Başsavcılık ‘cinayeti işlediğinizi biliyoruz’ dedi Suudlu savcıya.. Şimdi cevap sırası onda…

49

Türkiye’nin ülkesinde işlenmiş bir cinayetin peşine düşmesi kadar doğal bir şey olamaz; cinayet mekanı uluslararası anlaşmalara göre ‘yabancı toprağı’ sayılan diplomatik bir temsilcilik olsa bile…

Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetini aydınlatma çabasını bu sebeple takdir ediyorum.

Öldürülen gazeteci Suudi Arabistan vatandaşı olduğu için Suudluların da cinayetin peşini bırakmaması gerekir. Cinayet mekanı Suudi Arabistan’dan hayli uzak bir ülke olsa bile; sonuçta o mekan uluslararası anlaşmalarca kendi ülkelerinin toprağı olarak kabul edildiği için…

Suudi Arabistan’ın bu konuda yeterince çaba gösterdiğini söylemek ise zor.

Türkiye’ye gelen Suudlu başsavcı Suud el-Muceb buradaki muhatapların kendisinden beklediği konuya ilişkin temel sorulardan hiçbirine cevap vermeden ülkemizden ayrılmış bulunuyor.

Onun ülkemizi ziyareti yine de boşa gitmiş değil. O sayede, cinayetin işlendiği ildeki en üst soruşturma makamı olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından eldeki verilere göre cinayetin ne zaman ve nasıl işlendiği dünya kamuoyuyla paylaşılmış oldu.

Başsavcılık açıklamasının ilgili bölümünü okuyalım:

’’Tüm iyi niyetli çabalarımıza rağmen görüşmelerden somut sonuç elde edilememiştir. Elde edilen delililer doğrultusunda eylemin vehametine ilişkin bu hususların kamuoyu ile paylaşılmasında zorunluluk bulunmaktadır. Kaşıkçı 2 Ekim 2018’de evlilik işlemleri için girdiği İstanbul Başkonsolosluğu’nda önceden yapılan planlama doğrultusunda binaya girer girmez boğularak öldürülmüştür. Cesedi yine önceden yapılan planlama doğrultusunda parçalanarak yok edilmiştir.” 

Önceden yapılmış planlama doğrultusunda… binaya girer girmez… boğularak… cesedi de yine önceden yapılmış planlama doğrultusunda parçalanarak… yok edilmiş…

Dehşete düşmemek elde değil.

Yukarıdaki tanımlamadan, Kaşıkçı’ya ‘ölüm randevusu’ verildiği, belge almak üzere başkonsolosluğa yönlendirilmesinin bir tuzak olduğu, randevu günü farklı uçaklarla
İstanbul’a gelen ve sayılarının 15 olduğu bilinen Suudluların ‘infaz timi’ olarak görev yaptığı anlaşılıyor.

Timi oluşturan isimlerin bağlantılarına bakıldığında cevabı aranan en önemli soru olan ‘‘Cinayet kimin emir ve talimatıyla işlendi?’’ sorusu da cevaplanmış sayılabilir.

Peki ceset nerede?

İstanbul’dan yapılan açıklamadan cevabın alınamadığı tek soru bu.

Acaba bilindiği halde mi muğlak bırakılmış bu konu, yoksa gerçekten cevap teşkil edecek ayrıntılardan mahrum kalındığı için mi?

Konuya ilgi duyanların fazla derin olmayan bilgilerden hareketle bile bilecekleri üzere, bir cinayette en zor iş cesedin yok edilmesidir. Ormanda gömersiniz, kuyuya atarsınız, mezarlıkta bir isimsiz çukura tıkıverirsiniz, ancak bunların hepsi de sonuçta iz bırakır…

Hele bir de ceset parçalanarak yok edilmişse cinayet mahalli izlerle kaynar…

Dünyanın en becerikli timi, en iyi temizlik maddelerini de kullansa, küçücük bir kan pıhtısı olay yeri inceleme ekibince bulunur ve gerçeğe ulaşılır.

Resmi açıklama İstanbul Başsavcılığının gerçeğe ulaştığına işaret ediyor.

O durumda cesedin başına ne geldiği de biliniyordur.

Suudi Arabistan bir ay önce İstanbul’daki başkonsolosluklarına gelen gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kendilerine ait o mekandan elini kolunu sallayarak çıktığını ileri sürmüştü. Öyle olmadığı anlaşılınca Kaşıkçı’nın başkonsoloslukta çıkan bir arbede sırasında hayatını kaybettiğini kabul etmek zorunda kalmıştı.

Arbede? İnandırıcı olmasa bile cinayet ikrar edilmiş oldu.

Cinayet varsa bir de ceset var demektir. Cinayet bir infaz timi tarafından işlenmişse onları İstanbul’a gönderen biri/leri de mutlaka vardır.

Bu noktadan geriye dönüş artık mümkün değil; Suudlular bunu bilmek zorunda.

Umarım, Suud el-Muceb, İstanbul’dan yapılan resmi açıklama ayarında bir açıklıkla kendilerindeki resmi bilgileri de dünya kamuoyuyla paylaşır.

Aksini düşünmek bile istemiyorum.

Daha önce yazmıştım: 1987’de yüzlerce İranlı hacının ölümüyle sonuçlanan ve dünya kamuoyunun kendilerini suçladığı olaylardan sonra, Suudi Arabistan yönetimi, çok sayıda uluslararası gazeteciyi ülkelerine davet ederek olaylarla ilgili bilgileri paylaşmış ve bu yolla tansiyonu düşürmeyi de başarmıştı.

Benzer bir yönteme şimdi de başvurabilir Suudi Arabistan.

O veya bu, ama mutlaka sağlıklı bilgiler vermek zorundalar…

Bekleyeceğiz.

ΩΩΩΩ

49 YORUMLAR

  1. Abdall, Aptal, Siyah, Kara, “ARAB” Arap.
    Arapcada (P) harfi diye bir har varmı? Yok.
    Fakat Osmanlicada var! her ne kadar Arab harfleri kullanilsada noktalar veya bazi karekterler vasitasi ile kendi dilimize yani osmanlica seslendirme yapılmiştir (P) harfi (پاشا – پاشا – paşa – پاشا) Arapca
    Be harfinin altında 1 nokta osmanlicada 3 nokta yazarak be yarine pe sesi verilir.
    Bizim doğuda tam siyah olmayan ıslak toprak rengı gibi bir renk ve ona Arap rengi hatta Arap karasıda derlerdı.
    Arap olayım anlamı koyu ve rengi belli olmayan anlaminda İnsanların gercek yüzünü saklayarak buna iki yüzlüde diyebiliriz.
    Bu deyimi en iyi benim Rahmetli ninelerım anlatirdilar.
    Ikiside dindar ve bilgili idiler.
    Bize her zaman şöyle derdıler, “Sakın Arab olayım demeyin Peygamberimiz Arab günaha girersiniz. Arap isimsiz bir renktir genelde akilsiz insanlar için kullanilir.

