Bebekten de ders alınır: Türkiye için ‘düşmanca’ davrananları ‘dosta’ dönüştürmekten başka çıkar yol yok…

31

Korona salgınını en ciddiye alan ülkelerden birinde yaşayan kızım, eşi ve üç çocuğuyla evimize geldi. Böylece biz de son beş ayını yalnızca hane halkıyla geçiren torunları yeniden görme imkanına kavuştuk.

Çocukların diğer ikisi nispeten büyük, zaten bildikleri ortama fazla sorun yaşamadan hemen uyum sağladılar; birinci yaşını kutlamaya önünde aylar bulunan küçük Beyza ise ev hapsi sonrasında karşılaştığı ilk insanlar olan bizlerden resmen huzursuz oldu. İlk gün, dede ile anneanne ne zaman ona ilgi göstermeye kalksa, minik Beyza yaygarayı bastı.

Kalabalığa alışması, bizlerle dost olması biraz zaman alacak gibi…

İlk izlenimim buydu.

Günün sonunda, bizleri annesi, babası ve ailenin diğer fertleriyle çok sıkı ilişkiler içerisinde göre göre, Beyza da, ara sıra bizim tarafa gülücükler atmaya başladı.

Henüz tam dost olabildiğimizi söyleyemem; doğumundan sonraki birkaç ayı dar aile çevresi içerisinde geçirmiş, son beş ayı ise ev hapsine benzeyen bir ortamın parçası olarak yaşamış bir bebek, sonunda ‘düşmanı’ olmadığımızı ‘dost’ hatta ‘dosttan ileri’ olduğumuzu mutlaka anlayacak…

Ülkelerde bebek hafızası yok

Bir bebeğin doğal tepkilerinden söz etmemin bir sebebi var: Beyza aslında şu sıralarda uluslararası planda yaşadıklarımızı kendi özelinde içselleştiriyor…

Reklam

Bebek için en yakın ailesi dışında kalanlar ‘düşman’ statüsünde, endişe edilecek, hatta korkulacak kişiler. Onun küçük dünyasında, tanımadığı kişilerden kendisine ve ailesi fertlerine zarar gelmesi muhtemel görünebiliyor.

‘Düşman’ sandıklarına alışmasının, onların aslında ‘dost’ olduğunu anlamasının biraz zaman alması doğal.

Ev hapsinde günler, haftalar, aylar geçirmiş bir bebek sonunda Beyza.

Ülkelerin de iyi tanımadığı ülkelere yaban muamelesi yapmasında yadırganacak bir yön bulunmuyor. Hele bir de geçmişte kötü ilişkiler yaşanmış ve o durum da ülkenin veya ülkelerin tarih hafızasında izler bırakmış ise, bilinçaltı her an kendini belli etmeye hazır bekleyebilir.

Rahatlatmak, dostluğunu talep etmek için, ona/onlara bayağı jestler yapılması ve sürekli dostane tavırlar takınılması gerekir.

Keşke ülkelerde de bebek hafızası olsaydı.

Buraya kadar anlattıklarımı en kolay kabul etmesi beklenebilecek ülkelerin başında ‘Osmanlı’ geçmişi bulunan Türkiye geliyor. Tarih hafızası ikili ilişkilerde zorluklar çıkarıyor da ondan… ‘Dost-düşman’ ayırımı ve geçişliliği en zor ülkelerdeniz. İyi ilişkiler kurmamız şart olan ülkelerle bile yakınlık kurmamız kolay olmuyor, kurduğumuzda da hiçbir ülkeye ve uluslararası ittifaklara sağlam bağlarla bağlanamıyoruz.

Ülkeler ağlamaz tabii, ancak davranış tarzımız bana yine de Beyza’nın ağlamasını hatırlatıyor.

Reklam

Tek taraflı da değil bizim bu yabanıl durumumuz; iyi ilişkiler kurmak istediğimiz ülkelerin de tarih hafızası var ve o hafızada biz Türklerin genişçe bir yeri bulunuyor; dini, kültürel ve yaşam tarzı farklılıklarımıza ek olarak…

İlişkilerimiz bu yüzden pamuk ipliğine bağlı gibi; bir sağlam, bir gevşek… Sağlam sandığımız ilişkilerimiz bile, bilinçaltlarını etkileyen milletlerin tarih hafızası yüzünden, kolayca kopma noktasına gelebiliyor.

ABD ve Donald Trump’la başka ülkeler ve liderlerinden daha sahici ilişki kurulabilmesinin sebebi, ABD ile bilinçaltlarını etkileyecek düzeyde ciddi bir tarihi geçmişimiz, Trump‘ın da zaten bir tarih hafızası bulunmaması…

Yunanistan öyle mi? Fransa? Avrupa’nın pek çok ülkesi? Arap ülkeleri? Onların liderleri?

Her biriyle geçmişimiz var ve aramızdaki karşılıklı önyargılar çok güçlü.

