2002’den 2018’e AK Parti.. Merkez Bankası ve sosyologlar.. Hafta sonu notlarım…

43

AK Parti’nin açıkladığı seçim beyannamesi üzerine düşüncelerimi paylaştığım dünkü yazımda o toplantıya ait üç fotoğraf da yer alıyordu. Ne yalan söyleyeyim, fotoğraflardan biri bana garip duygular yaşattı. Salona yeni girdiği anlaşılan AK Parti genel başkanı da olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, eşi ile birlikte, kurulmuş podyum üzerinde partilileri selamlıyordu o fotoğrafta; bakarken arka-planda yer yer boşluklar bulunduğunu fark ettim.

Fotoğrafın altına “Ben mi yanlış görüyorum, yoksa salon tam dolmamış mı?” anlamına gelen bir not da düşmüştüm, ancak orada bulunmadığım, canlı izlemediğim bir toplantıyla ilgili böyle iddialı bir cümle kullanmamam gerektiğini düşünüp yazıyı yayına vermeden önce o altyazıyı kendi elimle sildim.

Meğer izleyenler de o durumu fark etmişler. Ayrıca, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın konuşması sırasında alkış gelmesi beklenen yerlerde salonun sessizliğini koruduğunu söyleyenler de çıktı.

İzleyen biri “Salonda coşku da yoktu” dedi.

Metin 2002 beyannamesini andırıyor

Şaşırtıcı bir durum bu. AK Parti ve özellikle Tayyip Erdoğan kitleleri kımıldatmasını çok iyi bilir. Toplantıları müthiş coşkulu geçer. Salon tıka basa dolduğu gibi dışarısı da içeri giremeyenlerle ana baba günü gibi olur.

Küçük bir salonu, iddialı iki seçim öncesinde, üzerinde onca emek sarf edilmiş uzun bir metin açıklanacağı gün dolduramamak… AK Parti tarihinde pek karşılaşılmış bir durum değildir.

Partinin seçim beyannamesi 360 sayfa. Bir dostumun dikkatimi çektiği üzere, o metin büyük çapta 2002 seçim beyannamesinden izler taşıyor olsa da durum değişmez; sonuçta günler sürmüş bir emeğin mahsulüdür o metin.

Yine de düşünmeden edemiyor insan: Bir parti seçmenlerine 2002’de vaat ettiklerinin önemli bir bölümünü, 16 yıl sürmüş iktidar sürecinin bir dört yıl daha uzatılmasını talep edeceği bir dönemde, yeniden ısıtıp toplumun önüne sunar mı?

Dostum, “Özellikle demokrasiyle ilgili bölüm 2002 vaatlerinden pek farklı değil” iddiasında.

İnandırıcılık sorunu da buradan çıkıyor işte. AK Parti, vaatlerinin samimiyetini ispatlamak ihtiyacında, ona her zaman oy vermiş kitleler içerisinde yer almış bir bölüm bunu bekliyor.

Parti yöneticileri bunu anlayacak olursa ne yapmaları gerektiğini de dünkü yazımda anlatmıştım: OHAL’i derhal kaldırmak, cezaevlerinde bulunan siyasiler, gazeteciler ve akademisyenlerin tutuksuz yargılanmasını sağlayacak hukuki düzenlemeleri hemen yapmak zorundalar. Seçimlerden önce.

Merkez Bankası: İktisatçılar yerine sosyologlar…

Seçim beyannamesinde en zayıf görünen bölüm demokrasiyle ilgili 3. bölüm değil; ekonomiyle ilgili cümleler de tam tatmin edici bulunmadı.

Benim bu alanda çok merak ettiğim bir konu, ekonomi bürokrasisinin toplumu tanıma noktasında eksikliği olup olmadığıdır. Kendilerine olağanüstü saygı duymama rağmen, genellikle rakamlarla pek fazla hemhal oldukları için, iktisatçılar, sosyolojik gerçeklerle yüzleşmekte zorlanırlar.

Konuyu tartıştığım bir dostum, “İyi ama, Merkez Bankası başkanı iktisat kökenli değil ki, bankacılık sektöründe çalışmış ama disiplin olarak sosyoloji eğitimi almış biri o” dedi bana. Şaşırdım. Biraz deşince, Merkez Bankası yönetiminde, iktisat değil herbiri iktisat-dışı alanlarda eğitim almış başkanın yanında tam beş kişi daha olduğunu öğrendim.

Merkez Bankası galiba sosyologlar tarafından yönetiliyor.

Acaba son günlerde yaşadıklarımızın bu durumla bir ilgisi olabilir mi? Yönetimde bir sosyolog bulunması, iktisatçıların toplumun gerçeklerini anlamasında yardımcı olacağı için, hiç kuşkusuz iyidir, buna eminim; ancak şu anda Merkez Bankası’na hakim olan kadrolarda iktisatçıların azınlıkta kalması son kararlardaki gecikmeyi doğurmuş olmasın?

Bankanın üst yönetiminde yer alanlar, seçime gidilirken ve herkesin dikkati dolardaki iniş-çıkış yüzünden ekonomi üzerinde yoğunlaşmışken, hayati kararlar almaları gereken bir ortamda, AK Parti genel merkezinde görüldüler.

Toplantılarını orada yaptılar.

Yanlış.

Üstelik bu yanlışlık, Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın, Londra’da bulunduğu sırada katıldığı bir toplantıda sarf ettiği ve kendisini iyi tanımayan yabancı muhatapları tarafından, kastının ötesinde “Ben elbette Merkez Bankası kararlarına karışırım” diye anlaşılmış sözlerinden sadece birkaç gün sonra yapıldı.

Madem AK Parti’ye kadar gittiler, bir-ikisi toplantıdan sonra da orada kalıp bir başka odada seçim beyannamesi hazırlığını sürdüren ekibe katılsa ve üzerinde çalışılan metnin ekonomiyle ilgili bölümünü zenginleştirselerdi ya…

Dostum, sözün burasında “Ne diyorsun sen” diyen gözlerle baktı bana.

AK Parti’nin 2002 seçim beyannamesinin çatısı o sıralar Prof. Beşir Atalay‘ın başında bulunduğu araştırma kurumu ANAR‘da çatılmıştı. O çalışmaları Ankara’da ve yakından gözlediğim için bunu biliyorum. Üniversitelerden, üst düzey bürokratlardan da gönüllü katkılar alınarak hazırlanmıştı o ilk metin.

Bir tür demokrasi manifestosuydu; partiyi iktidara taşıyan da o metne yansıyan samimiyet oldu.

Aradan geçen 16 yıldan sonra hala o metne müracaat edilmesi aslında güzel bir şey.

