara ancak yarım hak verebilirim. Savaşlar silahların susmasıyla sona ermiyor çünkü; Kıbrıs’ta hala sonuç belli değil.]

Şimdi yine öyle bir dönemden geçiyoruz. Güneyimizde Irak ve Suriye’de askerlerimiz var. Uzak komşumuz Libya’da askerlerimiz bulunuyor. Doğu Akdeniz’de bayrak dolaştıran gemilerimiz her an bir çatışmanın parçası haline dönüşebilirler.

Türkiye yalnız

Her zaman olduğu gibi ülkemiz karşısında cepheler oluşuyor.

Irak’ın yeni başbakanı soluğu Washington’da aldı. Suriye arkasında Rusya’nın varlığını hissediyor. Libya’da Rusya yanına Mısır’ı aldı, bize kafa tutuyor. Yunanistan ise Fransa, İtalya ve Mısır’la Akdeniz’de askeri tatbikat yapıyor.

Türkiye, ülkemiz, kah ABD’ye, kah Rusya’ya güveniyor, Doğu Akdeniz’deki hak iddialarının gerçekçi olduğuna Almanya’yı inandırmaya çalışıyor.

İsrail de her ihtilafta Türkiye’nin karşısında.

Reklam

İşin gerçeği, Türkiye tarafı olduğu bütün uluslararası ihtilaflarda yalnız.

Kendilerine hami bulan karşı taraflar bu yalnızlığımızı aleyhimize kullanmak için alesta bekliyor.

Endişem şu: Birinden birinin çıkaracağı kıvılcım dört bir yanımızı ateşe döndürebilir. Bunun için fırsat kollayan, zamanın olgunlaşmasını bekleyenler olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.

Kamuoyumuz dışarıya dönük politikayı, meydana gelen gelişmeleri tek taraflı izliyor. Bizim gazeteler konuya hamasi yaklaşıyor ve “Ver mehteri” havası hepsine hakim. Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Yunanistan’ı istediğimiz anda hizaya getirebileceğimizi düşündüren bir anlayış insanları etkisi altına alıyor.

Acaba öyle mi?

Çoğu kez iyimserliğim baskın çıkıyor ve hemen her ihtilaf alanında Türkiye’nin nihai amacının karşılıklı çıkarların görüşüleceği bir masanın kurulmasını sağlamak olduğunu düşünüyorum. “Kimsenin toprağında gözümüz yok” gibi, “Biz oralarda petrol için bulunmuyoruz” gibi, “Yunanistan tek başına Akdeniz’in sahibi olma hülyasını bıraksın, ortak çıkarlar istikametinde iş bölümü yapalım” gibi açıklamaları bu yolda yorumluyorum.

Umarım, yorumum doğrudur.

Yunanistan savaş ister gibi

Reklam

Yunanca bilmediğim için o dilde çıkan gazetelerde neler yazıldığını bilemiyorum; ancak önemli haber ve yazılarını ülkesinde satılan New York Times’a dört sayfalık İngilizce ek olarak sunan ‘Kathimerini’ gazetesini sıkı takibim altında tutuyorum.

Muhafazakar çizgide bir gazete bu. Zaten kaba milliyetçiliğin hüküm sürdüğü Yunanistan’da “Savaşsa savaş” anlayışını manşetlerinden duyuruyor. Gazetenin Tom Ellis imzalı başyazısının başlığı, dün, “Yunanistan korkmuyor; güçlü, serinkanlı ve akılcı” idi. Manşetinden de, bir gün önce İtalya ile yapılan deniz sınırı anlaşmasını onaylayan Yunan Parlamentosu’nun, dün Mısır’la imzalanan aynı amaçlı yeni bir anlaşmayı görüşüp onaylayacağını duyuruyordu Kathimerini.

Haberler ve yazıları bir de hoş olmayan karikatürle desteklemişler.

“Alo, dünya lideri konuşuyor” diyor Trump, Erdoğan, “Evet, Akdeniz lideri de burada” diye mukabele ediyor.. Bugünkü Kathimeri’den..

Dikkat edilmesi gereken yeni bir gelişme, gazetenin manşet haberi içerisine gömülmüştü: Yunan başbakanı Kyriakos Mitsotakis parlamentoya yeni bir yasa sunma hazırlığındaymış. Yunanistan’ın Ege denizindeki kara sularını 6 milden 12 mile çıkaracak bir yasa. Mitsotakis bunun deniz hukuku sözleşmesinin üçüncü maddesiyle uyumlu bir girişim olacağını söylemekte.

Akdeniz’de iki ülke arasındaki ihtilaf, Yunanistan’ın oradaki karasularını 12 mil olarak açıklamasının bir sonucu; Yunanistan şimdi daha önce kaçındığı Ege denizindeki karasularını da 12 mile çıkardığı takdirde, ihtilaf dev boyutlara ulaşacak demektir.

Yunanistan’a ait sayısız küçük adanın karasuları 12 mil olunca Türkiye’nin nefes borusu tıkanır.

‘Mavi vatan’ projesiyle Akdeniz’deki karasularını geriye çektirmeye çalıştığımız Yunanistan, bir hamleyle Ege denizini Yunan denizi haline getirme adımını atmış olacak.

Hem de bunun Türkiye tarafından uzun yıllar önce ‘savaş sebebi’ olarak ilan edildiğini bile bile…

Bile bile, çünkü ‘savaş sebebi’ olduğunu bildiği için, Atina, Ege’de böyle bir adım atmaktan kaçınmaktaydı.

