Washington’da kaçırılan fırsat: Adil Öksüz ve Binbaşı O. K. de tanıklıklarıyla eşlik edebilselerdi..

12

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın Washington ziyaretini uzaktan ve gezisine katılan gazetecilerin yazılarından izlerken.. aklımı en fazla karıştıran konu.. Türkiye’de hepimizi derinden etkilemiş 15 Temmuz uğursuz darbe girişiminin adlı adınca görüşmelere taşınmamış olmasıdır.

Sadece günler ve aylar boyunca ülkemizde medya aracılığıyla ve bazı siyasiler ağzından darbe girişimi ile ABD arasında kurulan doğrudan ilişki sebebiyle de değil…

Girişim sonrasında meydana gelen zemin kaymasının ABD’ye ve dünyaya AK Parti iktidarı ile bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan aleyhine hava yaratacak biçimde yansıması yüzünden de konunun önemi var.

Türkiye’nin ABD’den iadesini veya hiç değilse tutuklanmasını talep ettiği Fethullah Gülen‘in imzasını taşıyan bir makalenin, Beyaz Saray’daki görüşme günü, ABD siyasetini etkileyen en önemli gazetelerden biri olan Washington Post’ta (WP) yayımlanması bile, konunun orada açılmasının ne denli önemli olduğunu gösteriyor.

‘Artık tanıyamadığım ülke Türkiye’ başlıklı yazıya, gazetenin internet sitesinden ulaşılabiliyor. WP yazının İngilizcesi yanında Türkçe metnini de koymuş sitesine…

Size de bu durum garip görünmüyor mu?

Bana görünüyor doğrusu.

Darbelerde ‘Amerikan parmağı’

Türkiye’de meydana gelen askeri müdahalelerin hepsinde ‘Amerikan parmağı’ aramak gibi bir sporumuz var. Hafife aldığım sanılmasın, ABD onayı olmadan bir askeri darbe yaşanabileceğine inanmayanlardanım ben ve bugüne kadar yaşadığımız müdahalelerin hemen hepsinde Washington’un parmağını görebiliyorum.

Adnan Menderes‘in Washington tarafından üzerinin çizildiğine dair kıymetli bir tanıklığı, dönemin Washington büyükelçisi Suat Hayri Ürgüplü‘nün ağzından burada aktarmıştım; Menderes‘in ‘başarısız’ Beyaz Saray ziyareti (Ekim 1959) üzerinden bir yıl bile geçmeden 27 Mayıs 1960 darbesi yaşanmıştı.

”Altımızı oyan CIA imiş” tespitini, dönemin etkili siyasilerinden İhsan Sabri Çağlayangil, müdahalede bulunan askeri kadronun liderinin ”Sosyal gelişme ekonomik gelişmeyi aştı” gerekçesiyle izah ettiği 12 Mart 1971 darbesi için yapmıştı.

12 Eylül 1980 darbesinin, dönemin ABD başkanı Jimmy Carter‘a, ”Bizim çocuklar yaptı” diye müjdelenmesini ise üzerinden çok geçmeden öğrenmiştik…

‘Post-modern darbe’ adıyla literatüre geçmiş 28 Şubat 1997 müdahalesinin pek az irdelenmiş arka-planında, ABD dışişleri bakanı Warren Christopher imzalı bir belge bulunuyor; o belgede, Christopher, kısa süre sonra MGK’da askerler tarafından seçimle gelmiş hükümetin önüne konulan maddeleri sayarak, Refahyol hükümetinin sonuna yaklaştığını belirtiyor.

Eğer bu tablo yeterli sayılmazsa, 15 Temmuz 2016 gecesinde, ABD’nin Connecticut eyaletindeki bir panelde konuşan Michael Flynn‘in yaptığı, ”Bizim sevdiğimiz subayları Türkiye’de şu anda yönetime müdahale ediyor” açıklamasını hatırlatayım; o konuşmanın videosu YouTube’da duruyor, oradan izlenebilir.

Michael Flynn‘ı Beyaz Saray’a ‘ulusal güvenlik danışmanı’ olarak almıştı Trump; sonradan yine ülkemizin isminin geçtiği bir skandal sonucu istifa etmek zorunda kaldı.

