Gerçekler örtülmek istenirse spekülasyonlar değer görmeye başlar… Uyarırım…

64
Arap gazeteleri, bini bir yerde

Ne zaman yabancı bir medya grubundan gazetecilerle bir araya gelsem, ilk soruları şu oluyor: “Söylediklerinizi adınızı vererek yazabilecek miyiz?”

“Bu konuştuklarımız ‘off-the-record’ mu olacak, yoksa ‘on-the-record’ mu?”

Onlara “Ağzımdan çıkan her şeyi adımı da vererek kullanabilirsiniz” dediğimde hep aynı cümleyi işitiyorum: “Şimdiye kadar konuştuğumuz herkes ‘Söylediklerimi yazarken aman adımı vermeyin’ ricasında bulundu da…”

Yüzümün kızardığını hissettiğim anlar oluyor bu mükâlemenin geçtiği birkaç dakikalık süre.

Fazlaca itiraz ettiğimde, “Ama işte size de yazdırmıyorlar” diyen bile çıktı.

Ona da, “Kendi sitem var, orada görüşlerimi ve deneyimlerimi sırf beni okumak için bayağı bir zahmete katlanan kendime özel bir okur kitlesiyle paylaşabiliyorum” mukabelesinde bulununca, karşımdakinin gülme raddelerine geldiğini fark ettiğim oldu.

Genellikle “Meydanı genç arkadaşlara bıraktım” diyorum böyle durumlarda.

Diyorum da, Türkiye dışarıya böyle yansımamalı.

“Yok artık” dedirten iddia

Ülke adına daha beter bir iddiayla önceki gün karşılaştım.

Ekonomideki rahatsızlıkları konuşurken, birinin ağzından “Artık bankaların ve değişik kurumların, görevi ülke ekonomisini yakından izleyip müşterilerine güvenilir tespitlerde bulunan raporlar kaleme almak olan uzmanlarının yazdıklarına da güvenilmiyor” cümlesinin çıktığını işitince, yakışık almayabilecek daha kestirme bir itiraz nidasını içime gömüp “Yok artık, o kadar da değil” deyiverdim.

Cebinden çıkardığı akıllı telefona bir-iki talimatı sonrasında bir yabancı ajansın o gün geçtiği “Türkiye analistlerini susturan soğuk duş” haberi onun telefonundan bana da ulaşmış oldu. İçinde şöyle bir paragraf yer alıyor o haberin:

“İstanbul’daki kamu kuruluşlarından birinde çalışan bir analist, ‘Ne zaman biraz cesurca bir yorum yazacak olsam, amirlerim ve çalışma arkadaşlarım Mert Ülker’in başına geleni hatırlatıyorlar’ dedi ve adının kullanılmasını da istemedi.”

Mert Ülker bir yatırım kurumunda araştırma grubu şefiymiş ve bir spekülasyonu raporuna taşıdığı için yıllarca çalıştığı kurumdan kovulmuş…

Dikkat ettiyseniz bu konuyla ilgili haberde bile ‘adını vermek istemeyen biri’ ile karşılaşılıyor.

Amerikan medyası aslında son zamanlarda ad verilmeyen atıflar konusunda olağanüstü hassaslaştı; haberci ve yorumcularına kritik konularda kaynak saklamayı neredeyse yasaklamış bulunuyor pek çok gazete. “Kaynağınızın adını açık açık yazamıyorsanız, söylediklerini de haberinize taşımayın” uyarısında bulunuyor medya yöneticileri…

Galiba bu uyarı Türkiye için kaldırılmış durumda; çünkü Batı basınında çıkan Türkiye ile ilgili  haberlerin hemen hepsinde en kritik cümleler o sözleri söyleyenin adı verilmeden, kimliği de açık edilmeden yer alıyor.

Hani ben burada ısrarla “OHAL kalkmalı, hak ve özgürlükler alanı genişletilmeli, demokrasi konusundaki ayıplar ortadan kaldırılmalı” türü akıllar veriyorum ve öyle yapılırsa ekonomik olanlar da dahil ciddi sıkıntıların çoğunun kendiliğinden ortadan kalkacağını da söylüyorum ya, onun bir sebebi de dışarıda beliren imaj bozulmasıdır.

İmaj bozulunca burada ne söylense, ne yapılsa vaktiyle ülkemize ilgi duymuş ve ilgisini Türkiye reklamı yaparak veya parasını ekonomimizde değerlendirerek göstermiş yabancıları ikna edemez oluyorsunuz.

İktidarın itibar ettiği yazarlar kaynak yerine geçiyor

Biri, geçen gün bana, “Gerçekleri muhalif bilinen yazarlardan çok, hükümet yanlısı olanların yazılarından öğreniyoruz” dedi.

Nihayet olumlu bir şey duymanın heyecanı yüzüme vurunca da derhal cümlesinin arkasını getirdi. Dediğine göre, hükümet yanlısı diye andığı yazarlar, hiç değilse bazısı, övgülerle dolu yazılarına son zamanlarda başkalarına atfederek eleştirileri de katmaya başlamışlar. Güya cevap veriyor gibi yaparak resmen eleştirileri sütunlarına taşıyorlarmış…

“Yazılarınızda ‘iktidarın itibar ettiği yazarlar’ diye andıklarınız” dedi muhatabım…

Allah Allah nasıl oldu da ben bu durumu kaçırmışım… Bundan sonra onları daha dikkatli okuyacağım kesin.

Yerlisi yabancısı bazı şeyleri benden, bizlerden daha iyi biliyor. Bazı konular yazılmıyor, konuşulmuyorsa, yalan-yanlış şeyler sirkülasyona sokuluyor, bu defa normal durumlarda inanılmayacak iddia ve ithamlar etrafta gerçek muamelesi görüyor.

Eskiden “Tirajı en yüksek gazete fısıltı gazetesidir” denirdi, şimdi sosyal medya devrede ve galiba tirajı ve reytingi en yüksek olan da o: Sosyal medya.

Kendine gazetelerde yer bulamayanlar için görüşlerini yaymaya yarayan az masraflı pek çok araç var.

Benim gibi kendi adıyla site kurma zahmetine katlanmak istemeyen var, onlar da olan sitelerde yazılarını yayınlatıyor, bunu kendine yakıştıramayanlar için ise Facebook ve Twitter bir tür gazete köşesi işlevi görüyor.

Geçen gün, bir dostum, “Senin sitene günde birkaç kez giriyorum” deyince şaşırdım. Derdimi iyi anlatamadığımı, yazımın birkaç defa okunmadan anlaşılmadığını düşündüğümü fark edince, dostum, sözünü açıklama ihtiyacı hissetti; “Yazına gelen yorumları da okumak için” diyerek…

Evet, işin en güzel tarafı da bu: Yalnız ben yazmış olmuyorum, yazımı okuyan da ânında olumlu-olumsuz görüşleriyle tartışma platformuna katılıyor; daha ne ister bir yazar?

Yabancı meslektaşlara bunları da aktarınca aralarından yüzüme tuhaf tuhaf bakanlar çıkıyor.

Anlamıyorum, neden acaba?

ΩΩΩΩ

64 YORUMLAR

  1. Ayrıca Alper beye yazdığım cevabi yoruma bunuda eklemeliyim. 29 ekim günü bugün savaştığı PYD ye yardım etmesi için tüm masraflarını karsilayarak abd nin isteği üzerine peşmerge yi topraklarımız dan gecirmediler mi? Bu terör örgütüne yardım olarak kabul edilebilir mi? Yoksa stratejik ortağımız ın isteği olduğu için yok diyemedik.

  2. Alper bey HDP nin neden Türkiye nin legal partisi olduğunu yazımın devamında yazmıştım, okumadınız galiba. Eğer genel başkanı ve 13 milletvekili terör ile iltisakli ise onlarla masaya oturup bazı konularda işbirliği yapanlar suç işlemiş olmazlar mı? Yoksa suçun vasfı kişiye göre değişir mi? Veya önce terörist değillerdi de sonra mı terörist oldular? Kafamda bunun gibi birçok soru var.

  3. Buralar yine Ramazan Şenlik alanına dönmüş maşallah. Yorumlarda her geçen gün kalite artıyor. Fehmi Beyin amacı tüm günümüzü sitede geçirtmeyi sağlamak sanırım. Bunlar umut verici şeyler vallahi. Bir Ruşen Çakır’lı medyascope, bir ünsal ünlü’nün sabah programları, şükrü küçükşahin’in 4×4 programları gibi gitgide geleneksel medyadan internet medyasına alan açılmakta. Ama talep ettiğim bir konuda şu, yabancı basının sitedeki yorumları anlamasına olanak sağlayacak çeviri faaliyetlerinin olmasıdır. Çok şey istediğimin farkındayım ama olsun.

  4. sayın fehmi koru abime, cok teşekkür ediyorum.en azından şu yaşadıgımız kaos ortamında bir nebze olsun gercekleri ögreniyoruz.
    burada yorum yapan tüm degerli kardeşlerimden,bir ricam olacak.
    eger müslüman isek,yüce dinimizin bize ögreticisi olan,sevgili peygamberimizin adını yazarken daha dikkatli ve
    duyarlı olmak gerekir.ondan bir hadis yazacak isek( hz muhammed s.a.v) diye hitap etmeliyiz.onun adının gectigi zaman salavat getirmeliyiz.bunları hepinizin bildigini zannediyorum.yinede hatırlatayım istedim.
    tv lerde ilahiyatci proflar bile buna dikkat etmiyorlar.
    abdullah oglu muhammed yada muhammed diye beyanat veriyorlar.bunlar yanlıştır.
    böyle ilahiyatcılara islamın ihtiyacıda yoktur.
    lütfen biraz daha duyarlı olalım.saygılar.

    • Hacı Bekir Bey,
      İzin verin de peygamberimize saygının nasıl gösterilebileceğine ilişkin bizim de bir özgürlük alanımız olsun. İslamın ihtiyacı olan şeyin ne olup ne olmadığı da sizin tekelinizde değil. Ben bu ihtiyacı, “Muhammed ve Kuran yeter bize” olarak dile getiririm, siz hadislerden, peygamberin adının nasıl yazılması gerektiğinden dem vurursunuz. Benim naçizane kanaatim odur ki, İslama sahip çıkmak bu tür şekli meseleleri sorun edip diğer insanlara ayar vermeye kalkışmak değil, Muhammed gibi yaşamak ve Kuran’ın öğütlediği gibi YAPMAK’tır. Siz bu kısa mesajda geçen peygamber adını üç kez küçük harflerle yazarsınız. Ben olması gerektiği gibi ilk harfi büyük yazar, önüne arkasına bir şey koymam. Ne sizinki ne de benimki bir saygısızlık imasıdır. Size de saygılar.

      • Avf bin Malik (ra) rivayet ediyor: 
        “İnsanların en cimrisi, yanında benim adım anılıp da bana salâvat getirmeyendir.” (Deylemî) 
        “Asıl cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salâvat getirmeyendir.” (Tirmizî) 

        • Özer bey, bu yazdıkların hadisten çok hadise gibi geliyor bana. Peygamberimizin (s.a.v.) insanları DiNe davetinde bugünkü tanınmış hoca-hatiplerin aksine, kendine hiçbir para-pul talebi olmadığı Kuran’da geçen bir konudur (yanlışsam öyle değil deyin, ama ben öyle hatırlıyorum). Bu açıdan, onun kendisinden salavatı esirgeyenleri cimrilikle mahçup etmesi buna benzer şekilciliğe kaçan (esastan uzak) başka birçok hadis gibi şüpheli bir durumdur. Kuran’da toplum sağlığı ile ilgili şüphe götürmeyen birçok konuda (misal; yalan söylemek, haksızlık-adaletsizlik, rüşvet-zina gibi gayri-meşru işler) insanları doğruluğa davet eden ayetler varken şüpheli-hadis kategorisinde kalmış bu tür hadiselerle insanları hizaya sokma teşebbüsü bu devirde itici-ve hatta dinden soğutmaya sebep olur. Bunun da bir vebali vardır. Hani zorlaştırma yoktu? Peygamberimize mal edilen şüpheli birçok hadis (birkaç yüzyıl sonra kitaplaştırılmış), Allah kelamı olan İncilin sonradan içine düştüğü durum gibidir. O da sonradan toparlanmış ancak bu arada içine şirk tohumları katılmış haliyle insanlığa hitap etmektedir.

