‘Teknoloji özürlü’ olmak ne demek? Artık seçimler bile teknoloji kullanılarak etkileniyor…

13
New York Times'tan..

Bazen benden yaşça hayli genç insanlardan da aynı cevabı aldığım oluyor, ama ‘yaşlı’ kategorisine girenler için daha fazla söz konusu “Ben teknoloji özürlüsüyüm” gerekçesi…

Özür, dünyadan haber alma konusunda yaşanıyor.

Benim bu özüre muhatap olmam da “İnternette her gün bir şeyler yazdığım bir sitem ile bir de haber sitemiz var” dediğimde gerçekleşiyor.

Kendi teknoloji maceram

ABD’ye ilk gittiğimde (1980) Massachusetts Institute of Technology‘de (MIT) masaüstü bilgisayarla biraz uzaktan tanışmıştım. O zamana kadar ‘bilgisayar’ eşimin bazen eve de getirdiği üzeri delik kartların kullanıldığı dev makinalar anlamına geliyordu. O makinaların bulundukları her yerde koca mekanları işgal ettiğini, bir araştırma sorusuna onlardan cevap alabilmenin bazen saatler sürdüğünü biliyordum.

ABD’deki üniversitede ise, hemen yanımdaki odanın müdavimi masasının üzerindeki büyükçe bir kutunun önünde saatlerini geçiriyordu. “Roma Kulübü için rapor hazırlıyor” denmişti komşu ofisi kullanan kişi için; bu amaçla kendisine o sıralar henüz yeni kullanıma girmiş ve olağanüstü pahalı olan masaüstü bir bilgisayar tahsis edilmişti.

Kendime ait ilk bilgisayara bir-iki yıl sonra yurtdışında görevli kardeşim sayesinde sahip olacaktım.

Şimdi çocuklarımın çoğu 30’lı yaşlarını sürdürdüklerine göre… Onların hayatta ilk adımları attıkları dönem, benim de bilgisayar maceramın başladığı günlere denk geliyor. Kullanıma açılması için büyükçe bir DOS disketinin takılı olması gerekiyordu makineye; yazılar da o diskete kaydediliyordu zaten…

İlk dizüstü bilgisayarımın da kendine ait geniş bir belleği yoktu; hem işletim sistemi hem de yazı kaydetmek için küçücük bir alan kullanıyordu Sony tarafından üretilmiş o dizüstü bilgisayar…

Devlet büyüklerinin gezilerinde diğer meslektaşlar Teleksler önünde saatler geçirirken ben çok geçmeden farklı bir rutinin sahibi olmuştum. Gidilen yerlerde telefon hattı arıyordum. Yanımda getirdiğim küçük bir aletle bilgisayarı hatta bağladığımda çıkan ses etrafta dikkat çekiyordu.

Turgut Özal da bilgisayarla erken tanışanlardandı ve uzun gezilerde beni uçağın ön tarafına çağırdığı ve birlikte o dönemin mayın patlatmaca veya Fars Prensi gibi basit oyunlarını oynadığımız da oluyordu. Bir defasında farklı bir vesileyle bulunduğum Çankaya Köşkü’nde, etkinlik sona erip herkes ayrılırken beni bir kenara çekerek gitmemi engellemiş, köşkün ailece kullandıkları ikinci katındaki çalışma odasında kendisine hediye gelmiş programları görmemi istemişti Turgut Bey.

Meslektaşlardan bazıları ilk zamanlar bu yeni icada uzak durmaktaydı. İsim vermeyeyim, bir Karadeniz gezisinde birlikte olduğumuz bir gazete yönetmeninin, yazılarını, hem de koca harflerle elle yazdığını görmüş ve üzülmüştüm. Dönüş yolunda kendisine bilgisayarın kullanımının zor olmadığını anlatırken beni kös dinlediğini fark etmiştim.

Şimdi o da bilgisayarlı; yazılarını gittiği ülkelerin kafelerinde yazıyor.

İçimizdeki en yaşlılardan biri, -şimdi rahmetli- Muammer Yaşar Bostancı ise, her yenilikten haberdar olmak, mümkünse kullanmak isterdi. Hayatının son demlerinde, bir ABD gezisinde, New York’ta elektronik mağazalarının bulunduğu 42. Cadde üzerindeki dükkanları tek tek dolaştığımızı hatırlıyorum. Hem de yağmur altında…

Teknoloji kullanmanın yaşla bir ilgisi yok kesinlikle.

Akıllı telefonlar, tabletler

Hep onlarla birlikte olduğumuzu sanacak kadar müptelası olduk, ama akıllı telefonların hayatımıza girmesinin üzerinden çok bir zaman geçmedi. 12 veya bilemediniz 13 yıl. Beş-altı yıl önce de tabletler girdi hayatımıza.