Kathimeri’nin manşet haberinde, Ege’deki mil artırımının Türkiye tarafından ‘savaş sebebi’ olarak ilan edildiği ayrıntısı da yer alıyor zaten.

Tüylerimi diken diken eden ‘savaş’ sözcüğü birkaç gündür bolca kullanılıyor gazetede. “Yenilsek de kazanan biz oluruz” havası hakim.

Gazetenin bugünkü Nikos Konstandaras imzalı başyazısı ise Türkiye’nin savaş çıkartma ihtimalinin Atina’da ciddiye alındığını düşündürüyor. “Hadi diyelim savaş çıktı” tarzında ve her birinde Türkiye’nin kaybedeceği senaryolara yer verilmiş başyazıda. Başlığı da şu: “Tehditleri blöfe döndürmek”.

Ne olacak?

Tahmin edebileceğiniz gibi, şu aşamada, ne olabileceğiyle ilgili hiçbir fikrim yok, ancak okumalarımdan bir yanlışlığa doğru itilmek istendiğimizi hissediyorum.

Son 150 yılda tarafı olduğumuz bütün savaşlar aleyhimize sonuçlanmıştır demiştim bu yazının girişinde; o savaşların hepsine itilerek, sürüklenerek girdiğimizi de unutamıyorum.

Akılcı ve serinkanlı olmak esas bizim için gerekli.

ΩΩΩΩ     

41 YORUMLAR

  1. MEB’in bize ait olduğunu göstermek için bölgeye askeri gemi göndermek anlamlı bir çözüm yolu değildir. Yani o bölgede askeri gemiler bulundurmak, tatbikatlar yapmak o bölgenin size ait olduğunu göstermez. Zaten Doğu Akdeniz’de yedi düvelden gemi vardır. Yani askeri gemiler için navtex ilan etmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu bölgenin MEB ve kıta sahanlığı hakları bakımından bize ait olduğunu göstermek ancak kaynakların araştırılması, çıkarılması ve kullanılması ile mümkün olur. (Amiral Cihat Yaycı)

    “Bir havuz medyası başlığı”
    Doğu Akdeniz’de Türk tokadı : Tüm dengeler değişti

  2. KKTC ile MEB Antlaşması
    Türkiye’nin KKTC ile yaptığı MEB anlaşması ise, KKTC’yi Türkiye dışında tanıyan tek bir ülke olmadığı için doğal olarak hukuk dışı kabul edilmektedir. Türkiye şu tezi öne sürmeliydi: “Bize göre GKRY BM’ye göre Kıbrıs Cumhuriyeti’nin doğu Akdeniz’de ortak olduğu doğalgaz kaynağından Kıbrıs Türk kesimini yararlandırmayacağı endişesiyle Türkiye KKTC ile böyle bir anlaşma yapmıştır. Eğer GKRY adil davranırsa Türkiye’de aynı şekilde adil karşılık verecektir yani bu geçici bir tedbir anlaşmasıdır”.
    Bu tez ısrarla açıklansa, gelişmiş ülkeler usulen biraz tepki gösterseler de özünde Türkiye’ye hak vererek kayda değer bir sorun çıkaramayacaklardır.

    Fakat görünen o ki yönetim bilerek çatışmacı bir politika izliyor ve doğu Akdeniz’de haklarımız gasp ediliyor diyerek iç politikada kullanmayı tercih ediyor. Aynı şeyleri Yunanistan Hükümetinin de yaptığı açıktır.

    Halbuki o bölgede bir hidrokarbon yatağı bulabilsek dahi çıkarabilmek için dev teknoloji şirketlerinden biri ile anlaşma yapmak zorundayız. Onlar da çatışmalı bir bölgede faaliyette bulunabilmek için kendi devletlerinden izin almak zorundadırlar. Yani fiili olarak elimize geçen bir şey olmayacaktır. (Biz bu teknolojiye sahip oluncaya kadar)

  3. “Türkiye ile Yunanistan arasındaki ihtilaflı bölgede varlığı kesinleşmiş büyük bir hidrokarbon rezervi mi var da bu bölgeye öncelik veriyoruz?” Denebilir ki, tamam böyle bir şey yok ama Yunanistan’ın o bölgeyi sahiplenmesini önlemek için böyle davranıyoruz. Bu cevap ne kadar gerçekçi ve tatmin edicidir? İrdeleyelim.

    Paylaşımı konusunda iki ülke arasında şiddetli geçimsizlik olan ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre kolayca sonuca varılamayacak açık denizlerde ne olur? Eğer taraflardan birisi o bölgede hidrokarbon rezervi bulursa ve onu çıkaracak teknolojiye ve destek askeri gücüne sahipse ve diğer ülkenin askeri-siyasi gücü yoksa belki çıkartabilir. Fakat ne Türkiye nede Yunanistan açık deniz altında bulunacak bir hidrokarbon kaynağını çıkartacak teknolojiye sahip değildir. Uluslararası dev teknoloji şirketlerinden birisi ile anlaşma yapmak zorundadır. O teknoloji şirketi ise ihtilaflı bölge için kendi Devletinden izin almadan işe girişmez. Türkiye (ve Yunanistan) NATO üyesi olduğu sürece kesin itiraz ettiği bölgede bir işlem yapılamaz. Bu durumda o muhtemel rezervler kadük olur. Yani her iki taraf da havasını alacaktır.