    • Sn. Hacı Bekir Hz. Muhammed den sonra s.a.v. yazılır da yazılmaz da. Unutulmayıp yazılması iyidir. Ancak, yazılmaması saygısızlık olarak ele alınmamalıdır. Onun adını anan kişi yazısında saygılı mı saygısız mı kendini belli eder. Abdullah oğlu Muhammed demek bence de o’nun peygamberliğini görmek istemeyenlerin maskaralığıdır. Saygısızlık yapan cevabını alır, hiç merak etmeyin.

      Sonuç olarak s.a.v. işini bence kafaya takmayın, burada bekçilik yapmayın. O kadar hassasiyete, kesin bir kural haline getirmeye pek luzum yok, bence. Ona s.a.v. ile dua ve selam yollamak iyi de Allah yazdıktan c.c. ilavesi bence daha da önemli bir konu. Bu ilaveyi yapmayanı ikaz etmem, yazanda yazmayanda niyet belli olur. O konu dikkatinizi çekmemiş. Ben de bunu ilginç buldum!

  5. Bugün köşe yazarlarına şöyle bir göz attım yine, yahu neler yazıyorlar öyle, 80-90 ların müziklerini dinlediğimizde hani diyoruz ya şimdikiler gürültü, eskiden kalite vardı. Hah yazarlar bundan daha beter, şu yorum sayfasındaki arkadaşlar emin olun % 80 inden daha derinlikli düşünür ve daha edebi yönü yüksek yazılar yazar. Hatta biri diyor ki bugün İnceye cumhurbaşkanını yargılayacakmısın diye sormuşlar ya büyükelçiler, diyorki; o büyükelçiler belli, burası da bağımsız Türkiye o büyükelçileri tutmaya devam edicekmi?!! Nedir bu yahu, bu bir köşe yazarı, yalakalıkmı dersiniz, yalaklık üssü ihanet mi dersiniz. Nedir bu?!

  6. Bernar (28 Mayıs 2018 at 12:11) bey, madalyonun değişik yüzlerini görmemek başlı başına bir önyargı oluşturur ve objektifliğe, hak ve adalete sığmaz. Benim gibi siz de bunun değişik örneklerini dile getirerek zaman zaman eleştiriyorsunuz. Çamur atan atsın bana da yapışmaz, ancak atanla da uğraşırım taa ki yaptığı işin pek isabetli olmadığnı anlayasaya kadar. Bahsettiğiniz insanın eğitim düzeysizliği ve bir şeyh bağımlısı olabileceğinin benimle alakası yok. Böyle bir algı sinyali vermis olmanızı baltaya taşa vurmak olarak tanımlamakta haksız mıyım? Her sakallıya dedem diyen çok, ancak benim hiçbir cemaat ve şeyhle alakam yok. Birkaç yerden tanıştıralım diyenler olmadı degil. Luzumu yok, selam söyleyin dedim ve şu mesajı yolladım; Dünyaya-insanlığa İman-Akıl Senteziyle baksınlar, bilim-tekniği Allah’ın insanlardan bir beklentisi dahilinde görsünler, son Peygamberin niye 1400 küsur sene önce gönderilmiş olduguna kafa yorsunlar dedim. Ve bu soru bana bir çok sefer yöneltilen önemli bir sorudur. Aynı sentez, yaklaşımıyla cevaplarını alırlar ve sesleri kesilir.

    şeytanı sormuşsunuz anlattım. Alıntınızda yazdıklarımın öncesi tekrardan okunursa “şeytan kadar akıllı olsaydınız ve insanları yoldan çıkarmak, Allah’ı tanıyamaz hale getirmek gibi bir misyonunuz olmuş olsaydı” dedim. Sizin Bernard olarak, şahsen böylesine kötü bi misyonunuz olmadığından eminim. Siz şüpheye mi düştünüz de bunu çamur atmak-baltayı taşa vurmak şeklinde aldınız?

  7. Bugün, Ekonomi Bakan Nihat Zeybekçi, aklımızla dalga geçti. Sözcüğü sözcüğüne şunu söyledi:

    “Göreceksiniz, 24 Haziran’dan sonra şahlanan bir Türkiye olacak. (. . .) Biz güçlü olacağız, biz dünyada ilk 10’da, Avrupa’da ilk 3 içinde olacağız”.

    Bunun ahlaki açıdan çok çok sorunlu olduğunu düşünüyorum. Çünkü:

    Birleşmiş Milletler’in periyodik olarak yayımladığı Kalkınma Raporu’nun içerdiği İnsani Gelişmişlik Endeksi’ne göre, ülkemiz 71. sırada yer alıyor. En gelişmiş ülkeler, sıralamada ilk 50’ye giren ülkeler. Henüz yeni devlet olmuş Karabağ 48. sırada, Romanya 50. sırada. Yunanistan 29., Kıbrıs Rum Kesimi ise 33. sırada yer alıyor.
    Türkiye, ikinci kategoride yer alıyor, belirttiğim gibi, 71 sıradayız. Beyaz Rusya (52), Kazakistan (56) açık ara üzerimizde yer alıyor. Sırbistan 66. sıra ile bize en yakın ülke. Yine aynı rapora göre, Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi’nde sıralamadaki yerimiz 69.

    AK Partili arkadaşlar, sizlere sesleniyorum: Bana güçlü kanaatimden kuşkuya düşmemi sağlayacak bir kaç şey söyleyebilir, sayın Ekonomi Bakanı’na haksızlık yaptığımı ileri sürebilir misiniz?

    • 2017 de 16 Nisandan sonrada şahlanacaktı.
      Evet dedikleri aynen gerçekleşti.
      Dolar 2 liradan 5 e çıktı.
      24 Hazirandan sonra da 10 tl ye çıkar.
      İlahi Bernar bey neden onları hep yanlış anliyorsunuz. Onlar dallarında uzman yöneticiler, ve dolardan bahsediyorlar
      Türkiyeden değil.

    • Bernar Bey;

      “İnsani gelişme çok boyutlu bir kavramdır. Birleşmiş Milletler’in İnsani Gelişme Endeksinde kullandığı üç değişken, temel unsurları oluşturmaktadır. Bu üç temel unsur; uzun, sağlıklı ve yaratıcı bir hayat yaşamak; bilgi ve eğitim alabilme imkanına sahip olmak ve insana yaraşır bir hayat için gerekli kaynaklara ulaşabilmektir. İnsani gelişme için öncelikle bu temel unsurlar sağlandığında, hayatın diğer alanlarında ilerleme ve gelişme fırsatları da artacaktır.

      İnsani gelişme esas olarak daha fazla seçme şansı, daha fazla fırsat demektir; insani gelişmede temel referans bu olmalıdır. Hiç kimse insan mutluluğunu garanti edemez ve insanların hayat boyu yapacağı seçimler kendilerini ilgilendirir. Ancak insani gelişme, en azından tüm insanlara bireysel veya kolektif olarak, kendi potansiyellerini geliştirebilmeleri, üretken ve yaratıcı bir hayat geçirebilmeleri için gerekli şartları sağlamayı hedefler.”

      ingev.org sitesinden alıntıladığım iki paragraf, ekonomi bakanının bahsettiği/kastettiği büyümeden farklı bir kriteri öne sürdüğünüzün delili. Aklımızla dalga geçmeyin lütfen!!

  8. Ak Parti taraftarı arkadaşların sorduğum üç basit soruya karşılık verecekleri ümidimi koruyor, şu soruyu da çabucak ekliyorum: Sıkı bir Erdoğan/AK Parti yandaşı olan sayın Cemile Bayraktar, bugün paylaştığı uzun Twitter mesajında, Ankara’da MHP militanlarının Saadet Partisi taraftarı gençlere saldırısıyla ilgili olarak, “Saadet’e oy vermeyebilirsiniz ama MHP ile ittifak var diye bu saldırıları sümenaltı edemezsiniz” ifadesiyle başlayan uyarısını, “”Böyle devam edecekseniz ‘Cumhur İttifakı’na benden oy yok” cümlesiyle tamamladı. Yine sıkı bir iktidar yandaşı olan Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, 24 Mayıs tarihli köşe yazısında, dindar çevrelerde yaşanan ahlaki çürümeden, birbirlerini FETÖcü olarak itham eden partililerden yakındı.

    İttifak ortağınız D. Bahçeli’den ilham alarak sormak isterim: Bu iki yazarın geçmişinin, kurdukları ilişkilerin olası bir FETÖ yandaşlığı dolayısıyla araştırılması gerektiğini düşünüyor musunuz? Bu yazarlar kripto FETÖcü olabilirler mi?

  9. AK Parti seçmenlerine ve taraftarlarına 3 basit, kolay anlaşılır soru sormak istiyor, yanıtlamaya değer görürseniz bundan sevinç duyacağımı belirtmek istiyorum:

    (1) Mimar Doğan Hasol’un bugün yeniden hatırlattığı üzere, 16 yıllık (187 aylık) Kamu İhale Yasası’nı tam 186 kere değiştirdiniz. Neredeyse her ay değiştirdiniz bu yasayı. Bir yasayı eli ayağı düzgün bir şekilde düzenleme becerisinden yoksun olduğunuz için mi bu böyle? Yoksa, başka bir nedeni var mı? Varsa, bu gerekçe nedir?

    (2) Bir bakanlığın sorumluluğunun, işinin ehli, becerikli ve deneyimli kişilere verilmesi umulur. Herhalde AK Parti açısından da bu yaklaşım doğru ve aklı selim olandır. 2015 yılındaki bakanlarınızdan Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar bugün nerededir? Hem AK Parti yönetiminde, hem devlet yönetiminde bu değerli şahsiyetlerin deneyim ve birikimlerinden ne şekilde yararlanıyorsunuz?

    (3) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçeden aldığı payı artırma şeklindeki geleneksel politikanız, 2017 yılı bütçesinde de değişmedi ve daha önceki yıllardaki artışın da üzerinde bir artışla, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesini 6,8 milyar lira olarak belirlediniz. Bu miktar, aralarında Sağlık Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı da olmak üzere, 11 bakanlığın her birine ayrılan bütçeden daha fazla idi. Gençlik ve Spor Bakanlığı’na 2016 yılında ayırdığınız ödeneği 2017 yılı bütçesinde yüzde 68 oranında azalttınız ve bu bakanlığa sadece 182 milyon lira ayırdınız. Kaynakların akılcı dağıtımı bu mudur? Bu politikayı sürdürmeyi düşünüyor musunuz? Sağlık Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, neden Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan daha az bir bütçeye sahiptir?

  10. didem hanıma cevaben
    arkadaşlar merhaba hayırlı ramazanlar
    akp evet toplumun çoğunluğunun teveccühüne düçar olmuş bir parti ben de sizin gibi 17 25 ten sonra akp ye oy verdim fakat yanıldığınız bir konu ise toplumun yanılmadığı dır..konu akp dışında örnek vermek gerekirse mesela atatürk ü millet mi seçti hayır ama bu gün onun yaptıklarının nimetini yaşıyoruz değilmi toplum yönlendirmelere ve yanıltılmaya müsait bundan dolayı çoğunluk neredeyse ben e oradayım fikriniz bana babalarımızı üzerinde bulduğumuz dinden bizi vaz ımı geçirmek istiyorsun sorusunu soranları hatırlattı…biz gelişmekte olan bir ülkeyiz bu iyimser tabirin diğer adı yani gelişmemiş bir milletiz gelişmemiş toplumlarda insanlar bir paket makarnaya bile tav olabilirler bunu akp için söylemiyorum dünya genelinde böyledir bu…dolayısıyla ben çoğunluk tan değilim bununla gurur duyuyorum ben bir kişi bile olsam doğrudan yanayım ve öyle kalacağım toplum ve çoğunluk nereye giderse gitsin..slogan vari olacak ama kargalar sürüyle kartallar yalnız uçar
    akp üç dönem kuralı getirdi ve şimdi kendi getirdiği kuralı çiğniyor
    akp ohal i kaldır dı alkışladık getirdi alkışladılar
    akp parti kapatmayı kaldırdı alkışladık seçim öncesi demirtaş hapiste alkışladılar
    avrupa birliği ile yolumuza devam dedi alkışladık avrupa bizi istemiyor dış güçler bunlar dedi alkışladılar
    şiir okudum diye beni hapise attılar dedi alkışladık ergenekon balyoz da generaller intihar etti alkışladılar
    daha pek çok yani ben üç dönem kuralına uydum ha tayyip erdoğan gider akp nin başına başka biri gelirse ona da oy verebilirim ama ben 15 yılın bir ülke yönetimi için çok fazla olduğunu ve yaniliğe ihtiyaç olduğuna inanan azınlıktanım İYİ günler

  11. Erdoğan pragmatıs bir lider olup özeleştri yapabiliyor.Türk halkı onun yaptıkları ve yapamadıklarıyla değerlendirerek 24 Hazıranda DEVAM DİYECEKTİR.
    Muhalefet cephesinin kendine hayrı yok. Yapılanları yıkmayı vaadediyor.
    TÜRKİYE son 16 yıl da içten ve dıştan gelen terör ,darbe ve ekonomik saldırılar altında olmasına rağmen
    Tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Orta yaşta olan vatandaşlar bu bilinçle oy verecek fakat genç nesil
    (haz ve hız nesli) herşeyi sosyal medya çöplüğünden öğreniyor.Maalesef yakın tarihi bilmiyor.
    Fehmı bey eski Türkiyeyi herkesten iyi biliyor fakat aldığı misyon kötümserliği pompalıyor.
    Sözcü-çumhuriyet-oda tv gibi medya organlarında terör seviciliği tam gaz devam ediyor
    ADD 27 mayıs darbesini övecek kadar ipin ucunu kaçırmış,AB_ve ABD de siyonit medya Erdo ğanın şahsında Türkıye düşmanlığı yapıyor.