Demek istiyorum ki, seçim kampanyası sırasında Amerikan halkına ”Bundan böyle başka ülkelerin içişlerine karışmak da askeri müdahaleleri teşvik etmek de yok” sözü vermiş olan yeni başkan Trump‘a, kendisinden önceki başkanların bu sicilini hatırlatmak iyi olurdu.

Bilmiyor olabilir çünkü.

Hatırlattıktan sonra 15 Temmuz hâinlik dosyası daha kolay açılırdı.

Adil Öksüz ile Binbaşı H. A. ya da O. K.

Amerikalılar, kendilerinden ‘iadesi’ istenen Fethullah Gülen‘le ilgili adli süreci başlatmak için, o gece yaşananlar ile Gülen arasında doğrudan irtibat kurmayı sağlayacak isim olan Adil Öksüz‘ün bulunup itiraflarının sağlanmasını talep etmişlerdi birkaç ay önce.

Ne çare, Adil Öksüz hala ortalarda yok.

Bu talebe muhatap edilen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Washington heyetinde yer alıyordu.

Yakın zamana kadar kendisinden ‘H. A.’ diye söz edilen ‘ihbarcı subay’ (rütbesi ‘binbaşı’ olarak açıklanmıştı, ama bir kaynak ”Adı da rütbesi de farklı olabilir” demişti) FETÖ davalarının birinin iddianamesinde ‘O. K.’ rümuzuyla karşımıza çıktı. O. K. TSK’dan ihraç edilmiş, ancak koruma amacıyla MİT’te görevlendirilmiş…

Onun kamuoyu önüne çıkartılarak yapacağı tanıklık bile ses getirirdi.

Adil Öksüz‘ün ve O. K. rümuzlu subayın Washington’da heyetimiz tarafından medya önüne çıkartıldığını ve tanıklıklarının bütün dünyaya öylece iletildiğini bir düşünün…

Elbette, o geceyi en muhataralı biçimde geçirmiş iki önemli şahsiyet olan Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘ın, Trump ve kadrosuyla yenilen yemek sırasında o sofrada bulunduğunu da unutmuş değilim.

Haberleri biraz da ”Konuyu onlar açmış olabilir mi?” merakıyla okudum, ama merakım cevapsız kaldı.

Yalnızca “Gülen’i iade edin veya tutuklayın” demekle yetinmişiz.

Kaçan fırsatların ardından konuşmak kolay oluyor da, fırsatları yeniden yakalamak ise, maalesef, çok zor.

ΩΩΩΩ

12 YORUMLAR

  1. Bir devlet memuru düşünün,Devlet Üniversitesinde çalışıyor ve iş yerine ayda yılda bir uğruyor.Bu adamın iş yerindeki rahatlığı sizin gibi duayen bir gazetecinin dikkatini çekmiştir.Bu adamın görev şifrelerini bulmak için, işyeri puantajlarını araştırmak sureti ile başlamalıdır.Bazen gerçeği öğrenmek için basit,çok yakınımızda dönen olayları,durumların çözümü ile mümkün olabilir

  2. Acaba?

    15 Temmuz darbe gecesinden beri bir Adil Öksüz muammasıdır gidiyor. Bu konuyla ilgili yüzlerce makale, tv programı yapıldı. 15 Temmuz öncesinde tanınmayan bu kişi, 15 Temmuz’dan sonra ismen bilinen biri haline geldi. Bu kişi, alçak kalkışmanın kilit ismi olarak lanse edildi. Akıncı Hava üssünde yakalanan alçakların hepsi ters kelepçeli iken, bu şahsın elleri düz kelepçeli olarak resimleri servis edildi. Adil Öksüz çıkarıldığı mahkemede itirazlara rağmen ilgili hakim tarafından serbest bırakıldı. Daha sonra da bu şahıs elini kolunu sallayarak sırra kadem bastı. Öldü mü, öldürüldü mü, kaçtı mı, kaçırıldı mı? Bu konuda bir çok senaryo gündeme getirildi. MİT’e çalıştığı bile söylendi.MİT çok sonra açıklama yaparak kendileri ile bağlantısı olmadığını söyledi.Daha sonra bu şahsın CIA’nın adamı olduğu iddia edildi. FETÖ’nün kuryesi olduğu söylendi. Senaryolar bu şekilde devam ederek söylentiler çoğaldı.

