Bayram düşüncelerim.. Neşenizi bozmak istemiyorsanız okumamanızı tavsiye ederim…

28

Bir çoğumuz bugün Barış Manço’nun “Bugün bayram / Erken kalkın çocuklar” diye başlayan şarkısına uygun bir biçimde güne başlayacağız.

Erken kalkarak…

Yine çoğumuz ya bayram namazına gidip sonrasında birlikte cemaat oluşturduğumuz kitlenin tek tek bayramlarını kutlayacağız, ya da bayramı vesile edip her günün gürültüsü içerisinde varlıklarını unuttuğumuz yakınlarımızı ziyaret ederek veya ziyaretçiler kabul ederek zayıflayan duygusal bağlarımızı onarma yoluna gideceğiz.

Bugün bayram ve bugünün diğer günlerden farklı olması gerekiyor.

Acaba farklı olacak mı? Bayağı kuşkuluyum.

Kuşkumun sebepleri çok.

Ortasından ikiye bölünmüş bir toplum görüntüsü veriyoruz. Ülkemizin en büyük kentinde yaşayan insanlar -nüfusumuzun yaklaşık beşte biri- 19 gün sonra sandık başına gidip oy kullanacaklar ve bu durum da bölünmüşlük görüntüsünü artırıyor.

Oysa siyasetin gündemi belirlediği başka ülkelerde insanlar bizdeki kadar siyaset yüzünden birbirlerine diş biler hale gelmiyorlar. Seçimden seçime oralarda iktidarlar değişebildiğine göre, o ülkelerde ‘dava’ sözcüğü ile ifade edilen parti sevdası yok. Siyasiler ‘hizmet odaklı’ propaganda yürütüyor, seçmenler de kimlerin daha fazla kendilerine hizmet edeceğine inanıyorlarsa oylarını onlara yöneltiyorlar.

Bizde ‘dava’ sözcüğüyle ifade edilen hal yüzünden en kutsal değerler bile yara alabiliyor.

“İnançlı insan, inançları aksine davranmayı engellediği için, yanlış yapmaz, yalan söylemez, haksızlıkta bulunmaz, başkasının malında gözü olmaz, beytülmale el uzatmaz; buna karşılıklı adaletli davranır, herkese sevecen muamele eder” gibi kabuller artık eskisi kadar revaçta değil.

Tam tersine, belli bir grup insanımız, ‘dindar’ tanımına tamamen ‘siyasi’ bir anlam yükleme eğiliminde ve bu da dindarlar açısından övünülecek bir sonuç doğurmuyor.

Kamuoyu yoklamaları da bu tespiti doğruluyor; kazananlar aslında kaybediyor.

İnanç sistemimizi çağrıştıran sözcüğün önüne ‘siyasal’ sıfatı eklenerek yapılan eleştirilere tahammül zor; ancak o eleştirilere yakından göz atıp haksız bulmak da imkansız.

Buraya kadar yazdıklarımı ‘bize özel’ bir çarpıklık olarak görmeyin lütfen; bizim ülkemizin de içinde yer aldığı coğrafyanın, ülkeden ülkeye değişiklik gösterse de, ortak çizgileri bu yönde.

Üzerinde düşündükçe sorunları artan bir coğrafya

Ülkeler içerisinde hakim görüntü ne kadar sorunlu ise coğrafyanın bütünü de dünya genelinde benzer bir görüntüde. ‘İslam Dünyası’ içerisinde yer alan ve ‘İslam’ sözcüğüne şeref kazandıran hangi ülkeler var, bir düşünün isterim…

Günümüz uygarlığına katkımız ne?

Hangi hasletlerimizle övünebilir, başkalarına hakkıyla üstünlük taslayabiliriz?

Hangi ülkelerin insanları imkan bulduklarında -hatta çoğu kere ölümü de göze alarak- hangi ülkelere doğru yola çıkıyorlar? Bunun sebebi üzerinde de düşünün…

Kendilerine doğru yola çıkanlar neden o ülkelerde ‘tehdit’ algısına sebep oluyor, gelenleri bayağı uzaklarda durdurmak için her türlü tedbirin alınması ihtiyacı neden duyuluyor? Bunu da…

Acaba bunları ve başka önemli konuları düşünmediğimiz için bu halde olduğumuz söylenemez mi?