Küçük Beyza dedesi ve anneannesinin ‘düşman’ değil ‘dost’ olduğunu sonunda nasıl olsa anlar, ancak dostluk kurmak istediğimiz ve bir çoğuyla kurabildiğimiz halde şimdilerde arayı bozduğumuz onca ülkeye baktığımızda sorunun ortadan kalkmasının çok da kolay olmadığını görüyorum.

Araplar ve bizim ulusal söylemlerimiz

Resmi görüşler bakımından Arapları ele alalım.

Bizim ulusal söylemimiz, Batı ile savaşta olduğumuz bir dönemde Arapların bizi arkadan bıçakladıkları, öyle değil mi?

Arapların resmi söyleminde de, Türkler, kendilerini geri bıraktırmış emperyal bir milletin fertleridir.

Uzun yıllar aranın istenilen kadar iyi olmamasının altında bu iki taraflı söylem yatıyor.

Irak’ta, Suriye’de, Libya’da karşılaşılan zorluklar, diğer Arap ülkelerinin ‘haklı’ olduğunu düşündüğümüz girişimlerimize verdikleri olumsuz tepkiler, bizlere ‘Arap isyanı’ günlerini hatırlatıyor.

Muhtemelen bizim ‘haklı’ gözüyle baktığımız girişimlerimiz de Araplara kendi resmi söylemlerinin gerçekçi olduğunu düşündürüyordur.

Öyle bir noktadayız ve bunun bir açmaz olduğunu kabul etmemiz şart.

Yalnız Arap ülkeleriyle değil, ilişkimizin sağlam olmasını arzu ettiğimiz her ülkeyle de…

Minik Beyza’ya bakıyorum ve “Ne yapmalıyız?” diye düşünüyorum.

Latince ‘tabula rasa’ diye bir deyim var; İngilizcede karşılığı ‘clean slate’… Biz bunu ‘sil baştan’ olarak Türkçeleştirebiliriz.

Yunanistan ve Fransa ile Doğu Akdeniz’de, pek çok Arap ülkesiyle başka sorunlarda karşı karşıya olduğumuz şu günlerde, teklifimin pratik bir yararı olacağını sanmıyorum; ancak bugünlerin geçeceğini ve yeniden ‘dost’ kazanmanın pek çok çıkardan daha önemli bir huzur ve rahat ortamı getireceğinin anlaşılacağını düşünüyorum ve bu görüşümü günümüzden ileriye bir not olarak düşmeyi görev biliyorum.

Konuya ‘sil baştan’ anlayışıyla yaklaşmamız şart.

Günün sonunda Beyza bizlerin ‘dost’ olduğumuzu sevecen yaklaşımımızdan anlamaya başladı; samimi olarak konulara yaklaştığımızda, bugün sürtüştüğümüz ülkeler de, Türkiye’yi herhalde anlayacaktır.

ΩΩΩΩ

31 YORUMLAR

  1. Sanırım Fehmi Koru’nun minik torunlu makalesi bazılarınca tam anlaşılamamış. Sanki Fehmi Koru çok duygusal ve tedbirsiz bir şekilde herkesle iyi geçinelim, bunun için de alttan alalım demiş. Ben böyle anlamadım, şöyle anladım.

    Güven sorunu kişiler veya devletler arasında yaşanan insani temelli bir sorundur. Güven sorununu aşmak için muhatapların ile akılcı, dürüst ve samimi kısacası medeni ilişkiler kurmak gerekir. Öyle mahalle kabadayısı gibi hot-zot yapmakla bir şey elde edemezsin.

    Ha buna rağmen yine de sonuç alınamayabilir. Gerekirse silahlı kuvvetlerini de devreye sokarsın. O zaman da bölge ve dünya kamuoyunda medeni davranan avantajlı olur. 1974’de Kıbrıs çıkarmasında Ecevit o kadar medeni davranmıştı ki olabilecek tepkiler asgariye inmişti.

  2. Trump, Fox News’a şu değerlendirmelerde bulunmuş.

    * Erdoğan gibi yabancı liderler birinci sınıf satranç oyuncusu, zehir gibi insanlar.

    * Ben onların hepsini tanıyorum, hepsiyle işleri iyi götürüyoruz. Türkiye’den Erdoğan… Hepsi… Onlarla başa çıkabilecek zihinsel kapasiteden yoksun bir ABD Başkanı (Biden’ı kastediyor) olmamalı.

    * Geçen hafta dünya liderleri benden Erdoğan’ı bir aramamı rica etti. Neden diye sordum. Dediler ki “O bir tek seni dinler, bizi dinlemiyor.

    * Bu ABD yüzünden mi diye sordum. “Hayır. Senin yüzünden, senin kişiliğin yüzünden. Dinleyeceği tek kişi sensin. Onunla anlaşabiliyorsun.”

    * Ve biliyor musunuz, bunu herkesin ortasında söylemek istemiyorum, ama bu doğru. Ben onunla anlaşabiliyorum. Beni dinliyor.

