Seçimleri ekonomik başarı -veya başarısızlık- belirleyecektir

39
CUMHURIYET HALK PARTISI GENEL BASKANI KEMAL KILICDAROGLU GRUP TOPLANTISINDA KONUŞTU FOTOGRAF: ZIYA KOSEOGLU/CHP GENEL MERKEZI

Dün bir grup gazeteci CHP grup toplantısı sonrasında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmüş. Aktardıklarını merakla okudum. En çok ilgimi çeken cumhurbaşkanlığı seçiminde izleyecekleri yolla ilgili soruya aldıkları cevap oldu. Öyle anlaşılıyor ki, o yolda ne sorulursa sorulsun, Kılıçdaroğlu hep aynı cevabı vermiş: “Önce seçimin nasıl yapılacağıyla ilgili yasa bir çıksın, görelim…”

Gerçekten beklediği bu mu, yoksa başka bir şey mi?

Mesela ekonominin seyri?

Halkın en önemsediği sorun

Ekonomi denildiğinde ilk akla gelen faiz oranları ya da dövizin kuru oluyor; elbette onlar da önemli, ancak oy verecek kitleleri ilgilendiren başka ekonomik değerler de var.

Türk lirası Dolar ve Euro karşısında resmen eriyor; uzmanların direniş noktası olduğunu ısrarla belirttikleri 4.07’yi geçti, ikinci direniş noktası sayılan 4.15’e yaklaştı TL karşısında Doların değeri…

Faiz ise, başta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan olmak üzere, iktidarın önemli isimlerinin aksine beklentilerine rağmen, aldı başını gidiyor.

Bunların ekonomik dengeleri altüst etmesi kaçınılmaz.

Sebebi belli: Borçla yaşayan bir toplumuz. Her 10 kişiden yaklaşık 6’sı borçlu.  Bunların büyük bir bölümü (yüzde 61.6) bankalara borçlu ve hemen hemen aynı oranda kişi borcunu ödemekte zorlandığını söylemekte. Halkın yüzde 40.8’i borcunu yeniden borçlanarak kapattığını söylemekte.

Zaten bu sebepledir ki, askeri operasyon yapılıyor ve ülkemiz savaş sınırına yakın olmasına rağmen, kamuoyu yoklamalarında ‘ülkenin en önemli sorunu nedir?’ sorusuna muhatap edilenler, ilk sıraya ekonomiyi koymaya başladılar.

Yukarıdaki değerleri de aldığım MetroPoll kurumunun Mart ayı için tuttuğu nabza göre, ekonomiyi dert edinenler (yüzde 27.4) ile ‘işsizliği’(15.5) sorun olarak görenlerin toplamı toplumun yarısına (42.9) yaklaşmaya başladı.

Terör (22.5), savaş-iç savaş tehlikesi (1.7), Kürt sorunu (1.3), FETÖ (0.6), güvenlik (0.7) başlıkları altında toplanan endişelerin toplamı ise bir yere varmıyor: 28.8…

Önemli mi bu durum?

Hem de çok önemli. Vatandaşın sandık başına gittiği hemen bütün dönemlerde ekonomik endişeler terör endişesi karşısında oldukça geride kalmaktaydı. Son 15 yılda ilk kez, halkın ekonomik endişelerinin ön plana çıktığı bir ortamda sandık başına gidilmesi ihtimali belirdi.

Façamız bozuluyor

Muhalefetin seçim kampanya konularını, hatta her düzeydeki seçimde gösterecekleri adayların kimliğini etkileyebilecek bir durum bu.

Durdulabilir ve geri çevrilebilir noktadan da sanki uzaklaşılıyor.

Ülkemizin iki büyük sanayi ve ticaret kurumunun —Ülker ve Doğuş gruplarının– birbiri ardına borçlarını yapılandırma talebiyle bankalarla masaya oturmaları ve onları başka grupların da izleyebileceği beklentisi tabloyu zorluyor.

Doğan Grubu’nun medya bölümünün daha önce belirlenmiş değerinin altında el değiştirmesini bile değerin daha da aşağıya düşme beklentisine bağlayanlar var.

Bir ara doğrudan yabancı yatırım için en fazla rağbet edilen ülkelerden biriydi Türkiye, şimdi halkı gibi borcunu yeniden borçlanarak kapatmaya çalışan bir ülkeye döndük.

Daha önce kolay ve makul oranlarla borç bulunabilirken, son zamanlarda borçlanmamız hem zor hem de pahada yüksek oluyor.

Ekonomiden sorumlu bakan sınır-ötesi askeri operasyonların bütçeye olumsuz bir yansıması olmadığını-olmayacağını söylediği için bu konuyu ekonomik tabloya eklemiyorum.

Tablo tüketimi etkiliyor, tüketimin azalması da piyasaları etkilemeye başladı.

Olumsuzluğu daha fazla körüklememek için aslında herkesi yakından ilgilendiren bu yönün ayrıntılarına girmek istemiyorum.

İster erken ister vaktinde olsun arka arkaya gerçekleşecek üç seçimi etkileyecek gelişmeler bunlar.

Sanıyorum, CHP başta olmak üzere muhalefet partileri de, kendi tercihlerini belirlerken bu tabloyu göz önünde bulunduracaklardır.