Apple‘ın yeni piyasaya sürdüğü üçüncü nesil iPad‘in paketini açtığımda bir kısmını yukarıda özetlediğim bilgisayar maceram geldi aklıma. İsteyene 1 Terabyt (TB) bellek kapasitesi bile sunuyor yeni iPad. O kapasiteye Ankara Milli Kütüphane’deki hemen bütün kitapları e-kitap biçiminde sığdırabiliriz sanıyorum.

Yeniliklere açık bir toplumuz ve bu özelliğimiz kendisini en fazla teknoloji alanında hissettiriyor. İnternet kullanıcılarımızın sayısı 60 milyona yakın. Sosyal medya denilen alana dönük hizmet verenler Türkiye’den çok sayıda abone bulacaklarını bilerek yola koyuluyorlar. Şu anda 50 milyondan fazla sosyal medya kullanıcımız var. [ABD’de bu rakam ülke nüfusunun tam üçte ikisine denk düşüyor, 210 milyon civarında. Bizde de nüfusumuzun üçte ikisi sosyal medya kullanıcısı.]

Bilgisayarlar yüzünden düçar olduğumuz hastalıklar bile var. Geçenlerde bıçak altına yattığım ameliyat öncesi görüştüğüm doktorlar, “Kim bilir kaç saatinizi bilgisayar başında geçiriyorsunuz, bu ondan” deme ihtiyacı hissetmişlerdi.

Gözlerimizi de olumsuz etkiliyor bilgisayar.

Yine de onsuz edebileceğimi sanmıyorum.

Siyasete bakan yüz

Her gün yaklaşık 3 saatini bilgisayar karşısında -çoğunlukla da sosyal medya hesabını kullanarak- geçiriyor ortalama Türk insanı. Bizim gibiler biraz daha fazla.

Şikayetçi miyim? Hayır. Tam tersine, ilk adımlarını bilgisayar/tablet önünde atan yeni nesillere gıptayla bakıyorum.

Konunun siyasete dönük bir yüzü de var.

ABD’de ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde yapılan son seçimlerin teknolojik imkanları kullanan birileri tarafından etkilendiği biliniyor.

Önümüzde bizde de bir seçim var. Partiler kendilerini dünyanın yeni şartlarına ve Türkiye’nin teknolojik imkanlarına göre yeniden ayarlasalar iyi olacak.

ΩΩΩΩ

13 YORUMLAR

  1. Teknoloji, bilhassa Dijital teknoloji ASLINDA, DOĞRUDAN DEMOKRASİ İÇİN gerekli,
    SEÇİMLER için gerekli, dolayısıyla Particiler (bölücüler) için gerekli. BU sayede SIK SIK
    HALK’a başvurulabilir ; kolay netice alinabilir, demokrasinin özü ÇOK sayıda REFERANDUM
    Yapılabilir Bilhassa ÇEVRECİler için gerekli ; GÜRÜLTÜ, ses, kağıt, bez parçasından
    kurtulmak için gereklı.l
    AK Partinin bu yönde attığı adim çok önemli. Peşi sıra diğer yenilileri de sürükler
    umudundayım. ZAMANLA, TBMM üyeleri gibi OY KULLANMA Noktasına gelebileceğimizi
    ümit ediyorum. Gerçek, DOĞRUDAN DEMOKRASİNİN arefesindeyiz, kıyısındayız
    sanıyorum.
    Batılılar, bu noktaya bayağı yaklaşmış durumdalar. Tabii, vesayetçi beyler
    müsaade ederse. Hayırlısı, bakalım, bekliyelim, görelim

    • Abdurrahman Serdar Bey;
      Artık şu türkçeyi katletme işini bıraksanız da türkçe yazım kurallarına uygun şekilde yazsanız. Sizin için çok zor bir şey değildir umarım.

  2. Daha önce de yazdım:Türkiye’de bugün
    uygulanmakta olan seçim sistemine göre hiç bir parti seçimlerde hile yapamaz; seçimleri etkilemekle seçim hilesi kastediliyorsa.Ak Parti de,CHP de,MHP de,
    diğerleri de yapamaz.

    Çünkü her sandığa bir temsilci gönderebilen Ak Parti,CHP,MHP gibi partiler seçim sonucunu kendileri hesaplayabilirler,hangi adayın,ya da hangi
    partinin kaç oy aldığını bilirler.Aynı şeyi
    her sandığın bulunduğu yere muhabir gönderip hangi parti ya da hangi adayın kaç oy aldığını gösteren ve zorunlu olarak sandık alanına asılan tutanaktaki bilgileri
    toplama imkanına sahip olan haber ajansları da yapabilirler.

