AK Parti sözcüleri kullanıyordu, dün İmamoğlu ile Trump da tekrarladı. Herkesin ağzında ‘darbe’ sözcüğü.. Bu ne iş?

58

Eskiden birilerinin telaffuz ettiğini işittiğimde derhal “Ağzından yel alsın” tepkisini verdiğim bir sözcük şu sıralarda pek revaçta: ‘Darbe’ sözcüğü…

‘Darbe’ sözcüğünü bugünlerde kullanan kullanana…

Seçimden henüz çıkmış bir ülkenin tartışma gündeminde ‘darbe’ sözcüğünün ne işi var? Oysa, daha sandıklar açılıp Ankara ve İstanbul’da CHP adaylarının rakiplerini geride bıraktığı anlaşıldığı andan itibaren çeşitli kanallardaki yorumcular ‘darbe’ sözcüğünü kullanmaya başladılar.

Yayınları takip edenler biliyor: Son 10 gündür AK Parti’nin muteber saydığı gazeteler ile televizyon kanallarında seçim için en yaygın biçimde kullanılan sözcük de o: ‘Darbe’

Mevcut iktidarı devirmek amaçlı bir kumpas varmış, bunun için seçim vesile edilmiş, sandıktan çıkan sonuçları değiştirmek için gösterilen çaba ‘darbe girişimi’ni sonlandırma amaçlıymış… [Bir örnek, ama kesinlikle tek örnek değil, okuyun]

Bazılarımıza, açık bir seçimde oy kullanan insanlar eliyle ‘darbe’ sözcüğünün kullanılabileceği bir müdahale yapılmış olma iddiası hayali gelebilir; ama 15 Temmuz gecesi yaşanan hain darbe girişimi sonrasının boğucu ikliminde sözcüğün etkileyebildiği bir kitle var.

İmamoğlu ‘darbe girişimi’ dedi

İktidar cephesinin böyle bir algıya sahip olmasını anlamakta zorlanırken, aa bir de ne göreyim, o çevrelerin ‘darbeci’ gözüyle baktıkları CHP’nin seçilmiş ama mazbatası bir türlü verilmediği için kendisini mağdur gören İstanbul belediye başkan adayı Ekrem İmamoğlu da o beter sözcüğü kullanmıyor mu?

Ekrem İmamoğlu, dün gece, birkaç alternatif TV kanalı ile radyonun ortak yayınına katıldı ve orada kullandı 31 Mart seçimi için ‘darbe’ sözcüğünü…

Okuyalım:

“O gece bir darbe yapılacaktı. O afişlerin asılması bile darbe hazırlığıydı. Biz bir darbe girişimini devirdik. Buradan suç duyurusunda bulunuyorum. (..) Sayın Cumhurbaşkanı bile bence tecrübesine dayanarak süreçte bir hata olduğunu görmüş, hissetmiş. Ben yerinde olsam bu arkadaşlarla ilgili gerekeni yaparım partide. İstanbul gönüllülerine, 10 binlerce kişiye diyorum ki, hepiniz demokrasi kahramanısınız. Darbeyi bertaraf ettiniz.”

Gördünüz işte, bir kesim tarafından ‘darbeci’ olarak gösterilmeye çalışılan CHP adayı, bu defa tutmuş kendisine o sıfatı uygun görenleri ‘darbeci’ ilan eden ve 31 Mart gecesini ‘darbe girişimi’ olarak niteleyen bir açıklamayla karşımızda…

Trump da ‘darbe girişimi’ne muhatap olmuş

‘Darbe’ sözcüğü yalnız bizde tedavülde değil, dün bir başka vesileyle aynı sözcüğü ABD başkanı Donald Trup da kullandı.

Tezimi biliyorsunuz: Türkiye global siyasetin bir deney kabı. Pek çok yenilik önce bizim ülkemizde revaç buluyor ve burada devreye giren düşünceler, uygulamalar bizden sonra başka ülkelerde de ithal malı olarak kullanılıyor.

‘Popülist yeni nesil politikacılar’ diye bir deyim var ya, o akımın ilk örneğini Türkiye verdi. Bizdeki popülist politikacılar halka cazip gelen hangi söylemi kullanıyor ve hangi uygulamaları devreye sokuyorlarsa, bir bakıyorsunuz, bizden sonra Avrupa’nın başka ülkelerinde de yeni nesil politikacılar aynı söylem ve uygulamalarla başarılı oluyorlar.

Kervana en son Donald Trump‘la birlikte ABD de katıldı.

Trump‘ın başı, seçim kampanyası sırasında Rusya ile ABD sistemi açısından sakıncalı ilişkiler kurduğu iddiası yüzünden dertte. Bu iddiaları soruşturmak için kurulan komisyonunun başına kendisinin atadığı hukukçu Robert Mueller aylar süren çalışmasının raporunu adalet bakanlığına teslim etti.

Herkesin gözü birkaç gün sonra tamamı açıklanacak raporda.

Adalet bakanı yüzlerce sayfa tuttuğu bilinen raporla ilgili dört sayfalık bir özet yayınladı ve Mueller‘in ilişkilerde rahatsız edici bir yan bulmadığını duyurdu. Trump ile Rusya arasında ‘suç teşkil edecek bir kumpas’ yokmuş. Ancak, komisyondan, raporun Trump için hukuki sonuçlar doğurabilecek tespitleri bulunduğu yolunda kamuoyuna bilgiler sızmakta.

Raporun altındaki imzanın sahibi Mueller FBI’ın eski direktörü. Trump‘la aynı partiden; Cumhuriyetçi Parti’nin kayıtlı üyesi. Buna rağmen, Trump, onun, rakibi Demokratlar adına ‘cadı avı’ yürüttüğünü sürekli söyleyip durdu.

Dün de, bir günlüğüne Teksas’a giderken bir açıklama yapma ihtiyacı duydu Trump ve ağzından yel aldıracak o sözcük çıktı.

Okuyalım:

“Raporu hazırlayan Mueller ile komisyonda yer alan soruşturmacı grup Donald Trump’tan ölümüne nefret eden kişiler. Bu bir darbe girişimiydi. Bu bir başkanı devirme girişimiydi ve biz onları yendik.”

Neymiş? ABD’de hukuk kullanılarak seçimle gelmiş başkanı devirmek için bir ‘darbe girişimi’ gerçekleştirilmek istenmiş… Trump o girişimi savuşturmuş…

Ağızlarından yel alsın

Tıpkı seçim gecesi yaşananları ‘darbe girişimi’ gören Ekrem İmamoğlu ile Ankara ve İstanbul seçmenlerinin AK Parti adaylarına rakiplerinden daha az oy vermesini ‘darbe girişimi’ olarak yansıtan yorumcular ve parti sözcülerinin bizde yaptığı gibi…

Önceki gün İsrail’de seçim vardı ve sandık orada Benjamin Netanyahu‘nun beşinci kez seçimi kazanmasını getirdi. Takip ediyorum ve orada da ‘darbe’ sözcüğünün kullanıma sokulduğunu fark ediyorum.

Ağızlarından yel alsın, başka ne diyeyim.

ΩΩΩΩ

58 YORUMLAR

  1. Sayın Koru’nun yüzlerce seçenek arasından bugünkü yazısı için tercih etmiş olduğu resim rastlantısal mı, bunu düşündüm bir an. . . Erdoğan’ın birkaç gün önceki Rusya seyahati sırasında çekilmiş bir fotoğraf o. Taze, ve anlayana çok şey anlatıyor. Pelikancılara ve AK Parti içindeki çıkar çatışmalarına ilişkin bir yazıda da tercih edilmişti aynı fotoğraf bir gazetede.

    Derin devlet’in sözde bağımsızlıkçı, Rus emperyalizminin taşeronu Avrasyacı kanadı, Gülencilerin defterini dürmekte zorlanmadı (Ergenekoncular ve Perinçekçiler buna “rövanş” diyorlardı). Nasıl bir iç işleyişe sahip olduğunu cemaat üyelerinin kendisinin dahi bilmediği bir yapıydı Gülen Cemaati. Hem yasadışı dinlemelerden savcı hakim kombinasyonları kurmaya, soru çalmakdan milyar dolarlık yatırım ihalelerinin kime verileceğini tayin etmeye kadar sayısız örtük operasyonun içindeydi, hem de gırtlağına kadar siyasete, yani güç savaşlarına batmıştı (Bunu ben söylemiyorum. Cemaat içindeki ayaklanmadan kaç kişinin haberi var? Kaç kişi Kıtalararası, The Circle sitelerindeki yazı dizilerinden, İsmail Sezgin’in Youtube kanalından haberi var? Başını cemaatçi akademisyenlerin çektiği bir ayaklanma yaşanıyor Gülen Cemaati’nde. Gülen’in suçları üstlenmesini talep eden de var, cemaatin kapıya kilidi vurma zamanın geldiğini söyleyen de. İsmail Sezgin, Gülenci çekirdek ile ayaklanmacı akademisyen ve gazeticiler arasında bir denge tutturmakla görevli kılınmış) Böyle olduğu için, Furkan Vakfı örneğinde olanın aksine, başına gelenlerden dindarlar bile rahatsızlık duymadılar -oh olsun bunlara diyen ise pek çok.

    Perinçek’in, “Gülen’i ve A. Gül’ü vererek aradan sıyrılabileceğini mi sanıyorsunuz?” dediği Erdoğan, kolay lokma değildi.

    Birincisi, muazzam bir kitle desteği vardı arkasında. İkincisi, iktidara, tüm engelleme girişimlerine rağmen, seçimle, yani meşru yollardan gelmişti. Üçüncüsü, ABD, Avrupa ve İsrail karşıtı retoriği bir hamasetten ibaretti. Karşıymış gibi davrandığı o güçlerin neo-liberal politikalarıı halkın hiçbir itrazıyla karşılaşmadan birer birer ve pervasızca hayata geçirdi. (Muhaliflerin, “Satılmadık şey bırakmadı ülkede”, “Dünyada tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yeterli üç beş ülkeden biriydik, şimdi nohuttan samana her şeyi ithal eder hale geldik” yakınmaları doğru ve haklıdır. Bu anlamda, Erdoğan ve etrafına çöreklenmiş çıkar çeteleri, gerçekten de ülkeyi yiyip bitirdiler.) Yani, iktidaran hemen uzaklaştırmasını gerektirecek bir aciliyet yoktu izlediği ekonomik politikalar açısından. Hatta, AK Parti, seküler düzen partilerinden çok daha yeğ idi bu açıdan. Kitleler, Erdoğan ne yapsa, gönülsüz de olsa rıza gösteriyor, grev sözcüğünün lafı bile edilmiyordu. TÜSİAD gibi işveren örgütlerinin alayının iktidar yanlısı olması bu açıdan pekala anlaşılır bir durumdu. Dış politikada da son derece öngörüsüz ve beceriksizdi. ABD ve İsrail’in planlarının önünde baş ağrısı olmak şöyle dursun, öngörüsüzlüğü ve cahilliği yüzünden, o planların kusursuz uygulayıcısı oldu. Suriye’nin iç savaşa sürüklenmesinden birinci derece sorumludur Türk dış politikasını yürütenler ve Erdoğan. Savaş sayesinde Kürtler ülke sınırları boyunca stratejik kazanımlar elde ettiler, dört milyona yakın Suriyeli mülteci ülkemize sığınmak durumunda kaldı. Şimdi, Kürtler daha ileri gitmesin diye el altından Esed ile görüşüyoruz. Dil, “Kardeşim Esed”e geri dönmeyecek elbette. Ama, “Meşru Suriye hükümetinin başı” şimdiden telafuz eilmeye başlandı. Perinçek, “İki tarafı barıştıracağım, Erdoğan bu konuda benimle bizzat temasa geçti” diyor zaten.

