Adaylar açıklanıyor, ama muhalefetin söyleminde değişiklik yok; oysa bu seçimde söylem kişilerden önemli…

17
CHP'nin iki adayı: Ankara'da Mansur Yavaş, İstanbul'da Ekrem İmamoğlu..

Yerel seçim için takvimde kalan yaprakların sayısı azalırken merakla beklenen aday isimlerinden bazısı dün belli oldu. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ile Parti Meclisi’ni (PM) birbiri ardına topladı ve bazı büyükşehirlere aday gösterilecek isimleri belirledi.

Sürpriz yok: CHP Ankara’daki yarışa Mansur Yavaş‘la, İstanbul’a da Ekrem İmamoğlu ile katılıyor.

AK Parti kendi adaylarının çoğunu açıklamıştı zaten; CHP’den sonra İstanbul’daki belirsizliği de ortadan kaldırıp Binali Yıldırım‘ın adaylığını ilan edecektir.

MHP Ankara ve İstanbul’da aday göstermeyeceğini, AK Parti’nin belirlediği isimleri destekleyeceğini açıklamıştı; İYİ Parti de bu iki büyük ilde CHP’ye destek verecek gibi duruyor.

İsimler tamam, ya söylem?

“Başkanlık sistemi koalisyonlar döneminin sonu olacak” deniliyordu, ittifaklar bir tür koalisyon manzarası sunuyor. İttifaklar kalıcılığa dönüştükçe, Turgut Özal‘ın yıllar önce temenni olarak telaffuz ettiği “2,5 partili” bir sisteme doğru yol alınıyor.

31 Mart’ta yapılacak yerel seçim özellikle büyükşehirler bakımından bunun ilk provası olabilir.

Ankara’da Mehmet Özhaseki – Mansur Yavaş, İstanbul’da Binali Yıldırım – Ekrem İmamoğlu çekişmesi ile…

[24 Haziran genel seçiminde kendisinden beklenen atılımı gerçekleştirememiş Saadet Partisi o başarısızlığın sebeplerini doğru tespit eder ve geçmişte yerel yönetimlerde iktidarı güçlü rakiplerden kopararak alan partinin devamı olduğunu hatırlayarak adaylar belirlerse denklemi zorlayabilir. Günümüz şartlarında çok zor, ama olmayacak bir şey değil.] 

İsimler belli olana kadar siyasi rakiplerin alttan alta sürdürdüğü kampanyalar daha çok kişisel renkler taşıyordu. AK Parti CHP’ye Kemal Kılıçdaroğlu‘nu hedef alıcı suçlamalarla yüklenirken, CHP de bütün ağırlığıyla Tayyip Erdoğan karşıtı bir platformu kullanıyordu.

Acaba esas kampanyalar başladığında da partiler aynı zemini koruyacaklar mı?

Bu soru yerel seçimlerin kaderini belirleyecek hayati önemde.

İki partinin şimdiye kadar ilk örnekleri alınan kişiler eksenli kampanyalar sürdürmesi durumunda seçimlerin galibinin kimler olacağını şimdiden söylemek mümkün: Elbette iktidar partisinin adayları… AK Parti bu sebeple seçime kadar kampanyasını Kılıçdaroğlu-Erdoğan çekişmesi tarzında yürütecektir.

CHP de aynı zemini korursa?
ABD’de ne oldu, bizde durum farklı mı?

Bizim yerel seçimlerin benzeri geçtiğimiz ay ABD’de yapıldı. Temsilciler Meclisi, Senato ve yerel yönetimler için yapılan seçimde sandıktan ikili bir tablo ortaya çıktı. Sadece üçte biri (35 sandalye) değişen Senato’da Donald Trump‘ın partisi iktidarını sürdürme başarısı gösterirken, bütün üyeleri (435 sandalye) için yapılan Temsilciler Meclisi’nde ise, Demokrat Parti açık ara üstünlüğü elde etti.

Demokrat Parti rakibinden en az 40 üye fazla çıkarmayı başardı Temsilciler Meclisi seçiminde.

Nasıl oldu bu?