  12. Hergünkü makalelerinizi mutlaka okuyor takip etmeye çalışıyorum. Ancak çokta gündeme getirilmeyen , Ahmet Sever’in “İçimde Kalmasın / Tanıklıklarım” adıyla yayımlanan kitabı Cengiz Çandar ın günümüzdeki süreçlerin değerlendirmeleri ile ilgili sizlerde fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevineceğim sizin değerlendirmeleriniz benim için önemli.
    Özellikle Sayın Çandar ın: Çandar, “Mevcut iktidar mensuplarının, ‘derin devlet’ denilen ve ömrüm boyunca karşısında mücadele etmeye çalıştığım yapıya bu kadar kolay teslim olabileceğini, onun bir parçası haline geleceğini, açıkçası, düşünemedim. Zalim olma kapasitelerini fark etmedim. Müslümanlığın asgari ahlak ölçülerine sahip olmak gerektiğini varsaydığım için akıl almaz derecede yalancı olabileceklerini aklıma getirmedim” ifadesi mevcut iktidarın bu kadar radikal kararlar alırken cesareti bu şüphemi dahada pekiştiren bir değerlendirme oldu. Ve her nedense neredeyse hiç bir medyada bu iddia gündeme bile getirilmedi..

  13. daha önce de fehmi beye burada yorumcuları için açtığı alan nedeniyle teşekkür etmiştim, yine teşekkür ederim. pek çok düzeyli yorumcusu var ve hem konu ile ilgili düşüncelerini dile getirme hem de birbirleriyle tartışma, fikirlerini paylaşma imkanı bulabiliyorlar. bir nevi dostluklar dahi oluyor bence. zıt fikirli çoğu yorumcular arasında bile birbirleriyle aynı görüşte olmasa da bir saygı var. elbette açılan alanı daraltmaya çoğu azaltmaya meyilli, kendi gibi ya da fehmi bey gibi düşünmeyenleri etiketlemeye hatta sitede bunlar yazmasınlar, gidip kendi gibi düşünenlerin olduğu yerlerde yazsınlar şeklinde yazan-düşünenler varsa da sağlık olsun. sığlık ta genişlik gibi hayatın bir parçası.

    gerçeklerin örtülmesinin kimseye faydası olmaz, üstelik bir gün ortaya çıkma gibi bir eğilimleri vardır. neyi savunursak savunalım doğrusu ve yanlışıyla savunmak doğru bir yaklaşım değildir, net bir şekilde durumu ortaya koymak gerekir.

    akp ye 367 den sonra oy vermeye başladım, çünkü çoğunluğun oyunu alan bir partinin bu kadar antidemokratik, bu kadar çağ dışı akıl dışı yollarla kesilmek istenmesi beni rahatsız etmişti, bazı söylemlerine katılmıyordum, the cemaatini desteklemesini doğru bulmuyordum çünkü the cemaatin yaptıklarını ve dini argümanını yanlış buluyordum ama muhalefete bakıp oy vermeye başladım. akp nin pek çok doğrusunun yanında pek çok yanlışı da var, vardı. the cemaat ile ilgili en doğru saptama sayın erdoğana ait, tabani ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet. her bölümü ile de ayrı ayrı ilişkiler kuruldu, olanaklar sağlandı, önü açıldı ama hepsinin önü açıldı. yanlıştan dönülüyor ama bedeli çok yüksek oldu. 17/25 ten sonra oyumu yine akp ye verdim çünkü onların indiği trene bu sefer muhalefetin özellikle ana muhalefetin bindiğini gözledim. hiç kimsenin mağdur edilmesine rızam yoktur ama muhalefetten bunun daha iyisinin yapılacağına dair bir işarette göremiyorum. komşularımızla ilişkiler konusunda daha dikkatli adımların atılması gerektiğine katılıyorum ama onların da yanlış tutumlarının göz ardı edilmeden bu ilişkilerin değişen genel konjonktüre dayalı karşılıklı yanlışlar içerdiğinin altının çizilmesi gerekir. yurt dışında ülkemizin kötülendiği bir muhalefet anlayışını da doğru bulmuyorum. suriye politikasında yapılan yanlışları doğru bulmamakla beraber buna mukabil suriye de ne işimiz var yaklaşımını hepten yanlış bulduğumu da belirteyim. iktidarı eleştirmek doğrudur ama argümanlar da doğru olmalıdır. bir yanlıştan çıkıp diğerini neden tercih edeyim? yanlışların üstünü örtmek kadar doğruların üstünü örtmek de yanlıştır. doğruya doğru diyemeyenin doğrusu ne ola ki???

    eğitim de, adalette, ekonomi de tarım hayvancılık ve tohumculuk ta teknoloji yatırımlarında yapılan büyük hataları ikrar etmek ve telafi etmek yine akp nin elinde diye düşünüyorum, ortak akla ve milli bir seferberliğe ihtiyacımız var. toplumun en geniş kesimini temsil eden, geniş onayını alan akp bunu başarabilir, ortak aklı o devreye sokabilir ama önce hatalarını görmeli, kabul etmeli, düzeltme yoluna gitmeli diye düşünüyorum. gerçekleri örtmek hatalardan dönmekten daha zor bir yol değil mi zaten?

    • Didem Hanım, Sayın F. Koru’nun yazılarını izleyen ve buradaki yorumlarla düşüncelerini dile getiren insanların yazdıklarını az çok istikarlı bir şekilde takip eden bir okurum. Bendeki izlenim o ki, Sn. Erdoğan ve AK Parti muhalifi olan yorumcuların hatırı sayılır bir çoğunluğu, ben de dahil olmak üzere, kategorik olarak AK Parti ve Erdoğan karşıtı olmak şöyle dursun, şu ya da bu dönem boyunca Erdoğan ve AK Parti’yi desteklemiş insanlar, ve ben de bunlar arasındayım. İzleyebildiğim kadarıyla, soldan gelen bir bakış açısına sahip yegane insan benim. Ben kişisel olarak mevcut siyasal partiler arasında umut verici tek bir parti göremiyorum. Diğer bir deyişle, benim AK Parti muhalifliğim, bir siyasal partinin veya bir siyasal parti blokunun çıkarı olsun diye yapılan bir muhalif tutum değil.

      Hem tedirgin edici olan, hem de AK Parti’nin bundan sonra hem kendisi hem de Türkiye yararına olacak biçimde yanlışlarından dönme iradesini gösteremeyeceği kanısını bende daha da güçlendiren, AK Parti’nin yıllardır dile getirilen uyarı ve eleştirilere hem kulak tıkaması, hem de (en vahimi olmak üzere, bu eleştirileri düşmansı bularak zaman zaman gayrı-milli olmakla, şer güçlerin değirmenine su taşımakla, kripto FETÖcü, ya da PKK destekçisi olmakla suçlaması ve bu ısrarcılığını sürdürmesi.

      Gazete yazarından sıradan insanına varıncaya kadar, gelen her uyarı ve eleştiri “beka sorunu”, “Siyonist-Haçlı güruhun çevremizde oluşturduğu ateş çemberi”, FETÖ tehlikesinin ciddiyetine varamama gibi ithmalarla ve hamasetle karşılanırsa, ne hataların ortaya çıkması mümkün olabilir, ne de AK Parti ve Erdoğan’ın hem inandırıcılık ve seçmen kaybetmesinin önüne geçilebilir. Size hatırlatmak isterim ki, AK Parti, tek başına iktidar olma şansını yitirdiği seçim ve önümüzdeki seçim dışında, hiçbir seçimde bir muhalefet baskısı yaşamadı. Eski Türkiye’nin temsilcisi olan o muhalefet, olduğu yerde saydı, herkes seçimlerden yine AK Parti’nin açık ara birinci parti olarak çıkacağını biliyordu. Bu tablo nasıl zaman içinde değişti, Didem Hanım?

      Görünen o ki, kısa bir süre sonra yaşayacağımız seçimlerde Sn. Erdoğan ya kılpayı yeniden cumhurbaşkanı seçilcek, ya da, muhalif liderlerden biri seçilecek. HDP’nin barajı geçmesi halinde Meclis seçimlerinde açık bir erezyona uğrayacağı kuvvetle muhtemel (yalaka araştırma şirketlerini, muhalefete gaz vermek ve umut yaratmak için muhalefet oylarını şişiren şirketleri yok sayarak, gerçek birer araştırma şirketi olan İbrahim Uslu başkanlığındaki ANAR ile Bekir Ağardır yönetimindeki KONDA verilerine dayanıyor benim öngörüm. Her iki şirket de bize kimin kazanacağını değil, sosyolojik analizler temelinde seçmenin genel eğilimlerini bildiriyorlar). Bu niye böyle oldu? Neden toplum artık yönetemez hale gelmiş görünen, insanlarda tatmin duygusunu aşındırıp yakınma ve kuşku güdüsünü artıran bir AK Parti ile güven duyulması çok güç geleneksel muhalefet partileri arasına sıkıştırıldı?

      Bu ve benzeri sorulara, “Ülkemiz beka sorunu ile karşı karşıya”, “Henüz FETÖ ile mücadelede sona ulaşılmadı”, “Yedi düvel birleşmiş bize saldırıyor”, “Liderimize güvenelim. . ” türü gerekçeler dışında karşılıklar verilmesi umulur.

      Bu ülkenin ulusal çıkarlarını gözeten, karanlık Cemaat örgütüne karşı çıkan yalnızca AK Parti ve Erdoğan varmış gibi davradığınız sürece, toplumun en az diğer yarısını vatanseverlikten uzak ya da şer güçlerin bilinçli bilinçsiz maşası ilan etmeye bu kadar heyecanlı olduğunuz sürece, biz istesek de istemesek de, iktidarı alır kendi ellerinizle mulafete teslim edersiniz.

      AK Parti’nin Eski Türkiye partilerinden biri haline geldiğini, çözüm üretemediğini, hamaseti siyasetin yerine geçirdiğini, kutuplaşmadan medet umduğunu düşünüyorum. Bu halkın bunca deneyimden sonra ne bu AK Parti’yi, ne bu muhalefet partilerini sırtında taşımayacağına, hepsini birden sandığa gömeceğine inanıyor, bunu istiyor ve özlüyorum.

      Hamset ve akla ziyan, temcit pilavı gibi tekrarlanıp duran akla ziyan bahaneleri bir kenara bırakarak, önümüze yanlışlarını dile getiren, bu yanlışlardan çıkılmak üzere neler yapılacağını anlatan, bizlere Erdoğan’ın yanılmazlığından başka bir şeyler söyleyen AK Parti, her şeye rağmen benim oyumu alır. Değilse, yakın geleceğe yatırım düşüncesiyle, yığınların AK Parti’nin arkasında durmanın yararsızlığını görüp desteğini bu kez Saaadet Partisi’ne kaydırarak bu partiyi dönüştürebileceği olasılığına şans tanıyarak, ben oyumu SP’ye vermeyi düşünyorum. Ortada tereddüt içinde, kararsız hayli seçmen var görünüyor. Benim içtenlikten uzak, ne olursa olsun AK Parti karşıtlığında ısrarcı ve inatçı bir insan olduğum izlenimine sahipseniz dahi, en azından kararsız seçmenleri yanınıza çekmek üzere artık yeni ve ikna edici şeyler söyleyin derim. Değilse, işler AK Parti açısından bir hayli vahim görünüyor inanın. . .

      • yorumlarımda genellikle hamasetten uzak durmaya, doğruya doğru yanlışa yanlış demeye dikkat ediyorum ama olmadığı noktalarda kusuruma bakmayın.