    Mesala ingilizcede Gay kelimisi esas manvi mutluluk anlamina geliyor. Tabıi şu an değisti eşcinseller kullaniyor.
    1938 ve 46 yillarinda yazilmiş Kur-an tefsirinde gay kelimesi sık sık geçiyor.
    Örnek: siz bir yetime veya yardıma ihtiyaci olan birisine yardim ettiğiniz zaman kendinizi gay (mutlu) hissedersiniz.

    (Karakola)(Sıyahkol) (Aptal)(Abdal)
    Bunlar ne kadar birbirine uyumlu ise Arap ve Arab da o kadar birbirine uyumludur.
    Polis Karakolu yerine Polis Siyahkolu diye bilirmisiniz.
    HASAN BEYIN O DEYIMI BENIM ÇOK HOŞUMA GITTI.
    HASAN BEY KENDI ARAP OLMADI FAKAT “Hakan K beyi tenzih ederek:”BIR ÇOK H G LER ARAP dan daha beter bir renge büründüler.
    Kendilerini Türk zannedener inde Türkçe bilgilerinin seviyelerinide iyce öğrenmiş olduk.

    • Nurdan hn. yazınızdaki imla hatalarının düzeltilmiş hallerinden iki örneği aşağıda bilgilerinize sunarım :
      *Polis Karakolu yerine Polis Siyahkolu diye bilirmisiniz. (YANLIŞ YAZIM)
      *Polis Karakolu yerine Polis Siyahkolu diyebilir misiniz? (DOĞRU YAZIM)
      *Kendilerini Türk zannedener inde Türkçe bilgilerinin seviyelerinide iyce öğrenmiş olduk. ( YANLIŞ YAZIM)
      *Kendilerini Türk zannedenlerin de Türkçe bilgilerinin seviyelerini iyice öğrenmiş olduk. ( DOĞRU YAZIM)
      Diğerlerini hataları da yazarsam Washington DC’ye yol olur varır. O yüzden bence kimsenin Türkçe bigisiyle dalga geçmeyin , kendi bilginiz maalesef çok zayıf. Ama sizi çalıştırabilirim.
      Selamlar ;

      • Sayın hocam, nurdan hanımda imla kaide aramayın, daha ziyade bi çeşit muzahrafat kanalı diyelim onun yazdıklarına:) biz de ortam icabı çoğu zaman gelişi güzel yazıyoruz ama -da, -de, eklerini nerde nasıl yazıcaanı bilmek gerçekten önemli bi kazanımmış hocam…

        • ” Muzahfarat kanalı ” deyimi tam yerine oturuyor Sn. H.Gayret bey. Teşekkür ederim. Eskimez Türkçemizin bu güzel gelimesini tam yerinde gediğe oturtmanız çok anamlı .

  2. İddialar ihtimaller çeşitlendirilip durdukça bu konuda duygular, algılar da karışıp duruyor. Neticede ortada vahim bir olay var. Şüphesiz daha bilmediklerimiz var kirli bu olayda. Hanedan’a karşı daha önce pek önyargısı olmayanlar bile önyargı sahibi olmuş oldu. MBS, ortaya çıkalı beri kendini göstermek için epey işlere girişmiş atılgan biri. Arap dünyasında olup bitenlerden sonra Hanedan da geleceğinden endişe duymağa başladı, muhakkak. Batı ülkelerinde yaşayan dünya standardlarını yakından gören bir çok Arap var. Bir kısmı çift pasaportlu. Gerek bunların muhalefeti, gerekse bunlar arasında sonradan S. Arabistan’a giden ve yönetimle başı dertten kurtulmayanlar da oldu. Bu defa 2. Pasaport aldıkları Batılı ülkeler devreye girip bu işlerin takibatını yapmağa başladıkça Hanedan daha da rahatsız oldu. MBS de burnundan kıl aldırmayan bir liderlk örneği verdi.

    ABD’de birçok finansal yatırımı olduğu için, ABD ensesi kalın en yağlı müşterileri olduğu için ve özellikle de 9/11 olayının üzerlerindeki baskısıyla pek ses çıkaramıyorlar. İş hayatından tanıdığım arasıra haberleştiğim bir Arap arkadaş, başka ülkelere karşı durumun epey farklı olduğunu ve dışarıya karşı daha sert davrandıklarını bahsederken şöyle bir örnek verdi. Meğer yeğeni de etkilenmiş. Kanada’da üniversitede okuyormuş. Kanada Başbakanı Trudeau S. Arabistandaki hapishanelerinde bulunan bir kaç kişiye yapılan kötü muameleler dolayısıyla son 1 yıldır Hanedan’ı sorumlu tutunca, MBS buna meydan okumakla kalmayıp ilişkileri dondurmakla ve bu arada Kanadadaki burslu bütün Suudi öğrencileri geri çekmekle reaksiyon vermiş. Arkadaşın yeğeni de bu ara eğitimini bırakmak zorunda kalmış. Kanada da S. Arabistan’a 1-1.5 milyar dolarlık son askeri araç-gereç satışı tehlikeye girdi kaygısıyla frenlere bassam mı basmasam mı kaygısı içersine girmiş. Suudi Arabistan’ın ticari ilişkileri Türkiye ile ne düzeyde pek fazla bilmiyorum ama bütün bunlar da varılacak mutabakatlarda bir faktör teşkil eder, herhalde. Olan olmuş, ölen ölmüş kalan sağlar bizimdir…. Ancak sicilimiz kötü; kötüye çıkarmışız bir şekilde! Bu işlerde kazananlar olacaksa, anahtar durumunda bazı şahsiyetler mi kazanacak? ilahi imtihan programı içersinde bu da bir test! Allah’ın düzeni çetin (bu bir ayettir)! Böylesine “şer” bir işten Allah rızasına uygun bir “hayr” çıkarmak mümkün mü? “Aheste çek kürekleri” marka bir diplomasi güzergahında ilerliyorken işin bu yönünü de düşünenler vardır herhalde. Zira, buna hiç aldırmayacak “ben yaptım oldu” diyebilecek niyeti-bozuk klikler de yok değil herhalde….

