Basına kızalım, ama özgürlüğüne dokunmayalım

8
28 Şubat döneminde DGM'de yargılanıyorum..

Yargının işine karışacak halimiz yok; görülmekte olan davaları etkilemeye de kalkışacak değiliz. Ne olursa olsun yargıya güvenmek zorundayız da.

Son yapılan Kadir Has Üniversitesi araştırmasında ‘güvenilecek kurumlar listesi’nde yargının yüzde 50’ye dayanarak (49.4) sıralamada yukarılarda yer almasının anlamı da bu: İnsanlar yargıya güvenmek istiyorlar…

İyi de, en yetkili ağızların ‘beka mücadelesi’ verildiğini dosta-düşmana kabul ettirmeye çalıştığı günümüz ortamında, özellikle ülkemize yönelik eleştirilerin merkezinde yargıyı ilgilendiren konular yer alıyor, bunu ne yapacağız?

Çok sayıda kişinin cezaevlerine tıkılması.. tutuklamaların cezalandırmaya dönüşmesi.. özlük hakları sınırlandırılarak görevlerine son verilen akademisyenler.. çok sayıda tutuklu gazeteciler…

Hangi ülkenin gazetesine göz atacak olunsa, ülkemizle ilgili haber hangi konuda olursa olsun, aynı haberin içerisine yukarıda listesini verdiğim bir veya iki eleştirinin mutlaka yerleştirildiğini görüyoruz.

Uluslararası yayın yapan televizyon kanalları da ülkemiz söz konusu olduğunda bu eleştirilere yer verilen programlarını sıklaştırdılar.

Otoriteri de demokratı da basından hoşlanmaz

Türkiye bir yandan kendisine anlayışsızlık gösteren devletlerle didişirken, bir yandan da uluslararası kamuoyunun medya aracılığıyla oluşmuş olumsuz kanaatlerini ortadan kaldırma mücadelesi veriyor.

Veriyor, ama pek başarılı olduğu söylenemez.

Bugünün dünyası belli konularda olağanüstü hassas çünkü.

Özellikle de düşünce ve basın özgürlükleri konularında.

Dünyada ‘otoriter’ sıfatını hak eden yönetimlere sahip çok sayıda ülke var, ancak o ülkelerde bile gazeteciler ve görüş açıklayan kanaat önderlerinin üzerlerine gidilmesinden çekiniliyor.

Demokratik iddialı ülkelerde de medya çalışanları, gazeteciler, yazarlar devleti yönetenler tarafından sevilmez; ancak otoriter rejimlerin bile görüş açıklayana tahammül etme çabasına girdiği günümüzde demokrasiler daha da anlayışlı olma ihtiyacı hissediyorlar.

ABD başkanı Donald Trump sözgelimi, her ağzını açışta Amerikan medyasına yükleniyor, ama o kadar; bir tek gazeteci o kızdı diye işini kaybetmedi, hapiste gazeteci de yok o ülkede…

Bu ve yine bu konuyla ilintili sebeplerle, dünyada özgürlükleri yakın takip altında tutan kuruluşların değerlendirme listelerinde Türkiye yalnızları oynamaya başladı.

Açık ara gerilerde yer alıyoruz özgürlükler liginde.

Medyanın özelliği, kendi içerisinde yeknesak bir görüntü vermemesidir. Görüşler muhtelif olunca, elinde kalem tutan insanların da farklı görüşler yüzünden birbirlerine karşı tavır almaları, gerektiğinde en aşırı tartışmalarla görüşlerini karşı tarafa kabul ettirmeye çalışmaları işin doğasında var.

Tarihimiz her dönemde kalem kavgalarıyla renklenmiştir.

Kalemler tartışır, hatta iddialar gözlere de sokulur, ama işte o kadar; kimin haklı kimin haksız olduğu kamuoyunun değerlendirmesine bırakılır. Araya yargının girmesi, yanlışlığın veya haksızlığın suçluluk haline getirilmesi beklenmez.

Günümüzde bunu da bekleyenler var. Sevmedikleri, beğenmedikleri, görüşlerine saygı duymadıkları kalem erbabını ‘suçlu’ yaftası boyunlarına asılmış görmek isteyen basın mensuplarının var olduğu ortada.