        şimdiye kadar hiçbir akp binasından içeri girmediğim gibi akp li bir tanıdığım bile olmadığını söyleyebilirim, belki oy vermiş bir kaç seçmen arkadaşım dışında. hiç sol görüşe sahip olmadım, milliyetçi-muhafazakar bir siyasi görüşe sahibim.
        “beka sorunu”, “Siyonist-Haçlı güruhun çevremizde oluşturduğu ateş çemberi”, FETÖ tehlikesinin ciddiyetine varamama gibi argümanlar doğrusunu isterseniz benim için gerçeklik payı olan argümanlar, bunların hiçbirini yadsımıyorum ve hafife almayı da doğru bulmuyorum. nato nun bir gladio yapılanması olduğunu, the cemaatin de keza batılı bir istihbarat yapılanması olduğunu içerde ve dışarda bunlara hizmet edenlerin de akp yi legal-illegal şekilde kontrol altına almaya olmadı satmaya çalıştığına da yine hamasete kaçma tehlikesini de göze alarak inandığımı söylemem gerekir, yani akp pek çok sorunla uğraşmak zorunda kaldı bunların bir sürtünme mekanizması oluşturduğunu toplamda bazı zafiyetlere neden olduğunu bi kere kabul edenlerdenim.
        ancak bunlar kendi mecralarında akmaya devam ederken ve evet bize ciddi sıkıntılar çıkartırken bizim vereceğimiz cevap bunların arkasına sığınmak olamaz,ve şunu kabul etmemiz gerekir ki yanlışlar bahanelerden çok daha fazla. ben top yekün bir karşı çıkmak ya da taraf olmaktan çok mesele bazında tartışmak ve doğruları ortak bir akılla ortaya çıkarmak yanlısıyım.
        tablonun zaman içinde değişmesini devletin kurumlarında olan tahribatın boyutlarına ve aynı zamanda yorumlarımda da zaman zaman değindiğim gibi toplumdaki bozulmaya bağlamaktayım. neden trafik kazalarında dünya birincisiyiz, neden bizim doktorlarımız en çok antibiyotiği yazıyor, neden tv önünde en uzun zaman geçiren milletiz, neden kitap okuma oranımız düşük, cinsel taciz, tecavüz, boşanmalar neden yüksek??? burada akp nin haksızlığından hukuksuzluğundan yakınan yorumcu neden kendi gibi düşünmeyen yorumcuya hakaret ediyor??? bunlardan bir toplam çıkarmak ve toplumun her kesiminde bir iyileşme hareketi başlatmak zorundayız. eğitimde herkesin kabul edeceği bir sistemi inşa ederek işe başlamak gerekir diye düşünüyorum.
        bu seçimde ne olur bilmem ama böyle bir inşa için uygun bulduğum en yakın seçenek rakiplerine iki kat fark atan akp hala. mhp-bbp- hatta hüdapar ile toplumda en geniş mutabakat yine akp çünkü. muhalefet şöyle böyle meselelerine girmeyeyim yorumlarımda sık sık eleştiriyorum zaten. bu konuda ümitvar olmaya gelince bir yorumunuzda hdp den bunca hatalarına rağmen ümitvar olduğunuzu söylemiştiniz zarardan başka hiçbir faydası olmayan, silahla, terörle arasına mesafe koyamayan, masum insanların bombalanmasına sesini çıkarmayan hdp den ümitvar olduktan sonra pek çok hizmeti olan bir partiden olmamak bana pek mantıklı gelmiyor. ama sonuçta bizler birbirimize fikirlerimizi kabul ettirmek için değil, derdimizi düşüncemizi paylaşmak için yorum yazıyoruz.

        • Yazdıklarınızı dikkatle ve peşin hükme düşmeden okudum. Katılmasam da seçmilerde yine AK Parti’ye destek vermek gerektiğine ilişkin çıkarsamanızın mantıklı ve makul buuyorum. Muhalefeti oluşturan partilerin bilinirliği ve umut vermeyen partiler olması kuşkusuz kabul edilebilr bir neden.

          Benim HDP konusundaki yaklaşımı dile getidrdiğim yorumu yanlış anımsıyorsunuz. HDP’ye oy vermeyi hiç düşünmedim. HDP’ye oy veren 6 milyonu aşkın insanın çok önemli bir çoğunluğunun barış istediğinden kuşkum yok. Bu parti, PKK ve darbeci-Stalinist marjinal Türk solunun vesayeti altında. Bu vesayetin kırılması pekala mümkün iken, hem devleti hem de devlet partisi haline gelmiş AK Parti, bu mümkünatın altını oyuyorlar.

          Daha önce birden çok kez yinelediğim gibi, ben potansiyel umut olarak kentli dindarları ve dindar gençleri görüyorum. Burada kayıtsız kalamayacağım bir demokratik, ahlaklı, adalettten yana bir damar var. Dahası, yüzde yüz Batı icadı olan milliyetçilik zehirinen en uzak, en az kirlenmiş olan partinin Saadet Partisi olduğunu düşünüyorum. Dindar-muhafazakar halk yığınlarının devlet partisi haline gelmiş AK Parti’yi terk ederek bu partiyi dönüştürebilecekleri ihtimaline umut bağlıyorum. Önümüzdeki seçimlerin sonucu her ne olursa olsun, AK Parti yine kazansa bile, halk yığınlarının CHP, AK Parti, İyi Parti’yi en çok 5-8 yıllık bir dönemde sandığa gömerek tasfiye edeceği öngörüsündeyim. Bu tasfiye süreci sırasında kendi içlerinden doğuracakları yeni Türkiye partisi, Kürt sorununu çözerek bu kez HDP’yi sandığa gömüp tasfiye edecek gibi.

          • 14 mayıs ta mustafa isimli yorumcuya yazdığınız yorumda HDP, kendisini PKK’nın kontrol ve vesayetinden kurtarmayı başaramayan bir partidir, Mustafa Bey. Ama, bu yalın gerçek, HDP’nin bunu asla başaramayacağı anlamına gelmiyor. diyorsunuz ben bunu hdp den ümitvar olmak şeklinde yorumlamıştım. kastetmediğiniz bir şeyi anlamış olabilirim, affedersiniz.

        • Didem hanım bence begenin veya beğenmeyin HDP 6 milyon seçmeni olan Türkiye nin legal bir partisi, öyle olmasa AKP hükümeti onunla dolmabahçe mutabakatina imza atmaz, haburda mahkeme kurmaz, Diyarbakır meydanında barzani ve şiwan perwer ile halay çekip türküler soylemezlerdi diye düşünüyorum.Ha siz ne dersiniz?

          • ne diyeyim sıla hanım,
            hdp nin önünde bir türkiye partisi olma şansı vardı ama bu şansı kullanamadı derim.
            hala barış türküleri söyleniyor olabilirdi ama şimdi türkü söylemek yerine ağıtlar yakılıyor derim.
            o günlerden sonra 20.000 e yakın terörist yurt içi ve yurt dışı operasyonlarda öldürüldü, bu kürt gençlerini kazanabilirdik derim.
            teröre karşı pkk yerine kürt kardeşlerinin yanında olsalardı ne iyi olurdu derim, ne diyeyim…

          • Sıla hanım HDP genel başkanı terör eylemlerine destekten içeride, son malumatıma göre 13 vekili terör suçu nedeniyle tutuklu, vekilliği düşenleri saymıyorum, nasıl legal bir parti ki genel başkanı bile terörle iltisaklı olabiliyor….

        • Didem hanım çok doğru bir bakış açısındasınız, Kişisel olarak Recep Tayyip Erdoğan fanatiğiyim diyebilirim. Babamın oğlu olduğundan yahut devletle iş yaptığımdan veyahut herhangi bir çıkarım olduğundan değil. geçmiş 12-13 yılımızı ele alalım, Hükümet yahut Erdoğan terörü bitirmek adına bir siyasetcinin alabileceği en büyük riski aldı ve barış süreci (kürt açılımı) buna kendi tabanı, milliyetciler hatta ben dahil ciddi rahatsız olarak sustum, kesinlikle onaylamıyordum lakin denenmeliydi. Fakat bu süreci birilerinin (gerek kendi niyetleri gerekse yönlendirilmeleri sebebiyle) ne kadar kötü niyetli bir şekilde kullandığını da gördük. Bunun akabinde devlete başka çare kalmadığı için bu güne kadar görülmemiş bir biçimde terör örgütünü ezdiler. Erdoğan belkide bu sürece gelinmeden yapılabilecek her şeyi yaptı yapacak birşeyi kalmadığında da terör örgütünü ezdi. Bu demirtaş o zaman nerdeydi neden o zaman terör yandaşlarını kontrol edemedi ? Billakis kendisi de teşvik etmedi mi bunu ? Partisinin üst yönetiminde bulunanlar ve milletvekilleri meydanlarda sırtlarını bizce terör örgütü olanlara yasladığını isim vererek (pkk) haykırmadı mı. Devletin bu aşamadan sonra bu güruhla hangi zeminde hangi doğrultuda yapabileceği bir işbirliği kalmıştı. Bu gerçekler neden gözardı edilir ? Suriye meselesinde de benzeri yaşanmadı mı ? Oğul Esed iktidarı devraldığında Erdoğan bir devlet başkanına gösterilebilecek en yakın ilgiyi göstermedi mi ? Aylar boyu haklına yumuşak davranması nı barışcıl başlayan gösterilere sert uygun karşılık vermesini hatta kürtlere bazı haklar tanımasını önermedi mi. Erdoğan böyle yaptıkca Esed terslemedi mi ? Suriye konusunda Erdoğanı bütünüyle yerin dibine batıranlar bu gerçekleri neden görmezden gelirler ? Yeni politika üreteceklerini söyleylenler acaba hangi seminde yeni politika inşa edecekler. Evet Türkiye süreçte belki olayı yanlış okumaktan belki de kişisel olarak bazı hatalar yaptı doğrudur. Ancak şimdi doğrusunu yapacaklar yuvarlak ifadelerden vazgeçip ne yapacaklarını da açık açık söylemeli değiller mi ? Yorumları okuduğunu söyleyen Fehmi Koru da bu soruların cevaplarını vermelidir. bu yorum sanki Didem hanımı eleştirmiş gibi oldu ama değil. Gelelim ekonomiye; Evet tabiki de hükümetin hataları var ekonomi yönetimiyle ilgili, ancak daha dün israil hükümetine danışmanlık yapan bir akademisyen “dünyadaki servetin yarısı bir yahudi aileye ait” diyerek gözdağı vermedi mi bizim hükümetimize hitaben. Adamlar bunu açık açık dillendirirken siz hangi bakış açısıyla uluslar arası bir saldırı olmadığından bahsediyorsunuz ? Sizce Türkiyenin döviz ve altın rezervleri artarken, turizmde 4-5 yıldan beri görülmeyen bir büyüme trendi yakalmışken borç stoku/milli gelir oranı geçen yıla göre bütün olumsuz koşullara ve askeri harekatlara rağmen düşmüşken hangi ekonomi gerçeğiyle Tl bu hızla değer kaybetmektedir ? Türkiyenin en karlı şirketlerinden ve ciddi bir potansiyel vadeden Aselsan’ın halka arzı nasıl engellendi farkında değilmisiniz ? Amerikan yatırım şirketleri imzaladıkları anlaşmaya rapmen konsorsiyumdan çekilmelerini nasıl açıklayacaksınız ? Bunların sebebi Türkiyenin kendi projeleri doğrultusunda açılımlar ve yeri geldiğinde askeri harekatlar yapması değilmidir. Eğer diyorsanız ki yapmayalım, Amerikan çıkarları doğrultusunda bize layık görülen rol ve payla yetinelim; Kusura bakmayın zaten sizinle bir yerde uzlaşmamız ve buluşmamız mümkün değildir. Dünyanın beş büyüğüne(güya) başkaldırdık. Ve bu bedelleri ödemeyi göze alarak başkaldırdık. Zulümlerin kaynağının bu beş büyük! olduğunu görmezden mi gelelim. Yok mu sayalım ki sayamayız çünkü gün gibi aşikar oldu artık biz hangi rolde olursak olalım 5 büyük! ile ortak paydada buluşamayız, neden bize kendi paylarından versinler ki ? Neden bölgedeki çıkarlarından vazgeçsinler ki ? Dolayısıyla bir süre daha, hiç olmazsa biz rüştümüzü ispat edip bölgemizde bir birlik ve savunma kalkanı oluşturuncaya kadar bu saldırılar olacak. Biz de dayanacağız. HAmaset diyebilir diyeceklerime birileri ama düşünen böyle olmadığını da anlar. zira ne yaparsak yapalım kendimizi bir şekilde korumazsak adamlar Türkiyeyi BÖ-LE-CEK-LER en azından yıllardır bunun hesabını yapıyorlar. Biz de buna direniyoruz. Bütün mesele bu. Gelelim Tayyip Erdoğanın hatalarına. Güçlü bir lider ve gücü gereğince kulanamadı. Maalesef ülkemizin müzmin hastalığı özellikle 2010 dan sonra Ak partide de görülmeye başladı. Erdoğanın güçlü lider şemsiyesi altında bulunanlar bu gücü kötüye kullanmaya başladı. Yerel yönetimlerde ve bir çok devlet kurumunda bunu görebiliyoruz. Büyük zaafiyet. Lakin bu süreci yönetebilecek yahut bu duruma tersine çevirebilecek yegane önlem de yürütme ve yasamayı kesin olarak ayırabilmekten geçiyor. Mükemmel olmasa da yeni sistem bizdeki parlamenter sistemden çok çok daha iyi. Ve bu süreci yürütebilecek tek lider de Recep Tayyip ERDOĞAN. İşte bu yüzden bu dönemde de Tayyip ERDOĞAN ile devam edilmeli. Siz diğerlerinin daha iyisini yapabileceklerine dair bir emare gösterin tek bir emare biz oraya oy verelim. Milletin inancına sövenler ki açıktan sövüyorlardı hala da sövüyorlar amma mitinglere de Kuran-ı Kerimle başlıyorlarsa siz bu adamlara nasıl güveneceksiniz. Vesselam.