Düşünmeyen, düşünce üretemeyen, hep başkalarını suçlayarak yaşamaya alışmış insanlar olduğumuz için…

Bugün bayram ve neşeli olmamız bekleniyor; deştiğim konular üzerinde düşünmek ise neşemizi fena halde kaçırabilir.

En iyisi? Yine düşünmemek…

Ne diyeyim: “Bayramınız kutlu olsun.”

ΩΩΩΩ

[Bu yazının İngilizcesi için link:]

28 YORUMLAR

  1. Fehmi Bey, güzel söylüyorsun da Daeş, pyd, pkk gibi örgütlerle İslam aleminde fitne çıkaran, destek verdiği diktatörler aracılığıyla bu ülkeleri sömüren, bizi vuracakları zaman onlara karşı koyabileceğimiz hava savunma sistemini almamamız için bizi çökertmeye kasteden ABD mi yaşanılası ülke… Bence siz bu coğrafyanın kaderini omuzlayamayacak. bir kişiliğe sahipsiniz. Bu mücadele size zor geliyor. Abdullah bey ile birlikte Türkiyeyi tekrar eski uydu Türkiye yapmak istiyorsunuz. Lütfen algı operasyonu yaparak bu ülkenin vatansever insanlarını uyuşturmayın. İslam aleminin bu durumundan Batının sorumlu olduğunu milletin gözünden kaçırmayın.

    • Iyide insana sormazlarmi! Sizinc zekaniz yokmu? kafaniz çalişmiyormu?yoksa elleriniz armutmu topliyir? Diye.

      Madem bati bu kadar Turkiye duşmani ise
      Bizim vergilerimiz ile batida vakif adi altinda coluk çocuklarına yatitm yapmak için ciftlikler alacağina Turkiyeye savunma tesisleri kursunlar. Bakin bati basininda nasil miliyarlarca Euro ve dolarlari AKP nin şu anki lider kadrosu kilifina uydurduklarde yaziyor.
      Peki adama sormazlarmi! Madem bati düşmaniniz? O zaman paralarinizi neden oralara kaçiriyorsunuz?

      Nasil olsa Türkiye sizin babanizin ciftliği…biz susalim oğlemi?
      Siz önce Hollanda ve ABD basinini susturun. gerçi siz onlari sustursaniz dahi satilan ciftlikler ve devir edilen paralar onlarin resmi kayitlarinda var ve günü gelincr hesabi sorulacaktir.
      Anliyacağiniz milletin helal parasinın hesabi hem bu tarafta hemde öbür tarafta muhakak sorulacaktir….bundan emin olabilirsiniz.

    • İslam aleminin bu durumundan kendisi sorumludur. Batı neden sorumlu olsun ki, olsa olsa bazı olumsuz etkileri olmuştur ve bu da dünya yaşamında olağan bir şeydir. Benzer şekilde geçmişte İslam dünyasının da Batı üzerinde olumsuz etkileri olmuştur. Aslında duygularınızla hareket etmeyip aklınızı kullansanız bu basit gerçeği siz de fark edebilirsiniz. “Başka bir topluluğa duyduğunuz kin, adaletli davranmanıza engel olmamalıdır”

    • Yani neresinden tutsanız elinizde kalan bir tuhaf yorum. . .

      “Algı operasyonu yaparak bu ülkenin vatansever insanlarını uyuşturmayın.” Ne diye durduk yerde pimpiriklenip kendinizi üzüyorsunuz Ersan Bey? Bu ülkenin vatansever insanları, F. Koru’nun göremediğini görecek kadar akıllı ve uyanık (yoksa pek öyle değil mi?). Nasıl olacak da yazarımız vatanın vatansever evlatlarını algı operasyonu çekip uyuşturacak?

      Siz, örneğin: Belli ki vatanın bir vatansever evladısınız. Bir uyuşukluk hissediyor musunuz Koru’nun bir yazısını okuduğunuzda? Bana hiç öyle görünmüyor: Baksanıza, yazarımızın kodlarını çözüvermişsiniz bir çırpıda, gelmiş burada onun Abdullah Bey ile birlikte Türkiye’yi tekrar uydu bir ülke kılma hesabında olduğunu söylüyorsunuz bize -üstelik de bir hayli ikna edici bir dille ve güçlü argümanlarla yapıyorsunuz bunu.

      Hadi diyelim İslam aleminin bugünkü durumundan Müslümanlar değil de Batı sorumlu. Peki sizin bu ruh halinizin sorumluğunu kime yükleyeceğiz, Ersan Bey?