    Bu nedenle geçmişte her iki taraf da bu sorunu öteleyip fazla üstüne gitmemiştir. Türkiye Libya ile MEB anlaşması yapınca konu kızışmış ve Yunanistan da Mısır ile MEB anlaşması yapmıştır. (Türkiye’nin Mısır ile arasının açık olmasından yararlanarak).

    Not-1: Türkiye üçüncü deniz hukuku faaliyetlerine etkin biçimde katılmış, fakat ulusal çıkarları temelinde BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzalamamış ve taraf olmamıştır.
    Not-2: Türkiye Akdeniz’de tek taraflı olarak kendi MEB bölgesini ilan etmemiştir. (devam edecek)

  4. Haçlılar namusunuza dokunmaz korkmayın bir papaz öyle demişti Bazı garantiler almış
    Önce maşalar geldi gerisin geri yurt dışına kaçtılar
    Sahipler baktı bu iş maşa ile olmuyor açıkça meydana çıktılar
    Suriye de Libya da doğu skdenlz de sopa ile kovduk
    Şimdi yine geliyorlar
    Açıkça bızgunculuk yapanlar olduğu gibi aba altından sopa gösterenler de bolca var
    Herhalde bu tipler kurtuluş savaşı şırasında ABD mandasını isterlerdi tıpkı İnönü gibi
    Nede olsa medeni ülkeleri yenmemiz mümkün değil derlerdi
    Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asıl handa mevcuttur
    Sefil şekilde yaşamaktansa şehadet evladır
    Ama gelde 30 yıldır ABD tarafından beslenen. Vatansız ne anlasın

      • Çoğu iyi anladında safa yatıyor aklınca yazılanları küçümseyrek içeriğini unutturmaya çalışıyorsun
        Peki Bilal’a anlatır gibi anlatayım.
        Aklını emperyal efendilerine satmış ve yurt dışına kaçmış ABD tarafından beslenen bir tayfa var.Onlar efendilerimizi yenemezsiniz akıllı olun teslim olun diyorlar.
        Bizde başarı imkan değil iman meselesidir.Efendilerin gücü ne olursa olsun buyursun gelsinler diyoruz.Tıpkı bu topraklarda yüzyıllardır yaptığımız gibi
        Kapiş.
        Yok sen bu toprakların dilinden anlamam Vangok dilinde anlat diyorsan biz yerli ve milliyiz o dili bilmiyoruz

  5. Üstadım bugün çok güzel bir yazı yazmışsınız.Biraz ben de endişelendim.Savaşlardan hiç kimse kazançlı çıkmamış.Dünya da savaşarak hiç bir millet itibar kazanmamış.Savaşlar olmuş kazanan masada kazanmış.Bugün bizim masaya oturacak bir dış işleri bakanımız yok.Bir bürokratımız da yok.Varsa yoksa bir cumhurbaşkanımız.O da her konuşmasında kendine bir karşıt buluyor.Ben güçlüyüm demekle güçlü olunmuyor.En azından ben haklıyım demeli.Bugün öyle bir dünya olmuş ki karşınızda küçük birini görseniz bile arkasında ne oldugunu bilemiyorsunuz.Sabah namazına Şam da çay içeriz diyorlardı bizim çok bilmişler.Üçe dörde bölünmüş Suriye nin bir kasabasına aylarca ugrastılar.Bizim AKP liler yeni Türkiye diyor da Dünya da yeni Dünya.Dünya artık küçücük bir köy olmuş.Kimin ne yapacagını bilemiyorsun.

  6. Bir ülkenin Cumhur başkanına yalancı demek hiç hoş değil.Pandemi konusunda yalan olan nedir?Avrupa ile olan farkımız nedir?İtalya da Fransa’da kaç kişi öldü turkiyede kaç kişi öldü.
    Tüm dünya mücadelede Türkiye’yi takdir ederken dön yılların en başarılı bakanına laf söylemek kimsenin haddi değildir.Durustluk doğruları açıkça söylemekle olur.

      • Neden Erdoğan yalancı olmasın? Kılıçdaroğlu’ndan, Akşener’den, Karamollaoğlu’ndan, Demirtaş’tan “hain”, “dış güçlerin maşası” vs. çıkabiliyorsa, pekala Erdoğan’dan da yalancı çıkabilir. Burada tuhaf ya da ‘hiç hoş olmayan’ şey nedir, anlamadım.

        Erdoğan, döndü Türkiye’de yaşayan 84 milyon insana, ve, kendisini desteklemeyip eleştiren bana demediğini bırakmadı. Kanımın kalitesizliğinden girdi, hainliğimden çıktı.

        Bunu yaparken, o mikrofonlardan, TV ekranlarından halka yalan söylüyordu. Çünkü ben ülkesini seven, vakti zamanında askerliğini yapmış, bir eğitimci olarak çalışıp hayatını kazanan, Hollanda vatandaşı olmama rağmen 16 yıldır Avrupa’da yaşamayı sevmeyip Latin Amerika’nın, Uzak Doğu’nun yoksul kasabalarında yaşayan bir insanım. Araba sahibi olmak şöyle dursun, ehliyetim bile yok. Gelirim, paket sigara almaya el vermiyor. Tütün alıp kendi sigaramı kendim sarıyorum, vs. Hiç bir rahatsızlık duymadığım mütevazi yaşam konusunda Erdoğan’ı değil, bütün aile efradını cebimden çıkarırım -tıpkı ülke sevgisi ve dürüstlük konusunda olduğu gibi.