        • Didem hanım, sizin yorumlarınızı da yılı aşkın bir zamandır takip ederim, kalemi güçlü yorumcular arasında en kötü ihtimalle ilk 5 te isminizi zikrederim soran olursa, lakin yorumunuzda doktorlarımızın en çok antibiyotiği yazma gerekçesini toplumdaki bozulmadan nasiplenmiş hekimler gibi yansıtmışınız, etkisi muhakkak vardır tabii ama ağırlıklı nedeni; hastaların o yönde talepleridir, talebi karşılamadığınız zaman sözlü şiddet rutin, fiziki şiddet her vakada potansiyeldir. Bu merhaleleri hasarsız atlattığınızda özel kurye ile tarafınıza imza karşılığı teslim edilecek kahverengi zarf vatandaşın 184 ü tuşlamasına bağlıydı şimdi durum nedir bilemiyorum. Niye yazmasın doktor antibiyotik? Bunlar yanlış şeyler tabii ama sağlıkta gerçekleştirilen reformlarla kıyaslandığında bu sorun devede kulak misali gibi olur desek de bu yanlışın altından oy artırma ihtirası çıkar gibi geliyor bana.

    • Bunlar güzel temenniler.
      Keşke akp söylem ve eylemlerinde 10 yıl önceye dönebilse.
      Ancak inancım o ki; dönüş için son çıkış da çoktan geçildi…
      Bundan sonrası Allah selamet versin…

  14. Nurdan hanım siz ve sizin gibi olanlar 28 sürecinde başörtülü olduğunuz için atıldınız ama şimdikiler dini yaşantılarından dolayı değil FETÖ cü oldukları için atıldılar. şu iktidar döneminde dini yaşayanların(muhafazakarların) hangi sorunları çözülmedi, problemleri giderilmedi de adı hizmet hareketi olan bir cemaat devlete, hükümet’e karşı savaş açtı(hemde Ak parti döneminde devletin imkanları sonuna kadar hizmetlerine sunulmuş olan cemaat) bence bunun tek nedeni var denildiği gibi amaç hizmet değil, dış güçlerin maşası olamak devleti ele geçirmek miş. ramak kalmıştı devleti ele geçirmeye ama Allah müsaade etmedi.Gerçekten FETÖ cü olmayıpta madur olanlara Allah yardım etsin devletimizde en kısa zamanda maduriyetleri gidersin. Ama bakıyorum yakınen tanıdığımız FETÖ cüler bile biz FETÖ cüyüz demiyorlar,bil fiil darbeye katılmış elinde silah görünüyor ama o ben değilim diyen darbeciler (FETÖ) cüler soruyorum ben FETÖ cüyüm diyen bir tane içlerinde mert var mı yok hepsi namert

    • Erdoğan Rahmetli Erbakana İsyan bayrağı açtığında şimdi terörist ilan ettiklerinin oylarını almabilmek,
      medyalarını,kullanabilmek içi kandırmak gayesi ile kimin eteğini öpmeye gitti? Eteğini öptüğü Fetullah Gülenin ta kendisi değilmidi? Daha o binadan ayrilirken “İlk önce bunları yok etmek gerek” diyen de Erdoğanin taa kendisi değilmiyidi?
      Başbakan olur olmaz MGK de Cemaati yok etme pilaninin altındaki imza kime ait?Erdoğana ait değlmi?
      Kerdeşim Dediklerinin sonunu getiren gene Erdoğan deyilmi?
      Dah bir ay öncesine kadar Kardeşi Gülü terörist ilan edebilmek için linç kampanyası başlatanda Erdoğan değilmi idi?
      Hayir sever iş adaminin önünde rüşvet alabilmek için takla atan bakanlarını balkonlarda kahramanlar gibi sizin gibilerine alkışlatan da erdoğan değılmiidi?
      Ya siz bu adama tapabilir siniz seve bilirsiniz zaten tapip seviyorsunuz da.
      Ben size niye Erdoğani seviyorsunuz veya niye Erdoğana kayıtsız şartsız tapiyorsunuz yazdığımı veya ima ettiğımi okudunuzmu?
      Peki siz benim yorumlarımdan niye bu kadar gocuniyorsunuz ve saldıriyorsunuz?
      Biriniz kalkip Vatan Sevip sevmediğimi , başka biriniz ABDli gazetecilerin ayakabiları ile niye seccadeye basmişlar vb vb basit ve cahilce laflarla aklinizca beni susturacağınızi ve biktiracağınızi zaneediyirsanız yaniliyirsunuz.
      Hiç değilse burdaki okuyucular Erdoğancıların Amerkali gazetecilerin ayakkablarınin ne kadar müsluman düşmani olduklarını, secadelerin üstündr dolaşarak dünyaya müslümanlarına gözdaği verdiklerini mesajlarıni benim sayemden diyer yorumcularain da oğrenmesine yardımci olduğum için her gün yazmaya devam edeceğim.
      Birde benim cahilliğimide gene sizlerin sayesinde öğreniyorlar.
      Seccade capit parçasi dediğim için.
      Bunu tekra yazayimda iyice millet görsün.
      Eskiden bezden yapilmiş mendiller varıdı insanlar bağda bahçede çalışirken yeni yikanmiş mendillerini alinlari gelecek yere yani secde etikleri yere sarar onu üstüne secde ederlerdiler. Daha sonrada o mendile burunlarını temizlerdiler.
      Demeki secade bir bez (doğuda çapit denir) parçasi değilimiş hangi dine gör bilmem ama seccadeye bez parçasi demek cahillikmiş….
      Bakin Yukardaki sıraladığım vasıflar bilgelikse ben cahilliği tercih ederim.
      28 Şubatcilar sizin reisinizden daha güvenilir ve daha merhametli idiler ayni zamanda gerçek yüzlerini milletden saklamiyorlardular.İki yüzlü değildiler.
      Beni sürgüne göndermek için imzaya çağırdıkları zanan onları razil etmiştim.Bana imzalamak zorundasınız diğince benim ellerimi ben kullanırım onları kullanmak içinde 80 cc kaer bezden korkanlardan korkacağımı zanetmeyin ben imzalamiyirum ve burdan emekli olacam benim ismim bu pazartesiye kadar düşünün bakalım 80 cm bezden korkanlarmi dah bilgili yoksa rütbelilerden kirkmayanlarmi daha bilgili,diyip kapiyi çarparak çıktım. Pazartesi gittiğimde tama gidiyirum dedim iki saat benim dosyayi hazırladılar imza için önüme gedirdikleri zaman ben vaz geçtm değince aynen siziler gibi çılgına döndüler hemen önlerine kanunu koydum ve Evvel Allahın izni ile onları mağlup ettim.
      5/5 yıl sonra döndüğümde ikinci gün bir arkadaşla karşılaştım.
      arkadaş müdürden için şunu söyledi” Sizin ahını ondan öğle bir çíktíki dünyası yıkıldı”
      Oğlu babasının beylik tabancasi ile intihar etmiş!
      Yorumsuz.

  15. önce gerekli olan %0.5 faizi artırmayan merkez bankası, sonra %3 faiz artırmak zorunda kaldı. o da yetmedi, başka mekanizmalarla piyasaya müdahale etti. o da yetmedi, şimdi politika faizini sadeleştirdi. politika faizinin sadeleşmesi ile birlikte kurlardaki yükseliş trendi de durdu. en azından şimdilik.
    Demek ki neymiş:sosyologdan mb başkanı olunca ve reis de herbir işten anlayınca “dış güçler” oluyormuş. Reis “ben ekonomiden anlamadığımı anlamış gibi yapayım. faizin enflasyonun nedeni olduğunu ve mb’ye karışacağımı şimdilik söylemeyim” deyince, mb de, mehmet şimşek gibi, azbuçuk ekonomiden anlayanların talimatı ile faizi önce 300 puan artırıp sonra da politika faizini sadeleştirince dolardaki artış, şimdilik durdu, “dış güçler” de yok oldu.
    Yani dış güçler: reisin ekonomiden anlaması, dahası da ekonomi dehasını fiiliyata geçirmesi ile MB yönetimi ve başkanının müthiş sosyoloji bilgisinden başka birşey değilmiş.
    Yine de reisin herşeyden anlaması neticesinde alıp yenilen milyarlarca dolar borcun ödeme sorunu olduğu gibi duruyor. bu sene ödenmesi gereken miktar 236 milyar dolar. bu nedenle, mehmet şimşek ve bir heyet, reisin ekonomi dersi verdiği dünyanın önde gelen fon yöneticilerine şimdi reisin ekonomiden hiç anlamadığı ve ekonomiden anlamadığını anladığını söyleyip, onlardan borç istemek için tekrar ingilterenin yolunu tuttular. “Dış güçler” bu zokayı yutarsa dolar seçime kadar çok fazla yükselmez. yok “dış güçler” mehmet şimşek ve ekibine “reis faizin enflasyonun nedeni olduğunu söylüyor. sen onun yanında kim oluyorsun ki? sana mı reise mi inanalım?” derlerse durum pek içaçıcı değil.
    işte o zaman “dış güçlerin operasyonları”nı daha fazla duyarız.

  16. Kervan yürür
    Bizde bir söz vardır ‘Komşu komşuya bakar, canını cehennemde yakar’. Toplulukta insanlar kendi iradeleri ile değil, toplulukta hakim olan davranışlarla hareket ederler. Herkes onun yanlış olduğunu bilir ama o yine onu söylemeye devam eder. 15 Temmuz’u Gülen’in yapmadığını, yapamayacağını beş yaşındaki çocuk bile biliyor ama herkes ona saldırıyor.
    İzmir’de başladı, gençler kısa pantolon giyiyorlar. Nasıl oluyor da böyle istediği zaman istediği kıyafetleri Sermaye giydiriyor. Kur’an içtihat müessesesini getirmektedir. Düşünerek hareket edeceksin. Böyle hareket eden topluluklar oluşturacaksın. “Sizden marufu emreden, münkeri nehy eden bir ümmet olsun.” diyor. “Siz emredin, siz nehyedin” demiyor.
    Ocakmedya değil, gazetelerin adları sayılıyor. Milli Gazete’nin adı geçmiyor. Biz elli senedir yazıyoruz. Okuyanımız yok. İnsanlık bizim söylediğimiz istikamette ilerliyor. 1950’lerle günümüzü karşılaştırdığınız zaman Türkiye’de ciddi iki cumhurbaşkanı adayı vardı. İkisi de beş vakit namaz kılar, ikisinin de eşlerinin başları örtülü, ikisi de değil içki sigara bile içmezlerdi. Namaz kıldıklarını gizlemezlerdi. Oysa Tekin Arıburun cuma namazını kıldı diye Demokrat Parti onu listeye bile almadı. Oysa senato başkanı idi. Daha 2002’de Cumhurbaşkanını hava alanında başörtülü eşleri uğurlayamıyordu.
    İt ürür, kervan yürür. Kervanımız hedefine doğru ilerliyor. Biz bağırmıyoruz. Biz yürüyoruz. Onlar mekr yapıyorlar, Allah da mekr yapıyor ve hayrı mekr ediyor.