ΩΩΩΩ

43 YORUMLAR

  1. OHAL’i kaldırmak, insafsızca ve hukuk dışı yollarla hürriyetleri gasp edilenlerin derhal özgürlüğüne kavuşturulması elbette gereklidir ama yeterli değildir. Kimin tarafından ne suretle yapıldığı belirsiz fişlemelerle neyle suçlandığından habersiz binlerce masumu savunmalarına bile lüzum görmeden işlerinden güçlerinden, hürriyetlerinden, itibarından eden bir iktidar söz konusu. Bunların arasında belki yüzlerce, belki binlerce mağdur var ki, mağduriyetleri yargı kararlarıyla; mahkeme ve savcılıklar eliyle verilip kesinleşmiş beraat ve takipsizlik kararlarıyla belgelenmiş durumda. Hükumet bunlar için dahi en küçük bir insiyatif almiyor, uğradıkları takat fersa zulüm yargı kararlarıyla sabit bulunan bu mazlumlar için dahi en küçük bir insiyatif almıyor. Masumiyeti tescilli bu insanlar aileleriyle birlikte, iktidar partisine mensup bir milletvekilinin emsalsiz bir vicdansızlık içinde tavsiye ettiği üzere halen ağaç kabuğu yemeye mahkum edilmiş vaziyetteler. Kamuda çöpçülükten bile men edildikleri gibi, onları işe almaları durumunda iktidarın gazabından çekinen özel sektörde de istihdam edilemiyorlar.
    Hal böyleyken, iktidar partisinin sözde manifestosu ancak acı ve istihza yüklü bir tebessümle karşılık buluyor benim indimde…

  2. Sayın hocam ibretli hayat hikayenizden de örnekler vererek yazmış olduğunuz yorum aklıma şunu getirdi. Resul-ü Zişan (ASM) gözleri uzaklara dalarak Ashab-ı Kiram (RA) efendilerimize karşı mütebessim olarak yağmurun evveli mi? Rahmettir ahiri mi? Rahmettir muhayyer kaldım dediği gibi, O (ASM) istikbal için ümitvar olmuş ve istikbale karşı ”Kardeşlerim ” diye hitap etmiştir. Bu hitabı mübeşşiraneye istinaden istikbalde yeryüzünde feraseti diniyye ile aldanmayan ve aldatmayan, kalbi ve kavli imanı hadiselerin dağlarvari emvacına karşı mukavim, şefkat kahramanları olarak her gönüle bir numuneyi imtisal bayrağı dikecek merhametli nesiller gelecektir.
    Hocam acizane bizler tacir gibi olmalıyız hiç bir tacir mallarını satmaya çalıştığı müşterisine muaraza etmez tacir elinde bulunan değerli malları en uygun müşteriye, en uygun bedelle satmanın derdinde olmalıdır. İslamların her biri tezgahında bulunan İslam hakikatlerini en güzel şekilde göstererek, Hakka ve hakikate talip kalplere ve vicdanlara bu ebedi hakikatleri satmaya gayret eden tezgahtar gibi olmak zorundadır. Suni ve arızi kargaşalarını, hırs ve ihtiraslarını bu temiz hakikatlerden ayrı tutmaları vaciptir.
    ”Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” Ali İmran-159
    Son söz: Dinde kinin, kinde ise dinin yeri yoktur. Asıl olan adavete adavet edebilmektir. Siyaset alınıp satılan bir ortamda bu yazdıklarım İslam adı ile yapılan ve aslen İslam’a zarar veren politika akımlarına ferdi boyutta eleştirimdir. Tamamen prensip düzeyindedir.
    Selam ve hürmet ile bende sizlerin Ramazanınızı tebrik ederim.

    • *** !?!? Siyasal İslam ?!?! ***

      İslam islamdır beyler, mensubuysa müslüman,
      Bununla mükelleftir, Allah’a her inanan,
      Mağlup olabilir mi, İslam ise Siyaset ?
      Mağluptur şirk içinde, zanna uyan kalpazan!

      İslam islamdır, bunu gözler hep ehli iman,
      Öyle bir gerçek ki ters düşemez ehli izan!
      Mağlup olabilir mi, İslam ise Aklımız ?
      Mağluptur zanna uyan, ezber ehli müslüman!

      İslam İslamdır, sozsuzluk özleminde insan,
      Allah’ın varlığını hesaba katar her an,
      Mağlup olabilir mi, İslam ise Ruhumuz ?
      Mağluptur nefse tapan, partizan her müslüman!

      ********

  3. Bugün ben de günleri karıştırdım doğrusu.
    Bugün yazdığım yorum için dünkü yazıya bakmışım.Bulamayınca kaldırıldı zannetmişim.Bazan böyle dalgınlığım olur benim.

    Dünkü yorumun siteden kaldırıldığına dair yorumum için editörden özür dilerim.

    Takdir editörün olmakla beraber bundan önceki yorumum yayınlanmasa da olur.

    • Mehmet,benim yazdığım yorumlardan gocunduğum bir durum yok.Bazan dalgınlık yaptığımı açık yüreklilikle
      söyledim.Dolayısı ile bu dalgınlık eseri
      yazılan yorumun kalmasında da bir sakınca yok.

      Burada yazdığım yorumlar senin fazla
      zoruna gitmiş anlaşılan.

      Haydi bir dalgınlığımı daha yazayım da
      biraz daha sevin:

      Bir ara her gün arabamı sabah bir yere
      park eder,akşam oradan alırdım.Bir gün
      akşam gene geldim,araba yerinde yok.
      Oraya-buraya baktım,yok.Oradaki bir
      esnafla birlikte de baktık,yok.Tam telefonla polisi arayacaktım ki jeton
      düştü:O gün sabah arabayı başka bir yere
      park ettiğim aklıma geldi.

      Nasıl,iyi mi?

      Ben bunu bir arkadaşıma anlatınca,
      seninki de bir şey mi,benim bir tanıdığım
      bulunduğu şehirden Ankara’ya özel arabasıyla gitmiş,kendi arabasıyla gittiğini
      unuttuğundan otobüsle evine dönmüş
      diye anlattı.

      Yorumlarımda yazdıklarım hususunda kendime özgüvenim tamdır.

      Bununla birlikte arada bir dalgınlığım olursa,ona da senin sevinmende bir
      sakınca yok Mehmet,sevin!

      • Mevzu senin unutkanlığın değil. Mevzu senin daha tam ne oluyor ne bitiyor öğrenmeden gereksizce saldırman. Neyse hatanı fark edip özür dilemişsin. Gene sen iyisin mazlum bir vatandaşı tekmeleyip, 4 yıl sonra özür dileyip ve sonra mağdur rolüne bürünenler de var sizin mahallede. :))

        • Ben burada sürekli savunmadayım.
          Savunmanın adı saldırı mı oldu?

          Benim savunduğum insanlara
          her türlü hakaret yapılıyor.

          İktidar muhalifi yorumcuların çoğu,herkesin kendileri
          gibi düşünmesini bekliyor.

          Kendileri gibi düşünmeyenlerin adını
          trole çıkarıyorlar.Böyle yapmakla trolün önde gideni haline geldiklerinin
          de farkına varamıyorlar tabii ki.

  4. Dünkü yorumum görülen lüzum üzerine siteden kaldırılmış.Fehmi Bey Ak Partinin
    inandırıcılık sorunundan bahsetmişti de
    ben de,Ak Parti’nin böyle bir sorunu yok,ne
    vadetti ise yaptı; ama muhalefetin inandırıcılık sorunu var demiştim.