    Erdoğan’ı iktidardan göndermenin hiçbir aciliyeti yok Beyaz Türk sermayesi açısından – o aciliyet, beyaz Türk orta sınıf ve bürokrasiden nemalanamayan seküler elitler için geçerli. Ama, bu, gitmesinin arzu edilmediği anlamına gelmiyor. Geleneksel darbe yoluyla da, post-modern darbe yoluyla da gönderemeyeceklerini biliyorlar. Erdoğan’ın inandırıcılığını dindarların gözünde eriterek bitirecekler Erdoğan iktidarını. Orta sınıf AK Partililer şimdiden “İllallah” demeye başladılar zaten (AK Parti neden bütün büyük şehirlerde kaybetti, Bursa’da yüzde 15’lerin üzerinde oy yitirdi sanıyorsunuz?) Erdoğan, beyaz Türk işverenler dahil tüm sermaye guruplarına oluk oluk ihale akıtıyor, oy deposu olduğu için kent yoksullarını sosyal yardımlarla desteklemeye devam ediyor. Bütçe gelirlerinin yükünü işçi ve memurlardan çok orta sınıf çekiyor ve bunların arasında çoksayıda AK Parti seçmeni var. Erdoğan’ın çok istediği başkanlık sistemine rağmen ülkeyi yönetemediği duygusu dindar-muhafazakar yığınlarda derinleşsin istiyorlar. Öyle de oluyor zaten (seçim öncesi düzinelerce sokak ropörtajı izledim. AK Parti’ye oy vereceğini söyleyen toplam 267 vatandaşın ezici çoğunluğu, “Kimse nankörlük yapmasın! AK Parti hastahaneler yaptı, köprüler yaptı. İstanbul’daki çöp dağlarını ne çabuk unuttunuz! demeğe getiriyordu -yani, olumlu referans geçmişe yönelikti hep,bugüne değil.). Halkın devletleşen partiyi sevmediğini biliyorlar. Erdoğan’ın son seçim kampanyasını tasarlayanlar açısından,kampanya gerçekten çok başarılı geçti -bundan iyisi olamazdı. Adalet, AK Parti’nin en güçlü iddialarından biri idi. Bunu da alıyorlar Erdoğan’ın elinden adım adım. “Bunlar da yeni türediler iyi mi!” sözleriyle EYT’li azarlayan Erdoğan’ın adaletin ve haklının yanında olduğunu gelin anlatın o insanlara. Ya da, kendi adamlarına dahanın ötesinde “daha çok” kazandıran elektrik faturalarını adil bulan AK Parti seçmeni arayın etrafta -zor bulursunuz. İstanbul seçimi gailesi, Erdoğan’ın adalet yoksunu, iktidar müptelası izlenimini derinleştirmekte mükemmel bir fırsattı. Görüyoruz, tadını çokara çıkara, aheste aheste kullanıyorlar. Yolsuzluk işine hiç girmeyelim.

    İşsizlik zaten şimdiden büyük sıkıntı, 8-9 aya kalmaz, CHP’nin çöp dağları gibi infilak eder yakında. Kent yoksullarına verilen sosyal yardımlar devam edecek mi -artarakmı azalarak mı devam edecek? Damad’ın işsizliği çözüp enflasyon canavarını inine göndermeyi becerebileceğine inanan AK Partili arkadaşım bir adım öne çıksın, cesareti dolayısıyla elini ilksıkan ben olacağım. “Perinçek konusunda neden tık çıkmıyor sizden?” diye iki haftada 5 kez zorduğum Bekir Bey hiç değilsebu konuda topagirmeyi göze alır mı?

    Erdoğan, partisinin ve Türkiye’nin biricik egemeni olmak istedi. Unutup rafa kaldırdığı aşkanlık sistemini hatırlatıp Erdoğan’a başkanlık sistemini verdiler. “Ben devlet partisi de olmak istiyorum”dedi, “Emrin olur!”dediler, onun kişisel yazgısına zerrece aldırmayıp kendi servetlerinin peşine düşmüş Pelikancı Hilal Kaplan ve şürekasını Erdoğan’a devlete sahip olmak diye yutturdular -Erdoğan bunları gerçekten uçuruyor -hem uçağıyla, hem de ifadenin mecazi anlamıyla.

    Velhasılı kelam, İmamoğlu mazbatasını alacak, para muslukları “sssss” sesi çıkarıp şehirli yoksullara verecek para bulunamadığında, mehter ve Çamlıca Camii geçim sıkıntısına yenik düştüğünde, Bahçeli erken seçim ipini çekecek. Bu da alsa alsa en fazla iki yıl alır.

    Dindar muhafazakarlar getirdiler, gidiş biletini de onlara kestirecekler. Peki sonrasında meydan Putinci Avrasyacılara mı kalacak?

    Elbette ki hayır 🙂

  2. 1) İmamoğlu’na “görmemişlik, görgüsüzlük” gibi ithamlar yaptılar. Bu ithamları yapanlar Eski Türkiye’nin görgüsüzleri idi. Sonradan gördüler. Gördüklerinden ayrılmak istemiyorlar. Eski Türkiye dedikleri de kendi eski ve görmemiş hâlleri.
    2) 2014’te seçimler yenilenmedi. 2019’da seçim neden yenilensin? İstanbul’u vermemek için son bir çirkeflik daha yaparlar mı? Biraz zaman kazanmaya çalışıyorlar. Halkı yoklayacaklar. Bu pilav (halk) biraz daha su (çirkeflik) kaldırır mı, bakacaklar. Ona göre karar verecekler.
    3) İktidar için 2023’e giden yolda iki seçenek var: a) ya “önce vatan” deyip Türkiye’nin normalleşmesinin önünü açacarak güzel bir final yapacaklar ya da “önce iktidar ve saltanat” deyip tehdit, şantaj, aba altından sopa gösterme, hedef gösterme, yalan, iftira, vs. gibi yanlış davranışlarla kötü bir finale doğru milleti ve ülkeyi sürükleyecekler.
    4) İktidarın söyleyecek lâfı bitti. Şu an ki hâlleri “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil” şeklinde özetlenebilir. Lâfları eskidi. Mevlana “Yeni şeyler söylemek lâzım” der ama söyleyemezler. Zaten Mevlana ve İbn-i Arabi gibi gerçek ve büyük alimlerden de hazzetmezler. Nerede bir cübbeli şarlatan, nerede fesli bir soytarı var bunların sayesinde, Yeni Türkiye’de baştâcı edilmiştir.
    5) “Haddini bil, bilmezsen haddini, bu millet patlatır enseni” gibi tehditlerin modası geçti. Fatih Portakal ve Fox Haber’in reyting ve itibarı çok yüksek. Dokunamıyorlar da. Çünkü sermayesi yerli ve milli değil.
    6) Sandık darbesi yapıldı, operasyon çekildi… Darbe ve darbeci lafları tıpkı faşist ve faşizm lafları gibi olur olmaz her yerde söylenmeye; çaya, çorbaya, her şeye katılmaya başlandı… Sizin gibi düşünmeyen, sizin istediğiniz gibi hareket etmeyen insanları bu şekilde karalamak kısa vadede sizin için iyi sonuç belki verebilir ama orta ve uzun vadede millet ve memleket için sonuçları iyi olmaz.
    7) Rüzgâr tersine dönmüştür. Dönmeliydi. 2023’e umutla bakmamızı sağlıyor bu rüzgâr. Erdoğan ve Gökçek çok az bir farkla belediye başkanı seçilmişlerdi. Sıra İmamoğlu’nda. Centilmen ve demokrat mı olacaksınız, müstebit ve nâmert mi? Soru bu!
    8) Yandaş gazetelere İstanbul Belediyesi ilanlar veriyor. İlan gelirleri gidecek. Bu gazeteleri kimse alıp okumuyor. Belediye alıp bedava dağıtıyor. Artık almayacak ve dağıtmayacak. Tirajlar dibe vuracak. Tıklanmdıklarını, içerik üretemediklerini bizzat kendileri söylüyorlar. Yandaş yazarlar gazetelerinden yüksek maaş almaya devam edecekler ama “etkinlik” adı altında Belediye’den para götüremeyecekler.
    9) İktidar hâlâ sizde. 2023’e kadar da öyle olacak. 1994’ten beri Büyük Belediyeler, 2002’den beri de İktidar sizde. O hâlde bu hazımsızlık, bu kudurma hâlleri neden?
    10) Dün Eski Türkiye’de mağdur, mazlum ve sempatik olanlar bugün Yeni Türkiye’de mağrur, zalim ve antipatik bir konumdalar. Neden “yeter” diyemiyorlar. Neden “daha” diyorlar. Neden kendilerini yeterli görünce mutlaka azıyorlar.
    11) Neden böyle oldu? Şundan: “Bütün bunlar, insanların kalplerinden ve kafalarından geçen şeyleri hiç anlamamaktan ve belli şablonlarımıza saplanıp kalmaktan ileri geliyor. (Roger Garaudy, Yüzyılımızda Yalnız Yolculuğum, S. 228)
    12) Devran dönecek bu iktidar gidecek. 2020’li yılları Türkiye barış ve uyum içinde geçirmeli. Hedeflerine birlikte, koşarak ilerlemeli. Akif “Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez” diye formüle etmiş bu durumu. Yüreklerimizin toplu vurması için kine, öfkeye, ayrımcılığa nokta koymak gerekiyor. Bir de soyâl medyayı trollerden arındırmak.

  3. Hamza bey Bernar beye karşı… Birşeyler demeli buna çarşı: “İdeoloji” sizin olsun Hamza bey!…

    Sahabe dönemi ayrı bir heyecandı. Tarihi her olaydan ibret alınabilir. O dönemden de ibret alınabilecek çok şeyler olabilir. Ancak, pozitif olarak o heyecandan geriye bir nebze ruh kaldıysa, o ruhu bu devire kanalize edip, işin “ideal”ini aramakla yükümlüyüz.

    “Ideas” var “Ideoloji”yle sonuçlanıyor. Ona ulaşabilmiş isanlar. Çeşitli örnekleri var. Kültüre, çevreye, ihtiyaçlara, birçok şartlara bağlı. Ne olursa olsun Hak’tan uzaksa nihai analizde sonucu “kötü” dür-misal Nazi ideolojisi. Ve bugün Ortadoğuda İsrailin yaptıkları ve Amerikanizm’in buna desteği. Bunlar ideolojidir içersinde dini kırıntı da olabilir ama Hak’tan uzaktır. Aynı, Markism, Maoizm, Leninizm’de olduğu gibi. Bunları geliştiren kafalar bugün Allah’ın DiN’ine islam’a, dindarlarının (yanlışları da dahil olmak üzere ortaya çıkan genel manzaralara ve bunların oluşturduğu önyargılar) üzerinden İslamcılık-İslamizm yakıştırması yapıyor. Bu durum, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde çok vahim bir durumdur.

    Sözlükte “Ideal” de var, ilginçtir ki “Idealoji” diye bir kelimeyi sözlükte bulmak mümkün değil, henüz. İşte bunu o yukarda değindiğim “ruh” ile evirerek çevirerek sözlüğe yerleştirmeliyiz. Bununla mükellefiz. Bunun için dünyada bir örnek teşkil edebilmeliyiz. Bu nasıl olacak? – “Akıl*İman Sentezi” ile…. Kemalİzm devrim yaptım sandı. Ama yapılacak asıl “devrim” budur.

    • sayın H.K. sizin akıl iman sentezinden ne anladığınızı, ne düşündüğünü bilemiyorum. Ancak benim islamcı ile müslüman arasındaki ayrımdan ne anladığım ve ikisi arasındaki sınır gayet net:
      – Müslüman, Allahın emir ve yasaklarına, öğütlerine göre yaşamını dizayn etmeye çalışır. İslamcı ise, başkalarını, kendi doğru bildikleri gibi yaşaması için, toplumu dizayn etmeye çalışır.
      – Açıktır ki, yukardaki tanımda, ikinci şıktakiler kan, gözyaşı ve acıya neden olur. fiiliyattaki durum da bunu ispat ediyor.
      – yine açıktır ki, birinci şıktaki insanlar, iyi insan olmaya çalışırlar. işte o zaman da islam, insan davranışında, ahlakında, yaşamında gerçek anlamıyla zuhur eder.

      • Hamza bey, kendinden gayrısını ezbercilikle itham etmeyi marifet sayan bir papağan yıllarca tekrarlasa yine de anlıyamiicaksınız galiba şu meşhur sentezi:) gerçi sizin ezberiniz gayet yerinde görünüyor; beki de o yüzden sayın h.k.nın iman×4 modelini hıfzetmeye yetiniz kalmamıştır. Yine de ben sizin şablocu düşünüş çabanızı öbürüne yeğlerim; en azından neleri nasıl değerlendirebileceğimize dair önkabulleriniz var; yani ezberlemesi daha kolay olur:) diğerinde sadece ezbere(hafızlığa) karşıymışlık gibi bir tutumdan başka belli bi şablon yok ortada; belki hobi bahçeleri içersinde vakit geçirirsek dhyanaya dalabileceğimizi düşünen çiğ bir zerdüştlük..:) gerçi bu sorunsalı da siz değil belki de yalçın cehaletinizle iyice örselediğiniz allame münafık bilir..!

        • Sn H. Gayret, bu ne biçim bir yorum? Nereye nasıl sıvayacağını şaşırmış bir halin var. Gerçekten, “Akıl*İman Sentezi” çok düşük bir analiz olmuş. Okuduğunu anlama konusunda birazcık “Gayret”li ol

          Sahibinin sesi, “₺₺₺ $$$ €€€’ları kaparım, vazifemi yaparım” modunda doymak bilmeyen “nefs”in yine fena halde kabarmış, fazlalıkları ortaya çamur olarak atıyorsun. Bilmeden etmeden hiç kimseye zerdüşt veya münafık türü ithamlarda bulunma. Bulunursan, ciddi anlamda günaha girdin demektir. Desene, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde, ezbercilikte ancak bu kadar olabiliyor!