        Yalan söyleyen bir insana yalancı denir. İsminin R. T. Erdoğan olması, “cumhurbaşkanı” gibi bir sıfata sahip olması, bu durumu değiştirmez.

        Bahçeli ile birlikte M. Akşener hakkında neler söyleyip anlattıklarını hatırlıyor musunuz? Peki geçen haftalarda bu ikisi Akşener hakkında ne söylediler, hangi sıfatları kullandılar? Taban tabana zıt iki M. Akşener portresi. Ya ilk söyledikleri doğru, ya sonradan söyledikleri doğru. Ama, açık olan bir şey var: Her ikisi birden Akşener hakkında halka yalan söylediler.

        Erdoğan, ekonominin pekala yolunda gittiğini, dünyanın sayılı ekonomileri arasına girmeye hiç bu kadar yakın olmadığımızı falan anlatıyor.

        Bu da düpedüz yalan.

        Şu söyleyeceğimi de bir kenara yazın: Türkiye’de, hemen hemen tüm siyasetçiler, iş adamları vs. yalan söyler.

        Kalabalıklar arasında sıradan bir insan olarak sıradan bir yaşam süren sahici bir solcu, sahici bir ülkücü, sahici bir siyasal İslamcı yalan söylemez.

    • Ahmet bey! 18 yıldır sizin doğrucu Cumhur Başkanınızdan tek bi DOĞRU söz duymadığımzdan dolayı… bugün ben başkandan duyduğum ilk yalanından başlayarak şimdiye kadar söylediği yalanları yazmaya kara verdim! İsterseniz ben yazmaya başlamadan siz ondan duyduğunuz doğruları buraya yazın, çünkü sadece ayda bir yalanını yazacak olsam 27×12=324 tane eder o da bayağı zaman alır.
      En iyisi eğer varsa siz başkanınızın senede bir söylediği 27 tane doğru sözünü yazın.
      Çünkü, benim yazmam bayağ zaman alacağı için sırami size veriyorum.

  7. Gelin şöyle yapalım, Özer Bey: Ülkenin gerçek ve saptanabilir meseleleri üzerine öngörülerde ve değerlendirmelerde bulunalım. Örneğin, ben, henüz ortada fol yok yumurta yok gibi gösterilirken, bundan 18 gün önce, pandemi konusunda Erdoğan’ın halka yalan söylediğini ileri sürdüm.

    [Bernar 10 Ağustos 2020 At 08:16]

    “Erdoğan, virüs salgını konusunda da halka yalan söylüyor. (. . .) Erdoğan’ın bu konuda da gerçeği saklayıp bizlere yalan söylediği çok, ama çok yakında apaçık gün yüzüne çıkacak. Ben takip ediyorum olan biteni hayli yakından: Rezil durumdayız. Tekrar ediyorum: Rezil durumdayız.”

    Ben bunu yazmazdan sadece 17 saat önce, sağlık bakanı bizlere şunu anlatıyordu:

    “25 Haziranda başlayan düşüş devam ediyor. 1.000’in altına çok yakınız. (. . .) Yoğun bakım hasta sayımızdaki artış eğilimi yavaşladı. Entübe hasta sayımız 7 azaldı. İyileşen hasta sayımız, yeni tanı konanların iki katından fazla. Vaka sayılarında küçük azalmalar devam ediyor.”

    Nasıl oluyor da, ben yurt dışında yaşarken, Erdoğan’ın pandemi konusunda Avrupa’dan nasıl farklı bir yerde durduğumuzu ballandıra ballandıra anlatırken, Sağlık Bakanı “Her şey kontrol altında ve iyi durumdayız” demeğe getirirken, ben her ikisinin de bizlere yalan söylediğini iddia ediyorum ve aradan 18 gün geçtikten sonra resmi rakamlar, iktidarınızın bilim kurulu üyeleri öngürümü doğruluyorlar?

    İnsanların hayatını ilgilendiren her konuda Erdoğan halka yalan söylüyor.

    Siz bunun böyle olmadığını söylüyorsunuz.

    Şöyle yapalım: İster döviz kurlarını, ister enflasyon rakamlarını, ister işsizlik oranını, ister ekonominin şu ya da bu göstergesini alalım. Siz, “Durum şöyle olacak”, deyin, ben de, “Bence böyle olacak” diyeyim.

    İster 3 güvenilirliğini kanıtlamış anket şirketinin Erdoğan ve AK Parti oylarının Aralık ayı başındaki ölçümleri üzerinde kestirimde bulunalım, isterseniz ben “Ya bu sene sonuna doğru, ya da 2021 yılının ilk 6 ayı içinde erken seçim kaçınılmaz” derken, siz, “Ne alaksı var. Bunlar ham düş. Seçim zamanında yapılacak” falan deyin.

    Belki, kimin düş dünyasında yaşadığını ya da kasıtlı olarak yalan yanlış bilgi ya da iddiaları dillendirdiği böylece üç aşağı beş yukarı açıklık kazanır.

    En fazla 10 ay içinde Türkiye’de erken seçim olacak, Özer Bey. (Seçimin olası sonucu üzerine bir kestirimde bulunmuyorum.)