    Tabi ki havuz medyası bu haberi bir Erdoğan övgüsü olarak pazarlıyor. Özellikle usta satranç oyuncusu kısmını öne çıkarıyorlar. Halbuki haber çok net. Erdoğan satrancı Trump’un istediği hamleleri yaparak oynuyor. Rahip Brunson olayını ve o zaman Trump’un Erdoğan’a “akıllı ol” ikazını da hatırlayalım. O zaman da Trump’ın sözünü dinlemişti, S-400 meselesinde de söz dinledi. Korkarım Suriye Kürdistanı konusunda da söz dinleyecek. Tabi lafa gelince mangalda kül bırakmayacak ama söz dinleyecek. Zira eli mahkum !

  3. Üstadım torunların gelmiş gözün aydın. torunlarını katarak çok güzel bir sevgi dilini anlatmışsınız.birde ben anlatayım size üstad ben gençlik ve çocukluk yıllarımda koyun ve keçi çobanlığı yaptım. bu sevgi dilinden hayvanlar hatta çiçekler böcekler ve otlar bile sevgi dilinden çok iyi anlar. hayvanlar sahibinin sevgi ile baktığını çok iyi anlar ve bilir. siz bu yazınızda sevgi dilini torununuz üzerinden anlatmışsınız bende hayvanlar üzerinden anlattım bugün Türk siyasetinde sevgi ve saygı dilini pek göremiyoruz .sevgi dilinin zirve yaptığı HZ.MUHAMMEDİN siyasetine ve osmanlının siyasetine üslubuna iyi baksak bize yeter .ama buğun erkeklik ürkeklik ve tehdit siyasetiyle anca bu kadar .

  4. Beyza Bebek! Hoş geldiniz.
    Allah sana, kerdeşlerin ve uzak yakın bütün yakınların ile birlikte sağlıklı,sihatlı, mutlu, uzun ömürler versin.Amin.
    MaşAllah gelişin gibi yaşamınız boyunca hep önemli konular’a bu yazıdakı Beyza bebek gibi ter temız olarak güzel örnek olmanızın devamlılığı dileklerimle, tekrar hayırlı ve mutlu uzun ömürler.

    Birazda Doğrucu Trump’ın başarılarından
    (yani yalanlarından )
    ABD! Başkanı Donald Trump’ın Yeni Zelanda’da Covid-19 vaka sayılarında büyük bir artış olduğunu söylemesinin ardından Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern’den yanıt vermiş. Başbakan Ardern, Trump’ın açıklamalarının “bariz bir şekilde yanlış” olduğunu söylemiş, eh kadıncağız terbiyesi yalancı demeye el vermediği için yalnış demiş.

    Tipki Dünya liderleri erdoğandan korktuklari için adam yerine koymadıkları Trumpu’ı arayarak isteklerini DÜNYA liderine emir etmesin and Trump’tan rica etmişler….
    Aklınca kendisini zekalı göstermek için bu konuşmayi Joe Biden’i eleştirmesi esnasįnda kullanması, başka bir komedi. Eyyy Reisciler “ŞİMDİ” reisiniz’in kimden emir aldığına dair bir açıklama yaparsınız herhalde?

  5. Torun dede ilişkisi genellikle düzelir ama bazen mesela araya bir miras meselesi girince o kadar da kolay olmayabilir, olmayabiliyor.
    İş devletlere gelince durum daha da karmaşık hale gelebiliyor.
    Her şeyden önce çok önemli bir coğrafya da yaşıyor olmamızın sonuçları var. Sonrasında sadece sizin dost olmak istemenizin pratikte herşeyi çözemeyeceğini hesaba katmak gerekir.
    Son olarak mevcut iktidarında dış politika da bazen doğrulardan çok yanlışlarının olduğunu bazen doğrular kadar yanlışlarının olduğunu da kabul edelim.
    Sadede gelirsek kısa vadede yeni bir dünya düzeni kurulurken, kartlar yeniden karılıken, ülkeler mevzilerini değiştirmeye çalışırken dostlarımızı çoğaltmak, düşmanlarımızı azaltmak zor gibi…
    Yeni düzen de çıkarlar değişir, dostluklar, düşmanlıklar da değişir…

  6. Mütevaziliğin gereği yok: Öngörülerimiz doğrulandığında, bu yorum sayfalarında, “Ben böyle olacağını biliyordum ve söylemiştim” diyebilmeliyiz, demeliyiz de. İktidarın muazzam propaganda aygıtını hiç değilse bu yorum sayfalarında işlemez kılmanın yolu buradan geçiyor.

    Bundan 12 gün önce, şunu yazdım:

    (Bernar 6 Ağustos 2020 At 17:22): “Hadi ekonomideki sefaleti yedi düvelin şer güçlerinin operasyonlarıyla açıkladı diyelim. Peki çok yakında artık saklanamaz hale gelecek virüs salgını rezaletine ne bahane bulacak?”

    Ertesi gün, 7 Ağustos günü, şunu söyledim:

    “Eylül Ekimi beklemedi döviz kurları, patladı.
    Salgındaki rakamlar da beklemeyecek.
    Kur patlamasının nedenini Haçlıların operasyonuna bağladılar. Pandemideki patlamanın sorumuluğunu da insanların omuzlarına yükleyip aradan sıyrılmaya çalılşacaklar: “Bin kere demedik mi size şu maskeyi takın, aranızdaki mesafeye dikkat edin diye, birader?”