    Şöyle söyleyim:Diyelim ki seçmenler ülke genelinde 200 bin sandıkta oy kullandı.
    Ak Parti,CHP ve diğer partilerin genel merkezlerinin her birinde 200 bin tane tutanak toplanmış olacak.Partiler bir toplama,bölme işlemi yapmaktan aciz midirler? Dört işlemi bilmiyorlar mı?

    Oylar elektronik sistemde kullanılırsa,
    böyle bir sisteme geçilirse
    onda durum nasıl olur,onun kontrol mekanizmaları nasıldır,bir proğramla sonuç etkikinebilir mi,orasını bilmiyorum.

    Ama öyle bir sistemde de partilerin elinde kontrol araçları olacaktır diye düşünüyorum.

  3. Programlama Merkezi
    Bilgisayar üretimi ileri bir teknolojidir. Bizim o hususta dünya ile yarışmamız mümkün değildir. Bilgisayar programlama ise masrafsız bir üretimdir. Ülkemiz buna çok müsaittir. Bilgisayar araştırma merkezini kurmalıyız. İktidar bunu yapmaz, yapamaz da. Yaparsa iktidar elden gider. Bunu semt kooperatifleri yapacaktır. Bilgisayar araştırma merkezini ve program çalışmalarını ortaklık içinde toplayacak, herkesin çalışmasını değerlendirecektir. Küçük ve orta işletmelerin sorunlarını çözecek programlar geliştirecek.
    On bin ortaklı Ar-Ge merkezini biz bu amaçla kuruyoruz. Kim duyarsa gelmekte ve o yaşamaktadır. Akevler 50 senedir planlı bir şekilde hedefe doğru gitmektedir. Bir dâhiyle uzmanı olan Dr. Lütfi Hocaoğlu Akevler’de bilgisayar mühendisi oldu. Şimdi Türkiye’nin en büyük programcısıdır. Hizmet ve Dayanışma Kooperatifi’nin başkanıdır.
    Bütün çözümler semt kooperatiflerindedir. Duyan kazanacak.

  4. SOSYAL MEDYA BİZE NE KADAR ÖZGÜRLÜK SAĞLAR.
    Günümüzde her teknoloji halkın hizmetine sunulmadan çok önceleri, kullanıcıları nasıl kontrol altında tutacağını ve yönlendirmenin çarelerini arar.
    Bu konuda gerekli önlemler tamam olduğuna kanaat getirilince yeni teknoloji kullanıcıların hizmetine sunulur.
    İletişim imkanını sunan operatör kullanıcılarını BBG (biri bizi gözetliyor)evi haline getirebilir.
    Dolayısıyla ipleri elinde tutan yönetim halkı gözetleyebilir,yönlendirebilir(troller vasıtası ile).
    Her zaman en özgür medya tarih boyunca FISILTI gazetesi olmuştur.
    Ne yazılı ,ne görsel medya ne de sosyal medya tam özgür olamaz .
    Hepsinde bir patron,menfaat ilişkisi mevcuttur.
    Başkasının kontrolünde bir yayın veya iletişim her zaman kirlenmeye mahkumdur.
    En basit şekliyle burada da görüyorsunuz etrafı pisleyen tipleri, herkese musallat olmuş virüsleri.
    Her yerde görevlendirilmiş kendinden menkul şahsiyetler.
    Etrafa çamur atıp tehditkar terör estirenler.
    Demek ki; bir yerlerin tutulmuş adamları olduklarını gösteriyorlar.
    Editör de herkese hakaretler yağdıran ve bulaşanlara karşı hiçbir önlem de alamıyor.
    Sonuç olarak her yeni kolaylığın yan etkilerini de kabul etmemiz gerekir.
    Her şeyi yazmak serbest.(sonucuna katlanmak şartıyla)
    Kirlenmemiş veya en az kirlenmiş bilgiler gördüklerimiz veya yaşadıklarımız dır.
    SOSYAL MEDYA HERKESİN MEDYA PATRONU OLDUĞU BİR SİSTEMİ BİZE SUNUYOR.
    HER BİRİMİZ BİR MEDYA PATRONU OLURKEN NE KADAR ÖZGÜR,TARAFSIZ (ADİL)HAKKANİYETLİ OLABİLİYORUZ ACABA.