Oradaki seçimle ilgili yapılan değerlendirmeler dikkatle gözden geçirilirse, Cumhuriyetçi Parti adayları genel politikalardan söz ederken Demokratlar’ın tamamen yerel sorunlar üzerinde yoğunlaşan kampanyalar sürdürdükleri fark edilecektir.

Demokratlar Trump ve yönetimini eleştirmek yerine kendilerinden oy isteyecekleri insanların ceplerini ilgilendiren sorunları gündemde tutarak karşı taraftan oy çalmaya ve bu yolla sandıktan çıkmaya çalıştılar. Bunu başardılar da.

Seçimleri değerlendiren bilimsel bir çalışma aynen bu sonuca işaret ediyor. [AK Parti ile CHP’nin kendilerine dersler çıkarmaları için ABD’deki seçimi irdeleyen bilimsel raporu gözden geçirmelerinde yarar var.] 

“Orası Amerika, burası Türkiye” diyeceklere siyasi kanaat oluşturmada insanların ülkeden ülkeye pek az farklılık gösterdiğini hatırlatmak isterim.

Yukarıda sözünü ettiğim araştırmada, Cumhuriyetçi seçmenlerin ideolojik konularda hayli muhafazakar görüşlere sahip olmalarına, Demokrat Parti’nin temsil ettiği görüşlere şiddetle karşı çıkmalarına rağmen, sıra ekonomiye ve maddi çıkarlara geldiğinde gözlerinin ideolojiyi görmediği açıkça sergileniyor.

İnsanlar ABD’de oy kullanırken oy verecekleri kişinin kendilerine kol kanat gerip germeyeceğini, yaşadıkları çevreyi nasıl temsil edeceğini ve ekonomik açıdan ne gibi faydaları dokunacağını ön planda tutmuşlar.

Rapor öyle diyor.

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehirlerin hepsinin ve o şehirleri mekan tutmuş olan insanların devasa sorunları olduğunu biliyoruz. Ayrıca ekonomide de inceden inceye alarm sinyalleri alınan bir ortamda gidiliyor seçime. Sıradan seçmen için bu iki unsur -kentin ve yaşanılan çevrenin sorunları ile ekonomi- bu seçimin kulak verilmeyi hak eden en ön planda gelen konuları olacaktır.

Tabii muhalefet partileri iktidarla kavga gürültü koparmayı somut konuları gündeme taşımaya tercih etmezlerse…

CHP bugüne kadar hep kolay yolu tercih etti; AK Parti’ye ve özellikle de Tayyip Erdoğan‘a ideolojik karşıtlık üzerinden kurduğu bir muhalif söylemle kitlelerin önüne çıktı.

Şu güne kadar sürdürülen söylem bu alışkanlığından vazgeçmeyeceğine işaret ediyor.

Vazgeçer mi, önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz.

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. Koru, bugün gerçekten güzel bir değerleme yapmış. Ancak, ittifaklar KOALİSYON Manzarası sunmuyor. Bilakis, Başkanlık Sisteminin gereği, sonucu olarak, Ülkeyi 2-2.5 partili sisteme zorluyor, sürüklüyor. Buna da temas etmiş.
    Adaylara gelince, Mansur Yavaş’ı bayağı merak etmiye başladım, Ankaranın mütevazi bir İlçesi olan BEYPAZARINI ve halini de. Al bebek, gül bebek. Bir türlü kapışılamıyor. Bulunduğu kasabada yaptığı Avukatlıktan başka bir şeyi de (reislik dışında). Nasıl bir kişilik, nasıl bir kabiliyetmiş ? Yoksa!, bu merak ve endişe ile mi Halka seçtirmek istiyorlar ? Yok, dürüstlük arıyorlarsa, Saadet Partinin vaktiyle, Elazığdaki (Erzincan olabilir) Üniversite mezunu KASAP adayını getirip koysunlar. (internete bir giriverin).
    Saadet ( Yönetimi ) – alemi kör ve sersem zanneden – bu fikr-i sabite içerisinde, son topladığı oyların YARISINDA kalacağa benziyor. (Yani A.Edebali ve S.Karakoç’un partisi gibi Derneğe dönüşecek).
    Mazeret aramalarına, korunun dediği gibi düşünmelerine bile lüzum yok, ileride. Kendilerince başarısız değiller, çünkü, kusurları CHP’ yi de yanlarına alarak, hakkı tebliğ etmek.
    F.Koru diyor ki, ” CHP bu güne kadar kolay yolu tercih etti…..” : R.T.E’a VERYANSIN Etmek
    Saadet de odun taşıyıcıları !… Oysa, ben, ısrarda devam ediyorum ve soruma da. MİLLET NEDEN Tayyip
    ERDOĞAN diyor ve ısrar ediyor, pek çok akl-ı evvele rağmen ? F. Koru da bunu demek istiyor, anladığım kadarıyla. Akıl için yol bir olmalı ama, akıllar ve İnançlar bir değil yoksa.
    HACABİ’NİN K.KILIÇDAROĞLU ve Ekibi hakkındaki değerlemesi yabana atılacak cinsten değil.