    Trump’ın bir beyanatı vardı. S. Arabistan/MBS, ABD’ye 350-400 milyar dolar kadar yatırım yapacakmış. Böylesine bir menfaat MBS’ın Kaşıkçı cinayetini sponsorluğundaki rolünü kabul etmekle çelişkide olan bir durum. “Etik olmak” onlar için epey bir “karizma” teşkil ediyor. Bakalım, nasıl bir diplomasi sergileyecekler…

  3. Kesikbaş cinayetiyle ilgili olarak hasan bey ve h.k. arasında çıkan “arap olmak” polemiğine nurdan hanım da önemli bir katkıda bulunduktan sonra ben de barış beye hitaben aynı konuya katkıda bulunmuştum. Sayın koru’nun bugünkü ve diğer yazılarını bağlamından koparmak suretiyle deli saçması tartışmalara yol açmak konusunda mahir olan kimi polemikçi arkadaşların aksine çok değerli bir köşe yazısı okuduğumu belirtmek isterim. Diğer meseleyi de bi açıklığa kavuşturmakta fayda var tabii: arap atında olduğu gibi anadoluda arap diye zenci diyebileceğimiz osmanlı bakiyesi sudanlılara ve karayağız çingenelere denir. Yani bildiğimiz araplar değil şoparlar kastedilir bişey anladıysam arap oliim diye! Esas olan araplık değil siyahiliktir… Zaten çoğu arap, türkler kadar hatta daha fazla açık tenlidir:) işlerin arap saçına dönmüş olması da aynı siyahilerin kıvırcık kıllarıyla ilgilidir. Ama hemen havaya girmeyelim, benzeri durumlarda polonyalılar da “sanki türk vaazı dinliyorum” diye ifade ediyorlar şaşkınlıklarını:) Yorumculardan suriyeli beşer arkadaş kusura bakmasın: “tahtadan maşa araptan paşa olmaz” deseydim işte bu gerçek araplarla ilgili bi hükümdür. Bilmem aydınlatabildim mi h.k.?

  4. Benim anlamadığım şu; bu adamlar merhum Kaşıkçı’yı dışarıda da öldürebilirlerdi neden böyle saçma sapan tehlikeli bir yol seçtiler.1- kimsenin umurunda olmaz diye düşündüler 2- dışarıda çok özel olarak korunuyordu 3- bu Suudiler gerçekten aptal 4- hesapsız bir infaz oldu 6- iç hesaplaşmada araya birileri sızdı ve mevcut yönetimi zora sokmak için ölüm talimatı verdi. Sizin aklınıza gelen ihtimal nedir Fehmi bey?

  5. ‘Cinayet kimin emir ve talimatıyla işlendi? ’Diyor sayın koru doğrudur katil suudi yönetimi görevlileri .
    Bunun bekraunt tarafına bakmadan her bir cinayet isim olarak aydınlatılır mana olarak aydınlatılamaz .
    Bu mantıkla bir de böyle bakalım https://pbs.twimg.com/media/CTBIex0UEAAKqgC.jpg diyor mahir kaynak .
    1:Cinayet yeri İstanbul Suudi Arabistan konsolosluk binası. ( Suudi Arabistan devletine ait özel mülk )
    2:Katil ve ortakları : cinayet saati konsoloslukta görevli bütün memurlar .
    3:Azmettirici : Suudi Arabistan Siyasi karar alıcıları .
    4:Cinayete göz yumanlar : X Kişi ve kurumlar …….
    5:Cinayetten çıkar ve nufus sağlayanlar : X Kişi ve kurumlar ……
    son tahlilde bir siyasi cinayet , katil ve katiler bulunur lakin tek bir düzlemde çözümlenemez

  6. Bu cinayette baştan beri üç maymunu oynayan TC Suudaların suç ortağıdır. Gerisi kayıkçı kavgası gibi teferruattır. Şaşırmalı mıyız? Asla. Dinciler her zaman her olayda her yerde aynıdırlar; işlerine nasıl geliyorsa o tarafa meyletmekte çok maharetlidirler. Buna sahtekarlık (takiyye de) denilir.

  7. kaşıkçı olayı çok uzadı.. arabistanlı ve muhtemelen ikili oynayan bu gazeteci bizi çok ilgilendirmese gerek.. biz kendi ülkemizdeki kendi vatandaşlarımızın, askerimizin, gazetecilerimizin ölümünü bu kadar gündemde tutmamıştık..

  8. fehmi bey bazı ayrıntıların üzerinde durmamış, muhtemel gelecek yazılarına saklamıştır, en önemli ayrıntılardan biri pek çok kişinin önemle üzerinde durduğu üzere merhumun benzerinin getirilip kullanılmasıdır. önceden planlanmasının delillerinden biri bu.
    merhum öldürüldükten hemen sonra elbiseleri çıkarılıp dublörüne giydiriliyor ve adam konsolosluktan ayrılıp İstanbul sokaklarında dolaşıyor…türk nişanlı çıkmamasından endişe edip etrafı haberdar edince suikast ortaya çıkıyor.
    buradan bir taşla bir kaç kuş avlamak üzere plan yapıldığı konuşuluyor programlarda.
    bir muhaliften kurtulmak.
    şer ekseninde olan bir devlet olarak tanımladığı türkiye de yapılan bu suikaste kayıp süsü vererek türkiyeyi suçlamak mümkünse hır çıkarmak…
    en azından türkiye muhalifleri koruyamıyor çamuru atarak imajına zarar vermek.
    geçtiğimiz bir kaç yıl içinde başımıza gelenlerin pişmiş tavuğun başına gelmediği düşünülürse işin buralara kadar vardığı bizi şaşırtmaz sanırım.. bizzat gina hasbelin gelişinin aslında bu suikastın devletler nazarında ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu, bu meselenin üzerinden pek çok hesap kitabın yapıldığını kabaca anlamıştık. belki bazı ayrıntılar ortaya çıktıkça bizlerin de anladığı şeyler artar. ancak cesedin bulunma ihtimali oldukça zayıf, zira ceset yoksa dava yoktur. bu bir kesinlik olmadan hesaplar görülecek anlamına geliyor. merhumun cesedi ortaya çıkarsa işte o zaman dananın kuyruğu koptu demektir…

    • yorumlardan en çok sorulan sorunun bu suikast timinin ve konsolosun ülkeden çıkışına neden izin verildiği olduğu açık. burada hükümetin bir tercih yaptığı görülüyor. sonuçta olayın bizim bildiğimiz yönleri bile ortada iki ülke arasında sorun çıkarmaya yönelik gayeler olduğunu açıkça gösteriyor. bu nedenle bu kişilerin tutulmasından çok tutulmamaları tercih edilmiş olabilir. bunun daha doğru bir adım olabileceği baştan beri merhumun cesedinin başına gelenlerle de ilgili olabilir. ilk aldığımız haberlerde dahi cesedin parçalanmış ve yok edilmiş olduğu bilgisi vardı… ancak hukukun farklı bir mantığı var ve bildiğim kadarıyla eğer ceset yoksa dava açmanız ve suçlamanız mümkün olmuyor. dava açabilseniz bile eliniz çok zayıf kalıyor, bu nedenle diplomatik dokunulmazlığı olan kişileri uzun süre alıkoymak suçla ilişkilendiremedikten sonra çok mümkün olmaz.hükümet bu olasılığı değerlendirmiş ve sonradan istemenin daha doğru olabileceği seçeneğini tercih etmiş olabilir.