    Darbenin bütün kodları bu şahsı adeta kilit konuma getirdi. İyi ama bu şahsı nerede? Neden bulunamıyor? Şehir efsaneleri aldı yürüdü: MİT’in öldürdüğü, FETÖ’nün öldürdüğü, veya ABD elçiliğinde saklanarak bir şekilde kimlik değiştirilerek kaçırıldığı vs. söylentiler devam etti… ABD elçiliği bir açıklama yaparak bu şahısla ilgili bilgilerinin olmadığını söylediler…

    Bir şehir efsanesi de biz uydursak, acaba mantıklı olur mu? Bu şahıs yüzlerce kere Fetöş’ün yanına gidip gelen bir öğretim görevlisi. İstanbul’un herhangi bir ilçesine yüzlerce kez gidip gelsen; esnaf, emniyet, çevreden sorarlar; ‘ne iş sen habire girip çıkıyorsun?’ diye.

    Şimdi bu öğretim görevlisi, devlet memuru şahıs yüzlerce kere ABD’ye gidip geliyor. Bu kadar çok giriş çıkışın istihbarat birimlerinin dikkatinden kaçacağını sanmıyoruz.

    Bizim şehir efsanemiz bunlarla ilgili de değil. Başka bir yerden yürümek istiyoruz. Hatırlayın daha önce de FETÖCÜLER Gürcistan üzerinden kaçmışlardı. Sonra Gürcistan üzerinden başka ülkelere sığınmışlardı. Zekeriya Öz örneği gibi. Almanya’ya sığındı bu FETÖCÜ ama oraya Gürcistan üzerinden geçti. Gürcistan serbest giriş çıkış yapılan adeta bir serbest bölge vazifesi gördü. Gürcistan bir çıkış kapısıydı onlar için.

    Bu tesadüf olamazdı, önceden çalışılmış, bilgi edinilmiş bir güzergâh olduğu açıkça ortadaydı. Burada gözden kaçan bir nokta var. Bizim şehir efsanemizde burada başlıyor. Gürcistan gibi civar ülkelerde Rus istihbaratı çok etkin. Kuş uçsa Rus istihbaratının haberi oluyor. Bu güzergâhtan geçenleri mutlaka biliyorlardır. Rus istihbaratının geçişlerde göz yumdukları kişilere göre bir önem sıralamaları vardır. Ama içlerinde öyle biri olmalı ki; İncirlik Hava üssüne rahatlıkla girebilecek, dolayısıyla ABD ve CIA bağlantısı çok sırıtacak biri herhalde Ruslar içinde önem arz ediyor olmalıdır. Üstelik bu kişi hain bir darbe girişiminin de kilit ismi haline gelmişse.

    Acabayı sormaya devam ediyoruz, dedik ya bu da bizim şehir efsanemiz. Bu şahsı Ruslar o güzergâhtan alıp MOSKOVA’YA götürmüşler ise… Bu ihtimal hiç sorgulanmadı. Eğer Adil Öksüz için söylenilenler doğru ise; bu şahıs neden ABD’ye kaçsın ki? Sonuçta ABD kendisi ile ilişkisi olan birini gözünü kırpmadan yok edecek veya Türkiye’ye karşı pazarlık konusu haline getirecektir. (Zarrap ve Halk Bankası örneği gibi) Yani kullanacaktır. Dolayısıyla Adil Öksüz kilit konumda biriyse bunları biliyor olmalıdır diye düşünüyorum. Adil Öksüz herhangi bir Avrupa ülkesine kaçsa, ABD eliyle koymuş gibi bulacaktır. O zaman geriye ne kalıyor elimizde? Bu durumda Adil Öksüz için en güvenilir liman Rusya olmaz mı? Denildiği gibi biriyse bu şahısın Rusya’nın elinde olması onların da işine gelir.Bu şahıs şok şey bilen biriyse, bildiklerini kullanarak hayatta kalmaya çalışacaktır.

    Şimdi bir an 15 Temmuz günlerine geri dönelim: Putin’in danışmanı Aleksandr Dugin ‘darbeyi önceden bildirdik’ diye Türk ve Rus medyasına konuştu. Üstelik darbe öncesi ve günü bu şahıs Türkiye’de idi. Adil Öksüz’ün acaba önceden Rusya ile bir ilişkisi olabilir miydi? Öksüz, Ruslar’ın elindeyse ve FETÖ’nün Ak Parti ile olan ilişkileri konusunda Ruslara bilgi vermiş ve Ruslar da bu bilgileri Türkiye’ye karşı kullanıyor olabilir mi?