      • Hamza bey (bir iş girdi araya vaktiyle dönemedim), değindiğim konular aslında gayet açık. Zaten ben de iyi bir “örnek” olmaktan bahsetmiştim (1. şık). Ideoloji ile idealoji farkından bahsettim. Bütün “izm”ler birer ideolojidir. Herbirinin başında adeta peygamberize edilmiş birer karakter vardı. Bazıları korkunç sonuçlar doğurmuştur, malum; (Hitler+Stalin+Mao)izm = ~120 milyon insan hayatı. Kapitalizm bunu daha farklı bir şekilde becermektedir.

        Didem hanımın Kuran’dan değindiği konuları birer hipotez olarak alabilirsen, “izm”lerin baskın (dominant) olduğu dünya ve hayattaki gözlemler ve bunların nihai analizdeki değeri, bu hipotez ve beraberinde vahiy yoluyla karşımıza çıkan diğer hipotezlerin gerçekliğini doğrular niteliktedir. “İman” diye anlaşılması gereken şey Allah’ın (Al İlah = The God = Yaradan = Rabb….) varlığına imandır. Kitabının rehberliğine imandır-tabi ki Hz. Peygamberin rehberliğini de unutmamak gerekir. İnsanın akıllı bir yaratık olduğunu kabülle, aklın da rehber olduğuna imandır. Bu ikisinin birlikteliği bu konudaki “şuur”u oluşturur, yani “Akıl*İman Sentezi”, şuur ve bunun gerektirdiği “amel”i belirler. Şuur yoksa iş ezbercilikte saplanır kalır. Bir taraftan “iman ettim” derken, diğer yandan kötü amelleri terketmen zorlaşır. İşine geldiğinde yolsuzluk yapar, rüşvet alırsın… Geri kalırsın hayatta, hem bireysel ve hem de toplum olarak.

        Bu sentezden çıkacak derecelendirme ve sorgulamayla kendi konumunu tayin edebildiğin gibi başkalarını da sorgulayabilirsin. Bütün bunlar toplumun daha huzurlu ve başarılı olması içindir. Duvara toslamamak içindir. “Şirk”ten kurtulmak içindir. Ahirette de başarılı olmak içindir, “İdeal” olanı budur. “İdealoji” bunun temini için “akıl*İman sentezi”yle amel etmeği öncelikli kılar Amel, ibadeti de içine alan faydalı işler konusundaki üretkenliktir (Bilim ve Teknoloji üretkenliğin önemli bir aracıdır). İslamcılık = İslamizm yakıştırması “Akıl*İman Sentezi”ne göre ciddi bir şuursuzluk derecesidir. Şuursuz bir müslümanı, dindarı veya bir insanı, toplumu etkileyen çirkin amelinden dolayı eleştirme hakkı vardır. Bu başkalarına müdahale olarak algılandığında hatalarını izah etmeğe çalışmak en iyisi. Bu kişileri “İslamcı” olarak kategorize etmek, Allah’ın DiN’ini bir “izm”e indirgemeğe teşebbüs olur. “Leblebici” der gibi “İslamcı” tabirini falsolu buluyorum.

    • bütün sistemler ideoloji üretir.
      çünkü sistem bir düşünce bütünlüğü sağlar.
      Yüce Allah en mükemmel sistemi kurgulamıştır, dünya hayatında sistemin temelinde iyilik ve kötülük vardır. bunun kendisine malum nedenleri de. Yüce Allah hilafeti insana layık görmüş, meleklerin insana secde etmesini istemiştir. secde üstünlüğü tanımak ve boyun eğmek demektir.bu duruma melekler şaşırmış hatta itiraz etmişlerdir. kan döken, fesat çıkaranın halife olmasını kabule yanaşmamışlardır. Yüce Allah bu durumu bilmemek olarak tanımlamıştır. bilmemek anlamamaktır. hilafetin hata yapmayana değil, hata yapana gitmesinin hikmetini anlayamamışlardı. Yüce Allah uyarınca melekler hatayı kabullenmiş, bilemeyebileceklerini fark etmiş, özür dilemişlerdir ve insana secde etmişlerdir. şeytan hariç.
      kadri kıymeti yüce sahabilerin yaptıklarına bakarak meleklerin hatasına düşmemek gerekir. sistemi anlamaya çalışmak evet akıl ve imanla olur. bu zamanda dini anlayan azdır, dolayısıyla yaşayan azdır. sebebi iman zaafıdır. paraya ve güce iman vardır, cennete ve cehenneme iman yoktur. cehenneme inansak şu an yaptığımız hangi şeyi yapabiliriz? kadri kıymeti yüce peygamberimiz sav az güler, çok ağlardınız diyor. bugün kaç kişi- dünya derdi dışında- az gülen çok ağlayandır. cennet ve cehenneme iman ise sadece ve sadece yolun başıdır ve yolun nihayeti yoktur.
      diyeceğim ilahi sistem kitleleri hedef almamaktadır.
      kitlelerin haline bakmanın manası yoktur.

  4. Haklısın, H Gayret! Hemde yerden göğe kadar Haklisin.
    First laydiler baş örtüsü altinda siyasette nasil aktif mudahil olduklarını biz bilmeyiz, onu ancak yakin çeverleri ve eşleri bilir….
    Bizlerde sadece devede kulak kısimlarini sağ olsunlar bazi gazeteciler sayesinden haberdar oluyoruz.
    Mesala Emine hanımın milli damat hayir sever iş adami DEVLET ÖDÜLLÜ “Riza zarafın” serbest bırakılması için Joe Biden’ın eşi Dr.Biden’a rıca ettiği uluslar arasi torpil trafiği ve lüks magazalari kapatmasi, ve bunlara benzer bazi bu tip olaylara nasil mudahil olduklarini sağolsun gene medaya vasitasi ile biraz öğreniyoruz yukardada yazdığim gibi bu öğrediklerimiz sadece devede kulak kısmı.
    Kim bilir bizim bilmediğimiz daha neler neler var.
    Hz.Ömer RA ne güzel söylemiş! ” Bir kimsenin kıldığı Namaz ve tuttuğu oroca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söyliyormu, kendisine bir şey emanet edildiğinde, Emanette riayet ediyormu, Helel ve Harami gözetliyormu, insanlara merhametli davraniyormu ona bakinz.
    H gayret bu tip sorular sorman bayaği insanlara beyin cimnastiği yaptiriyor.
    Bu nedenden dolayi teşekkür ederim.
    Hoşca kalin.

      • Bugün küfelik değilsin galiba dostum ama şimdi de yanlış kişiye çattın sanki; nurdan ablaya bu konularda çok soru sormayın..! Çünkü kendisi bir çöplük(sanal) karıştırıcı ya da kayabalığı gibidir; googleda ne var ne yok, doğru yanlış demeyip hepsini “kopileyip” buralara döşenir böyle… Kendisi elifi görse mertek zanneder(bunu imlasından sarhoşken bile kolaylıkla anlarsınız) ama asla cehaletini kabul etmez. O yüzden üstünkörü geçin gitsin; ben kendisini doğal haliyle seviyorum zaten, yani siz bulandırmayın denizi..:)

      • Nerdenmi biliyorum! Aradan 1,400 + sene geçmiş Hz.Ömer Radiallhu Anh ın “ADALETİ” DILLERDE adate destanlaşmiş ondan biliyorum.
        O Kadar Adaletli birisi imişki onun Düşmanları dahi onun Adaletinden saygi ile söz etmişler ve etmeyede devam ediyorlar.
        Tıpkı Hz.Ali Radiallhu Anh ın fedakârlığı gibi.
        Not: Ben bizim Türkiyeli Müslümanlarla DIN konusunda konuşmamayi tercih ediyorum ve konusmakta istemiyorum.
        ÇÜNKÜ Allahu Taâla DIN cahilleri ile din hakkinda konuşmamayı Müminlere tavsiye ediyor.

  5. Allah, evvela, iman ve basiret vere de AKLINIZ yeli ala. (hani kavak
    yelleri derler ya)
    İSLAM, NAKLE dayanan, İLİM, FIKİH (etme) (hukuk) ve akıl dinidir.
    Diğer bir tarifle, ALLAH’a kulluk (Abid) ve Mahlukuna şefkat dinidir.
    Sözüm ağırınıza gidecek ama, Müslümanlar Dinlerini BİLMİYOR.
    Aydın (geçinenler)ı hiç bilmiyor. İslamdan gayri herşeyi belliyor. İnsan Bilmediği
    şeyi YAŞIYAMAZ. Nitekim İslamı öğrenen Batılı derhal müslüman oluyor.
    Eski müslümanlar, mezhep imamlarımız(yol göstericilerimiz) bana
    Yönetimde görev vermesinler diye kaçak delik ararmış. Biz kapacak Mevki arıyoruz.
    Darbe-müdahale; ne farkı var. İNSAN olan zorbalık yapmaz. İslam o
    kadar büyük bir din ki; Ceaatın iKRAH, nefret ettiği kişiyiye, İMAMETE geçme Hkkı tanımaz
    BERNAR zaman zaman feylezof gibi laflar ediyor, fakat, anlıyamıyoruz galiba.
    Çektiklerimizin özü bu noktada yatıyor.
    TÜRKEŞ, beklemediğim bir Hazine ortaya koymuş. b.bayındır da onu
    tamamlamış. Herkes dersini alsa derim. Bizi yıkan körü körüne particilik, kulüpcülük.
    Birinci Meclisin şartlarına, bölücülükten uzaklaşmıya, Hakka sadık kalmıya mecburuz.
    islam ve insan olmanın şartı da budur.

  6. H.Gayret Bey henüz farkedip bize giydirmeden bir yanlışlığı düzelteyim :
    ” MİLLET İTTİFAKININ BAŞARISI İÇİN GAYRET GÖSTEREN,CUMHUR İTTİFAKI İÇİN ÇOK SERT ELEŞTİRİLERDE BULUNAN..”cümlesini:
    ‘CUMHUR İTTİFAKININ BAŞARISI İÇİN GAYRET GÖSTEREN,MİLLET İTTİFAKI İÇİN ÇOK SERT ELEŞTİRİLERDE BULUNAN..’ DİYE TASHİH EDEYİM.

  7. İstismara ve bilgi kirliliğine kapıları kapatmak için: Bir kişiyi KHK ile memuriyetten men etmekle hukuk ve yargı arasında hiçbir ilişki yok. KHK, ne bir mahkeme, ne de bir hakim kararıdır. “Bütünüyle” yürütme erkinin (yani siyasi iktidarın) bir tasarrufudur. KHK kararlarına hukuken itiraz etmek de mümkün değildir. YSK, adaylığını onaylamış olduğu kişilerin belediye başkanı seçildiklerinde mazbata hakkını elinden alması açıkça ve tamamen hukuk dışıdır, gayrımeşrudur.

    AK Parti büyük yanlışlar yapıyor. . .

  8. Seçim gecesi! Imamoğlunun oylari AKP TARAFINDAN “DARP”edilmeye çalişılmiştir ve başarılı olamamislardir….
    Darbe de Darb kökünden gelemektedir ve İmamoğlu yalniş bir laf etmemiştir.
    Arapcada (p) harfi yok biz DARB ((B)cini kaldırmışız p yi eklemisiz.
    Darp arapca bir kelimdir…… ve bu secimlerde YSK tarafindan HDP, Millet itifaki ve SP ye yapılan bir darbedir….

  9. Ne hikmettir bilinmez son dönemde eski türkiyenin kıytırık hükümetlerinde görev yapmış kimi bakan ve mebusun isim ve soy isimlerini çırpıştırmak suretiyle oluşturulmuş rumuzlar kullanan bayındırlık bakanlığı ve özal ailesini çağrıştıran mutemetler türedi ortalıkta. Daha ziyade masalcı teyze tadında hazırlopçu(eski günlerin özlemiyle) paylaşımlar yaparlarken bazen de tamamen abuk sabuk zırvalıklar işte… Her neyse, hangi kılığa girerseniz girin; hangi kisveyle dolaşırsanız dolaşın gömleğiniz görünüyor..:) Kırkpınar pehlivanları gibi yağlayıp duruyorsunuz burda birbirinizi; bakalım hanginizin eline ne geçecek..?

