5 milyon insan: Yenikapı, demokrasiye doğru yeni bir kapı…

10

 

Yapılan ölçümlere göre, dün, Yenikapı’daki ‘Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ sırasında meydanda tam 5 milyon kişi varmış…

Doğrudur-yanlıştır, bilmem, hiç kuşkusuz, o gün, ‘bir meydanda en büyük kalabalık rekoru’ İstanbul’da kırıldı.

İstanbul’un bütünü oradaydı ve denizin önünde insan bedenlerinden bir başka deniz daha vardı.

Hiç kuşkusuz, insanlarımızın ülkelerinin bugünü ve geleceğini bu denli yakından ilgilendiren bir konuda gösterdiği bu hassasiyete hayran olmamak elde değil.

Bir şeyi daha unutmayalım: Kalabalığın büyüğü İstanbul’da Yenikapı’daydı, ama ülkemizin diğer kentlerinde de, insanlar, mitingi evlerinde değil, illerindeki en geniş meydanlara kurulmuş dev ekranlarda hep birlikte izlemeyi tercih ettiler.

Aynı rekor, ‘en kalabalık miting rekoru’, büyük kentlerimizde de kırıldı dün.

Rekor başarıyı bir kenara yazalım.

Yazalım, çünkü üzerinde durulması gereken başka özellikleri de vardı mitingin…

Org. Akar, Abdullah Gül, Yenikapı'da
Org. Akar, Abdullah Gül, Yenikapı’da
Göz kamaştıran özellikler

Partiler lider düzeyinde ilk kez halk karşısında aynı platforma çıktılar ve kendi tabanlarından daha fazlasını ifade eden kalabalıklara konuşup ortak mesajlar verdiler.

Milletin bütününe konuştu partilerin liderleri; verdikleri mesajlar da herkeseydi…

Herhalde, son zamanlarda sıkça ‘başkomutan’ olduğu gerçeği vurgulandığından, davet sahibi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olduğu için, mitinge Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar da katıldı.

Kuvvet komutanlarıyla birlikte…

Asker-sivil herkes oradaydı.

Sonradan Tv ekranından mitingin özetini izlerken, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan’ın da katılımcılar arasında eşiyle birlikte oturduğunu gördüm.

Muhtemelen yüksek yargı da meydandaydı.

Bu, devletin bütün organlarının mitingde temsil edilmesi, bir yönüyle ‘devletin bütünlüğü’nün sergilenmesi anlamına geliyor…

Eski cumhurbaşkanı (Abdullah Gül) ile eski başbakan (Ahmet Davutoğlu) da oradaydı.

Onların meydandaki varlığı ise ‘devlette devamlılık’ ilkesinin çalıştığının göstergesi sayılabilir.

Görkemli bir olaydı dünkü miting.

Sevinmeliyiz

Esarete ve zillete asla boyun eğmeyen bir millet bizim milletimiz; dün meydandaki varlığıyla bunu bir kez daha göstermiş oldu.

Devlet zaafa düştüğü anda onu ‘koruma ve kollama görevi’ni başkalarına bırakmadan hemen milletin kendisinin üstlenmesi de önemli. ‘Devlet-millet kaynaşması’ denilen ve düne kadar yalnızca sözü edilen gücü, ete kemiğe bürünmüş halde, herkesin gözüne soktu insanlarımız…

Elbette sevineceğiz.

Başarı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başarısı

Tabii dünkü miting bir başarıysa –ki kuşkusuz başarıdır– o başarının sahibini de işaret etmemiz gerekiyor: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan…

15 Temmuz gecesi, darbe girişimini başarısız kılmada, bulunduğu yerde TV ekranına görüntülü çıkıp verdiği mesajlar ve halkı sokağa davet etmesi en büyük etkiyi sağlamıştı; o gün bugündür sokakları canlı tutan ‘demokrasi nöbeti’ de dünkü mitingle bütünleşince, her eğilimden insanı ülkenin sorunlarıyla ve geleceğiyle ilgilenir hale Cumhurbaşkanı Erdoğan getirdi.

Bunu sağlamak gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.

Muhalefet partisi liderlerinin o meydanda kalabalıklara hitap etmelerini sağlayan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘darbe girişimi’ sonrası takındığı toplumun bütününü kapsayıcı söylem ve davranışları oldu.

İlk ve son kez olmayacağı ümidine kapıldığım bu kapsayıcı söylem devam ederse, Türkiye, uzun yıllar boyunca bir türlü gerçekleştirme imkânına kavuşturamadığı kırılgan demokrasisini ‘olgunlaştırma’ yönünde önemli adımlar atabilir.