  17. Sayın Fehmi bey köşenizi hergün sahat 10 da çay molasında okuyan birisi olarak takip eden lerdenim çok kısa sorum şu olacak bu adaletsizlik nereye kadar gidecek çünkü insanlar birbirlerine çok acımasızca hakaretler ettiğini görüyoruz iki kişi yanyana gelemiyor aileler mi desen aynı kimse bir biriyle konuşmuyor bu kimin işine yarıyor saygılar sunarım

    • evet, YAŞASIN DEMOKRASİ, YAŞASIN HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ, YAŞASIN İNSAN HAKLARI, YAŞASIN DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ, YAŞASIN İNSANCA YAŞAM!

  18. Spekülasyonun karşılığı işten atılma değil, spekülasyonu çürüten veri ile durumu restore etmektir. İsmin ne olduğu, şahsın kim olduğu önemli değil fikrin ne dediği önemlidir. Konu konuyu açar fikirler paylaşılır, tartışılır ve ortaya yeni düşünce kırıntıları çıkar. Nasibini alan alır…

    Misal bir konuda şöyle ki: Bernar bey, sonunda baltayı taşa fena vurmuş! Ne mi diyeceğim, dedim zaten. Konuyla ilgili yazdıklarımın geriye dogru tarayın anlarsınız. Burada H.K. marka yorumları okursanız devamlı bir kaç konuyu vurguladıgımı ve bazı eleştiriler yaptığımı görürsünüz. İman-Akıl Sentezi belki de en fazla tekrarladığım bir konu. Ortak akıl yetmiyor mu diyor. Ortak akıl tabiki bunun «akıl» bileşeniyle koalisyona girebilir. Nereye kadar, iman konusuyla çelişene kadar. Bernar bey soruyor «şeytan neden Hristiyan Batı ülkelerinde pek boy göstermez de, ne hikmetse hep bizde Ortadoğu ülkerine dadanır durur». Güzel bir soru, kendi açımdan izah edeyim. şeytan yeryüzünde bütün insanlara dadanır ancak müslümanlarla daha çok uğraşır, özellikle ezberci müslümanlar üzerinde etkisi büyüktür. Hele yahudilere etkisi çok daha büyük olmuştur (belki Bay Rhode da okur da düşünme fırsatı bulur!!).

    Genel olarak, müslümanlar ezbere de olsa Allah’ın DiNini ve Peygamberlerini bilirler. Örneğin; Nuh, İbrahim, Musa, ve İsa bizim Peygamberlerimizdir (Tevhid!) ve biz onlara Peygamberimiz Hz. Muhammed’e inandığımız kadar inanırız. Bu gerçek, Allah (Al İlah ≡ The God, one and only God) katında çok önemlidir. Aksi halde defalarca ayetlere konu olur muydu bir düşünün. Yani biz Musa, Davud, ve İsa’ya inanıyorken Yahudiler ve Hristiyan Batı alemi, Allah’ın elçisine inanmıyor ve hatta onu sahtekar olarak degerlendiriyor diyebilirim. Söyleyin bu haksızlık değil mi, Bernar bey? Bunda şeytanın bir rolü yok diyebiliyorsanız sizde alt yapı eksikliği var, şeytanı pek tanımıyorsunuz demektir. Ayet diyorki:

    “Allah’ı tanıyıp, adını ananları (müslümanları) görmemezlikten gelenlerin yanlarına şeytanı arkadaş olarak veririz ki onlar da böylelikle doğru yolda olduklarını sanırlar.”

    Bu ayet devamlı “akıl”da tuttuğum ayetlerden biridir. Şimdi siz şeytan kadar akıllı olsanız ve misyonunuz gereği bütün insanlığa musallat olmuş olsanız, ve insanları bu dünyadaki degerli herşeyin ötesinde, yegane Yaratıcı olarak Allah’ından etmek, DiN (Tevhid)’inden saptırmak olmuş olsa n’apardınız? – Çocuk aklımla muhtemelen ne yapacağınızı size ben söyliyeyim Bernard bey: Bir tarafı (müslümanları) bu dünyada küçük düşürmek için vesvese vesvese üstüne şaşırtmağa çalışırken diger tarafların (yahudi-hristiyan vs) nefsi hırslarını kamçılar digerlerine karşı azdırırdınız. Bunun da onları azdıracağını bilir gerektiğinde gücünüzü orantısız bir şekilde kullanmaye sevkeder, gururlarını okşardınız. Materyal zenginlik için onlara sömürüyü hoş ve mübah gösterirdiniz. Müslümanları telkinlerinizle birbirine düşürürdünüz. İlhamınızla aralarından kötü örnekler çıkarmak için nefslerine fısıldardınız (hadi göreyim seni, fırsat bu fırsat köşeyi döndün; TLyi dolara yatır; büyük oyna borsaya yatır; yahu n’olcekmiş bu devirde haram-helal; dünyaya bi sefer geldin, prangalarından kurtul hayatını yaşa; mezhebini kurtarmak sana kaldı; o “izm” tutmadı, bir de şu “izmi” dene, çünkü adalet, hukuk, demokrasi vs vs vs). Ayrıca, aynı cografyada yaşayan, gönülleri siyon-marka yahudiye meyyal kürtçü-kürtleri müslüman türkler ve kürtlere musallat eder toplumda terör korkusunu daim kılmaya, insanların ülkelerini terketmelirine ilham kaynağı olurdunuz….. Bütün bunları icraat olarak insanlar yapar. şeytanın telkin ve vesvesi var, yaptırım gücü yoktur.

    • Ben dindar değilim, H.K. Bey, ama hem Peygamber Muhammed, hem onun yaşam tarzı (mütevazilik) ve yaşarken yaptıkları benim düşünce dünyamı ve vicdanımı hiç de yabana atılmayacak biçimde etkilemiştir: Muhammed, adaletli olmuştur ve mazlumun, hor görülenin yanında durmuştur; içine doğduğu çoğrafi toplululuğun ilkellikleriyle amansız bir mücadele içine girmiştir; bir Kuran ayeti de olan “Dilleriniz ve renkleriniz ayetimdir” desturundan yola çıkarak, hem bulunduğu Mekke topluluğu içindeki anlaşmazlıklara hakkaniyetine ve güvenilrliğine inanılan bir insan olarak (Böyle olduğu için insanlar onu Emin olarak çağırırlardı), hem de sonradan hicret ettiği Medine’deki topluluklar arasında, insanların meşrebine bakmadan, barışın ve iş birliğinin önücüsü olarak herkesin yararına pek çok işler yapmıştır. Kendisinden sonra gelen din tüccararının (ki Kuran ayetlerinde inanmayanlardan çok daha fazla inandığını söyleyen ama her türlü ahlaksızlığa ve soytarılığa soyunan sözde dindarlar eleştirilir), Abbasi ve Emevi sultanlarının palyaçosu sözde ulemanın, cahilliğin sonucu, Muhammed’in ve Kuran’ın İslamı, Arap çöllerine gömülmüş, ondan bize kalan MEŞVERET gibi değerli ilkeler gitmiş, yerini sultanlar, daha kendi topluluğunu bir arada tutmayı beceremeyen sözde dünya lidereri almıştır. Günümüz din tüccarları sayesinde peygamberimizin yaşamı boyunca mücadele ettiği kavimiyetçilik gitmiş, tepeden tırnağa bir Batı ideolojisi olan milliyetçilik onun yerini almış, Türk Kürde, İranlı Iraklı’ya kırdırılmıştır. Kendi Kuran karşıtı ve çağdışı din anlayışlarını bize din diye dayatan insanlar, ellerindeki uzaktan kumanda aletinden telefona, bindikleri otomobilden uçağa ne varsa hepsi Batı malı araçları sorun ettirmezler, şehirlerinden birine diktikleri köprüyü üstelik de devlet kasasından kar güvencesi vererek gündelik olarak küfrettikleri Haçlı güruhuna (!) yaptırırlar, ama iş demokrasiye gelince, “İstemezuk!” diye bağırır çağırırlar -çünkü bunun kendi çıkarlarını yerle yeksan edeceğinin çok iyi farkındadırlar.

      Bana gelince. . . Vatandaşı olarak da yaşadığım Hollanda’da mülteci haklarını savunan dergi çıkardım; ilkellik ve ceberrutluk addeddiğim ırkçılıkla mücadele ettim, Hollanda devletinin İran’la yaptığı enerji ve petrol anlaşması sonrasında İran’ı “Yaşamın güvence altına olduğu ülkeler” listesine alıp binlerce İranlı mülteciye suğunma hakkı kapısını kapattığında, karlı kış ayında 3 gün boyunca yollarda yürüyerek ve gece derme çatma çadırlarda konaklayarak, o insanların yanında oldum. Benim dışımda ne bir Türk ya da Kürt sosyalisti, ne de bir Türk ya da Kürt müslümanı vardı. Ülkenin tutkudan, dostluktan uzak, zengin ama duygudan yoksun gündelik hayatına katlanamadım, aldım dört kedimi, Meksika’ya göçtüm. Ne orada yaşadığım 9 yıl boyunca, ne de sonrasında, ayağım Avrupa toprağına bir gün değmiş değil. Çevirmenlik yaptığım işlerden birisidir. Fehmi Koru’nun bu siteyi inşa ettiği günlerde haftalık video tasarımına girip ilk videosunu sitede yayımladığında, kendisine hiçbir karşılık beklemeden bu videoların hepsine İngilizce ve İspanyolca (eski eşim Meksikalı’dır ve hala yakın arkadaşımdır) alt yazı girme önerisinde bulunan benim -haftalık video projesinden vaz geçtiğini bize bildirmeyip o emeklerimizi boşa çıkardığı için kendisine sitem eden de benim 🙂 Şimdilerde, hiçbir maddi karşılığı olmadan üzerinde uğraştığım ve 277’inci sayfasına geldiğim, Türkçe’den İngilizce’ye çevirdiğim kitap da, aklına, vicdanına ve bilgisine saygı duyduğum bir dindar yazarımızın kitabıdır. Annemin emekli opera sanatçısı, babamın emekli Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim görevlisi olduğunu, AK Parti ve dindarlara bakışım dolayısıyla Türkiye’ye dönüşümün ilk gününde evden çıkmamı istediklerini, Fatih Kıztaşı’nai küçücük bir taksi durağının eski araç lastiklerinin ve gazetelerin istiflendiği bodrum katındaki karanlık ve rutubetli, tuvaleti ve akar suyu bile olmayan odayı kendime mekan ediindiğimi, 51 yaşımda Beyoğlu’ndaki ünlü Fıçın Restoran’da günde 13 saat komi olarak çalıştığımı daha önceki yorumlarımda yer yer dile getirmiştim. Bunlara, o zor İstanbul günlerinde Fatih Camii arkasında iki katlı binada faaliyet yürüten, Suriyeli’lerin öz dayanışma örgütü Suriye Nur Derneği’nin gönüllüsü olduğumu, kapı kapı dolaşıp bu insanlar için ütü, kullanılır durumda giyecek vb. gereçler topladığımı, bu yüzden evsahibi Perinçekçi bir sanat öğretmeni olan kadın tarafından kiralamış olduğum odadan atıldığımı ve mahkemeye verildiğimi de eklemiş olayım. Yani, aşağıdaki satırlarda dile gelen çamur benim üzerime yapışmaz -baltayı yanlış taşa vurdunuz 🙂

      “Bir tarafı (müslümanları) bu dünyada küçük düşürmek için vesvese vesvese üstüne şaşırtmağa çalışırken diger tarafların (yahudi-hristiyan vs) nefsi hırslarını kamçılar digerlerine karşı azdırırdınız. Bunun da onları azdıracağını bilir gerektiğinde gücünüzü orantısız bir şekilde kullanmaye sevkeder, gururlarını okşardınız. Materyal zenginlik için onlara sömürüyü hoş ve mübah gösterirdiniz. Müslümanları telkinlerinizle birbirine düşürürdünüz.”

      • Bu arada, ara sıra kesitler aktardığınız hayatınız oldukça ilginç. Yabancı dil biliyorsunuz yabancı dilde hayatınızı anlatan kitap yazın. Çevirisini yaptığınız yazar hayattaysa Batı’da DiNimize/dindarlara çarpık ve toptancı bakış açısını dengeleyen bir biçimde olmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, ana babanız hayattaysa bağlantınızı koparmayın. Farklı düşünseniz bile gidip arasıra sarılın. İnsanoğlu değişkendir, mezara gireseye kadar şansı var. Akıl bileşeni imana yardımcı olur. Bu aklın seküler akıl ile koalisyonu da mümkündür.