    10 Ağustos’ta şunu ileri sürdüm:

    “İki üç hafta kadar sonra Türkiye korona salgınında cehennemi yaşayacak.”

    Bu yorum sayfalarına göz atan her AK Parti seçmeninin bir Serdar Turhan olmadığını biliyorum. Olan biteni anlamaya çalışan seçmenler de var. O arkadaşlara sesleniyorum:

    Size doğrular anlatılmıyor. İnanın pek çok konuda çok kötüye gidiyoruz.

  7. İnsanların ve toplumların makul bir düzeyde anlaşabilmesi için temel kurallar belki şöyle sıralanabilir:

    – ego/nefis/benlik tatmini
    – maddi çıkarların dengelenmesi
    – güvenlik endişesinin giderilmesi

    Nefis tatmini olmazsa olmazdır. Birisi size “ben senden hoşlanmıyorum” derse sizin de ondan hoşlanmanız artık mümkün değildir. İngiliz kültürü bu konuda çok başarılıdır, başka milletlere saygısız davranışlarda bulunmazlar. İngilizler bir TV dizisi yapmışlar, adı “Neden herkes İngilizlerden nefret ediyor?”. Başrolde bir İngiliz komedyen oynuyor. Diziyi izledikten sonra İngilizlere karşı bir sempati oluşuyor. Bir de kendi ülkenizde illet-zillet ilan edilmenizi bunun yanına koyun!

    Maddi menfaat savaşı kaçınılmazdır. Herşeye sahip olmak istemek yerine makul bir paylaşım çatışmaları asgariye indirir. Yahudi kültürü bu konuda çok başarılıdır. İş hayatındaki başarılarının temelinde bu yatar. Yüzyıllar boyunca bu kültür ile elde ettikleri kazanımlar ile, küçücük nüfuslarıyla dünya ekonomisinde büyük bir paya sahip olmuşlardır.

    Güvenlik endişesinin giderilmesinin tek yolu öngörülebilir olmaktır. Bu kişiler için de devletler için de geçerlidir. Öngörülemeyen bir kişiden/devletten çekinirsiniz ve ne olur ne olmaz diye bazı tedbirler alırsınız. Türkiye PKK kontrolünde olacağı için Suriye Kürdistanı’na karşı çıkmakta tamamen haklıdır. Fakat Türkiye Suriye’de kazanımlar elde ederse bir daha oradan çıkmayabilir endişesi Batı, Rusya ve Arap dünyasında var. Mevcut yönetimin öngörülemez tutumu ilave sorunlara yol açıyor.

    Sayın Fehmi Koru bugün çok temel bir konuyu minik torunu üzerinden mükemmel açıklamış. Bu konuya devam edip güzel fikirler ve örnekler ile geliştirelim derim.

  8. Keşke şu önyargılarımız veba salgını, 1-2. Dünya savaşları ve sonuçları konusunda da fil hafızaya geçiş yapsaydı. Bizler ders çıkarmış olsaydık.
    “Sil baştan başlamak gerek bazen” de, bunu kanun gibi kağıda yazıp cebinde saklamak da iyi bir yöntem dir.
    Geçmişi unutmamak, ders çıkarmak,
    geleceğe umutla, yeni bir gözle bakabilmek.
    Sen ortadoğu ile düşman olduğun süre de doğu Akdenizden ortadoğuya kim ne kadar daha girmiş? Ne kazanımlar elde etmiş!?
    Greek lerle ada kapmaca oynarken sen derin sularda gemileri ne arıyormuş?
    Kıbrıs oyalamasıyla senden kaçkatı daha fazla menfaat kotarmışlar?
    Daha maraş kozunu bile masaya sürememişsin, nokta kadar adayla seni hapsetmeye kalkıyor. Hem de parasını verip satın bile alabileceğin güçteyken sen.
    Evet dost kalalım, dostluk masada karşılıklı konuşarak, anlaşarak, mutlu ayrılarak tüm dünyaya ispat edilsin.

  9. Soyun koRU! Beyza’ya dostu düşmanı da, dostluk ve düşmanlığı da anlatmak kolay. sıkıysa akp-mhp kliğine anlat.
    – Mesela sor bakalım. ercan güven, ahmet, serdar turhan ibrahim kahvecinin yazısından aşağıya alıntıladığım metni anlayabilecekler mi?
    – Ya da kendinize güveniyorsanız siz anlatmayı deneyin. kısa süre sonra pes edeceğinizden eminim:
    “2016 yılı başında G. Afrika Randı ve Brezilya Reali ortalamasını alsak ve bunları TL ile kıyaslasak karşımıza şu tablo çıkıyor. TL bu iki emsal-benzer para birimi karşısında bile %100 değer kaybetmiş durumda. Hem de 2016-2020 arasında.

    Tam değerleri vereyim: 07 Ocak 2016: 1 dolar =3,00 TL; 4,00 Real ve 16,0 Rand.

    Bugün ise; 1 dolar =7,40 TL; 5,40 Real ve 17,40 Rand.”
    – Ben baştan uyarayım. sakın denemeyin. sağlığınızdan olursunuz.
    – Bunların beyza kadar beyni çalışmaz.