    Karşımızda boş bir muhalefetin olduğu mealinde şeyler yazmıştım.

    Yazdıklarım birilerine dokunmuş olmalı.
    Eleştiriye tahamüllerinin olmadığı anlaşılıyor.

  5. Ne değil, Nasıl
    Erdoğan’ı dinlediğimde üzüldüğümü söyleyebilirim. Hiç günün konularından iz yok. Koru’dan öğreniyorum ki 16 sene evvel Akevler kadrosunun hazırladığı cümleleri sıralamışlar. Başkan da sadece okumuş. Yani AK Parti’nin yeni kadrosu bir beyanname bile hazırlayamamış.
    İşte Erdoğan bu kadro ile seçime gidiyor. Seçilecektir ama kendisini bekleyen dağlar boyu sorunlara kendisinden başka hiçbir şeyi ama hiçbir şeyi bilmeyen bir kadro ile gidiyor. Yarın Bakanlar Kurulu oluşturacak. Bugünkü listeyi o hazırlamadığı gibi yarınki bakanlar kurulunu da hazır liste oluşturulacaktır. Bugünküler de yarınkiler de samimi insanlar olabilirler. “Akılsız dosttan akıllı düşman daha iyidir”, “Akılsız dostun olacağına akıllı düşmanın olsun” gibi atasözlerimiz vardır.
    Erdoğan’a görüşlerimi arz ediyorum.
    a) OHAL’i kaldıracaksın.
    b) Parti başkanlığından vaz geçeceksin.
    c) Akevler kurucu kadrosunu sen gittiğin zaman değiştireceksin. Onlar senin yaşındadırlar.
    d) Herkesle istişare edeceksin. Akevler ile her gün istişare edeceksin çünkü partin Akevler temeli üzerinde oturmuştur. Kökünden kopan ağaç yaşayamaz. Akevler’in size ihtiyacı yoktur, sizin Akevler’e ihtiyacınız vardır. Biz Allah’ın bize verdiği görevleri yapıyoruz. Sonuçlar bize değil O’na aittir.

  6. Demek ki “Paranın nominal yüzü iktisat; mizanpajı sanat, değişimi sosyoloji, değeri gerçeklik, değersizliği istismar, birikimi vergi, dağıtımı payedir” denmesi yetersizmiş.

  7. saadet partililere saldırmışlar. ambulansı 20 dakika bekletmişler. bunlarda insanlık da yok.
    her türlü yanlışı savunma uzmanları! size sesleniyorum!
    bunu da savunun. bir yaralının hastaneye gitmesine engel olmayı savunun.
    İşte bunlar için, TAMAM.

  8. Okurları olarak Sn.Koru’dan, Sn. Cumhurbaşkanının, apar topar yapılan son İngiltere ziyaretinin, hem ekonomik hem de siyasi arka planını irdeleyen bir yazı istememiz, hakkımız olsa gerek.

    Efkan Ala, Taner Yıldız ile Mehdi Eker’in, DPI’ de kimlerle neler konuştukları, hangi projeleri kurguladıklarını, vatandaşlar olarak bilmemiz gerektiği kanısındayım. Hazır bu isimler oradayken, Cumhurbaşkanının İngiltere’ye gidişi, ekonominin sarsıntı yaşadığı bir zaman dilimine tekabül etmesi de manidar. Bu ziyaretin ardından iki üst düzey ismin, finans görüşmeleri için İngiltere’ye gideceği de basına yansıdı…

    Yaşadığım ilde, AK Partinin, seçilebilme şansı düşük ve denenmiş, eski AK Parti milletvekillerinin yeniden liste başı aday gösterilmeleri, sanki bölgede HDP’nin önünü açmakla ilgili; bölgenin diğer illerinde de aynı şey söz konusu mu, doğrusu bilmiyorum.

    Sıkıştığı bu noktada HDP, AK Partiye can simidi olacak mı? ve Bahçeli’nin, üzerine ”kuma” getirilmesine tepkisi ne olacak? (İngiltere ziyaretleri konusunda Bahçeli’den bir söz sadır oldu mu..duyanınız var mı?) Siyaset bu ya, kendi doğruları(!) üzerinden meselelere yaklaşılır.

    İşte bu konuda bir yazıyla okurlarını aydınlatmayı, sayın Koru, ”konu bulma zorluğu çektiği” bir zamanda mı ele alacak?

    • Hasan bey, size katílıyorum.Yazarımız zahmet edim o konularda ve geçmişte yapılmış bazí 180 derecelik deyişimlerinde sebeplerini de tartışmaya açabılirse bayağ iyi olur.
      Her ne kadar gogle dan yardım alsak bile Fehmi beyin yazısı kadar zevkli olmiyor.
      Dün ve bugün ben de geçmişdeki bazi olaylari hatırladım.
      Sadece Mavi Marmara olayi bile dünyada eşine rastlanmiyacak kadar değeşen “TUWİST’i”cilerrin hizi hortum gibi önüne geleni yakip yikmaya maalesef Türkiyede işık hızı ile devam ettiğinin bariz örneklerden sadece biri. Neler olmuştu ve kimler neeler konuşmuştu.
      Mavi Marmara olayının öncesi ve sonrasındaki Reisin ve Gülenin demeçlerlerini hatırliyalım bakalım.
      F Gülen.”İlerde Devleti zor durumlara düşürmemek için ,Otoriteden İzin alinarak gidilse kaanatimce daha iy olur.”
      Peki Erdoğan ne demişti ” ben izin verdim.”
      İsrail askerleri 9 insanimizı şehit ettikten sonra Erdoğanın konuşmalarınlarını herhaldr herkes hatırliyordur.
      Olaydan sonra Gülen başsağlıgı dileklerinin ardından şunları söyledi “Keşke Otoriteden musade alarak gidilseidi devletin ele daha ğüçlenmiş olurdu.”
      Gelelim17/25 Aralik sonrasi Erdoğan’ın konuşmalarına. “Eeey Peyinisualla Papazi Yahudi uşağı. Sen benim şehitlerimin yaninda değil katil Israilin tarafını tuttun benim şehitlerimin hesabını o senin savunduğun katil İsrailden sormasam namerdim” vb gibi bağirip cağírmalar.
      Bu kadar yetişir sölediklerinin hepisini yazarsam iki günde bitiremem.
      Sene 2017 Erdoğan” Siž giderken banami sorup gittiniz?”
      Peki hortum gibi önüne gelen herşiyi etrafa savrulup ortalíğı yakip yıkan birisine aklı başında kaç insan inanır ve güvenir?.
      Anında 180 derece değişe bilen yöneticilere millet ne kadar güvenebilir?
      Herkesin ne dediği ortada iken kalkıp gözmüzün içine bakarak yalan soyle melerimi bize gúven verecek.
      Bütün bunlar yetmiyormuş gibi birde torrlleri millete hakaret etmeleri için ortalığa sali vermişler.