    Bir anekdot: Rus Elçisi Karlov’un öldürülmesinde bu kişi üzerinden iş taşeronlar vasıtası ile ABD ve Rus hesaplaşmasına dönüşmüş müdür?

    Hiç bizi boşuna arayıp da sormayın. Resmen söylüyorum, bizim anlattıklarımız da şehir efsanesi.Herhangi bir net bilgimiz yok. Ama bizim şehir efsanemiz diğerlerinden daha mantıklı.

    Oktan Keleş

    oktankeles@gmail.com

    onaltiyildiz@gmail.com

  3. Neyin tanıklığını edecekler. Washington Post’ta RTE’nin Washington’u ziyaret ettiği gün FG’nin yazısının çıkması aslında Amerikan basınında RTE’nin hiçbir ağırlığının olmadığının ve RTE’nin darbenin failleri hakkındaki iddialarının hiç bir geçerliliğinin olmadığının açık bir göstergesidir. Öksüz’ün Akıncı üssünde bir tane resmi veya videosu yok. 85 koli dedikleri deliller ise saçma sapan 1 dolar, haki renkli cübbe, kafasını salladı, fesi yan yattı, sol ayağını kaldırdı, sol eli uçak sağ eli helikopter yaptı, bebek reklamı, siren sesi, subliminal mesaj gibi abuk sabukluklarla dolu. Özellikle 1 dolar ve Atari oyunundan darbe delili çıkaran Türk yargısı Batı basınında alay konusu oldu. NYT ise en son iki gün önceki op-ed yazısında TR’nin darbenin arkasından FG’nin olduğuna dair bir delil sunamadığını yazdı. Ve yalan bir olaydan dolayı yüz binlerce insan ekmeğinden oldu ve şu anda onbinlercesi hapishanelerde işkence görüyor. Evet vicdanım el vermiyor. Bir çok insan 2 köprü ve 1 tünele vicdanlarını satmış durumda. Ve en kötüsü darbeyi FG’ye yıkmak için milletin üstüne kurşun sıkan gerçek darbecileri serbest bırakıyorlar.

  4. Fehmi Bey, lütfen Türkiye Cumhuriyeti’nin devletine ve mevcut hükümetine biraz güvenin. Sandıklar dolusu klasörler dolusu delil içerikli belgeler elden teslim edildiği halde ABD’li ilgililer tarafından işleme alınmadığı haberlerini sanırım hepimiz okuduk. Yüzler, belki binlerce belgeyi dikkate almayıp, belki de kendilerinin saklamakta oldukları bir kişinin itirafını ikna olma şartı olarak açıklayan tarafın niyeti gayet açıktır. Sizin yazdıklarınızla beraber değerlendirildiğinde, ABD gizli servisinin bu işin neresinde olduğu gayet açıktır. Daha fazla açılmaya imkanlar izin vermemektedir, vesselâm.

  5. Gene “muzip” bir yazi olmus. Yemekte bulunan “onemli iki sahsiyetin” asil Turk kamuoyuna konusmasi lazim.

    Benim tahminim Avrasya Klik’inin MIT ayagi tuzagi kurdu, GKB da yemi yuttu. Artik onlara gebe.

  6. 90lı yılların ikinci yarısında SOL muhafazakar kesime el uzatacak sosyal bir normalleşme adımı atmayarak büyük bir hata yapmış, bedelini bir daha asla iktidara gelemeyecek şekilde küçülmeyle ödemişti.
    Şimdi Eğer Recep Tayyip Erdoğan eliyle;
    Bir modernleşme, normalleşme ve demokratikleşme sistematiği getirilmesi için büyük bir fırsat var.
    Yapsın, Türkiye’nin 2.Atatürkü olur.
    Yoksa aynı şartlar aynı sonuçları doğurur.