    • ” son dönemde eski türkiyenin kıytırık hükümetlerinde görev yapmış kimi bakan ve mebus…” söyleminiz bulunduğunuz,savunduğunuz yer itibariyle yakışık almamış.’ Özal ailesini çağrıştıran’ rümuz kullanan dediğiniz zat, farkettiğim kadarıyla, ‘gömleği’ni gizlemeden fikrini beyan ediyor.’ bayındırlık bakanlığı…’ diye îmâ ettiğiniz (şayet ) ben isem , 17 senedir sandığa gitmiyen ‘giyilecek gömlek’ arayan münzevi bir vatandaşım. Dolaştığım yerlerde, ‘çıkardığınız gömlekleri’ görünce: ” hâlâ ‘fanila’ ile mi dolaşıyorlar,hasta olacaklar” diye merak ediyordum.Giyen de,çıkaran da hallerinden memnun ise mes’ele yok.Yanlışında ‘samimi’ olanları,doğrusunda ‘riyâkâr’ olanlara tercih ederim…İdrak etmiyen akıl’dan,farketmiyen zekâ’dan ALLAH muhafaza etsin.
      Gelelim ,CUMHURBAŞKANIMIZI ve AK PARTİ’Yİ, KURULUŞUNDAN BERİ DESTEKLİYEN,MİLLET İTTİFAKININ BAŞARISI İÇİN GAYRET GÖSTEREN,CUMHUR İTTİFAKI İÇİN ÇOK SERT ELEŞTİRİLERDE BULUNAN ESKİ GAZETECİ ZİHNİ ÇAKIR,(@zihnicakir) TWİT MESAJLARINDA NELER DEMİŞ:
      1 Nisan tarihli Twitinde
      ” Hiç kusura bakma Bayram efendi, İstanbul’daki tablo ve kaosun baş mümessili sen ve senin tayfandır. Açık ara kazanılacak seçimi kibiriniz, enaniyetiniz ve üstten bakmacı tavrınızla zora soktunuz. Sn @RT_Erdogan a açık ve alenen İHANET ETTİNİZ İHANET…”
      2 Nisan tarihli twit’inde :
      ” Seçim sonucuna üzülen iki kesim var… Bir kesim, Gazeteci ve organizasyonların müdavimi isimlerin yoğun olduğu belediyeleri arpalık gören ve oralardan nemalananlar. Bunlar çarka başladı bile..Diğeri de Erdoğan ve davasına inanmış, şerre karşı kaybetmeyi hazmedemeyenler..”
      9 Nisan tarihli Twitinde :
      ” Binali bey İstanbul adayı yapıldığında seçim sürecinde yaşanacakları öngördü mü? Adaylığının açıklanma sürecinde bazı iddialar gündeme gelmiş, @Akparti İl Başkanı @bayramsenocak ile seçim sürecinin yönetilemeyeceği ve sıkıntı yaşanacağını dile getirdiği ifade edilmişti.
      Mesela o dönem benim de paylaştığım bir husus vardı: Binali Bey’in İstabul il başkanlığı için bazı isimleri teklif ettiği ama bu tekliflere parti içinden bir kliğin şiddetle karşı çıkarak @bayramsenocak ın göreve devamını sağladıkları ifade edilmişti.
      O sıralarda ABD ziyareti yapan Cumhurbaşkanı @RT_Erdogan ın kendisi dönene kadar sorunun çözülmesini istediği ama Binali Bey’in karşısına içerisinde HAYATİ YAZICI’nın da bulunduğu bu kliğin ciddi bir set oluşturduğu ve değişikliğin yapılamadığı ifade edilmişti.
      Cevap arayan en önemli iki sorulara gelince; Binali Bey, o günden durumun farkına varmasına ve @bayramsenocak ile sürecin yönetilemeyeceğini ifade etmesine rağmen o isimde ısrarcılık parti içinde çeteleşmeye varan bir kliğin gücünün tahkim edilmesine mi dayanıyor?
      Daha ürkütücü olan ise; @Akparti bin Aday belirleme süreci ile teşkilatların yapılandırılmasına da doğrudan müdahil olduğu bilinen ve dünü FETÖ iltisakıyla dolu klik partide tüm kademelere hakim olarak aslında @RT_Erdogan yukarıda komple yalnızlaştırmak mı istedi acaba?
      Erdogan ‘ın “tek başıma da olsam” tarzındaki cümlelerinin arkasında yatan saik ne? İstanbul’da Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliyken çözüm yollarını kimler tıkadı? Daha ilginci bu klik itiraz sürecinin uzaması ile kendilerinin sorgulamasını mı engellemeye çalışıyor?
      Akparti nin bu haliyle irtifa kaybetmeye devam edeceğini herkes görüyor. Bu hastalıklı halden kurtulmak ve bu irtifa kaybını önlemek için parti dışına itilen ama tüm hainliklere rağmen partiye küsmeyen, @RT_Erdogan çizgisinde dimdik duran isimler bir an önce kazanılmalı.
      Her değişiklikte yer alan vazgeçilmez isimler ve çeşitli görevlere üye veren “AİLELER” dışında, toplumda karşılığı olan yeni isimler partide ve bürokraside etkili görevlere getirilmeli. Rotasyon parantezine hapsedilecek değişimle irtifa kaybı önlenemez bilakis artar…
      Hiç şüphesiz 17 yılın sonunda Ankara için 25 yıl Başkanlık Yapmış biri, İstanbul için “son Başbakan”ı aday göstermek mecburiyetinde kalmanın toplumdaki karşılığı “kadrosuzluktur”. Aynı şekilde17 senedir @Akparti MKYK’sını 50-60 kişilik bir liste ile sınırlandırmak da..
      Ezcümle; 31 Mart Ankara ve İstanbul üzerinden verilen derin bir mesaj pratiği olarak okunmalı, parti, toplum nezdinde @Akparti ve @RT_Erdogan ın sırtında kambura dönüşen H.YAZICI’nın başını çektiği “derin klik” ile “Ankaralılar yapılanmasının” hegemonyasından kurtarılmalıdır.”
      ******************
      H.Gayret Bey ! Bunları ‘GÖMLEK’liler söylese ne olur,’FANİLA’lılar söylese ne olur..?

  10. Sudan darbesinden önce ilk darbeyi saadet zinciri yemiş bile! Parti merkezine haciz gelmiş; erbakan hocanın fotoğrafı polislerin kucağında bilinmeyen biyere doğru götürülüyor; bu bir devrim demek istiyorum cansu, ay nurbanu, ay neydi baransu..? Her ne karın ağrısıysa; demek şeriat dedemiz o yüzden seçim konuşmalarında 5lik simit gibi sırıtıp duruyormuş..! İmf den borç alıp ödeseydiniz bari kiraları; şehremini namzedi imamzade ekrem aga da bi alamadı ki şu mazbatayı, uçlanırdı belki bi parça iskiden neyim ama o da olmadı… Neyse sağlık olsun, allahın martı baharı mı bitecek; daha gülen bebekler gelecek hep birlikte sırıtıp duracak kafataslarınız:)))

  11. bazı sözcükler insanları da kitleleri de etkiler, aşk gibi, sevgi gibi, nefret gibi, savaş ya da darbe gibi…etkiler çünkü sonuçları vardır. ortaya bir durum getirirler iyilik ve güzellik gibi ya da kan ve yıkım gibi.
    darbe kim yaparsa yapsın, nasıl yapılırsa yapılsın kötü bir durum ortaya getirir. öyleyse kendisinden bahsederken dikkatli ortaya getirmek, hatta ortaya getirmekten de sakınmak gerekir.
    oysa siyasilere baktığımız zaman kullanılan en sıradan sözcük ağzından yel alası darbe oluyor. iktidar cephesi kullansa kınayalım, muhalefette en az iktidar kadar kullanıyor bu durumda kime kızalım kimi kınayalım ???
    15 temmuz da darbe oldu mu olmadı mı?
    pek çokları için durum net değil, iktidar seçilmiş hükümete karşı yapılan silahlı eylemi darbe olarak tanımlarken, muhalefet bu darbe ve yapanlara karşı yapılan mücadeleyi doğru ya da yanlış olarak tanımlamaktan daha çok karşı darbe olarak tanımlıyor. öte yandan iktidar kendisine karşı kullanılan her argümanı da darbe tanımına almaya çok meyilli görünüyor…muhalefette iktidarın yaptığı pek çok işi darbe olarak açıklıyor…
    sulandırılmış bir sözcük var elimizde anlayacağınız.
    sulandırılmış bir siyasetten ne çıkabilir zaten.
    İstanbul seçimlerini benim gözümde imamoğlunun kazandığını daha önce yazmıştım bunu bir kaç bin oya bakarak hiç söylemedim. hiç tanınırlığı olmayan biri binali beye karşı %48 alıyorsa kalan küsuratın ya da bir kaç bin oyun ne kıymeti olabilir, sadece teknik olarak kazananı +1 belirler. kavga teknik kısımda yaşanıyor zaten yoksa akp istanbulu kaybetmiştir, lakin hayırlara vesile olabilir. akılları başa getirebilir…umudum bu yönde, daha iyi bir seçeneğimde yok.
    İmamoğlu chp nin bagajını taşımadan öne çıktı, seçimden sonraki yaptıkları bu nedenle çok önemli. hakan bey de kısa yorumunda buna işaret ediyor, partiyi sırtından atsın diyor. bu ağır yük altında kalması kaçınılmaz çünkü. lakin seçim sonrası bana kalırsa iki büyük hata yapmıştır, anıtkabir defterinde henüz kendisine verilmeyen bir ünvanı kullanmıştır, gereksiz ve yersiz bir davranıştır ve o da o darbe değil bu darbe demiştir, yanlışa yanlış cevap vermiştir.
    istanbulda seçim yinelenirse mağdur bir chpli seçimi daha büyük bir farkla kazanabilir ama tipik bir chp linin bir daha bu şansı olmaz…

    • Teşekkür ederim didem hanım.

      Genelde siyasi olayları takip etmem. Beyanatlardan gözüme takılan olursa biraz okurum. İmamoğlu’nun Anıtkabir’e gitmiş olması gözüme takıldığı ilk günde konuyu buraya taşıyan bir yorumda bulundum (burada bir ilk idi). CHP için Anıtkabir kutsal bir türbedir adeata. Oraya CHP kodomanları tarafından götürülmüşse “gitmem” demesi oldukça zor, mahalle baskısı var! Ancak her nasılsa önüne büyük bir fırsat çıkmıştır. Bakalım nasıl kullanacak. Kendini klasik CHP boyunduruğundan kurtarabilirse ne âlâ, yoksa mualla diyorum…

  12. Müdahale
    Darbe, bir askeri cuntanın iktidarı devirip kedisinin yerine silahla iktidar olmasıdır. Mısır’daki Sisi’nin yaptığı darbedir. Türkiye’de hiç darbe olmamıştır, müdahale olmuştur. Devletin yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalınca askeri yetkililer müdahale ederek devleti ve düzeni yeniden kurmuşlardır. İstiklal Savaşı bile darbe değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan cumhuriyeti kuranlar olmamış, İmparatorluk yıkılmış askerler yerine Cumhuriyet’i kurmuşlardır.
    60 darbe olarak yapılmayı kalkışıldı ama komutaların müdahalesi ile müdahaleye çevrildi. Yerine seçim yapıldı ve iktidarda olanların halefleri teker teker yönetime geldiler. 80 baştan zaten darbe değil müdahale idi.
    Sermaye askeri müdahalelerle sonuç alamayınca sivil darbelere girişmiş, başlangıçta başarılı ama sonra başarısız olmuştur.
    Yeni düzeni halk semt kooperatifleri olarak kuracaktır. Merkezde insanlar boğuşurken kent taşralarında insanlar saadet içinde yaşayacaklardır. Sonunda makroda da Kuran düzeni hakim olacaktır.

  13. dün cımhurbaşkanının meşruiyetini kaybettiğini bu nedenle cumhurbaşkanlığı seçiminin tekrarlamması gerektiğini yazmıştım. ancak hata yapmışım. YSK, seçilmişlerden khklı olanlara mazbatalarının verilmeyeceğini açıkladı. hem iktidar hemde iktidarın biatcıları açıkca suç işliyorlar. seçime girmenin serbest, seçilmenin yasak olduğu fiili bir durum yarattılar. bu demokrasiye vurulabilecek son darbedir ve iktidar, kapı kulları ile birlikte bu darbeyi gerçekleştirmiş. bu ülkede artık demokrasinin D’sinden bile bahsedilemez. bu nedenle, bütün siyasi partilerin, siyasi ve sosyal sivil toplum örgütlerini de sürece dahil ederek, akpdeki aklıbaşında ve kriminilize olmamış unsurlarla da biraraya gelerek, seçimlerden önce, kuvvetler ayrılığına dayalı, denetleme ve denge mekanizmaları ile parlementer sistemin yeniden tesisini hedeflemelidir. işlenen suçlar için de, kime karşı işlenmiş olursa olsun, hiçbir ayrım yapmadan içte ve dışta, yasal ve demokratik mücadele, hep birlikte verilmelidir. artık türkiyenin önceliği budur. artık ülkemizde hiçbir seçimin bir anlamı kalmamıştır. bu nedenle, önce cumhurbaşkanlığını alıp, sonra da parlementer sistemi tesis etmek, bu şartlar altında ham bir hayal gibi görünüyor. tekrar ediyorum: parlementer sistemi savunan bütün güçler, aralarındaki ayrımı değil, parlementer sistem hedefini önceliklemeli, yeni bir referandumla parlementer sistemin tesisi için uğraşmalı ve işlenecek suçlara karşı da hep birlikte yasal ve demokratik zeminde, birlikte mücadele etmelidir. eminim bu ülkede de namuslu, hukuka ve demokrasiye inanan hukukçular vardır.

    • seçimlerin anlamı kalmamıştır derken, yapılan ve yapılacak seçimleri boşvermek gerektiğini söylemiyorum. söylediğim: parlementer demokrasinin sağlanabilmesi için, seçim talebinden ve hedefinden önce, parlementer demokrasi için referandum talebinin ve hedefinin konması gerekliliğidir.