  9. dün de yazdım. bugün fehmi bey de aynı şeyi yazmış. Artık akpliler bile TAMAM diyor.
    Zaten demeleri de lazım. olay parti olayı değil. hakikaten ülkenin bekası olayı. eğer akp kazanırsa kimsenin pişman olma lüksü bile olamayacak. bu kadar açık. ülkenin seçime kadar dayanacağı bile meçhul. Akpnin durumu düzeltmek için yaptığı her çıkış da durumu daha da berbat ediyor. çünkü kapasiteleri bu, düzeyleri bu,yetenekleri bu,yaşamı algılayışları bu ve daha da önemlisi içinde bulundukları durum doğruları yapmasına engeldir. (bunu birileri sanki biryerlere bağlı olmakla açıklamaya çalışmış. Bu birilerinin kontrolünde olarak açıklama çabası sadece komplo teorisi. çünkü bağlı oldukları yer, “50 puan faiz artırımı yapmayın birkaç gün sonra 300 puan faiz artırımı yapın demez)
    Doları düşürmek için ihracatçılara doları 4.20’den sabitlediler. bunun anlamı servet aktarmaktır. biz 4.75’den dolar alacağız fakat mb birilerine 4.20’den dolar reeskont kredisi verecek. bu bir başka haksızlık,bir başka adaletsizlik. Bunların yapabilecekleri azami şey bu; ülkenin batışını hızlandırmak.

  10. Hikaye hiç değişmiyor. Yapacağız edeceğiz. Boş vaatler. 16 yıl geçse de 116 geçse de değişmez. Yapmak için istek, irade, bilgi, niyet, liyakat, birikim yok aslında. Herşeyden önce de samimiyet yok gayret yok. Yapamayacaklarını da en iyi kendileri biliyorlar. O yüzden inanç yok. Bütün siyasiler sadece koltuk ve güç peşinde. Bu sözlerine de yüzlerine de yansıyor ayna gibi. Boş boş bağırmalarından çok belli. O kadar bağırıyorlar ki sesleri kısılıyor. Batı’da böyle bağıran çağıran siyasetçi görüyor musunuz? Adamlar sakin sakin oturup konuşuyorlar. Birşey anlatıyorlar. Bizimkiler sanki sürü çobanı. Boş bağırıyorlar, birşey anlatmıyorlar, dinleyen de yok zaten.

  11. “İnandırıcılık sorunu da buradan çıkıyor işte. AK Parti, vaatlerinin samimiyetini ispatlamak ihtiyacında, ona her zaman oy vermiş kitleler içerisinde yer almış bir bölüm bunu bekliyor.”
    Sayın Koru, bu cümleden sonra şöyle devam edebilirdiniz:
    Kandırılarak ve kandırarak nereye kadar…?
    Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
    Valla şiir gibi oldu.
    AKP ve RTE nin bugünkü hali beni bile farkında olmadan şair yaptı be! :))

  12. Sn. koru tamda sizden beklenen ve beklediğimiz yazı ve yorumunuzu okudum.Şaşırdımmı yoo hiç şaşırmadım.Muhalif muhalifliğini yapacak şuanda toplumun büyük bölümünde siz muhalifsizinz onun için elbette fıtratın gereği yapılacak ve o yazı yazılacak.Bugün sözcü gazetesinden y.özdil veya u.dündar abinizden farklı bir yorum reis ve ak parti lehine bir yazı beklenebilirmi?? işte sizde aynı konumdasınız..ben canlı izledim ve asla sizin yorumunuza katılmıyorum…evet endişelerim ve şüphelerim yokmu elbette var ama her seçimde olandan farklı değil göreceksiniz İP VE MERAL GÜLEN HANIM YÜZDE 8.5 U GEÇEMEYECEK,SP VE TEMELL BEY yüzde 3 ü bulamayacak HDP de baraj altında kalacak..isterseniz pek iddiayı sevmem ama bu yazıyı yayımlama nezaketini gösterin seçimlerden sonra belki beni tebrik etme onurunu bana lütfedersiniz ha bu arada CHP yi sorarsanız yüzde 27 yi gecemeyecek …bütün anketçilerin söylediği yüzde artı eksi 2 yide(hata payı) bana çok görmeyin.saygılar

    • Siz garanti ettiğinıze göre demekki benim rahmetli anam hayeli baba ayrı iki kardeş gene hayali övey babam, belkide bunlar8n torunlarıde vardır benim haberim yok çünkü annem öldúkten iki sene önce boşanmış hayatta hıç bilmedıği köye gitmiş ayni öldüğü gün hem babamdan hemde hayeli övey babamdan ayri ayri yerlerde iki çocuk dünyaya getırmış.
      Ben ne kadar uğraşdiisem 10 yíl önce 3 kuşak nufus kayıdı almiş olmama rağmen
      yani elimde kap gibi nufusdan aldığım belge var onlar diyiyorki yapílan yalnışlík b
      ben doğmadan önce yapílmíş.
      İyki bu yorumunuzu yazdínız iddami isbatlamama yardımcı olur.
      4 oy benden 4 oyda ocak yazararinin birisinde 4+4 =8 yanılmiyorsam birde Hamza beyin ninesinin annesi varimiş onuda ekledikmi 9 eder.o zaman reis değilde benmi kazanacam?

    • Meral gulen lafi nereden çıktı Allah lillah aşkına? Bu kadar ucuz muhalefet migde kaldırıyor.
      FG ile tesriki mesaisi olan o kadar siyasi arasinda meral en son sirada belki.
      Iyi ki elinizde bi feto malzemesi var.. Her yere sürün. Aile boyu arko…
      Hakaret için bile zekaniz tıkandıysa, gidin maç yorumu yapın.

  13. MURAT ÇETİNKAYA KİMDİR?
    1976 yılında doğan Murat Çetinkaya, Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü ve çift anadal programı kapsamında aynı üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu.
    Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde yüksek lisansını tamamlayan Çetinkaya, halen aynı üniversite uluslararası finans/ekonomi-politika alanında doktora tez çalışmasını sürdürmektedir.
    Bankacılık hayatına Albaraka Türk Katılım Bankasında başlayan Çetinkaya, uluslararası bankacılık ve hazine alanlarında çeşitli görevlerde bulundu.
    2003 yılından itibaren kariyerine Türkiye Halk Bankasında devam eden Çetinkaya, Uluslararası Bankacılık ve Yapılandırılmış Finansman Daire Başkanı ve sonrasında Uluslararası Bankacılık ve Yatırımcı İlişkilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı. Bu dönemde aralarında Halk Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin de bulunduğu Bankanın çeşitli iştiraklerinde, Yönetim Kurulu Üyesi olarak da görev aldı.
    Çetinkaya 2008 yılından, Başkan Yardımcılığına atandığı tarihe kadar, Kuveyt Türk Katılım Bankası A.Ş.’de Hazine, Uluslararası Bankacılık ve Yatırım Bankacılığından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptı.
    Murat Çetinkaya, 29 Haziran 2012’den itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyordu.
    NTV 11.04.2016 tarihli web sitesinden alıntıdır.