    Bana, ne bu yıl, ne de gelecek yıl bir seçim olmayacağını söylemek ister misiniz?

  8. Sn.Õmer sayım mete, bey!
    İstiklal savaşı! Memleketı ve ülkeyi Düşmanlardan kurtarmak için yedi düvele karşı verilmiş bir savaştır.

    Onu getirip hem dışarda hem içerde yedikleri naneleri “Yani Yolsuzluklari ve beceriksizliklerini kapatmak için Havada, Denizde, Kardada’da her şehirde şahsına inşa edilmiş! “SARAYLAR”+100’de bir dahi oy almamış ve hayatı boyunca yaptığı kepçelik ile ülkeyi cehenme çevirtip insanlari katlettiren Perinçek’in ve Seçimlerde 4. parti olarak çıkan Bahçelinin emir erliğini yapanlarmı, Kurtuluş savaşı kahramanları ile ayni kefeye koyuyorsunuz?

    Libyada,Süriyede, ve Irakta türkiyenin ne işi var? Kendi oğullarını askerlikten kaçıran MILLETIN evlatlarının genç yaşta kara toprağın bağrına verip sakt bırakarak tekerlekli sandaliyelere mahkum edenler kendilerini Kahraman ilan etmek içın filimlerde geçen kahramanlık bölümlerini keserek Kızıl Elma Şiiri eşliğinde adete kendini Sultan ilan ediyor.
    Yalnız bunu yaparken herkesi kendi trolleri gibi zannediyor…ben o videoyu izlerken, kendimecm şõyle dedim, “VAY beee koltuk sen ne yüce bir oturakmışsın, sen kendin ile gurur duy! BAKSANA Oğullarını askerlikten KAÇIRAN baba senin AŞKIN için mim beyin takeli bozkurtun’dan sonra FKT beyin Turancisi bile oldu….helal olsun sana, seni cani gönülde kutluyorum.”
    Dilsiz koltuğu õvmekte haksızmiyim?

    İzmirde Cami operlolarında BELLA müziğ çaldıran,
    şeytan ayetlerini ortaği olduğu gazetede ortaklarından habersiz yayınlayıp suçu Aziz Nesine atarak Sivasta 37 ve Başbağlar Köyü katliyamları gibi birçok olaylar eşliğinde Ülkeyi cehenme çevirten gizli kepçe! Emredince emrin başım üstene diyenleri, getirmiş hepsi Rahmetli olmuş Kurtuluş savaşı Komutanları, cephede savaşan benim amcam ve dedem gibi gaz, ve miliyonlarca şehitler ile ayni kafeye koymak cabazlığınızı bize yutturacağınızmı zannediyorsunuz? Siz bu yorumunuz yutsa yutsa troller ordusu yutar.

    • Peki, siz hic ABD ve diger devletlerin dunyanin dort bir yaninda ne isi var diye sordunuz mu? Hukumetlerin (yada insanlarin) yaptigi bazi hatalar (kendi ya da tarafi oldugumuzun hatalarini gormeden) onlarin yaptigi herseyi yanlis kilar mi? Bazen nefret ve kin insanlari objektif olmaktan uzaklastiriyor. Iste sinav da tam orada basliyor.

      Meselenin ozune gelince Devleti Aliyeyi Osmaniyenin cokusu ile birlikte bizi paramparca edenler dunya uzerinde kendi cikarlari dogrultusunda teskilatlandilar, topraklarimizi parsellediler ve kaynaklarimizi yediler ve buna devam ediyorlar, simdi bu bize biraz agir geliyor. Simdilik yapacak pek birsey gorunmuyor.
      “Bunca yil uyudun kanmadin; cekmedigin cile kalmadi uslanmadin; cignediler yurdunu bastan basa; sen yine bir kere kimildanmadin” (Mehmet Akif Ersoy)

  9. Haber kaynağım kapı gibi: CNN Türk. Cumhuriyet oradan aktarıyor: “Piyasada satılan dezenfektanlar arasında rastgele seçilen 10’u incelendi, içeriğinde alkole rastlanmadı.
    CNN Türk’te yayınlanan habere göre, kanal muhabiri piyasadan 10 adet el dezenfektanı aldı. Laboratuvarda yapılan analiz sonucunda eczane ve market gibi yerlerden alınan 5 dezenfektanın içeriğinde alkole rastlanmadı.”

    Uyanıklar meydanın bomboş olduğundan o kadar eminler ki, usulen de olsa çakma dezenfektanların içine iki miligram alkol bile koymamışlar. Adamlar hem uyanık, hem vizyoner!

    Vatandaşına maske dağıtamayan, marketlerde ve ezanelerde satılan dezenfektanların 10 tanesinden 5’inin damla alkol içermediğinden bihaber bir hükümet.

    Şaka gibi.

  10. Fehmi bey Kosovalı olduğunu söyledin ama bu kadar Batı gözüyle Bakman’ın bu kadar insanı köreltedeceğini hiç düşünmezdim. İstiklal savaşı’nı ırak,Suriye ,Libya operasyonlarını görmemek için nasıl bir göz olması gerekir onu da bilemiyorum.