        • Batı’daki toplumsal-kültürel gelişimin ürünü olan seküler akıl, hem sömürgeciliği, faşizmi (Hitler Almanyası, Bolşevik Rusyası, Mao Çin’i, vb.), ırkçılığı, hem de sosyal demokrasi, sosyal anarşizm gibi insanlığı ileri taşıyan düşünce geleneklerini yaratmıştır. Bizim ülkemiz, daha İttihat ve Terakki’den itibaren, seküler aklın pozitivist-faşizan formlarını almış, sol ya da ilericilik diye ceberrut ve gerici bir pozitivizmi benimsemiştir -daha bugün Atatürkçü Düşünce Derneği’nin görkemli bir maskaralıkla sergilediği gib.

          İslam bağlamında, Kurani akıl, sadece Türkiye değil, tüm insanlığın pek çok sorununa çözüm üretilmesinde biricik bir rol oynayabilir. Üzücü ve moral bozucu olan, milliyetçilik iblisinden kendisini kurtaramayan, İslam diye Emevi-Abbasi sultanlıklarının (ki pek çok açıdan yönetim biçimleri Bizans’ın kopyasıdır) yapıp ettiklerini, o sultanlara düzülen methiyelerden başka bir şey olmayan siyasetnamelerin lafzını yaşayan şaşkın Müslümanların Kuran ve Peygamber Muhammed konusunda yaşadıkları derin cahilliktir.

          Ben, bütün tanışıklıklarımda, dindar arkadaşlarımla, özellikle Medine Sözleşmesi, Muhammed’in Veda Hutbesi, İbn-i Haldun ve Farabi üzerine söyleşmeyi çok istiyorum. Gelin görün ki, ne Medine sözleşmesi’ni, ne Veda Hutbesi’nden gerçek anlamda haberdarlar, ne de Haldun ve Farabi üzerine kurabilecekleri tek bir cümle var. Bunu kınamak için söylemiyorum. 8-10 yaşında çocuklara Kuran ezberletmeyi kitaba ve peygambere sahip çıkmak sanan geleneğin kolayca öngörülebilir sonuları bunlar. Fransız İbn-i Sina’nın heykelini yapıp ülkenin göbeğine dikiyor, bizim dindarlarımızın İbn-i Sina ismi ile yegane tanışıklığı, vakti zamanında radyoda gündelik olarak işitilen “İbni Sina Hastanesi’nde RH pozitif kan aranmaktadır. Kan verebilecek vatandaşlarımızın acele olarak. . .” şeklindeki anonsundan ibaret. Modern tıbbın kurucusu olan adam kendi kültüründen çıkmış, bizim Müslümanımız daha adamın kim olduğunu bilmiyor. Kültürü MEŞVERET, ADALET, AKLETME diye haykırıyor, Müslümanımız lider peşinden koşturmayı, ebelek gübelek adamlardan mehdi çıkarmayı, aldatıla aldatıla (ve yer yer de aldata aldata) bi haller olan karizmatik bir siyasetçiden dünya lideri çıkarmayı İslama sahip çıkmak zannediyor. Hal böyle olunca da, daha düne kadar seküler dünyanın sıradan bir adamı, din düşmanı olan Yiğit Bulut, tam bir her devrin dalkavuğu olan M. Barlas gibi adamlar “IN”, Fehmi Koru gibi sıradışı aydınlar “OUT” oluyor dindarların iktidarında.

          Ne iyi ki, genç dindarlar kitapla ve bilgiyle daha önceki kuşaklardan çok daha barışık. Umut da onlar zaten. . .

    • sayın H.K. ve sayın bernarın kendi aralarındaki yorumlaşmaya katılmadan ana eksen üzerinde düşüncemi yazayım.
      dini konular ve kavramlar son derece derin hatta nihayetsiz anlamlar içerirler. o nedenle bilinmesi zaruri bazı mertebeler öngörülmüştür. gerek ayet gerek hadis gerekse de kavramlar her bir mertebenin içinde değerlendirilebilinirse daha sağlıklı olur yoksa bir mertebe de doğru olan başka bir mertebe de olmayabilir ve karışıklık zihni bir karışıklığa da sebeb olur. bu öngörülmüş mertebelerden bağımsız olarak her birimiz de fehmetme yönünden farklı parametrelerden oluştuğumuz için biriciğiz dolayısıyla her birimiz de bir farklı mertebeyiz. dolayısıyla birimizin anladığı diğerine uymaz belki yakın olur.

      bu durumda karışıklığı gidermek için şeytan dediğimiz zaman hangi şeytan ya da hangi mertebesi netleştirmek gerekir. sonuçta tek bir kavramdır ancak mertebeleri farklıdır.
      yaygın olan bilinen olarak
      dış dünyada Katolik kilisesinin şeytan çıkarma ayinleri için papaz yetiştiremediği -bizde de farklı isimlerle geçen- dış varlıksal şeytan mı,
      efendimizin sav benimkini Müslüman ettim dediği her insanla olan iç varlıksal şeytan mı,
      belli bir ivme kazandıktan sonra adı insan değil şeytan olan insan kılıklı şeytan mı???
      maalesef hiçbirini yok etme şansımız yok, sadece korunabiliriz. korunmak ise tanımakla mümkün olabilir zira apaçıktır ve apaçık düşmandır. bugün Müslüman toplumlara olan saldırısı başka, olmayan toplumlara saldırısı başka başkadır ama kimse diğerinden daha şanslı değildir. doğru belli yanlış belli, haram belli helal bellidir, öyleyse ne zenginlik ne fakirlik ne güçlülük ne zayıflık şeytan karşısında başarı kıstası değildir.
      doğru bir inanca ve akideye sahip olmak ve iyilik merkezli yaşamak esastır. biri var diğeri yoksa bu azla yetinmektir. şimdilik böyle anlıyorum, yüce Allah fehmimizi arttırsın.

      • konu birazcık farklı alana kayıyor. işin doğrusu bu alanda “doğrusu nedir”den ziyade “insanlar ne düşünüyor”un merakı içindeyim. bu nedenle birazcık şeytanlık yapıp ortalığı karıştırsam çok mu şeytanca olur?. Mesela nesih mensuh meselesi konusunda ne düşünüyorsunuz? kader konusunda ne düşünüyorsunuz? ecel konusunda ne düşünüyorsunuz?
        Benim dedem imamdı, hafız olanlardan, okumuş olanlardan. o zamanlar eceli ile ölüm ile ecelsiz ölümden bahsedermiş.
        Geçtiğimiz yıl vefat eden bir amcamız ile, ölümünden çok az süre önce bir konuşmamızda bu konuya değindiğimde, kendi akrabalarının geçmişte tokat müftüsü olduğunu ve onunda benzer şeyler söylediğini ifade etmişti. Anladığım kadarıyla, çok değil, bundan 70 yıl önceki din anlayışı ile bugünkü din anlayışı nerdeyse birbirini dışlıyormuş. onun için merak ettim.
        fehmi bey böylesine netameli bir konuda tartışmaya izin verir mi, böyle bir konuda bu platformda tartışma açmak doğru mu inanın bilemiyorum.
        Bu konuda editörün de düşünmesini rica ediyorum. Eğer böyle bir tartışmanın sitenin amacını aşacağını düşünüyorsa benim yorumumu yayınlamasın. Gerçekten de doğru tavrın ne olduğunu bilemiyorum. Ancak şunu biliyorum: dinin gerçekten de, yasaksız şekilde tartışılması gerekiyor. ama onun yeri burası mı işte o soru işareti.

        • siyasal görüşlerin tartışıldığı bir platform doğru bir yer değil ama yeri geldikçe bazı konudaki görüşlerimize bir iki cümle yer verebiliriz sanırım. her kesimden insanın okuduğu bir yerde yüzeysel olmak dışında bir seçenek mümkün olmaz zaten.

      • Didem hanım bir yorumunuzda CHP kökenli bi aileden geldiğinizi belirtmiştiniz. Bizler biraz başka, ailesinde imam ve hatta sofu derecede tipler olan tipik çoğunluktanız. Ancak sizin dini konulardaki bilgeliginiz şaşırtıyor. Tahmin edersiniz benimkinin katoliklerinkiyle alakasi yok (o nasil olurmuş merak ta etmem). Allah’ın daha önceden var etmiş olduğunu yok etme şansımız olamaz, ancak Allah’ın verdiği bilgilere uyarak (O’na sığınarak), dikkatli yaşayarak etkisini zararsız hale getirebilir insan. Önüne rüşvet veya şehvet türü gayri-meşru firsatlar çıktığında “yahu, git isine” deyip bu yamuk işten vazgeçebilmişse nefsini yenmis ve dolayisiyla şeytanı etkisiz kılmış demektir. Bu, Allah’a ne kadar yakın olduğuyla alakalıdır. Ancak, iki ayaklılar konusu daha ciddi ve zor bir konu.

        Bu arada, Fehmi bey Platformu dini konulara (üfürükçü demiyorum!) bence uygundur. Siyasete dinin, dinin de siyasete karıştığı kültürümüzde niye uygun olmasın ki? Konuların akışında Nesih Mensuh ilk bakışta bana bir dindarın veya başına şeytanla ilişkili bi iş gelmiş bir insanın adı soyadı gibi geldi, meğer öyle değilmiş! “Onu biz indirdik, koruyacak olan da Biz’iz” ayeti gereğince Kur’an kapsamında bir ayetin ve hükmünün değiştirilmesi çok zor (bence son derece luzumsuz- fransız veya yahudi olmayalım!), original halinin muhafaza edilmesi önemli. Hadislerdeki hükümler farklı bir konu, Kuran’la çelişeni pek kaale aldığım yok, şahsen.

        • sayın H.K! nesih mensuhu biraz daha araştırırsanız kimse kafasına göre ayetleri kurandan silmiyor. kuranda bazı ayetlerin nesh edildiğine dair zaten ayet var. ayrıca da bu iş uluorta, benim gibi, 3 tane dini konu bilen insanlar tarafından ortaya atılmış ve tartışılmış birşey de değil. eğer yanlış duymadıysam bunu ilk gündeme getiren imam şafi. daha sonra başka teorisyenler de dile getirmişler. kimine göre 300, kimine göre 500, kimine göre de 5 ayet nesih edilmiş. ayrıca hz. ömerin de bazı uygulamaları, eleştirileri var.
          fakat benim esas sorunum nesih var mıdır yok muduru tespit etmek değil.
          Ben epey bir islamcı camia içinde bulundum. bunlar kendi aralarında “şu ayeti al anlamını düşün” türü yaklaşımlarla ideolojik tartışma yapıyorlardı. bu tartışmaların bir bölümüne bu şekilde şahit oldum. Gördüğüm de şudur, birbiri ile çelişiyor görünen veya birbirini dışlar görünen birçok ayet var. ve islamcı ideolojiler de bu ayetlerden hangisini öncellediğine göre farklılaşıyorlar.
          Bir grup bu ayetlerden öncellemesine göre insanları kesmekte hiçbir sakınca görmüyor.bir başkası ise (mesela yunus emre veya mevlana) aynı kurana ve aynı sünnete bakıyor ancak bambaşka bir din görüyor.
          Mesela müşriklerin kol ve bacaklarının çapraz kesilmesine ilişkin ayet var. ama diğer taraftan da medine sözleşmesi var. bir islamcı arkadaşa müşriklerin el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ile ilgili ayeti sorduğumda, bu ayetin hiçbir zaman uygulanmadığını söyledi, ne sahabeler döneminde ne de daha sonraki dönemde. öyleyse, bu ayetin anlamı nedir? ya da öyleyse uygulanmayan, (bir bölümü de tarihsel olarak zaten uygulanamayacak olan) ayetler varsa, islam nasıl anlaşılmalı sorunu ortaya çıkıyor.
          nitekim ortalama müslümanlar açısından da şöyle garip bir durum var: birtakım günahlar diğer birtakım günahlardan daha günah. yine sevaplar için de aynı durum var. birtakım sevaplar, diğer bazı sevaplara göre daha sevap. neye göre? mesela domuz eti yenmesi, pratikte, kul hakkı yenmesinden daha kötü görülüyor, daha günah görülüyor. oysa kul hakkı, dinen, en önemli mesele olması gerekir diye düşünüyorum.
          evet konu bu sitenin ruhuna uygun değil gibi, ancak diğer taraftan burdaki yorumlarla ilişkili çünkü pekçok yorumcu islamı referans alarak yorum yazdığını ifade ediyor. öyleyse islamın doğru referans alınması çok önemli diye düşündüm. bu nedenle gündeme getirdim.
          Yine mesela, “kaderinizi çabanıza bağlı kıldık” mealinde ayet varken, “ben birisini öldürmüşsem bu kaderimde yazılı” şeklinde yaygın bir anlayış da var. yani açıkca ayetle çelişiyor. Kuranı bildiğimi söyleyemem. mutlaka bu anlayışı besleyen ayetler veya uygulamalar da vardır diye düşünüyorum. öyleyse islam nasıl anlaşılmalı, nasıl yaşanmalı sorusu islamcının hangi olayda nasıl tavır alacağını da belirliyor gibi görünüyor. bu nedenle bu konuların tartışılması gerektiğini düşünüyorum. yani insanlar kime oy vereceklerini belirlerken de islam algılarına göre hareket ediyor. bunu söylemeye uğraşıyorum. bu nedenle de islam algısının ciddi şekilde tartışılması gerekiyor.
          İslamda çok çok önemli görülen birkaç konu var mesela. bunların kurandaki ağırlıkları ise 15-20 ayeti geçmez. neler bunlar: faiz, örtünme, namaz, oruç, hac, içki, domuz eti. belki bunlara 1-2 olmazsa olmaz daha eklenebilir (pratik din algısı açısından söylüyorum). oysa kuran 6 bin küsur ayetten oluşuyor. geri kalan ayetlerin hiçbir hükmü yok mu? ya da nasıl anlaşılmalı, nasıl yaklaşılmalı sorusu, dine göre yaşama iddiasındaki sizlerin kafasında sorun oluşturmuyor mu? bence oluşturmalı.