    • Bu öz geçmiş google dan alıp yapiştırmanıza gerek yoktu, Merkez bankasi ile birlikte Türkiye Cumhuriyetinide İflas ettiren birisi Müdür olduuktan sonra doktora yapmaya başlamasıda manidar.
      Keyf için dememişler “üzüm üzüme baka baka kararır,” veya “balıkta baştan kokar.” Erdoğana bakarak daha doğrusu ondan fetva alarak TC devleti vatandaşlarının vergileri ile ödenen maaşlarını cebe koyup AKP ye ve kendilerine hízmet etmeleri kadar Aldatan ve Kandıran Partisi mensuplaride Reislerinin yolundan giderken “reis senin “İZİNDEYİZ” demeyide ihmal etmiyorlar.
      Bü zaten reisciler için gayet normal, çünkü “SARAY” fetvacıları rüşvet ve haram yameleri devleti yönetenler için helal onların Maaşlarını ödeyenler patronlari olan sıradan vatanidaşlar o maaişlari odedikleri için onlar günaha giriyorlar ve onlara haram oliyor.Yani bizler Ahmet, Mehmet, Haticeler için.
      Gel keyfim gel Türkiyenin can damarları kimlere teslim!
      Yok canim bunlar “MÜMİN” İnsanlar devletn mumunu AK lar için yakıyorlar.
      Onlari savunanlar sağ olsunlar bizim bilmediklerimizi de gene onların sayesinden öğreniyoruz.Her müdür doktora yapabilir imkanimi var?Hele Rahmi Koçun fabrikalarındaki müdürü ler doktora yapsında görelim.İki gün işe gelmedilermi kapinin önüne konurlar.
      Bende iyce şaşırdım zaten Rahmi bey o işin ehli olmiyanı hiç müdür yaparmi?
      Milletin mali sahipsiz ya. Zaten mallarına sahip çıkmak istiyenlerde, savunma ordusu tarafından vatan haini ilan edilp yaylım ateşine tutuliyor.

  14. Fehmi Bey gerek dünkü yazısında,gerekse
    bu günkü yazısısında Ak Parti’nin inandırıcılık sorunundan bahsediyor.
    Böyle bir sorun hiç bir zaman olmadı.
    Çünkü Ak Parti ne vaat ettiyse onu yaptı;
    olmayacak vaatlerde de bulunmadı.

    İnandırıcılık sorunu olanlar başka: Muhalefetin inandırıcılık sorunu var.
    Daha doğrusu söylediklerinde ciddiye
    alınacak hiç bir şey yok muhalefetin. Bomboş bir muhalefet var karşımızda.
    Vatandaşın bunu görmediği zannedilmemelidir.Ak Parti’nin girdiği
    her seçimi kazanmasında karşısında
    ciddi,inandırıcı bir muhalefetin bulunmamasının da önemli bir payı
    vardır.Esasen memleket idare etmeye
    talip yetkin bir muhalefetin bulunmaması
    ülkemiz için bir eksikliktir.

    Muhalefetin boş olduğu Fehmi Bey’in
    yazılarından da çıkarılabilir.Çünkü muhalefetin yazacak bir projesini,ciddiye
    alınacak bir önerisini göremiyor olmalı
    ki muhalefet hakkında çok az şey yazıyor.
    Aynı şekilde buradaki iktidar muhalifi
    yorumcular da muhalefet hakkında yazacak bir şey göremiyorlar ki hep
    iktidardan bahsediyorlar.

    Öte yandan sade vatandaş memleketin
    OHAL ile yönetildiğinin bile farkında değil
    desek sanırım abartmış olmayız.Çünkü
    hayatına yansıyan,hareketlerini kısıtlayan
    bir uygulaması yok OHAL’in.

    İletişim imkanlarının artmasının mitinglere, toplantılara katılımı azalttığı kanaatindeyim.Şahsen bu tür
    toplantılara hiç katılmadığım gibi,
    televizyon izlemem de sıfıra yakın.
    İnternette şöyle bir dolaşmak memlekette
    neler olup bittiğini göstermeye yetiyor.

    Aynı şekilde internet,gazeteleri de etkiledi.
    Eline gazete alıp da okuyan kaç kişi kaldı?
    İşte miting ve salon tıplantılarına ilginin
    az olması gazetelere olan ilgiye benzetilebilir.Ayrıca vatandaşın Tayyip
    Erdoğan’ı yeniden tanımaya da ihtiyacı yok;O’nu zaten tanıyor.

    Ben şu görüşümde ısrarlıyım:1 Kasım seçimlerinden bu yana Ak Parti seçmeninin partisinden vazgeçmesini
    gerektirecek bir olumsuzluk yaşanmadı.
    Bilakis partisini daha kuvvetle desteklemesini gerektirecek olaylar yaşandı.Ve Ak Parti 1 Kasım’da halkın yarısının desteğini almıştı.Dolayısı ile biiznillah Ak Parti bu seçimleri de kazanacaktır.

    • bekir isimli yorumcu ya atfen
      sen baştan kabullenmişsin neyi istiyorsan onu görüyorsun ben de once upon a time akp ye oy verdim hatta en zor zamanın da 7 haziranda ve ondan sonra..ama artık inandırıcılığı kalmadı kalkmış şunu yapcam bunu yapcam —e niye yapmadın şimdiye kadar elini kim tuttu–bırakalım başkalarıda bir şeyler yapsın bu ülke için denemekte fayda var..hep aynı yemeği yersen bıkarsın değişiklik güzeldir ne olacak ki en kötü bu gün gibi olur zaten herkesle kavgalı dolar çıldırmış insanlar işsiz bazıları adalet adalet diye inliyor falan daha kötüsü ne olacak ki ben hayal edemiyorum da…

    • Bekir Bey demiş ki; “Öte yandan sade vatandaş memleketin OHAL ile yönetildiğinin bile farkında değil desek sanırım abartmış olmayız.”

      Size göre “sade vatandaş” nedir? Sade vatandaş yüzde kaça tekabül eder mesela?

      Sadece bir örnek vereyim.

      Morbeyin mağduru olan ve FETÖ’nün kendini perdelemek için kumpas yaptığı ve cezaevine girip ve sonra dışarı çıkan ve bir kısmı hala işine iade edilmeyen binlerce insan var. Bunların bazıları ak parti seçmeni idiler. Bu kişiler OHAL yüzünden haklarını alamıyorlar ve seslerini duyuramıyorlar. Bu konuda Av Ali Aktaş, Tuncay Beşikçi, Koray Peksever gibi uzmanların çalışmalarına bakabilirsiniz.

      O mağdurlar sade vatandaş değiller mi? Yaşanılanların mağduriyet olarak nitelendirilmesi ve sade vatandaşın yaşamaması gereken bir şey olarak değerlendirilmesi için, kaç kişinin mağdur olması lazım ve daha ne yaşaması lazım? Elinizde bir ölçü birimi var mı bunun için?