      • Kötü bir koku gibi geçmiş zamana asılı kalmışsınız diye şimdi sizin için bi referandum daha mı yapcaz hamza bey? Yerel seçimden sonra kaymak gibi seçimsiz bir 4,5 yılımız var diyen saftırıklar(necipbeyi tenzih ederim); hamza beye bi cevabınız var mı? Benim var: avcunu yalarsın..:)

    • Maşallah hamza bey çoktan kılıcı kalkanı kuşanmış, illegaliteyi ilan etmiş bile..:) başörtüsü üstüne kep takıp intifada başlatmış nice first leydi gördü bu gözler ama böylesine arsız ve rüküşünü ilk kez görüyorum..:) haksız mıyım nurdan?

    • Görüşlerinize katılmıyorum Hamza Bey. Büyük şehirleri yitirmiş olması Cumhur İttifakı açısından önemli bir kayıp, İstanbul meselesi de kriz üretiyor, Bunlar doğru, ama halkın bir sistem tartışması veya bu konuda bir referandum talebinin olmadığı çok açık. Bir erken seçim arzusu da yok.

      Halk her partiye ve ittikaf blokuna mesajını verdi ve geri çekildi. Gerilimlerden uzak kalmak istiyor, gündelik olağan yaşantısına dönmek istiyor. Bende memnuniyetsizlik yaratmış olsa da, ortada Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu almış olduğu gerçeği var. Sizin dile getirdiğiniz talep, öneri ve seferberlik çağrıları hem halkı hem beni ürkütür, CHP’ye kaybettirir.

      Seçimler ortada, herkes kendine düşen mesajı alsın, bir sonraki seçimlerde daha tercih edilir kılsın partisini. Fırsat bu fırsat deyip gerilimden yorgun düşmüş halkımıza bir de sizin önerdiğiniz türden AK Parti’den kurtuluş cepheleri kurdurmaya girişmeyelim. AK Parti gidecekse bir gün (ki gidecek), bu iş öyle cepheler, dayanışma seferberlikleriyle olmaz. Seçimle olur.

      Erdoğan İstanbul meselesinde su koyuverir ise, hem ülkeyi gereksiz bir gerilime sürüklemenin siyasi sorumluluğunu üstlenmiş olur, hem de hakkaniyetli olmayan tutumunun siyasi sorumuluğunu.

      Her türden siyasi sorumluluğun hesabı da ancak seçimlerde sorulur. Ülke gerilim üstüne gerilim yaşamak istemiyor. “Demokrasi elden gidiyor” diye düşünebilirsiniz elbette -ama keşke bireysel düşüncelerimiz aynı zamanda halkın çoğunluğunun da düşünceleri olsaydı.

      • bernar bey! ben seçimlerde cumhur ittifakının hazım sorunundan bahsetmiyorum. khklılara mazbatalarının verilmemesi kararından bahsediyorum, ysknın akla, hukuka, yasaya ve kendi kararlarına ziyan uygulama ve kararlarından bahsediyorum. özellikle khklılar ile ilgili karar; “seçime girmek serbest, seçilmek yasak”ın ete kemiğe bürünmüş halidir. demokrasinin en temel unsurunun ilgasıdır. önce bir anlaşalım.
        – sonra da, nedense kafa karışıklığı yaşadığınız diğer konuya geleyim: öuhalefetteki 4 parti de parlementer sistemi savunuyor. bunların stratejisi, önce iktidara gelmek, sonra da parlementer sistemi, tekrar bir referandumla tesis etmekti.
        – burda, öncelikle, yanlış algınızı düzeltmem gerek: seçim istemek ne kadar haksa, teferandum talebi de aynı derecede haktır. nasıl bir mantığınız varki; seçimi hak, referandumu ise çatışma olarak görüp, hak olmaktan çıkarıyor.
        – benim söylediğim: 4 partinin, öncelikle seçimi değil, referandumu hedeflemesi gereğidir.
        – parlementer sistem, iktidarda akp olsa bile, ülkenin daha iyi olmasını sağlayacaktır. başkanlık sisteminin kabulünden 100 gün sonraki uçuşumuz bu gerçeği yeterince ortaya koymuşken, parlementer sistem için referanduma karşı çıkmak, fiiliyatta, başkanlık sisteminin kabulünden sonraki uçuşun devamını istemektir.
        – sizin çatışma olarak algıladığınız, diğer bölüme gelince: o bölümde hak aramaktan ve kime yapılırsa yapılsın haksızlıklara karşı ortak hareket edilmesi ve haksızlığa karşı demokratik ve hukuki yöntemlerle mücadele edilmesi gereğini belirtiyor.
        – “kime yapılırsa yapılsın” diyorum, çünkü başkasına yapılan hakaızlığa karşı çıkmazsanız, kendinize yapılacak haksızlığa meşruluk kazandırırsınız ki, bu ülkede bu kadar zulmün esas nedeni birilerinin zalim olması değil, başkalarına yapılan zulme ses çıkarılmayarak zulme meşruluk kazandırılmasıdır.
        – önerimiz nedir? başkalarına yapılan zulme sessiz mi kalınsın?
        – itirazınızı doğrusu anlayamadım.
        – yazdıklarınızdan çıkarabildiğim tek anlam: yazdıklarınızın ne anlama geldiğini bilmediğiniz.
        – haklı ve hukuki talep ve istekleri “çatışmacılık” olarak nitelemekte pek iyi niyet de göremedim doğrusu.

        • KHK’lılara mazbata verilmemesini kınıyorum. YSK’nın bütün bu süreçte tutarsız kararlar verdiğini, hakkaniyet ve adalete gölge düşürdüğünü düşünüyorum. Ama, bunlardan yola çıkıp “Hadi referanduma gidelim! Başkanlık sisteminin reddi, parlamenter sisteme geri dönüş için elele verelim!” talebi demokratik bir talep olmadığı gibi yangından mal kaçırma girişimi olarak görünür, kuşku uyandırır. Başkanlık sistemi oylandı, kabul edildi. Erdoğan yeni sistemin başına geçti Cumhurbaşkanı sıfatıyla. Bu sistemden ben de hiç memnun değilim. Ama, siz ben istiyoruz diye 5 yılda 7 kez seçime gitmiş halkı yeni bir refernduma götürme çabası da neyin nesi? Halktan böyle bir talep mi çıkardı seçim sonuçları? “Madem bu başkanlık sistemini beğenmiyorsunuz, o zaman gelin eski parlamenter sisteme dönelim” de bana kurnazlık gibi görünüyor. Ben ne bu tür bir başkanlık sisteminden hoşnutum, ne de o sizin pek olumlu gördüğünüz (benim ise yıkılası bulduğum) parlamenter sisteme geri dönülmesini istiyorum. Ne sizin, ne benim istediğim önemli. Halk da hoşnut kalmazsa bu sistemden, Türkiye yeniden sistem tatışır, gerekirse referanduma da gider -ama buna karar verecek ve yapacak olan halkın kendisi, ne siz, ne de ben.

          Seçimler yapıldı. Halk çoğunluğu başkanlık sisteminin ve Cumhur İttifakı’nın arkasında durmaya devam ettiğini, ama hayli eleştirel olduğunu ima etti. İstanbul meselesi hakkaniyetli bir biçimde çözülmeli, ülke olağan gündelik yaşama dönmelidir. Meşru yollardan seçimle iş başına gelmiş bir iktidar var, 4,5 yıl ülkeyi yönetme hakkına sahip. Halk isterse erken seçime gidilir. İstemezse 2014’de seçim yapılır. Seçmen varsa eşitsiz gelir dağılımı, yoksulluk, yolsuzluk, adam kayırmaca, adaletsizlik vs. bunu seçimlerde kullanacağı oyla belli eder.

          Önerim budur.

  14. “…’Popülist yeni nesil politikacılar’ diye bir deyim var ya, o akımın ilk örneğini Türkiye verdi. Bizdeki popülist politikacılar halka cazip gelen hangi söylemi kullanıyor ve hangi uygulamaları devreye sokuyorlarsa, bir bakıyorsunuz, bizden sonra Avrupa’nın başka ülkelerinde de yeni nesil politikacılar aynı söylem ve uygulamalarla başarılı oluyorlar.” sayın yazar popülist politikacılara örnek olarak bizim devletbaşkanımızdan bahsediyorsa eğer küçük bi hatırlatmada bulunmak isterim: sözünü ettiğiniz özellikle batılı popülist politikacılar sadece yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığı yaparak yükseliyorlar. Sınırlarına beton duvarlar ve elektrikli teller döşemekten başka vaatleri de yok, vize yasakları falan… Bizim liderimiz ise her türlü riske ve ekonomik güçlüklere rağmen yaklaşık 4milyon mülteciye kucak açıyor, üstelik bazen kendi toplumumuzu da bu duruma ikna ederek yapıyor bunu..! Ben türkiye liderliğinde bir popülizm göremedim ama “çifte standardı” nerde görsem tanırım..:)

  15. Bediüzzamana sorulan Mühim ve müdhiş bir sual:

    Neden ehl-i dünya, ehl-i gaflet, hatta ehl-i dalalet ve ehl-i nifak rekabetsiz ittifak ettikleri halde; ehl-i hak ve ehl-i vifak olan ashab-ı diyanet ve ehl-i ilim ve ehl-i tarikat, neden rekabetli ihtilaf ediyorlar?

    Her devirde müslümanların genel hali….
    Cevap veriyor üstad;
    Bu musibet zamanında ihlası kaçırdığınızdan ve rıza-yı İlahiyi münhasıran gaye-i maksad yapmadığınızdan, ehl-i hakkın bu zillet ve mağlubiyetine sebebiyet verdiniz. Umur-u diniye ve uhreviyede rekabet, gıbta, hased ve kıskançlık olmamalı ve hakikat nokta-i nazarında olamaz.

    Çünki kıskançlık ve hasedin sebebi; bir tek şeye çok eller uzanmasından ve bir tek makama çok gözler dikilmesinden ve bir tek ekmeği çok mideler istemesinden müzahame, münakaşa, müsabaka sebebiyle gıbtaya, sonra kıskançlığa düşerler. Dünyada bir şey-i vahide çoklar talib olduğundan ve dünya dar ve muvakkat olması sebebiyle insanın hadsiz arzularını tatmin edemediği için, rekabete düşüyorlar….

    Müslümanlar yiyelim birbirimizi…..durmayalım aman durmayalım….çırpınalım karadeniz gibi…iyice ayrışalım…birbirimizin üstene bidonlarla benzin boşaltalım….yak bi cigara…. Adamlar keyifle izlesinler…

    • Daha 10 gün önce “Çırpınırdı Karadeniz!” diyerek hangimizin PKK ile iş tuttuğuna, hangimizin kripto FETÖcü olduğuna karar verip bizleri keyfince kategorize eden Türkeş kardeşimiz, belki de “Yaw, nedir bu Derinceli’nin çevirdiği işler. . .” muhabbeti (o da azıcık ve ucundan) başladığı için, bu kez Üstad’a referansla “Hepimiz Müslümanız, safları sıklaştıralım, ayrılık gayrılık olmasın!” şapkasıyla çıkıyor meydana. Sezgilerim o ki, yakında “Eski marksist militan bu adam, dini bile yok!” muhabbeti de başlatılır burada. Hiç zararı yok. Cevabım da hazır zaten:

      Yağlı ballı börek olup dirsek teması ile Cumhur İttifakı’na dahil ettiğiniz Derinceli Doğu Paşanız hangi tekkenin Şeyhi, Efendiler? Ona gelince “El pençe divan hürmet, bana gelince fitneci kripto!

      Dövizdeki kur dalgalanmalarından beter sizin Karadeniz dalgalanmalarınız 🙂

    • ‘Türkeş’Bey’in yazısının altına iyi gider
      ***********
      https://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdogan-esas-gayemizi-unutup-makam-mevki-mal-mulk-pesine-dustuk-218244h.htm

      ERDOĞAN : “ESAS GAYEMİZİ UNUTUP,MAKAM;MEVKİ,MAL-MÜLK PEŞİNE DÜŞTÜK ”
      24.12.2018
      Beştepe’de düzenlenen bir törene katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hülagu ile Kadıhan diyaloğunu hatırlatarak, “Esas gayemizi unutup makam, mevki mal mülk peşine düştük. Zevk ve sefaya daldık” ifadelerini kullandı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde “Engelli Vatandaşların ve Devlet Korumasından Yararlanmış Gençlerin Kamu Kurumlarına Yerleştirilmesi Töreni”ne katıldı.Yakın zaman önce ABD’ye bölgedeki askerlerini geri çekmesi konusunda uyararak, Fırat’ın doğusuna harekât düzenleneceğini duyuran Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, “Suriye Kürtlerini PKK/PYD zulmüne terk etmeyeceğiz. Suriye’de mesele Arap, Kürt, Türkmen meselesi değildir, özgürlük meselesidir” dedi.Hülagu ile Kadıhan diyaloğunu anlatan Erdoğan, hikâyeden, “Seni buraya bizim amellerimiz getirdi. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetin bilemedik. Esas gayemizi unutup makam, mevki mal mülk peşine düştük. Zevk ve sefaya daldık. Cenab-ı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi” sözlerini anımsatarak, “Anladık mı? Birbirimizle uğraşmayı bırakacağız birbirimizi Allah için seveceğiz. Eğer biz nankörlük yoluna saparsak akıbetimiz eninde sonunda böyle olur” diye konuştu.