    • Belki de insan Kocaeli Derince’de bir belediye iştiraki olan Çenesuyu İnşaat A.Ş. Genel Müdürü, Derincespor Transferden Sorumlu Yönetim Kurulu üyesi olunca, ister istemez “Hayat ne güzel, iktidarım ne cici” gözlükleriyle bakıyordur ülkesine ve dünyaya -ne dersiniz, Ömer Bey? 😉 Allah işinizi gücünüzü her daim rast getirsin, yeni yönetim kurulu üyelikleri bahşetsin, kazançlarınıza yeni kazançlar eklesin. 🙂

    • bazı sitelerde robot olmadığını kanıtlamak için sorular çıkıyor. işleme ancak ondan sonra devam ediyorsun.
      – fehmikoru.com sitesinde de böyle bir yönteme başvurulması gerekiyor. en azından üstgeçit olan fotoğrafları bilebilecek durumda olanların yazı yazması sağlanabilir.

      • Recaptcha testi ile site münderecatının kalitesi yükselse bile, memleketin gayretli kara halk trol networkünün hali pür melalini faş eden bu tip yorumcuların yorumlarının yorum listelerinin en tepesine sabitlenmesi elzemdir. Mal budur ve bu maldan dokunan kumaş pazarda çürük diye alıcı bulamamaktadır.

  11. Aslında oldukça karmaşık ve geniş kapsamlı bir konu, o nedenle çok şeyler söylenebilir . Tarih boyunca ama özellikle cihan savaşlarında birbirlerini katleden Fransa ve İngiltere başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesi bu gün dost olduğu halde biz şu Yunanistanla bir türlü anlaşamıyoruz ; tabii başta din olmak üzere bunun çeşitli sebepleri sayılabilir. Bu gün dünyada var olan güvenlik sistemleri (Başta BM Güvenlik Konseyi ve Nato olmak üzere ) Türkiye ve Yunanistanın savaşmasına seyirci kalmaz ,mutlaka bir şekilde müdahale ederler. Bu nedenle burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu ilk raundu alabilmektir, işlerin ikinci raunda kalmaması gerekir. Benim de naçizane konuya katkım bu kadardır .Selam ve saygılarımla

  12. BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ile ülkelerin ‘kıta sahanlığı’ tanımlanmıştır öyle ki bunu ilan etmeye dahi gerek yoktur. Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ise kıta sahanlığından fazla olarak deniz üstündeki imtiyazlara da sahip olmaktır ve bunun ilanı gerekir. (Balıkçılık, rüzgar türbinleri, suni ada v.b.). MEB ilanı BM’ye gönderilir ve onayı beklenir, tabi ki ilgili diğer ülkelerin buna itiraz hakkı vardır. Bir anlaşmazlık halinde Uluslararası Mahkemelere gidilebilir, BM ise tarafların aralarında anlaşmasını tavsiye etmektedir.

    Yunanistan ana karası dışında çok sayıda adaya sahip olduğu için, adaların da kıta sahanlığı olduğunu iddia etmektedir ve Türkiye ile arasındaki ana sorun budur. Fakat ana kara dışındaki adaların kıta sahanlığına sahip olduğu tezi Dünyada genel olarak kabul görmemektedir. (Adadan ibaret ülkeler hariç tabi ki örneğin Avustralya, Yeni Zelanda, Kıbrıs v.b.). Nitekim çok yakında Yunanistan ve İtalya arasında yapılan MEB anlaşmasında, Yunanistan’a ait adaların kıta sahanlığı dikkate alınmamıştır.

    NAVTEX (Navigational Telex) gemilere olası tehlike, emniyet ve hava raporları ve uyarılarını otomatik olarak yazılı bir şekilde veren uluslararası orta frekansta haberleşme sistemidir. Bir ülke açık denizde askeri tatbikat yapacağı zaman da Navteks ilan eder. Buna göre ikide bir Navteks ilan edilmesinin uluslararası camiada hoş karşılanmayacağı açıktır. (devam edecek)

  13. Bir toplumda ortak akıl seyahata çıkınca milletin talihi de idbara dönüyor. Tarihten ders alınmadığını rahmetli Akif ne güzel anlatır.
    Geçmişten adam hisse kaparmış.. Ne masal şey!/ Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?/ ‘Tarih’i ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;/ Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
    Sen Ordunu darmadağın edeceksin, uçakları uçuracak pilot kalmayacak, Orduya siyaset sokacaksın, komuta kademesinde işbilen herkesi ihraç edeceksin, sonra da dünyaya kafa tutup savaş arayışına çıkacaksın. Bana bu tanıdık geliyor. Balkan savaşı öncesi benzer uygulamalar yapılıp savaşa girilmişti. Sonuç malum.
    Dış politika dersen muhteşem. Sayın Koru da, sanki bizim Hükümet hiç yanlış yapmamış da herkes bize düşmanmış gibi anlatıyor. Saddam nasıl Arapları dünyada nefret objesine dönüştürdüyse şimdi de bu Hükümet aynısını Türkler için yapıyor. Böyle bir ülkeyle kim, niye dostluk kursun ki? İçeride hamaset para ettiğine göre bütün muhalefette bu zırvaları destekleyecek demektir. Haydi hayırlı olsun! Bu tablo için başka neden aramak gereksiz.
    Bir millet bu kadar zırvayı onaylayınca onlara bir Kızıl Elma gelir elbette.
    Dua edelim de yanılmış olalım.