  9. Kaşıkçı hikayesi
    Kaşıkçı’yı, belki de öldürmediler. Yaşıyor olabilir. Adını değiştirdiler, yüzünü değiştirdiler. Bir yerlerde yine hayattadır. Dünyaya “Biz böyle yok ederiz adamı” diyorlar. Savcımız Sermaye’nin istediği tahminleri anlatıyor. Ona öyle bilgiler verilmiştir. Bedenini parçalamış, yakmış olabilirler. Hatta asitte eritmiş olabilirler, denize dökmüş olabilirler.
    Tüm hareketini takip eden istihbaratın bunları bilmemesi mümkün müdür? Mümkündür. İstihbarat da Sermaye’nin istediği haberleri, Sermaye’nin istediği şekilde elde etmektedir. Ne yapmalıyız? Biz günlük olaylarla değil düzeni değiştirmekle uğraşmalıyız.
    Erdoğan, iki kabine kurmalıdır. Sıradan kabine bugün olduğu gibi Sermaye’nin istediği şekilde devleti yönetsin. Bizim onu değiştirmemize imkan yoktur. Zaman o eskimiş düzenin sonunu getirecektir. Erdoğan bunlarla uğraşmamalıdır.
    İkinci kabine kurmalıdır. 25 bakanlık bizim Genel Hizmetler kitabımızda anlatılmaktadır. Ayarı kabine kurmalıdır. İkinci yardımcıyı seçmeli. O kabine cari işçilik düzenini bozmadan ortaklık düzenine nasıl geçileceğini planlamalı ve adım adım ortaklık düzenine geçilmelidir. Bizim işimiz eski düzenin sorunlarını çözmek değil yeni düzenin uygulamalarını yaparak sonuç almaktır.

  10. “CAHİL cesur olur” derler. Hz.Peygamberin zemmettiği Tam bir BEDEVİ cehaleti, hıyaneti, cür’eti.
    Yaptığı yorumlar ve açıklamalarla, Cow-boy Trump ta bu bedeviler kadar suç ortağı ve tahrikçisi, hempacısı.
    Makam ŞEHVETİ ve aç gözlüğü ruhlarını sarmış hepsinin. Ne mi olacak ? Suud Prensi (isminin iti olsun), öne piyonları sürerek – 20 kişiyi asıp-biçerek – sorumluluktan kurtulamayacak. Sözüm ona İnsan Haklarını savunan Batılı Devletler – eğer, her zaman iddia ettiğim gibi – insan OLMIYANLARIN haklarını savunmuyorlarsa, O Prens taslağı cezalandırılıp, def edilinciye kadar her türlü baskıyı ve AMBARGOyu uyguluyacaklar !
    Anlatıldığına göre, merhum Gazetecinin nişanlısına bıraktığı telefon, olup biten her şeyi kayda almış olmalı.
    Kuyu aramasına müsaade edilmemesi, kendi akıllarınca, zaman kazanma, oyalama taktiği. Kuyuda bir şey olmasa gerek.
    Alelacele külliyetli miktarda MUŞTUluk kazanmak için Rahmetli Gazeteci’nin KELLESİ, müjde ve isbat sadedinde Suudlu PRENSe ulaştırılmıştır. Vücudunun bir parçası ise, demokrasinin despotu MISIR Kralı (!) na. diğer Parçası ise, B.Arap Emirliğine arz edilmiştir. “TARZAN” zora düşünce, şimdi ABD’nin kapısını PETROL Dolarları ile çalacaklardır.
    PRENS tam bir “et kafalı” değilse, O DOLARLARI Türkiyeye yönlendirir, Tükiyede, nasıl olsa idam cezası yok, burada hüküm giyer ve hapishanede, gene KRALLAR gibi yaşar. Yoksa, ağızdan bilgi sızdırmak için savcıyı Türkiyeye göndermek, ağız yoklamakla bu iş olmaz. Yeni bir yalan uydurmak için de kifayet etmez.
    Suud Krallığı dünya basınını davete cür’et edebilir mi ? ” Suçlular daima GÜÇLÜLER ” dir İstisnası pek azdır.

  11. Vatandaş olarak, ne bu işin aslını ve arka planını , ne abd-arabistan-bae-israil-mısır-kral-prens ve benzeri uluslararası oyuncuların bu işle ilgilerinin, bu işten çıkarlarının ve amaçlarının ne olduğunu, ne de bu işbirliği cephesinin geçmişte ve halen ülkemize karşı ne gibi oyunlar tezgahladığını tam ve detaylı olarak biliyoruz. Sadece basından okuduğumuz ve yorumladığımız kadar bilgi ve kanaat sahibiyiz. Ama TC devleti bu işin arka planındaki herşeye hepimizden çok daha detaylı olarak vakıf. Bu yüzden bekleyip göreceğiz. Devletimiz bu cinayetin hem faillerini açıkça kovalayıp ortaya koyacak, hem de bu vesileyle daha önce bize yaptıklarının faturasını ödetecek ve bundan sonraki bazı olayları etkileme gücüne sahip olacak. Devlet unutmaz, affetmez, zamanı gelince ve fırsatını bulunca da hesabını sorar.

  12. yapmayın sayın koru! insanlar ekmek derdinde, siz insanlara başka şeyler anlatıyorsunuz. Ülke batmış. siz kaşıkçı cinayeti ile uğraşıyorsunuz. ülkenin yıllık gsyi hasıla (gerçek rakam) yaklaşık 600 milyar dolar. türkiyenin borcu da 500 milyar dolar. yani borçlarımızı ödememiz için evden vazgeçtim, evimizdeki mobilyayı bile satmamız lazım. türkiye böyle durumdayken hangi vicdanla kaşıkçı olayını yazıyorsunuz anlamıyorum.
    – Hiç mi sokağa çıkmıyorsunuz. hiç mi alışveriş yapmıyorsunuz. hiç mi daha önce hiç çalışmamış ev kadınlarının 1500 tl maaş için iş aradığını duymuyorsunuz. hiç mi alacaklılarından küfür işiten, borçlularına da küfreden insanları duymuyorsunuz. insanlar birbirinin boğazına sarılıyor.
    – resmi konkordato rakamları bile dağları aşmış. bir de gayri resmi bölümü var. yani borcunu ödeyemeyenler var. insanlar borçlarını ödeyemiyor. bankalar kredi veremiyor. hatta çek bile vermiyorlar.
    – yalaka işadamları bile batıyor. hiç mi haber okumuyorsunuz. çamlıca camisinin yapımındaki, metro yapımındaki, hatta “ülkeyi batırma havalanı”nın inşaatından pay alan firmalar bile konkordato ilan etmek zorunda kalıyorlar. çünkü devlet ödeme yapamıyor.
    – devlet 40 milyar dolar gelir beklerken 5 milyar dolar gelir anca elde ediyor. çünkü imar barışı için insanlar 5000 tlyi ödeyemiyor.
    – devlet 80-85 milyar olar gelir beklediği bedelli askerlikten 20-25 milyar dolar gelir elde edebildi. onlara güveniyorlardı. o gelirler de olmadı. çünkü insanlar açlık sınırında artık.
    – Ülkede ekonomik kriz öylesine bir boyuta gelmişki, devlet, para ihtiyacı içinde iken bile vergi indirimlerine gitmek zorunda kalmış. siz ise kaşıkçı cinayeti yazıyorsunuz. aylar sonra yapılacak seçim yazıyorsunuz. yazdığınızda da dişe dokunuz hiçbir şey yok.
    – insanlar da yorum yazıyorlar: “yok yok akp gene alır”, “yok bu sefer akp alamaz”. yorum da bu.
    – daha önce bu tür yorumların toto oynamak kadar ciddiyetinin olmadığı görülmüşken, hala, “akp alır”, “akp almaz” diyen insanlar herhalde bu ülkede yaşamıyorlar.
    – durum böyle iken siz kaşıkçı cinayeti yazıyorsunuz. yapmayın.