Hain darbe girişimi onları haklı olduklarını düşünmeye de sevk ediyor.

Yazdıklarından bu hissiyatlarını anlamak mümkün.

Oysa bu yanlış bir hissiyat. Kalem herhangi bir mahkemenin vereceği karardan daha etkilidir. Kalemler arası tartışmaları bir kenara bırakıp meslektaşların mahkemeler eliyle cezalandırılmalarını beklemek bizlere yakışmaz.

Görev yürütme ve yasamaya düşüyor

En başta yargının işine karışamayacağımız, görülmekte olan davaları etkileme gibi bir derdimiz olamayacağını kayda geçirdiğime göre, bunları yazmakla ne demek istiyorum?

Şunu: Yargı, başka ülkelerde de olduğu gibi, anayasa ve yasalarda yazılanları uygular. Ortamın hassasiyetlerinin yargı kararlarına yansımaması beklenir; ama sonuçta yargıçlar da birer insan, bu sebeple yorumları ortamla irtibatlı olabiliyor. Özellikle de OHAL dönemlerinde. Onun için yargıya diğer erklerin yardımcı olması gerekiyor. Benim istediğim de bu: Diğer erklerin (yürütme ve yasama erklerinin) yargıya yardımcı olması…

Hükümet (yürütme) OHAL’in kaldırılmasını ve olağanlığın hakim olacağı döneme geçişi sağlayabileceği gibi Meclis (yasama) de tutuksuz yargılanma ve düşünce özgürlüğü konularında yargıya daha dar bir alan bırakan yasalar çıkarabilir…

Türkiye’nin görüntüsünü iyileştireceği ve bu yolla daha önemli ve temelli konularda kendisini daha rahat hissettireceği için ülkeyi yönetenlerin de söylemleriyle ortama katkıda bulunmalarını bekleyebiliriz.

Suçlayıcı olmak yerine anlayışlı olmayı deneyebilirler.

Kızsalar bile kendilerini kızdıranlarla hesaplaşmayı onlara en az kendileri kadar kızan destekçi kalem erbabına bırakarak…

Bir basın mensubu olarak yabancıların ülkem medyası için “Özgür değil” teşhisini koymaları beni herkesten fazla rahatsız ediyor.

Bilmem anlatabildim mi?