      Sahi siz hangi evrende yaşıyorsunuz? Anlamanız için, bazı şeylerin illa başınıza mı gelmesi gerekiyor?

      Ohal döneminde olur böyle şeyler diyenler çıkıyor. O zaman gidin cezaevinde haksız yere 1 yıl yatın ve ondan sonra konuşun derim onlara.

      Mümin hakperest olur; partiperest, cemaatperest, tarikatperest, örgütperest, liderperest,hocaperest,hacıperest olmaz ve olmamalı…

      Bu arada bugünün Ak partilileri 28 şubat sürecinde haklarını sokaklarda arıyorlardı. Bugün Ohal nedeniyle morbeyin mağduru sokakta hakkını arayabilir mi?

      • Mantık Arkadaş sizde ammada dünyadan pardon havuz dünyasından bay habersiniz.
        Onlar havuz evreninde yaşiyorlar.
        Oda çok hoşlarına gidiyor.
        Zaten gemi su almaya başladı sular azda olsa ayaklarına dokunsa en önce onlar terk eder.

    • Fetö milletin tamamını mağdur etti, Fetönün mağdur etmediği kimse kalmadı.
      Milletin zamanını,enerjisini,parasını heba etti.15 Temmuz’da 250 insanımızı katletti,
      2000 küsur vatandaşımızı yaraladı. Mağdurdan bahsederken ilk akla gelmesi
      gereken bu insanlarımızdır.Hakperestlik
      ilkönce bunu görmeyi gerektirir.

      Fetö bir beladır.Bir toplumun başına bir bela gelmişse bir kısım insanlar bu beladan zarar görmüş olabilir.Belanın tabiatında bu vardır. Önemli olan bir yanlış varsa farkına varıldığında bunun düzeltilmesidir.

      Fetö kendi yazışmaları için Bylock sistemini geliştirmiş,bununla haberleşmesini sağlamış.Sonra bir kısım
      insanları iradeleri dışında buna yönlendirmiş.Devlet bylocka seyirci mi kalacaktı?Kimin bilinçli kullandığı,kimin
      iradesi dışında yönlendirildiğinin anlaşılması zaman alabilir.Nitekim Devlet olayı çözünce mağdur durumda olan kişilerin haklarını sokakta yürümelerine
      ihtiyaç kalmadan iade etti.Ayrıca haksızlığa uğrayan kişi sokakta da yürüyebilir,OHAL buna mani değildir.

      Öte yandan Fetö sempatizanlarında bunca olandan sonra bile bir pişmanlık alameti
      görülmemektedir.Devlet bir fetö sempatizanını kamuda çalıştırmamakta
      haklıdır.15 Temmuz’a senaryo diyen birini
      devlet istihdam edip ona maaş ödeyemez.
      İstihdam ettiği takdirde ikinci bir 15 Temmuz yaşamak mukadder olur.

      • Yorumsuz “Ey iman edenler, adaletli şahidler olarak Allah için hakkı ayakta tutanlar olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet edin, takvaya en yakın olan odur. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”
        (5-Mâide 8)

    • Bekir bey akpartinin verdiği her sözü yerine getirdiğini söylüyorsunuz bir çırpıda ilka aklıma gelen 2 tanesini yazayım
      1. Si %10 barajı 2002 den beri vaatler arasında
      2.si cem evlerine hukuki dayanak sağlanması hatırladığım kadarıyla 2011 den beri vaatleri arasında. Yapmamışsın ve hala yapacağını söylüyorsun bu n kadar inandırıcı kararı vicdanınıza bırakıyorum.

      Ayrıca ohalin etkilemediğinden bahsetmişsiniz. Ben mağdurlara girmeden sadece ekonomistlerin sözlerini hatırlatayım para karışık ortamları sevmez ve gider bu ve sayin cumhurbaşkanı nin sözleri dolarin fazlaca artmasinin kaynağı.

      Ak parti iktidara geldiğindede ohal vardi. Ve ohali kaldirmakla övünüyordu. O ohali ben hiç hissetmemiştim demekki kimse hissetmiyordu niye kaldirdilar. Ben bunuda hissetmedim kimse hissetmiyor diyemi düşünmeliyim!
      Ayrica ilk ohal ilan edilirken 3 aylığına çıkarıyoruz denmişti ne bitmez üç ayımız varmış bizim. Bu bile verilen sözün yerine gelmemesine örnek değilmi.

      Bazıları fetö ne olacak diyebilir. Onunla elbetteki mücadele edilmeli. Ama hukuk yoluyla. zira hukuk dışı müdahale ve mazlumların olması davaları sulandırır ve suçluların dahi masumlar yüzünden serbest kalmasına sebep olur örnek yakın tarihimizdeki ergenekon davaları. Fetö o davaları sulandırdı önüne geleni içeri attı sonuçta davalar çöktü.

  15. Sosyolog olmaları faizi geç artırmalarını izah etmez bence, etrafda bir sürü ekonomi iktisat uzmanı var, tabii yanılıyor da olabiliriz, belki bildikleri birşey vardır, ister bilerek yapsınlar ister farkında olmasınlar, ister ki hem zamanlaması hem oranı en ideal değer olsun netice itibariyle dolarları olanlar oturduğu yerden dişe dokunur miktarda para kazandı, borsamız 1,5 yıl önceki değerlerine geriledi. Demekki birileri bizim cebimizden aldı onların cebine indirdi.

  16. ARKADAŞLAR AKP Lİ MEDYA HALKI U SEFER NE İLE KORKUTUYOR BİR BAKARMISINIZ LÜTFEN BU GÜNKÜ KÖŞE YAZISI EĞER OY VERMEZSENİZ BİZİ KÖTÜ EDECEKLER FALAN SAFSATASI….BİZ SAYIN ERDOĞAN IN YARGILANMASINI İSTEMİYORUZ BENDE SON İKİ SEÇİMDE AKP YE OY VERMİŞ AMA ARTIK POLİTİK YÖNÜMÜ BAŞKA YÖNE ÇEVİRMİŞ BİRİ OLARAK YAZIYORUM YOK ARKADAŞ SAYIN ERDOĞAN BU ÜLKE İÇİN GERÇEKTEN GÜZEL ŞEYLER YYAPTI SADECE YETER ARTIK 16 YIL OLDU FARKLILIK ARIYORUZ ONDAN NE KİMSEYLE HESAPLAŞMA NE DE KİMSENİN KÖTÜLÜĞÜ BARIŞ İÇİNDE KARDEŞLİK İÇİNDE YAŞAMAYI SAVUNUYORUM AKP SANIRIM BU SEFER TEHLİKENİN NE OLDUĞUNU ANLADI VE SEÇİM SONUNU BARİ YARGILANMADAN KURTULALIM FALAN HESAPLARINA GİRMİŞLER…BENCE YERSİZ BİR KORKU KİMSENİN AKP Yİ DERT ETTİĞİ YOK HERKES KENDİ DERDİNDE ZATEN İKTİDARA GELİNCE O KADAR SORUN VAR Kİ ÜLKEDE BUNLARI DÜZELTMEKTEN AKP YE FIRSAT BİLE GELMEZ İŞTE SİZE NE DEMEK İSTEDİĞİM BU GÜN Kİ KÖŞE YAZISI:

    Aylardır bir tehlikeye dikkat çekiyor, “Eğer AK Parti 24 Haziran seçimlerini kaybederse, 25 Haziran’da en küçük sorunumuz seçim kaybetmek olacak” diyorum.