    • Yüzde 30 yüzde 70 i mağlup etti….. devam edelim böyle olmaya….aynen çırpınalım kendi kendimizi bölmeye….. bölünelim bölünelim çoğalalım mantığımı… bölünelim bölünelim bizi yönetsinler mantığımı…..Kılıçlarımı kuşanalım….kılıçları kınınamı sokalım….bi durun bakimmm…ne oluyor……Çırpınmayı bırak Bernar…. bi durullll…

      • Sayın Türkeş,
        İfade ettiğiniz %30-%70 ayrıştırması gerçeği yansıtmıyor olabilir mi? Böyle bile olsa %70’in iradesi bir (hadi iki diyelim) partiye mi tahsis (ipotek) edilmiştir?

          • Şöyle desek farklı mı olacak;
            A. %40 AKP geri kalan hepimiz
            B. %7 MHP geri kalan hepimiz
            C. %7 İYİP geri kalan hepimiz
            D. %1 SP geri kalan hepimiz
            Bence hepsi aynı bakış açısı. Halkı dinlemeden fil dişi kulelerinde yaşayan “elit”ler ya da bu elitlerin oluşturduğu gettoların kalıplarına kendini kaptırmış kişiler tam da böyle düşünmemizi istiyor olmasınlar.
            Bu yaklaşımlarla nereye varılmak istenmektedir? Son cümle bir yerden tanıdık geldi ama çıkaramadım. 🙂

  16. AKP, ‘mecburi istikamet’ levhasının yönlendirdiği istikamete gitmek zorunda.Mecbur kaldığı-bırakıldığı ‘şey’, tercih gözükecek.
    8 Nisan tarihli Fehmi Bey’in yazısının olduğu sahifede:
    “ABD’Lİ GENCİN İBRETLİK HİKÂYESİ! ENERJİ İÇECEKLERİ YÜZÜNDEN KAFATASI ÇUKUR KALDI ” başlıklı HABER-YORUM’un altına yazdığım notu tekrar ediyorum:
    “Herkes itirazlar sebebiyle neticenin geciktiğini, sayımın devam ettiğini zannediyor. Benim iddiam:
    “İÇ VE DIŞ ULUSLARARASI DİNAMİKLERİN PAZARLIK SÜRECİ DEVAM ETTİĞİ İÇİN SAYIM DEVAM EDİYOR…”
    http://fehmikoru.com/organize-usulsuzluk-ve-suistimal-teshisi-var-ak-partinin-duyunca-aman-allahim-aklima-mukayyet-ol-dedim/

    **************
    Fırsattan istifade Abdurrahman Serdar Bey’e bir soru sorayım :” Sorunuza cevap verebildim mi ? “

  17. “Okuyun” denilen yazıları okudum. Yeni Şafak yazarının kullandığı kelimelerin içinde çok “miş”, “mış” dikkati çekiyor ki hoş değil. Gazeteci dediğin biraz daha somut ifadeler kullanır ve ikna edici belge yayınlar. Ancak, yine de değindiği 3. ve 5. maddeler yeterince önemli. Ciddi ciddi araştırılmalı. Bir şey çıkar veya çıkmaz, ayrı mesele.

    Trump’un “darbe” lafını kullanmasının hiç bir ağırlığı yoktur. Tuzu kuru onlar! tuzu kuru: ülke olarak bizimki gibi “alçaktan sürünme modu”nda değiller. Onlarda “darbe” olsa şahsen sevinirim, ama olmaz. Neden olmaz?

    1) Sistemleri sağlamdır, akla dayandığı için herkesin kafasına göre yorumlayacağı bir şeyler yoktur

    2) Adamların eğitim seviyeleri yüksektir. Kavgaya girişmeden, birbirlerini makul tartışmalarla ikna ederler. Aldıkları eğitim seviyesinden ötürü mantıkları aynı ayarda gelişmiştir. onlar için “aklın yolu birdir” prensibi bize göre çok daha fazla geçerlidir.

    3) Orada nufusun çoğunluğu silahlıdır. Polarize olmuşlarsa “darbe”ye gerek kalmaz. Bir iç savaş daha çıkabilir. Ancak, merkezi ordu araya girer ve iç savaşı önler.
    …..

    Niye, bir çok konudaABD ile habire mukayeseler yapılmağa çalışılıyor, bunu anlamış değilim!

    • Sayın h.k. 3.dünyalı yarıaydınların en önemli alameti kendi ülkelerini kötülemek için mutlaka batı ülkelerinden de olumlu örnekler verirler. Son yıllarda bir garip adet daha başgösterdi ki o biçim; artık aynı batı ülkelerinde yaşanmış ya da yaşanan utanç verici bir durum ya da sorun varsa onun da utancını ve sorumluluğunu taşımamız isteniyor bizlerden… Hadi aşırı gelişmiş batı ülkelerinden insani yardım adı altında afrikaya 2.el kıyafet veya kullanılmış gözlük gönderilmesini biyere kadar anlayabiliyorum; ama neden dünyanın en büyük insani yardım organizatörü olan kızılayı kimse tebrik etmek istemiyor mesela? Batılı bir ülke bugünlerde dünyanın en büyük havaalanını açmış olsaydı; burdaki birçok kopil zil takıp oynar ve türklerin ne kadar da kabiliyetsiz olduğunu haykırır dururdu..! Bir kişiden hayırlı uğurlu olsun ifadesini duyamadık şurda; kendim hariç..:) neden acaba..? Bu sorumun cevabıyla senin sorunun cevabı aynı kapıya çıkar vesselam…

      • Sn H. Gayret, ülkende gücü elinde bulunduran siyasi iktidar adına uygun davransın. Ülkede herkese hitab eden öncelikler var. Örneğin, “gelişme ve hızla kalkınma modundayım” diyorsan önceliklerini bileceksin. Iki tanesi varken bir üçüncüsü öncelikli konu değildi. Ülkenin öz kaynaklarını kullanarak üretime yönelik öyle bir yatırım yap ki dünyada 1 numara olsun. O zaman alkışlarım. Ama “ezberine mod” da yapılan gösterişli işlere bir yenisi daha eklendi. Başlanmış işti bitti. Hayırlı olsun (Allah kaza bela göstermesin). Yeri boşalacak büyük havaalanı sahasına millet bahçesi yapma fikri güzel. İnşallah, büyük masrafa girmeden yaparlar (İçine de teklif ettiğim çok fonksiyonlu o örnek çiftlik yapılır inşallah!). En azından üç noktasına açık birer futbol sahası da unutulmamalı…. neyse….

        Afrikaya yardım etme fikri güzel hoş ancak Anadolu’ya yardım 1. önceliğin olmalı. Kıyıda köşede kalmış köyler geliştirilmeli. Çorak yerler canlanmalı. Suya hasret kalmış topraklar şenlenmeli üretken olmalı. İnsanlarımızın yüzü gülmeli. Sen kendi elzem ihtiyaçlarını öncelikle bir gör bakalım. Afrika’ya yardıma da sıra gelir. Şu an için bu konuda dünyada birinci olmağa çalışmak bence bir “averellik”. Haddini bil, önceliğini bil.

        Batı’da gelişmiş ülkelerde 2. el eşya kullanımı ayıp değildir. “Sürdürülebililik kavramı” popularize edilerek bu daha da teşvik edilir bir halde. Zaten kültürlerine yerleşmiş ayrı bir güzelliktir. Örneğin, çocuklar büyüdüğünde evlerdeki fazlalıklar ailelerce evlerinin önünde teşhir edilerek (“garaj sale”) cuzi fiyatlarla veya bedave elden çıkarılır. Her yıl iki defa 2. el eşyaları evlerden toplayan hayır kurumları vardır. Bu eşyalar, ihtiyacı olan kesime çok cuzi fiyatla satılır. Bedava veriliyorsa, Afrika 2. el eşyaya “hayır istemem” mi diyor? yoksa sen mi kendi ihtiyacına kıyasla gereğinden fazla avarel bir bonkör ve savurgansın?

        Kızılay, 1. el hazır eşya yollayacağına daha önce teklif ettiğim ordumuzun “üretken ve teknik” hizmet birimleriyle ortak projeler geliştirsin. Hem Anadolu’ya ve hem de Afrika’ya “altyapı geliştirme-su çıkarımı” işlerine el atsın daha bir hora geçer.

  18. Sayın Korunun verdiği linkteki brakim karagülün yazısını sonuna kadar okudum, darbe de darbe, ama kanıt teşkil edebilecek tek kelime yok. Göremediğimiz, farkedemediğimiz, hissedemediğimiz bir değer belki bilemiyorum ama görünen o ki böyle bir yazar nasıl bir gazete de köşe bulabiliyorlar anlamak mümkün değil. Darbe kelimesi de sulandı.

    • Alper bey bahsedilen tetikçi gazetesine ve özellikle yazarlarına da itibar etmem zaten. Sayın yazarın referans olarak almasını da önemsemem. Bu tipler eskiden de bu gün de basında hep köşe başlarını tutmuşlardır ve bunun tek dayanağı da enseste dayalı istihdam politiklarıdır. Yazdıklarını da ona göre okumak gerekir…

  19. DEVLET HÜKMÜNÜ İCRA EDİYOR GALİBA.
    AKP büyük bir tuzağa mı çekiliyor?
    İBB yi kaptırmayacağım derken;İktidar dan olacak gelişmeler zircirleme reaksiyon verdirillmeye mı çalışılıyor?
    YSK bir iki küçük yerde mualefet lehine kararlar aldı.
    Tarafsızlığını ispatlamaya çalışmanın altyapısı gibi.
    TURPUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE Mİ?
    İBB de sakın olun paniğe gerek yok tavrı mı sergilenen.
    Derinlerin sözcülüğünü gönüllü üstlenmiş Doğu ,kamuoyunu ters köşe yapmak için kullanılmasın.
    Burnumuzun ucunu görmekten aciz benim gibi bir acizin yakıcı sorulara cevap bulamamanın çaresizliği içindeyim.
    Bilmediğimizi bilmeyecek kadar cahilim.
    Ülkemiz ekonomik bağımsızlığını kazanamadığı sürece birilerine teslim olmak zorunda kalıyor.
    Devasa dış borçla tam bağımsızlık hikayesi nereye kadar.
    HAYALLER VE GERÇEKLER ANCAK BU KADAR BİRBİRİNDEN UZAK OLABİLİR.
    Bir İstanbul hikayesi.
    Türkiye nın belki gelecekte dünyanın özeti olacak kadim bir şehir.
    İstanbul Ülkemizdeki değişimin hep ilk adımını atmıştır.
    Bunun herkes farkında.
    İstanbulu kaybeden TÜRKİYEYİ kaybeder veya kazanan TÜRKİYEYİ KAZANIR.
    Kimse daha uzun zaman seçim yok rahatlığına gitmesin.
    Burası Türkiye her an her şey olabilir.
    KOALISYON İŞİ BU HİÇ BİR ŞEY GARANTİ OLAMAZ.
    Bir sabah kalkmışsın Devlet( bey )seçim demiş.
    SEÇİM YENİLEME İSTEKLERİ BİZİ SANKI BİR GİRDABA SÜRÜKLÜYOR GİBİ.
    HER İŞTE VARDIR BİR HAYIR ;Demekten başka elimimizden ne gelebilir.
    Haydı hayırlısı.

    • Giderek sonlarına doğru yol aldığımız bir oyunun içindeyiz, sayın Avam. Dindar muhafazakarlar uyanmışlardı, “öteki” olarak içine hapsedildikeri “çevre”den çıkıp merkeze gelmişlerdi. Sayıca çok, ama çok fazlalardı. Üstelik, seküler vesayetin siyasal aktörleri hep birlikte çökmüştü (ANAP, Doğru Yol, DSP, vs.). 28 Şubat denenmiş, tutmamıştı. Ne yapılmalıydı peki? Hem dindarların hem dindarlığın saygınlığı ve inandırıcılığı törpülenmeliydi, kale içten yıkılmalıydı. Kaleiçi şehrinin iki iktidara doymaz figürü birbirlerine düştüler, kale kapılarını açmış oldular. “Kimse yoksulluktan, geçim sıkıntısından yakınmasın kardeşim! Bunlar da yokluk değil, varlık kuyruğu zaten!” lafları da dindarların hanesine eksi yazılıyor, soru çalmalar, darbeye kalkışmalar da. Bunlar yoksulun halinden ne anlar, saraylarında gramı bilmem kaç yüz dolarlık çay içip adını bilmediğimiz egzotik yemekler tıkınıp göbek bağlıyorlar” diye cızırdıyor Sözcü yazarları. Erdoğan’ın Sarayı ve ihtişamlı koruma ordusu dindarların hanesine eksi yazıyor, ortalığı dindar ailelerin çocuklarının ateist desit oldukları haberleri kaplıyor. “Bunlar mı Allah rızasına hayır-eğitim hizmetleri için yola çıkmış İslam gönüllüleri? Alın o zaman size bir 15 Temmuz!” deniyor, Hatice’nin Netice’si en az Gülen kadar dindarların hanesine eksi yazılıyor. “Bunlar mı adaleti sağlayacaklar!” deniliyor, iktidarın ardında sıraya geçmemiş ne hakim ne YSK kalıyor -durum Erdoğan’ın değil dindarların hanesine eksi yazıyor. “Siz bunların seçime demokrasiye inandıklarını mı sanıyorsunuz! Alın o zaman size İstanbul seçimleri!” Bu ve daha düzinlercesi olduğu gibi, bu da dindarların hanesine eksi yazılıyor.