    NOT : Safa bey, benim yazılarım hakkında kısmen haklı serzenişte (şikayette) bulunuyor. Sebeblerini açıklıyayım :
    – Aceleye geliyor, tekrar okumadığım oluyor,
    – tapaj ve bilgisayar hatası olabilir,
    – benim de çok zaman şikayetçi olduğum yayınlanırken DİZAYN veya yayıncının hatası.
    – Bazan devrik cümle kullanıyorum, o size ters gelebilir. Bazan da, yazımı kendi düzeni
    içinde değil, parçalıyarak yayınlıyorlar, her nedense.
    – Uzun cümle kullanışım da rahatsız ediyor olabilir.
    Yalnız, dünkü yazımda bir-iki tapaj (eksik harf) hatası dışında hiçbir hata yoktur. Editör
    konuşabilir.

    Şunu da bilhassa belirteyim : Türkçe (grameri) konusunda o iddialı görülen çok yazar, hatip,
    eğitimci, politikacı ve yöneticinin HERGÜN o kadar çok hatasına rastlıyoruz ki, Keşki TV’lerde bu konuda yarışma tertip edilse de katılsak. M. Öğretim Bakanlığının böyle bir derdi yok. Kelaynak kuşları kadar Türkçenin değeri yok. Buradaki yazılarda ben de çok BÜYÜK Gramer hataları görüyorum ama, doğrusunu hatırlatmayı da nezakete aykırı buluyorum.

    • Safa bey keşke tek kusurumuz imla olsa ama neyse… Nihayet anadili öğretimindeki zayıflık, düşünce üretimi ve karşılaştırma yeteneğimizi de boğuyor. Nihayet kimi muhalif “kopi”ci yazarların şivesi ortada:)))

  2. ‘Koalisyonlar seçimden sonra ittifaklar da seçimden önce yapılır. Dolayısıyla da milletin iradesi koalisyona yansımaz fakat ittifak tamamen milletin iradesidir’ olarak anlaşılan görüşün sahibi arkadaslara…
    İttifaka halk, koalisyona da uzaylıların oy verdigini düşündüğümüzde hak vermemek elde değil.

    • Seçimin sonucu da, koalisyon olup olmayacağı da, eğer olacaksa koalisyonu da kimim kiminle ne şekilde yapacağı da belli olmayan bir koalisyona seçmenin iradesinin yani onayının nasıl yansıyacağını açıklarmısınız? Elbette bir ittifak baştan oluşursa, konusu nasıl olacağı, ne üzerine olacağı, adaylarının kimler olacağı baştan belirlenip , millete deklare edilip oy istendiği takdirde, seçim sonucunda onay alırsa artık milletin iradesi olmuştur. Ama koalisyonlar bizim ülkemizde neredeyse daima, seçimden sonra hiçbir partinin yeteri kadar oy alamaması üzerine iktidarın nimetlerini bölüşüp paylaşmak üzerine kurulmuş, hatta kurulmasında iş çevreleri, medya, çeşitli vesayet odakları etkili olmuş, devlet neredeyse genel müdürlüklere, şube müdürlüklerine kadar paylaşılmıştır. Hiçbir koalisyondan da memleket yararına herhangi somut bir fayda elde edilememiştir. Çoğu zaman milletin isteğinin hilafına yapıldığı için genellikle uzun ömürlü olamamıştır hiçbir koalisyon.