      Milletin yarısından bir numara olmaz. Zillet ittifakı bunlar. Yani ya PKK, ya ‘FETÖ’, ya Amerikan uşağı şer güçlerin dangalak hizmetkarları, vatanseverliğin V’sinden anlamaz bir şavalaklar ordusu.

      İstanbul halkı? Orası da şavalak kaynıyor. En az yarısı Pontusçu.

      Fehmi Koru kim?

      “Bu coğrafyanın kaderini omuzlayamayacak kişilikte” bir yazar. Üstelik suçu bundan ibaret de değil. Coğrayfanın kaderiniz omuzlama mücadelesini zor bulduğu için ona burun kıvırmakla da kalmıyor yazarımız. Girmiş Abdullah Bey’le kol kola, Türkiye’yi yeniden bir uydu haline getirmek için gelmiş biz vatan evlatlarına algı operasynları çekiyor burada.

      F-35 satmak isteyen kim?

      Amerika Birleşik Devletleri.

      Peki kimin hava savunma sistemini almamız gerekiyor?

      Elbette tarihimiz boyunca ‘bir kere olsun savaşmadığımız'(!) Rusya’dan almamız gerekiyor. Çünkü, hem Rusya anti-emparyalist bir ülke, hem de alnı secdeye değen Müslüman kardeşlerimizin ülkesi.

      Hayırlı bayramlar dileyeceğim, ama sanki size her gün bayram gibi. . .

  2. Uzadı ama, aşağıdan devam;… üçüncü konu Mehmed Zahit Kotku ve matbaa konusu eksik kalmasın. İnternete baktım, bu adam kimmiş diye. Zat-ı muhterem Nakşibendi marka bir cemaatçiymiş, klasiklerden biri denebilir. 13 kitap yazmış. İlki 5. ciltlik Tasavvuf Ahlaki. 10. Kitabının ismi “Cihad”. Okumadım ama nokta “Cihad” konusu ki önemli bir konu. En büyük “cihad” insanın kendi nefsine karşı olanıdır. Ben bunu bilirim. Matbaa eksikliği konusuna önyargılı bir şekilde iliştirilmesi hoş olmamış.

    Matbaayı tarih olarak eski Türklere/Uygurlara götürenler de var. https://www.dunyabulteni.net/tarih-dosyasi/osmanli-matbaayi-neden-gec-kullandi-h119547.html . Ancak onların da gelişmesine bir yardımı olmamış. Bu günkü halleri meydanda (komunizm altında inleten bir esaret!). Matbaa Avrupa’dan çok daha önce aslında Çin’de geliştiriliyor. Ancak Çin de çok uzun bir süre geri kaldı. Komünizm olmasaydı muhtemelen daha hızla gelişebilirdi. Matbaanın başlı başına gelişmekle ilgisi yok. Bol kitap-gazete okursun, ancak buna ilaveten matbaanın bilim ve teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaştırılması için kullanılması daha önemli bir konu. Şimdi matbaadan daha da önemli olan, her konuda hazır bilgi deposu olan “İnternet” var. Türkiye “Bilim & Teknoloji” açısından eğitim konusunda ne kadar faydalanabiliyor ki? muazzam fırsatlar var. Ancak, yan gelip yatanlar çok! Neyse, bu konuya da ilerde ayrıca zaman ayrılabilir…

    Matbaa Osmanlı’da 1492 yılından beri kullanılıyormuş (https://www.beyaztarih.com/resimlerle-tarih/detay/matbaanin-osmanliya-gelis-seruveni ), ancak azınlıklar tarafından. O günkü Osmanlı devletinin modern matbaaya resmen el atması 250 yıl kadar sonra. Faydalı amaçlar için vaktinde gelmiş olsaydı iyi olurdu tabii. Ancak “OKU” ayetini anlamış olmak ve gereğine göre çalışmış olmak lazım(dı). N’apalım, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde ancak bu kadar olabiliyor! Sanki, matbaanın gelmesinden 200 yıl sonra işbaşına gelen büyük devrimciler, CHP dönemindeki yöneticiler bu zafiyetten muaf mı(ydı)! O baskılı devirde olanlara bakılırsa, kesinlikle hayır!