    • sayın taha akyolun bugünkü yazısı, yunanistana verildiği söylenen adalar ile ilgili gayet aydınlatıcı.
      – Pardon. minik Beyza için aydınlatıcı.
      – Bazılarının anlıyacağını zannetmiyorum.

    • Herşeyi siz anlıyorsunuz da çok basit soruları da anlasanız veya Safa yatmasanız
      Mesala ABD darbesi alamete uğrayınca durup beklediğimi mi zannediyorsunuz
      Trump ın ekonomisi mahvederim sözü sadece bir tehdit mi
      Ya biden in “ daha önce yaptığım gibi muhalefetle işbirliği yapacağım lafı “
      Hepsini çok iyi biliyorsunuz “Haçlılar namusunuza dokunmaz “ lafını söyleyen bir papazı ABD niçin tutar onu bir anlatın o Yüksek zekanızdan faydanalım

    • Bebeklere anlayamayacağı biz şeyler de vardır.Mesela kendi içinden cikip bedledigin askerlerin ülkeni senin ucaklarinla bombalaması o anlatabilirmisin.
      2 km uzağındaki bir adanın seni Antalya körfezinde yüzme sınırları dışına çıkarmak istemesini anlatabilirmisin.
      Ülkenin yarısını bölüp parçalamak istemelerini anlatabilirmisin
      20 sene önce annenin insan yerine konmayip 2 sınıf vatandaş muamelesi görmesini anlatabilirmisin
      Bir bez parçası yüzünden üniversiteden atıldığını anlatabilirmisin
      Lafı çok uzatmaya gerek yok bunları anlatan birileri varki halen ayaktayız .
      Ve halen anlayan %35 40 varki bunları anlayabiliyor.

      • O %35-40’ın görmek ve anlamak istemediklerinden bir kısmını hatırlatmak da benim işim olsun, Ahmet Bey:

        15 Temmuz kalkışmasını araştırmak ve tüm yönleriyle aydınlatıp kamuouyunu bilgilendirmek için Meclist’te kurulan araştırma komisyonuna bu ülkenin iç ve dış güvenliğinden en üst düzeyde sorumlu Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı H. Fidan ile Savunma Bakanı H. Akar’ın ifade vermeyi reddetmiş olmalarındaki tuhaflığı bunlara anlatabilir misin?

        Askeri bir darbeyi (bütün millet televizyonlardan izlesin diye herhalde) tutup akşamın sekizinde başlatacak kadar akıl yoksunu birileri ordu içinde kalkışma planları yaparken, bundan, iktidarın en tepesindeki Erdoğan da dahil volmak üzere, MİT’in, Genel Kurmay’ın, İçişleri Bakanlığı’nın, Savunma Bakanlığı’nın haberdar olmamasındaki tuhaflığı bunlara anlatabilir misin?

        Düne kadar Erdoğan’a ağıza alınmaz hakaret ve küfürler yağdıran Bahçeli’nin, kısa bir süre önce, bugün ABD ile iş kotardığını ileri sürüp hainlikle itham ettiği CHP ile Erdoğan’a karşı “Ekmek için Ekmeleddin” ittifakını kurmuş olmasındaki garabeti bunlara anlatabilir misin?

        Haftalar ve hatta aylar boyunca, Suriye, S400 ile yatağa giden, ertesi sabah Suriye, S400 diye uyanan iktidarın ve onun propaganda aygıtının aylardır bu iki konuda çok tuhaf bir suskunluğa gömülmüş olmasındaki, Amerikalı petrol şirketi ile PKK’nın bizatihi kendisi olan SDG arasında imazalanan petrol anlaşmasına ilişkin iki kıytırık laf edememesindeki tuhaflığı bunlara anlatabilr misin?

        Aylarca “FETÖ kumpası” olarak yaftaladıkları, Erdoğan’ın ağzından kendisinden “o kadın” olarak söz ettikleri, yine Erdoğan’ın ağzından alenen tutuklanmakla korkutup sindirmeye çalıştıkları İyi Parti lideri Meral Akşener’in bugün yerli ve milli olarak eve çağrılmasındaki kepazeliği bunlara anlatabilr misin?

        Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi dedikleri (ve yönetimden başka her bir şeye benzeyen) kepazeliğe halk ikna olsun ve desteklesin diye ileri sürdükleri vaadlerden hiç birisinin gerçekleşmediğini, tarımdan eğitime, pandemi ile mücadeleden döviz klurlarındaki tırmanışa, işsizlikten kadın cinayetlerine kadar hayatımızın her alanında iktidarın bir darmadağınlıklık, ne yapacağını bilmezlik halinde olduğunu bunlara anlatabilir misin?

        Beka, zillet, ihanet bilmem ne derken, eski Türkiye’nin en karanlık yüzleri olan Perinçekler’le, mafya bozuntusu katillerle kol kola giren, bugün, “Yedi düvele karşı savaştayız. Bağımsız dış politika izliyoruz!” safsatası dışında bu toplumun gerçek sorunları konusunda vaad dışında kurabileceği tewk bir cümlesi olmayan bu iktidarla, hayatın her alanında güçten düşüp geleceksiz bir geleceğe doğru yol aldığımızı bunlara anlatabilir misin?