  3. Türkiye’de gerçekten muhalefet boşluğu var muhalefetimizin birisi iktidara ortak biriside iktidara gelmemek için bayağı uğraşıyor ama adam haklı muhalefette olmak rahat ne gerek var sıkıntıya sorumluluk almaya nasıl olsa koyulsa koltuk var paraysa para var havaysa hava var eee o zaman niye iktidar olupta milletle uğraşsınlar her gün televizyona çıkıp iki laf ettinmi işlem tamam bunun Adı bizde muhalefettir demokrasidir beğenmeyen Arabistan’a gitsin

  4. Uygun adaylar
    İnsanlar uygarlaşan varlıklardır. Sovyetlerin Gürcü bir profesörü vardı. İzmir fuarında tanışmıştık. Henüz Gorbaçov inkılabı olmamıştı. Kendinin Batum’da, Tiflis’te ve Moskova’da birer evi olduğunu, yönetimin ilim adamlarına hiç baskı yapmadığını, halka duyurmak üzere ilmi çalışmalarını serbestçe yaptıklarını söylemişti.
    Osmanlıların isyan edenleri astıkları halde ilim adamları dinsiz de olsa erteledikleri tarih kitaplarında yazılıdır. Türkiye ne yapıyor? İlim adamlarını hapse atıyor, üniversiteden kovuyor, Sermaye’nin talimatı ile Türkiye’den kaçırıyor, Alimlere diploma vermiyor, cahillere profesör diyor. Ondan sonra ülkede ilim adamı kalmıyor. Hiçbir yeni düşünce ortaya çıkmıyor. Partiler söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Yaptıkları tek şey birbirlerine çatmaktan ibarettir.
    Yeni, ileri fikirleri ilim adamları üretir. O yok Türkiye’de. Basın ve yayın da bunları halka indirir, onların anlayacağı dile çevirir. Türkiye’de ilim adamları olsa, yeni fikirler ileri sürse de basın onu açıklayamaz, halka indiremez. Çünkü basının patronu Sermaye’dir. O, dünyanın uygarlaşmasını istemiyor. Sömürebilmesi için geri ve cahil kalmasını istiyor. O halde fikir üreten ilim adamları yoksa, olsa bile onu halka anlatan basın-yayın yoksa partiler ne yapsın. Birbirine küfretmekten başka neleri kalır.
    Erbakan bilim adamı idi. Akevler’le beraber çalıştı. Adil Düzen’i ortaya çıkardı. Almanya’da dünya ilim adamları ile toplantı yaptık. Tezimizi onlara anlattık. Onlar bize dediler ki “Dünyada siyasilerin böyle ilim yaptıkları yalnız sizde görülüyor.”
    Türkiye ne yaptı? Onu ev hapsine mahkum etti. Yerine Erdoğan’ı oraya oturttu. Milli Görüş’ün yetiştirdiği Özal ve Erdoğan kendileri alim olmadıkları halde başka alternatifleri yok. Akevler, birinci hamlesini başarı ile tamamladı. Şimdi ikinci hamlesini yapmaktadır. Eski kadro ile birlikte çalışan yeni kadro da sonunda üçüncü bin yıl uygarlığını getirecektir.
    Partiler birbirine saldırıyor. Adaylar fikirsiz ve bilgisiz ama saldırgan değiller. Aşırı particilik dönemi sona ermektedir. Her parti karşı tarafın oyunu almak içi uygun aday seçmektedir. Bu Türkiye için büyük bir gelişmedir. Türkiye 1900’lü yıllardan beri hep seçime gitmektedir. Dengeli bir seçim olacaktır sanırım.