  7. Daha önceki yazıların birinde de belirtildiği gibi Abd ile görüşmelerde yeni bir yöntem geliştirildi önce bir üst düzey ekip gitti gerekli görüşmeler yapıldı fikir alış verişler i yaptılar dosyalar konmuştur ortaya bu dosyalarda illaki burada belirtilen gelişmelerde vardı
    Napılsaydı orada 15 temmuzun ha inliğinin hesabını sorup orada birilerinin beklediği kavgayımı çıkaracaktı bu konunun ele alındığının en büyük kanıtı burada tutuklanan bir papazın birinci ağızdan istenmesi ve Cumhurbaşkanımızın hehalde şunu demiştir siz bizim istediklerimizi verin bizde sizin istediklerinizi

    İşin ciddiyeti nasıl anlaşılıyor Merkel bir kişi için burayakadar geliyor Abd başkanı bir casus papazı istiyor bu durumda herhalde bizimkilerinde eli armut toplamıyorya gerekli girişimleri yapmışlardır

    Abd 15 temmuz kepazelğinin tam ortasında zaten onlarla kavga etmeden akıllıca gerekeni yapmalıyız
    Hele hele Bayan Clinton un FTÖ ile ilişkileri darbeden aylar önce gizlice gelip uşakta bir işadamıyla görüşüyor bu öyle basite alınacak bir durum deyil .
    Bu köşede aslında bu kirli ilişkilerinde yazıya dökülmesini isteriz .

    Bu gezinin getirisi ve götürüsü daha sonraki günlerde göreceğizdir bazı şeyler zamana yayılır belki bir ay belki bir yıl sonra ortaya çıkar

    15 temmuzun hainliğini sadece Ftö ile bağlantılamak yanlış olur bunun birde Sol ayağı var Ftö. Abd . Ab .ve Sol .un bu yolda giderken merdiven olmuşlardır büyük bir hayale kapılıp bu ülkeye hainlik etmişlerdir herkes yaptığı zulmün karşılığını görecektir bunlara acımak lazım
    Allah cc ıslah olmalarını nasip etsin

  8. ..”Ne çare, Adil Öksüz hala ortalarda yok.”

    Ortalıkta olmayan bir Adil Öksüz’ün …”Washington’da heyetimiz tarafından medya önüne çıkartıldığını ve tanıklıklarının bütün dünyaya öylece iletildiğini bir düşünün…”

    Düşündüm de, Adil Öksüz’ün devletin elinde olduğu bilgisini Sayın Koru’ya bir ”derin kaynağı”mı iletti diye..

    Devletin elinde, çünkü Koru’nun, sırra kadem basmış ve nerede olduğu bilinmeyen Öksüz’ü, Washington heyetimiz tarafından medya önüne çıkartılmasını önerecek kadar ve bunu ”kaçan bir fırsat” olarak değerlendirmesi hem ”derinlerden” bilgi aldığını hem de Öksüz’ün, devletin elinde olduğunu gösterir, değil mi?

    Sizi bilmem, ama ben böyle anladım.

    Eğer böyle ise bu yaşadıklarımız nedir?

    Yani ülkemizde yaşanan her darbede ABD’nin parmağı olduğuna, Sayın Koru gibi bende buna inananlardanım.

    Bunu 15 Temmuz mel’aneti için de söyleyeceğimize göre nedir bu ”eşeğe gücü yetmeyenin semeri dövmesi” misali hep semeri dövmemiz?.. Birde bunu, Öksüz’ü elinde tutarak yapıyorsa! Semer den ortalığa yayılan toz toprak içerisinde nefes alamaz oldu ülkemiz…

    Hangimizin kafası rahat, hangimizin ağzının tadı yerinde ki?

    Üstüne üstlük, birde müttefik, dost nitelediklerimizin neticede birlik-bütünlüğümüz aleyhine, PYD-YPG/PKK ile iş tutması, ağır silah yardımında bulunması ve Türkiye gibi bir devletin belkide ”çaresizliği” içimi karartıyor.

    Irak tamam, Suriye tamam, belki sırada İran var.. Sonra?

    Sonrası, PKK’nın Türkiye merkezli olması ve 30 yılı aşkındır ülkemizde kan akıtması, Türkiye’nin, sıradan ilk çıkan olduğunu mu gösteriyor ne?

    Allah encamımızı hayr eyleye.

  9. Oylamadan önce “Halkımı tanıyorsam ‘Hayır’ çıkacak.” demiştim. 15 Temmuz’dan sonra Kuran seminerlerimi okuyanların sayısı binlerden yüzlere düştü. Eğer Kuran ile ilgilenmeye devam ederlerse bu, bir tercih meselesi olur. Yok, ben bilemedim diye Kuran’la ilişkilerini keserlerse bunlar birer zavallıdır, seminerlerimi okusun okumasın ne işe yarar. Ben seminerleri kendim ve birlikte çalıştığım arkadaşlarım için yazıyorum, sorun değil. Ne var ki Rus uçağı düştüğünde “Bundan ne Moskova’nın ne de Ankara’nın haberi vardır. Türkiye özür dilemelidir.” dedim, dediğim çıkmadı mı? 15 Temmuz’u ne Sermaye yaptı, ne CIA yaptı diye yazdım. Gün geçtikçe dediklerim artık savunuluyor. Ergün Diler’in yazıları, Koru’nun bugünkü yazısı benim daha önceki günlerde söylediklerimin belgelerini sunuyor.
    ‘Evet’te yanıldım diye seminerlerimi okumayı bırakanlara bu iki olayı hatırlatırım. “Esad’a karşı olunmamalıdır.” diyordum. Esad’ın gitmesi demek ABD’nin gelmesi demektir. Rusya ile ABD’nin anlaşması ve Ortadoğu’yu birlikte sömürmesi demektir. Türkiye yıllarca Barzani’nin bağımsızlığına karşı çıktı, şimdi dost oldular. O zaman da o siyasete karşıydım. Şimdi de Suriye ve Irak’ta yeni Kürt devleti oluşturacakmışlar. Sevinmeliyiz. Biz niye karşı çıkıyoruz?
    Hatta demeliyiz ki “Eğer Türkiye Kürtlerinden oraya göç edecek olanlar olursa gidenler gelenlerden fazla ise toprak veririz ama gelenler fazla ise payımızı isteriz.” Askerlerimizi oradan derhal çekmeliyiz. ABD ve Rusya’nın Suriye ve Irak politikasına karışmamalıyız. Biz ne zaman üç yüz milyon oluruz, güçlü ekonomimiz, güçlü ordumuz olur o zaman düvel-i muazzama arasına gireriz ve işte o zaman söz söylemeye hakkımız olur. Erbakan’ın ABD büyükelçisine dediği bir söz vardır. “Biz birkaç asır sizin şimdi bulunduğunuz yerde idik. Biz sizin bu yerinizi elinizden almayı istemiyoruz ama çekiç güç Türkiye’de teröristleri besliyor, buna izin vermeyiz.” NATO’nun Türkiye’de kalmasına izin verdi ama çekiç güç de Türkiye’yi terk etti. İşte siyaset budur.
    Gülen ve Öksüz darbe yapmadılar. Öksüz belki de ordumuzun ajanı idi. Yarım asırlık hazırlık iki saatte başka türlü biter miydi?

  10. İşte bu…Fehmi Bey”in “klası”na yakışan.kendisinden uzun süredir beklediğimiz sıra dışı özgün bir yazı.
    Bazılarının “al kozu-ver Papazı” arabeksine bağlamak istediği,”Amerika çıkarması(!) ne olduğu ve ne olması gerektiğini nazara veren ve derin derin düşünmeği gerektiren “tarihi”denilebilecek bir yazı bence…
    Bu değerli yazıyı okuduktan sonra,uğursuz 15 Temmuz karanlığının onbinlerce yürekten birisi olarak bende de açtığı yara yeniden sızladı.
    Sorumlu mevkide olanlar, kanayan bu yaranın kangren olabileceğini düşünerek,bir an önce iyileştirici operasyon yapmaları elzemdir.

  11. Fehmi bey Türk heyeti buraya geldiği gün,
    buradaki basında 15 Temmuz darbe girişimi
    Hakkında bir kaç yazı yayınlandı.Darbenin arkasında kimin olduğunu resmi ile birlikte yazmışlaridı.

    Sahi bizim burdaki elçilik görevlileri ne işle uğraşiyorlar? Basını bile takip etmekten acizler bu tip yazılara neden itiraz edip yalanlamiyorlar? Çok garıp Türkiyede Amerka hakkında en uf bir haber çıksa hemen ABD büyük elçiliği o habere tapki gösteriyor.

    15 Temmuz darbe girişimine batılılar bizim kilerin söylemlerinin tam tersini iddia ediyorlar ve bize inanmiyorlar.
    Belki bizim heyet onun için konuya açmamışlardır.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here