    • Habertürk’den bir ekonomi haberi;
      Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, ekim ayında cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ihracat rakamına ulaşıldığını belirterek, “Ekim ayında yüzde 13,1 artışla 15 milyar 732 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik.” dedi.
      Ekim ayında cumhuriyet tarihinin en yüksek aylık ihracat rakamına ulaşıldığını aktaran Pekcan, şunları söyledi:
      Ekim ayında yüzde 13,1 artışla 15 milyar 732 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdik. Yine ekim ayında ithalatımız yüzde 23,5 düşüşle 16 milyar 261 milyon dolar oldu. 12 aylık yıllıklandırılmış ihracat tutarımız da yüzde 7,9 artışla 166 milyar 809 milyon dolar oldu. Ekim ayı itibarıyla en çok ihracat yaptığımız ülkeler Almanya, İngiltere, İtalya.
      Pekcan, yeni ekonomi programı kapsamında ihracatın yıl sonunda 170 milyar dolara ulaşacağını öngördüklerini bildirerek, “Hedef ülke pazarlarına da ihracatımız hızla artmaktadır. Meksika’ya yüzde 14, Hindistan’a yüzde 16, Latin Amerika’ya yüzde 41. Afrika ülkelerine stratejik olarak bakıyoruz ve ekim ayı ihracatımız geçen yılın ekim ayı ihracatımıza göre Afrika’ya yüzde 25 artmış bulunmaktadır.” dedi.
      İHRACATTA CUMHURİYET TARİHİ REKORU

      Ekim ayında ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre %13,1 oranında artarak 15 milyar 732 milyon dolara yükseldi. İhracat bu performansıyla tüm zamanların en yüksek düzeyine yükseldi ve Cumhuriyet tarihi rekorunu kırdı. Ekim ayında ithalat ise %23,5 azalarak 16 milyar 261 milyon dolara geriledi.

      Son 12 aylık dönemde ihracat bir önceki döneme kıyasla %7,9 artış gösterdi ve 166 milyar 809 milyon dolara yükseldi. Son 12 aylık dönemde ulaşılan bu ihracat da Cumhuriyet tarihinde ulaşılan en yüksek yıllık ihracat oldu. Söz konusu dönemde dış ticaret hacmi ise de 400,9 milyar dolara yükseldi.

      DIŞ TİCARET AÇIĞI %92,8 DÜZEYİNDE AZALDI

      Ekim ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı dönemine göre %92,8 düzeyinde azalarak 529 milyon dolara geriledi. Ekim ayında dış ticaret hacmi ise %9,1 azalarak 32 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

      İHRACATIN İTHALATI KARŞILAMA ORANI %96,7’YE YÜKSELDİ

      2017 yılının Ekim ayında %65,4 olarak gerçekleşen ihracat ithalatı karşılama oranı 2018 yılının Ekim ayında %96,7 düzeyine yükseldi.
      Ekim ayında ihracatın lokomotifi yine “Motorlu Kara Taşıtları” faslı oldu. “Motorlu Kara Taşıtları” faslında ihracatımız Ekim ayında %17,1 artışla 2 milyar 543 milyon dolara yükseldi. Söz konusu fasılda Ocak-Ekim dönemindeki ihracatımız ise %13,1 artışla 22 milyar 168 milyon dolara yükseldi.

      Ekim ayında en fazla ihracat yaptığımız diğer fasıllar ise sırasıyla “Kazanlar ve makinalar” (1 milyar 480 milyon dolar) ve “Demir ve Çelik” (1 milyar 153 milyon dolar) oldu.

      EN FAZLA İHRACAT ALMANYA’YA, EN FAZLA İTHALAT RUSYA’DAN

      Ekim’de en fazla ihracatın yapıldığı ülkeler sırasıyla Almanya, İngiltere ve İtalya olurken ithalatta ise ilk üç sırayı Rusya, Almanya ve Çin aldı. Ocak-Ekim döneminde Almanya’ya ihracat %8,7 artışla 13,5 milyar dolara yükselirken İngiltere’ye ihracat ise %17,5 artışla 9,3 milyar dolara yükseldi.
      https://www.haberturk.com/son-dakika-ekim-ayi-ihracat-rakamlari-aciklandi-2201581-ekonomi

      • necip! tekrar yazıyorum. sizde ahlak diye birşey yok. insanlar ekmek derdinde. Ülke batmış. siz hala yalakalık yapıyorsunuz. sizin ne insanlar umurunuzda ne de bu ülke. başka da diyeceğim birşey yok.

        • Bu rakamları görünce ne diyebilirsin ki zaten! Battı dediğin ülke her zorluğu fırsata çeviriyor, her sıkıntıdan kuvvetlenerek çıkıyor, senin yaptığın felaket tellalliğini kimse umursamıyor. Uydurduğun rakamların komikliğini bile farkedecek durumun yok. Bedelli askerlikten 80-85 milyar dolar beklendiğini olmadığını yazmışsın. 15bin TL bedel ile uydurduğun rakama ulaşmak için 30-35 MİLYON kişinin bedelli askerlik yapması gerekiyor. Memleketin yarısı askerlik çağında da bizim mi haberimiz yok:)) Bari yalanı biraz çarpma bölme yapıp üsturuplu at, hesapsızca uydurma. Millet imar barışından yararlanmak için e-devlete hücum ediyor sen 5000 TL yi ödeyemiyor diyorsun. Geçmişte yapılan vergi indirimiyle artan alışverişden dolayı devletin hiçbir vergi kaybı oluşmadığını, tersine artış olduğundan haberin yok. Bakanlığın senin gibi hesapsızlardan oluştuğunu sanıyorsun. Bence artık bu ekonomi konusunu bırak daha hesapsız, kitapsız atabileceğin, genel geçer konular bul. Hak hukuk adalet demokrasi konuları neyine yetmiyor.