    Birileri ne demek istediğimi anlamamış olacak ki “Bu meseleyi biraz daha açar mısın?” diye yazıyor.

    Aslında daha önce detaylarına girmiştim.

    “24 Haziran sadece bir seçimin kaybı olmayacak. O seçimden sonra Abdulhamid döneminden sonra ne yapıldıysa aynısı yapılacak. Erdoğan ve AK Parti’ye 16 yıl boyunca oy veren herkes, yaşanacak acıdan payına düşeni alacak” demiştim.

    “AK Parti benzeri bir oluşumun bir daha iktidara gelmemesi için, Erdoğan ya da Erdoğan gibi bir adamın tekrar ülke yönetimini ele almaması için gereken neyse onu yapacaklar” diye uyarıda bulunmuştum.

    Hayali konuşmuyor, kehanette bulunmuyorum.

    Bakınız arkadaşlar…

    Ankara’da, Avrupa Birliği Büyükelçileri ile iftarda bir araya gelen CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce, büyükelçilerin kendisine, “Cumhurbaşkanı seçilirsen Erdoğan’ı yargılayacak mısın?” diye sorduğunu açıkladı.

    Anlamayanlar olabilir diye burayı çift dikiş geçeyim:

    CHP’nin adayı, oruç tutmayan Avrupa Birliği üyesi ülkelerin büyükelçileriyle iftarda buluşuyor! Büyükelçilerin sorduğu ilk soru, “Sen iş başına gelirsen Erdoğan’ı yargılayacak mısın?” oluyor.

    Bu soru size bir mesaj vermiyor mu?

    “Bu adamların derdi, tasası, karın ağrısı nedir? Neden Erdoğan’ın yargılanmasını bu kadar çok istiyorlar” diye sormuyor musunuz kendinize?

    Bu sorunun muhatabı olan Muharrem İnce seçim meydanlarındaki tüm konuşmalarında, altını çizerek “Ben adil bir yargı sistemi kuracağım, O adil yargı Erdoğan’ı yargılar mı yargılamaz mı orasına karışmam!” diyor.

    Sadece Muharrem İnce mi?

  17. Fehmi bey Müdür beyin uğruna merkez bankasında yasa değişikliği yapilmadımı?
    Tabiiki yapıldı,çúnkü Merkez Bankası başkanı TC Sahiplerinin cocuklarının arkadaşları oliyor.
    Daha başkanlığa atanacağına dair haberler çıktığı zaman şu an nerede okuduğumu hatırlamiyorum fakat o yaziyi hatırliyorum. yazıda şöyle yaziyordu” Bunun Merkez Bankası başkanlíğına atanması demek Türkiyenin iflası demektır.”
    Hatta lisans diplomasının da sahte olduğunu idda ediyorlardi çünkü yökde öğle bir kayıt yokmuş.
    O zamanki endişeler gerçekleştí.
    Olsun Türkiye reisin damatlar, gelinler,ve çocuklarinin ve arkadaşları için batarsa batsın yeterki onlarín gönüleri hoş olsun. Reisin sülalesi ve sülalesinin arkadaşlarının arkadaşları varken Beşir Atalay gibilerine Türkiyenin ihtiyacı yok ki.
    Onlar gıbı mesleklerinde uzman olanlar dış devletlerin “DÜŞMAN” propagandasi yapılmasının önüne geçtığınde dolayı çenesi laf yapanların esip gürlemesine engel olduklari için reis ve biatciları rahatsız oliyorlar,çünkü kurtlar sisli havadan hoşlanırlar.
    Dünmü evelsi günmü spor salonunu içi dolu dişarısı boş olduğu için reis konuşma yapmamış.

  18. Mübarek Ramazan günü artık kabul edilmesi gereken tek ve yegane şey siyasal islam mağlup olmuştur. Artık İslam’ın yüksek hakikatlerini kavgada başına darbe gelmesin diyerek ders okuduğu Kuran-ı Kerimi ile kalkan yapan çocuk misali hatalarını örtmek, kabahatlerini hafifletmek için ali maksat, gayeler ve elbette uhrevi hedefler güden Kuran prensiplerini adi ve süfli politika çatışmalarına alet edilmesi ters tepmiştir. Mübarek Ramazanın eskiden beri hürmet ve kıymeti bu milletce ali seviyelerde yaşanır ve hissedilirken artık metropollerde kitlelerin siyasal islam pişdarlarının beşeri, ferdi ve menfaat zeminli hatalarını yanlış olarak İslam’a ve İslam şeairi olan kıymetli Ramazan’a mesafeli ve hatta intikamvari hürmetine uygunsuz hal ve davranışlardan hissetmek mümkündür. Sosyolojik zemin ve ekonomik haller ne der bilmiyorum fakat bu aciz kafam evrensel hukuk, insan onuruna uygun eşit yaşam şartları, fikri ve mülki hürriyet, eşit benzemezlerin bir arada yaşaması ve kültür, değer, kutsallarını en azami derecede ön yargısız olarak birbirlerine müşteri olacak şekilde serbest fikri vasatta empati ve empati ile mütalaası için şarttır. İslam hakikati güneştir ve pes ahlaklı bizler bu güneşe perde olmaktan dolayı sorumluyuz. Hakikati Şeriatı Ahmediyye (ASM) Mekke’de yaşadığı sıkışmışlıktan, iklimi ılıman ve fikri ortamı serbest Medine bahçelerinde neşv-ü nema bulmuştur. Ve o nesim-i hakikat bu asırda da kulağımıza şu sözleri fısıldamaktadır. Adalet, Musavat, Hürriyet ve Uhuvvet bu 4 hakikate bina edemediğimiz her ortamda ziyana uğrayacak ve uğratacağız.

    • Sevgili Sebilürreşad. . . Elli üç yaşında bir kardeşiniz, arkadaşınız olarak yazıyorum size.