  3. Sn Ergon Uluses yüksek tepelerden yine seslenmiş!… Aşağıdaki eleştirisinde şüphesiz bazı haklı noktalar var. Ancak, önyargıları üzerinde de durmağa değer. Birinci konu olarak: Okumak önemli, ancak bunun pratikte bir fayda temin etmesi, hayata katkısı olması gerekir. Sırf okumuş olmak için okumak, vakit kaybıdır. “Vakit” dinimizde insana verilen hayat sermayesidir. Bu sermaye, faydalı amellerle değerlenirse insan kayıpta değildir (Kur’an, Asr suresinden çıkan sonuç). Ayrıca bu yönde “iki günü eşit olan kayıptadır” şeklinde bir hadis vardır. Yani, vakit kaybı mekruh olduğu için buna sebep olan şeylerin de halk arasında o kategoriye alınmış olması doğaldır.

    İkinci konu kitap okumakla ilgili geniş bir konu. Bilindiği gibi, “OKU” Hz. Peygamberimize (s.a.v.) ilk gelen vahiy olarak bilinir. Kitabımızda bu sabittir. Ancak yetkililer, dine yeterince önem vermedikleri için bunun anlamı gözardı edilmiştir. Osmanlıların gerileme döneminde bu böyle olduğu gibi “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde CHP marka TC’nin laikçi döneminde de böyleydi; büyük hatalar yapıldı. “Vay Kitapsızlar!” mı demek lazım bir ulu sesle!…. Ammioğlu çok Tommiks, Texas kitabı okurdu. Biz küçüktük aldığı kitaplardan geçinirdik (biz de okurduk!). Amcam verdiği harçlığın böyle hayali kitaplara gittiğini görünce kızardı. “İşten kaytarıyorsun, bunlarla vakit öldürüyorsun. Bundan böyle harçlık falan yok, ona göre” derdi. Bundan sonra, emmioğlu da evde biriktirdiği bu tür kitapları mahallede diğer çocuklara kiraya verip okutmağa başladı; kendi harçlığını çıkardı. Bu şekilde bu tür kitapların yeni sayılarını da alabiliyordu (ondan sonra biz beleşçi takımı küçükler okurduk, sonra dışarı kiraya verirdi). Emmioğlu ayrıca, dükkana daha sık gidip Amcama daha çok yardım etmeğe başladı. Sorun halloldu. Çocukluk yıllarından sonra başka tür kitaplar okunur (roman, hikaye vs). Bunların da çoğu Tommiks Texas gibi hayalidir, üstelik resimsiz olduğu için pek çekilmez. Şahsen, bu tür kitaplara beş kuruşumu kaptırmamışımdır! Çevremde bulursam beleşine göz gezdirdiğim çok kitap olmuştur (Bir çoğu da sıkıcı gelmiştir)….

    Kitabımızdaki “OKU” hitabı tabii ki tommiks, teksas veya hayali roman-hikaye kitabı değildi. Tabiattaki düzeni, yaradılmışlardaki ayrıntıları, “OKU! YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU!”. Osmanlıların ilerleme dönemleri için bu önemli bir motivasyon kaynağı idi. Bu bile Osmanlının, tarihimizde en uzun süreli devlet teşkilatı olmasına yetti… Konu uzadı. Bir Ramazan daha geçti. Bayram kutlu ve hayırlara vesile olsun….

  4. Yazının başlangıcında İstanbul seçimlerinden bahsettiğine göre bu bir seçim yazısıdır, her ne kadar toplumun haiz olması gereken erdemli davranışları da çağrıştırsa hedefinde eleştirdiği siyasi düşünceye irtifa kaybettirmek yatıyor, bu cihetle okunmalı yazı, ama sayın Korunun dediği gibi bir bayram yazısı da değil.

  5. Bayram değil
    Dini ayinler, kendi çağlarının sosyal etkinlikleridir. Topluluklar uygarlaşırlar. Eski dini kurumlar anlamlarını kaybederler, böyle olunca da dini ayinler topluluğa yarar değil, zarar verir. Örnek olarak namaz insanların vakitlerini birlikte en iyi şekilde değerlendirmeleri için konmuştur. Birlikte mesaiye başlanır, birlikte mesaiye son verilir. Birlikte ders yapılır, birlikte yatılır. Şimdi çağın ihtiyaçları gereği çalışma ve yaşama saatlerini namazlara uydurmuyoruz. Aksine namazlar düzenimizi bozmaya yöneltiliyor.
    Bayramlarda iş yapmamak, mesaileri tatil etme aracı olarak kullanılmıştır. Bir şey öneriyorsunuz, cevap bayramdan sonra, cevap seçimden sonra. Bayram ve seçim iş yapma engeli olan kurumlar. Semt kooperatiflerini kurduğumuz zaman bayramlar yapacağız. Çocuklara bayramlıkları kişiler dağıtmayacak. Bayramlıklar bir fonda toplanacak ve çocuklara yaşlarına ve başarılarına göre bölüştürülecektir. Semt içinde her çocuk bir alanda birinci yapılacak. Böylece herkes yarıştan zevk alacak, kendi alanında birinci olacaktır. Bu da çocukları ve gençleri yapabilecekleri mesleklere yönlendirecektir. Herkes bir alanda birinci olacak, o alanda söz onun olacak diğer alanda ise o, başkalarına uyacaktır.Yani herkes her işi yapacak ama bir işte öncü olacaktır. İşte o zaman insanlar bayramları iple çekecektir.
    Evli olmayanlar biraz da zorlanarak evlendirilecek, evlenecek bir erkek veya kız gelecek yıla bırakılmayacak.
    Mesleki dereceler bayramlarda tespit edilecek. Muhasebe defterleri bayramlarda kapanacak. Telif eserler bayramlarda sırlanacaktır.
    Bayramınız mübarek olsun.

    • Çocuklara yönelik ödüllendirme faaliyetleri gayet yerinde. Batı’daki orta-lise yıllarında bu iş evel ezel hep böyle olmaktadır. Her yıl bir önceki yılın başarılı öğrencileri için tören düzenlenir. Bütün aileler akın eder, salonlar dolar. Öğrencilerin oluşturduğu müzik koroları sınıf sınıf gösteri yapar, böylece örene ayrıca renk katar. Ödüllendirmeler 15-20 kategoride gayet ayrıntılı olarak yapılabiliyor. Bu tür faaliyetler gençlerin motivasyonla işlerine/derslerine odaklanmasına vesile olur…. Vakti gelince evlenme konusu da önemli bir konu. Batı’daki bir gözlemim de bu işi özellikle yahudi cemaatlerinin istikrarla yapmış olmaları, pek geciktirmeden ki dinen de en doğrusu bu. Üretkenlik sadece çocuk üretkenliği ile sınırlı kalmamalı, şüphesiz.. Her faydalı konuda randıman başarılarının bayramlarda ödüllendirilmesi daha anlamlı. Bizimkilerin parası olan çoğu dini bayramları deniz kıyısında geçiriyor… Devlet bu işi kolaylaştırıyor, popüler ediyor… Bir kimse tatili hakedip etmediğini de sorgulayabilmeli!..

  6. 1 Ay Ramazanda YALANLA YATIP İFTIRA ILE KALKIP, KIN ve NEFRET ile SAHUR YAPANLARLA bir arada yaşayanlara Allah sabir versin.
    Eskiden sadece kendi ülkesinde inançlarindan dolayi, horlanip hakaret edilerek ötekileştirilen gayri müslülmlere yeni moda Türkiyesinde lidere kayitsiz şartsız biyat etmeyenler eklendi… üstelik bunlar hem terörist hemde vatan haini, yani yaşamaya hakları yok.

    Bir “ÜLKE” düşününki, sadece ve sadece Milleti ötekiliştirip sevmediklerine yaşam hakki tanimayan (0)dan başlayıp karun gibi zengin olanlari ALKIŞLAYANLARIN vatani olan bir ülkeke yaratanlar eminim Huzurlu ve mutlul bir Ramazan geçirip Huşu ile BAYRAN EDIYORLARDIR.onlara yazacak iyi bir kelime bilmiyorum…

    En sonunda milletin bir ay ramazaninide politikaya alet edenlerin rağbet gördüğu bir ülkede neyi kutlaya bilirsiniz?
    Ramazanin bereketinimi?
    Yoksa Bariş ve sevgi günleri olan Bayram günlerinde Al bayreklara sarili gelen şehitlerin ve Yollari kan gölüne çeviren trafik canavarinin aldiği canlarinmi bayramlarini kutluyacağiz.

    Dünyamizin her günü barıştan ve huzurdan yana olanlar için inşallah Bayram günleri gibi huzulu olur.

    Yüceler yücesi Yaraticimizdan, Yazarimiz ve okurlarinin aileleri ile birlikte bayramlarini huzurlu, ömurlerinide mutlu geçirmelerini niyaz ederim.
    Her gününüz bayram olur InşAllah.

  7. 1) Dava: Şair “Dava tek; ölmemek!” demiş. Sihirli bir kelimedir dava. Ne olduğu da pek belli değildir. Şu gözlem “dava” konusunu anlamada zihin açıcı: “12 Eylül öncesi gençleri namlunun ucuna sürenler darbeden sonra ortalıktan toz oldular!”
    2) Düşünce: Düşünmek bizde makbul değildir. Çünkü düşünen insan aklını kullanır ve sorgular. Düşünen insanı kandırmak kolay değildir. Düşünen bir toplumda “Şu ayetleri tenasül uzvuna okuyan kişi ebediyen iktidarsızlık görmez, başı asla öne eğilmez, ömrü billah başı dik gezer. Çok güçlü olacağından ölünceye kadar hiçbir itirazla karşılaşmaz, kimsenin itirazı onu aciz bırakamaz” gibi laflar eden şarlatanlar prim yapamazlar. Saraylarda, televizyon kanallarında “alim” diye ağırlanmazlar.
    3) Bayram: “1480’e gelindiğinde matbaa makineleri Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya, Macaristan ve Polonya’nın başlıca kentlerinin tümünde başarıyla yer edinmişti. 1500 yılına gelindiğinde bu matbaalarda 40.000 farklı kitaptan 6-15 milyon basılmıştı. (…) 16. yüzyılın rakamları daha da inanılmazdır. Sırf İngiltere’de 10.000 farklı kitap basıldı ve 80 milyonu bile bulmayan Avrupa nüfusu için en az 150 milyon kitap piyasaya çıktı. Basılı eserlerin böyle yoğun bir biçimde dağıtımının sonucunda toplumu tepeden tabana etkileyecek bir bilgi ve iletişim devrimi yaşandı. Kitapların dağıtılmasındaki hız ve dağıtılan kitapların sayısı matbaa makinelerinden çıkan çok çeşitli malzemeyi tüketmeye can atan yepyeni okuyucu toplulukları yarattı. Matbaa ürünü eserlerin kolay erişilebilirliği ve fiyatlarının düşük olması aynı zamanda o ana kadar hiç görülmedik oranlarda insanın kitaplara erişebilmesi anlamına geliyordu.” (Jerry Brotton, Rönesans s. 69)
    16. yüzyılda Osmanlı’da kitap basılmıyordu. Müslüman Türklerin kitap diye bir talebi, yöneticilerin de kitap diye bir derdi ve meselesi yoktu. Vay kitapsızlar vay! Kitapsızlığın bedeli ağır oldu… Kitap okumak bizde mekruh sayılmıştır. Mehmed Zahit Kotku adında bir adam Cihad adlı bir “kitap” yazmıştır. Kitabın kapağında kılıç resmi var. Kapak yazısında ise gençler okuyup yazmaktan men ediliyor, asıp kesmeye davet ediliyor… Günümüzde ülkemizde çok şükür bol miktarda kitap basılıyor. Ve tabii internet var… Bu iletişim ve etkileşim dünyasında yobazlık uzun ömürlü olamaz. Ümitli olmamak için sebep yok. Ramazan bayramımız kutlu ve hayırlara vesile olsun.

  8. Gonullerin kırık,kalplerin kırık,umudun ve ümidin her geçen gün yok olduğu ,annesiz babasiz çocukların garib, yetim ,öksüz kaldığı ,anne babaların yavrularindan koparildigi,filler guresirken çimenlerin çiğnendiği,insanların ,insanlığın sanki birşey yokmuscasina bayram ettiği bugünlerde bayramsa bayramınız mübarek olsun.

  9. Bayramda küskünlerin barışması Islamin emri ama bu emri uygulayan yok. Ulke fikrî olarak bölünmüş durumda. Umarim birileri çıkar da aralari bulur. Mevlam ülkemize ve islâm alemine akil fikir birlik ve beraberlik versin. Sizlere çok iş düşüyor Fehmi Bey. Bayraminiz mübarek olsun. Selâm ve saygilarimla. Ramazan

  10. “Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” Peygamberimiz(sav)

    “Girmeden bir millete tefrika, düşman giremez, Toplu vurdukça gönüller, onu top sindiremez. Sen, ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır. Milletler için, işte kıyamet o zamandır”
    (M.Akif)

    2011-2012 yılları…. Mısır’da Mursi, İran’da Ahmedi Nejad ve Türkiye üçlüsü… yakınlaşmalar ziyaretler sıklaşıyor dostluklar artıyor…sonra bi bakmışsınız Mısır darbesi, Gezi olayları, İran la nükleer anlaşma iptalı…ve tam ortaya Kocaman Suriye sorunu konuluvermiş… Deaş veya işid örgütü kurulmuş… bu şerefsiz örgütün hiç israille sorunu yok..Demokrasi mücahidi ABD hoop orda tam ortaya yerleşivermiş bi bakmışız pyd pkk devleti….Hiçççç sesi çıkmıyor o zamandan bu zamana İsrail in… çok sessiz kılını kıpırtatmıyor gibi görünüyor… etrafını yangın yerine çevirmiş bunu da Abd eliyle yapıyor… Kudüs ü başkent ilan etmiş Golon tepelerini ele geçirmiş etrafında ses çıkarabilecekler kendi içiyle darmadumam olmuş….Adamlar çalışıyor mu desem, bizlerin öngörüsüzlüğü mü desem, acizliğimiz mi desem, müslüman dünyasının paraparça oluşumu desem…
    Zaten ülkem paraparça birlik beraberlik kimsenin umrunda değil…olsun beya seviyorum bu insanları ve memleketimi…
    Herkesin Ramazan Bayramı mübarek olsun…

  11. Gaye ile vesileyi araçla amacı yer değiştirmek ne vahim sonuçlar. Araba araç amaç İstanbula vasıl olmak İstanbula geldiğinde araçtan inmemek ne kadar gülünç. Parti araç devlet yönetimine geldikten sonra var gücünle partiye çalışmak arabadan inmemek demek particilik güçlendirilirse devlet kaybedilir devlet güçlendirilirse hem parti hem devletin ömrü uzar. Daha önce otobüs deviren Devlet muavininden bir an önce ayrılmalı

    • Adını ve soyadını yazmış
      Anlaşılan yukarılardan bir koltuk veya beklentisi var
      Muhalif durumda olanlardan bir tanesi bile ismini yazamıyor
      Bu bizim demokrasimizin özgür düşüncemizin ne kadar ileri düzeyde olduğunu gösteriyor
      Yazık ki ne yazık
      Ayrıca daha düzgün seviyeli yorum yapabilirdin
      Rabbim ıslah eylesin

      • İyi sallamışsın ama tutturamadın ne yazık ki! Evet adımı soyadımı yazıyorum çünkü kimseden bir beklentim yok. Rumuz kullanan ödleklerden de hiç değilim ve şu anki yürütmenin başında olanların icraatlarından da hiç memnun değilim. Geçenlerde sizin gibi biri için yazmıştım; sayın yazarı en az yirmi yıldır okurum ve bu kadar savrulduğunu görmek beni üzüyor. Bir zamanlar hergün okuduğumu ama bugünlerde arasıra okuduğumu söylemiştim. Yakında tamamen sizin gibi ariflere bırakacağım herhalde.
        62 yaşında emekli biriyim.
        İkbal korkunuz olduğu için mi rumuz kullanıyorsunuz?

        • Savrulan Fehmi Koru veya bizler değiliz. İnsanoğlunun eskiden inandığı herşey doğru olsaydı Peygamberlere ne lüzum vardı ? Yaşayarak görüyoruz ki doğru olduğunu sandığımız bazı şeyler öyle değilmiş. Bizler de yanlışlardan uzaklaşmaya çalışıyoruz. Caiz olan da budur.

  12. Fehmi Bey’in söylediğini farklı sözcüklerle yinelemek ne kadar anlmalı olacak, bilemiyorum, ama onun ve diğer yorumcu arkadaşların sözlerine ben de kendi sözlerimle katılmış olayım: Yaşadığımız topraklarda bir diğerimizin inancına, kültürel değerlerine, etnik kökenine kem gözlerle baktıkça ve bizden şu ya da bu nedenle farklı görünen kendi insanlarımızı kendi varlığımıza yönelik bir tehdit olarak algıladıkça, çocuklarımıza ve torunlarımıza bugünden farklı bir Türkiye bırakamayacağımız çok açık.