  5. öncelikle koalisyon ile ittifakın arasını açalım. çünkü arada çok önemli bir öncelik sonralık farkı var ki bu seçmenin kararını etkiler. ittifak önce yapılır , seçmen destekleyedebilir ya da desteklemeyedebilir, oyunu da buna göre verir. koalisyonda ise fazla söz söyleme şansı yoktur, kimse seçmene fikrini sormaz. haziran seçimlerinden sonra bir akp-chp koalisyonu gerçekleşseydi seçmen bundan memnun olmazdı, lakin yapacak bir şeyi de olmazdı. oysa konu ittifak ise seçmenin kararı onay verip vermemesine bağlı, nitekim geçen seçimde sp-chp ittifakı yani millet ittifakında yer alması sp seçmeni tarafından onay görmediğinden sp beklenen sıçramayı yapamadı. doğru okumuş olmalılar ki bu seçimde bir ittifaka yanaşmadılar. lakin sp nin kendini toplaması hayli zor gözüküyor maalesef.

    chp nin İstanbul ankara adaylarına başarılar dilerim, ikisi de domokratik sol iddiasında bir partinin milliyetçi tendanslı adayları. adayların bazı avantajları ve dezavantajları var doğal olarak. sayın yavaşın geçen seçimden bu yana fazla sesi çıkmadı, popüler sayılmaz, chp den de istifa etmişti. bir siyasi partisinden iki yılda neden istifa eder??? partiden istifa etmiş birini aday göstermeyi ben doğru bulmazdım. üstelik daha önce az farkla da olsa seçim kaybetmiş biri. aklıma gelen dezavantajlar böyle. avantajlara gelirsek belediye yöneticiliği ödülleri var. milliyetçi bir geçmişi var. dolayısıyla ankara ya güzel hizmet etme potansiyeli var.
    sayın İmamoğlu ise pek tanıdığımız biri değil. lakin hakkında yolsuzluk soruşturmaları olduğu söyleniyor. kendisi inşaat ve taahhüt işleri yapıyormuş. 2008 yılında aktif siyasete girmiş, 2009 da beylikdüzü belediye başkanı olmuş, yani çok başarılı biri ya da çok şanslı. araştırma şirketlerinin yaptığı anketlerde açık ara öne çıkan muharrem inceyi hatta gürsel tekini bile ekarte edecek kadar başarılı biri ya da fazla şanslı… kendisini seçim çalışmalarında daha iyi tanımayı umalım. tartışmalı biri mi başarılı biri mi, ya da çok fazla şanslı biri mi göreceğiz…

    kutuplaştırıcı söylemler üzerine siyaset yapıp her seferinde başarılı çıkan erdoğana karşı, kutuplaştırıcı söylemler kurgulayan lakin her seferinde başarısız olan bir kılınçdroğlu var karşımızda. onların kazananı kaybedeni var ama seçmenin kazananı yok, faturayı onlar değil biz ödüyoruz. amerikan halkının ödediği ve daha çok ödeyeceği gibi…amerika hayranı budalası olmayan herkesin göreceği gibi…abd nin pek çok ulusa olduğu gibi bizim de ulusal tehdidimiz halıne geldiği bir zamanda etrafımızda yeteri kadar sorunumuz varken bu kısır döngüden bir an önce çıkmamız gerekiyor, bu seçimde ideolojik karşıtlık değil, halkın çoktan kararını verdiği yönetim şekli tartışması değil, kentlerimizin hayli çok olan sorunları çözüm odaklı ele alınsın , iktidarı muhalefeti ulusal tehditlerimizde ortak adım atsın. önümüz kış, kara kış…

    • Evet önümüz karakış didem hanım, ama ingilizlerin dediği gibi “türkler her bahar yeniden sevinir”miş. İster ittifak ister koalisyon olsun, yeter ki karahalkın derdine derman olacak bir anlayış/iş birliği olsun! Onun da yolunu yine milletimiz seçimde tayin edecektir. Muhalefetin sokma akılla gelebildiği yer de maalesef bu kadardır…

  6. Daha önce bir kez daha yazıştım:
    Ringe çıkan boksörlere çalıştırıcıları
    bazan “Karaciğere çalış,karaciğere!”diye taktik verebilir.

    Fehmi Bey de muhalefete:”Ekonomiye çalışın,ekonomiye!Vursanız vursanız ekonomiden vurabilirsiniz iktidarı!” şeklinde taktik veriyor.Bence de bu
    taktik muhalefete faydalı olabilir.
    Ama başarılı olmalarına yetip yetmeyeceği
    biraz şüpheli.Çünkü özellikle İstanbul’da
    CHP’li yıllar pek iyi hatırlanmıyor.Çöp
    dağları,akmayan sular,kokan bir haliç hatırası bıraktı CHP.