Seçimi kaybettirip kazandıran ekonomidir

Daha önce de yazmıştım, yeniden hatırlatmakta bir mahzur yok: Ekonominin seçimlerin sonuçlarını belirleyici etkisini en çarpıcı biçimiyle ABD’deki 1992 başkanlık seçiminde görebilmiştik.

Devletin neredeyse bütün önemli koltuklarında (Temsilciler Meclisi üyeliği, BM büyükelçiliği, CIA başkanlığı, ABD başkan yardımcılığı) oturmuş biri olan ülkesinin 41. başkanı George Bush, Saddam’ı Kuveyt’ten çıkarmayla sonuçlanan ilk Körfez Savaşı’ndan (1991) başarıyla da çıktığı halde, ikinci dönem de başkanlığa devam etmeyi beklerken, seçimi o güne kadar pek tanınmamış bir vali olan Bill Clinton’a karşı kaybetmişti.

Ekonomik kaygılar yüzünden…

CHP lideri “Hele bir yasayı görelim”diyor, ama esas gözlediği ekonominin seyri olsa gerek.

ΩΩΩΩ

39 YORUMLAR

  1. Chp liderinin neyi beklediği hakkında bi tahmin: ittifak yasası ve seçim yasasıyla ilgili aym den bi son dakika iptal kararı çıkartabilir. Ne de olsa aym hala gül bahçesi:)

  2. Doğrular neden bu kadar akp fanatiklerini rahatsız ediyor ki?
    İftiralar ve kin oy Için bulunmaz nimetlerdir fakat devlet yönetiminde de felakettir. Ülke borç batağında yüzerken siz kalkmış bir kişinin kariyerini korumak için yanlışlara alkış tutarsanız o kişi yanlışlarını görmezlikten gelir.
    İnsan düşmanı dahi olsa doğrulardan şaşmaması gerek.
    Esat meselesinde olduğu gibi, Süriye bataklığını iftira ile kurutamassınız.
    Rusya BM de tarafsız soruşturmayı engellemesine rağmen Esat yönetimini BM araştírma yapması için çağırdı ve bunun bir tuzak olduğunu bildikleri için tuzağa düşmekten kurtulmanın yollarını arıyor.
    Ben bunu niye yazdım örnek olarak yazdım, bizim basın olsun yetkililer olsun bu oyuna balıklama atladılar. Esad’ın katil olması insanın doğruları değil de yalan söylemesine bahane olamaz.
    Bu ülke bizim. Eğer doğruları yalanlarla kapatırsan Allah bizleri helak eder.

  3. Bugünkü saldırı ile 17/25 şubattaki saldırıları ve 15 temmuz daki saldırıları kıyasladığımızda, eğer onları atlattıysak, bugünkünü haydi haydi atlatacak güçte olduğumuz açıktır. Seçimlerde vatandaş geçmişe değil geleceğe yönelik tercih yapmaktadır, bu yüzden ortalıkta fazla da alternatif görünmemektedir. Sakin olup sadece önümüzdeki 1,5 yılın geçmesini bekleyeceğiz o kadar.

  4. 1-Yaradan’ın insan bedenine can aktarması süreli ve ölçülüdür.
    2- Süre ve ölçü varlık aleminde evrenseldir.
    3- Devlet düzeninin canı, ekonomidir.
    4- Can tikel “iradenin” bütünde, bütüne ulaşma yolculuğudur.
    5- Ekonomi, devleti “Yaratan” unsurların özüdür; güçsüz ekonomilerin devletleri oluşturan unsurları da güçsüzdür.
    6-Piyasa ekonominin bedenidir. Sağlıklı beden özgür ve işlevseldir.
    7- Eğitilmiş beden, akıl öncülüğünde bilimsel kolaylıkla yaşar; özgür gelişim ister, savunur.
    8- Eğimsiz beden, duygu ve arzularına bağlıdır; geçmiş ve geleceğini belirleyen temel ihtiyaçlarını sağlamak, sağlanması, koruması, sürdürmesi ile sınırlıdır. Bu sınırlar görülmez, gösterilir; çizilmez çizdirilir.
    9- Ekonomi devleti, piyasa halkı yönetir.
    10- Paranın değeri Ekonomi ve piyasa işlevine bağlıdır.
    11- Son söz ekonomindir.
    12- Siyaset ekonomi ile denetlenir.
    13- Anketler ekonomi için piyasa içinde yapılır.
    14- Ekonomide iltimas yapılamaz. Yapıldığında olumsuz sonuçlar doğar.
    15- Denetimli piyasa, kısıtlı ekonomidir.
    16- Üretimin niteliğini ekonomi, yayılımını piyasa belirler.
    17- Devletler ekonomileri kadar güçlüdür.
    18- Savaş, obozite ekonominin beslenmesidir.
    19- Tekelci piyasa tek particiliktir.

  5. Araştırma verilerine bakılırsa demokratik standartlarımız, insan hakları, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü gibi alanlarda halkımız memnun göründüğü gibi terörle mücadele gibi güvenlik konularında da gayet rahatlamışa benziyor. Doğal olarak ve normal şartlarda hep olduğu gibi ekonomi öncelikli durumdadır. Eh onu da daha iyi yönetirim diyene verirsek sorun kalmaz heralde…

  6. 2001 ekonomik krizinden hemen sonra iktidara gelen akp hala iktidarda. Bugünkü ekonomik durum o zamanlardan daha mı kötü yani! Derwish’le bi tur daha atmaya var mısınız? İmf ye borcumuz yok ama belki bizim için biraz isteyebilir, hazır ingilizcesi de varken. Biz de o paraları doğan ve ülkere verelim.

    • 2002 de Turkiyenin imf borcu 16 milyar 246 milyon SDR yani yaklasik 23 milyar dolar imis.Bu borc odendi bitti cok guzel.
      Peki,dis borc Imf borcundan mi ibaret?
      Tabii ki degil,bu yuzden,gercek bir goruntu ulkenin dis borcunun tespiti ile mumkundur.
      Borc asagida gistetmis(x milyon dolar);
      YIL KAMU TCMB ÖZEL TOPLAM
      2002 64.533 22.003 43.066 129.601
      %54,8(Borcun Gsyh’ye orani)

      2017 129.438 704 307.855 437.996
      %51,9
      Goruldugu uzere 23 milyar imf borcunun odenmis olmasi karsisinda devletin borcu 3 kat ya da 308 milyar dolar artmistir.
      Bunun anlami, borcumuz artmis,refah dediginiz sey de bu borcla saglanmis,o para da insaata gomulmus,bitmis,geri donmez.İmf yi kovduk diyorsunuz diye,bu borcu ve gercegi yok mu sayacagiz simdi.
      Bir gercek var ki o da,iktidarin algi yonetimi yapmayi iyi bildigidir ve en buyuk basari si da bu .Ancak algi yonetimi de yalan ustune,gercekleri ortme ustune kurulu.Bildigin yalancilik yani.

  7. yıldız holdingin borçlarını yapılandırma çabasına şimdi de yine türkiyenin bir diğer büyük firması olan doğuş grubu eklendi. zannediyorum bu iki firmanın durumu türkiye ekonomisinin gerçek durumunu gösterir. Doğuş grubunun borcu ile ilgili yapılan bir yorumda “faizler 1 puan arttığında karşılaştığı yük yaklaşık 60 milyon TL iken, kur yüzde 1 arttığında karşılaştığı ilave yük 116 milyon TL olduğu görülüyor” ibaresi ülkemizdeki faiz takıntısının şirketleri ve ülke ekonomisini nasıl etkilediğinin, işbilmezlik ve saplantının ülkeye verdiği zararın şirket bazındaki etkisini gösteriyor.
    geçtiğimiz günlerde devlet tahvili alan yabancı bir yatırımcının sadece faizden zararının %3 olduğunu okumuştum. bu yabancı firmanın döviz zararı bu hesapta yok. bu haberi okuyanlar sevineceklerdir “bizi sömürenler biraz da zarar etsinler” diye. Fakat aslında durumun vehametinin işareti bu. Bu durum, bundan sonra bu firma ve bu firmanın durumunu gören diğer yabancı yatırımcıların da ürkeceği anlamına gelir ki borç ile ayakta duran bir ülke için bunun anlamı borç bulamamak ya da borcu eskisinden daha yüksek faizle bulabilmesi demektir. Bunları öğrendiğimde ülkenin artık ipleri elinden kaçırmak üzere olduğunu ve herhan bir kriz çıkabileceğini düşündüm ki ben 1.5 senedir bu ülkenin artık akpyi sırtında taşımayacağını düşünüyordum. birkaç yerde de bu düşüncemi ifade ettim. iplerin elimizden kaçması demek, “geliyorum” diye bas bas bağıran krizin gelmesi demektir ki bu tam bir yıkım olacaktır. bizim amerika gibi rezerv paramız yok, yunanistan gibi ab desteği ve ab üyesi de değiliz. amerika 10 senede belini zor doğrulttu. Ülke ekonomisi ile alakalı açıklanan verilerin şaibesi bir yana, şu anki varlıklarımızın değerinin kriz anında nereye gerileceği de ayrı bir soru. Mesela normal zamanda 300 bin tl olarak hesapladığımız bir konutun krizdeki değeri nereye gelir bilemiyorum. eskiden 200 bin tl borcu olan birisi 300 bin tllik evini sattığında borcunu ödeyip, bir miktar da elinde parası olabilirdi. fakat kriz döneminde varlığıyla borcunu ödeyebileceği bile şüpheli. belki amerikada kriz döneminde “1 dolara ev” magazin başlığı ile verilen haberleri hatırlayanlar durumun gidebileceği yeri bir miktar kavrayabilirler. Yapılan yorumlarda, borcu torunlarımızın ödeyeceği yazılarak, gelecek kuşaklara borçlu bir ülke bırakmamak gereği vurgulanıyordu. işin aslı ise gelecek kuşaklara borç bırakacak kadar şanslı olmayacağız. bu borcu biz misli ile ödeyeceğiz. misli ile diyorum. borcumuz 450 milyar dolar iken, varlıklarımızın değerinin de düşmesi ve ekonomimizin zarar (normal bir geliri olan işletmelerin artık gelir getiremez olması) görmesi nedeniyle aslında ödeyeceğimiz bedel çok çok büyük olacaktır. Bizim sorunumuz iktidarda hangi partinin olacağından, gül mü yoksa şener mi aday olsunun çok çok üzerinde. durum buyken, chp kazanırmı, sp ne yapar üzerine kafa yormak yığınla sorun varken, “pire postundan seccade yapılırsa üzerinde namaz kılınır mı?” tartışmaları gibi geliyor. olaylara tarafgir gözle bakılması da ülkenin kötüye gidişini maalesef katmerliyor.
    Troller kriz çıktıktan sonra istiyorlarsa yine yapılan yanlışları savunabilirler. ancak pekçoğunun da bu krizde geçim sıkıntısı çekeceğini, belki evine ekmek götüremeyeceğini hatırlatmak isterim.

    • Hamza Bey;
      Yazdıklarınız yüzde yüz doğru.
      Ancak size tavsiyem yandaş gazeteleri okuyup yandaş tv leri izlemenizdir.
      Sabah okuyup A Haber dinlerseniz ülkede herşeyin güllük gülistanlık olduğunu görür rahatlarsınız.:)))

      • kriz başladığında muhtemelen a haber de durumu kurtaramıyacaktır. çünkü kriz, üzeri a haberle örtülemeyecek kadar güçlü olacaktır. ayrıca bizim rezerv paramız ve ab gibi desteklerimiz olmadığı için bu krizden çıkışımızın nasıl olabileceği üzerine düşündüğümde uykularım kaçıyor. sadece ülke için uykularım kaçmıyor, bireysel olarak kendim için de uykularım kaçıyor. evimi geçindirebilecek miyim diye kaygılanıyorum. yunanistan ab üyesi ve yunan vatandaşları gidip herhangi bir avrupa ülkesinde çalışabilirler. ayrıca da yunanlılar bizden daha eğitimli. biz ise, hem avrupa birliği üyesi değiliz (ayrıca dünyadaki nerdeyse bütün devletlerle kavgalıyız) hem de avrupa birliği üyesi olsak bile, başka ülkelerde çalışabilecek düzeyde yetkin değiliz. mesela yabancı dilimiz yetersiz, mesela teknik becerilerimiz yetersiz vs. (bunu ülke ortalaması için söylüyorum yoksa benim şahsi durumum açısından değil). bir de kültürel olarak, diğer ülke kültürleri ile uyum konusunda yunan vatandaşlarına göre daha dezavantajlı olma durumumuz var. bunun için, trollerin de, ülke için olmasa bile, kendi gelecekleri açısından kaygılanmaları gerekiyor. çünkü gelir düzeylerini koruyamıyabilirler.

        • Yunanistan gibi kayyuma devredilmiş bi ülkede iş bulamayınca mecbur berlin’e büyük almanya için inşaatlarda çalışmaya… Bulgar ve macar köylerinde tek genç bulamazsınız. Bitik ekonomiler:( garibanlar gökdelen inşaatlarında üç otuz paraya sömürülüyor oralarda…

  8. Ekonomi çok kötü.birde insanlar arasında hızla yayılan torpil olayı var.1990 lı yıllara geri dönüyoruz gibi.şahsen sandığa bile gitmek istemiyorum.ak parti de herkes cumhurbaşkanın gözüne girmek için çabalıyor.kimse halkın gözüne girmek için çalışmıyor.

    • Demek eskiden torpil varmış… biz alışmışız sınav soru-cevaplarının direkt flashdiske atılmasına:) evet önemli olan milletin gönlüne girebilmektir, 90lı yıllardaki gibi tüsiad ve tsk nın değil!

  9. benim sosyal medya hesaplarım yok, hiçbir yerde yorum okumam, bu sitede yazma alışkanlığı edindiğim için diğer yorumların hemen hepsini okurum, bir ara bu sitede bile ekonomi kötü olsun,miilet evini işini kaybetsin belki giderler diyenler oluyordu. hala duruyordur o yorumlar.
    ekonomi ile ilgili problemlerimiz var, belki uzun süredir. üretmek zorundayız. büyük bir ülkeyiz ve kalabalık bir nüfusuz ve genç bir nüfusuz. üretmek önemli olduğu kadar ne ürettiğimiz de önemli.

    Türkiye dünyanın ilk 20 ekonomisi arasında yer almasına rağmen, küresel rekabete ne kadar hazır oldukları konusunda sıraladığı Dünya Rekabetçilik Endeksi”nde 45’inci sırada, yıllık ihracat gelirleri içinde yüksek teknoloji esaslı sanayi ürünlerinin yüzdelik oranı Güney Kore’de 26.2, ABD’de 17.8, Japonya’da 17.4, Almanya’da 15.8 iken Türkiye’de yalnızca 1.8 düzeyinde, küresel yenilik endeksinde 54. sıradayız 140 ülke içinde. bilgi ve iletişim teknolojileri gelişmişlik endeksinde ise 68. sıradayız 168 ülke içinde. BİT verilerine bakarsak eğer donanım ağırlıklı bir pazar görürüz. yani yeni katma değer üretimine ve yüksek teknoloji geliştirilmesine değil; ağırlıklı olarak elektronik araç ve ekipmanın ve bilgi iletişim araçlarının kullanılmasına dayanan bir yapı yani üreten değil tüketen bir yapı. yani ekonomimiz rekabetçi değil, çünkü bilgi ve teknoloji üretmiyoruz.
    tarım olsun hayvancılık olsun her ne olursa önce bilgi üretmek zorundayız. bu sıkıntının iktidar ayağı olduğu kadar birey ayağı da sıkıntılı diye düşünüyorum. iktidarın hatta muhalefetin buna odaklanması gerektiği kadar bireylerin de buna odaklanması gerekir, oturduğumuz yerden yanlışları seyretmeye ayırdığımız zaman kadar bir şeyler üretmeye, gelişmeye, çözümün bir parçası olmaya da çalışıyor muyuz. bilgiden çok zanların üzerinden, çözümden çok sorunların üzerinden değil mi yorumlarımız bile…ben iktidarın da muhalefetlerin de korkunç yanlışları yanısıra birey olarak bu işin neresinde olduğumuzun da sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. yöneticiler bizim içimizden çıkıyorlar aydan gelmiyorlar, toplum kendini düzeltmezse yine içimizden çıkanlar bizi yönetecekler. toplumun kendini düzeltmesi bireyin kendini düzeltmesi ile başlar.
    acaba üreten değil tüketen bir toplumda ben birey olarak neredeyim.
    evet, ekonomi seçmen refleksini etkileyen en önemli parametrelerden biri ama soru şu nereye kaçacağız, ya da kime diye mi sorayım. hangi partinin bizi harekete geçirecek daha iyi bir ekonomi politikası var. bilgisi olan yorum yazarsa ve bizi de bilgilendirirse sevinirim. hiç birimiz mevcut iktidarı taşımak zorunda değiliz, yeter ki daha iyi bir seçeneğimiz olsun.

    • Didem Hanım;
      Ben birey olarak emekli bir öğretmenim.
      Nerede olduğumu sorarsanız market market geziyorum, neyi nereden ucuza alabilirim onu araştırıyorum.
      Gıda maddelerindeki yıllık enflasyon %25 lerin üzerinde.
      Hükümetin verdiği zam yılın yarısı gelmeden çoktan eridi.
      Kötü yönetilen ekonomimiz hakkındaki gerçekleri Karar gazetesi ekonomi yazarı İbrahim Kahveci çok güzel anlatıyor. Tavsiye ederim okuyun.

      • Yani topluca emekli bi öğretmen olsaydınız sanki durumunuz farklı mı olurdu? Öyle market market dolaşmaya gerek yok, direkt bim den alın geçin ürünleri, her zaman taze ve ucuzdur! O karar yazarına da söyleyin bunu:)

        • Ekonomik durumun iç açıcı olmadığı gerçeğini balçıkla sıvamak artık mümkün değil. O noktaya geldik. Enflasyon oranı belirtilen değerin çok üzerinde. Market raflarındaki ürünlerin fiyatlarının yanısıra gramajları bile küçüldü.TL eridikçe eriyor.Suriye içeride ayrı dışarıda ayrı sorun.Elimizdeki hızla çoğalan 3,5 milyonluk Suriyeli mültecinin akıbeti meçhul.Afganlar,Pakiler,Özbekler de promosyon olarak mülteci kadromuza ilave ediliyorlar.Üretim zorlaştı iş bulmak imkansıza dönüştü.İnsanların geleceğe dair ümitleri kalmadı.Benim gördüklerim bunlar.Sizi oyalamayayım Bim’den alışverişinizi yapınız bu arada.

      • Merhabalar
        Yorumumun hedef kitlesi herkes olmayabilir.
        Ekonomik kararlardaki yanlışlar yorumumda var.
        Ama tavsiyelere açık olmak gerekir.. Elbette okurum.
        Selamlar.

      • Yok şunu, yok bunu da okuyun dendiği anda
        At gözlugu tavsiyesidir bu; hersey meydanda
        İthalati düşürecek üretimdir öncelik!….
        Dışardan geliyor çok şey, hatta hazır maman da

        İthalatı azaltırsan ekonomi güçlenir,
        Yerli malı üretimin bilendikçe bilenir…
        İthalatı kesen budur, ihracata yönelen!
        Yavas yavas ta olsa ekonomi dengelenir…

        İki kere iki dörttür bu iş, o kadar basit !
        Bir siyasiye göre beşse, biri nefsine ait,
        Aç gözlü nefsidir o, Allah rızasından mahrum
        Çokçası nefsinin kölesidir bu, .. oğlu … !…
        ******

  10. Sayın Koru ,

    Ekonomik durumun halkın tercihini yapmada en büyük etken olduğu gerçeği tartışılmaz. Seçmen son üç aya bakar derler. Ekonomik krizler kapitalist düzenin dogasında vardır. Üç tür ekonomik krizden bahsedilir. Ödemeler dengesi yani cari açıkdan kaynaklanan döviz bulamama sorunu böyle bir durum yok. İkincisi Devlet hazinesi ödeme sorunu o da yok. Bütçe açığı makul seviyede . Üçüncüsü bankacılık kesimi krizi ki onlar da işi götürüyor. Devlet alt yapı yatırımına devam ederek toplumsal verimliliği arttırıcı çabalarına devam ediyor. İstihdam artışı sağlanıyor .Faizlerin yükselmesi ile 8-10 aydır daire satışlarında sıkıntı var ama bankacılık kesimi kredi plasmanını arttırarak piyasayı rahatlatıyor. PPK toplantısı öncesi faiz kararını manüpüle amaçlı kur yukarı hareket ettiriliyor. Bunlar aşılır.
    Diğer taraftan sizin eski bir okurunuz olan, katıksız Erdoğancı anama ( eski il başkanı agabeyim 8 ay yatmasina rağmen hala öyle olan ) Abdullah Gül düşüncenizden bahsettiğimde tepki Allah canını almaya ! oldu. Abdullah Gül ün arkadaşı onun sayesinde yer bulmak istiyor diye devam etti . Kabaca % 65 sağ % 35 sol seçmenin olduğu ülkemizde düşüncenize göre bir seçim sol bir adayın kazanma şansını bu sefer olmazsa gelecek seçimde ortaya çıkarır. Bazı sol parti üyeleri de sizin bu düşüncenizi hareretle destekliyorlar. Bu kapı açılmamalı. Ehline bidat esastır. Sayın Gül yedekde kalmalı. Anayasa referandumu öncesi yazmıştım. Başkanlık sisteminde anahtar parti MHP olacak diye. Ve devam etmiştim il başkanlarına ulaşarak tayin, terfi ve atama yaptıranlar yeni sistemde bu şekilde davranamayacaklarını anlayınca bu sistemden memnun kalmayacaklar diye. Eskiler zamanın behri derlerdi. Allah ömür verirse hep beraber göreceğiz.

  11. Sayın Koru’nun, ekonominin seçimlerdeki belirleyici rolüne ilişkin vurgusu yalnızca genel bir doğrudur, her özgül siyasal süreç için geçerli değildir. Örneğin, AKP’nin daha kurulur kurulmaz tek başına iktidara geldiği seçimlerde diğer (geleneksel) partiler sadece seçim yitirmediler, fiilen tasfiye olup siyaset sahnesinden silindiler. Seçmenin bu davranışında, ekonomi kadar, seçmenin vesayet rejimine yönelik giderek derinleşen öfkesi de rol oynadı. Cumhubaşkanlığı Seçimi’ne giden süreçte, ekonomi yalnızca dikkate değer faktörlerden biri olarak rol oynar, kendi başına bir belirleyiciliğe sahip olmaz. Güncel resme biraz sağduyu ve tarafsızlıkla yaklaşan hemen herkes, seçmenin “muhalefet” dediğimiz partilere (CHP, İyi Parti, Saaadet Partisi) ülke yönetimi açısından güven duymadığını kolaylıkla görür. Seçmenin AKP yönetimine tepkisi her ne olursa olsun, “Peki AKP iktidarını yitirse ekonomi başta olmak üzere ülke bu partilerden biri ya da bir kısmı ile daha iyi yönetilebilecek mi?” sorusuyla kaçınılmaz olarak yüzleştiğinde, bu soruya olumlu yanıt ver-e-mediğini biliyoruz. AKP’yi iktidardan düşürecek olan bu siyasal partiler değil, AKP’nin bizatihi kendisidir. Yani, AKP, bizzat AKP’li seçmenlerin Sayın Erdoğan ve AKP’nin ülkeyi iyi yönetemediğine kanaat getirdiği gün iktidarını kaybedecektir, ve yeni siyasal iktidar ne CHP, ne İyi Parti ne Saadet, ne de bunlar arasındaki bir koalisyon olacaktır. Yığınlar, tıpkı bir zamanlar Demokrat Parti’yi, Ana Vatan Partisi’ni, ardından AKP’yi doğurduğu gibi, yeni bir siyasal partiyi doğuracaktır. Ben, bu yeni siyasal partinin kurucu kadrolarının AKP geleneğinden gelen demokrat, uzlaşmacı, kuşatıcı bir dili benimseyen (örneğin Abdullah Gül) kadrolarla liberal unsurların, demokratik-barışcıl süreçleri benimsemiş Kürt unsurların bir koaliyonu olarak biçmleneceğini tahmin ediyorum. Erdoğan ve AKP’nin ülkeyi iyi yönetme kapasitesinden uzaklaştığının AKP seçmeni tarafından gözlenip kabul edilmesi için, 4-5 yıllık bir döneme daha ihtiyaç var. AKP’nin alternatifi olarak yakın gelecekte ortaya çıkacak ve tek başına iktidar olacak yeni sisyal partinin, eşzamanlı olarak CHP’nin de tasfiyesi anlamına geleceğini de eklemek isterim. AKP’yi takip edecek yeni siyasal dönemde, CHP ancak her seçimde baraj sorunu yaşayan, yalnızca yaşlı kuşaklardan oy alabilen marjinal bir parti olarak yola devam edebilir.

  12. Siyaset özellikle dış siyaset ülkelerin tüm imkanları seferber edilerek yapılır. Varmak istediği amaç için bir devlet gerektiğinde askeri bir operasyon yapabildiği gibi ekonomik operasyonlar da yapabilir. Şu anda da ülkemize hatta sadece ülkemize değil Suriye konusunda işbirliği yaptığımız Rusya ve İrana da bir ekonomik operasyon başlatıldı. Ama şunu söyleyebilirim ki, nasıl artık askeri imkan ve kabiliyetlerimiz eskisine göre daha kuvvetli ve askeri sahada istediğimizi yapabilecek bir seviyeye erişebildik ise, ekonomik alanda da benzer durumdayız. Evet yine bir müddet dolar euro ve borsa konuşacağız ancak bu da geçecek çünkü siyaset kurumlarımız, devlet kurumlarımız işliyor ve gereğini yapabiliyor. Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefetin böyle bir ortam beklediği doğrudur. Dün bir yorumda da belirtmiştim; Açık denizde bir gemide, en azılı isyancılar bile fırtınalı havada kaptanın emirlerine uyar, korsan saldırısı karşısında sırt sırta verir dövüşürken, bizim gemide en hafif muhalifler ve eski dostlar bile fırtınalı havada geminin batması, düşmanın galip gelmesi için dua ediyor. Ama bir yandan da bu tür ortamlar herkesin gerçekte ne olduğunun ne amaçladığının ortaya çıkacağı ortamlardır. Zor zamanlardaki tutum ve davranışlar gerçek karakterleri açığa çıkarırlar. Ben en kötü ekonomik ortamda bile bu milletin eski Ssk müdüründe çare arayacağını zannetmiyorum. Hatta şunu söyleyebilirim ki belli bir düzeyin üstünde ekonomik kötüleşme Erdoğana duyulan ihtiyacı azaltmayacak tersine artıracaktır ama bunu temenni de etmiyorum. Kılıçdaroğlunun esas başarısızlığı esasında yazınızda belirttiğiniz ” hele bir yasayı görelim ” tavrıdır. Kendisi ve diğer muhalefet partileri parlamenter sisteme dönmeyi istediklerini söylüyorlar, yeni sistemin meclisin etkinliğini azaltacağını belirtiyorlar. Bu düşüncelerde samimi olan bir meclis üyesinin yasama faliyetinde aktif olması gerekir. Bütün yasa işlerini hiç karışmadan, hiç etki etmeye çalışmadan karşı tarafın inisiyatifine bırakmak vo sonra ortaya gelene karşı aptalca muhalefet yapmaya çalışmak iyi siyasetmidir? İyi ve doğru siyaset yasama aşamasında sürece dahil olup gerekli diyalog ve işbirliklerini geliştirerek sonuca etki edebilmektir. Hadi Bahçeli kadar işbirliği yapmasını beklemeyelim ama yapılması gereken seçim yasalarına ilişkin bir teklifi ya da işbirliği durumu var mı Chp nin, Kılıçdaroğlunun ve diğer partilerin: Yok. Olan işbirliği tekliflerini de hep geri çevirdiler bugüne kadar. O zaman otursunlar, beklesinler, önlerine konan yasayı görsünler…

  13. Dolar dört T.L. olmuş, sorun ekonomik
    Seçimi bu belirlerse durum çok komik
    Nelere gebe kimbilir, şu geçen zaman?
    Beterin beteri var, şükredelim şimdilik!
    ******

  14. İktidarda olanın koltuğa yapışmasını anlarız da muhalefette olan partilerin başındakilerin koltuğa yapışmalarını anlamak zor. Bu ülkede uzun süre partisini iktidara taşıyamayan adamdan hiç bir şey olmaz. Hemen hemen yeni kurulan partiler bir sene içinde iktidar olmuşlardır. AP AKP DM ANAP gibi…AKP kendini yenileyerek iktidarı devam ettirirken ana muhalefet hala eski hamam eski tas……

  15. Bundan sonra iktidara kim gelirse gelsin önlerine öyle bir faturayla gelecek ki bunun üstesinden gelebilecekler mi belli değil. Ülke olarak borç batağına batmış bir haldeyiz.

    Her geçen gün aldığımız maaşlar eriyor. Benzine bu akşam 17 kuruş daha zam gelecekmiş. Enflasyon % 10’larda. Zamların gündelik hayata yansımasını her geçen gün daha şiddetli bir şekilde hissediyoruz. Böylece vatandaş olarak ekonomiden kısıp harcama yapmama eğilimine giriyoruz.

    İktidarların basiretsiz ve sorumsuz politikaları yüzünden gelecek nesillerimiz borç yükünü uzun yıllar ödeyecekler. Allah sabırlar versin hepimize.

    Hükumetin yere göğe sığdıramadığı % 7′ lik büyüme yaraya merhem olmamış anlaşılan.

      • Google a yazın Türkiye nin dış ve iç borcu diye aratın.
        2001 e göre iç ve dış borcumuz 7-8 kat arttı.
        Sadece çocuklarımız değil torunlarımız bile bu borcu ödeyemez.
        IMF kimseden borç alamayana borç verir.
        Şimdiye kadar bize herkes borç veriyordu biz de güzel güzel borçlanıp harcıyorduk.
        Bakalım bundan sonra da borç vermeye devam edecekler mi?
        Kimse borç vermeyince yine IMF nin kapısını çalacağız bu gidişle.

          • 3. Köprü ve Havaalanı yap-işlet-devret modeliyle yapılıyor. Krediyi devlet değil ihaleyi alan inşaat firmaları buluyor. Proje bittikten sonra işletmeyi inşaat firmaları yapacak. Devlet bu firmalara kazanç garantisi vermiş durumda. Hizmetlerden istifade için ödenecek ücretler dolar bazında belirlenmiş. Osmangazi köprüsünden geçiş ücretinden haberiniz var mı? Geçecek araç sayısı tuttuurlamadığı için bütçeye, firmaya ödenmek üzere konulan paradan haberiniz var mı?

  16. Ekonomi kötü. Ancak milletin Kılıçdaroğlu’nu çare olarak görüp ona teveccüh edeceğini hiç sanmıyorum.ayrıca parlamenter sistemle de yönetilmeyecek ülke . Muhalefet seçilebilir bir başkan adayında anlaşamazsa bu kötü gidişe rağmen Ak Parti adayı yine seçilir . Üretime değil inşaata dayalı ekonomi iflas eder . Yabancı yatırımcı ve sıcak para ülkeye gelmiyor . Tahsilat yapamıyoruz . Artık işimiz olsa da yaptığımız işin parasını tahsil edemiyoruz . Bunlar çözüm bekleyen acil konular . Rahmetli Ecevit kendisine atılan bir yazar kasa ile iktidara veda etmişti . Şimdi hükümet açısından başını kumdan çıkarıp ekonomide olan biteni iyiye çevirmek olmalı . Ama sanırım onlar için herşey zaten çok iyi ! İyi mi kötü müymüş buna vatandaş seçimlerde karar verecek .

    • Ecevitin kafasına vatandaşın attığı yazarkasadan piyasada yoktur artık, daha küçük poscihazı/kasalar kullanılıyor, atan çıksa bile pek etkili olmaz yani…

  17. Geçen sene milleti kandırıp dolarlarını bozdurttular, şimdi millette dolar da kalmadı bütçe de takır takır.
    Bu arada Millet Türkiye’ye çağ atlatanların kimler olduğunu da yaşayarak õğrenmiş oldu.
    Ben onlara şu ismi uygun ğordüm sessiz kahramanlar.
    O Sessiz kahramanlar, laf değil fikir üretírlerdi, işlerini kavga ile değil barış ile hallederlerdi. Onların sayesinde herkes Türkiyeye gıpta ederdi ve gidip çalışmak isterlerdi, aynı zamandada beyin gõçü geri dönüyordu baríş ve kardeşlikten bahsediliyordu millet geleceğe umutla bakıyordu.
    Demeki o ekip birilerının hırs ve kinine daha fazla dayanamadı ve çekildiler. Aslında onların adına iyi de oldu onların sayesinde millet çağ atlatanların kimler olduğunu da yaşayarak görmüş oldu.
    Beşir Atalay, Ali Babacan, Abdullah Gül,Bülent Arıç Abdüllatif Şener, Abdulkadir Aksu ve diğerleri laf değil iş ürettirek milletten oy alıyorlardı ve kalfalıklarını da çıraklık dönemlerindeki gibi başarı ile tamamlamış ustalık süreleri ilk adımları atarken,
    Onların birilerine göre metal yorgunluğu başlamıştı ve kendilerine da ihtiyaç kalmamıştı. Gitmeleri gerekiyordu gittiler veya gitmeye zorlandılar.
    2011 seçimlerinden önce ustalık dönemleri başlamadan önce ustabaşı MHP ve diğer muhalefet partilerinin milletvekili adaylarına kasetlerinin internete teşhir edilmesini iyi değerlendırdı ve seçimleri ezici çoğunlukla kazandılar.
    Eğer gelecek seçimlerde kaset tuzağı gibi tuzaklar olmayíp, seçimde de hile yapılmazsa, Türk halkı Ustaları sandığa gömüp yeni çıraklar seçer.

    • Artık öyle tapeymiş kasetmiş gibi şeyler epeycedir görülmez oldu, bundan sonra da biraz zor! Çünkü film ve montaj ekibi şu sıralar yurtdışında bi gece ansızın gelip kendilerini alacak minik uçağı bekliyorlar:) Siyaset de kendi mecrasını bulacaktır zaten…

  18. Tamam, öngördüğünüz seçenek, Kılıçtaroğlu’nun da gerçekleşmesini umduğu ekonomideki kötü son gerçekleşmiş olsun; bu tek başına muhalefet parti liderlerinden veya adaylarından birinin Cunhurbaşkanı seçilmesine yetmez ki!

    Böyle bir zor çıkış ta seçmenin önünde duruyor işte.

    Seçmen, muhalefette hep başarısız olmuş ve politika ve söylemleriyle iktidarların değirmenine su taşımış ve geleceğe dair ortaya bir politika koyamayan ana muhalefet partisinin arkasına nasıl takılsın? Sorun da bu ya..iki partili ve başkanlık sistemine geçiş sürecinde seçmeni arkasından sürükleyecek bir ana muhalefet partisi yok maalesef.

    Sadece ekonomi mi..yaşanan onca sorun ve olumsuzluklar muhalefet partilerinin eline yine onlarca fırsat sunarken, kimi iktidara yamanmanın, kimi de “dediğim dedik, çaldığım düdük” inadından vazgeçmiyor.

    İlkeli bir duruş lügatlarında veya siyasi geçmişlerinde olsaydı, bundan mülhem bütün muhalefet partileri, ülkenin bu diken üzerindeki durumuna bir çözüm bulmaya en azından iktidarı zorlamış olurlardı..

    Yok azizim yok, gövdesini değil, elini taşın altına koyacak muhalefetimiz yok.

    Şu anda yağmur yağıyor, kuraklığa bereket olur inşaallah.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here