  19. Her gün istisnasız ilk uğradığım site.Günde bir kaç kez uğradığını ifade eden sayın okur yerden göğe haklı.Tam bir açık fikir platformu.Nitekim Abdullah GÜL konusunda kıyamet kopmuş,çok sert eleştirilere maruz kalmış olmasına rağmen yüksünmeden hepsine yer verilmişti.
    İyi ki varsınız iyi ki yazıyorsunuz Ve şükür Kİ yazabiliyorsunuz!!!!

  20. Yazık ülkeme. Yazık Ak Partiye ne hallere düşürülüyor Ahlakı olan Fikri olan vicdanı olan adam yerine konmuyor .Tek sermayesi yalakalık gayesi menfaat olanlar el üstünde tutuluyor .her zaman vicdanın sesi olan ALİ BAYRAMOĞLU ,ETYEN MAHCUPYAN,AHMET TAŞGETİREN ,FEHMİ KORU ,HAKAN ALBAYRAK ADAM YERİNE KONMUYOR mehtap yılmaz ,cem küçük ,fuat uğur ,ergün diler ler büyük gazeteci muamelesi görüyor ne diyelim yaşıyoruz daha neler göreceğiz ALLAH KERİİİM

    • Daha da beteri, Hamza Bey. Bu sıraladığınız değerli yazarların yanısıra, Ahmet Turan Alkan, Ahmet Altan, Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne gibi yazarlar da o yaşlarına rağmen halen daha hapsihanedeler ve ömür boyu hapis cezası ile yargılanıyorlar. Yine okunmaya değer köşe yazarlarından biri olan Yıldıray Oğur’un Karar Gazetesi’ndeki son yazısını, sayın İbrahim Khaveci’nin istisnasız tüm yazılarını gözden kaçırmayın derim.

  21. Dünyanin her yerinde okurlari olan bir yazar olarak. Yalanci ve İftıracílarín cennet olan Türkiyede Site kurup doğruları okurlaríníza duyurmak için Troller karşısında bu işi nasıl başarabildiğıníze tuhaflaşmış olabilirlerler, çünkü siz bu işe sadece ve sadece bir kişinin menfaatlari korunan bir ülkede muhalif ses çıkmasına tahammül edemeyen menfaatci taraftarlara rağmen başarabilmişseniz bunu nasıl başarabildiğinizden dolayı da tuhaflaştirmiş olabilir.
    Cahaletin popüler, hırsızlíğın vatansever, hakaretin taktir edilir bir ülkede yaşam mucadelesi veren susturulmuş ve sindirilmiş işinin ehli olan insanların sesini duyurmayi başardığınız için de tuhaflaşmış olabilirler.
    Neyse yatsi namazi vakti girdi bu kadar meramımı anlatmaya yeter herhalde.
    Zaten bizdeki onların tuhaflaşmasína neden olacak konuları yazacak olursam sahura kadar da bitiremem.

  22. Evet bu konuda sayın Fehmi Koru’nun hakkını teslim etmek gerekiyor ki; ben şu ana kadar sitesine yazdığım ve genelde onun yazdıklarına muhalif olan yorumlarımda herhangi bir kısıtlama veya sansürle karşılaşmadım, yayınlanmayan yorumum olmadı. Çoğunlukla iktidara muhalif olanlar yandaş diye nitelenen platformlarda kendilerine söz ve yorum hakkı verilmediğinden şikayet ederler ancak esasında bu durum iktidara muhalif kesimlerde de aynen geçerli ve orada da iktidarı destekleyen görüşler pek yer bulamıyor. Örneğin ben geçmişte Doğan medyasında yorum açısından otomatik olarak yasaklıydım, yorumlarım yayınlanmazdı. Şimdiki durumunu bilemiyorum çünkü satıldıktan sonra hiç yorum yazma ihtiyacı duymadım.
    Sanırım bizim insanımız muhalif bir yapıda ve kimisi iktidara kimisi iktidar muhaliflerine muhalefet yapmaktan daha çok hoşlanıyor. Ve bu durumdan rahatsız olma da genel bir davranış tarzı halinde yani sadece iktidar yanlıları değil karşıtları da aslında muhalefetten hiç hoşlanmıyor.
    Bence bunun sebebi muhalefet etme tarzımızda. Muhalefet etmeyi ve eleştirmeyi genellikle aşağılama, kötüleme, suçlama, şeytanlaştırma, düşmanlaştırma ve hakaret etme tarzında yapıyoruz. Kendimiz karşımızdakine bu tür eleştiri yapınca, doğal olarak karşımızdakinin bize bunu yapmasını da istemiyoruz. Belki biraz üslup ve tarzımızı makul, mantıklı ve en önemlisi saygılı bir şekle çevirsek hem karşımızdaki bizim görüşümüzü daha çok dikkate alacak hem de kutuplaşma ve gerginlikler oluşmayacak.
    İnşaallah olumlu ve yapıcı eleştirilerin genelleştiğini görürüz. Fehmi beye yorum yazma imkanını tüm okurlarına açtığı için teşekkür ediyorum. Keşke bu tarzını geliştirip, daha geniş bir yazı platformu olma yönünde de girişimde bulunsa. Geçmişteki http://www.onpunto.com türü geniş bir demokratik blog platformuna bu ülkenin ihtiyacı var. Bu site yakında çok dar gelecek, kendisinin ve editörünün bu kadar uzun yorum yazabilen okurlarla uğraşmaya zamanı ve gücü yetmeyecek gibi çünkü.

  23. Sokak röportajlarinda bile insanlar hangi partiye oy verecegini soylerken korkuyorlar, mülakat yapanlarin adlarinin gizlenmesini istemesi gayet doğal bu ortamda.

  24. Yorumlarımızın okunuyor olması beni hiç şaşırtmadı çünkü bende insanların tepkisi ne yönde diye girip sık sık bakıyorum ve geçende ilk defa bende tüm içtenliğimle yaşadıklarımı ve devletin bize yaşattıklarını yazmıştım. Keşke Tayyip Erdoğan’ın yanında olan danışmanları da zahmet edip okusalar şu kelamları da gerçekten insanlar ne yaşıyorlarmış bilseler. Hz Ömer kılık değiştirerek dolaşırmış insanların neler yaşadığına şahit olmak için..
    Ey Tayyip buna da gerek yok.. senin boynuna sarılıp koşanlara değil, küskünlere koşman lazım.. Bundan kaç yıl önce Tayyip Erdoğan’ın kızlarıyla aynı kuran kursunda bulunmuştum. İkisinin de mahsundu bakışları.. O zamanlar onların babaları cezaevindeydi. Şimdi yıllar aynı acıyı bana döndürdü eşimle. Asla ve asla bu örgütün ne kıyısından ne önünden geçtim..İnsanları ayrıştırıyor diye eniyi dershane onların dershanesi olmasına rağmen başka dershaneyi bile tercih eden ben..Eşim Tayyibin aldandığı ölçüde aldandı ama ismi “Tayyip” değildi..Aldanmak kime göre ve neye göre.. şimdi düşünüyorumda aldanan eşi cezalandıran sistem aslında kimi cezalandırıyordu? “O”nu mu yoksa ben ve çocukları mı? Devlet şu süreçte onu içeriye tıkıp arkasında bıraktığı ve ne halin varsa gör dediği insanların azıcık arkasındaki durup benim derdim aslında senle değil deseydi.. yine bunlar gelmezdi başına.. canımız yandıkça “canın çıksın” dediler.. Fetöcünün eşi!!!Allahım şu yavrularımın ve daha çok benim çektiğim bütün acıların sebebi her kimse iki elim hem dünyada hem ahirette yakasında..
    Şu süreçte dinlediğim hikayeleri sizde dinleseniz keşke ey devlet! Acitasyon vs demeden ama gerçekten Bi kulak kabartsanız..Keşke..

    • Beyza kızím,Ya sabır çoğu gitti azı kaldı.Zalimlere karşı dik durun, onlar sizin dik duruşunuzdan tir tir titrerler.Çúnkü onların gücü ancak bebeklere yeter.
      5 günluk Askere darbeci diye ağírlaştırılmış muabet hapis veriyorlar.
      Geçen gün gõrdünüz sizin bir oyunuz dahi onlari çılgına çevirmeye yetti ve sizin acılarınızdan ne kadar mutlu olduklarnı belli ettier..
      Sakın ha o cahilleri mutlu etmeyin.
      Kendi hırsızlıklarıní örtmek için Türkiyeyi batírdılar.
      Size ve sizin gibilerden korktukları için aileleri parçaladılar.
      Cahiller kalem erbabından her zaman korkarlar çünkü kalemler kılíçtan keskindir.
      Allah yar ve yardıcınız olsun.
      Gúçlü ol kizim. Beni 28 Şubatta kendilerini Türkiyenin sahibi zannedenler Akıllarınca İrana kovumuştular. O zaman iki oğlum Üniversite ye gideceklerdi akilarnca beni sürgüne göndereceklerdi ve yeni işe başlamış gibi hem maaşim yaridan yariya dúşecekti hem de en alt kademaden işe başliyacaktim.Önlara göre başi kapalílar cahildi ya. Kanunları iyi bildiğim için imzalamadım ve çalışmadan bana 3 aylik maaşimla birlikte kidem tazminatımí verip işten attılar senem dolduğu için emekli olup cocukların tahsili için Türkiyeden ayrıldım Allaha . çok şükürler olsun buralarda çok başarılı oldum.
      İnan bana sizler de ileride iyiki bunları yaşamışiz diyeceksiniz Alah ne eylerse güzel eyler. Güzel ve mutlu günlerin yakın olması dileklerimle.
      Allaha emanet olun.

        • Şahin bey öğle yazdığım gibi kolay olmadı.
          Önce ben buraya gezmeye geldim.
          Fakat vize konusunda Refah Partili bir bakanla soy isim benzerliği ve kapalı olmamdan dolayı Elçilikteki görevlilerin Türk olmalari ve ayrımcılik yapmaları nedeni ile vize konusunda hakkımı aramasaidim hayatta yurt dışına çıkamazdim.
          Eğer çocuğunu dışarda okutmak istiyorsan önce iyce araştırmaniz lazim.ve maddiyet çok önemli.
          Ben zengin değildim çocuklarin tahsili için biriktirdiğm para ve burada çalişmama reğmen çocuklarda hem çalıştı hemde okudular çünkü çok pahalı.
          Onun için eğer
          Maddi durumunuz iyi ise dişarda okuta bilirsiniz, ABD ve İngilterenin okullari Kanadadan daha iyi. Fakat İngiltere çok pahalı.Benim Küçük oğlum İngiltere ve ve Kanadada okudu.
          Büyük oğlum Amerkada okudu.
          ABD küçuk oğluma abisinden dolayi öğrenci vizesi vermedi.
          İnşAllah herşeyi gönlünü ze göre olur.
          Hoşca kalın.

  25. Fehmi Bey yazısında yabancı medya grubundan gazetecilerle bir araya geldiğinden bahsetmiş.Velakin yazıda
    hiç gazeteci ismi geçmiyor.Bence önemli
    bir eksiklik bu.Çünkü gazetecilikte söylenen söz kadar yer,zaman,isim de önemli.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here