    • Hocam bir de Hekimbaşında patlayan çöp alanının altında kalan evleri ve ölenleri de ekleyelim bu felaket senaryosuna. CHP nin hiç şansı yok İstanbul’da . Hele hele işyerlerinin önünde biriken çöp dağlarını kaldırmak için esnafın , dükkanın önü açılsın diye Bağlarbaşı’nda para toplayıp tuttuğu kamyonların bile GREV KIRICISI oldukları gerekçesiyle engellendiğini hatırladıkça CHP nin hiç şansı yok diyorum. Bizim ÇÖP KUŞAĞINI gören kuşak CHP’ye asla oy vermez.

  7. Önce yazıda bahsedilen temel bir hatayı tespit etmek istiyorum, çünkü bu sıkça dillendirilen bir hata; ‘Başkanlık sistemi koalisyonlar döneminin sonu olacak” deniliyordu, ittifaklar bir tür koalisyon manzarası sunuyor.” Genel olarak bakarsak, koalisyon parlamenter sistemde, ittifak ise başkanlık sisteminde partilerin işbirliği anlamına geliyor. Ama bu işbirliklerinin temelde büyük bir farkı var ve yazarımızın da dillendirdiği bu argümanın temel hatası da bu; Koalisyonlar seçimden sonra kesinleşen sonuçlar üzerinden yapılır ve öncesinde millete deklare edilip onayı alınmamıştır, matematiksel zorunluluklar sebebiyle iktidara ortak olma ve iktidar nimetlerini bölüşme-paylaşma esaslıdır. İttifak ise seçimlerden önce uzlaşılan konu ve esaslar millete anlatılarak yapılır ve millet buna bakarak seçimlerde ittifaka ve adaylarına onay verir ya da vermez. Bu yüzden demokratiklik ve milletin onayı açısından koalisyon ile ittifak aynı kefeye konamaz, hukuken ve kanunen her ikisi de meşrudur ama ittifakların demokratik meşruiyeti çok daha üsttedir. Yazının konusu özelinde İstanbul ve Ankara adaylarının şanslarını değerlendirirsek ben cumhur ittifakının adaylarının her iki ili de alacağını düşünüyorum. Mansur Yavaş ismi bence kredisini geçtiğimiz belediye seçiminde fazlasıyla kullandı, bu seçimde pek iş göreceğini düşünmüyorum. Geçtiğimiz seçimde Mhp’nin de desteklemesine rağmen alabildiği oy yeterli gelmemişti. Bu seçimde hem Mhp desteği karşı tarafta, hem de İp ve Chp seçmenlerinin yaşanan olaylar sebebiyle bu isme iştahla oy vereceklerini düşünmüyorum. Belediyecilik geçmişi açısından da Yavaş ile Özhaseki, Beypazarı ve Kayseride yaptıklarıyla karşılaştırıldığında aralarındaki büyükşehir-kasaba farkı hemen ortaya çıkar. Geçen seçimden bu yana Mansur Yavaş boncuk kondurmadığına göre, sonucun değişmesi için bir sebep göremiyorum. İstanbulda eğer Binali Yıldırımın adaylığı kesinleşirse karşısındaki aday kim olursa olsun şansının fazla olacağını sanmıyorum. Ankara ve İstanbul özelinde de, muhalefetin genelinde de başarının kişi seçimiyle de alakalı olmadığı bir gerçek. Muhalefet partilerinden hiçbiri vatandaşla samimi ve gerçek bir ilişki kurabilmiş, vatandaşı yakalayabilmiş değil. Bütün başarısızlık tür ve çeşitlerini bizzat yaşamadan da, bunun farkına varmaları ve sebeplerini gerçekçi olarak analiz edebileceklerini düşünmek şu an için maalesef mümkün görünmüyor. Nisan ayı ile birlikte bunları düşünmek için 4 yılı geçen bir zaman onları bekliyor. Umarım o süreyi iyi değerlendirirler.