Kalabalık var… Kalabalık var…

Kalabalıklar iki yönlü sonuçlar doğurabilir.

Demokrasi, Allah vergisi hak ve özgürlüklere sahip olmaya kararlı bir kişi veya grubun arzusu ve kalabalıkları yanına çekme gayretiyle başlar; pek çok ülkede öyle başlamıştır.

İnsanlar meydanlara çıkarak demokrasi talep ettikleri için ‘kontrollü’ sistemlerin sonu gelmiştir.

Siz onlara ‘baskıcı rejimler’ de diyebilirsiniz.

‘Baskıcı bir rejimi’ bulunan Sovyetler Birliği’nden demokrasiye geçiş öyle olmadı mı?

Ancak aynı kalabalıklar, onları meydana toplayan irade farklı bir yönü işaret ettiği için, sonunda kendi hak ve özgürlüklerini kontrol altına almayı da getirecek baskıcı rejimleri de doğurmuştur.

İtalya’da Mussolini faşizmi ile Almanya’da Hitler nazizmi, liderlerin kalabalıkları arkalarına alabilme becerisiyle Avrupa’nın başına belâ olmamış mıydı?

O yüzden kalabalıklar… İnsanların belli bir amaç için gövde gösterisi yapması… Meydanları doldurması… Tek ses haline dönüşmesi… Bayraklar ve flamalar dalgalandırması… Bir ve beraber olduğu görüntüsünü o meydandan bütün dünyaya yansıtması…

Hiç kuşkusuz göz kamaştırıcı bir güzellik ve muazzam bir mesajdır da, o mesajın hayırlara vesile olması için, gösteriden sonra yapılanlar ve yapılacakların istikameti de önemlidir.

Demokrasiyi olgunlaştıracağımız yöne doğru mu gideceğiz sözgelimi?

Evet, o yöne gideceğiz. İrademiz o yönde.

Mitingin isminden başlayarak, davet sahibi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmadan Başbakan Binali Yıldırım, MHP lideri Devlet Bahçeli ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarında kullandıkları mesajlara kadar, hepsi, istikametin demokrasi olacağı işaretini vermekteydi.

İnsanlar demokrasi tehdit altına düştüğü için o meydan/lar/ı doldurdular. Aynı insanlar daha az demokrasi ile tatmin olmayacaklarını da haykırmış oldular.

Hayranlık uyandıran bir günün ardından, kendi kendimi ikna gayreti gibi görünebilecek bu ara notun sebebini de açıklayayım: Muhteşem miting hepsinin de ‘Türkiye-düşmanı’ veya ‘Türkiye-karşıtı’ olduğu söylenemeyecek ülkelerin başkentlerinde değişik yorumlara yol açtı.

Özellikle de baskıcı rejimler yaşamış şimdinin demokratik ülkelerinde…

Türkiye bu bâdireyi yalnız bir darbe girişimini başarısız kılarak atlatmakla kalmamalı, bir demokrasinin başına gelebilecek en büyük belâ başından geçtiği halde, o belâyı demokrasisini güçlendirerek geride bıraktığı için demokrasisi zayıf başka ülkelere ‘örnek’ de olabilmeli.

Kalabalıklar, birlik-bütünlük görüntüleri buna yaramalı.

Ne kadar sevinsek az

Türkiye’ye zarar verme amacıyla girişilen bir eylem, başarılı olamayınca, Türkiye’nin hayrına olacak mthiş bir gelişmenin önünü açma istidadı taşıyor.

Buna sevinmezsiniz de ne yaparsınız, tabii deli değilseniz…

ΩΩΩΩ

10 YORUMLAR

  1. Merhum Nurettin Topçu şöyle
    diyor Yarınki Türkiye adlı kitabında “Bize tecrübelilerin tecrübesi lazım değildir onlar geçmişin kötü teçrübesiyle bizi geriye götürürler. Bize gençlerin korkusuz atak adımları lazımdır ancak onlarla ilerleriz” Fehmi bey Üsdad siz usta kalemsiniz ve sizin yazılarınızı hep zevkle okuyabildim. Buna devam etmemek elimde değil lakin bu son yazınızı okurken bayağı endişelendim acaba siz de tarihin kötü tecrübeleriyle yeni toplumumuzu korkutmağa mı çalışıyorsunuz diye. Neyse ki iyi toparlamışsınız. Erdoğan Menderes değil yolum eski toplum değil ve elbet Allah’ın da bir hesabı vardır Şu siyonist Amerika’yı şişirip herşeyi ona bağlayan mason bozutuları ve emperyalistlerin yerli kiralık kalemlerinden bıktık artık

  2. Demokrasiyi koruma adina yapilan haksiz isten atilmalar, tutuklanmalari da dile getirirsiniz umarim, Bu demokrasi degil cunku elinde kanit olmadan magdur birakmak. Yalniz baslarina seyahat eden cocuklarimin NY ucagina alinmamasi, 15 ve 13 yasindaki cocuklara yapilacak davranis mi? Kimse neyi neden yaptigini bilmiyor sadece korku icinde mesnetsiz hareket ediliyor. Bu demokrasi degil Fehmi Bey magdurlari unutmayin.