        Başörtüsünün üniversitelerde ve kamusal yaşamın her alanında özgürleşmesi mücadelesinin başarıya erişmiş olmasında, siyasal İslamcı akımlardan liberallere, Milli Görüş geleneğinden özgürlükçü solcusuna kadar yüzbinlerce insanın çabasının inkar edilemez bir payı olduğunu bunlara hatırlatabilir misin?

        Bugün hala bu partiyi savunanlara, ben de dahil olmak üzere, AK Parti’yi destekleyip ona sahip çıkanların değişmemiş olup aynı yerde durduklarını, değişmiş ve kendi zıddına dönüşmüş olanın bu parti ve lideri olduğunu anlatabilir misin?

        AK Parti’nin kurucu ilkelerine sırt dönüldü. Kurucu kadrolar ve kurucu teşkilatçılar partiden tasfiye edildiler.

        Bu yol ayrımından sonra, AK Parti ve Erdoğan’ın ne başarısına tanık olduk?

        Kurnazlığın ve ortalığı bulandırmanın alemi yok, Ahmet Bey.

        AK Parti alındı, Ergenekon ve MHP aklına peşkeş çekildi.

        15 Temmuz da buna sağlam zemin olsun diye başarıyla hayata geçirilmiş bir tezgahtır.

  10. ABD sözünden çıkmayan Arap ülkeleri bir AB. Üyeliği olasılığı karşılığında uyutulmuş Türkiye den 10000 km öteden sizin burada işiniz yok diyen Türkiye ye dönüştüğünde elbette düşman olacaklar
    Her 10 yılda bir darbe yaptıkları ülkeye darbeyi yapamayınca durup beklemeyecekler

    Yani çocuğun etrafında sadece dedesi ninesi yok bildiğiniz kurtlar var çocuk istismarcıları var
    O çocuğun bu kurtlara gülücük yollamasını istemeniz çokda iyi birşey değil
    Bu coğrafya da ABD sözünden çıkmayan bu kadar ülke varken ve ABD nin dümeninden çöktüğünüz bir ortamda güllerle karşılanmayı beklemek hiçbir düşünme yetisi olmayan çocuğa ABD ye teslim ol denektir
    Biden ve Rand da aynı şeyi söylüyor

  11. ”Dünya beşten büyüktür,One Münite,Ey İsrail,Ey Sisi,Ey ABD,Ey Rusya ,Ey Çin,Ey Avrupa,Ey Arap kralı,Ey Arap şeyhleri ,Ey Falan,Ey Filan sen kimsin?!Siz kim oluyorsunuz da, Türkiyeye posta kuyuyosunuz?Türkiye ile aşık atmak sizin haddiniz değil!Akıllı oluuun laaannnn!!!”Avrupalılar dışarı çıkamayacak!Müslüman-Hristiyan savaşı çıkacak!Libya ile mutabakata vardık.Mavi Vatan inşa ediyoruz!Suriye ve Irak da Misak ı Milli hedeflerimiz var.Oralar eskiden bizimdi!Lozan ı tanımıyoruz!Doğu Akdenizde Sevr in intikamını aldık!Ayasofyayı camiye çevirdik ;hristiyanları üzdük,kalplerini yeniden söktük!Ege deki kayalıklar bizimdir!Ege ve Doğuakdeniz tamamen bizim kıta sahanlığımız alanıdır! Batı Trakya Türklerine yapılan bize yapılmıştır,gereğini yaparız!İşte sizlere Erdoğan ın dış siyaset söylemleri.Siyetini iç ve dışta düşmanlık,kin,nefret,intikam,garez,hırs,gasp üzerine işleten Erdoğan dan dostluk bekleyenin ya aklı yoktur ya da o kişi Erdoğancıdır.Erdoğan,haydi düşmanlığı dostluğa çevirsin de görelim.Herşeyi paranparça ve unufak eden biri, ortalığı nasıl toplayacak da eskisi gibi yapacak?Memleketin hayallerle boşa geçirilecek zamanı yok. Ayıdan post,Erdoğan dan dost olmaz.Bu, böyle biline!

    • Irak Cumhurbaşkanı’na da Türk televizyonlarında “Sen de kimsin be” demişti. Erdoğan dış politikayı o kadar çok ve aşırı bir şekilde iç politikada kullanıyor ki, Erdoğan’a verilen her oy sonunda dönüp dolaşıp Türkiye’nin başına dert oluyor.

  12. Hocamızın ; torunuyla karışık ve fakat insani yönü ağır basan , değişik , güzel bir yazısını okuduk. Bu arada Bernar kardeşimizin yorumunun da oldukça iyi olduğunu söylemek istiyorum , kendisine teşekkür ederiz .Ben bu günlerde Peygamber Efendimizin tutum ve davranışlarını konu alan bir kitap okuyorum ; tek kelimeyle söylemeliyim ki Peygamber Efendimizin hayatı ,
    insanlığın ve de faziletin eşsiz bir timsalidir ! Dünya ülkelerini yöneten,bencil,dar görüşlü ,evrensel zihniyetten yoksun , kaprisli ve kompleksli liderler keşke birazcık örnek alabilseler ! Selam ve saygılarımla .