  8. Millet Ak Parti ve CHP dışında , gerçekten çözüm üretecek , ona yönelmek için güveneceği bir liman arıyor , ama o liman şu anda yok . SITMA ya razı , ölümden korkar sekerat hali bu gidişle çok daha uzun sürecek gibi görünüyor. Binali beyin , açıklanan CHP adayı karşısında aday gösterilmesi durumu , sıklet farkı olduğundan Binali Bey açısından illaki bir sıkıntı oluşturuyor , ama emir demiri kesiyorsa , Binali beyin adaylığı açıklanır ve kazanırsa , Ak Parti değil sıklet farkı kazanmış olacak. Hep birlikte göreceğiz.

  9. CHP nin Ankara ve Istanbul adayları çaliskan ve dürüst insanlar.

    M Yavaş Ankarali, Istanbul adayi doğum yeri İstanbul olmasada Isdanbullu sayilir uzun yillardir orda yaşamiş.
    Eğer millet kendini ve ülkesini düşünürse bunlara oy verir, yok biz bizi aptal yerine koyanlara oy veririz derseler, o zaman yastik alti dövız ve altinlarinida Hazineye bağişlsinlarki, Sultanlar Saltanatliklarini garantilesin.

    Fehmi bey ABD seçimlerini örnek gösteriyor, fakat abdede medya politikacilar hakkinda gerçekleri ve yalanlari millete iyi anltiyor.
    Halkta anladiği için hatali karar vermiyor.
    Bu kadar titizliğe rağmen Trump ve partisi seçimlerde on binlerce zenciye oy verditirmediler, çok sahtakarli neyimiş ehliyetlerindeki nufus kayitlari ile seçmen kütüğündeki kayitlari ayni değillermiş
    Eğer Trump bizde olsaidi oylarin %80 nini rahat alirdi çünkü muthiş yalan söyliyor ve çokta kavgaci. Ama genede bizimki kadar değil.
    Bu sefer inşAllah muhalefet adayları kazanir.

  10. Türkiye’de genel seçim olsun yerel seçim olsun; proje ve icraatlar yok. Kavga, hakaret, yalan, karalama ve kan akıtma seçim seçim öncesi gelişmelerdir. Kimse halk sorunu dinlemez. Dediğiniz gibi halk gittikçe ekonomik bulanima giriyor. Faturalar gittikçe bel bükuyor. Keşke sadece halk için seçim yapılsa, siyasetçiler kendi kirliliklerini kendilerine saklasalar. Biz halk olarak hizmet istiyoruz istihdam istiyoruz. Dogalgaz ve elektrik terörüne dur demek istiyoruz. Enerji bakanı dalga geçer gibi açıklama yapıyor. Gelsin asgari ücretle çalışarak dogalgaz ve elektrik faturası görsün. Germekten çok vahim bir durumdayız. Eğer bu Ülkede benim hakkım yiyiliyorsa haram zıkkım olsun. Elektrik yakıt bedeli 218 TL dağıtım bedeli ve vergiler toplamında 378 TL gelmiş. Bu bir soygundur. Yazıktır günahtır. Biraz Allah korkusu olsun.
    SAYGILAR SEVGİLER

  11. CHP bildiğinden vaz geçmeyecek ve halkın yaşadığı kentsel ve çevre sorunları ile ekonomik sıkıntılar üzerine bir eylem gelistiremeyecek..Ve nitekim Kılıçdaroğlu dün; “2 bin 200 liranın altında bir asgari ücreti kabul etmiyoruz” demekle meseleye gerçekçi değil popülist yaklaştığını gösterdi.

    Ülke gerçekleri/ekonomisi, asgari ücretin, iyileştirilmesine, makul bir düzeye çıkartımasına uygun değilse de günümüz ekonomik şartlarında gelir dağılımında uçurumu ifade ediyor.
    Açlık ve fakirlik sınırının 4 bin lirayı aştığı günümüzde asgari ücreti 2 binli rakamlarla tutmak dargelirli kesimde bir heyecan uyanditmayacaktir.

    Ikı partili sisteme yol alınırken muhalefetin daha gerçekçi söylemler bulması ve halkı inandirması gerekiyor.

    Bu olmayacaksa “yaşasın AK Parti iktidarı için CHP, yaşasın Kılıçdaroğlu”.
    Erdoğan bunu, CHP ve liderini çok seviyor!

    Ben de olsam aynı duyguları yaşarım.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here