  14. Biz Anadolu insanı o kadar saf o kadar temiz kalpliyiz ki, y.yıllardır batılı h.seferleri ile (3-5 yetmemis, 8-10 kere) gelip ağzımızdan lokmamızı dahi almış, ama biz onlardan hiç vazgeçmemişiz!
    Balkanlarda, ortadoğu da vilayetlerimizi ayartmıslar yine affetmişiz.
    Adalara el koymaya, Kıbrıs ta soydaşları mızı kovmaya, güneyde devletçik kurmaya kalkıyorlar yine affetmeye kalkıyoruz.
    Ne yapalım, savaşalım mı? Hayır.
    Anlamak gerek bazen,
    Yorumlamak..
    Yazar diyorki sonuçlanmadı! Bırak öyle kalsın sn yazar, çözülmesin.
    Çözümsüz lük te çözümdür bazen,
    Güneyindeki ülke kefere ile işbirliği mi yapıyor? Sen daha iyisini anlaşma yap,
    Esed esad olmaya karar verdiği zaman buyursun malazgirt sarayında! Varılsın Mutabakata,
    Barzan boruları açık kalsın istiyorsa gelsin Ankaraya,
    Grek gerçekten adaları istiyorsa çekilsin sınırına, sonra gelsin masaya, zaman çözer tüm sorunları inan bana.
    Ülkede isler iyi gitmedimi yunanla egede savaş ihtimali çıkar denir yıllardır!
    Devleti yönetenlere ve meclisteki temsilcileri mize bırakalım onlar yönetsin!
    Biz sadece soralım: durum nedir?
    Ne yaptin? Kimseye yapma birşey,
    Ne yapmayı düşünüyorsun?
    (Tabi bizim adımıza muhalefet vekilleri)
    Ve sadece değerlendirelim:SANDIKTA!
    Not:haylaz oğlan bakarki istediğini yapamıyor, istediği hükümranlığı kuramıyor,
    Başlarmış yaygaraya, iftiraya, kırıp dökmeye, tehdide.
    Akılcı ve serin kanlı olmak çözer bu işi.

    • Batı haçlı seferleri yapmış biz de iki kere Viyana kapılarına dayanmışız. Tarihte benzerleri çok olmuş. Kimseye kızmaya gerek yok.
      Öfkeyle kalkan zararla oturur tespitinize katılıyorum. Fakat TBMM tamamen etkisiz bırakıldı ve işimiz bir liderle onu eline geçiren sözde derin devlete kaldı!

  15. Bir yandan da AKP iktidarının, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu il ve ilçelerinde HDP’li belediyelere kayyum atayarak, bu bölgelerdeki seçmenlerin, vatandaşlarımızın siyasi irade tercihlerine saygı duymaması.. o seçmenleri, il ve ilçelerde yaşayanları yok sayması…, önümüzdeki savaş hallerinde tamamen bölünmeye ve ayrışma iradesine gideceği de aşikardır…

    • Orhan bey hiç moralinizi bozmayon, aynı belediyelere pkk eşbaşkanlıklar atarken kimsenin sesi çıkmıyordu, şimdi de çıkmıyor zaten! Kürt kardeşlerimizin de dediği gibi “ya zer ya zor!”, sıkıntı yok:)

  16. konuyla ilgili yazacağım ama insanlığım beni utandırıyor: adil yargılanma hakkı için ölüm orucuna başlayan bir avukat öldürüldü. ölmesine göz yumularak öldürüldü.
    – ve tecavüz zanlısı bir kişi, (tecavüze uğrayan bayan intihar etmiş) serbest bırakılmış. insanlığımdan birkez daha utandım. bu adamı kimler koruyor bilmiyorum ama aynaya baktıklarında hangi mahlukatı görüyorlar merak ediyorum.

    • İlave! uzun bir süre önce, çocuğuna tecavüz ettiği iddiası ile yargılanan bir adamın tutuklanması (ya da ağır ceza olması için de olabilir tam hatırlamıyorum) için yürütülen kampanyaya, adalet mekanizmasının kampanyalarla zarar göreceğini belirtmiş ve karşı çıkmıştım. çünkü kampanyaların adalete zarar vereceğini, adaleti sağlamayacağı gibi, tam tersine, adaletsizliği artıracağını biliyorum.
      – Ancak, daha sonraki süreçteki gelişmeler, ülkenin, artık kampanya harici adaletin işlemediği bir döneme girdiğini gösterdi.
      – Yazık, çok yazık.

  17. bugünkü yazı konusu hakkında daha sonra yazacağım ama dünkü yazının altına yasin isimli bir arkadaş, söylediğinin anlamını bilmeden çok güzel laflar etmiş.
    – eğer yasin isimli arkadaştan hak ettiği övgüyü esirgeseydim hem bende hakkı kalırdı hem de ahmet ve diğer benzerlerinin umudunu kırardım.
    – ben kul hakkından çok korkarım.

  18. Üniversite düzeyinde eğitimini de aldığım için biliyorum: Uluslararası ilişkiler, olan bitenin takibinin, gerçekten güvenebileceğimiz kişisel bir kanaate ulaşmamızın bir hayli güç olduğu bir alan.

    Örneğin, ülkemizin tarımsal üretimde nerede durduğu konusunda uzman olmamız gerekmiyor. Okuma yazmamız varsa, bir hafta on gün içinde, gerçeğe hayli yakın bir resme pekala ulaşabiliriz. “Akılcı bir tarım politikası izliyor görünüyoruz”diyebilir, bu kanaatimizi rakamlarla, üç yıl, beş yıl gibi dönemsel karşılaştırmalarla, ithalat-ihracat trendlerimizi gözleyerek, üretime kazandırılmış (ya da çoraklaştırarak ya da yabancılara satarak kaybettğimiz) tarım arazilerimizin yüzölçümü gibi faktörlere de göz atarak vs. destekleyebiliriz.