    Eğer bayramınmız böyle bir sağduyulu bakışa yaklaştırabliyorsa bizleri, her günü bu anlamda bir bayram günü kılmak hepimizin ahlaki görevi ve sorumluluğu olmalı.

    Ülkemin dindarlarına, laiklerine, ülkücülerine, siyasal İslamcılarına, solcu ve sosyalistlerine, bu topraklarda yaşamaya en az bizler kadar hak sahibi olan Kürt, Ermeni, Rum kardeşlerime kucak dolusu sevgiler -ve bu bayramı sevdiklerinden uzak, cezaevinin -benim de birden çok kez yaşayarak tanık olduğum- insan ruhunu boğan atmosferinde geçirmek zorunda bırakılmış onbinlerce masum insanımıza sabır, umut ve bizleri bağışlama yüceliği diliyorum.

    Üzdükçe üzüleceğiz. Gülümsettkçe gülümseyebileceğiz.

    Aslında pek çoğumuz biliyoruz bunu, ama yapamıyoruz.

    Ne mutlu bu dünyanın faniliğinin gerçekten farkında olup farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görüp kendini düşmansı duygulardan uzak tutabilen insanlara.

    Ayrılık vakti gelip çattığında, insanların arkamızdan “İyi insandı, insanların ve insanlığın iyiliğini istedi. . .” diyebilmelerine fırsat verelim. . .

  13. Bugün bayram bayramın ne anlama geldiğini islam dinine göre baktığımızda paylaşmak kaynaşmak gönül almak olarak yaşamış ecdadımız . Ama büğün bakıyorum televizyon haberlerinde otellerin doluluğundan tatilcilerin çokluğundan bahsediliyor . Bayramın tam tersi görüntü sokaklarda yaşanıyor . Yaşlılar yalnız garibanlar gine yalnız bu bayramın tam tersi bir görüntü tam buna yönelik yazı yazmışsınız Fehmi abi .Kendi düşüncelerime göre gerçekten bunu anlamak zor bunun sebebi ne olabilir? Bu sorunun cevabını bulamıyorum o yüce dinimizde desek asla öyle bir şey olamaz islam dini nemelazımcı bir din değildir herkesin sorumluluk taşıdığı herkesin birbirinden sorumlu olduğu komşu komşunun malına mirasçı olacak kadar yakın olduğu bir dindir. Geçmişte çok ğüzel günler yaşatmış . Bir tane örnek vereyim İstanbul da nişantaşı denilen yer ahçası olanlar oraya koyup ihtiyacı olanların aldığı bir zamanı yaşamak gerçekten mükemmel bir şey o zaman bu huzursuzluğun sebebini anlamak zor görünüyor .Yalnız ne diyelim bize bu çağda yaşamak düşmüş bilmem mevlam ne eyler ne eylerse güzel eyler. Buna da şükür diyoruz .Herkese hayırlı bayramlar .

  14. Bütün ülke adına bir kişi düşünsün diyen bu toplum ,yapmış olduğu yanlış tercih sonucu Partili Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçlarını yaşıyor.Ne zamanki toplum istişareyi ön plana alan fikirlere değer veren bir siyasi düşünce ile bir yönetim biçimini uygularsa o zaman bir şeyler değişir.Acaba Cumhurbaşkanımızda bu istişare heyetini bu yüzden mi kurdu ? diye düşünmek istiyorum.Acaba çokmu iyi niyetli düşünüyorum.Tüm kardeşlerimin ve yazarımızın Mübarek Ramazan Bayramını tebrik ediyorum.

  15. Sayın koru 40 haneli bir köyde bayram namazı sonrası muhtarlik seçimini kazanamadim diye küskünler hemen uzaklaştı kalanlarla bayramlaşmamızı yaptık herkesin bayramı mübarek olsun

  16. Fehmi bey,çok güzel tespitler içeren her satırında anlam dolu,yaşadığımız sıkıntıların tercümanı olan bir yazı olmuş,ruhunuza sağlık…Allah razı olsun…Üstüne ne söylenebilir ki;düşünsek,muhasebemizi yapsak,İslamın istediği kardeşlik köprülerinin yollarını kurmaya çalışsak artık…Ben de bu bayramı,bayramları bayram gibi yaşayacağımız zamanlara vesile kılmasını Rabbimizden niyaz ediyor ve herkesin bayramını tebrik ediyorum.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here