          • utanmıyacağını biliyorum. ama rakamları istiyorsan önce aşağıdakilere bak.
            “Türkiye’de icra dosyası 20 milyona dayandı
            2008 yılında 8 milyon icra ve iflas dosyalarının sayısı 2018 yılında 20 milyona dayandı. İcra dairelerindeki icra ve iflas dosyası sayısı 19 milyon 901 bin 807’ye çıktı. Türkiye’nin 2008-2018 arasında nüfusu yüzde 14 arttı. Konuyu sozcu.com.tr’ye değerlendiren ticaret avukatları daha önce yarım saatte icra takibi işlemleri sürerken şimdi bu sürecin 1 hafta sürdüğünü söylüyor.”
            – Bu iyi günlerimiz. daha ekonominin kışı gelecek. mayıs ayına kadarki kışı insanlar görecek. umarım sana da uğrar da, yaşam mücadelesinin ne menem birşey olduğunu görür, o durumda iken “ekonomi tıkırında” diyenleri bulup haddini bildirmek istersin.
            – İnsanlar, eğer, kendi başlarına da gelebilecekleri düşüncesinde olmazlarsa vicdan sahibi olmazlar. Vicdan: “aynı durumun kendi başına da gelebileceği düşüncesinin sonucudur”
            – Sana ekonominin durumunu anlatsam bir işe yaramaz. yazdığın rakamları açıklasam, yine bir işe yaramaz. açık olan şeyleri bile kavramamakta ısrar ediyorsun.
            – Fakat torunun varsa ona yazayım. o sana anlatsın. ya da herhangi bir ilkokul talebesi de olabilir.
            1- Bir malı, değerinin altında satarsan, alıcısı çok olur. Bir malı da 2 şekilde piyasa fiyatının altında satarsın:
            1a- durumun kötüdür. mallarını satıp ancak işlerini yürütebiliyorsundur. (ihracat yapan firmalar olarak değil, bu duruma ülke olarak bakacaksın. ülkenin durumu kötü olduğu için türkiyenin malları, normal değerinin altında satılıyor). Buna “kötü ekonomi” dersin.
            1b- Üretim maliyetini düşürücü yöntemler geliştirmişindir (bu yöntemlerin en bilineni ve en önemlisi yeni buluştur yani teknolojik gelişmedir), böylece aynı maliyetle daha fazla üretim yapabilirsin bu nedenle satacağın malı daha ucuza satarsın. Buna da “iyi ekonomi” dersin.
            2: krize giren ülkenin varlıkları ucuzlar. onun için de bu malların alıcısı çok olur. yani yukardaki “1a” şıkkındasındır.
            Bu varlıklar ve hizmetler;
            a: turizm. ülke kötü durumda olduğu ve parası değersizleştiği için turist, turizm hizmetini daha ucuza (kelepire) alabilir bu nedenle de turist sayısı artar.
            b: Ülkede üretilen mallar, dünya piyasına göre çok ucuzlamış olur. bu nedenle bu ülkenin malları ucuzlayacağı için, ihracatı artar. Ayrıca, ülke dışardan alacağı ürünler için daha fazla para ödemek zorunda kalacağı için de ithalatı azalır.
            c: Ülkenin varlıkları: bu varlıklar, ev, arsa gibi varlıklardan, şirketlere kadar geniş bir yelpazeye sahiptir. 2008 yılından itibaren, ülkedeki varlıkların bu şekilde satışına tanıklık ederiz. ancak son dönemde bu durum daha da hızlandı. mesela türkiyede özel herhangi bir türk bankası bulamazsın. (ben birtek iş bankasını biliyorum. akp onu da satıp haracını yemeye çalışıyor). bundan sonra da daha da hızlanacak. Eğer magazin proğramlarını bırakır haber izlersen, bugün, türkiyenin bazı büyük işletmelerinin satışının konuşulduğunu okursun.
            3: yukardan da anlaşılacağı üzere, ülke ekonomisi değerlendirilirken, rakamları ve durumu pekçok veri ile birlikte değerlendirmek gerekir. Sadece ithalat-ihracat rakamlarına bakarsan necip gibi değerlendirirsin.
            4- Akpye oy verilmesi durumunda, necibin yazdığı durumun ortaya çıkacak kadar ülkenin kötü durumda olacağını, seçimlerden önce defalarca, ayrıntılı olarak zaten yazmıştım.

    • bedelli askerlik konusunda fazla yazmışım. 700 kusür bin kişi başvurmuş. yani 25 milyar dolar değil, yaklaşık olarak 15 milyar dolar olabiliyor.

      • Hala hesap yapmıyor atıyorsun:))
        722000 x 15000= 10 830 000 000 TL
        10 830 000 000/ 5,6 = 1,93 milyar dolar.
        Ne 25 MİLYAR doları.
        Ne çarpma bölmeden, ne de bedelli askerliğin neden çıkartıldığından haberin var senin.

        • necip! hesap hatası yok. yazım hatası var. tl yerine dolar yazılmış. imar barışı ile bedelli hakkındaki bölümdeki dolar rakamlarını tl olarak okursan herşey yerli yerine oturur.
          -ayrıca ben bedelli için belirlenen rakamı 20.000 tl olarak biliyorum. Eğer senin söylediğin gibi 15.000 tl ise, o zaman beklentiye göre gerçekleşme oranı daha da düşük demektir. Senin düzeltmen, durumun benim yazdığımdan daha kötü olduğunu söylüyor.

          • TL yerine dolar da yazsan 85 milyar nerde, 2 milyar dolar nerede. Yazdığın konu hakkında bilgin yok, söylediğin rakamın büyüklüğünden haberin yok. Ezbere muhalefet böyle birşey işte. Karşı olmak için karşıtlık, gerçeklere dayanması gerekmiyor. Abart abartabildiğin kadar. Bedelli askerliğin ilk ve tek amacının da para elde etmek olduğun u sanacak kadar da ülke gerçeklerinden uzaksın. Ülkede 750000 silah altında asker var, bundan fazla da okuma çalışma vb sebeplerle askere gitmesi ertelenip, askere gidecek insan var. Hepsini askere almak mümkün olmadığından bedelli askerlik çıkartılıyor, para kazanmak için değil. Para elde etmek istense vergi salınır, herkesten alınır. Ama sen de öğrenmişsin aksine vergiler düşürülüyor:)) Yani kısacası herşeyin para demek olmadığını bir öğrenmen gerekiyor senin.

      • Hamza bey önce atıp tutuyosun, sallıyosun; ondan sonra da yok hata yapmışım estek köstek! Necip beyin paylaşımlarına bakarak yaptığın diğer yanlışları da düzeltirsin artık:)

      • İhracat artışına ”ülkenin durumu kötü malları ucuza satılıyor” diye bakan birinin dört işlem bilmemesini anlayışla karşılamak gerekir sanırım.