    Uluslararası ilişkiler böyle değil.

    Ortada, her biri bir diğeri ile ortak çıkarlara sahip ve ama eşzamanlı olarak gerilimler de yaşayan irili ufaklı bir sürü bölgesel, küresel aktör var. ABD ile Avrupa Birliği, aynı ittifakın iki güçlü ülkesi Almanya ile Fransa arasındaki ekonomik ve siyasal gerlimler neler? Peki bunların Çin karşsındaki konumları ne? Sisi, Erdoğan’ı gıcık etmek için mi gitti Yunanistan ile o anlaşmayı imzaladı? Bu kadar basit mi? vs.

    Bilinip izlenmesi gereken en az bir düzine mesele ya da süreç var.

    Askeri açıdan kimin hangi gücü temsil ettiğini de bilmek gerekiyor.

    “Yunanistan dediğin ne ki? 11 milyonluk ülke. Üstelik bunların genlerinde tembellik var. Sıcak bastırdığında dükkanı bankayı, kamu dairesini bilmem nesini kapatır bunlar, gider evde bir iki saat uyurlar milletçe. Biz ise, mesaiden çıktıktan sonra bile eve gitmez, yenilenmiş bir enerji ile sokakta mendil limon satarız. Hem bizim erkeklerimiz doğarken asker doğuyorlar.”

    Böyle olmuyor işte.

    2018 yılında dahi toplam nüfusu 9 milyonun bile altında olan İsrail, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda Mısır, Ürdün, Suriye ordularını altı günde dize getirdi. Bu üç Arap ülkesinin toplam kaybı 20.000 dolayında iken, İsrail’in kaybı 900 küsur idi.

    Bu alanı takip edilip izlenmesini güç kılan bir diğer cansıkıcı şey, ortada gelişmeleri takip eden, objektif değerlendirmelerine güvenebileceğiniz uzmanların azlığı. A. Kekeç, Emin Çölaşan’la fikir sahibi olunmaz uluslararası ilişkilerde.

    Peki ne yapacağız sıradan insanlar olarak? Hiç mi fikrimiz olmasın?

    Elbette fikir sahibi olabiliriz.

    Sayın Koru’nun değerlendirmeleri ve endişeleri üzerinde düşünebiliriz.

    Vakti ve ilgisi olan, Aydın Sezer, Soli Özel gibi meslek ahlakını siyasi angajman arzularına meze yapmayan güvenilir uzmanlara da kulak verebilirler.

    Bütün bunlar zahmetli veya can sıkıcı, yıldırıcı görünüyorsa, elde kala kala, Lübnan ya da Ürdün’ün, hatta İtalya veya İspanya’nın iki komşusunu sayamayacak iktidar borozanı ya da muhalefet çığırtaknı cahil kalemlerden laf arakladıktan sonra gelip burada birbirimizin başına uzman kesilmek kalıyor.

    Erdoğan, “Bedel ödemek isteyen çıksın karşımıza!” diyerek meydan okuyor.

    Umarım ve dilerim, her zamanki gibi dış politkayı iç siyasete meze ettiği müsamerelerden birini daha sergiliyordur bunu yaparken.

    Çünkü, karşımızdaki rakibin Yunanistan’dan ibaret olmadığını görmek için, uzman olmayı bırakın, arada bir okunmaya değer gazetecilerin ve uzmanların yazılarına göz atmak yeterli.

    Erdoğan, içeride çuvallamışlık ve berbat sıkışmışlık çemberini yarmak için gözünü karartmış ise, böyle bir durumda CHP’lisinden İyi Parti’lisine kadar herkes yine Erdoğan’ın arkasında yekvücut olacağı da aşikar olduğuna göre, bize de Avrupa kupalarındaki şerefli mağlubiyetler serisine bir halka daha eklemek düşer.

    Belki de, dünyanın kaç bucak olduğunu görüp kabullenmek için, ihtiyacımız olan şey de budur.

    Çünkü, uçuyoruz kaçıyoruz muhabbetlerinin ne kadarının gerçek, ne kadarının işkembeden sallama olduğu artık aydınlığa kavuşmalı.

    Maç oynanmadan maç sonucu üzerine tahminlerde bulunup birbirimize düşmek hiç birimize bir şey kazandırmadığı gibi, cazibesini de yitiriyor.

  19. Türkiye olabildiği kadar yalnız.Kendimizi arslan sanıyoruz,etrafımız ise çakallar tarafından sarılmış.
    Her gün “yeni belalardan koru Allah’ım!” diye dualar ediyoruz,ancak dualarımız kabul görmüyor.
    Savaş ihtimalinden ben de endişeliyim.Allah korusun;bu şartlarda kazanan biz olmayız.Yunan da bunu gözetiyordur;herkesi arkasına toplamış…
    Bugün yazınıza ilave yorum olarak Batman’daki cinsel saldırı olayına dair görüşlerimi yazacaktım.Ancak öyle bir konu girmişsiniz ki,farklı konu işlenmez,vazgeçtim.

    Türkiye dış politikada da,iç politikada da Akpartinin ilk dönem anlayışına dönmelidir.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız