Sanki hiç ders alınmıyor.. Hassas dönemdeyiz, yine eski terane…

10
Gazeteler...

Türkiye yeniden bir hassas dönemden daha geçiyor.

‘Hassas’ derken yalnızca siyasi gelişmeleri, hatta sınır ötesi Afrin harekatını kast etmiyorum; onlar da hayati önemde gelişmeler elbette; ancak benim gibi Cumhuriyet’in son 50 yılının yakın tanığı bir gazeteci için çok daha basit bir ‘hassasiyet ölçüsü’ var: Medyanın tavrı…

Medya ne zaman ‘din’ ile ilgili konuları eleştirel bir dille siyaset alanına sokma gayretine girerse bendeki alarm zilleri fena halde çalmaya başlıyor.

Şimdi olduğu gibi…

İki örnek dönem

Geçmiş dönemlerin bütün kritik dönemeçlerinde aynı etki-tepki olayları ve altüst oluşlar yaşandı.

Hasan Cemal’in ‘Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım’ kitabını okuyanlar 1970’li yılların başında yaşananları bugünlere de ışık tutacak bir açıklıkla yazdığını hatırlayacaklardır.

‘Devrim’ adıyla çıkan haftalık bir gazetenin yazı işleri sorumlularındandı genç Hasan Cemal. Gazete Doğan Avcıoğlu’nun Türkiye’yi dönüştürme projesinin yayın organıydı.

Emperyalizmin kıskacında bir ülkeydi Türkiye Devrim’e göre; sosyalizm için son derece olgunlaşmıştı. Tek sorun, içinde hala varlığını sürdüren gerici çevrelerdi.

O dönemin sayıları bayağı az olan ‘karşıt’ gazetelerini yakından takip edip orada çıkan haberler ve yazıları okurlarına ‘‘Bakın neler yazıyorlar?’’ diye sunan devamlı bir sütunu vardı Devrim’in…

‘Gerici Basında Ne Var, Ne Yok’ başlıklı o sütunun sorumlusu Hasan Cemal’di.

Daha yakınlarda, mesela 28 Şubat döneminde, o günlerde ‘merkez medya’ olarak anılan gazeteler ve haber kanalları bütünüyle eskinin Devrim’i gibi bir işleve sahipti.

Her ikisi de ‘hassas’ dönemlerdi Türkiye için…

Ve bugün…

Şimdi de öyle…

Fetvalar… Bir takım tiplerin ipe sapa gelmez sözleri… Günlerdir bunlar tartışılıyor…
Derine gitmek istemiyorum, yazılarımı okuyanların daha fazla örnekli bilgiye ihtiyaçları olduğunu da sanmıyorum.

‘Gerici Basında’ türü sütunların sorumluluğunu 1960’lar ve 70’lerde üstlenenler yaptıkları yayınların ülkede nelere yol açacağından o sıralarda habersizdiler; yıllar sonra nedamet göstermelerinden bunu biliyoruz.

‘Bin yıl süreceği’ iddia edilen bir sürece destek amaçlı yayınlarla okur ve izleyici karşısına çıkanlar ise, daha sonraki gelişmelerin yol açtığı sonuçlardan bugünlerde hayıflanmakla meşguller; ancak hatalarını yine tekrarlıyorlar.

Yarın yeniden hayıflanacaklarına bahse girebilirim.

Her kuralsız çıkış yeni kuralsızlıkları —hem de daha büyüklerini— davet eder, bunu hatırlayan pek yok.

Bir hatırlatma

Pek dikkate alınmayan bir konuyu hatırlatmak isterim:

İslam dini hakkında konuşmaya kimsenin hakkı yoktur, çünkü İslam’da böyle bir yetki devrini haklı gösterecek bir konum bulunmamaktadır. İslami konularda görüş açıklayan herkes, —isterse o kişi ‘din adamı’ sıfatını taşıyan biri olsun— kendi görüşünü açıklamaktadır. Din ile ilgili herhangi bir konuda açıklanan görüşten başka da görüşler olabilir, vardır da… Tek bir kişinin ağzından çıkan söz aynı dine mensup başka herkesin görüşü olarak kabul edilemez.

Tek kişinin öylesine sarf edilmiş bir sözünü geniş bir kitleye mal edecek biçimde yayınlarına konu edinenler, o görüşleri paylaşmayan geniş kitlenin bundan rahatsızlık duyabileceğini de düşünmeli ve bu durumu da hafife almamalıdırlar.

Benden hatırlatması.

Hassas dönemler akıllı olma dönemleridir.
ΩΩΩΩ

10 YORUMLAR

  1. Çoğukez duyarsız, statükoya uyduk
    Karşılikli “dala basmak”tan haz duyduk
    Hep hazımsızlık, ve hep ayni terane!
    Değişmezdi huyumuz, çünkü biz buyduk

    Oynayıp oyalandık, özdek bahane
    Hep hazımsızlık, hep o eski terane
    Mangalda kül yarışı, karşılıklı gaz!
    Miğdeye iyi gelir bir tutam nane!

    İzafi doğrular bir çıkmışsa kınından
    Kılıç kalkan sesi gelir her oyundan
    Ne çarpışmalar yahu, ne büyük iştah
    Bitmez tükenmez, Osmanlının şanından

    İzafi gerçeklerin anası “ZAN”dır
    Hep kendine yontan varsa, kalpazandır
    Birazcık olsun objektif olmak gerek
    Bunun ölçüsü, beyim, iman izandır

    Mutlak olana iman! O’dur yaratan
    O’dur hepimizi akılla donatan
    Mutlaka nesnel olmak zor, insanız biz
    Mutlak olan O, O’dur objektif olan,

    Öz varliğı düşuncedir, motoru izan
    Saatte ücyüz kilometre düşünur insan
    Varlığnı idrak edebilmiştir, ancak….
    Kaza yapmak mümkun, acelecidir zan

    Bizi ne hale getirdi! Ah şu “ZAN”lar!,
    Aramızdan türedi hep kalpazanlar
    Evrensel DiN, evrensel BiLiMden uzak
    Bir türlü gelişemedi müslümanlar!
    *******

  2. Allah’ın bize gönderdiği kitabın ayetleri dışında kalan herşeyi yaparak müslüman olduğunu iddia edenlerede Allah izin veriyor diye sabrediyoruz.
    Bunları konuşmayalım görmeyelim demek de çözüm olabilir.
    Ama hırsızın hiç mi suçu yok.
    Edepli, sabırlı olma çabalarımızın takdiri Allah’tan inşAllah ama herkesleri tepemize çıkarmak dan yorulmuş olabiliriz.
    Bunları konuşmayalım da ne yapalım? sorusuna cevap veren bir devam yazısını düşünmelisiniz.
    Ve belki korkudan çıkarılamayan sesleri bu bariz sapıklıklar için çıkartarak biraz nefes alabiliyoruzdur? bunu da düşünmek gerekir.

  3. Din hakkında konuşanlar; o dini kabul eden yaşayan dinin hayatlarını nasıl tanzim ettiğini nasıl değiştirdiğini Kuranın nasıl dertlerine şifa olduğu hakkında konuşanlar merakla izlediğimiz konuşmalar. Kabul etmedikleri , yaşamadıkları, sevmedikleri halde sever görünmek tenkitle dikkatleri üzerine toplamak kendinden bahsettirmek için camı duvarına ……. gibi konuşanlar maalesef onları da lanetle dinliyoruz. Dinin aslında olmayan şeyleri dinde varmış gibi gösterenler . fikir hürriyeti serbest sahtekarlık suç olduğuna göre bu konuda da işlem yapılmalı. AKLI HARAP EDEN SAHTE İÇECEĞE MÜDAHALE EDEN DEVLET SAHTE İNANÇLA CEHENNEME SEBEP OLANLARA DA MÜDAHALE ETMELİ

  4. Devamı;basaramazdi. Bir topluma fitne sokabilmek için yine o toplulukta yaşayan insanların zaafina ihtiyaçları var. Her duyduguna inanmak, açık aramak, bilgi edinmeden kolayca fikir sahibi olmak ,günahı gizlemek yerine giybetle yaymak ve daha niceleri. İslam bütün bunlar için bir reçete sunuyor ama alan çok az. Müslüman toplumlar olarak bizler fert fert bu incelikleri uygulasak hiçbir güç fitne sokarmiydi acaba medya dahil? En çok da yirmisekiz şubattan beri haksız yere hapiste tutulup onca sağduyulu insanın uyarısına rağmen hala devletin görmediği mazlumlara üzülüyorum. Gereğinden fazla bedel ödediler

  5. 28 Şubat davalarının – yıl dönümüne ulaşıldığı halde – hala sonuçlanmaması bir talihsizliktir.
    28 Şubatta ” MİLYONLA ÇALANLARIN SEREFRAZ olduğu, hesaba davet edilmemesi ikinci bir talihsizliktir. Savcılardan o günleri yaşıyan hiç mi yok, insaf ve hukuk nerede ? Hep fakirlere mi işliyecek ?

    Din-i İslamın ana çizgileri ve hedefi belli. İnsanları tevhide, birliğe-beraberliğe, kardeşliğe davet ediyor, ama belli kurallar ve Hududlar koyarak. Bu suretle, insanlığa mutlu ve huzurlu bir hayat sunuyor. Bunu yaparken de, insani ve hayvani her ihtiyacını karşılıyor. Yaratılışında var olan tüm iç güdülerini tam hayvanlaştırmadan karşılıyor. Kişinin 5 ana gruptaki ihtiyacını ve hakkını korumaya alıyor : Dinini-inancını, Canını, Malını, Irzını-namusuna ve Neslini. Bir kişinin kollandığı hakkının, başkasının hakkının başladığı noktada bittiğini de hatırlatıyor. Bu noktada müşfik ve hatırlatıcı oluyor. Bu dünyada, mümkün mertebe liberal (ihtiyari-serbest-hür) de bırakıyor. Fakat, başkalarını rahatsız edici, tahrik edici,huzursuz edici davranışlardan sakınılmasını, örfe, mahalli geleneklere de saygı gösterilmesini görev olarak, bekliyor. Her Özgürlüğün bir haddi-hududu, sınırı olduğunu da bilhassa hatırlatıyor ve riayet bekliyor, bunlara.
    Bu keyfiyet dairesinde, bakıyoruz, MEDYAYA ;
    Ne kadar nefsi okşayıcı (rating sağlayıcı) CİĞER ! vb. şey varsa – bile bile – aile ve toplum mahremiyetini düşünmeden, gençleri yoldan çıkaracağını kaale (göz önüne) ALMADAN ortaya SERİYOR.
    Sonra da – suçluluğunu arka plana atıp, gizliyerek, ŞARLATANLIK (haber) yapıyor. Bu bakımdan, katil, istismar, zina ve reklam (gıda dahil) konularında haber verme yasağı getirilmelidir.
    Erkek görmekle, bakmakla çabucak tahrik olur. Tıp otoriteleri bu sahada konuşmalıdır, dilsiz şeytan kesilmeden. Kapıyı yılık bırakan Nasreddin Hoca’yı suçluyanlara karşı, hocanın söylediği gibi, “hırsızın
    hiç mi suçu yok”. Yahut, kediyi suçluyanlara karşı, CİĞERLERİ kabak gibi ortaya serenlerin hiç mi suçu yok ? !
    Bir de şu sualin cevabını aramak lazım : Neden 2000’li yıllardan sonra yahut Ak Parti iktidara geldikten sonra veyahut da AB ile müzakerelere başlandıktan ve bir kısım KANUN değişikliğinden sonra bu tür olaylar arttı ? Ne oldu da bu tür vak’alar arttı, mesela aile davaları, kadına şiddet, istismar… DUYAN SAĞIR SULTAN VAR MI ? Meclis KOMİSYONU bu yöne kulak kabartır mı ?

  6. Cok yerinde bir yazı… Bu tur ‘fetva’ videolarını, yazilarina/programlarina konu edenler, bence, günlük islerini kolay yoldan yapip, karsiligi olan kazanclarini, kısa gunun kari mantigi ile ic etmenin pesindeler. Degindiginiz gibi, bu kolayciliklarinin/ucuzluklarinin faturasının, ‘yenilen hurmalar’ misali, bir gun karsilarina/toplumun karsisina cikarilacaginin ya farkında degiller, ya da onların tuzları her zaman kuru oludugundan umurlarında degil…. Ya da, göründüklerinden daha cahil ve bilinçsizler…

  7. Fehmi Bey yazınızın dikkatlice okunup akıllarda tutulmasında yarar var. O kadar yerinde yazmışsınız ki katılmamak elde değil. Lise yıllarımızda üzerimize kara basan gibi çöken 28 şubatın yıl dönümünde konuyu ele almanız daha anlamlı olmuş. Teşekkür ederiz.

  8. Aslında Türk politikacılar geçmişte ve şimdi de ellerine geçirdikleri köşe başlarını korumak için önce basından başlayarak ülkeyi bölüp birbirine düşürerek köşeyi dönüyorlar.
    Şimdi de seçimlerde en ufak bir ihtimale karşı tedbiri elden bırakmamak için kendileri iptal ettikleri yasağı tekrar kanunlaştırıp, olur ya seçimlerde eğer 11 C Başkanı tekrar CB adayı olursa, onu yıpratip tahtını koruyabilmesi için şimdiden malzeme hazırlamakla meşgüller. Ey benim vatandaşlarım diyerek millete şöyle şikayet edecekler.
    Kardeşlerim bu bizi AB ye sokma bahanesi ile zinayi suç olmaktan çıkartmiştı, Müslümanların haçlılar kulübüne ihtiyacı yok her zaman onlar bize muhtaçlar biz onlara değil.
    Bizim millet zaten hep mağdurları destekler.
    Mağdurları oynamak sizden oylar milletten.

  9. din kavramlar üzerinden anlaşılır. kavram bir ve ya birkaç anlama işaret edebilir ama kişinin algısı kastedilen bu anlamalardan başka bir algıya da sahip olabilir. sahip olduğu algı, kavramın kastettiğine ne kadar yakınsa o ölçüde doğru anladığını ne denli de uzaksa o ölçüde yanlış anladığını varsayabiliriz. tam da bu nedenle neyi nasıl anladığımız hele de konu din olunca son derece önemlidir tabii inanan için.
    islami görüş açıklayan herkes kendi görüşünü açıklamaktadır diyor sayın koru. elbette öyledir. açıklanan görüşler iki makam tarafından değerlendirilir ya kabul görür ya da ret. bu makamlardan biri haktır diğeri ise halktır. görüşler hak indinde de değerlendirileceği için neyi nasıl anladığımız daha da önem kazanıyor gibi…tabii inanan için.
    sonuçta bugünün mimarı dündür. yarının mimarının bugün olması gibi. dün kaçmış olabilir ama bugün neyi nasıl anladığımız üzerinde düşünmek için ideal bir gün.
    içinde yaşadığımız şartlarda kötülüğü yok edemeyeceğimize göre korunabiliriz belki anladığımız kadarınca.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here