      Bir adım daha kaldı dindarların kalesine en şahane golü gömmek için: Dindarları, sözde-dindar liderin sözde-dindar iktidarında açlıktan inim inim inletmek! Bahçeli ipi bundan sonra çekecek. “Kattık önümüze BOB eşbaşkanını, mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diyen adam, almış yanına 10 zinde adam, sahada 11 cenvageverle top koşturuyor. Diğer takımda takım yok, bir başına kalmış bir talihsiz kaleci var. Vuruyorlar: “Gooolll!” Derincelilerspor 16, Olanıgörmekbilmezlerspor 0.

      Erdoğan’ın restoranında bi numara kalmadı. Adalet, kalkınma, özgürlük, kardeşlik. . . Biteli çok oldu. “Valla o da kalmadı güzel abim. Mehter var, Çırpınırdı Karadeniz var, Soylu bakanlarımız var. . . Ne vereyim abime?”

      Artık insanlarımız uyansalar da vakit çok geç olmadan Saadeti büyütsek ya da bir parti kursak diyorum:) Ben sahada bile yokken ha bre de bre gol yemekten sıkıldım gali. . .

      • DİNDARLARİN SEKÜLERLER KARŞİSİNDA HEZİMETİ Mİ?
        Görünen o ki;Bernar bey çizdiğiniz büyük resim de fulu alan pek yok gibi, gözü görenler için.
        Burada ne acı ki,İnsanlık için kurtuluş reçetesi sunanlar ebedi hedefleri çoktan fani bir bedelle gönüllü satmışlar.
        Artık sözlere değil,icraatlara bakma zamanı çoktan geçmedi mi?

        • Biz karşı eyleme hazırız avam arkadaş; dün açılışı vardı görmüşsündür yeni binamızı..:) s400ler de eli kulağında zaten…

        • Ben iyimserliğimi koruyorum, sayın Avam. Dindar muhafazakar yığınların maçlara gerçek onbiri ile çıktığı yıllarda ülkemin ne kadar güzellleştiğini, memleketin Edirnesi’nden Kürt illerine ne renkli, ne unutulmaz bayramlara sahne olduğu henüz hatıralarımda çok taze. Boş bir ana gelindi, takım ruhu ve kolej havası kaybedildi, her şeyi bildiğini zanneden bir teknik direktörün eline düştü takım. Bildiğimiz (ve çok sevdiğimiz) oyuncuları birer birer aldı kenara, yerlerine parayı bastıran her takımda top koşturmaya çoktan gönüllü tuhaf yabancı oyuncuları soktu. Tereddütlere düşsek de, “Bir bildiği vardır herhalde, o kadar teknik direktörlük yapmış. . .” dedik.

          Karamsarlığa yer olmamalı. Sevgili Türköne’ler, Altan’lar, Kuytul’lar kolay yetişmiyor. O güzel insanları çıkaracağız içine savruldukları zindanlardan. Kimilerinin yanlışlarından ders çıkaracağız. Sermayenin içi boş para dünyasının hazlarının büyüsüne kapılmamış milyonlar var. “Bir arzun isteğin var mı, Mahmut Amca?” diye yaşlısına soran, pek çoğumuzun haberdar bile olmadığı Internet mecralarında olan biteni görüp tartışan pırıl prıl gençlerimiz var hayatı “hak, hukuk, adalet” diyerek yaşamak isteyen.

          Bırakalım morale ihtiyacı olan “Aha bu da Emel’in sıfır kilometre makyajsız hali”ni 30 karelik ana haber şeritlerine çeken soytarı gazetelerin çakma Reisçileri “Dindar gençler desit ateist oluyorlar” diye fısıldaşsınlar alttan alta.

          Mahçup olması gerekenler o milyonlar değil. Kendilerine olan güveni har vurup harman savuranlar.

          Hak, huku, adaleti şiar edinmiş insanlar, üç beş kurnaz deruninin paşa gönlü öyle istiyor diye buhar olup uçacak değiller. Dün varlardı, bugün de varlar, yarın da olacaklar -gerektiğinde partilerini de kurarlar, daha önce yapmadılar mı defalarca ve inadına? Tarih, bu işlerin öyle Karar Gazetesi’ne reklam verenlerin peşine düşmekle, değerli insanların bahçelerine helikopter indirmekle olmadığını yüzlerce kez gösterdi bize. Yakında, on binler sahaya inecek -her birinin bahçesine balkonuna helikopter indirecek değilller herhalde.

          Hezimet yok ortada. Hayattan öğrenme gereği var sadece, ve kişileri kutsama zaafından uzak durma gereği. Moral bozukluğuna hiç yer yok diyeceğiz.

          Öyleyse: Durmak yok, yola devam!

          • bernar bey! sizinle tartışmayı çok arzu etmiyorum. ancak sizi okuyup da sizin gibi hayal alemine dalabilecekleri düşündüğüm için, tartışmayı göze alıyorum. Bu kadar değişik şey yaşamışınız, bu yaşınıza da gelmişiniz, hala iyi-kötü insan ayrımı ile biryere varacağınızı zannediyorsunuz. bir de kendinize göre hayali sınıflandırmalar yapıyorsunuz.
            – din, ideolojiye dönüşme potansiyeli en yüksek olgudur. bu nedenle de tarih boyunca en çok kullanılan ve en fazla kan ve gözyaşına neden olan unsurlardan başında gelir.
            – olay dindar muhafazakarlar yönetime gelirse herşey güllük gülistanlık olsaydı, sahabe döneminde olurdu. oysa sahabe döneminde dökülen kardeş kanının haddi hesabı yok.
            – sahabe dönemi insanlarından daha düzgün insanların saadet partisinde olduğuna inanıyorsanız diyecek birşeyim yok.
            – ayrıca 17 yıllık akp iktidarı ve diğer ülkelerdeki islamcıların yaptıkları da size referans olmamış.
            – şimdi saadet partisinden medet umuyorsunuz. saadet partililerin hem sahabelerden hem de diğer ülkelerdeki islamcılardan ve ülkemizdeki akplilerden daha iyi olduğuna nasıl kanaat getiriyorsunuz anlamıyorum. yola çıkarken akpliler de “biz çok iyiyiz. 3 Y’yi yok edeceğiz” diyorlardı. sonrası herkesin malumu. nerdeyse ne kadar ahlaksız varsa arz-ı endam ettiği bir yapılanmaya dönüştü.
            – Saadet partisinin, sadece bir bölgede seçim kazanmak için idris naim şahini aday olarak göstermesi, sadece bir yerde seçim kazanmak için… iktidara geldiklerinde, kazanılacak şeyler daha büyük ve daha değerli olduğunda neler yapabileceğine ilişkin de bir şüphe uyandırmıyor mu sizde?
            – ben size “iflah olmaz mücahid” derken bu cümleyi bilinçli olarak kullanıyorum. çünkü, aslında kafanız çalışıyor ama bazı önkabulleriniz (hayali önkabuller ve hayali kategorizeleştirmeler, ki ben bunun sizin henüz psikolojik olgunluğa erişmemiş olmanız ile alakalı olduğunu düşünüyorum) sizi en sıradan bir militan düzeyine düşürüyor.
            – Oysa, birazcık okumuş, birazcık da kafası çalışan herkes bilirki, önemli olan insanlar değil sistemlerdir. siz ise, iyi insanların dünyayı kurtaracağına inanıyorsunuz hala.
            – uyanın artık!

          • “Sahabeler bile kardeş kanı döktü, dolayısıyla İslam’dan ve Müslümanlardan bir şey çıkmaz” demeğe getiriyorsunuz. Ne bilimlerden sanatlara muazzam bir İslam kültürü yaşanmışlığından haberiniz var, ne de pek bir bayılır göründüğünüz Batı’daki Hristiyanların birbirini boğazlama tarihlerinden haberiniz var. Oturun önce Avrupa’da din savaşları üzerine hiç değilse 2 BBC belgeseli izleyin. Bir de 1. ve 2. Dünya Savaşları neymiş, ne olmuş, kim kimi boğazlayıp bombalamış, araştırıp öğrenin.

            AK Parti iktidarlarının ilk iki dönemi özgürlüklerden kentlerin daha yaşanır hale gelmesine, kent yoksullarına sahip çıkmaktan hastahanelere kadar toplumsal yaşamın istisnasız her alanında Türkiye’ye çağ atlatmıştır. Gerçek bir toplumsal devrimin karşılığıdır o yıllar. Bugün ne kadar heyecanlı Saadet Partisi taraftarıysam, o dönemlerin AK Partisi’nin de militan savunucusuyum -gurur duyarım ben böyle bir coşkusal taraftarlıktan.

            Elebette ki dünyayı iyi insanlar kurtaracaklar-onların arasına girmeye çalışın 🙂

            İyi, şimdi de hakkımda psikolojik, duygusal kişilik analizi arzusunu dile getiriyorsunuz. Bence sorun yok, ama bu yorumlara da göz atan F. Koru okurları buna ne kadar ilgi duyarlar, onu bilemem.

            Bu tür analizler beni korkutmaz. Yeter ki işi İKNA ODASI manyaklığı türden rezilliklere vardırmayın. : )