  5. İlk bilgisayarımı 80 lerin hemen başında yurtdışına gezmeye giden teyzemlere ısmarlamıştım ben de. ZX Spectrum marka basic dili ile programlanıyordu. Henüz windows çıkmamıştı daha. Bir klavye kadardı. Ayrı bir ekranı yoktu, televizyona bağlanıyordu. Program kaydı için disket de çıkmamıştı teybe bağlıyor ve kasede kaydediyorduk programları. O zamanlar babamın vergi iadelerini yaptığım çok basit bir programla hesaplıyor hatta aldığım küçük bir yazıcıyla döküyor vergi iade zarfının arkasına yapıştırıyordum. Basic diline başlamıştım ama maalesef devam ettirmedim, ettirseydim belki de bugün farklı bir durumda olabilirdim. Daha sonra meşhur Commodor 64 ler çıktı, evlere bilgisayarlar yavaş yavaş girmeye başladı. Daha sonra 1994 gibi evimize ilk masaüstü bilgisayarımı Milliyet gazetesinin taksitli satış kampanyasından aldım. Word-Excel henüz yoktu, onların ilkel başlangıç programlarıyla yazı-çizi ve hesaplamalar yapardık. Packard Bell marka ilk masaüstü bilgisayarımın Navigatör isminde bir telefon-fax vb. işleri yapan bir programı vardı. Bu bilgisayarım meraktan kurcalayıp çökertmem sonucu defalarca servise gidip tekrar yüklenip geri gelmişti. Firmanın sahibi Nora hanımla arkadaş gibi olmuştuk bu sebeple. Sonraları Windows3.1 yerine Win95 çıktı ve ilk arayüzle tanıştık ve sonrasında her çıkışında Win yükseltmelerini, işlemci hızlanmalarını takip eder olduk. Artık program yükseltmekle işlemci değiştirilmekle pek uğraşılmıyor, otomatik güncellemeler yetiyor ve hallediyor kendi kendine bu işi. Akıllı telefonlar çıkalı artık bilgisayarlar değil, telefonlar takip edilip sık sık değiştiriliyor. Belki çoğumuz eskisi kadar bilgisayar başında da geçirmiyoruz vaktimizi, telefonlar, tabletler yetiyor çoğu işi halletmeye. Bakalım 5-10 sene sonra çıkan hangi alet ile, ve ne ile meşgul olacağız. Bu arada yazının konusuna gelirsek bugün gazetede Akpartinin seçim için gerçek kişilerden oluşan bir ekip kurmakta olduğunu, bir operatörden gerekli hatları kiraladığını ve dijital kampanyaya başladığını okudum. Bakalım nasıl bir dijital seçim süreci geçireceğiz.

  6. Sosyal medya en fazlada diktatörlerin işine yariyor.

    Demekki bizim memlketin, halkını bu kadar cahilleştirende sosyal medya kullananların sayisınin artması imiş!
    Tabiiki bu artişın fazlalıği, bizdeki troller ordusu.
    Onlaraın işi küfür ve hakaret ezberleyip sosyal medyada kullanmak .

    Bize görede bu gayet normal çünku her zaman ülkeyı yönetenler, devletin başarısı ve milletin refahi için değılde kendilerınin popiler olmaları için muhakak birilerini hakaret tahtasina yatırirlar.
    Iste o troller ordusuda bunlar gibilerini elleri şisinceye kadar alkişlayip, sesleri kısılıncaya kadarda överler.

    Portakal mandalin diyerek alaya aldiğı ve hedef gosterdiğı televiziyoncudan tutunda, ölen çocuğun annesi gibilerini meydalarda yuhalatark bile rant elde ettikleri, hafızalarda tazeliğıni koruyor.

    Gelişmiş ülkelerde insanlar sosyal medya sayesinde din ve ırk ayrımi gözetmeksizin birbirleri ile dost olurken, bizde bunun tam tersi oliyor.
    Acaba o 50 miliyonun kaç miliyonu gerçek
    Kişilerden oluşiyor?
    Malum troller bir çok isimde ve ayri ayri hesaplarda yazdıkları için bu soru aklıma geldi..

  7. Teknoji kullanmak takip etmek faydalıdır. Türkiye’de sosyal medyada bi şeyler paylaşmak için 2 kere düşünür insan. Özgür düşünce diye bir şey kalmamış; burada yorum yazarken bile tereddüte giriyoruz. Acaba bize kodese tikarlar mi diye. Teknolojiyi bu yüzden ağırlıklı olarak sohbet ve oyun oynama amaçlı kullanıyoruz. Dış ülkelere göre biz çok baskı altında kalıyoruz. En son örnekte Muş’ta bir öğretmen yoksulluğa dikkat çekmek için battaniyeden çanta yaptı, işine son verdiler. Bu olaydan sonra teknolojiyi kullanmak adına çok endişeliyiz. Bi sosyal medya dolandırıcıları mevzularina girmiyorum.
    SAYGILAR SEVGİLER

    • Nüsret bey! Sizin yazdiklarıniz siradan vatandaşlar için tehlikeli,yoka AKP li troller için değil, onlar için her şey serbest.
      Hangi dilde olursa olsun onlar Türkçe küfurleri ile dünyani her yerdeler.
      Esenlikle kalın.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here