    • Hamza bey!
      İyide bu cinayet, yorumlarınız da derinliğini anlattiginiz bu ekonomik krizle doğrudan ilgili hatta asıl sebebi değil mi? En azından benim edindiğim ekonomi bilgim asıl sebebin bu olduğunu söylüyor.
      Önceki gün Herkül Milas in bir Youtube kanalında mulakatini izledim.
      Sunucunun sorduğu bir soruya şöyle cevap verdi;
      “Eğer üniversite de hocalar korkuyorlarsa ve korkanlarin sayısı binlerle ifade ediliyorsa, bunu bir fobia diyerek izah edemezsiniz. Bunun adı korkudur ve binlerce insan korkuyorsa bunu ancak terörle izah edebilirsiniz, evet dünyada bu gün terörist devletler vardır.”

      Kaşıkçı cinayeti bir devlet terörüdür ve bu terör ne kadar konuşulursa okadar ümidimiz yeşerir.
      Ve terörden kurtulan ülkelerde de ekonomik refahın yolu açılır.

      Bence sizde sayin Koru yu desteklemelisiniz.

      • Üniversite hocaları başörtülü kızlarımızı tekme tokat dövüp saçlarından tutup yerlerde sürüklerken hiç korkmuyorlardı. Türbanın tepesine kep geçirip mezuniyet balolarında salınanlar utansın:)

      • Baransu, hamza beye çok yüklenmeyin, konular arasında sizin kurduğunuz türden bir bağlantıyı kurabilecek bir kapasiteden mahrum olduğu gibi kendisi gayet sığ bir diyalektiğe de sahiptir. Düşünmek bağlantı kurmaktır derler ama şimdi bi de hamzayla uğraşcak halim yok:)

      • sayın baran su!
        kaşıkçı cinayetinin türkiye ekonomisi ile bağını ben kuramadım doğrusu. nasıl bir bağ var. açıklarsanız sevinirim. Eğer kastınız, kaşıkçı cinayeti nedeniyle suudlardan gelebilecek para ise, o parayı ne sen ne de ben göremeyiz.
        – Devlet terörü ise apayrı bir konu.
        – eğer kaşıkçı cinayeti ile devletin/devletlerin yıldırma hareketleriinin sorgulanacağını düşünüyorsanız, bu konuda havuz medyasının durumu daha doğru değerlendirdiğini söyleyebilirim. onlar, kaşıkçı cinayetinden bahsetmenin, ülkemizde yapılan zulümleri, ülkenin gerçek durumunu gölgelediğini düşünüyorlar ki bence de doğru düşünüyorlar.

        • Konu itibariyle yanlış anlaşılmaya çok müsait olduğu için üzerinde uzunca konuşmaya gerek yok.

          Ocak medyada çok iyi yazarlar var.
          sn. Ali Ağcakulu benim hislerime harika bir biçimde tercüman olmuş.
          Son üç yazısını okurken tüylerim diken diken oldu.
          Meseleler ancak bu kadar güzel anlatılabilir.

    • Çamlıca camisini yapan firmanın iflası seni mi gerdi hamza, beter olsunlar! 16-25te herkesleri tutuklayıp mal varlıklarını dolduran fetöcü savcılar bi tek onlara dokunmamıştı! Sen de onların derdine mi yanıyosun? Şimdi küfür tek millettir desem sarhoş naralarıyla h.k. çıkar gelir karşımızdan…

      • h.gayret, leş kargaları gibisiniz. size acılar, iflaslar zevk veriyor. öncelikle o iflas eden şirketler akpye yağcılık yapanlar. ikincisi ise, orda çalışanlar insan. hem de hiçbir suçu olmayan insanlar. ayrıca o şirket konkordato ilan ettiğinde onlardan alacaklı olan firmaların durumu da sizin için zevk kaynağı.
        bütün bunlarla birlikte, ülkenin durumunu da size nanay.
        – daha önceden de dediğim gibi, sorun zeka sorunu değil, sorun ahlak sorunu. hem mitolojik hikayelerde, hem de dini hikayelerde toplumların mahfolmasının en büyük nedeni olarak ahlak gösterilir. bu ülke de sizin gibi insanlardan epey olduğuna göre, şirketlerin batması, ülkenin batması gayet normal.

        • Hamza bey, necip beye güç yetiremedin beni mi buldun? İşine gelince yalan dolanla muhalefet etmeye çalışıyosun, işine gelmeyince bak yukarda yazdım; sen naapcan cami müteahhidini, fetöcü savcıların 17-25te bile dokunamadığı firmayı savunmak sana mı düştü? Gidip iki rekat şükür namazı kılmiican caminin imamından, işçisinden sana ne! Haksız mıyım?

          • Hamza Akyol, paylaştığın bağlantıdaki adam geçmişte her türlü partiyle ilişkisi olmuş, en son sp adına chp den mv seçilip halen sp milletvekilliği yapan, her kılığa girmekle meşhur malum örgütten bir adam. Gönderdiğin konuşmasında, 15 temmuzda kalkışma yapan hainler ile onlarla mücadele eden halkın mücadelesini batıl ile batılın mücadelesi olarak niteleyerek olaya bakışını açıkça ortaya koyuyor, diğer bütün dediklerini önemsiz hale getiriyor. Senin her yazıda laf olsun diye bahsettiğin ahlak ve utanma duygun bu adamı olumlu buluyorsa, senin yolun sana, benimki bana…

  13. Hasan Bey merhaba. Bazı şeyleri anlamadıysanız bile “Arap” olmanıza gerek yok, hele bu dönemde! (sahi ya, bu “Arap olma” işi dilimize nasıl yerleşmiş? Herhalde bir hikayesi vardır!). Fehmi bey polisiye romanlarla başladı, o kadar emek Verdi. Galiba bu 8. yazısı. Ancak, korkulan acı gerçek resmiyet kazanınca insan kendini kaptırarak hesap sormakta haksız da değil hani. Bu iğrenç cinayeti planlayanlar bu hakkı kendilerinde buldularsa korkarım bunu dini bir fetva ile caiz hale getirmiş olabilir, kraldan fazla kralcılar. Gerçi bu konunun MBS’nin bilgisi ve onayı olmadan yapılmış olması çok zayıf ihtimal. “Kral’dan fazla kralcılar arasında kral çıplak” mı demek lazım artık…. Bizde köşe yazarı çok. Böyle başlık ve manşetlere de ilerde tanık oluruz.

    Bu cinayetin iğrenç şekliyle olayın hemen akabinde TVlerde açıklayanlar oldu (kimse inanamadı, ayrı mesele). Benim merak ettiğim konu C. Savcılığı bunu anında öğrendiyse bu infaz timinin ve daha sonra da Konsolos Beyin İstanbul’dan çekip gitmesine nasıl göz yumdu? Acaba “Suudiler boykot ederler, hacca falan gidemem” endişesi mi hakim oldu? Madem, Türkiye’de yargılamak istiyorduk adamları neden gitmelerine müsaade ettik? tedbir olsun diye bunlardan hiç değilse birini niye alıkoyamadık? Mutabakatlara varılıp duruluyor, bakalım sonu nasıl bağlanacak….