    • Bütün dünyayı geçtik de Müslüman ülke liderleri biraz örnek alsalar diyeceğim fakat onlar en az örnek alanlar sınıfına giriyorlar. Bu da garip bir çelişki!

    • “Ülkelerin liderleri, geçen hafta beni aradılar. ‘Erdoğan’ı ara’ dediler; neden diye sordum. Dediler ki, ‘O bir tek seni dinler. Bizi dinlemiyor. Bir tek seni dinliyor’. Bunun ABD yüzünden olup olmadığını sordum. ‘Hayır. Senin yüzünden,”

      Bu yalana (Yanı trumpi arayan diş ulkelerin başkanlari) Trumpi adam yerine dahi koymuyorlar’ki Arasınlar+Erdoğan’a ihtiyaçlarımı var?
      Trump her gün yalan söylemekte dünya rekoru kırıyor. Yalan söylerkende palavra atarak söyliyor.

      Amerkalıları ülkelerine sokmayan Avrupalılarmı trumptan yardım isteyecek.
      Buna ancak erdogan hayranları inanır.

  13. İnsanoğlu bilmediğine düşmandır; öyleyse ” tearefü ” neden? çünkü Allah (CC) öyle emrediyor. ” Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurat-13) Kimi tefsir ve mealler tanışma, bilme, yakınlaşma fiilini de bu mana içine yerleştirmiş neden? Çünkü insanda enaniyet benlik hissi kullanımına göre ferdiyetçi ve müstağni kalma hissi ile en doğru BEN yaparım, en doğru BEN bilirim şeklinde başkalarını YOK hükmünde kabul eden bir dava hezeyanına hızla dönüşme eğiliminde olması sebebi ile tehlikeli ve ahlaken, dinen merduttur. Bu istiğna şekli sosyal hayatın ” tearefü ve teavenü” kurallarına aykırıdır. Birbirine olan ihtiyacını kabul etmeyip benlik veya diğerlerine üstünlük davası güden her fikri ve siyasi tavır açık olan ilahi sosyolojiye aykırı davranmaktadır. Gayret gösterip minareye kılıf, güneşe balçık yetiştirmeye çalışanlar bir fecri sadık ile uyanmaya mahkumdurlar.

  14. Fehmi Koru’nun bugüne kadar okuduğum en güzel makalelerinden birisi. Bir konu bu kadar mı güzel anlatılır. Tebrikler.

    Bu arada minik Beyza ve kardeşlerine varsa diğer torunlara sevgiler…

  15. Sayın Koru
    Torununuzla hoşca vakitler geçirmenizi dilerim.
    Bebekler saf ve temizdir, üstelik sizin kanınızdan gelme olduğu için ve zamanla iyi ilişkiler gelişecektir.
    Bir komşumuza ana karasından binlerce kilometre uzaklıkta bize ise yüzülerek gidilecek mesafede olan adaları vererek sınır oluşturmuşuz. Onlar kendi açılarından haklılar ve ada ile aralarında kalan suyun hem altını hem de üstünü kendilerinin kabul ediyorlar.
    Biz de kıta sahanlığı, uluslararası sular gibi tanımları ortaya koyuyoruz. Üstelik karşı taraftan her zaman güçlü olmuşuz ve girdiğimiz her savaşı kazanmamıza rağmen toprak vermeye devam etmişiz. Ayrıca aynı kandan gelmiyoruz. Onlar bizden güçlü olmuş olsalardı şu anda farklı bir lisanı konuşuyor olacaktık.

  16. Gündelik hayatın içindnki gözlemlerden yola çıkarak, dış siyasete ilişkin herkesin anlayabileceği dilde bir gelecek tasarımı ya da gelecek önerisine varan güzel bir yazı.

    Benzeri bir perspektif ve yaklaşıma içeride de sahip olmamız gerektiği kanısındayım.

    Yeni onyılları da heba etmeden, bir an önce kendi algı ve fikir dünyamızda kişisel olarak “düşmansı öteki” addettiklerimizle artık TANIŞMALI, birbirimizin tanışı olmalıyız.

    Hakiki anlamda bir TANIŞMA’dan söz ediyorum.

    Bırakın aynı coğrafyada yaşamayı bir kenara, aynı şehirde, hatta aynı mahallede yaşıyor olmak dahi, kendi başına bir TANIŞMA halini beraberinde getirmiyor.

    TANIŞMA, bir diğerini BİLME ve ANLAMA’nın ilk adımı, ön koşulu. ANLAMA, “öteki” addedilmiş, düşmansı bir tehdit olduğu varsayılmış olanın algı, fikir ve duygu dünyası ile hakiki bir tanışıklığı ima ediyor.

    Evet. Kürtlertden, Kürtlerimizden söz ediyorum.