ΩΩΩΩ

8 YORUMLAR

  1. Doğru Tespitler
    1- Yargıya güvenmek zorundayız. Burası doğru. Yargı itibarını kaybettiği zaman devlet yok olur. En kötü düzen düzensizlikten iyidir. Bir mahkeme bizi mahkum ettiği zaman “Allah izin vermeseydi bu kararı alamazlardı” diyerek mahkemenin kararına uymak gerekir. Sokrat da idamına karar verildiğinde kaçmamış ve ülkesinin kurallarına uymuştur. 1960’tan beri yargı ile karşı karşıya geldim. Hakkımda hassaten mali kısımlarda çok yanlış kararlar aldılar. Yalnız size şunu söyleyebilirim, rüşvet alan hakime hiç rastlamadım. Bütün hakimler eğer baskı altında olmazlarsa adil davranırlar. Hükümetten hassaten MİT’ten gelen baskılara karşı çıkmazlar. Bir de basının ağzına düşmemek için gerekli tedbirleri alırlar. Şunu söyleyebilirim ki yargı, hakimler bağımsız hale getirilirse kararları adil olur. Gerçekten güvenilir yargımızın oluşması için MİT’in ve basının yargı üzerinden baskısının kaldırılması gerekir. MİT’in baskısı sona ermiştir. Basının baskısı devam etmektedir. Basının baskısını çözemezsek yargıdan adil kararlar bekleyemeyiz.
    2- Yargının adil olarak çalışması için yargı kararlarına herkes saygılı olmalıdır. Başka çözüm yok. Yargının adil olması için herkes yargıya yardımcı olmalıdır. Çok doğru, hükümetin, meclisin, partilerin ve halkımızın yargı kararlarına saygılı olması gerekir. Ne var ki basın yargıya saygılı değil. Sorun yargı sorunu olduğu kadar basın sorunudur da.
    3- Basın yayın bir devletin ve ulusun gözü, kulağı ve ağzıdır. Kör, sağır ve dilsiz nasıl araba sürülemez ise bunun gibi tarafsız basın olmadan da ne devlet yönetilebilir ne de halk yaşayabilir. Uygar topluluklarda hayat basın hayatı yoluyla sürdürülebilir. Tarafsız basın ve yayın organlarına hava kadar ihtiyacımız var. Bu da doğru.
    4- Doğru olan başka bir şey daha var. O da cezalarla adil yargı elde edilemez. Yargının işleyiş düzeninin değiştirmeliyiz. Bu mümkün ama hakimleri, savcıları, avukatları, polisleri hapishanelere doldurmakla yargıyı çözemezsiniz. Babam derdi ki “it itin kuyruğunu ısırmaz”. Hakimler hakimleri cezalandıramaz. Hakimi bir başka hakim cezalandıracaktır, polis başka bir polisi yakalayacaktır. Bu mümkün değil. İster istemez onlar birbirlerini korurlar. O halde başka yol bulunmalıdır. Adaleti tesis edeceklerin cezalandırmaları dışında başka yol bulunmamaktadır. Koru’nun örneği, kalemler birçok kamçıdan daha etkindir. Doğru.
    5- En büyük sorun basın yayın sorunudur. Yazarları hapishaneye doldurmakla hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Kötü sesler geliyor diye kulakları tıkamak bir şey ifade etmez. Yazarlar göz, kulak gibidirler. Topladıklarını anlatırlar. Hiç kimse gözü net görmüyor diye onu kör etmez, sağlıklı görmenin yolları aranmalıdır. Yazarlar susturulmadan, hapishaneye doldurulmadan sağlıklı olarak hizmet etmelidirler.
    6- Koru’nun yazısında eksik bir şey var. Basın ve yayın ancak tarafsız, bağımsız, özgür basın yayını ile düzeltilebilir. Akıllı yöneticiler, bağımsız basın yayın oluştururlar. Buna kendileri de dayanırlar. Bunu sağlamanın yolu yazarlar kooperatifidir. Siyasi partilere aldıkları oy oranında basın yayın tahsisatı yapılır. Partiler bu payları yandaşları olan yazarlara verirler. Böylece Sermaye’nin finanse ettiği yazarların yanında devletin finanse ettiği yazarlar da yazı yazmaya başlarlar. Parti Sermaye’nin emrine girebilir. Dolayısıyla parti Sermaye’nin istediği yazarları destekleyebilir. Bunu ulusça kabullenmemiz gerekir.

  2. dün akşam haberlerde memleketimden insan manzaraları izliyordum.
    şehit annesi devletin verdiği kartla otobüse binmeye çalışıyor izin vermeyen şoför şöyle diyordu ”’ Allah devletin belasını versin.”’
    diğer haberde ise bir şehit babası diğer şehit ailesini taziyeye ve desteğe gitmiş şöyle diyordu ”’Allah devlete millete zeval vermesin ”’

    15 temmuzda özgür özelin bile ”’bal gibi darbeydi”’ dediği bir darbe yaşadık. bu ülkenin insanlarına hem silah hem kalem doğrultuldu öyle değil mi…kaç kişiydiler bilemiyoruz dolayısıyla hapisteki silahşör ve kalemşör sayısı az mıdır çok mudur bilmek zor…. 13000 de fazla basın kartı sahibi gazeteci olan ülkede 100 de fazla gazeteci içerde, oran makul mü bilmek gerçekten zor. 12900 de fazla gazeteciden içerde olmayı hakeden varsa gazeteci kılığına bakılmaması sayı endişesi taşınmaması gerektiği gibi içerde olup ta hak etmeyen de varsa serbest bırakılmalıdır. devlet doğru parametreleri belirlemelidir. muhalif olmak başka hain olmak başkadır. bazı muhalifler hain olabileceği gibi bazı hainler de muhalif olmayabilir….o halde doğru parametreler çok önemlidir partiler üstüdür. hükümete muhalif olmakla devlete ihanet etmek biribirinden çok farklı şeylerdir. seçilmiş hükümeti devlete zarar vererek yıkmaya çalışmanın parametrelerini belirlemek zor olmasa gerek. herkese hain yaftasını yapıştırıyorsunuz gibi ucuz polemiklere kaçmanın manası yoktur.

    batı için içerde olan kendi ajanları dışındaki gazeteciler sadece bir pazarlık meselesidir. ellerini yükseltmek için bahanedir. aksini düşünmek cahillikle değilse saflıkla açıklanabilir herhalde. o halde bu seslere dikkat çekmenin faydası nedir…sonuçta başka meselelerin gürültüleridir….
    terör örgütü kabul ettikleri pkk nın masum insanlarımızı bombalanmasını izleyenler hatta silah sağlayanlar hastaneleri okulları bizzat bombalayanlar kimyasal silah kullanılmasına sessiz kalanlar teröristlere meclislerinde destek sağlayanlar türkiyedeki bir kaç gazeteciyi umursuyor olamazlar herhalde değil mi…türkiyedeki hak ve özgürlüklere yapılan eleştirilerin artışına dikkat çekerken hastanelerin okulların masum insanların bombalamasına olan eleştirilerinin artmamasına hatta olmamasına da dikkat çekilmeli değil mi…hem hapishanelerinde fazla gazeteci olmamasına da ışık tutmuş olunur bir nevi….

    pazarlıklar bitince eleştirilerde biter ilişkilerde düzelir. Niyetler gizli kalır yazılanlar açıkta…

    • Belçika üst mahkemesi pkklıların yargılanamayacağı kararını bozdu.
      almanya pkk nın sokak gösterilerini yasaklıyor
      Nato afrin operasyonuna tam desteğini açıkladı.
      suriyenin yeniden inşasında pasta payları dağıtılıyor. ırak payları da….
      pazarlık masaları haraketli gibi…sonlara gelmiş olabilir mi.
      pek iyimser değilim…

  3. Sayın Koru,
    Bu durum sanırım bizim millet olarak genetik kodlarımız ile ilgili. Gazetecilik yapma anlayışının batıdakilerden farklı olması. Bilgiye saygı yok. Abi senin yerinde olsam ben şöyle böyle yaparım diye başlanan sohbetlerde kendi fikrimizi empoze etmeye çalışarak karşıdan gelecek teyit veya karşı duruşla bilgi sahibi olmaya çalışmak. Batıda taraflı gazeteciye sen git lobi şirketinde çalış derler. Hakikatı deşme beraberinde sorumluluk getirir. İşin kolaycılığındayız hep. Muhalif görüşü bilgi ile mat etme yerine kaba kuvvetle ekarte etme anlayışının temelinde cehalet yatar. Hemen tartışılan konudan uzaklaşma belden aşağı vurma. Batıda gözünün üzerinde kaşın ver deyimine karşılık gelen bir söz var mı bilmiyorum. Yerden göğe kadar haklısınız da haklı olmak yetmiyor. Malzeme bu .
    Gönül yücelerden yüce olmak ister
    Üç beş kuruşla hacı olmak ister
    Ellisinden sonra hoca olmak ister
    Kart odundan taze dal olur mu be hey !

  4. Dışarda Türkiye ile ilgili haberleri veren spikerler, bizim devleti yönetenlerin konuşmalarını dinlerken ağızları açık kalıyor.
    Bizimkiler herşeyi kendilerine göre kalıbına uyduruyorlar. Geçende AKP’li bir hanımın yabancı kanalda “insan hakları” ile ilgili soruları cevaplarken çok sıkıştı ve kaçamak cevap dahı veremedi, sadece gülümseyerek ve işaret dili ile geçiştirdi. Şahsen ben onu izlerken hem utandım hem de çok üzüldüm
    Batılıları siz bizlerden daha iyi bilirsiniz.
    Onlarda yalan kadar hiç bir şey ayıp değildir, bir de buna palavra ve meydan okumalar eklendiğinde ülkemizin itibarı nasıl yerlerde süründüğünü daha iyi anlamış oluyoruz.
    Nazlı Ilıcak gibilerini terörist ilan ederlerken acaba baş örtüsünden dolayı meclisten kovulan M Kavacı’ya N.Ilıcak’ın kendisini adate ona siper ettiğini hatırlayıp utanmadılar mı?
    Peki şimdi bu hanım neden Ilıcak’a bir geçmiş olsun dahi demiyor, veya diyemiyor?
    Makam ve mevki peşinde oldukları için olsa gerek.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here