      Hayli zaman önce, çocuksu bir heyecan içinde aklını “Ezilenlerin sosyalist devrimi!” şiarının cezbedici büyüsüne kaptırmış bir gençtim. Stalinizm, Maoculuk, Kemalizm gibi garabetleri kendisine rehber edinmiş onbinlerce diğer sosyalist gibi, dine ve dindara yönelik çok derin bir aşağılama ve öfke içinde geçti sonraki onyıllarım. Cezaevlerini de gördüm, yurt dışında 19 yıl süren siyasi mülteci hayatını da. Sonra, 30’lu yaşlarımı geride bırakıp 40’lı yaşlara doğru yol alırken, uzaklardan, öğretim görevlisi olarak yaşadığım Meksika’da internet üzerinden gazeteler okuyarak takip ettiğim ülkemde, şimdi 28 Şubat diye anılan bir dönem başladı. Ve başörtüsüne özgürlük mücadelesi. . . Mezun olduğum İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt Meydanı’ndaki kampüsü önünde birikmiş binlerce genç kızın protestolarının videolarıyla karşılaştım. Kimi yarı-baygın, kimi gözyaşları, kimi vakur bir direniş duygusu içinde, karga-tulumba, yaka paça polis araçlarına doğru sürüklenen genç kadınlar gördüm. Ait olduğum seküler dünyanın değer verdiğim profesörlerinin, bu genç insanları “başörtüsünden kurtarmak” (!) için kampüs girişlerinde ikna odaları kurduklarını okudum orada burada. O genç kızları dersliklerden kovan ve bununla da övünen solcu öğretim görevlilerine tanık oldum, ve bunların solda olduğu halde o genç kızların haklarına sahip çıkan birkaç akademisyene nasıl saldırdıklarını gördüm. İzlediğim bir videoda, İstanbul Üniversitesi’nde, benim de genç bir iktisat öğrencisi olarak dört yıl boyunca gündelik olarak koridorlarında gidip geldiğim Merkez Bina’da, kendilerine Kemalist Öğrenciler Birliği üyesi adını veren bir gurup saldırgan gencin, Ahmet Altan adlı bir yazarın peşinden koşturduklarını gördüm. Zihnim karıştı, bir miktar da vicdanım rahatsız oldu. Gerçekten de, biz solcular sosyalistler kimdik? Sonraları, o videoda gördüğüm Ahmet Altan adlı adamın bir romanını okudum. . . Sonra, Ahmet Altan adlı bu adamla, adı TARAF olan bir gazetede yeniden karşılaştım. Zihnim daha da karıştı: Bu adam da solcuydu, ama, iktidara henüz gelmiş “dinci” (!) bir partiyi ordunun genel kurmay başkanına karşı savunuyor, beni şaşırtan bir korkusuzluk içinde, gazetesinin baş safasında, koskoca genel kurmay başkanına, kocaman kocaman puntolarla girdiği başlıkta, Önce indir o parmağını!” diyerek meydan okuyordu. Ve ZAMAN gazetesi yazarlarıyla, YENİ ŞAFAK gazetesi yazarlarıyla onların köşe yazıları üzerinden kurduğum o ilk tanışıklığım. . . Ve gün geldi, o “dinci”(!), o “özgürlük düşmanı” parti, düşünce suçlarını Terörle Mücadele Yasası’ndan çıkararak benim 19 yıl sonra ülkeye özgür bir insan olarak dönmemin yolunu açtı.

      Varlığından gazetelerden haberdar olduğum dindarların insan hakları örgütü MAZLUM-DER’e gittim kim bu insanlar diyerek. . . İzmir’den İstanbul’a yaptığım bir gece yolculuğu sırasında yan koltuğa düşen genç adamla söyleşirken, bu akıllı adamın bana benim gençliğimi hatırlatan bir heyecanla İslami hareketi anlatırken, bana hiç de yapmacık olmayan bir saygı ve hatta sevecenlikle yaklaştığını gözledim. Tanıdıkça, söyleştikçe, bildikçe utandım, dindar düşmanlığıyla geçirdiğim onyıllara yazıklandım.

      Birbirini takip eden, bende çok derin bir zihinsel dönüşüme kapı aralayan bütün bu yeni ve şaşırtıcı deneyimler sırasında, yaşadığım ve pek çoklarına sıradan bir ayrıntı gibi görünebilecek hoş bir olay oldu. Yağmurlu bir İstanbul sabahı, Fatih Kıztaşı’nda, Fatih Taksi’nin küçük yazıhanesinin kiralayıp kendime tek göz ev haline getirdiğim rutubetli bodrum katından çıkmış, her gün olduğu gibi tuvalet ihtiyacımı gidermek için yolun öte tarafındaki sokağa girmiş, o sokak sonundaki camiye doğru yürüyordum. Kaldırım üzerindeki koca ağaçlardan birinin altında, ne olduğunu ilk bakışta anlayamadığım, yarı-karton, yarı-tahta bir kutu üzerinde bir şeyler yazıyordu. Eğildim yazıyı okumak için. Yazının üzeri (herhalde yağmur yağdığında bozulup okunmaz hale gelmesin diye) şeffaf, geniş seloband ile kaplanmıştı: “Ey müminler, hayvanları sevip kollamak dinimizdendir. Bu kedi kutusunu ağacın altından sürükleyip yağmura tutmayın. . .” Kimdi kendi elleriyle o kedi barınağını yapan, müminleri kedileri kollamaya çağıran güzel insan? Hani bilsem görsem, kocaman sarılır, “Beni sana ve sizlere karşı onyıllarca düşman kılan cehaletimi bağışla. . ” diye fısıldar af dilerdim.

      İnsanları fikri ve mülki hürriyete saygıya çağıran, onlara eşit benzemezlerin bir arada ve birbirlerine hürmet göstererek yaşayacakları bir toplumsal yaşamı öneren satırlarınızı okurken, Fatih’teki o yağmurlu İstanbul sabahını hatırladım. Yine içim ısındı, yine umutvar kalmak için bir nedenim oldu. Ama, eskiden olanın aksine, bu kez şaşırmadım. Çünkü, dindarlarımız arasında onbinlerce adaletli, vicdanlı güzel insan olduğunu çok çok iyi biliyorum artık.

      Solcu kardeşinizden selamlar ve hayırlı Ramazanlar, Sebilürreşad Bey. . .

      • Bahsettiginiz Ahmet Altan, anayasal duzeni yikma suclamasi ile agirlastirilmis muebbet hapis cezasi verilmis sekilde hapistedir bugun.
        Yine Mazlumder’in meshur insan hakki savunucusu baskani Gergerlioglu ‘ da Khk ile meslekten atilmis ve hakkinda davalar acilmistir bugun.Dunun ozgurluk savunuculari teror orgutu uyeligi ya da darbecilik suclamasi ile perisan edilmis, onlari perisan edenler ise bu ozgurluk savunucularinin mucadelesi ile haklarini savunduklari kisiler.Ne kadar ironik degil mi?
        İddianamesi bile duzenlenmedigi halde 1,5 yildan fazladir tutuklu olarak hapislerde olan ve darbeden bu yana 2 yila yakin bir zaman gecmis olmasina ragmen, her bir gun onlara katilmakta olan 100 lerce ogretmen,polis,esnaf,10 binlerce genc erkek ve kadinlar da isin bir baska aci yonu.
        Butun bunlar da,bir zamanlarin ozgurlukcu islamci partisinin eseri.
        Butun bu can yakici celiskilerin sebebi nedir?İslamcilik denen sahtekar ideoloji mi,tek bir kisinin butun bu degerleri kendi menfaati ugruna kendine basamak yapmasi ve halki da aldatmasi mi ya da baska birsey mi?Nedir gercekten bunlarin sebebi?

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here