  3. Kendi oyunu ilkokul mezunu birinin oyundan daha değerli gören ve oyların eşit olmasına sitem eden aydın, sanatçı veya elitistlerin sanırım 15 temmuz gecesi ve 7 ağustos günü demokrasiye,mandacılığa geçit vermeyen ve bu uğurda canını feda eden insanlardan bir özür borcu doğmuştur. Aksi halde oyların değerini 15 temmuz gecesi kimin ne yaptığına bakarak yeniden gözden geçirmek gerekecek.

  4. Kalabalığın büyük bölümü,yeni kapı metro istasyonundan çıkamadığı için geri dönmek zorunda kaldılar.acaba fetö yapmış olduğu beddua faslı ters etkimi yaptı. nedersiniz.

  5. Sayın Fehmi Bey.
    Daha önceki yazınızda Fetullah Gülenin acaba yalan mı söylüyor gibi bir ifadeniz vardı. Ben kurumlarda çalışan 2010 yılında da ayrılan bi öğretmenim. Ayrılma nedenim 1. Guven
    2. Adalet. Çünkü bu yoktu artık. Büyük dediğiniz abiler o an durumu kurtarmak için yalan söylüyor ve refarans da F.Gülen. Birisini bişeye mi ikna edeceksin. Hemen hocaefendi böyle dedi böyle istedi.tamam.yani açılmayan kapı yok.nede olsa herşey hizmet içindi.F.Gulenin bi özelliği bilen ama yanındakilerin zaman içinde yaptığı işler vardır.F.gulene sorulduğunda da çok rahatlıkla ben bilmiyorum der. Tıpkı size dediğ gibi. Bu bide yanındakilerin buldukları bi yöntem galiba. Kendiletince hocaefendileri yalan söylemiyor.????
    Son söz şunu söyleyebilirim. Bu sistemde HocaEfendisiz bişey yapamazlar. çunku kapılar açılmaz. onun mutlaka haberi vardır.
    Hala hak ve hukuka inanıyorlarmı bbilmiyorum, ben hakkımı helal etmiyorum. cunku ben bunun için yola çıkmamıştım.

  6. bence iki soru var:
    1- iktidar ve özellikle Recep Tayyip Erdoğan Milli birliktelik olayında samimi olup ülkenin yapısına göre homojen bir devlet ve kadro anlayışıyla Rasyonel bir devletçilik yaratacak mı?
    2- Cemaatin Türkiye’de kalan kadroları yurt dışından nasıl organize edilerek ülkede en azından lobiciliğe devam edecekler?
    hepimiz ilkine samimi inanıyoruz. özellikle Arapların darbe tavrı Batılı kafada olmayan bir Türkiye’nin geleceği olmayacağını gösterdi. Hukuksuzluğun kimseye yaramadığını da anladık. artık normalleşip ekonomiye dönme zamanıdır. Ancak özellikle Milli Eğitimde fırsattan istifade radikal mevzuat değişikliklerine gidiverdi.
    etkilenenler ise Cemaatçiler değil tam tersine ağırlıklı iktidar yanlısı olmak üzere normal küçük girişimciler.
    ikincisi için; cemaatin laboratuvarları olan üniversite evlerine bir emniyet çalışması olmadığından endişeliyiz. İnsanlar korkup çocuklarını göndermezler inancıyla mı hareket ediyor devletimiz? paralı parasız ders ve dershanecilik yapan evciklere ne Emniyetten ne diğer kuruluşlardan müdahale olmuyor. Demek ki Makro ideallere Mikro tepkiler hala zayıf.
    Ancak şu anda bürokraside kimsenin hatıra binaen sorumluluk almadığını, “kimsenin kimsenin işini yapmadığını” fayda var. Ülke ve millet vatan sevdasında iken bürokrasi kendini kollama peşinde galiba.

  7. El Hak dogrudur söyledikleriniz. Bu bağlamda ilave edilecek bir şey yok. Ancak HDP tabanında da büyük çoğunluğun aynı duyguları taşıdığını sanıyorum. Ama üstte yer alanlar 80 milletvekili ile geldiklerinde terör örgütü ile göbek bağlarını kesip rüştünü ispat edemediler. Buna acıyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here