    • Hakan bey! Bazen insan okurken algıları(duygular)da birbirine karışabiliyor.
      Hasan bey yazıyı okumadan önce tehdit içerikli haberler okuduysa etkisindeyken bu yazıyı okumuş olabilir.
      Ben Hasan Bey’in alintiladigi bölümde bir tehdit göremedim.
      Ne yani dünya bu olayı konuşuyor Türkiye’ye inanmadiklarini anlatan yazılar dünya medyasında yayımlanıyor açıklamak zorunda değiller mi? Tabiki zorundalar. AKSİNİ düşünmek bile istemiyoruz, evet bende istemiyorum.

      Bu olayda adı karışanların neden ülkemizi terk etmelerine müsade edildiği sorusunu haklı çıkartacak bir çok sebep ve öncesinde sorulan sorular var, bu soruların cevaplarını da öğrenebilecek miyiz acaba?
      Yanlış anlaşılmasın, ben devletin bu cinayeti tam olarak aydınlatılması için elinden geleni yaptığına ikna oldum.
      Yalnız, ses kayıtları var, wp üzerinden ben hariç herkesin gördüğü söylenen parçalanmış cesedin fotoğrafları var( ben görmedim ama herkez gördüğünü çok ikna edici söylüyor) ve CB da ” elimizde daha fazla bilgi var, çok da aceleye gerek yok” dedi.
      Öte yandan merhumun konsolosluktan almaya gittiği evrakın, nikah için gerekli olmadığı söyleniyor.
      Ne bileyim benim gibi birinin kafası karışması normal herhalde…

      • Baran su; ”Hakan bey! Bazen insan okurken algıları(duygular)da birbirine karışabiliyor.” tezini, ”Ne bileyim benim gibi birinin kafası karışması normal herhalde…” cümlesiyle kendi için teyit ediyor.

        Koru’nun Suud için sarf ettiği ”Aksini düşünmek bile istemiyorum.” ile ”O veya bu, ama mutlaka sağlıklı bilgiler vermek zorundalar…” cümlesinin arkasında bir tehdit algısı yok mu? Yani mezkur cümleler ”Suud bunu şunu yapmasa başına gelecekler var” anlamını içermiyor mu?
        Demek Fehmi bey yazdıklarından fazlasını biliyor ve bunu okurundan saklıyor (paylaş(a)mıyor).

        Hakan K’ya gelince; her şeyi anlamam(ız) mümkün değil, değil mi? Hele sizden bir şeyler köşe bucak saklanıyor, kaçırılıyorsa…Hoş, her şeyide ayrıntısıyla istiyor değiliz, yeter ki inancımız sarsılmasın.
        Ülkemizde onlarca gazeteci-yazar, bir kısmı müeebbet ile hüküm giymiş hayat ve özgürlükleri dört duvar arasına hapsedilmişken, merhum bir gazeteci-yazarın ardına düşmek ve onun için adaletin tecellisini istemek anlaşılır bir şey mi?

        İşte ”anladıysam Arap olayım” deyimi, anlaşılmayan durumlar için kültürümüze yerleşmiş ve bu durumlarda kullanılan bir deyim efendim.
        Saygılar.

        • Hasan bey, yanlış anlaşılma olmasın. Anlaşılmayan o tür durumlar için acaba neden “Arap” kelimesi kullanılmış, ben onu merak etmiştim. Arap, bizde halk arasında sanırım “kara-siyah” anlamında da kullanılıyor. Kara, siyah renk te üzerindeki emareleri epey gizler/saklar. Acaba, bununla mı bir bağlantı var, yoksa etnisite ile mi?

          Öbür konuya gelince, bir takım şeyler başka şeyleri vesile ediyor. En azından hatırlatma yapıyor. Bir gazeteci olan Kaşıkçı’nın katli için, Türkiye’nin seçilmesi ülkemizde gazetecilere kötü muamele yapılıyor olduğunla da ilişkili olabilir. Nasıl olsa, “işi halletmek örtbas etmek için orası daha münasip…” şeklinde de düşünmüş olabilirler mi? Daha önce de yazmıştım. Ayrıca özellikle yaşını başını almış gazetecilerin hala hapiste ne işi var diye. Hatta, “the cemaat” tabanında en altta pestili çıkmış en tepedekileriyle alakasız olanları da düşünmedim değil…. Ancak, kimsenin sesi çıkmadı pek..

  14. Yabancı gazeteciler Kaşıkçı olayinda Türkiyeyede Suudiarapistanada inanmiyorlar.
    İkıside yalan söyliyor diyiyorlar.
    Bence de iki tarafda milleti kandiriyor.
    Sadece dostlar alışversinde görsün.
    Yoksa adamı kacirdilarmi?

  15. Sizce de bu ”Cemal Kaşıkçı” olayı fazlaca kabak tadı vermeye başlamadı mı?
    Hadi, diyelim ki cesede ulaşıldı ve cinayet emrini kimin verdiğini bulmuş olduk, bu bize neyi öğretecek ve değişen ne olacak?

    Kaşıkçı olayı ile ilgili başından beri düşündüğüm soru, bu melanetin neden işlendiğidir ve arkasında hangi siyasi ve ekonomik çıkarların elde edileceğiyle ilgilidir ve kurban olarak da neden bir gazeteci-yazarın seçildiğidir.

    Dünya kamuoyuna cinayetin detaylarını ve cesedin nerede olduğunu bulma gayreti içerisinde Suud’a baskı uygulayarak bunu ondan ikrar etmesini istiyor Türkiye..oysa cinayetin bütün detaylarını bildiği gibi (bence) cesede ne olduğu ve nerede olduğunu da biliyor Türkiye ve aynı zamanda ABD ile partnerleri.
    Yani yapılan aslında dünya kamuoyunu meşgul etmekten başka bir şey değil.

    Kamuoyunu bilgilendirme vazifesi bulunan gazeteci ve yazarlarında etki altında kalmadan bu olayın arka planını ve resmin büyüğünü okurlarına tasvir etmeleridir..en azından ben bunu beklerim.
    Yoksa; Koru’nun da yazısının onunda kurduğu bu cümleleri tahlil etmekte çok ama çok zorlanırım, bir okur olarak.
    Bakarmısınız Sn. Koru’nun kurduğu bu son cümlelerine:
    ”Umarım, Suud el-Muceb, İstanbul’dan yapılan resmi açıklama ayarında bir açıklıkla kendilerindeki resmi bilgileri de dünya kamuoyuyla paylaşır.

    Aksini düşünmek bile istemiyorum.”

    …ve son cümlesi: ”O veya bu, ama mutlaka sağlıklı bilgiler vermek zorundalar…”

    Biraz tehdit içermiyor mu bu cümle sizce de?

    Koru’dan böyle bir cümle kurmasını beklemek…

    Anladıysam Arap olayım.

      • Araba Arap diyebilip , yani Arap olmayı bir IRK telakki edip , Türk’e Türk değil TÜRKİYELİ demek bilinçaltında dumura uğramış nasıl bir açığa çıkış ? Merak ediyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here