          • bernar bey! herşeyi eğip bükmekte ve yanlış anlamaktaki ısrarınıza hayranım.
            – sizin sıralamanıza göre, eğip bükmenizi düzeltmeye çalışacağım
            1- müslümanlardan birşey çıkar ya da çıkmaz diye herhangi bir düşünce belirtmedim. Ancak dinin çok kullanıldığını ve kolaylıkla ideolojiye dönüştürüldüğünü ve bu nedenle de çok kan ve gözyaşına neden olduğunu söyledim. yani islamcılığa karşı çıktım.
            – bu durumu vurgulamak için de, asr-ı saadet diye bildiğiniz dönemin, hz.hasan ve hüseyinin vahşice öldürüldüğü dönem de olduğunu vurguladım. yani ben, islamcılığın ahlaksızlık ürettiğini söyledim ve şimdiki islamcılığın, sahabe dönemi islamcılığından (iktidar mücadelesinden diye de sizin için tercüme edeyim), şimdiki dönem islamcıların, sahabe dönemi islamcılarından daha iyi olduğunu mu düşünüyorsunuz ki, hala islamcı bir ideoloji ile ülkenin güllük gülistanlık olacağını düşünüyorsunuz diye sordum.
            – herkesin, müslüman ile islamcı ayrımını kavradığı bir dönemde böylesine bir kafa karışıklığı akla ziyan bir durum. mesela karar okur yorumlarında birisi şöyle ayırmış: birisi dindar, diğeri dinci.
            – yukardaki ifademde, sadece islamcılıktan değil, diğer dinlerin ideolojiye dönüşmüş halinden de bahsettiğim gayet açık. durum böyle iken, hristiyanlığın dinciliğinin daha iyi olmadığı otomatik olarak ortaya çıkarken, benim avrupadaki 100 yıl savaşlarından bihaber olmam ve bbc izlememem, sizin olayı yine yanlış yöne çekmenize gerekçe oluşturamaz.
            – militan savunuculuğunuz konusunda hemfikir yani. bu konudaki “iflah olmaz mücahid” tanımlamam, sizin de kabul ettiğiniz bir durum olduğuna göre bu konuyu kapatıyorum.
            – Ancak, doğru yapılan işleri alkışlamak, yanlış olanları ise eleştirmek ile, bir kesimin komple taraftarı veya karşısında olmak arasındaki fark, militanlık ile birey olmak arasındaki farktır. benim de zaten size yönelik “iflah olmaz mücahid” tanımlamam bu ayrımı belirtmeye yönelik bir ifadedir. yani beni, siz, yine yukardaki, “akp taraftarı olmak” ifadeniz ile doğruluyorsunuz.
            – hala 20 yaşındaki bir ruh ve yaklaşım, 50 küsur yaşındaki ruh ve yaklaşımın aynı olması, psikolojik olarak bir gelişmemişlik ifadesidir.
            – Bizde cahil 2 anlamda kullanılır: 1- okumamıştır, 2- olgunlaşmamıştır. yani yaş ile gelen bir olgunluğun olmaması belirtilir.
            – siz okumuşunuz ama olgunlaşmamışınız. zaten soldan sağa, dalga bayraı misali savrulmanızın da çok fazla bir açıklaması yoktur. Sahi soldaki hangi değer sizin bugünkü değeriniz ile ters ki, dünkü değerlerinize küfrediyorsunuz. Ya siz, zaten geçmişte bir değeriniz yoktu, şimdi bir değer sahiplendiğiniz için soldan sağa savruldunuz ki, solun epey değeri ile islamın epey değeri örtüşür ve sizin bunu görememeniz solun değil, sizin eksikliğinizdir. düşünsel farklılıklar ayrı bir konudur.
            – aslında bütün insanlıkta var olan, din, dil, ırk, bölge ayrımı olmadan varolan değerler vardır. bunlara evrensel değerler denir ve islam, eğer bir evrensellik iddiası yapacak olursa, işte bu değerleri kapsadığından yapabilir, yoksa namaz kılmasından değil. (bu arada namazın da, aslında ilkel çağdan beri var olan ve pekçok bölge ve dinde olan bir dini ritüel olduğunu da belirteyim: kıyam, rukü ve secde, budizmde de, japonların dininde de vardır mesela. tıpkı oruç, hac vb gibi.)
            – dünyayı iyi insanlar kurtarmayacak. tabii ki kötü insanlar da kurtarmayacak. ama dünyayı iyi sistemler kuran insanlar kurtaracak. Nitekim bu gerçek, islamın dönemi ve/veya yine eğip bükmemeniz için söyleyim, isanın hemen sonrası dönem dindar (dinci) ların ahlakı erezyonunda açık açık ortaya çıkıyor. Eğer dünyayı iyi insanlar kurtaracaksa, sahade döneminde bir hz. ömer, sonra iyi insan yetişmemiş. çünkü iyi bir sistem kurulamamış. yani bütün iyilikler (nerdeyse) o dönemki islam toplumunda, hz. ömer ile son bulmuştur. Yani iyi insanlar, arap toplumunu bile kurtaramamışlardır.
            – tekrar ediyorum. biraz okumuş, biraz da beyni çalışan herkes, sistemin daha olduğunu bilir. bunu bilmemeniz mümkün değil ama nedense ısrarla iyi insandan bahsediyorsunuz. oysa iyi insan gelir, iyi birşeyler yapar ama devamı olmaz. devamı iyi bir sistem ile olabilir.
            – Sizin, sizinle ilgili okuyanların kafasını biraz daha açmak için, çok bariz bir örnek vereyim: biliyorsunuz amerikada içki yasağı vardı. akla, mantığa, toplum yaşamına ters, böylesine bir yasak, amerikada mafyayı en önemli güçlerden birisi haline getirdi.
            – örneğe devam edeyim: bütün vergi uzmanları bilir ki, bazı ürünlerdeki akla, mantığa aykırı vergiler, kayıp kaçağı arttırır. Çünkü bunlar bir sistem oluştururlar.
            – psikolojik ve duygusal analizi neden yaptığımı yukarda açıkladım. sizi korkutmak için de yazmıyorum. Çok çook eskiden, bir tarikat içindeyken, ismi dine uygun olduğu için, ‘tanrıyı arayan adam” dı kitabın ismi, arkadaşlarımdan birisi herman hessenin kitabını vermişti. herne kadar sizin kadar çok kitap okuyup bbc izlemesem de, bir yığın okuduğum kitaptan aklımda azlında, bilgi anlamında çok az şey kalır. (ben de bilgime değil, aklıma güvenirim. daha önce de birkaç kere belirtmiştim bu durumu. nedenleri ile…) fakat o kitap, okuduğum en eski kitaplardan bir tanesi olmasına rağmen, bizdeki “su akar yatağını bulur”un hikayesi olarak aklımda kaldı. yani, yine yukarda vurguladığım gibi, psikolojik olgunluğun yaşam ile ortaya çıkacağını anlatır. nitekim kitabın son bölümünde de, bir keşiş, bu adamı görür, ve (eğer yanlış hatırlamıyorsam) nirvanaya nasıl çıktığını sorar. adam, “suyun sesini dinle” der.
            – sizin, olayları yaklaşımınızdaki karikatürize etmeleri8niz ve uçuk kaçık kategorizasyponlarınız, sizin suyun sesini dinleme aşamasından epey uzak olduğunuzu gösteriyor. bu nedenle psikolojik analiz yapıp, size yol göstermek istedim. yoksa sizi korkutmak için değil. psikolojik durumunuzdan önce, eğip bükmelerinizin ortaya çıkması sizin için daha az korkutucu olmasa gerek.
            – bu arada, “bir duvarında stalin-diğer duvarında atatürk resmi olan devrimci” hayaliniz de yarım kalmıştı. isterseniz, yanlış kategorizasyonunuza iyi bir örnek olan o tartışmayı da burdan devam ettirebiliriz.
            – bana cevap olarak; bir duvarında lenin, diğer duvarında atatürk resmi olan bir kişinin cenazesinin linkini yazmıştınız.
            – O link bile, sizin olayları analizde ne kadar sakil kaldığızı yeterince anlatıyor.
            – Öncelikle stalinden bahsedip, leninin linkini atmak, türk skeçlerindeki “önce kız kardeşini gösterdiler, düğünde ablasını verdiler” konusu gibi olmuş.
            – Aynı zamanda o link, sizin lenin ile stalin arasında farktan bile bihaber olduğunuzu gösteriyor.
            – stalin bir faşisttir. lenin ile atatürkün ortak noktası ise antiemperyalist olmasıdır. bu nedenle, ulusalcı ve antiemperyalist birisi lenin ile atatürkün resmini evinin değişik köşelerine asabilir. fakat stalin ile atatürk fotoğrafını asanı bulamazsın. başka ülkelerde bile herikisinin resmini de taşıyan insanlar bulabilirsin. özellikle eski dönemde. çünkü herikisinin de ortak özelliği emperyalizme karşı mücadeleleridir.
            – hadi diyelim ki, sizin gibi hayalperest bir devrimci olsun ve stalin ile atatürk heykelini evinin duvarlarına assın.
            – bu seferde, bir istisnayı kaide gibi sunmanız gerçeği öne çıkıyor. bugün kaç tane, sizin gibi hayal aleminde kategorizasyon yapan insan olur.
            – bernar bey! tekrar ediyorum. sizin iyi eğitimli ve kafası düzgün çalışan bir insan olduğunuzu, fakat muhtemelen ailenizle yaşadığınız sorunlar nedeniyle, ruhunuzda bir denge oluşturamadığınızı, bu nedenle de akla ve gerçteğe uymayan kategorizasyonlar oluşturduğunuzu ve bu nedenle de yanlış çıkarımlar yaptığınız düşünüyorum. bunlar benim samimi düşüncelerim. sizi rencide etmek için de yazmadım.
            – psikolojiniz ile ilgili yazdıklarım ile sizi kırdıysam çok çok özür dilerim. düşüncelerinizi eleştirim için tabii ki özür dilemiyorum. umarım yazdıklarımdan yararlanırsınız, yararlanırlar.
            – size saygılarımı sunuyorum.
            – bu arada hem araştırmacılığınız hem de konuları net şekilde (duygularınız işin içine girmediğinde) anlatmanız ile bir antitroll gibi önemli bir iş yaptığınızı ve yazılarınızı okuduğumu da belirtmek isterim.

          • Yazınızı okudum, Hamza Bey. 31 Mart seçim gününün akşam saatleri, benim 55. yaşıma giriş saatlerimdi. Bu yeni yaş yılımda da değişen pek bir şey olmayacak gibi: Tespit ettiğiniz üzere, hem ruhsal, hem bedensel açıdan, hala 20’li yaşlarda gibiyim -bu, öğrencilerim ve arkadaşlarım tarafından da sıklıkla dile getirilen bir tespit. Arızalıyım yani 🙂 Tevekkelli, çok okumuş operacı anam, 9 yaşlarımda olduğum sıra, aşırı-aktivasyon hallerimden mutsuzluğa ve tedirginliğe kapılmış, doktor doktor dolaştırmıştı. Belli ki, ‘arıza’ daha o yıllarda başlamış!

            Daha çocuk yaşlarımda başlamış arızanın bu yaşlarda düzelmesi beklenemez herhalde. Ben muzipçe sokak ağzını hem bilirim, hem çok severim. Umutsuz vakıa durumunda olanlara “Hiç tokanma, bırak çalsın” deriz.

            “Peki üzerine yazı yazdığım diğer meseleler. . .?” diyecek olursanız:

            Yazmışsınız, ben de okudum.

            Cevaben söylemek istediğim bundan ibaret 🙂

            Selamlar

          • Bernar Bey ve Hamza Akyol Bey’in seviyeli tartışmalarını zevkle okudum.

            Ancak Sn Hamza Akyol’un Bernar Bey’in şahsıyla ilgili yaptığı psikoanaliz tahlil beni rahatsız etti.Nedeni de Bernar Bey’in mahremiyetinin ihlali olsa gerek.Şayet Hamza Bey bu tahlilini özelden Bernar Bey’e yazabilseydi bu bir sorun teşkil etmezdi.

            Bu tür platformlar özelden yazışmaya imkan tanımadığı için yorumcuların mahremiyetiyle ilgili tahlil ve görüşlerden imtina edilmesi gerektiği kanaatindeyim.

            Ayrıca Hamza Bey’in şahsi olgunluğu yaşa bağlaması, kendi ifadesiyle aklı önceleyen yaklaşımıyla çelişiyor.Nihayetinde akıl yaşta değil baştadır.

  20. Seçim sonucu uzadıkça dil de paralel olarak uzuyor maalesef. Dün seçimden önceki seçmen taşıma videolara baktım: Bahçeli, Süleyman soylu, YSK Başkanı ve Adalet bakanı aynı ağızdan cevap veriyorlardı. Seçmen kaydında herhangi bir sorun yok diyorlardı. İstanbul ve Ankara kaybedilince; Aynı isimler: seçimler şaibelidir diyorlar. Allah şükür ki teknoloji çağını yaşıyoruz. Büyükçekmece incelemeleri de İmamoğlu’nun sarf ettiği kelimeler kadar hatadır. Bu ülkede darbe artık yapılması imkansızdır. Demokrasiyle gelen başkanlar, demokrasiyle gider. İki taraf da ciddi hatalar yapmaktadır. Bezin litresi 7 TL’yi aştı, ekonomik olarak batıyoruz. Ekonomi Bakanı Reformlar hazırlıyor, sunumlar yapıyor ama icraat yok; Ülke ekonomik olarak elden gidiyor. Allah Hepimizin yardımcısı olsun…
    SAYGILAR SEVGİLER

  21. E. İmamoğlu iyi başladı, kötü götürüyor. . . Anıtkabir’e giderek yazdığı metni İBB olarak imzalaması da yanlıştı, dün akşam kullandığı dil de yanlıştı. M. İnce’nin düştüğü tuzağa düşmekten sakınacağı izlenimini vermişti güçlü biçimde. Ama cepten yemeğe başladı gibi.

      • Ben çok farklı düşünüyorum sayın Koru’dan. Darbe marbe olmaz Türkiye’de. Dindar muhafazakarların inandırıcılığını ve güvenilirliğini sarsmayı fazlasıyla başardılar. AK Parti ve Erdoğan’ın bugünkü oyu yüzde 38 civarı. Ekonomik bunalım ve zamlarla yüzde 30’lara kadar geriler bir iki yıl içinde. Bahçeli erken seçim çağrısıyla ipi çeker. CHP liderliğinde yeni bir koalsiyon kurulur. Dindar muhafazakarların gerçek partisi kurulsa bile şu sıralar, bir on yıl belini zor doğrultur iki iktidara doymak bilmez figürün günahları her seferinde -ve haksız yere- dindarların hanesine yazıldığı için.

        E zaten bunlar 10 yılda bir darbe yapmıyorlar mıydı?

    • Akşamki konuşması uzun olduğu için 10. dakikada bıraktım (bir özetleme yapsaydın!). Bence, en iyisi mazbatasını alabilirse, bir süre sonra “Bağımsız” bir belediye başkanı olduğunu ilan etmesi. Bu, siyasette ve hizmette muazzam bir yenilik olur! Ülkedeki kutuplaşma geleneğine son verme konusuna ciddi bir adım olarak önemli bir değeri vardır. Sırtındaki, tarihi o CHP kamburundan kurtulmuş olur. Ülkenin kronikleşmiş partilerinden uzak duracaksın. Bir AKP kendini 17 senede kutup-başlığına oynamış olarak o hale getirdi (CHP = (-1)*AKP). Bu partilerden millet bıktı! İmamoğlu böyle bir manevra yapsın, bir dahaki seçimde önü tamamen açılır. Bu hem kendisi, hem İstanbul ve hem de bütün Türkiye için daha iyi olur. Onun yerine olsan, “akıl*iman sentezi” bakış açısıyla böyle hareket ederim.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here