    Ama, sadece Kürtlerimizden değil, zindanlara tıkılmış, her bir günü bir cehennem olarak yaşayan, devletin bizatihi kendisinin de rıza gösterdiği ve hatta destek verdiği bir dini cemaatle ve onun lideriyle inanç ve duygu düzeyinde yakınlık kurmuş, aramızda herhangi birimizden daha günahkar (ya da daha masum) olmayan Gülen Cemaati üye ve sempatizanlarından da söz ediyorum.

    Ama, sadece Kürtlerden, Gülen Cemaati’nin sıradan ve masum üye ve sempatizanlarından da söz etmiyorum.

    Ayasofya’nın açılmış olmasından tanımı güç bir mutluluk duyan, bunun arkasının hilafet ile gelmesini de isteyen ve bunu ümit eden insanlarımızdan, dindarlığın bilinen ya da alışılagelmiş işaretlerini vermeyen, seküler bir fikriyatı ve hayatı benimsemiş görünen, böyle olduğu için, ahlaki değerlerden uzak, bir eli uyuşturucuda, bir ayağı bir gece kulübünde, haz dışında başka bir şeyi önemsemediği varsayılmış insanlardan da söz ediyorum.

    Tanışmak, bilme halini mümkün kılar.

    Bilmek ise, “anlama” dediğimiz şeyi olanaklı hale getirir.

    Kültürler, gelenekler, bunların kuşatıp biçimlendirdiği bir BENLİK algısı ve duygusu, biz öyle arzu ettiğimiz ve gerekli gördüğümüz için buhar olup uçmazlar. Çinli buyurganlar, öyle istediler diye Uygur Türkleri buhar olup uçmayacaklar -uzak geçmişten bugüne kadar olan bütün o zaman dilimi boyunca olmadığı gibi. Aynı şeyi, Almanya gibi bir kuşaktan diğerine gurbette hayat süren Türkler için de söyleyebiliriz.

    Kültürler ve gelenekler, bunların biçimlendirdikleri BENLİK, “Ol!” deyince oluveren, “Kaybol!” deyince kayboluveren şeyler değilller. Bir günde oldurulamadıkları gibi, bir günde ve bir siyasi hamasetçinin dramatik bir konuşması ile patlatılıverilen, bir dizi operasyonla söndürülüp işi bitiriliveren şeyler değiiler. İster Kürtleri düşünün bu bağlamda, ister Nur Risaleleri’ni, ister M. Kemal’in Nutuk’unu, ya da İbni Teymiye’yi (ve bu tür isimlerin ima ettikleri anlam ve duygu dünyalarını).

    Suriyeli göçmen, devlet içindeki güç odaklarının savaşının kurbanı olup zindana tıkılmış eski öğretmen, eski esnaf, eski avukat, eski zabıta müdürü’nün eşi, iki küçük çocuğu ile bir apartmanın bir dairesinde amansız bir hayat mücadelesi veriyor.

    Hemen bir adım ötemizde. Belki aynı sokakta, belki aynı apartmanda.

    Devletin, “Araştırılmıştır, belediye başkanı adaylığında bir mahsur yoktur” diye hakkında resmi rapor verilmiş Kürt belediye başkanlarının hemen hepsi (Evet, hemen hepsi), haklarında bir mahkümiyet kararı olmamasına rağmen, belediye başkanı ofisinde değil cezaevinde.

    Bize, bu insanlar hakkında bir şeyler anlatılıyor.

    Bize, birbirimiz hakkında bir şeyler anlatılıyor.

    Tanımıyoruz. Merhabalaşıp konuşmuyoruz. Böyle olduğu için de BİLmiyoruz.

    TANImadan, BİLmeden ANLAyamayız. Böyle olduğu için de, birbirimize (belki sonradan utanç bile duyabileceğimiz) çok ciddi haksızlıklar ediyor, onur ve kalp kırıcı ithamlarda bulunuyor olabiliriz.

    Bu kuvvetle muhtemel -belki de bizden bu haksızlıklara düşmemiz, böylesi ithamlarda bulunmamız isteniyordur, kim bilir?

    Yaradan, akıl vermiş, sağduyu vermiş anlayalım diye. Yaradan kalp vermiş sevelim, bağışlayalım, hoşgörelim diye. Yaradan ağız vermiş, dil vermiş, konuşup dertleşelim, bir diğerimizi anlayalım diye.

    Kullanalım.

    Artık kullanalım.

    Çünkü kullanmamakta ısrarcı olduğumuzda hepimiz zarar görüyoruz.

    Dönüp bir diğerimize, “Sen düşmansın!” demek bu kadar kolay olmasın. Aksine, çok zor olsun.

    Bir de, her ne olmuş olursa olsun, akıl ve sağduyu ile, kalp ve vicdanla, söz ile yürümeyi deneyelim.

    Bir de bakmışsınız, bir diğerimizden yola çıkarak vardığımız yer, aslında BİZ olmuşuz. İNSAN’da buluşmuşuz.

    Bilmek’te, Anlamak’ta, Kabul ve Saygı’da buluşup, ortak yazgı birliğinde müşterekleşmiş HAKİKİ BİR TOPLUM olmuşuz.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız