Okunmayan yazarlar, dinlenmeyen yorumcular ve yeni medya düzenimiz…

18
Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2014-02-04 12:05:02Z | http://piczard.com | http://codecarvings.com

Birkaç ay önce, henüz Aydın Doğan’ın sahipliğinde iken, CNN-Türk’ten bir programa katılma daveti aldım. Daveti telefonla ileten görevliye beni ekrana çıkarmada zorluk çekilebileceğini hatırlattım. “Öyle şey olur mu Fehmi Bey” dedi genç kız, “Sizi bizzat program yapımcısı istiyor…”

Kendisine durumu şöyle izah ettim: “Ben yaklaşık 2,5 yıldır hiçbir kanala davet edilmiyorum. Söylenene göre, sizlerde bir ‘asla çağrılmaması gerekenler’ bir de ‘çağrılmaları şart olanlar’ diye iki liste varmış ve benim ismim de ilk listede imiş. Davetinize icabete hazırım, ama kapıdan çevrilmek de istemem…”

“Endişeniz yersiz, ben program yapımcısını arayıp size hemen döneceğim” diyen genç kızdan o gün bugündür bana dönmesini bekliyorum.

“Neden ekranlarda sizi göremiyoruz?” diye soranlara ise farklı cevaplar veriyorum. Genellikle dediğim şu: “Eh ne de olsa yaşlandık sayılır; biraz da gençler ekranlara çıksın…”

Cevabıma itiraz eden insanların tepkilerini hoşuma gitsin diye söylediklerini sanıyordum.

Dün benim için üzüntülü bir gündü.

Vaktiyle yazarlığını yaptığım gazetelerde köşesi olan yazarların okunmadığını, 250 kez ekranlara çıkan ve gazetede köşesi olanların bile toplumda hiçbir iz bırakamadığını itiraf eden biri çıktı çünkü.

Bazıları ‘yandaş medya’ bazıları da ‘havuz medyası’ diyorlar, ama ben bu tür yakıştırmaları sevmediğim için hükümete yakın bilinen gazeteler ve televizyon kanallarını ‘AK Parti’nin itibar ettiği’ sıfatıyla anıyorum.

AK Parti iktidara geldiğinde ‘itibar’ etmeleri gereken destekçi gazete sayısı fazla değildi, televizyon kanalı ise tekti. Bugün ise AK Parti’den itibarı hak eden çok sayıda gazete ve haber kanalı var. AK Parti tarafından sevilmeyen yazarlar gazetelerde kendilerine yer bulamadıkları gibi, yorumcular da TV kanallarına yaklaştırılmıyor.

Medyamız, itirafçı itibarlı yazarın deyimi ile, ‘medeni ölüler’den geçilmiyor.

Durum bu. Durumun böyle olduğunu meğer herkes biliyormuş; sonunda ben de öğrenmiş oldum.

İtibarlı yazara göre, medyada yer alan isimler okunmuyor, yorumculara ise kimse metelik vermiyormuş. “Bazı yazarlar gün boyu 1 tık almış, sadece bir tık; babası bile okumamış demek ki… En fazla televizyon izlenen saatlerde anaakım ekranlara çıktığı ve köşe de yazdığı halde toplumun hiç tanımadığı adam dolu ortalık” diye yazmış itibarlı yazar…

[O tek tıklama, o yazarın babasına değil de her sabah en az 15 gazeteyi OcakMedya sitemizin ‘seçilmiş yazılar’ bölümü için tarayan ve yazarları tıklayan bana aittir. TV’deki tartışmaları izlemeyi bırakalı çok zaman olduğu için reytinglerde payım yok.]

Üzücü durum bu. Hem o yazarlara köşe sunan medya patronları açısından üzücü, hem de okunmadığı halde o köşeleri boş bırakmamak için çabalayan ve izlenmediği halde ekranlarda dil döken kişiler için üzücü.

Tablo hakkında ayrıntılı bilgiler verilen yazıda hep internetteki ‘tıklanma’ üzerinde duruluyor; esas vahim tablo satışlarda yaşanıyor olmalı. İnternetten bedava erişilen bir yazıyı tıklama zahmetine katlanmayan kişiler, cebinden para vererek okumayacağı yazarlarla dolu gazeteyi satın almaz herhalde.

Çoktandır gazetelerin ilan edilen satış rakamlarının gerçeği yansıtmadığı, bir çoğunun büyük zararlar göze alınarak ömürlerini sürdürdüğü konuşulurdu. Kurlardaki artış yüzünden bazı gazeteler fiyatlarını yeniden ayarladılar, diğer gazeteler ise bunu yapma ihtiyacı hissetmediler.

Satılmayan gazetenin fiyatını niçin düşüreceksin ki?

Reklam desteği önemli elbette, ancak dün paraya kıyıp satın aldığım tirajı yüksek bilinen gazeteye o gözle baktığımda, bir zamanlar haber ve yazılarla reklamların sayfa işgali bakımından yarıştığı gazetede bahse değer bir reklam yığılması da göremedim.

Bir reklamveren dostum o gazetede vaktiyle servet ödemek gereken tam sayfa reklamın şimdiki fiyatını söylediğinde ise feleğim şaştı.

Çoktandır gazetelerde dişe dokunur özel haber ara da bulasın.

Ajanslardan ve resmi kurumlardan servis edilen haberlerle yüklü gazeteleri birbirinden farklı hale yazarları getiriyordu; şimdi onların okunmadığını öğrenmek meslek adına çok sıkıcı.

Gerçek buysa bir şeyler yapılması elzem.

Kendi hesabıma ben önce sayılarını her güne çıkardığım yazılarım için ulaştığınız bu internet sitesini devreye soktum. Sosyal medyada 350 bin kadar takipçim, sitemde bazı günler 30 binin üzerine çıkan sürekli okurum var.

OcakMedya adıyla başlattığım ve yöneticiliğini yaptığım haber sitesi de tahminlerimizin ötesinde ilgi görüyor. Tamamen gönüllü yazar kadrosu başka mecralarda gündem teşkil eden yazılarıyla dikkatle izleniyor OcakMedya‘nın…

Elimizden gelen bugünkü imkansızlıklarla ancak budur.

Merkez medyada yazarken köşelerini kaybetmiş olan meslektaşlar için de bu yol açık. Başarılı -hatta bizden de başarılı- başka örnekler olduğunu da biliyorum.

Yeterli mi?

Kesinlikle yeterli değil.

Daha etkili olabilecek, korkusuz haberciler ile güvenilir yorumcuları bünyesinde barındıran bir yayıncılık anlayışını geniş çaplı duyurarak gündeme taşımak gerekiyor.

Basılmasına lüzum yok gazetelerin; gelişmeleri anında okura sunarken, dünyada, bölgede ve Türkiye’de gelişen olayların perde arkası ayrıntılarını irdeleyen, özel ve ayrıntılı haberlerle donatılmış dijital yayıncılık global çapta ön planda bugün.

Yapılacak şey böyle bir yayını güçlü hale getirmek.

Gerçeklerin peşinde bir gazeteci kadrosu ile okurun aramaya devam ettiği yazarları buluşturacak bir yayın grubuna ihtiyaç var.

Bu, birilerine imkan sunmak için değil, gazeteciliğe inancı ve güveni sağlamak ve mesleğe itibarını yeniden kazandırmak için gerekli. Okunmayan yazarlar, söyledikleri dinlenmez yorumcuların zedelediği inanç ve güveni tazelemenin yolu buradan geçiyor.

Klasik yapılanmaya sahip medya grupları yavaştan kepenk kapatmaya başladılar, bu olumsuz gidişin arkasının gelmesi tehlikesi de var.

Bir şeyler yapmanın -ama güçlü bir biçimde yapmanın- tam zamanı.

[Yazımı okuyunca bu yolda herhangi bir girişimden haberdar olduğumu ya da kendi adıma talepte bulunduğumu düşüneceklere kısa bir açıklama: Hayır, böyle bir girişimin tarafı olmadığım gibi yapılabileceğinden umudum da yok. Ben sadece uyarı görevimi yerine getiriyorum.]

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

  1. Sn Koru,
    30 yıldır takip ediyorum yazılarınızı(referans).
    Tespitleriniz, olaylara yaklaşım tarzınız, analizleriniz ve ortaya koyduğunuz ürün ben ve sizi takip eden birçok insan tarafından bir rol model oldu yıllardır. Öğrenciydik tanistigimizda yazılarınızla ve mezun olup iş güç sahibi olduk hatta çoluk çocuk sahibi olduk ve de hatta emekli olduk ve de hatta hatta torun sahibi bile olduk.. Siz hala aynı kıymette aynı kalitede üretmeye devam ediyorsunuz.
    Çok zorumuza gidiyor sizin ve sizin gibi değerli entellektüellerin yerini sığ insanların yerinizi alması. Ama ayni zamanda Çok zoruma gidiyor bu birikimli entellektüellerin bir araya gelip birşey yap(a)mamaları ! Birkaç iyi adamın bir araya gelip toplumdaki medya ihtiyacına cevap verememesi çok zoruma gidiyor. Bu ihtiyacı gidermek boynunuzun borcu değil midir, ilminizin zekatı, birikimlerinizin halka arzı değil midir? Nurettin Topçu nün maaş almayan millet vekillerinden müteşekkil bir meclis hayali gibi para kazanmadan bir gazete/platform kurulamaz mi o bahsettiğiniz yasaklı listesindeki entellektüel değerlerle?
    Son cümlenize (umut olmaması ) aklen katılmakla beraber gönlümüzden geçen bu ihtiyacın da giderilmesi. Ancak ya tutarsa, ya bir dip dalgası olur da başarırsanız, ya fabrika ayarlarını tutturursaniz medyada! Işte bütün mesele de bu. Kimse musade etmez buna(akıl). Entellektuellerimizi konformizmlerinden alıkoyan nedir ki(gönül)?

  2. Ben sn koruyu hic bir yazisini atlamam okurum ocak meedyayi kesinlikle okurum sn koru yorumunuza katiliyorum yazar kadronuzda cengiz candari ahmet. Ve prf mehmet altani Ali bulaci birde josca ladincrk hani o turkle evli olan hollandali yazar nazli ilicak ve lale Kemal hanimlarida gørmek isterim ben inanin tv lere bakmiyorum cunki gunaha giriyorum hele o bazi kalemleri okumak søyle dursun tv ekranlarindda gørmeye bile tahamul etmiyorum insani basbayagi enayi yerine koyorlar

  3. Tek taraflı olduğum zannedilmesin; böyle bir oluşum, cumartesi annelerinin draminin koklerine inebilir mi?

    Böyle bir oluşum askeri vesayetin bitmedigini aksine daha da güçlenerek siyasi alandaki etkilerini konuşabilir mi?
    Vb başka konular.

  4. Süleyman Demirel’e Mahir Kaynak’ın bir talebi iletilmiş. Demirel “Acele etmesin” demiş. 70’lerde… Mahir Kaynak “Acele etmiyorum” diye anlatıyordu 90’larda…
    Yandaş medyanın ve yazarların okunmadığı doğru. Neden okunsun ki! Üzücü bir durum değil. Gayet normal. Aksırıncaya tıksırıncaya yiyip içsinler. Benden uzak olsunlar.
    Okuyan insanın kafası böceklenir. Durup dururken sorgulamaya, kurcalamaya başlar. “Okumuş insanlar uykularımı kaçırıyor, bize cahil insan lazım” diye ifade etti bu durumu makbul bir vatandaş.
    Haysiyetli ve hünerli yazarların okurları var. Onlar okunuyor, seviliyor, özleniyor.
    Gazetelerin basılmasına lüzum yok ama bazı yazarlar sosyal medyayı kullanmıyor.
    Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan, Ayşe Hür, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, Şahin Alpay, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Selahattin Duman… Haftada bir kez seslerini duymak isterim. T24 olur, Ocak Medya olur. Basılı olursa daha da iyi olur. Para verip alırım.

  5. AKP Neleri yikmadiki basini yikmasin
    16 yılın sonunda yıkilmiyanlarda AKP ye uygun hale getirildi, bunlardan en önemliside ISLAM dini ve diyanetin DN si değiştirulip tıpki adalet (yargı) gibi oda AKP Dini oldu.

    Iki gun önce YouTube kanalinda bir proğram izledim.
    O proğramda Televiziyonlari ve gazeteleri kapatilan üst görevli bir gazeteci.
    Onlarin gazetelerinde yazan yazarlardan ikisni Erdiğan önce o yazarları ikaz edin benim hakkimda yıpratici yazilar yazmasinlar demiş.
    Gazete sahibi “ben yazarlarımın yazılarina mudahale edemem” diye cevap vermiş.
    Bir müddet sonra bunlar yazilarina devam edince,bu sefer Erdoğan ” onlari ışten atmalarını emir edince. İşten atmayıda öceki gibi sahibi kabul etmemiş.
    Bir kaç gün sonrada bu olaylari anlatan ayni gazetenin televiziyonlarinin sorumlu müdür-ünu Erdoğanin danişmani aramiş, ve “Sizin haber sipkeri kızın dün akşam giydiği kıyafetini Emine hanim beğenmemiş,o kiz birdaha ekranlara çıkarmayın.”
    Emre bakın! Şu an yazarlarini ve sipikrrlerini işten atmayan beyin malina mülküne el koyup kendisinide hapise atmişlar.
    Peki suçlu kimde?
    Erdoğandami? Yoksa medya patronundami?
    Bence medya patronunda.
    Eğer Erdoğan ve eşinin onlara mudahale ettiklerini ayni yazarlar ve sipiker vasıtaları ile kamuoyuna duyursaidiler ve yaptıği yalnişlarida her zaman medyalarinda halka açıklasa idiler, bu gün ne kendileri hapiste olurdu nede Türkiye bu hale düşerdi.
    Erdoğan Türkiyeyi ve okunmayan yazarları bu hale düşürdü ise suçlu Erdoğan değil kendileridir.
    Cicim aylarinda aynen olmasada şimdiki havuz medyasi gibi durmadan överdiler.
    Medyanın işi övmek değil doğrulari millete duyurmak.
    Siz 24 Saat övun önce kendi tepenize sonrada milletin tepesine çıkarın.

    Yoksa bütünü medya şu ATA şu ata “ASİL AZMAZ BAL KOKMAZ”sotünumu dikkatr aldi.Bu tip laflara batililar itibar etmediklerinden olacak ki balida satarlarke son kullanma tarihi yaziyorlar.

    • Bu ifadelerde biraz abarti var galiba yok elbiseyi beyenmedin yok su yok bu birax fazla.
      Lakin suclu medya patronu bu konuda size katiliyorum .Her onurlu afam gibi adam meslek sahibi asla isine mudahale ettirmez gerekiyorsa o isi yapmaz. Bugune kadar insanlar dik durmadiklari icin bu hale geldik.
      Yargic emir ile karar veriyorsa biraksin o meslegi.
      Yazar emirle yaziyorsa lanet olsun onun yazisina .her kes gorevini adam gibi yapsa toplum bu hale gelmezdi.

      • Bana inadirici geldi.
        Konuşan Adem yavuz Arslan idi, hangi YouTube kanali olduğunu unuttum. Yalniz her zamanki çıktığı kanal değildi.
        Internette bula bilirsem sitenin adresini yazarim.

  6. Öncelikle benim de kafamda olan, daha önce “yazsam mı” diye düşündüğüm bir konuyu gündeme getirmiş fehmi bey. “Kafamda olan” derken “böyle bir gazete çıkarsam mı” anlamında değil de, türkiyede ana akım medya eksikliği olduğu ve bu alanın doldurulması gerektiği düşüncemden bahsediyorum.
    Ancak bu ana akım medya, eskinin ana akım medyasından birkaç açıdan farklı olmalı diye düşünüyorum.
    -1- Herşeyden önce, ana akım medya (yeni ortaya çıkarsa), gazetecilik yapmak üzere yola çıkmalı. gazetecilik ilke ve kurallarına göre faaliyet göstermeli. gazetecilik ahlak ve sorumluluk anlayışı ile hareket etmeli. yani siyasilerle oturup ya da siyasilere karşı cephe alıp ülke yönetimine kalkışmamalı. yalan haber yapmamalı vs. (burada kuşkusuz haberlerde yanlışlık olacaktır. ayrıca, yalanlanan pekçok şeyin de aslında doğru olduğunu biliyorum. mesela bir bilgi, kanıtlanamıyor ama doğru bir bilgi. bunu haber yapıyorsun ve ilgililer bunu yalanlıyor. böyle durumlar da olabiliyor. hem de fazlasıyla)
    -2- yeni ana akım medya, taraftar olmamalı. gazetecinin tarafı olmaz. gazeteci tarafsız olmak zorundadır. yani solcu, sağcı, islamcı gibi ya da fenerli, gsli, trabzonlu gibi, akpli, mhpli, chpli gibi tarafı olamaz.
    -3- Yeni ana akım medya, çok sesli olmak zorunda. farklı düşünce ve görüşler yer alabilmeli. onun için de ana akım medyada, değişik kesimlerden insanlar olması gerekir diye düşünüyorum. Ancak özellikle de, içinde bulunduğu grup ile hesaplaşma yaşayıp birey olabilmiş kişiler benim için daha makbuldur. Mesela levent gültekin (herne kadar cumhurbaşkanlığı süresinceki yanlış davranışları ve ince ile ilgili patavatsızlığı olsa da) ve ertuğrul günay gibi isimler.
    -4- Okur yorumlarına geniş yer ayırmalı.
    -5- çağın internet çağı olduğu hesap edilerek, gazetecilik yaparken, internetin de dikkate alınması gerekir. (dün geç saatte yayınlanan post truth ile ilgili yorumum, böyle bir gazete için bir miktar fikir verir diye düşünüyorum)

    • Böyle bir oluşum; her kesimden insana travma yaşatan 15 temmuz hadisesini objejtiviteyi kaybetmeden irdeleyebilir mi?

      Böyle bir oluşum; en muteber yazarların bile diline doladığı cemaatin devlette kadrolasmasi! meselesini esas bağlamından koparmadan tartışabilir mi?

      Gene böyle bir oluşum cemaat kavramını esas bağlamından koparmadan yazabilir mi?
      Sizce… ?

      • belki bunları yazamaz. ama ülkenin bütün sorunu da sizin söylediklerinizden ibaret değil. ayrıca yaşam akıp gidiyor. bu söyledikleriniz ise geçmişte kaldı.
        – böyle bir oluşumun yazabileceği çok şey olduğundan eminim. ben köşe yazarı olsam herhalde günde 3-4 köşe yazardım. o kadar çok konu var ki yazacak.
        – ülkenin sorunlarını aşabilmesi için öncelikle okumaya, yazmaya, konuşmaya, düşünmeye, söylemeye ihtiyacımız var. bilgiye ihtiyacımız var. mesela enflasyon hesabının tartışılması bile çok önemli. mesela milli eğitim meselesinin tartışılması çok önemli.
        – bu siteye birkaç farklı isim yorum yaptığında bu nedenle çok seviniyorum. herkesi yazmaya davet ediyorum.
        – ne konuda, ne yazdığınız önemli değil. öncelikle yazın. yazmanın kendisi bile ülkeye bir hizmettir.
        – şahsen, boş zaman bulsam günde en az 5 konuda yazarım. Ancak hem normal günlük yaşamının gereklerini yapma zorunluluğum, hem de bütün sitede birkaç okurun ötesinde insanlar yazsın diye kendimi tutuyorum.
        – bizim yazmaya, okumaya, konuşmaya, dinlemeye, söylemeye, bilgi almaya, bilgi vermeye ihtiyacımız var.
        – Konuşarak korkularımızı aşabiliriz. konuşarak baskıyı kırabiliriz. konuşarak gerçeklere ulaşabiliriz. konuşarak beynimizi çalıştırabiliriz. konuşarak sinerji oluşturabiliriz, konuşarak ahlak oluşturabiliriz, konuşarak sorunlarımızı analiz edebiliriz, konuşarak çözümler üretebiliriz.
        – tabii “yazın” çağrısı benim çağrım. site yönetimi benim çağrımdan hoşlanmayabilir. editör ise artacak işyükü nedeniyle çok kızgın olabilir. bilemiyorum. ancak yazmak, konuşmak, dinlemek, okumak bunlar çok çok önemli.
        – ben birşey yazdığımda, benim dünyaya bakışımdan, ahlak anlayışıma, psikolojik durumumdan sosyolojik durumuma kadar pekçok şey o yazının içinde oluyor. bu herkes için geçerli. herhangi bir konudaki her bir yazı için geçerli bu. futbol yazdığında da, ekonomi yazdığında da, komşusu ile ilişkilerini anlattığında da, gördüğü bir olayı anlattığında da, o anlatımın içinde, o kişinin dünyaya bakışı, ahlakı, eğitim durumu, psikolojisi, sosyolojisi vb yansıyor.
        – bu da şu anlama geliyor en alakasız konu bile aslında bir felsefeyi, bir yaşam biçimini, bir psikolojiyi, bir eğitim durumunu, bir sosyolojik durumu, bir taraftarlığı vb içeriyor ve bunlar diğerleri ile etkileşime giriyor. bunlar diğer bir yaşama bakış ile, felsefe ile, tarafgirlik ile, ahlak anlayışı ile, psikolojik durum ile, sosyolojik durum ile ilişkiye, çatışmaya, etkileşime giriyor. ve bu ilişkiden, çatışmadan, etkileşimden, daha farklı değerler, düşünceler, duygular üretiliyor.
        – onun için mümkün olduğunca yazın.

  7. Türkiye’de sanki sen iktidar olacaksın , sen ana muhalefet olacaksın , sen de yavru muhalefet olacaksın şeklinde görev taksimi yapılmış ve herkesin rolünü oynadığı bir sistem var. Eğer böyle olmasaydı 16 yıldır bir iktidar değişikliği olurdu . Herkesin maaşı ve keyfi tıkırında siyasiler açısından. Kaymaklı ve ballı maaşlarını alıyorlar , vatandaş ne halde çok önemi yok onlar için . Ama vatandaşın da keyfi tıkırındaki ( En azından %52) bu sistem devam edip gidiyor. Söylenecek çok söz yok . Medya da Medeni Ölüler hariç paralı kurşun askerlerden oluşan , okunmayan , kendi çalıp kendi oynayan ve sadece masraf oluşturan bir gereksiz gürüh. Onu da zaten takip etmiyorum . En son hiç okunmayan bir küçük ‘ ü buraya bir vesile ile taşıdılar , yine yazdığı yazıyı okumadım. Çünkü okumak zül geliyor . 1-2 cümle ile okuyanların durumu izah etmeleri , zaman kaybını önlese de , başkalarının tevil ettiği 1-2 cümleyi okumak bile zaman kaybı . Gündeme gelmeleri bile gereksiz bu adamların. Onlar kendi sahte yalan medya evreninde okunmayıp maaşlarını ala dursunlar , objektif olabilen alternatif medya zaten bir şekilde takip ediliyor.

  8. Tarif ettiğiniz gibi bir oluşum gerçekleşebilse bile onu takip edecek yeterli okur kitlesi var mı?
    Mevcut durumun oluşturduğu tahribat ortada.
    Okurun zihni bulanıklığı, kökleşmiş kavramları aslından farklı olarak yorumladiği, iyi niyetlerle yazıldığı bariz olan yazıları bile okurun düşmanca buluyor olmasından belli.
    Esaslı siyasi normalleşme olmadan okurun güvenini sağlamak da çok zor bir mesele.
    Yalan bombardımanına devamlı maruz kalan okurun güvenini kazanmak da uzun zaman gerektiren bir konu.
    En muteber yazarların bile itibarları okur nazarinda yerlerde bugün.

  9. Yeni nesil gazete de okumuyor televizyon da izlemiyor. Eski medya araçlarına yapılan yatırım ancak 50 yaş üstü kesimi kendine hedef kitle olarak alabilir. Sanırım bunu en iyi fark edenlerden biri de Aydın Doğan dı. Alıcısı her geçen gün azalan klasik medyadan çıktığı için neler düşünüyordur acaba. Farklılık yaratamayan birbirinin aynı olan onlarca klasik medyanın değeri sıfır noktasında eşitlenecek gibi görünüyor.
    Yeni neslin okuma ve izleme tadı farklılaştı. Klasik medya bunları karşılamaktan çok uzak.
    Benim elime alıp da açlık ve uykuyu unutup bitirdiğim kitapları çocuklarım iki sayfa çevirdikten sonra kapatıp sıkıcı olduğunu belirtiyor.
    Birçok evde artık klasik anlamda televizyon kanalı açılmıyor. Çocuklar yeni medya araçlarından izleme yapıyor.
    İlgi duydukları alanlarla ilgili video izleyip vakit geçiriyorlar. Çeşit ve içerik zenginliği dolayısıyla çoğu zaman tercih edilen dil İngilizce oluyor.
    Geçen yıllarda yaşadığım şehre gelen youtuber genç hayranlarının aşırı kalabalık olması dolayısıyla etkinliğini son anda iptal etmek zorunda kaldı.

  10. YENİ MEDYA
    İnsanlık tarihin en büyük inkılabını yapıyor. Her şey işçilik sisteminden ortaklık sistemine geçiyor. İnsanlar 10.000 ortaklı Ar-Ge çalışmasına katılmalıdır. Ocak Medya yazarlarından biri “Ben bunu yapacağım.” diyecek. Önce İstanbul Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’ne ortak olacak. Sonra on tanınmış yazar bulup ortak edecek. Bu on yazar bir medya kooperatifini kuracaklar. Gazete değil ama bir dergi çıkarılmalıdır. Ortaklar dergiye abone olmalıdır.
    Böylece ortaklık sisteminin medyasını oluşturmalıyız.
    Akevler Kooperatifi kuruluştan beri bunu yapmayı istemektedir. Tek Yol Dergisi, Kaynak Yayınları, Akevler Dergisi ve Medhal denemeleri bunun örnekleridir.
    Çözüm semt kooperatifleridir. İlerde herkes buna yönelecektir.

  11. Muharrir kelimesi taharri kökünden geliyor, taharri malum aramak anlamında en sık kullanımı ise taharriyi hakikat tamlamasıdır. Dolayısı ile muharrir üssülesas vazifesi taharriyi hakikat olmalı ki maksadı alasına ulaşabilsin. Her mesleğin bir arşı vardır bu arşta bir esma mevcuttur. Hekimlik mesleğinin arşı Ya Şafi derken, mühendislik ve hendese ile uğraşanların arşında Ya Müdebbir, Ya Hakim gibi esmalar cevelan eder. Muharrirlik eğer bir meslekse bu mesleğin arşında Ya Hak esması mana bulur. Her mesleğin icra ve ifasında arşlar kabilinden İbni Sinalar, Mimar Sinanlar, Robert Kochlar, Edisonlar, Teslalar olduğu gibi manayı zıddında esmadan uzaklaşan ve mesleklerinin esfeli safilini derekesinde yer alan ismi unutulmuş zevatta pek çok olmaktadır.
    ”Biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.”
    ”Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.”
    ”Ancak iman edip dünya ve ahiret için yararlı işler yapanlar başka; onlar için kesintisiz bir ödül vardır.”
    Tin 4-5-6

  12. Sayın Koru ,

    Eskiler zamanın behri der idi. Bu devir böyle. Anam , ve Rahmetli babam ilk okul tahsilli idi. Doğup büyüdüğüm evde anamın takip ettiği Tercüman okuyarak basını takip ettim. Sonra bayrağı Türkiye aldı bizim evde. 8 kardeşin hepsi üniversite mezunu oldu. Evine sürekli gazete giren iki ev. Sonra sizin yazılarınız özellikle Taha Kıvanç için devam etti. İki ergen oğlum ve eşim gazete okumuyorlar. Ben de internetten takip ediyorum. Maşallah akşam ekranlarda yazardan geçilmiyor. Ancak toplumu çekip götüren % 3 lük bir kitle diğerleri onlara bakıyor. Dünya ya açık olan bu kadar küçük bir rakam. Sadece yerel kanalları değil CGTN yi , Aljazeera yi BBC ve CNN i de izliyorum.

    Not: ocakmedya da yazınıza link yoktu bugün .

  13. Yazik bu millete bunlarin hicbirini haketmiyorsun sen
    16 yillik AKP iktidarinin sonunda geldigimiz nokta DNA si bozulmus bir ulke .
    Egitim bitmis , hukuk bitmis , belediyeler bitmis.
    Oysa boyle mi olmaliydi guvenmistik sn Erdogana
    Ama baktik ki digerlerinden hic bir farki kalmamis .Millet bunca sikinti icindeyken isletmeler teker teker batarken AHLATA yeni bir saray , otluk koyuna 300 odali saray hakikaten
    Yazik oldu bu millete.
    Demekki solcusu da ayni milliyetcisi de ayni islamcisi ise hepsinden betermis.
    Oysa islam ahlaki almislar allahtan korkar kul hakki yemez fakiri gozetir , israf etmez diyorduk.
    Yapabilecegimiz tek sey su an icin mahalli idareler secimlerini beklemek bakalim bu millet le alay edip kandirmak neymis gorelim.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here